İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2024/1168 E. 2024/2008 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ödemezlik def'i↗ şüpheli alacak↗ ayıplı ifa↗ borcun yenilenmesi↗ kambiyo taahhüdü↗ karşılıksızdır işlemi↗ vade farkı↗ ödeme savunması↗ katılma yoluyla istinaf↗ usul ekonomisi↗ ödeme planı↗ kabul beyanı↗ keşide tarihi↗ gecikme faizi↗ vade tarihi↗ donatan↗ mutabakat↗ itirazın iptali davası↗ direnme kararı↗ kambiyo senedi↗ muacceliyet↗ icra takibine itiraz↗ istinaf incelemesi↗ kefalet↗ kötü niyet tazminatı↗ ifa↗ garantörlük↗ yenileme↗ def'i↗ ihtiyati haciz↗ iptal davası↗ vade↗ protokol↗ kötü niyet↗ haciz↗ fatura↗ iflas↗ taahhütname↗ ihtarname↗ çek↗ harç↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ yetkisizlik kararı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ avans faizi↗ ibraz↗ temsil↗ teslim↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 20.09.2017 tarihli ve 2016/437 E., 2017/279 K. sayılı kararıyla davacı tarafından davalının donatanı olduğu M/V BODYER isimli gemiye tersanede verilen bakım onarım hizmetinden kaynaklanan alacağın tahsili için gemi hakkında seferden men kararı alındıktan sonra alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığı, davalı donatanın ise ödeme savunmasının yanısıra yapılan işin ayıplı olduğunu ileri sürerek takibe ve davaya itiraz ettiği, dosyadaki belgelerden geminin davacıya ait tersaneden ayrıldıktan 20 ay sonra gemide arıza meydana geldiği, M.A.N şirketinin yetkili surveyince yapılan inceleme sonucu gemideki arızanın OD BOX arızası olarak tespit edilmesine müteakip geminin yüklü vaziyette Ali Ağa Limanına getirildiği daha sonra burada üretici firma olan Ros- Roice Servis Müdürlüğünce sözkonusu arıza ile ilgili olarak 23.02.2012 ve 09.08.2012 tarihli raporlar düzenlendiği, 09.08.2012 tarihli ek raporda OD BOX arızasının pervane şaftının sökülüp geri takılması sırasında civatanın yerinden laçka olmasından kaynaklandığının tespit edildiği, davalı tarafça sözkonusu arızanın geminin davacının tersanesinde yapılan bakım onarım sırasında meydana geldiğinin ileri sürüldüğü, ancak her iki yanın yetkili temsilcilerinin imzalamış olduğu teslim protokolünde davacının yapmış olduğu tamir işlemlerine eşlik ettiği anlaşılan klass surveyinin raporunda tamir işlemi sırasında geminin OD BOX tamirinin yapıldığı konusunda herhangi bir bilginin olmaması ile 09.08.2012 tarihli raporda OD BOX arızasının nerede ve ne zaman gemiye yapılan müdahaleden dolayı meydana geldiği konusunda açıklamanın yer alması hususları birlikte değerlendirildiğinde, gemide meydana gelen arızanın davacının yapmış olduğu bakım onarım işlemi sırasında meydana geldiği ya da davacının yapmış olduğu bakım onarım hizmetinin ayıplı olduğu iddiasının davalı yanca ispatlanamadığının değerlendirildiği, geminin bakım onarım işlemi için davacıya ait olan tersaneye alındıktan sonra taraflar arasında " borç ödeme garanti mektubu " başlıklı protokol düzenlenerek borcun belirli vadelerde ödenmesinin kararlaştırıldığı, davalının borcuna karşılık olarak toplam 480.000,00 USD bedelli çekler verdiği bu çeklerden 390.000,00 USD'lik 8 adet çekin 28.01.2011 ve 04.03.2011 tarihinde davalıya iade edildiği, İş Bankasının 09.02.2017 tarihli cevabi yazısından anlaşıldığı üzere davalı tarafından verilen çeklerden 6005085, 6005101 ve 6005103 nolu çeklerin bankaya ibraz edildiği diğer çeklerin ise banka tarafından karşılıksız olarak değerlendirildiği, çeklerin davalıya iadesinden sonra davacının alacağının şüpheli alacaklılar hesabına 360.000,00 USD olarak aktarıldığı, iade edilen çeklerden karşılıksız çıkanlar için davacının bankadan tahsil etmiş olduğu yasal yükümlülük tutarının 10.124,16 TL olduğu, bu tutarın bakiye borç miktarı olan 360.000 USD'den mahsubu neticesinde davacının 09.04.2012 tarihi itibariyle davalıdan olan bakiye alacağının 358.866,92 USD olduğunun anlaşıldığı, davacı tarafından ödeme garanti mektubu başlıklı belgede yer alan ödeme planı ve muaceliyet şartına göre bakiye borcun tamamının takip tarihi itibariyle muaccel olduğu ileri sürülüp bilirkişi raporlarında da bu yönde kanaat bildirilmiş ise de; davalı tarafından sonradan verilen çeklerin vade tarihlerinin ödeme garanti mektubu protokolündeki vadelerden farklı olmasının yanı sıra davacı tarafından Kartal 12. Noterliğinden çekilen 08.09.2011 tarihli 32426 yevmiye nolu ihtarnamede çeklerin vadeleri geldiğinde ödenmesi talep edilmiş olduğundan bu durumda borç ödeme garanti mektubunda belirlenen vadelerin davacı tarafından daha sonra verilen çeklerin keşide tarihine göre tecil edildiğinin değerlendirildiği, bu değerlendirme ışığında davalının vermiş olduğu çeklerden sadece 10.000,00 USD'lik bir adet çekin vadesinin takip tarihinden önce dolup muacceliyet kazandığı diğer çeklerin ise vadelerinin yani tahsil kabiliyetlerinin takip tarihi itibariyle gerçekleşmediği anlaşılmakta ise de, dava tarihinden sonra tüm çeklerin vadelerinin dolduğu ve çek bedellerinin ödenmediği, bu nedenle vade tarihlerinden itibaren faiz yürütülmek sureti ile aynı takip dosyasında tahsil edilmesinin usul ekonomisi açısından uygun olacağı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın 358.866,92 USD bakiye alacak üzerinden kısmen kabulü ile bu tutardan 10.000,00 USD'sine takip tarihinden diğer çek bedelleri yönünden ise vade tarihlerinden itibaren avans faizi yürütülmek sureti ile davalıdan tahsili için, icra takibinin devamına, takip tarihinde muaccel olan 10.000,00 USD üzerinden (takip tarihindeki kur üzerinden 10.000,00 USD =18.600,00 TL) takdiren %40 oranına göre hesap edilen 7.440,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin16.04.2021 tarihli ve 2019/1468 E., 2021/527 K. sayılı kararıyla itirazın iptali davasının, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir dava olduğu, davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerli olduğu, takibe sıkı sıkıya bağlı olan itirazın iptali davasında, mahkemece, tarafların iddia, savunma ve delillerinin yalnızca takibe konu belgeler çerçevesinde değerlendirilip incelenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesinin gerektiği, aksi yönde yapılacak araştırmanın ise itirazın iptali davasının niteliği ile bağdaşmayacağının açık olduğu, somut olayda takip dayanağı, davacı tarafından davalının donatanı olduğu M/V Bodyer isimli gemiye verilen bakım onarım hizmeti için düzenlenen 550.000,00 USD bedelli fatura bedelinden kalan bakiye alacak ve ödeme garanti protokolü olarak belirtildiği, İlk Derece Mahkemesinin kabulüne göre ve gerekçesinde de belirttiği üzere, taraflar arasında davalının donatanı olduğu gemiye bakım ve onarım hizmeti verilmesine ilişkin anlaşma yapıldığı, verilen bu hizmet sonucu düzenlenen 550.000,00 USD bedelli faturanın ödenmesi konusunda borç ödeme garanti protokolü düzenlendiği, protokolde söz konusu borcun ödeme vadelerinin gösterildiği, borç ödeme protokolüne uygun şekilde davalı tarafından keşide edilmiş 480.000,00 USD bedelli çeşitli keşide tarihli 12 adet çekin davacıya verildiği, verilen bu çeklerin bir kısmının ödendiği, bir kısmının ise keşide tarihlerinde bankada karşılığının çıkmadığı bunun üzerine, ödenmeyen çeklerin davalıya iade edildiği, bundan sonra tarafların anlaşmaları ile davalının yeni keşide tarihli toplam bedeli 390.000,00 USD olan 18 adet çek verdiği, davalı tarafından sonradan verilen çeklerin keşide tarihlerinin ödeme garanti protokolünde belirlenen vadelerden farklı olması ve davacının 08.09.2011 tarihli ihtarnamesi gözetildiğinde borç ödeme garanti protokolünde belirlenen vadelerin davacı tarafından tecil edildiği anlaşıldığından, tecil edilen borçtan dolayı takip tarihi itibarıyla alacak muaccel olmadığından davacının alacağın tahsilini talep hakkı bulunmadığı, davaya konu takibin dayanağı fatura ve borç ödeme garanti protokolü olup, tarafların anlaşması sonucu söz konusu fatura borcundan bakiye kalan miktarın davalı tarafından verilen ileri keşide tarihli çeklerle ödendiği anlaşıldığından davacının önceki borç ödeme garanti protokolüne dayanarak takip yapmasının mümkün olmadığı, bu nedenle davanın reddi gerekirken kısmen kabulü yönündeki mahkeme kararının hatalı olduğu, davacının takipte kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davalı yararına şartları oluşmamakla kötü niyet tazminatına hükmedilmemesi gerektiği, kabule göre de, davaya konu takip yetkisiz İstanbul 9. İcra Dairesinde 03.10.2011 tarihinde başlatılmış olup takip tarihinin 03.10.2011 olduğu, bu tarihe göre de mahkemece takipten önce vadesinin dolduğu kabul edilen keşide tarihi 30.10.2011 olan 10.000,00 USD bedelli çekin de vadesinin takip tarihi itibarıyla gelmediği, mahkemenin bu yöndeki kabulünün de hatalı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvursunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi Kararının kaldırılmasına, davanın reddine, davalının koşulları oluşmayan kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 22.06.2023 tarih, 2021/5121 E. ve 2023/4027 K. sayılı kararıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayıl Kanun) 133 üncü maddesinin “Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi, ancak taraflann bu yöndeki açık iradesi ile olur. Özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz.” hükmüne amir olduğu, sonradan davacıya verilen çeklerin mevcut bir borcun yenilenmesi değil, ödeme aracının değiştirilmesi niteliğinde bulunduğu, 09.03.2011 tarihli tutanakta da bu hususun açıkça belirlendiği, vadelerin uzatıldığı, vade farkının da çek olarak davacıya verildiği, bu durumda borcun yenilenmediği gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki anlaşma ile borcun yenilenmediği, ödeme tarihinin ertelendiği, davanın itirazın iptali davası olması sebebiyle takip tarihindeki şartlara göre değerlendirilme yapılması gerektiği ve takip tarihinde yenilenen vadeye göre alacak muaccel olmadığı gerekçesi ile verilen davanın reddine dair verilen ilk kararda direnilmesine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesinin ret kararının usul ve yasaya uygun olmadığını, ihtiyati haciz kararı ile borcun tamamının muaccel hale geldiğini, ihtiyati haczin kesinleştiğini, bir borç için alacaklıya kambiyo senedi verilmesinin adi borcu sona erdirmeyeceğini, çeklerin keşide tarihlerinde bankaya ibraz edildiğini ve karşılıksızdır işlemi yapıldığını, davalının çeklerle ödeme yapıldığı iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin çekin hukuki niteliğini gözardı etmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava gemi bakım onarım hizmetinden kaynaklanan bakiye alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
2.6098 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yeniden yapılan incelemede;
3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/5121 E. 2023/4027 K.
Ortak:ödemezlik def'i · şüpheli alacak · ayıplı ifa · borcun yenilenmesi · kambiyo taahhüdü · karşılıksızdır işlemi · vade farkı · ödeme savunması · dava şartı · İtirazın iptali
İncelediğiniz karardaÖzellikle mevcut borç için «kambiyo taahhüdünde» bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir «kefalet» senedi düzenlenmesi, tarafların açık «yenileme» iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz.” hükmüne amir olduğu, sonradan davacıya verilen çeklerin mevcut bir «borcun yenilenmesi» değil, ödeme aracının değiştirilmesi niteliğinde bulunduğu, 09.03.2011 tarihli tutanakta da bu hususun açıkça belirlendiği, vadelerin uzatıldığı, «vade farkının» da «çek» olarak davacıya verildiği, bu durumda borcun yenilenmediği gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına bozulmasına karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 20.09.2017 tarihli ve 2016/437 E., 2017/279 K. sayılı kararıyla davacı tarafından davalının «donatanı» olduğu M/V BODYER isimli gemiye tersanede verilen bakım onarım hizmetinden kaynaklanan alacağın tahsili için gemi hakkında seferden men kararı alındıktan sonra alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığı, davalı donatanın ise «ödeme savunmasının» yanısıra yapılan işin ayıplı olduğunu ileri sürerek takibe ve davaya itiraz ettiği, dosyadaki belgelerden geminin davacıya ait tersaneden ayrıldıktan 20 ay sonra gemide arıza meydana geldiği, M.A.N şirketinin yetkili surveyince yapılan inceleme sonucu gemideki arızanın OD BOX arızası olarak tespit edilmesine müteakip geminin yüklü vaziyette Ali Ağa Limanına getirildiği daha sonra burada üretici firma olan Ros- Roice Servis Müdürlüğünce sözkonusu arıza ile ilgili olarak 23.02.2012 ve 09.08.2012 tarihli raporlar düzenlendiği, 09.08.2012 tarihli ek raporda OD BOX arızasının pervane şaftının sökülüp geri takılması sırasında civatanın yerinden laçka olmasından kaynaklandığının tespit edildiği, davalı tarafça sözkonusu arızanın geminin davacının tersanesinde yapılan bakım onarım sırasında meydana geldiğinin ileri sürüldüğü, ancak her iki yanın yetkili «temsilcilerinin» imzalamış olduğu «teslim» «protokolünde» davacının yapmış olduğu tamir işlemlerine eşlik ettiği anlaşılan klass surveyinin raporunda tamir işlemi sırasında geminin OD BOX tamirinin yapıldığı konusunda herhangi bir bilginin olmaması ile 09.08.2012 tarihli raporda OD BOX arızasının nerede ve ne zaman gemiye yapılan müdahaleden dolayı meydana geldiği konusunda açıklamanın yer alması hususları birlikte değerlendirildiğinde, gemide meydana gelen arızanın davacının yapmış olduğu bakım onarım işlemi sırasında meydana geldiği ya da davacının yapmış olduğu bakım onarım hizmetinin ayıplı olduğu iddiasının davalı yanca ispatlanamadığının değerlendirildiği, geminin bakım onarım işlemi için davacıya ait olan tersaneye alındıktan sonra taraflar arasında " borç ödeme «garanti» mektubu " başlıklı protokol düzenlenerek borcun belirli «vadelerde» ödenmesinin kararlaştırıldığı, davalının borcuna karşılık olarak toplam 480.000,00 USD bedelli çekler verdiği bu çeklerden 390.000,00 USD'lik 8 adet çekin 28.01.2011 ve 04.03.2011 tarihinde davalıya iade edildiği, İş Bankasının 09.02.2017 tarihli cevabi yazısından anlaşıldığı üzere davalı tarafından verilen çeklerden 6005085, 6005101 ve 6005103 nolu çeklerin bankaya «ibraz» edildiği diğer çeklerin ise banka tarafından karşılıksız olarak değerlendirildiği, çeklerin davalıya iadesinden sonra davacının alacağının «şüpheli alacaklılar» hesabına 360.000,00 USD olarak aktarıldığı, iade edilen çeklerden karşılıksız çıkanlar için davacının bankadan tahsil etmiş olduğu yasal yükümlülük tutarının 10.124,16 TL olduğu, bu tutarın bakiye borç miktarı olan 360.000 USD'den mahsubu neticesinde davacının 09.04.2012 tarihi itibariyle davalıdan olan bakiye alacağının 358.866,92 USD olduğunun anlaşıldığı, davacı tarafından ödeme garanti mektubu başlıklı belgede yer alan «ödeme planı» ve muaceliyet şartına göre bakiye borcun tamamının takip tarihi itibariyle «muaccel» olduğu ileri sürülüp bilirkişi raporlarında da bu yönde kanaat bildirilmiş ise de; davalı tarafından sonradan verilen çeklerin «vade tarihlerinin» ödeme garanti mektubu protokolündeki vadelerden farklı olmasının yanı sıra davacı tarafından Kartal 12.
Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki anlaşma ile «borcun yenilenmediği», ödeme tarihinin ertelendiği, davanın «itirazın iptali davası» olması sebebiyle takip tarihindeki şartlara göre değerlendirilme yapılması gerektiği ve takip tarihinde yenilenen «vadeye» göre alacak «muaccel» olmadığı gerekçesi ile verilen davanın reddine dair verilen ilk kararda direnilmesine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaNoterliği'nin 08.09.2011 tarih ve 32426 yevmiye nolu «ihtarname» ile de bu durumu kabul ve beyan ettiğini,söz konusu «fatura» borcuna ilişkin ödeme tarihleri taraflar arasındaki «mutabakat» ile değiştirildiğini, bu nedenle davacının kabul ettiği söz konusu yeni ödeme tarihlerini ve uhdesinde bulunan söz konusu çekleri yok sayarak müvekkili şirketin ödeme «garanti» mektubundaki tarihlerde ve «son» «vade» tarihinde ödeme yapmadığından bahisle borcun «muaccel» hale geldiğinin kabulünün mümkün olmadığını, «ayıplı ifa» nedeniyle «ödemezlik def»'i haklarını kullandıklarını, fatura borcun konusu olan bakım ve onarımın ayıplı ifa edildiğini davacı müvekkili şirket ile yapılan yeni anlaşma ve yeni vadeler yokmuş gibi «kötüniyetli» olarak muaccel hale gelmeyen bakiye alacak ile ilgili yasal prosedür başlattıklarını savunarak davanın reddini istemiştir.
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bölge adliye mahkemesinin ret kararında gerekçe olarak; davacı alacağının «muaccel» olmadığını, bu sebeple davacının alacağının tahsilini talep hakkı bulunmadığını, icra takip konusu «fatura» ve "Ödeme Garanti Mektubu"nda belirtilen alacağın, davalı tarafından ileri keşide tarihli çeklerle ödendiği için davacının "Ödeme Garanti Mektubu"na dayanarak takip yapamayacağı ve ayrıca takip tarihi olan 03.10.2011 tarihi itibariyle düzenleme tarihi 30.10.2011 olan 10.000 USD bedelli çekin de vadesinin gelmediği gerekçesiyle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verildiğini , «ihtiyati haciz» kararı ile borcun tamamının muaccel hale geldiğini, gerekçenin hem maddi olgulara hem de açık kanun hükmüne aykırı olduğundan usul ve hukuka aykırı olduğunu, işbu davada İstanbul 2.Deniz İhtisas Mahkemesinin 2011/8 D.İş sayılı kararı ile İİK «257». ve devamı maddeleri uyarınca borçlu davalı hakkında ihtiyati haciz kararı verildiğini, bu karara karşı davalı itirazında alacağın muaccel olmadığını ileri sürdüğünü, itirazın reddine karar verildiğini ve ihtiyati haczin kesinleştiğini, İİK 257 nci maddesi göre de ihtiyati haciz kararının, «vadesi» gelmemiş borçları da muaccel hale getireceğini, İstanbul 21.İcra Hukuk Mahkemesi’nin 01.04.014 tarih ve 2013/326 E., 2014/243 K. sayılı hükmü ile davacı tarafından yapılan «şikayetin» kabulü ile ihtiyati haczin 27.09.2011 tarihinden itibaren geçerli sayılmasına karar verildiğini, taraflar arasındaki Ödeme Garanti Mektubu'nun 3.paragrafında her hangi bir taksidin süresinde ödenmemesi halinde tüm borcun muaccel hale geleceğinin kararlaştırıldığını, TBK 133/2 (eski 114) maddesine göre borçlu, bir borç için alacaklıya «kambiyo senedi» verirse bununla adi borcun sona ermeyeceği, alacaklının adi alacağını muhafaza etmekle beraber kambiyo senedindeki alacağa da sahip olacağını, ancak kambiyo senedindeki alacak tahsil edilirse adi alacağın da sona ereceğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 133 ücü maddesinin ikinci fıkrasında ''Özellikle mevcut borç için «kambiyo taahhüdünde» bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir «kefalet» senedi düzenlenmesi, tarafların açık «yenileme» iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz.'' açık kanun hükmü gereği mevcut borç için davalının «çek» «teslim» etmesinin yenileme niteliğinde olmadığını, icra takibinin yapıldığı 03.10.2011 tarihinde, hem ihtiyati haciz kararı uyarınca hem de davalının "Ödeme Garanti Mektubu" uyarınca takip tarihinde alacağın muaccel olduğunu,talep edilebilir ve icra takibine konu edilebilir olduğunu,çeklerin «ticari defterlere» «teminat» olarak işlendiğinin dosyada mübrez 13.04.2015 bilirkişi raporunda da tespit edildiğini, müvekkilinin çekleri ödeme olarak almadığının ticari defterleriyle de sabit olduğunu, müvekkilinin alacağı «gemi alacağı» olup, «kanuni rehin hakkı» veren bir alacak olduğunu,bu haliyle öncelik hakkı bulunduğunu, taraflar arasında gemi alacağına dair borcun kambiyo senedi verilmesi ile sona ereceğine dair bir anlaşma bulunmadığını, kaldı ki müvekkile öncelik hakkı veren gemi alacağı hakkı yerine kambiyo alacağı takibi yapmak müvekkil lehine olmadığından böyle bir durumun ticaret hayatında olağan işleyişe uygun olmadığını, bunun aksini iddia eden davalının bu iddiasını ispatlaması gerektiğini, ayrıca davalı tarafından sadece borç için çek verildiğinin ileri sürüldüğünü, 6098 sayılı Kanun'un 133/2 hükmü uyarınca müvekkilinin hem sözleşmeden alacak hakkına hem de çekten doğan alacak hakkına sahip olduğundan davalının borcun çeklerle ödendiği savunmasının yerinde olmadığını, takip konusu alacağın faturaya ve ödeme «garanti» mektubuna dayalı olduğunu icra takibinde bölge adliye mahkemesi tarafından gerekçe gösterilen çeklere dayalı bir takip bulunmadığını, çeklerle ödeme yapıldığı gerekçe gösterilmiş ise de davalı tarafından işbu çeklerin bugüne kadar ödenmediğinin sabit olduğunu, çeklerin keşide tarihlerinde bankaya «ibraz» edildiğini ve «karşılıksızdır işlemi» yapıldığını, karşılıksız çıkan bu çeklerin asıllarının da 08.03.2017 tarihli dilekçekle ile sunulduğunu, davalının çeklerle ödeme yapıldığı iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, bölge adliye mahkemesi tarafından bu hususun dikkate alınmaması sebebiyle verilen kararın hem maddi olgulara hem de kanun hükmüne açıkça aykırı olduğunu, çekteki düzenleme tarihi «vade tarihi» niteliğinde olmadığından taraflar arasındaki «ödeme planını» gösteren sözleşmedeki vade tarihini değiştirme vasfı olmadığını, icra takibinin yapıldığı 03.10.2011 tarihinde ödeme garanti mektubunda belirtilen vadeler geçmiş olup alacağın tümünün muaccel olduğunu, istinaf mahkemesince davalı tarafından verilen çeklerin hukuki niteliğinde yanılgıya düşülmüş olup “Borç Ödeme Garanti Mektubu”na dayalı «asıl alacaklarının» takip konusu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin hem maddi olgulara hem açık kanun hükmüne aykırı olduğunu, bölge adliye mahkemesince 30.10.2011 …
İlk Derece Mahkemesince davalının «taahhüt» ettiği ve kendisine gönderilen «fatura» bedelinin bir kısmım ödemediği gerekçesiyle faturaya dayalı icra takibine vaki davalı itirazının iptaline karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince ise fatura konusu alacağın daha sonra düzenlenen 09.03.2011 tarihli tutanakla «yenilenip» davacıya çekler («vade farkını» da içeren) verildiği takip dayanağının fatura olması nedeniyle «borcun yenilenmiş» olması kanısına varlarak faturaya dayalı bir alacaktan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın tümüyle reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:gemi alacağı · kanuni rehin hakkı · temel ilişki · rehin hakkı · ödeme emri · i̇i̇k 257 · yetki itirazı · ilamsız icra takibi
Benzer bu karardaTemyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bölge adliye mahkemesinin ret kararında gerekçe olarak; davacı alacağının «muaccel» olmadığını, bu sebeple davacının alacağının tahsilini talep hakkı bulunmadığını, icra takip konusu «fatura» ve "Ödeme Garanti Mektubu"nda belirtilen alacağın, davalı tarafından ileri keşide tarihli çeklerle ödendiği için davacının "Ödeme Garanti Mektubu"na dayanarak takip yapamayacağı ve ayrıca takip tarihi olan 03.10.2011 tarihi itibariyle düzenleme tarihi 30.10.2011 olan 10.000 USD bedelli çekin de vadesinin gelmediği gerekçesiyle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verildiğini , «ihtiyati haciz» kararı ile borcun tamamının muaccel hale geldiğini, gerekçenin hem maddi olgulara hem de açık kanun hükmüne aykırı olduğundan usul ve hukuka aykırı olduğunu, işbu davada İstanbul 2.Deniz İhtisas Mahkemesinin 2011/8 D.İş sayılı kararı ile İİK «257». ve devamı maddeleri uyarınca borçlu davalı hakkında ihtiyati haciz kararı verildiğini, bu karara karşı davalı itirazında alacağın muaccel olmadığını ileri sürdüğünü, itirazın reddine karar verildiğini ve ihtiyati haczin kesinleştiğini, İİK 257 nci maddesi göre de ihtiyati haciz kararının, «vadesi» gelmemiş borçları da muaccel hale getireceğini, İstanbul 21.İcra Hukuk Mahkemesi’nin 01.04.014 tarih ve 2013/326 E., 2014/243 K. sayılı hükmü ile davacı tarafından yapılan «şikayetin» kabulü ile ihtiyati haczin 27.09.2011 tarihinden itibaren geçerli sayılmasına karar verildiğini, taraflar arasındaki Ödeme Garanti Mektubu'nun 3.paragrafında her hangi bir taksidin süresinde ödenmemesi halinde tüm borcun muaccel hale geleceğinin kararlaştırıldığını, TBK 133/2 (eski 114) maddesine göre borçlu, bir borç için alacaklıya «kambiyo senedi» verirse bununla adi borcun sona ermeyeceği, alacaklının adi alacağını muhafaza etmekle beraber kambiyo senedindeki alacağa da sahip olacağını, ancak kambiyo senedindeki alacak tahsil edilirse adi alacağın da sona ereceğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 133 ücü maddesinin ikinci fıkrasında ''Özellikle mevcut borç için «kambiyo taahhüdünde» bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir «kefalet» senedi düzenlenmesi, tarafların açık «yenileme» iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz.'' açık kanun hükmü gereği mevcut borç için davalının «çek» «teslim» etmesinin yenileme niteliğinde olmadığını, icra takibinin yapıldığı 03.10.2011 tarihinde, hem ihtiyati haciz kararı uyarınca hem de davalının "Ödeme Garanti Mektubu" uyarınca takip tarihinde alacağın muaccel olduğunu,talep edilebilir ve icra takibine konu edilebilir olduğunu,çeklerin «ticari defterlere» «teminat» olarak işlendiğinin dosyada mübrez 13.04.2015 bilirkişi raporunda da tespit edildiğini, müvekkilinin çekleri ödeme olarak almadığının ticari defterleriyle de sabit olduğunu, müvekkilinin alacağı «gemi alacağı» olup, «kanuni rehin hakkı» veren bir alacak olduğunu,bu haliyle öncelik hakkı bulunduğunu, taraflar arasında gemi alacağına dair borcun kambiyo senedi verilmesi ile sona ereceğine dair bir anlaşma bulunmadığını, kaldı ki müvekkile öncelik hakkı veren gemi alacağı hakkı yerine kambiyo alacağı takibi yapmak müvekkil lehine olmadığından böyle bir durumun ticaret hayatında olağan işleyişe uygun olmadığını, bunun aksini iddia eden davalının bu iddiasını ispatlaması gerektiğini, ayrıca davalı tarafından sadece borç için çek verildiğinin ileri sürüldüğünü, 6098 sayılı Kanun'un 133/2 hükmü uyarınca müvekkilinin hem sözleşmeden alacak hakkına hem de çekten doğan alacak hakkına sahip olduğundan davalının borcun çeklerle ödendiği savunmasının yerinde olmadığını, takip konusu alacağın faturaya ve ödeme «garanti» mektubuna dayalı olduğunu icra takibinde bölge adliye mahkemesi tarafından gerekçe gösterilen çeklere dayalı bir takip bulunmadığını, çeklerle ödeme yapıldığı gerekçe gösterilmiş ise de davalı tarafından işbu çeklerin bugüne kadar ödenmediğinin sabit olduğunu, çeklerin keşide tarihlerinde bankaya «ibraz» edildiğini ve «karşılıksızdır işlemi» yapıldığını, karşılıksız çıkan bu çeklerin asıllarının da 08.03.2017 tarihli dilekçekle ile sunulduğunu, davalının çeklerle ödeme yapıldığı iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, bölge adliye mahkemesi tarafından bu hususun dikkate alınmaması sebebiyle verilen kararın hem maddi olgulara hem de kanun hükmüne açıkça aykırı olduğunu, çekteki düzenleme tarihi «vade tarihi» niteliğinde olmadığından taraflar arasındaki «ödeme planını» gösteren sözleşmedeki vade tarihini değiştirme vasfı olmadığını, icra takibinin yapıldığı 03.10.2011 tarihinde ödeme garanti mektubunda belirtilen vadeler geçmiş olup alacağın tümünün muaccel olduğunu, istinaf mahkemesince davalı tarafından verilen çeklerin hukuki niteliğinde yanılgıya düşülmüş olup “Borç Ödeme Garanti Mektubu”na dayalı «asıl alacaklarının» takip konusu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin hem maddi olgulara hem açık kanun hükmüne aykırı olduğunu, bölge adliye mahkemesince 30.10.2011 …
İcra Müdürlüğünün 2012/7970 E. sayılı takibi ile müvekkiline yeniden «ödeme emri» gönderildiğini, söz konusu ödeme emrinin dayanağının 550.000,00 USD’lik «fatura» ve eki ödeme «garanti» mektubu olduğunu, taraflar arasında yapılan anlaşma gereğince ödeme garanti mektubunda belirtilen vadelerin değiştirildiğini tarafların «vade» hakkında yeni bir anlaşma yaptıklarını, farklı ve daha ileriki tarihlere ilişkin çekler verildiğini, söz konusu yeni anlaşmanın ve yeni alacak-borç ilişkisinin tek dayanağının söz konusu çekler olduğunu dosya kapsamından ve davacının bu hususta gönderdiği «ihtarnamenin» içeriğindeki “çeklerin vadeleri geldiğinde ödenmesi” talebinden açıkça anlaşıldığını, ancak mahkemece dava tarihinden sonra çeklerin vadelerinin dolduğu ve «çek» bedellerinin ödenmediği bu nedenle vade tarihlerinden itibaren faiz yürütülmek suretiyle aynı takip dosyasında tahsil edilmesinin «usul ekonomisi» açısından uygun olacağından bahisle, davanın kısmen kabulüne karar verdiğini, davacının söz konusu çekleri vadeleri geldiğinde icra takibine konu etmek suretiyle alacağını tahsil etme yoluna gitmesi gerekirken, hukuka aykırı şekilde fatura ve ödeme garanti mektubunu dayanak yapıp borcun tamamına ilişkin icra takibine girişmesinin hem kötü niyetli hem de hukuka aykırı olduğunu, taraflar arasında farklı ve ileri tarihli çekler verilmesi suretiyle yapılan yeni anlaşma gereğince kötü niyetli ve haksız olarak başlatılan davaya konu «ilamsız icra takibinin» dayanağı ödeme garanti mektubunun ve içeriğindeki vadelerin hukuken hiçbir geçerliliğinin olmaması nedeniyle söz konusu takibe itiraz edildiğini, bu nedenle davanın reddi gerekirken mahkemece hukuka aykırı bir şekilde hüküm kurarak davacının «kötü niyetini» korumasının mümkün kabulünün mümkün olmadığını, Mahkemece icra takibi dayanağı faturaya konu alacağın vadesinin gelmediğine, taraflar arasında tecil anlaşması yapıldığına ve yeni çekler verildiğine, taraflar arasındaki alacak-borç ilişkisinin dayanağının vadelerine göre artık söz konusu çekler olduğuna, bu sebeple talep edilen alacağın takip tarihi itibariyle «muaccel» olmadığına kanaat etmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken dava tarihinden sonra tüm çeklerin vadelerinin dolduğu ve çek bedellerinin ödenmediği, aynı takip dosyasında tahsil edilmesinin usul ekonomisi açısından uygun olacağı sebebiyle karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ,ayrıca mahkemece bilirkişi raporu doğrultusunda yanlış değerlendirme yaparak «yetkisizlik» sebebiyle Bakırköy 12.
İcra Müdürlüğünün 2011/18407 E. sayılı dosyası ile takibe konu olduğunu, «yetki itirazı» sonrasında Bakırköy 12.
2.Taraflar arasındaki «temel ilişki» gemi tamiri ile ilgili olup bu husus tarafların da kabulündedir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/6198 E. 2023/701 K.
Ortak:donatan · icra takibine itiraz · kötü niyet tazminatı · yenileme · kötü niyet · fatura · taahhütname · ihtarname · dava şartı · İtirazın iptali
İncelediğiniz kararda… kıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı «kesin» hükümle sonuçlandıran bir dava olduğu, davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerli olduğu, takibe sıkı sıkıya bağlı olan itirazın iptali davasında, mahkemece, tarafların iddia, savunma ve delillerinin yalnızca takibe konu belgeler çerçevesinde değerlendirilip incelenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesinin gerektiği, aksi yönde yapılacak araştırmanın ise itirazın iptali davasının niteliği ile bağdaşmayacağının açık olduğu, somut olayda takip dayanağı, davacı tarafından davalının «donatanı» olduğu M/V Bodyer isimli gemiye verilen bakım onarım hizmeti için düzenlenen 550.000,00 USD bedelli «fatura» bedelinden kalan bakiye alacak ve ödeme «garanti» «protokolü» olarak belirtildiği, İlk Derece Mahkemesinin kabulüne göre ve gerekçesinde de belirttiği üzere, taraflar arasında davalının donatanı olduğu gemiye bakım ve onarım hizmeti verilmesine ilişkin anlaşma yapıldığı, verilen bu hizmet sonucu düzenlenen 550.000,00 USD bedelli faturanın ödenmesi konusunda borç ödeme garanti protokolü düzenlendiği, protokolde söz konusu borcun ödeme «vadelerinin» gösterildiği, borç ödeme protokolüne uygun şekilde davalı tarafından keşide edilmiş 480.000,00 USD bedelli çeşitli keşide tarihli 12 adet çekin davacıya verildiği, verilen bu çeklerin bir kısmının ödendiği, bir kısmının ise keşide tarihlerinde bankada karşılığının çıkmadığı bunun üzerine, ödenmeyen çeklerin davalıya iade edildiği, bundan sonra tarafların anlaşmaları ile davalının yeni keşide tarihli toplam bedeli 390.000,00 USD olan 18 adet «çek» verdiği, davalı tarafından sonradan verilen çeklerin «keşide tarihlerinin» ödeme garanti protokolünde belirlenen vadelerden farklı olması ve davacının 08.09.2011 tarihli «ihtarnamesi» gözetildiğinde borç ödeme garanti protokolünde belirlenen vadelerin davacı tarafından tecil edildiği anlaşıldığından, tecil edilen borçtan dolayı takip tarihi itibarıyla alacak «muaccel» olmadığından davacının alacağın tahsilini talep hakkı bulunmadığı, davaya konu takibin dayanağı fatura ve borç ödeme garanti protokolü olup, tarafların anlaşması sonucu söz konusu fatura borcundan bakiye kalan miktarın davalı tarafından verilen ileri keşide tarihli çeklerle ödendiği anlaşıldığından davacının önceki borç ödeme garanti protokolüne dayanarak takip yapmasının mümkün olmadığı, bu nedenle davanın reddi gerekirken kısmen kabulü yönündeki mahkeme kararının hatalı olduğu, davacının takipte kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davalı yararına şartları oluşmamakla «kötü niyet tazminatına» hükmedilmemesi gerektiği, kabule göre de, davaya konu takip «yetkisiz» İstanbul 9.
İcra Dairesinde 03.10.2011 tarihinde başlatılmış olup takip tarihinin 03.10.2011 olduğu, bu tarihe göre de mahkemece takipten önce vadesinin dolduğu kabul edilen «keşide tarihi» 30.10.2011 olan 10.000,00 USD bedelli çekin de vadesinin takip tarihi itibarıyla gelmediği, mahkemenin bu yöndeki kabulünün de hatalı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin «katılma yoluyla istinaf» başvursunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi Kararının kaldırılmasına, davanın reddine, davalının koşulları oluşmayan «kötü niyet tazminat» talebinin reddine karar verilmiştir.
Özellikle mevcut borç için «kambiyo taahhüdünde» bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir «kefalet» senedi düzenlenmesi, tarafların açık «yenileme» iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz.” hükmüne amir olduğu, sonradan davacıya verilen çeklerin mevcut bir «borcun yenilenmesi» değil, ödeme aracının değiştirilmesi niteliğinde bulunduğu, 09.03.2011 tarihli tutanakta da bu hususun açıkça belirlendiği, vadelerin uzatıldığı, «vade farkının» da «çek» olarak davacıya verildiği, bu durumda borcun yenilenmediği gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına bozulmasına karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… in istinaf başvurusu yönünden, somut olayda icra takibinde itiraz dilekçesinin icra dairesi tarafından davacı alacaklıya tebliğ edilmediği, davalı tarafından açılan «menfi tespit» davasında ise dilekçenin alacaklıya tebliğ edildiği ileri sürülmüşse de, «tebligat» içeriğinde dava dilekçesi ve tensip zaptı bulunduğu, bu nedenle açılan itirazın iptali davasının yasal sürede açılmış olduğu, ayrıca dava ve takibe dayanak davacı faturasına yasal süresinde itiraz edilmemiş olmakla, «fatura içeriğinin kesinleştiği», bu kapsamda davalı tarafından uzun süre sonra düzenlenen «iade faturasının» sonuca etkisinin bulunmadığı, faturanın davalının «ticari defterlerine» de kaydedilmiş olduğu, kaldı ki davacı tarafından davalıya «komisyonculuk» hizmeti verildiği hususunun, davacının davalı tarafından bakım ve onarımı gerçekleştirilen gemiye yedek parça «teslimine» ilişkin kayıtlar, gemi «donatanı» tarafından davalıya yapılan ödemelere ilişkin kayıtlar ve geminin davalı tersanesine getirilmesi için verilen römorkörlük ve kılavuzluk hizmetine ilişkin belge ile de kanıtlanmış olduğu, aynı fatura ve takibe yönelik olarak davalı borçlu tarafından açılan menfi tespit davasında da davacı tarafından davalıya faturaya dayanak hizmetin verildiği hususunun kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş olduğu ve bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğinden hizmetin verildiği hususunun «kesin» hüküm niteliğindeki ilam ile de tespit edilmiş olduğu, bu durumda davacının «komisyon alacağının» bulunduğu sabit olmakla, davalı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden ise, somut olayda faturaya dayalı alacak yönünden, davacı tarafından keşide edilen «ihtarnamenin» davalıya 14.03.2014 tarihinde tebliğ edildiği ve davalıya ödeme için yedi gün süre tanındığı, Mahkemece süre sonu olan 21.03.2014 tarihi esas alınarak «işlemiş faize» hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, bu nedenle davacı vekilinin «temerrüdün» «faturaya itiraz süresi» sonunda gerçekleştiği yönündeki «istinaf sebebinin» yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından «komisyon bedeli» alacağına dayalı olarak İstanbul Anadolu 1.İcra Müdürlüğünün 2014/7413 E. sayılı takip dosyası ile takip başlatıldığı, davalı tarafından takibe konu komisyon bedelinden sorumlu olmadığı iddiasıyla «menfi tespit davası» açıldığı, açılan davanın, taraflar arasında 15.08.2011 tarihli komisyon bedeli içerikli faturanın 18.08.2011 tarihinde ödenmesi nedeniyle komisyon ilişkisinin varlığı kabul edilerek taraflar arasında yapılan sözlü anlaşma uyarınca faturanın gönderildiği, tamir ve bakım hizmetinin yerine getirilmediği iddiasıyla «fatura» iade edilmiş ise de, aracılık yapılan geminin bakım ve tamir hizmetlerinden faydalandığının ödeme belgeleriyle ispat edildiği ve komisyon hizmeti verildiğinin tespit edildiği gerekçesiyle reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği, davalı tarafından itirazın iptali davasının bir yıllık «hak düşürücü süre» içinde açılmadığı iddia edilmiş ise de, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca hak düşürücü süre «itirazın tebliğ» tarihinden itibaren işleyeceğinden ve itiraz tebliğ edilmediğinden, davanın süresinde olduğu, İstanbul Anadolu 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/923 E. ve 2016/24 K. sayılı kararındaki kesinleşen tespitler uyarınca, davacının komisyon hizmeti verdiği, takibin haklı olduğu, davacı tarafından davalıya gönderilen iadeli «taahhütlü» mektupla 7 günlük süre verildiği, mektubun davalıya 14.03.2014 tarihinde tebliğ edildiği, 7 günlük sürenin 21.03.2014 dolduğu ve davalının bu tarihte «temerrüde» düştüğü, bu tarihten takip tarihine kadar «işlemiş faizin» 510,24 TL olduğu davalının fazlaya ilişkin faize yönelik yaptığı itirazın haklı olduğu, «alacağın likit olması» nedeniyle «icra inkar tazminatı» talebinin haklı olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece «hak düşürücü süre» itirazlarının dikkate alınmadığını, müvekkili tarafından açılan «menfi tespit» davasında «borca itiraz» dilekçesinin dava dilekçesiyle birlikte davacıya 12.05.2014 tarihinde tebliğ edildiğini, dolayısıyla davacının bu tarihte itirazdan haberdar olduğunu, bu nedenle davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, müvekkili ile davacı arasında sözlü veya yazılı bir hukuki ilişki bulunmadığını, faturanın da müvekkili tarafından iade edildiğini, geminin bakım ve onarımının yapılmasının «komisyon» ücreti alacağı doğduğunu göstermediğini, geminin bakımına davacı tarafından aracılık edilmediğini belirterek davanın reddi ile «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesini istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:faturaya itiraz süresi · fatura içeriğinin kesinleşmesi · itirazın tebliği · alacağın likit olması · ödeme emrine itiraz · itiraz süresi · faturaya itiraz · komisyon alacağı
Benzer bu kararda… in istinaf başvurusu yönünden, somut olayda icra takibinde itiraz dilekçesinin icra dairesi tarafından davacı alacaklıya tebliğ edilmediği, davalı tarafından açılan «menfi tespit» davasında ise dilekçenin alacaklıya tebliğ edildiği ileri sürülmüşse de, «tebligat» içeriğinde dava dilekçesi ve tensip zaptı bulunduğu, bu nedenle açılan itirazın iptali davasının yasal sürede açılmış olduğu, ayrıca dava ve takibe dayanak davacı faturasına yasal süresinde itiraz edilmemiş olmakla, «fatura içeriğinin kesinleştiği», bu kapsamda davalı tarafından uzun süre sonra düzenlenen «iade faturasının» sonuca etkisinin bulunmadığı, faturanın davalının «ticari defterlerine» de kaydedilmiş olduğu, kaldı ki davacı tarafından davalıya «komisyonculuk» hizmeti verildiği hususunun, davacının davalı tarafından bakım ve onarımı gerçekleştirilen gemiye yedek parça «teslimine» ilişkin kayıtlar, gemi «donatanı» tarafından davalıya yapılan ödemelere ilişkin kayıtlar ve geminin davalı tersanesine getirilmesi için verilen römorkörlük ve kılavuzluk hizmetine ilişkin belge ile de kanıtlanmış olduğu, aynı fatura ve takibe yönelik olarak davalı borçlu tarafından açılan menfi tespit davasında da davacı tarafından davalıya faturaya dayanak hizmetin verildiği hususunun kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş olduğu ve bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğinden hizmetin verildiği hususunun «kesin» hüküm niteliğindeki ilam ile de tespit edilmiş olduğu, bu durumda davacının «komisyon alacağının» bulunduğu sabit olmakla, davalı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden ise, somut olayda faturaya dayalı alacak yönünden, davacı tarafından keşide edilen «ihtarnamenin» davalıya 14.03.2014 tarihinde tebliğ edildiği ve davalıya ödeme için yedi gün süre tanındığı, Mahkemece süre sonu olan 21.03.2014 tarihi esas alınarak «işlemiş faize» hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, bu nedenle davacı vekilinin «temerrüdün» «faturaya itiraz süresi» sonunda gerçekleştiği yönündeki «istinaf sebebinin» yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından «komisyon bedeli» alacağına dayalı olarak İstanbul Anadolu 1.İcra Müdürlüğünün 2014/7413 E. sayılı takip dosyası ile takip başlatıldığı, davalı tarafından takibe konu komisyon bedelinden sorumlu olmadığı iddiasıyla «menfi tespit davası» açıldığı, açılan davanın, taraflar arasında 15.08.2011 tarihli komisyon bedeli içerikli faturanın 18.08.2011 tarihinde ödenmesi nedeniyle komisyon ilişkisinin varlığı kabul edilerek taraflar arasında yapılan sözlü anlaşma uyarınca faturanın gönderildiği, tamir ve bakım hizmetinin yerine getirilmediği iddiasıyla «fatura» iade edilmiş ise de, aracılık yapılan geminin bakım ve tamir hizmetlerinden faydalandığının ödeme belgeleriyle ispat edildiği ve komisyon hizmeti verildiğinin tespit edildiği gerekçesiyle reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği, davalı tarafından itirazın iptali davasının bir yıllık «hak düşürücü süre» içinde açılmadığı iddia edilmiş ise de, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca hak düşürücü süre «itirazın tebliğ» tarihinden itibaren işleyeceğinden ve itiraz tebliğ edilmediğinden, davanın süresinde olduğu, İstanbul Anadolu 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/923 E. ve 2016/24 K. sayılı kararındaki kesinleşen tespitler uyarınca, davacının komisyon hizmeti verdiği, takibin haklı olduğu, davacı tarafından davalıya gönderilen iadeli «taahhütlü» mektupla 7 günlük süre verildiği, mektubun davalıya 14.03.2014 tarihinde tebliğ edildiği, 7 günlük sürenin 21.03.2014 dolduğu ve davalının bu tarihte «temerrüde» düştüğü, bu tarihten takip tarihine kadar «işlemiş faizin» 510,24 TL olduğu davalının fazlaya ilişkin faize yönelik yaptığı itirazın haklı olduğu, «alacağın likit olması» nedeniyle «icra inkar tazminatı» talebinin haklı olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde özetle; «hak düşürücü süre» itirazının Mahkemece dikkate alınmadığını, dava açma hakkı düşmesine rağmen davacının davası dinlenerek usul ve yasaya aykırı karar verildiğini, davanın «usulden reddi» gerektiğini, alacaklı olduğunu iddia eden davacı tarafın takibe konu edilen «komisyon alacağı» nedeniyle müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti talepli açılan davada, dava dilekçesi içeriğinde «icra takibine itiraz» edildiği beyan edilmiş ve dava dilekçesi ekine «ödeme emrine itiraz» dilekçesi de konularak davacı şirkete 12.05.2014 tarihinde tebliğ edilmiş olduğunu, bu tarihten itibaren 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu, ayrıca davacı şirketin cevap dilekçesinde itirazdan bahsederek itirazın kendilerine tebliğ olduğunu açıkça «ikrar» ettiğini, dolayısıyla davacı şirketin müvekkilinin icra takibine itiraz ettiğinden haberdar olduğunu, bu nedenle işbu davanın 1 yıllık hak düşürücü sürede açılmadığını, davacının «dürüstlük kuralına» aykırı davranarak «hakkını kötüye kullandığını», kaldı ki usulü bir işlem olan «tebligatın» icra dairesince yapılmamış olmasının davacı lehine sonuç doğurmasının haksız ve hukuksuz olduğunu, davacının M/V Universal Challenger adlı «donatanın» «acentesi» olup gemiye verdiği hizmetin acentelik hizmeti olduğunu, acentelik ücretinin ise müvekkili şirket tarafından değil, donatan tarafından davacı şirkete ödenmesi gere …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/90 E. 2019/5199 K.
Ortak:donatan · fatura · temsil
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 20.09.2017 tarihli ve 2016/437 E., 2017/279 K. sayılı kararıyla davacı tarafından davalının «donatanı» olduğu M/V BODYER isimli gemiye tersanede verilen bakım onarım hizmetinden kaynaklanan alacağın tahsili için gemi hakkında seferden men kararı alındıktan sonra alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığı, davalı donatanın ise «ödeme savunmasının» yanısıra yapılan işin ayıplı olduğunu ileri sürerek takibe ve davaya itiraz ettiği, dosyadaki belgelerden geminin davacıya ait tersaneden ayrıldıktan 20 ay sonra gemide arıza meydana geldiği, M.A.N şirketinin yetkili surveyince yapılan inceleme sonucu gemideki arızanın OD BOX arızası olarak tespit edilmesine müteakip geminin yüklü vaziyette Ali Ağa Limanına getirildiği daha sonra burada üretici firma olan Ros- Roice Servis Müdürlüğünce sözkonusu arıza ile ilgili olarak 23.02.2012 ve 09.08.2012 tarihli raporlar düzenlendiği, 09.08.2012 tarihli ek raporda OD BOX arızasının pervane şaftının sökülüp geri takılması sırasında civatanın yerinden laçka olmasından kaynaklandığının tespit edildiği, davalı tarafça sözkonusu arızanın geminin davacının tersanesinde yapılan bakım onarım sırasında meydana geldiğinin ileri sürüldüğü, ancak her iki yanın yetkili «temsilcilerinin» imzalamış olduğu «teslim» «protokolünde» davacının yapmış olduğu tamir işlemlerine eşlik ettiği anlaşılan klass surveyinin raporunda tamir işlemi sırasında geminin OD BOX tamirinin yapıldığı konusunda herhangi bir bilginin olmaması ile 09.08.2012 tarihli raporda OD BOX arızasının nerede ve ne zaman gemiye yapılan müdahaleden dolayı meydana geldiği konusunda açıklamanın yer alması hususları birlikte değerlendirildiğinde, gemide meydana gelen arızanın davacının yapmış olduğu bakım onarım işlemi sırasında meydana geldiği ya da davacının yapmış olduğu bakım onarım hizmetinin ayıplı olduğu iddiasının davalı yanca ispatlanamadığının değerlendirildiği, geminin bakım onarım işlemi için davacıya ait olan tersaneye alındıktan sonra taraflar arasında " borç ödeme «garanti» mektubu " başlıklı protokol düzenlenerek borcun belirli «vadelerde» ödenmesinin kararlaştırıldığı, davalının borcuna karşılık olarak toplam 480.000,00 USD bedelli çekler verdiği bu çeklerden 390.000,00 USD'lik 8 adet çekin 28.01.2011 ve 04.03.2011 tarihinde davalıya iade edildiği, İş Bankasının 09.02.2017 tarihli cevabi yazısından anlaşıldığı üzere davalı tarafından verilen çeklerden 6005085, 6005101 ve 6005103 nolu çeklerin bankaya «ibraz» edildiği diğer çeklerin ise banka tarafından karşılıksız olarak değerlendirildiği, çeklerin davalıya iadesinden sonra davacının alacağının «şüpheli alacaklılar» hesabına 360.000,00 USD olarak aktarıldığı, iade edilen çeklerden karşılıksız çıkanlar için davacının bankadan tahsil etmiş olduğu yasal yükümlülük tutarının 10.124,16 TL olduğu, bu tutarın bakiye borç miktarı olan 360.000 USD'den mahsubu neticesinde davacının 09.04.2012 tarihi itibariyle davalıdan olan bakiye alacağının 358.866,92 USD olduğunun anlaşıldığı, davacı tarafından ödeme garanti mektubu başlıklı belgede yer alan «ödeme planı» ve muaceliyet şartına göre bakiye borcun tamamının takip tarihi itibariyle «muaccel» olduğu ileri sürülüp bilirkişi raporlarında da bu yönde kanaat bildirilmiş ise de; davalı tarafından sonradan verilen çeklerin «vade tarihlerinin» ödeme garanti mektubu protokolündeki vadelerden farklı olmasının yanı sıra davacı tarafından Kartal 12.
… kıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı «kesin» hükümle sonuçlandıran bir dava olduğu, davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerli olduğu, takibe sıkı sıkıya bağlı olan itirazın iptali davasında, mahkemece, tarafların iddia, savunma ve delillerinin yalnızca takibe konu belgeler çerçevesinde değerlendirilip incelenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesinin gerektiği, aksi yönde yapılacak araştırmanın ise itirazın iptali davasının niteliği ile bağdaşmayacağının açık olduğu, somut olayda takip dayanağı, davacı tarafından davalının «donatanı» olduğu M/V Bodyer isimli gemiye verilen bakım onarım hizmeti için düzenlenen 550.000,00 USD bedelli «fatura» bedelinden kalan bakiye alacak ve ödeme «garanti» «protokolü» olarak belirtildiği, İlk Derece Mahkemesinin kabulüne göre ve gerekçesinde de belirttiği üzere, taraflar arasında davalının donatanı olduğu gemiye bakım ve onarım hizmeti verilmesine ilişkin anlaşma yapıldığı, verilen bu hizmet sonucu düzenlenen 550.000,00 USD bedelli faturanın ödenmesi konusunda borç ödeme garanti protokolü düzenlendiği, protokolde söz konusu borcun ödeme «vadelerinin» gösterildiği, borç ödeme protokolüne uygun şekilde davalı tarafından keşide edilmiş 480.000,00 USD bedelli çeşitli keşide tarihli 12 adet çekin davacıya verildiği, verilen bu çeklerin bir kısmının ödendiği, bir kısmının ise keşide tarihlerinde bankada karşılığının çıkmadığı bunun üzerine, ödenmeyen çeklerin davalıya iade edildiği, bundan sonra tarafların anlaşmaları ile davalının yeni keşide tarihli toplam bedeli 390.000,00 USD olan 18 adet «çek» verdiği, davalı tarafından sonradan verilen çeklerin «keşide tarihlerinin» ödeme garanti protokolünde belirlenen vadelerden farklı olması ve davacının 08.09.2011 tarihli «ihtarnamesi» gözetildiğinde borç ödeme garanti protokolünde belirlenen vadelerin davacı tarafından tecil edildiği anlaşıldığından, tecil edilen borçtan dolayı takip tarihi itibarıyla alacak «muaccel» olmadığından davacının alacağın tahsilini talep hakkı bulunmadığı, davaya konu takibin dayanağı fatura ve borç ödeme garanti protokolü olup, tarafların anlaşması sonucu söz konusu fatura borcundan bakiye kalan miktarın davalı tarafından verilen ileri keşide tarihli çeklerle ödendiği anlaşıldığından davacının önceki borç ödeme garanti protokolüne dayanarak takip yapmasının mümkün olmadığı, bu nedenle davanın reddi gerekirken kısmen kabulü yönündeki mahkeme kararının hatalı olduğu, davacının takipte kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davalı yararına şartları oluşmamakla «kötü niyet tazminatına» hükmedilmemesi gerektiği, kabule göre de, davaya konu takip «yetkisiz» İstanbul 9.
Benzer bu karardaMahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya ve tüm dosya kapsamına göre, davacının «donatanı» olduğu M/V STRAEM gemisinin şaft koniğinin oynaması sonucu gemide arıza meydana geldiği, davalı Niveko'dan satın alınan parçanın gemideki arızayı tamir eden Gürdesan firması tarafından montaj işleminin yapıldığı, diğer davalı American Bureau şirketinin ise klas kuruluşu olup yapılan işi donatan adına denetleyerek onay belgesi verdiği, birinci tamirden kısa bir zaman geçtikten sonra 22/03/2001 tarihinde geminin şaft sisteminde yağ kaçağı görüldüğü, sözkonusu 2. arıza nedeni ile 18/08/2001 tarihinde karaya çıkarılan geminin yüzer havuz içerisinde şaft sisteminin yeniden değiştirildiği, ilk arızanın gemi havuz ortamına alındıktan sonra kuru halde iken giderilmesi gerektiği halde donatan tarafından boş havuz temin edilmemesi nedeni ile işin aciliyetinden dolayı tersane rıhtımında gemi yüzer halde iken yapılmak zorunda kaldığı, bunun sonucunda Mayıs 2000 tarihinde yapılan ilk onarımda klerens limit değerlerinin aşıldığı, limit aşımının ise gemide yağ kaçağına neden olduğu, yüzen havuzda kuru ortamda yapılan 2. onarımdan sonra gemide bir problemle karşılaşılmamış olmasının bu tespiti doğruladığı, davacı donatanın ilk onarımda uygun şartları sağlayamamış olması ile yapılan onarımda limitler aşılmış olmasına rağmen ticari kaygı ve mevcut şartlar gereği onarım hizmetini şartsız koşulsuz kabul etmesinden dolayı %40 kusurlu olduğu, davalı Gürdesan firmasının uygun olmayan şartlarda onarım yapılmasının hatalı olabileceğini öngörerek işi kabul etmemesi gerektiği halde onarım hizmetini bu koşullarda yapmakla %30 kusurlu olduğu, şaft sızdırmazlık malzemesini sağlayan davalı Niveko'nun B+V firmasının yani üretici firmanın yetkili «temsilcisi» olma sorumluluğu ile hareket etmeyerek uygulama ile ilgili tehlike uyarılarını gecikmeli iletmesi nedeni ile %15 kusurlu olduğu, yapılan ilk tamir işlemi hatalı olmasına rağmen klas kuruluşu olan davalı ABS'nin denize ve «yola elverişlilik» belgesi düzenleyerek bu şekilde tamiratı onaylamakla %15 kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl davada davalı Gürdesan Gemi Makina San Tic.
1-Asıl dava, davacının «donatanı» olduğu gemide meydana gelen arıza nedeniyle 2011 yılı Ağustos ayında yapılan tamirat neticesinde düzenlenen «fatura» tutarınca borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemenin, İİK'nın 72/6. maddesinin koşulları bulunmadığı gözetildiğinde davacının talebi ile bağlı olması gerekirken, mahkemece de karar gerekçesinde belirtildiği gibi davanın «menfi tespit» istemi olduğu gözden kaçırılarak sehven «istirdat» yönünde hüküm kurduğu anlaşılmış olmakla, talebi aşacak şekilde yada talepten başka bir şeye hükmedilmesi doğru olmadığından asıl davada verilen kararın bozulması …
Şti. davalının «donatanı» olduğu gemide yapılan tamir bedelinin ödenmediğini ileri sürerek 8.142 USD'nin davalıdan tahsili istemiş ise de; asıl davanın davacısı donatan, birleşen davada davalı konumunda olup, asıl davada aynı tamir işlemleri için «menfi tespit» talebinde bulunduğu ve davalı Gürdesan Gemi Makine Sanayi ve Ticaret Ltd.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:yola elverişlilik · istirdat · dosya masrafı · menfi tespit
Benzer bu kararda1-Asıl dava, davacının «donatanı» olduğu gemide meydana gelen arıza nedeniyle 2011 yılı Ağustos ayında yapılan tamirat neticesinde düzenlenen «fatura» tutarınca borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemenin, İİK'nın 72/6. maddesinin koşulları bulunmadığı gözetildiğinde davacının talebi ile bağlı olması gerekirken, mahkemece de karar gerekçesinde belirtildiği gibi davanın «menfi tespit» istemi olduğu gözden kaçırılarak sehven «istirdat» yönünde hüküm kurduğu anlaşılmış olmakla, talebi aşacak şekilde yada talepten başka bir şeye hükmedilmesi doğru olmadığından asıl davada verilen kararın bozulması …
Şti. yanında iki davalı olduğu, asıl davada davacının talebi dışında «istirdat» hükmü kurulduğu, bu nedenlerle asıl davada verilen kararın bozulması gerektiği, birleşen davanın da asıl davaya konu tamir işleminin «masraflarına» ilişkin olduğu ve her iki davanın da birbiriyle irtibatlı olup, birleşen davada işin esasına girilip temyiz incelemesi yapılmasının asıl davadaki tarafların hukuki …
Mahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya ve tüm dosya kapsamına göre, davacının «donatanı» olduğu M/V STRAEM gemisinin şaft koniğinin oynaması sonucu gemide arıza meydana geldiği, davalı Niveko'dan satın alınan parçanın gemideki arızayı tamir eden Gürdesan firması tarafından montaj işleminin yapıldığı, diğer davalı American Bureau şirketinin ise klas kuruluşu olup yapılan işi donatan adına denetleyerek onay belgesi verdiği, birinci tamirden kısa bir zaman geçtikten sonra 22/03/2001 tarihinde geminin şaft sisteminde yağ kaçağı görüldüğü, sözkonusu 2. arıza nedeni ile 18/08/2001 tarihinde karaya çıkarılan geminin yüzer havuz içerisinde şaft sisteminin yeniden değiştirildiği, ilk arızanın gemi havuz ortamına alındıktan sonra kuru halde iken giderilmesi gerektiği halde donatan tarafından boş havuz temin edilmemesi nedeni ile işin aciliyetinden dolayı tersane rıhtımında gemi yüzer halde iken yapılmak zorunda kaldığı, bunun sonucunda Mayıs 2000 tarihinde yapılan ilk onarımda klerens limit değerlerinin aşıldığı, limit aşımının ise gemide yağ kaçağına neden olduğu, yüzen havuzda kuru ortamda yapılan 2. onarımdan sonra gemide bir problemle karşılaşılmamış olmasının bu tespiti doğruladığı, davacı donatanın ilk onarımda uygun şartları sağlayamamış olması ile yapılan onarımda limitler aşılmış olmasına rağmen ticari kaygı ve mevcut şartlar gereği onarım hizmetini şartsız koşulsuz kabul etmesinden dolayı %40 kusurlu olduğu, davalı Gürdesan firmasının uygun olmayan şartlarda onarım yapılmasının hatalı olabileceğini öngörerek işi kabul etmemesi gerektiği halde onarım hizmetini bu koşullarda yapmakla %30 kusurlu olduğu, şaft sızdırmazlık malzemesini sağlayan davalı Niveko'nun B+V firmasının yani üretici firmanın yetkili «temsilcisi» olma sorumluluğu ile hareket etmeyerek uygulama ile ilgili tehlike uyarılarını gecikmeli iletmesi nedeni ile %15 kusurlu olduğu, yapılan ilk tamir işlemi hatalı olmasına rağmen klas kuruluşu olan davalı ABS'nin denize ve «yola elverişlilik» belgesi düzenleyerek bu şekilde tamiratı onaylamakla %15 kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl davada davalı Gürdesan Gemi Makina San Tic.
Şti. davalının «donatanı» olduğu gemide yapılan tamir bedelinin ödenmediğini ileri sürerek 8.142 USD'nin davalıdan tahsili istemiş ise de; asıl davanın davacısı donatan, birleşen davada davalı konumunda olup, asıl davada aynı tamir işlemleri için «menfi tespit» talebinde bulunduğu ve davalı Gürdesan Gemi Makine Sanayi ve Ticaret Ltd.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/5476 E. 2010/11100 K.
Ortak:donatan · temsil
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 20.09.2017 tarihli ve 2016/437 E., 2017/279 K. sayılı kararıyla davacı tarafından davalının «donatanı» olduğu M/V BODYER isimli gemiye tersanede verilen bakım onarım hizmetinden kaynaklanan alacağın tahsili için gemi hakkında seferden men kararı alındıktan sonra alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığı, davalı donatanın ise «ödeme savunmasının» yanısıra yapılan işin ayıplı olduğunu ileri sürerek takibe ve davaya itiraz ettiği, dosyadaki belgelerden geminin davacıya ait tersaneden ayrıldıktan 20 ay sonra gemide arıza meydana geldiği, M.A.N şirketinin yetkili surveyince yapılan inceleme sonucu gemideki arızanın OD BOX arızası olarak tespit edilmesine müteakip geminin yüklü vaziyette Ali Ağa Limanına getirildiği daha sonra burada üretici firma olan Ros- Roice Servis Müdürlüğünce sözkonusu arıza ile ilgili olarak 23.02.2012 ve 09.08.2012 tarihli raporlar düzenlendiği, 09.08.2012 tarihli ek raporda OD BOX arızasının pervane şaftının sökülüp geri takılması sırasında civatanın yerinden laçka olmasından kaynaklandığının tespit edildiği, davalı tarafça sözkonusu arızanın geminin davacının tersanesinde yapılan bakım onarım sırasında meydana geldiğinin ileri sürüldüğü, ancak her iki yanın yetkili «temsilcilerinin» imzalamış olduğu «teslim» «protokolünde» davacının yapmış olduğu tamir işlemlerine eşlik ettiği anlaşılan klass surveyinin raporunda tamir işlemi sırasında geminin OD BOX tamirinin yapıldığı konusunda herhangi bir bilginin olmaması ile 09.08.2012 tarihli raporda OD BOX arızasının nerede ve ne zaman gemiye yapılan müdahaleden dolayı meydana geldiği konusunda açıklamanın yer alması hususları birlikte değerlendirildiğinde, gemide meydana gelen arızanın davacının yapmış olduğu bakım onarım işlemi sırasında meydana geldiği ya da davacının yapmış olduğu bakım onarım hizmetinin ayıplı olduğu iddiasının davalı yanca ispatlanamadığının değerlendirildiği, geminin bakım onarım işlemi için davacıya ait olan tersaneye alındıktan sonra taraflar arasında " borç ödeme «garanti» mektubu " başlıklı protokol düzenlenerek borcun belirli «vadelerde» ödenmesinin kararlaştırıldığı, davalının borcuna karşılık olarak toplam 480.000,00 USD bedelli çekler verdiği bu çeklerden 390.000,00 USD'lik 8 adet çekin 28.01.2011 ve 04.03.2011 tarihinde davalıya iade edildiği, İş Bankasının 09.02.2017 tarihli cevabi yazısından anlaşıldığı üzere davalı tarafından verilen çeklerden 6005085, 6005101 ve 6005103 nolu çeklerin bankaya «ibraz» edildiği diğer çeklerin ise banka tarafından karşılıksız olarak değerlendirildiği, çeklerin davalıya iadesinden sonra davacının alacağının «şüpheli alacaklılar» hesabına 360.000,00 USD olarak aktarıldığı, iade edilen çeklerden karşılıksız çıkanlar için davacının bankadan tahsil etmiş olduğu yasal yükümlülük tutarının 10.124,16 TL olduğu, bu tutarın bakiye borç miktarı olan 360.000 USD'den mahsubu neticesinde davacının 09.04.2012 tarihi itibariyle davalıdan olan bakiye alacağının 358.866,92 USD olduğunun anlaşıldığı, davacı tarafından ödeme garanti mektubu başlıklı belgede yer alan «ödeme planı» ve muaceliyet şartına göre bakiye borcun tamamının takip tarihi itibariyle «muaccel» olduğu ileri sürülüp bilirkişi raporlarında da bu yönde kanaat bildirilmiş ise de; davalı tarafından sonradan verilen çeklerin «vade tarihlerinin» ödeme garanti mektubu protokolündeki vadelerden farklı olmasının yanı sıra davacı tarafından Kartal 12.
… kıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı «kesin» hükümle sonuçlandıran bir dava olduğu, davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerli olduğu, takibe sıkı sıkıya bağlı olan itirazın iptali davasında, mahkemece, tarafların iddia, savunma ve delillerinin yalnızca takibe konu belgeler çerçevesinde değerlendirilip incelenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesinin gerektiği, aksi yönde yapılacak araştırmanın ise itirazın iptali davasının niteliği ile bağdaşmayacağının açık olduğu, somut olayda takip dayanağı, davacı tarafından davalının «donatanı» olduğu M/V Bodyer isimli gemiye verilen bakım onarım hizmeti için düzenlenen 550.000,00 USD bedelli «fatura» bedelinden kalan bakiye alacak ve ödeme «garanti» «protokolü» olarak belirtildiği, İlk Derece Mahkemesinin kabulüne göre ve gerekçesinde de belirttiği üzere, taraflar arasında davalının donatanı olduğu gemiye bakım ve onarım hizmeti verilmesine ilişkin anlaşma yapıldığı, verilen bu hizmet sonucu düzenlenen 550.000,00 USD bedelli faturanın ödenmesi konusunda borç ödeme garanti protokolü düzenlendiği, protokolde söz konusu borcun ödeme «vadelerinin» gösterildiği, borç ödeme protokolüne uygun şekilde davalı tarafından keşide edilmiş 480.000,00 USD bedelli çeşitli keşide tarihli 12 adet çekin davacıya verildiği, verilen bu çeklerin bir kısmının ödendiği, bir kısmının ise keşide tarihlerinde bankada karşılığının çıkmadığı bunun üzerine, ödenmeyen çeklerin davalıya iade edildiği, bundan sonra tarafların anlaşmaları ile davalının yeni keşide tarihli toplam bedeli 390.000,00 USD olan 18 adet «çek» verdiği, davalı tarafından sonradan verilen çeklerin «keşide tarihlerinin» ödeme garanti protokolünde belirlenen vadelerden farklı olması ve davacının 08.09.2011 tarihli «ihtarnamesi» gözetildiğinde borç ödeme garanti protokolünde belirlenen vadelerin davacı tarafından tecil edildiği anlaşıldığından, tecil edilen borçtan dolayı takip tarihi itibarıyla alacak «muaccel» olmadığından davacının alacağın tahsilini talep hakkı bulunmadığı, davaya konu takibin dayanağı fatura ve borç ödeme garanti protokolü olup, tarafların anlaşması sonucu söz konusu fatura borcundan bakiye kalan miktarın davalı tarafından verilen ileri keşide tarihli çeklerle ödendiği anlaşıldığından davacının önceki borç ödeme garanti protokolüne dayanarak takip yapmasının mümkün olmadığı, bu nedenle davanın reddi gerekirken kısmen kabulü yönündeki mahkeme kararının hatalı olduğu, davacının takipte kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davalı yararına şartları oluşmamakla «kötü niyet tazminatına» hükmedilmemesi gerektiği, kabule göre de, davaya konu takip «yetkisiz» İstanbul 9.
Benzer bu kararda… ilmesi için aralarındaki sözleşmenin 12.4 maddesi uyarınca bakım onarım çalışmalarının tamamlanmasından veya geminin tersaneden ayrılmasından itibaren 30 gün içinde «donatanın» «yazılı ihbarda» bulunması gerektiğini, ancak geminin tersaneden ayrılmasından itibaren 13 ay, olayın üzerinden 11 ay geçtikten sonra olaydan haberdar edildiklerini, müvekkil şirketin tesislerinde yapılan bakım çalışmalarında donatan şirketin tam yetkili «temsilcilerinin» bulunduğunu ve her bir bakım onarım aşamasında bu kişilerin ayrıca onayı alınarak bakım yapıldığını; ayrıca davacı ve davalı arasındaki sözleşmenin 12. maddesi uyarınca "tersanenin kendisi veya personelinin «ağır kusuru» nedeniyle oluşmadıkça gemideki hasardan müvekkillerinin sorumlu tutulamayacağını"belirterek haksız davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:yazılı ihbar · ağır kusur · ihbar · görevsizlik kararı · kusur · hasar
Benzer bu kararda… ilmesi için aralarındaki sözleşmenin 12.4 maddesi uyarınca bakım onarım çalışmalarının tamamlanmasından veya geminin tersaneden ayrılmasından itibaren 30 gün içinde «donatanın» «yazılı ihbarda» bulunması gerektiğini, ancak geminin tersaneden ayrılmasından itibaren 13 ay, olayın üzerinden 11 ay geçtikten sonra olaydan haberdar edildiklerini, müvekkil şirketin tesislerinde yapılan bakım çalışmalarında donatan şirketin tam yetkili «temsilcilerinin» bulunduğunu ve her bir bakım onarım aşamasında bu kişilerin ayrıca onayı alınarak bakım yapıldığını; ayrıca davacı ve davalı arasındaki sözleşmenin 12. maddesi uyarınca "tersanenin kendisi veya personelinin «ağır kusuru» nedeniyle oluşmadıkça gemideki hasardan müvekkillerinin sorumlu tutulamayacağını"belirterek haksız davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
… asım ayında rutin bakımı için davalı şirketin tersanesinde havuza alındığını, bu bakım sırasında dümen doru cıvatasının gerektiği gibi sıkılmamasından dolayı gemide «hasar» meydana geldiğini, bu hasardan dolayı müvekkil şirketin 399.000 Euro zarara uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.0 …
Mahkemece; davanın konusunun gemiye yapılan bakım ve onarım işlerinden kaynaklanan zararın tahsili talebi olduğu bu nedenle uyuşmazlığın Denizcilik İhtisas Mahkemesi'nde görülmesi gerektiği gerekçesiyle «görevsizlik» kararı verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2024/1168 E. , 2024/2008 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI 2023/2023 Esas, 2023/1804 Karar
...
HÜKÜM
Direnme
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen itirazın iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya direnme kararı verilmiştir
Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı borçlu şirketin donatanı olduğu M/V BODYER isimli geminin tamir işlerinin 11.01.2010 -30.04.2010 tarihleri arasında müvekkili şirkete ait tersanesinde yapıldığını, geminin tamir işlerinin kararlaştırılan zamanda ve eksiz olarak yapıldığını donatanın temsilcileri ile klas sörveyleri tarafından da test edilerek geminin davalı firmaya (donatana) teslim edildiğini, taraflar arasında karşılıklı imzalanan 30.04.2010 tarihli teslimat protokolünde de teslim alındığının beyan edildiğini, geminin tamir işlerinin devam ettiği dönemde davalı borçlu tarafından müvekkili şirkete verilen ödeme garantisi mektubu ile geminin tamir bedeli olarak ödenmesi kararlaştırılan toplam 550.000,00 USD tutarındaki rakamı belirlenen vadelerde tam ve eksiksiz ödeyeceğine ödemelerden herhangi birisinin gecikmesi halinde geciken zaman için aylık %2 gecikme faizi ödeyeceğini ve tüm alacağın muaccel hale geleceğinin taahhüt edildiğini, geminin davalıya tesliminden sonra müvekkili şirkete bir kısım ödemeler yapıldığını ancak borçlu tarafından garanti mektubundaki vadelere riayet edilmeksizin ödemelerin peyder pey yapıldığını, garanti mektubuna göre en son vade tarihi olan 31.01.2011 gününe kadar borcun ödenmediği dolayısıyla borcun tamamının muaccel hale geldiğini, bakiye alacağın ödenmemesi üzerine icra takibine geçildiğini, itiraz üzerine takibin durduğunu ileri sürerek davalının itirazının iptaline, takibin devamına, takip tarihi itibariyle müvekkil şirketin 380.000,00 USD tutarında alacağı olduğunun tespiti ile tersane alacağının taraflar arasındaki anlaşma gereği aylık %2 faizi ile tahsiline, icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının taleplerinin hukuki dayanaktan yoksun, haksız ve kötü niyetli olduğunu, davaya konu Bakırköy 12. İcra Müdürlüğünün 2012/7970 E. sayılı dosyasına dayanak yapılan davacı şirketçe müvekkili şirkete ait M/V Bodyer isimli gemiye yapılan bakım ve onarıma ilişkin 550.000,00 USD bedelli faturadan kalan bakiye 380.000,00 USD olduğu, ancak davacı tarafından talep edilen ve söz konusu bakım ve onarımdan kaynaklanan bakiye 380.000 USD fatura borcu müvekkili şirketçe Türkiye İş Bankası Sefaköy şubesine ait çeklerle toplamda 380.000,00 USD ödendiğini, davacının söz konusu faturaya ilişkin ödeme garanti mektubunda belirtilen tarihlerde ödeme yapılmadığı, en son vade tarihi olan 31.01.2011 tarihinde borcun ödenmediğinden bahisle muaccel hale geldiği beyanlarının kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili şirketle davacı arasında söz konusu borca ilişkin belirtilen çeklerle ödeme yapılarak vadeleri geldiğinde ödenmek suretiyle yeni bir ödeme planı yapıldığını ve bu durumun davacı tarafından kabul edildiğini, bu anlaşma gereği yeni vadelerin taraflar arasında belirlendiği ve söz konusu borcun bir ödeme aracı olan çeklerle ödendiği ve davacı şirketin müvekkili şirkete gönderdiği Kartal 12.
Noterliği'nin 08.09.2011 tarih ve 32426 yevmiye nolu ihtarname ile de bu durumu kabul ve beyan ettiğini,söz konusu fatura borcuna ilişkin ödeme tarihleri taraflar arasındaki mutabakat ile değiştirildiğini, bu nedenle davacının kabul ettiği söz konusu yeni ödeme tarihlerini ve uhdesinde bulunan söz konusu çekleri yok sayarak müvekkili şirketin ödeme garanti mektubundaki tarihlerde ve son vade tarihinde ödeme yapmadığından bahisle borcun muaccel hale geldiğinin kabulünün mümkün olmadığını, ayıplı ifa nedeniyle ödemezlik def'i haklarını kullandıklarını, fatura borcun konusu olan bakım ve onarımın ayıplı ifa edildiğini davacı müvekkili şirket ile yapılan yeni anlaşma ve yeni vadeler yokmuş gibi kötü niyetli olarak muaccel hale gelmeyen bakiye alacak ile ilgili yasal prosedür başlattıklarını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 20.09.2017 tarihli ve 2016/437 E., 2017/279 K. sayılı kararıyla davacı tarafından davalının donatanı olduğu M/V BODYER isimli gemiye tersanede verilen bakım onarım hizmetinden kaynaklanan alacağın tahsili için gemi hakkında seferden men kararı alındıktan sonra alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığı, davalı donatanın ise ödeme savunmasının yanısıra yapılan işin ayıplı olduğunu ileri sürerek takibe ve davaya itiraz ettiği, dosyadaki belgelerden geminin davacıya ait tersaneden ayrıldıktan 20 ay sonra gemide arıza meydana geldiği, M.A.N şirketinin yetkili surveyince yapılan inceleme sonucu gemideki arızanın OD BOX arızası olarak tespit edilmesine müteakip geminin yüklü vaziyette Ali Ağa Limanına getirildiği daha sonra burada üretici firma olan Ros- Roice Servis Müdürlüğünce sözkonusu arıza ile ilgili olarak 23.02.2012 ve 09.08.2012 tarihli raporlar düzenlendiği, 09.08.2012 tarihli ek raporda OD BOX arızasının pervane şaftının sökülüp geri takılması sırasında civatanın yerinden laçka olmasından kaynaklandığının tespit edildiği, davalı tarafça sözkonusu arızanın geminin davacının tersanesinde yapılan bakım onarım sırasında meydana geldiğinin ileri sürüldüğü, ancak her iki yanın yetkili temsilcilerinin imzalamış olduğu teslim protokolünde davacının yapmış olduğu tamir işlemlerine eşlik ettiği anlaşılan klass surveyinin raporunda tamir işlemi sırasında geminin OD BOX tamirinin yapıldığı konusunda herhangi bir bilginin olmaması ile 09.08.2012 tarihli raporda OD BOX arızasının nerede ve ne zaman gemiye yapılan müdahaleden dolayı meydana geldiği konusunda açıklamanın yer alması hususları birlikte değerlendirildiğinde, gemide meydana gelen arızanın davacının yapmış olduğu bakım onarım işlemi sırasında meydana geldiği ya da davacının yapmış olduğu bakım onarım hizmetinin ayıplı olduğu iddiasının davalı yanca ispatlanamadığının değerlendirildiği, geminin bakım onarım işlemi için davacıya ait olan tersaneye alındıktan sonra taraflar arasında " borç ödeme garanti mektubu " başlıklı protokol düzenlenerek borcun belirli vadelerde ödenmesinin kararlaştırıldığı, davalının borcuna karşılık olarak toplam 480.000,00 USD bedelli çekler verdiği bu çeklerden 390.000,00 USD'lik 8 adet çekin 28.01.2011 ve 04.03.2011 tarihinde davalıya iade edildiği, İş Bankasının 09.02.2017 tarihli cevabi yazısından anlaşıldığı üzere davalı tarafından verilen çeklerden 6005085, 6005101 ve 6005103 nolu çeklerin bankaya ibraz edildiği diğer çeklerin ise banka tarafından karşılıksız olarak değerlendirildiği, çeklerin davalıya iadesinden sonra davacının alacağının şüpheli alacaklılar hesabına 360.000,00 USD olarak aktarıldığı, iade edilen çeklerden karşılıksız çıkanlar için davacının bankadan tahsil etmiş olduğu yasal yükümlülük tutarının 10.124,16 TL olduğu, bu tutarın bakiye borç miktarı olan 360.000 USD'den mahsubu neticesinde davacının 09.04.2012 tarihi itibariyle davalıdan olan bakiye alacağının 358.866,92 USD olduğunun anlaşıldığı, davacı tarafından ödeme garanti mektubu başlıklı belgede yer alan ödeme planı ve muaceliyet şartına göre bakiye borcun tamamının takip tarihi itibariyle muaccel olduğu ileri sürülüp bilirkişi raporlarında da bu yönde kanaat bildirilmiş ise de;
davalı tarafından sonradan verilen çeklerin vade tarihlerinin ödeme garanti mektubu protokolündeki vadelerden farklı olmasının yanı sıra davacı tarafından Kartal 12. Noterliğinden çekilen 08.09.2011 tarihli 32426 yevmiye nolu ihtarnamede çeklerin vadeleri geldiğinde ödenmesi talep edilmiş olduğundan bu durumda borç ödeme garanti mektubunda belirlenen vadelerin davacı tarafından daha sonra verilen çeklerin keşide tarihine göre tecil edildiğinin değerlendirildiği, bu değerlendirme ışığında davalının vermiş olduğu çeklerden sadece 10.000,00 USD'lik bir adet çekin vadesinin takip tarihinden önce dolup muacceliyet kazandığı diğer çeklerin ise vadelerinin yani tahsil kabiliyetlerinin takip tarihi itibariyle gerçekleşmediği anlaşılmakta ise de, dava tarihinden sonra tüm çeklerin vadelerinin dolduğu ve çek bedellerinin ödenmediği, bu nedenle vade tarihlerinden itibaren faiz yürütülmek sureti ile aynı takip dosyasında tahsil edilmesinin usul ekonomisi açısından uygun olacağı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın 358.866,92 USD bakiye alacak üzerinden kısmen kabulü ile bu tutardan 10.000,00 USD'sine takip tarihinden diğer çek bedelleri yönünden ise vade tarihlerinden itibaren avans faizi yürütülmek sureti ile davalıdan tahsili için, icra takibinin devamına, takip tarihinde muaccel olan 10.000,00 USD üzerinden (takip tarihindeki kur üzerinden 10.000,00 USD =18.600,00 TL) takdiren %40 oranına göre hesap edilen 7.440,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin16.04.2021 tarihli ve 2019/1468 E., 2021/527 K. sayılı kararıyla itirazın iptali davasının, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir dava olduğu, davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerli olduğu, takibe sıkı sıkıya bağlı olan itirazın iptali davasında, mahkemece, tarafların iddia, savunma ve delillerinin yalnızca takibe konu belgeler çerçevesinde değerlendirilip incelenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesinin gerektiği, aksi yönde yapılacak araştırmanın ise itirazın iptali davasının niteliği ile bağdaşmayacağının açık olduğu, somut olayda takip dayanağı, davacı tarafından davalının donatanı olduğu M/V Bodyer isimli gemiye verilen bakım onarım hizmeti için düzenlenen 550.000,00 USD bedelli fatura bedelinden kalan bakiye alacak ve ödeme garanti protokolü olarak belirtildiği, İlk Derece Mahkemesinin kabulüne göre ve gerekçesinde de belirttiği üzere, taraflar arasında davalının donatanı olduğu gemiye bakım ve onarım hizmeti verilmesine ilişkin anlaşma yapıldığı, verilen bu hizmet sonucu düzenlenen 550.000,00 USD bedelli faturanın ödenmesi konusunda borç ödeme garanti protokolü düzenlendiği, protokolde söz konusu borcun ödeme vadelerinin gösterildiği, borç ödeme protokolüne uygun şekilde davalı tarafından keşide edilmiş 480.000,00 USD bedelli çeşitli keşide tarihli 12 adet çekin davacıya verildiği, verilen bu çeklerin bir kısmının ödendiği, bir kısmının ise keşide tarihlerinde bankada karşılığının çıkmadığı bunun üzerine, ödenmeyen çeklerin davalıya iade edildiği, bundan sonra tarafların anlaşmaları ile davalının yeni keşide tarihli toplam bedeli 390.000,00 USD olan 18 adet çek verdiği, davalı tarafından sonradan verilen çeklerin keşide tarihlerinin ödeme garanti protokolünde belirlenen vadelerden farklı olması ve davacının 08.09.2011 tarihli ihtarnamesi gözetildiğinde borç ödeme garanti protokolünde belirlenen vadelerin davacı tarafından tecil edildiği anlaşıldığından, tecil edilen borçtan dolayı takip tarihi itibarıyla alacak muaccel olmadığından davacının alacağın tahsilini talep hakkı bulunmadığı, davaya konu takibin dayanağı fatura ve borç ödeme garanti protokolü olup, tarafların anlaşması sonucu söz konusu fatura borcundan bakiye kalan miktarın davalı tarafından verilen ileri keşide tarihli çeklerle ödendiği anlaşıldığından davacının önceki borç ödeme garanti protokolüne dayanarak takip yapmasının mümkün olmadığı, bu nedenle davanın reddi gerekirken kısmen kabulü yönündeki mahkeme kararının hatalı olduğu, davacının takipte kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davalı yararına şartları oluşmamakla kötü niyet tazminatına hükmedilmemesi gerektiği, kabule göre de, davaya konu takip yetkisiz İstanbul 9.
İcra Dairesinde 03.10.2011 tarihinde başlatılmış olup takip tarihinin 03.10.2011 olduğu, bu tarihe göre de mahkemece takipten önce vadesinin dolduğu kabul edilen keşide tarihi 30.10.2011 olan 10.000,00 USD bedelli çekin de vadesinin takip tarihi itibarıyla gelmediği, mahkemenin bu yöndeki kabulünün de hatalı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvursunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi Kararının kaldırılmasına, davanın reddine, davalının koşulları oluşmayan kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 22.06.2023 tarih, 2021/5121 E. ve 2023/4027 K. sayılı kararıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayıl Kanun) 133 üncü maddesinin “Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi, ancak taraflann bu yöndeki açık iradesi ile olur. Özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz.” hükmüne amir olduğu, sonradan davacıya verilen çeklerin mevcut bir borcun yenilenmesi değil, ödeme aracının değiştirilmesi niteliğinde bulunduğu, 09.03.2011 tarihli tutanakta da bu hususun açıkça belirlendiği, vadelerin uzatıldığı, vade farkının da çek olarak davacıya verildiği, bu durumda borcun yenilenmediği gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki anlaşma ile borcun yenilenmediği, ödeme tarihinin ertelendiği, davanın itirazın iptali davası olması sebebiyle takip tarihindeki şartlara göre değerlendirilme yapılması gerektiği ve takip tarihinde yenilenen vadeye göre alacak muaccel olmadığı gerekçesi ile verilen davanın reddine dair verilen ilk kararda direnilmesine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesinin ret kararının usul ve yasaya uygun olmadığını, ihtiyati haciz kararı ile borcun tamamının muaccel hale geldiğini, ihtiyati haczin kesinleştiğini, bir borç için alacaklıya kambiyo senedi verilmesinin adi borcu sona erdirmeyeceğini, çeklerin keşide tarihlerinde bankaya ibraz edildiğini ve karşılıksızdır işlemi yapıldığını, davalının çeklerle ödeme yapıldığı iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin çekin hukuki niteliğini gözardı etmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava gemi bakım onarım hizmetinden kaynaklanan bakiye alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
2.6098 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yeniden yapılan incelemede;
3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 373 üncü maddesinin beşinci fıkraları uyarınca ONANMASINA,
Temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1051117800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz