Tekel hakkı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/5828 E. 2024/2284 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tekel hakkı↗ erişimin engellenmesi↗ trafik kazası↗ sigorta tazminatı↗ şirket merkezi mahkemesi↗ ticari defter ve kayıtlar↗ haksız eylem↗ feri müdahil↗ münhasırlık↗ ara karar↗ sigorta sözleşmesi↗ kesin süre↗ muvafakat↗ fer'i müdahil↗ ticari defter↗ ticaret sicili↗ esastan ret↗ terkin↗ yetkisizlik kararı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ ilan↗ cy/cy kaydı↗ hasar↗ haksız rekabet↗ yükleten (shipper)↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/1015 E., 2020/333 K.
Taraflar arasındaki haksız eylemin tespiti ve haksız rekabetin önlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle uygulanması gereken 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 3156 sayılı Kanun ile değişik 438 inci maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin merkezi Ankara ilinde bulunan, 24.05.2018 tarihinde Eskişehir Ticaret Odasına kayıt olarak Eskişehir ilinde de faaliyetini sürdürmeye başlayan bir danışmanlık şirketi olduğunu, davalı tarafından sürdürülen faaliyetlerin büyük bir kısmının münhasıran avukatların yapabileceği iş ve işlemler kapsamında olduğunu, bu nedenle yapılan işlemlerin hukuka aykırı bulunduğunu, ayrıca davalının ofisinin bulunduğu binanın giriş katına ve pencere altlarına "Azaflı Hukuk-Hasar ve Kaza Danışmanlık Bürosu" yazan tabelalar astığını, böylelikle öncelikle ofisine bir avukatlık ofisi görüntüsü vererek vatandaşları yanılttığını, ancak ofis içerisinde herhangi bir avukatın faaliyet yapmadığını, trafik kazası yapan kişiler hayatta ise onlarla, eğer ölümlü kaza ise yakınlarıyla iletişime geçerek sigorta şirketinden 45-60 gün içerisinde para alabileceklerini, bu kapsamda kendilerine ve birlikte çalıştıkları avukatlara vekâlet verilmesi gerektiğini belirterek mağdurlardan vekâletname aldıklarını, davalı şirketin bu eylemlerinin 1136 sayılı Avukatlık Kanunu (1136 sayılı Kanun) 35. maddesine aykırı bulunduğunu ve bu faaliyetlerinin haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, haksız rekabetin tespitini, önlenmesini, davalı şirket ana sözleşmesinin konu ve amaçları arasında yer alan 1136 sayılı Kanun 35 inci maddesine aykırı olan tüm ibarelerin ana sözleşmeden çıkarılmasını, davalı şirketin avukatlık tekeline aykırı olan reklam ve yayınlarının yasaklanarak facebook ve twitter hesaplarına ve internet sitesine olan erişimin engellenmesini, eğer bu mümkün olmayacaksa yayın ve paylaşımlarının tekel hakkını ihlal etmeyerek ve haksız rekabete yol açmayacak şekilde düzeltilmesini ve hükmün ilanını talep ve dava etmiştir.
Feri müdahil vekili müdahale dilekçesinde özetle; davacı ... tarafından merkezi Ankara'da bulunan Azaflı Hasar Danışmanlık Ltd. Şti.'nin Eskişehir Şubesi üzerinden yürütülen faaliyetleri 1136 sayılı Kanun 35 inci maddesi ile avukatlara verilen tekel hakkını ihlal ettiğinden bahisle şirket faaliyetlerinin haksız rekabete yol açtığının tespiti, haksız rekabetin önlenmesi ve davalı şirketin aynı yasaya aykırılık teşkil eden faaliyetlerinin ana sözleşmeden çıkarılması, şirketin sosyal medya ve internet yayınlarının haksız rekabet yaratmayacak şekilde düzeltilmesi ile hükmün 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 59 uncu maddesince ilan edilmesi talebiyle açılan davaya müdahale taleplerinin olduğunu, merkezi Ankara'da olan davalı şirketin Avukatlık Kanunu'na aykırı olan ve bu dava konusu faaliyetlerine ilişkin verilecek kararının kendilerini de doğrudan ilgilendirmesi nedeniyle davacı yanında davaya müdahil olmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin 12.02.2018 tarihinde kurulduğunu, kuruluşu, amaç ve konuları ile diğer hususların 15.02.2018 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, söz konusu ilanın 3 no.lu bendinde görüleceği üzere şirketin amaç ve konu kısmında davalı şirketin iştigal konusunun sadece hasar danışmanlığı olmadığını, ayrıca inşaat ve çiçekçilik alanında da faaliyet gösterdiğinin sicile tescil edildiğini, dolayısıyla daha çok hasar danışmanlığı yapan davalı şirketin tek iştigal konusunun bu olmadığını, davalı şirketin ana sözleşmesinde de görüleceği üzere sigorta sözleşmeleri kapsamında meydana gelen hasarların tasfiyesi hususunda gerçek ve tüzel kişiler ile sigorta şirketlerine danışmanlık hizmeti verdiğini, davalı şirketin yaptığı işlerin hiçbiri ne avukatların ne de baronun iştigal alanı içerisinde olmadığını, avukatların yaptığı işlerin hiçbirini davalı şirketin yasalar gereği yapmadığını ve böyle bir yetkisinin de bulunmadığını, ayrıca şirketin bünyesinde avukatların da olduğunu, hasar danışmanlık ve hukuki yardım verilen avukatların yaptığı işlerin birbirinden ayrı olduğunu, hal böyle iken baroya kaydı gerektirmeyen bir danışmanlık faaliyeti olan hasar danışmanlığı faaliyetinin davacının iddia ettiği şekilde hukuka aykırı olmadığını, Türkiye genelinde bu şekilde faaliyet yürüten bir çok şirket bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirkete ait internet sitesindeki, facebook ve twitter hesaplarındaki açıklama, bilgilendirme ve reklam mahiyetindeki yazıların, davalı şirketin faaliyet alanı olan kaza ve hasar hususlarına ilişkin danışma niteliğini aşıp, 1136 sayılı Kanun 35 inci maddesine göre avukatlara ait olduğu belirtilen nitelikte hukuki, hukuki hizmet vermeye ilişkin açıklamalar ve bu nitelikteki reklamları içerdiği, yine celp edilen vekâletnamelerden, farklı illerde bulunan kişilerin davalı şirketle birlikte, şirket ortağı avukata birlikte vekâlet verdiği, dolayısıyla davalı şirketin üçüncü kişileri, ortağı olan avukata yönlendirdiği, dolayısıyla davalı şirketin 1136 sayılı Kanun 35 inci mddesinde belirtilen tekel hakkına aykırı faaliyette bulunduğu, bu faaliyetlerin haksız rekabete yol açtığı, ayrıca davalı şirketin sigorta tazminatlarının tahsili yönünde yaptığı aracılık faaliyetlerinin yargılama sırasında yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 57 nci maddesi ile 5684 sayılı Kanunun eklenen ek 6 ncı maddesine açıkça aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirketin 1136 sayılı Kanun 35 inci maddesinde belirtilen tekel hakkına aykırı faaliyette bulunduğunun ve bu faaliyetlerin haksız rekabete yol açtığının tespiti ile haksız rekabetin önlenmesine, davalı şirket ana sözleşmesinin konu ve amaçlarında yer alan 1136 sayılı Kanun'un 35 inci maddesine aykırı olan tüm ibarelerin ana sözleşmeden çıkarılmasına, davalı şirketin haksız rekabet teşkil eden internet sitesindeki facebook ve twitter hesaplarındaki yayın ve paylaşımlarının kaldırılmasına, 6102 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesi uyarınca hükmün ulusal bir gazetede ilanına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece tanıkların bildirilmesinin istenilmesi üzerine tanıklarını bildirdiklerini, ancak tanıkların dinlenip dinlenmeyeceği yönünde bir ara karar oluşturulmadan davanın kabulüne karar verildiğini, ayrıca verilen kesin süreden sonra bildirilen delillerin, muvafakatları olmamasına rağmen dikkate alındığını, müvekkilinin daha çok hasar danışmalığı yaptığını ancak tek faaliyet konusununda bu olmadığını, müvekkilinin ana sözleşmesinden de görüleceği üzere, sigorta sözleşmeleri kapsamında meydana gelen hasarların tasfiyesi hususunda gerçek ve tüzel kişiler ile sigorta şirketlerine danışmanlık hizmeti verdiğini, müvekkili şirketin yaptığı işlerin hiç birinin ne avukatların ne de baronun iştigal alanında bulunmadığını, müvekkilinin hukuki danışmanlık yapmadığını, hem müvekkilinin bulunduğu Eskişehir'de hem de ülkemizin bir çok yerinde aynı işi yapan çok sayıda şirket olduğunu, mahkemece alınan bilirkişi raporunda müvekkilinin yaptığı işlerin yasa gereği avukatlara ait kabul edilen işlem ve faaliyetlere ilişkin olduğu yönünde şüpheden uzak somut bir verinin bulunmadığını, ayrıca celp edilen vekâletnamelerde sadece müvekkili şirkete değil birçok avukata vekâletname verildiğini bu durumun müvekkilinin avukatlık mesleği ile bir bağlantısının bulunmadığının kanıtı olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 1136 sayılı Kanun'un "Yalnız avukatların yapabileceği işler" başlıklı 35 inci maddesi düzenlemesinin haiz olduğu, Türk hukuk sisteminde hukuki konularda danışmanlık şirketi kurulmasına olanak bulunmadığı, somut olayda davalı şirketin faaliyetlerinin kaza ve hasar hususlarına ilişkin danışma niteliğini aşıp kanun gereğince avukatlara özgülenen hukuki danışmanlık mahiyetinde bulunduğunun tüm dosya kapsamından anlaşıldığı, davalı şirketin tabelasında dahi "Azaflı Hukuk-Hasar ve Kaza Danışmanlık Bürosu" ibaresinin yer aldığı, davalının bu eylemlerinin 6102 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinin birinci fıkrasının (a-(3) bendi maddesi uyarınca haksız rekabet teşkil ettiği, nitekim benzer bir uyuşmazlıkta Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.04.015 tarih, 2015/219 E. ve 2015/4572 K. sayılı ilamında da aynı sonuçlara varıldığı, diğer taraftan davacı tarafça dosya kapsamına sunulan tüm delillerin kesin sürede sunulduğu, İlk Derece Mahkemesince tanık dinlenmemesinde de bir isabetsizlik bulunmadığı, kaldı ki 01.09.2019 tarihli celse de davalı vekilinin tanık dinlenmesi talebinin mahkemenin takdirinde olduğu aksi halde tanıkların dinlenmesini talep etmediklerini beyan ettiği, öte yandan davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için talimat yolu ile alınan bilirkişi raporunda incelenen defter ve kayıtlarına göre davalı tarafça verilen hizmetin niteliğinin anlaşılamadığı yönünde tespitlerin bulunduğu, yasa gereği hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir hükmü gereğince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, haksız eylemin tespiti, önlenmesi ve durdurulması ile ticaret sicilinde unvan kaydı bulunması halinde terkini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.1136 sayılı Avukatlık Kanunu 35 inci maddesi.
3.6102 sayılı Kanun'un 55 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Haksız rekabetin tespiti | Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/7503 E. 2024/3994 K.
Ortak:tekel hakkı · erişimin engellenmesi · sigorta tazminatı · münhasırlık · yetkisizlik kararı · ilan · cy/cy kaydı · hasar
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı «şirketin merkezi» Ankara ilinde bulunan, 24.05.2018 tarihinde Eskişehir Ticaret Odasına kayıt olarak Eskişehir ilinde de faaliyetini sürdürmeye başlayan bir danışmanlık şirketi olduğunu, davalı tarafından sürdürülen faaliyetlerin büyük bir kısmının «münhasıran» avukatların yapabileceği iş ve işlemler kapsamında olduğunu, bu nedenle yapılan işlemlerin hukuka aykırı bulunduğunu, ayrıca davalının ofisinin bulunduğu binanın giriş katına ve pencere altlarına "Azaflı Hukuk-Hasar ve Kaza Danışmanlık Bürosu" yazan tabelalar astığını, böylelikle öncelikle ofisine bir avukatlık ofisi görüntüsü vererek vatandaşları yanılttığını, ancak ofis içerisinde herhangi bir avukatın faaliyet yapmadığını, «trafik kazası» yapan kişiler hayatta ise onlarla, eğer ölümlü kaza ise yakınlarıyla iletişime geçerek sigorta şirketinden 45-60 gün içerisinde para alabileceklerini, bu kapsamda kendilerine ve birlikte çalıştıkları avukatlara vekâlet verilmesi gerektiğini belirterek mağdurlardan vekâletname aldıklarını, davalı şirketin bu eylemlerinin 1136 sayılı Avukatlık Kanunu (1136 sayılı Kanun) 35. maddesine aykırı bulunduğunu ve bu faaliyetlerinin «haksız rekabet» oluşturduğunu ileri sürerek, haksız rekabetin tespitini, önlenmesini, davalı şirket ana sözleşmesinin konu ve amaçları arasında yer alan 1136 sayılı Kanun 35 inci maddesine aykırı olan tüm ibarelerin ana sözleşmeden çıkarılmasını, davalı şirketin avukatlık tekeline aykırı olan reklam ve yayınlarının yasaklanarak facebook ve twitter hesaplarına ve internet sitesine olan «erişimin engellenmesini», eğer bu mümkün olmayacaksa yayın ve paylaşımlarının «tekel hakkını» ihlal etmeyerek ve haksız rekabete yol açmayacak şekilde düzeltilmesini ve hükmün «ilanını» talep ve dava etmiştir.
… i cevap dilekçesinde; davalı şirketin 12.02.2018 tarihinde kurulduğunu, kuruluşu, amaç ve konuları ile diğer hususların 15.02.2018 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde «ilan» edildiğini, söz konusu ilanın 3 no.lu bendinde görüleceği üzere şirketin amaç ve konu kısmında davalı şirketin iştigal konusunun sadece «hasar» danışmanlığı olmadığını, ayrıca inşaat ve çiçekçilik alanında da faaliyet gösterdiğinin sicile tescil edildiğini, dolayısıyla daha çok hasar danışmanlığı yapan davalı şirketin tek iştigal konusunun bu olmadığını, davalı şirketin ana sözleşmesinde de görüleceği üzere «sigorta sözleşmeleri» kapsamında meydana gelen hasarların tasfiyesi hususunda gerçek ve tüzel kişiler ile sigorta şirketlerine danışmanlık hizmeti verdiğini, davalı şirketin yaptığı işlerin hiçbiri ne avukatların ne de baronun iştigal alanı içerisinde olmadığını, avukatların yaptığı işlerin hiçbirini davalı şirketin yasalar gereği yapmadığını ve böyle bir «yetkisinin» de bulunmadığını, ayrıca şirketin bünyesinde avukatların da olduğunu, hasar danışmanlık ve hukuki yardım verilen avukatların yaptığı işlerin birbirinden ayrı olduğunu, hal böyle iken baroya «kaydı» gerektirmeyen bir danışmanlık faaliyeti olan hasar danışmanlığı faaliyetinin davacının iddia ettiği şekilde hukuka aykırı olmadığını, Türkiye genelinde bu şekilde …
… ait internet sitesindeki, facebook ve twitter hesaplarındaki açıklama, bilgilendirme ve reklam mahiyetindeki yazıların, davalı şirketin faaliyet alanı olan kaza ve «hasar» hususlarına ilişkin danışma niteliğini aşıp, 1136 sayılı Kanun 35 inci maddesine göre avukatlara ait olduğu belirtilen nitelikte hukuki, hukuki hizmet vermeye ilişkin açıklamalar ve bu nitelikteki reklamları içerdiği, yine celp edilen vekâletnamelerden, farklı illerde bulunan kişilerin davalı şirketle birlikte, şirket ortağı avukata birlikte vekâlet verdiği, dolayısıyla davalı şirketin üçüncü kişileri, ortağı olan avukata yönlendirdiği, dolayısıyla davalı şirketin 1136 sayılı Kanun 35 inci mddesinde belirtilen «tekel hakkına» aykırı faaliyette bulunduğu, bu faaliyetlerin «haksız rekabete» yol açtığı, ayrıca davalı şirketin «sigorta tazminatlarının» tahsili yönünde yaptığı aracılık faaliyetlerinin yargılama sırasında yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 57 nci maddesi ile 5684 sayılı Kanunun eklenen ek 6 ncı maddesine açıkça aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirketin 1136 sayılı Kanun 35 inci maddesinde belirtilen tekel hakkına aykırı faaliyette bulunduğunun ve bu faaliyetlerin haksız rekabete yol açtığının tespiti ile haksız rekabetin önlenmesine, davalı şirket ana sözleşmesinin konu ve amaçlarında yer alan 1136 sayılı Kanun'un 35 inci maddesine aykırı olan tüm ibarelerin ana sözleşmeden çıkarılmasına, davalı şirketin haksız rekabet teşkil eden internet sitesindeki facebook ve twitter hesaplarındaki yayın ve paylaşımlarının kaldırılmasına, 6102 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesi uyarınca hükmün ulusal bir gazetede «ilanına» karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde,davalı şirketin «hasar» danışmanlığı adı altında hukuki danışmanlık ve diğer hukuki girişimleri yaptığını, diğer davalının, davalı şirketin batı anadolu bölge müdürü olduğunu, davalı tarafından sürdürülen faaliyetlerin büyük bir kısmının avukatların yapabileceği iş ve işlemler kapsamında bulunduğunu, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun (1136 sayılı Kanun) 35 inci maddesi uyarınca "Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, «hakem» veya yargı «yetkisini» haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemler takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatlara aittir" şeklinde «emredici» hüküm olduğunu, ancak davalı şirketin hukuki meseleler hakkında danışmanlık ve neticelendirme vaadi ile vatandaşla iletişime geçerek danışmanlık hizmeti verdiğini ve vekâletname aldığını, ayrıca davalı tarafça ortada dava açmayı gerektirecek bir husus bulunduğunda anlaşmalı oldukları avukatlar için vatandaşlardan vekâletname alarak bu avukatlara davalar açtırdığını, bu durumun da hukuka aykırı olduğunu ve davalı şirketin faaliyetlerini duyurmak amacıyla yazılı ve görsel basın aracılığı ile reklam yaptığını ve buradan vatandaşlara ulaştığını, resmi internet sitesinin www.dostelihasar.com.tr. olduğunu, tüm bu nedenlerde dolayı da davalı şirketin ve diğer davalının 1136 sayılı Kanun'un 35 inci maddesinde belirtilen tekel hakkında aykırı faaliyetlerde bulunduğunun ve bu faaliyetlerinin «haksız rekabete» yol açtığının tespitine, haksız rekabetin önlenmesine, davalı şirketin ana sözleşmesinin konu ve amaçları arasında yer alan kanuna aykırı olan tüm ibarelerin ana sözleşmeden çıkarılmasına, davalıların avukatlık tekeline aykırı olan reklam ve yayınlarının yasaklanmasını ve çeşitli internet sitelerine «erişimin engellenmesine» veya haksız rekabete yol açmayacak şekilde düzeltilmesine ve bu bu hükmün gazetede «ilan» edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
… n kararı ile, 1136 sayılı Kanun'un 35 inci maddesi ile yönetmeliğin 14 üncü maddesi gereğince, yasal işlerde ve hukuki konularda görüş bildirme, mahkemeler ve yargı «yetkisine» sahip organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etme, savunma ve bir kısım adli işlemleri takip etmek bakımından «yetkinin» «münhasıran» avukatlara ait olduğu düzenlenmiş olup,1136 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesi ile de bu yetkilerin kullanılmasının açık biçimde suç olarak düzenlendiği, 48 inci maddesi kapsamında herhangi bir çıkar karşılığında avukata iş getirmeye aracılık eden ve aracı kullanan avukatların hapis cezası ile cezalandırılacağının da düzenlendiği, Türk Hukuk düzeninde 1136 sayılı Kanun'un bu hükümleri kapsamında hukuki konular itibariyle danışmanlık şirketlerinin kurulmasına olanak bulunmadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 55 inci maddesinde kendisi ve «ticari işletmesi» hakkında gerçek dışı veya «yanıltıcı açıklamalarda» bulunmanın veya aynı yollarla 3. kişiyi rekabette öne geçirmenin bu davranışlardan sayıldığı, devamındaki düzenlemeler itibariyle bakıldığında ticari uygulamalar itibariyle gerçeğe aykırı yanıltıcı her türlü davranışın «dürüstlük kuralına» aykırı davranış olarak tanımlandığı, davalı şirketin «üçüncü kişi» sigortalıların «hasarlarının» tazminine ilişkin sigorta şirketleri üçüncü kişiler adına başvurularda bulunup, zararın tazminini sağladığı, davalı şirketin bu şekilde hizmet verdiğinin aynı zamanda davalı adına bu faaliyetleri yürüten diğer davalı ... tarafından açıkça beyan edildiği, yine davalı şirkete ait internet sitesindeki açıklama, bilgilendirme ve reklam mahiyetindeki yazıların, davalı şirketin faaliyet alanı olan kaza ve hasar hususlarına ilişkin danışma niteliğini aşıp, 1136 sayılı Kanun'un 35 inci maddeye göre avukatlara ait olduğu belirtilen nitelikte hukuki açıklama, hukuki hizmet vermeye ilişkin açıklamalar ve bu nitelikteki reklamları içerdiği, dolayısıyla davalı şirketin maddede belirtilen «tekel hakkına» aykırı faaliyette bulunduğu ve bu faaliyetlerin «haksız rekabete» yol açtığı, diğer davalı gerçek kişinin ise davalı şirket adına bu faaliyetleri yürütmekte olduğu gerekçesi ile ...
Kâr'ın yüzde 50'lik kısmına ilişkin ben de davalıya «fatura» kestikten sonra davalı bu %50 'lik kar payını bana ödüyordu.." şeklinde beyanda bulunduğunu, mahkeme içi «ikrar» ile davalı yan bağlı olduğundan açık olarak kendi adına olan vergi «kaydı» ile müştereken davalı şirketle birlikte bu faaliyetlerin gerçekleştirildiğinin sabit bulunduğunu, davalı ...'in kendi nam ve hesabına diğer davalı şirketle «hasar» danışmanlık faaliyeti adı altında faaliyet verdiğini, «haksız rekabete» yol açtığını ileri sürerek ilk derece mahkemesinin davalı ... yönünden davanın reddine dair verilen kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini is …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yanıltıcı açıklama · ticari işletme · emredici hüküm · hakem kararı · ikrar · üçüncü kişi · dürüstlük kuralı · kaldırma ve yeniden hüküm
Benzer bu kararda… n kararı ile, 1136 sayılı Kanun'un 35 inci maddesi ile yönetmeliğin 14 üncü maddesi gereğince, yasal işlerde ve hukuki konularda görüş bildirme, mahkemeler ve yargı «yetkisine» sahip organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etme, savunma ve bir kısım adli işlemleri takip etmek bakımından «yetkinin» «münhasıran» avukatlara ait olduğu düzenlenmiş olup,1136 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesi ile de bu yetkilerin kullanılmasının açık biçimde suç olarak düzenlendiği, 48 inci maddesi kapsamında herhangi bir çıkar karşılığında avukata iş getirmeye aracılık eden ve aracı kullanan avukatların hapis cezası ile cezalandırılacağının da düzenlendiği, Türk Hukuk düzeninde 1136 sayılı Kanun'un bu hükümleri kapsamında hukuki konular itibariyle danışmanlık şirketlerinin kurulmasına olanak bulunmadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 55 inci maddesinde kendisi ve «ticari işletmesi» hakkında gerçek dışı veya «yanıltıcı açıklamalarda» bulunmanın veya aynı yollarla 3. kişiyi rekabette öne geçirmenin bu davranışlardan sayıldığı, devamındaki düzenlemeler itibariyle bakıldığında ticari uygulamalar itibariyle gerçeğe aykırı yanıltıcı her türlü davranışın «dürüstlük kuralına» aykırı davranış olarak tanımlandığı, davalı şirketin «üçüncü kişi» sigortalıların «hasarlarının» tazminine ilişkin sigorta şirketleri üçüncü kişiler adına başvurularda bulunup, zararın tazminini sağladığı, davalı şirketin bu şekilde hizmet verdiğinin aynı zamanda davalı adına bu faaliyetleri yürüten diğer davalı ... tarafından açıkça beyan edildiği, yine davalı şirkete ait internet sitesindeki açıklama, bilgilendirme ve reklam mahiyetindeki yazıların, davalı şirketin faaliyet alanı olan kaza ve hasar hususlarına ilişkin danışma niteliğini aşıp, 1136 sayılı Kanun'un 35 inci maddeye göre avukatlara ait olduğu belirtilen nitelikte hukuki açıklama, hukuki hizmet vermeye ilişkin açıklamalar ve bu nitelikteki reklamları içerdiği, dolayısıyla davalı şirketin maddede belirtilen «tekel hakkına» aykırı faaliyette bulunduğu ve bu faaliyetlerin «haksız rekabete» yol açtığı, diğer davalı gerçek kişinin ise davalı şirket adına bu faaliyetleri yürütmekte olduğu gerekçesi ile ...
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde,davalı şirketin «hasar» danışmanlığı adı altında hukuki danışmanlık ve diğer hukuki girişimleri yaptığını, diğer davalının, davalı şirketin batı anadolu bölge müdürü olduğunu, davalı tarafından sürdürülen faaliyetlerin büyük bir kısmının avukatların yapabileceği iş ve işlemler kapsamında bulunduğunu, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun (1136 sayılı Kanun) 35 inci maddesi uyarınca "Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, «hakem» veya yargı «yetkisini» haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemler takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatlara aittir" şeklinde «emredici» hüküm olduğunu, ancak davalı şirketin hukuki meseleler hakkında danışmanlık ve neticelendirme vaadi ile vatandaşla iletişime geçerek danışmanlık hizmeti verdiğini ve vekâletname aldığını, ayrıca davalı tarafça ortada dava açmayı gerektirecek bir husus bulunduğunda anlaşmalı oldukları avukatlar için vatandaşlardan vekâletname alarak bu avukatlara davalar açtırdığını, bu durumun da hukuka aykırı olduğunu ve davalı şirketin faaliyetlerini duyurmak amacıyla yazılı ve görsel basın aracılığı ile reklam yaptığını ve buradan vatandaşlara ulaştığını, resmi internet sitesinin www.dostelihasar.com.tr. olduğunu, tüm bu nedenlerde dolayı da davalı şirketin ve diğer davalının 1136 sayılı Kanun'un 35 inci maddesinde belirtilen tekel hakkında aykırı faaliyetlerde bulunduğunun ve bu faaliyetlerinin «haksız rekabete» yol açtığının tespitine, haksız rekabetin önlenmesine, davalı şirketin ana sözleşmesinin konu ve amaçları arasında yer alan kanuna aykırı olan tüm ibarelerin ana sözleşmeden çıkarılmasına, davalıların avukatlık tekeline aykırı olan reklam ve yayınlarının yasaklanmasını ve çeşitli internet sitelerine «erişimin engellenmesine» veya haksız rekabete yol açmayacak şekilde düzeltilmesine ve bu bu hükmün gazetede «ilan» edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalı şirket vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü «kaldırılarak yeniden» esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kâr'ın yüzde 50'lik kısmına ilişkin ben de davalıya «fatura» kestikten sonra davalı bu %50 'lik kar payını bana ödüyordu.." şeklinde beyanda bulunduğunu, mahkeme içi «ikrar» ile davalı yan bağlı olduğundan açık olarak kendi adına olan vergi «kaydı» ile müştereken davalı şirketle birlikte bu faaliyetlerin gerçekleştirildiğinin sabit bulunduğunu, davalı ...'in kendi nam ve hesabına diğer davalı şirketle «hasar» danışmanlık faaliyeti adı altında faaliyet verdiğini, «haksız rekabete» yol açtığını ileri sürerek ilk derece mahkemesinin davalı ... yönünden davanın reddine dair verilen kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini is …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/5828 E. , 2024/2284 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/1387 Esas, 2022/991 Karar
FER'Î MÜDAHİL : Ankara Barosu Başkanlığı vekili Avukat ...
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2018/1015 E., 2020/333 K.
Taraflar arasındaki haksız eylemin tespiti ve haksız rekabetin önlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle uygulanması gereken 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 3156 sayılı Kanun ile değişik 438 inci maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin merkezi Ankara ilinde bulunan, 24.05.2018 tarihinde Eskişehir Ticaret Odasına kayıt olarak Eskişehir ilinde de faaliyetini sürdürmeye başlayan bir danışmanlık şirketi olduğunu, davalı tarafından sürdürülen faaliyetlerin büyük bir kısmının münhasıran avukatların yapabileceği iş ve işlemler kapsamında olduğunu, bu nedenle yapılan işlemlerin hukuka aykırı bulunduğunu, ayrıca davalının ofisinin bulunduğu binanın giriş katına ve pencere altlarına "Azaflı Hukuk-Hasar ve Kaza Danışmanlık Bürosu" yazan tabelalar astığını, böylelikle öncelikle ofisine bir avukatlık ofisi görüntüsü vererek vatandaşları yanılttığını, ancak ofis içerisinde herhangi bir avukatın faaliyet yapmadığını, trafik kazası yapan kişiler hayatta ise onlarla, eğer ölümlü kaza ise yakınlarıyla iletişime geçerek sigorta şirketinden 45-60 gün içerisinde para alabileceklerini, bu kapsamda kendilerine ve birlikte çalıştıkları avukatlara vekâlet verilmesi gerektiğini belirterek mağdurlardan vekâletname aldıklarını, davalı şirketin bu eylemlerinin 1136 sayılı Avukatlık Kanunu (1136 sayılı Kanun) 35.
maddesine aykırı bulunduğunu ve bu faaliyetlerinin haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, haksız rekabetin tespitini, önlenmesini, davalı şirket ana sözleşmesinin konu ve amaçları arasında yer alan 1136 sayılı Kanun 35 inci maddesine aykırı olan tüm ibarelerin ana sözleşmeden çıkarılmasını, davalı şirketin avukatlık tekeline aykırı olan reklam ve yayınlarının yasaklanarak facebook ve twitter hesaplarına ve internet sitesine olan erişimin engellenmesini, eğer bu mümkün olmayacaksa yayın ve paylaşımlarının tekel hakkını ihlal etmeyerek ve haksız rekabete yol açmayacak şekilde düzeltilmesini ve hükmün ilanını talep ve dava etmiştir.
Feri müdahil vekili müdahale dilekçesinde özetle; davacı ... tarafından merkezi Ankara'da bulunan Azaflı Hasar Danışmanlık Ltd. Şti.'nin Eskişehir Şubesi üzerinden yürütülen faaliyetleri 1136 sayılı Kanun 35 inci maddesi ile avukatlara verilen tekel hakkını ihlal ettiğinden bahisle şirket faaliyetlerinin haksız rekabete yol açtığının tespiti, haksız rekabetin önlenmesi ve davalı şirketin aynı yasaya aykırılık teşkil eden faaliyetlerinin ana sözleşmeden çıkarılması, şirketin sosyal medya ve internet yayınlarının haksız rekabet yaratmayacak şekilde düzeltilmesi ile hükmün 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 59 uncu maddesince ilan edilmesi talebiyle açılan davaya müdahale taleplerinin olduğunu, merkezi Ankara'da olan davalı şirketin Avukatlık Kanunu'na aykırı olan ve bu dava konusu faaliyetlerine ilişkin verilecek kararının kendilerini de doğrudan ilgilendirmesi nedeniyle davacı yanında davaya müdahil olmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin 12.02.2018 tarihinde kurulduğunu, kuruluşu, amaç ve konuları ile diğer hususların 15.02.2018 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, söz konusu ilanın 3 no.lu bendinde görüleceği üzere şirketin amaç ve konu kısmında davalı şirketin iştigal konusunun sadece hasar danışmanlığı olmadığını, ayrıca inşaat ve çiçekçilik alanında da faaliyet gösterdiğinin sicile tescil edildiğini, dolayısıyla daha çok hasar danışmanlığı yapan davalı şirketin tek iştigal konusunun bu olmadığını, davalı şirketin ana sözleşmesinde de görüleceği üzere sigorta sözleşmeleri kapsamında meydana gelen hasarların tasfiyesi hususunda gerçek ve tüzel kişiler ile sigorta şirketlerine danışmanlık hizmeti verdiğini, davalı şirketin yaptığı işlerin hiçbiri ne avukatların ne de baronun iştigal alanı içerisinde olmadığını, avukatların yaptığı işlerin hiçbirini davalı şirketin yasalar gereği yapmadığını ve böyle bir yetkisinin de bulunmadığını, ayrıca şirketin bünyesinde avukatların da olduğunu, hasar danışmanlık ve hukuki yardım verilen avukatların yaptığı işlerin birbirinden ayrı olduğunu, hal böyle iken baroya kaydı gerektirmeyen bir danışmanlık faaliyeti olan hasar danışmanlığı faaliyetinin davacının iddia ettiği şekilde hukuka aykırı olmadığını, Türkiye genelinde bu şekilde faaliyet yürüten bir çok şirket bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirkete ait internet sitesindeki, facebook ve twitter hesaplarındaki açıklama, bilgilendirme ve reklam mahiyetindeki yazıların, davalı şirketin faaliyet alanı olan kaza ve hasar hususlarına ilişkin danışma niteliğini aşıp, 1136 sayılı Kanun 35 inci maddesine göre avukatlara ait olduğu belirtilen nitelikte hukuki, hukuki hizmet vermeye ilişkin açıklamalar ve bu nitelikteki reklamları içerdiği, yine celp edilen vekâletnamelerden, farklı illerde bulunan kişilerin davalı şirketle birlikte, şirket ortağı avukata birlikte vekâlet verdiği, dolayısıyla davalı şirketin üçüncü kişileri, ortağı olan avukata yönlendirdiği, dolayısıyla davalı şirketin 1136 sayılı Kanun 35 inci mddesinde belirtilen tekel hakkına aykırı faaliyette bulunduğu, bu faaliyetlerin haksız rekabete yol açtığı, ayrıca davalı şirketin sigorta tazminatlarının tahsili yönünde yaptığı aracılık faaliyetlerinin yargılama sırasında yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 57 nci maddesi ile 5684 sayılı Kanunun eklenen ek 6 ncı maddesine açıkça aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirketin 1136 sayılı Kanun 35 inci maddesinde belirtilen tekel hakkına aykırı faaliyette bulunduğunun ve bu faaliyetlerin haksız rekabete yol açtığının tespiti ile haksız rekabetin önlenmesine, davalı şirket ana sözleşmesinin konu ve amaçlarında yer alan 1136 sayılı Kanun'un 35 inci maddesine aykırı olan tüm ibarelerin ana sözleşmeden çıkarılmasına, davalı şirketin haksız rekabet teşkil eden internet sitesindeki facebook ve twitter hesaplarındaki yayın ve paylaşımlarının kaldırılmasına, 6102 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesi uyarınca hükmün ulusal bir gazetede ilanına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece tanıkların bildirilmesinin istenilmesi üzerine tanıklarını bildirdiklerini, ancak tanıkların dinlenip dinlenmeyeceği yönünde bir ara karar oluşturulmadan davanın kabulüne karar verildiğini, ayrıca verilen kesin süreden sonra bildirilen delillerin, muvafakatları olmamasına rağmen dikkate alındığını, müvekkilinin daha çok hasar danışmalığı yaptığını ancak tek faaliyet konusununda bu olmadığını, müvekkilinin ana sözleşmesinden de görüleceği üzere, sigorta sözleşmeleri kapsamında meydana gelen hasarların tasfiyesi hususunda gerçek ve tüzel kişiler ile sigorta şirketlerine danışmanlık hizmeti verdiğini, müvekkili şirketin yaptığı işlerin hiç birinin ne avukatların ne de baronun iştigal alanında bulunmadığını, müvekkilinin hukuki danışmanlık yapmadığını, hem müvekkilinin bulunduğu Eskişehir'de hem de ülkemizin bir çok yerinde aynı işi yapan çok sayıda şirket olduğunu, mahkemece alınan bilirkişi raporunda müvekkilinin yaptığı işlerin yasa gereği avukatlara ait kabul edilen işlem ve faaliyetlere ilişkin olduğu yönünde şüpheden uzak somut bir verinin bulunmadığını, ayrıca celp edilen vekâletnamelerde sadece müvekkili şirkete değil birçok avukata vekâletname verildiğini bu durumun müvekkilinin avukatlık mesleği ile bir bağlantısının bulunmadığının kanıtı olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 1136 sayılı Kanun'un "Yalnız avukatların yapabileceği işler" başlıklı 35 inci maddesi düzenlemesinin haiz olduğu, Türk hukuk sisteminde hukuki konularda danışmanlık şirketi kurulmasına olanak bulunmadığı, somut olayda davalı şirketin faaliyetlerinin kaza ve hasar hususlarına ilişkin danışma niteliğini aşıp kanun gereğince avukatlara özgülenen hukuki danışmanlık mahiyetinde bulunduğunun tüm dosya kapsamından anlaşıldığı, davalı şirketin tabelasında dahi "Azaflı Hukuk-Hasar ve Kaza Danışmanlık Bürosu" ibaresinin yer aldığı, davalının bu eylemlerinin 6102 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinin birinci fıkrasının (a-(3) bendi maddesi uyarınca haksız rekabet teşkil ettiği, nitekim benzer bir uyuşmazlıkta Yargıtay 11.
Hukuk Dairesinin 01.04.015 tarih, 2015/219 E. ve 2015/4572 K. sayılı ilamında da aynı sonuçlara varıldığı, diğer taraftan davacı tarafça dosya kapsamına sunulan tüm delillerin kesin sürede sunulduğu, İlk Derece Mahkemesince tanık dinlenmemesinde de bir isabetsizlik bulunmadığı, kaldı ki 01.09.2019 tarihli celse de davalı vekilinin tanık dinlenmesi talebinin mahkemenin takdirinde olduğu aksi halde tanıkların dinlenmesini talep etmediklerini beyan ettiği, öte yandan davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için talimat yolu ile alınan bilirkişi raporunda incelenen defter ve kayıtlarına göre davalı tarafça verilen hizmetin niteliğinin anlaşılamadığı yönünde tespitlerin bulunduğu, yasa gereği hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir hükmü gereğince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, haksız eylemin tespiti, önlenmesi ve durdurulması ile ticaret sicilinde unvan kaydı bulunması halinde terkini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.1136 sayılı Avukatlık Kanunu 35 inci maddesi.
3.6102 sayılı Kanun'un 55 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1051356300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz