Şirketin feshi | Kararın kaldırılması | Ortaklıktan çıkmalarına izin verilmesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/7419 E. 2024/1381 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
azlık hakları↗ örtülü kazanç aktarımı↗ anonim şirketin feshi↗ azınlık hakları↗ alternatif çözüm↗ şirket bölünmesi↗ ttk 531↗ alım (iştira) hakkı↗ gerçek değer tespiti↗ ortaklıktan çıkmaya izin (ttk 638/2)↗ şirketin feshi ve tasfiyesi↗ kira ilişkisi↗ organsızlık↗ haklı nedenle fesih↗ huzur hakkı↗ hakim ortak↗ haklı sebep↗ kâr payı dağıtımı↗ ortaklıktan çıkarılma↗ tanık beyanı↗ şirketin feshi↗ şirket merkezi mahkemesi↗ pay sahipliği↗ vekalet ücreti takdiri↗ kira sözleşmesi↗ şirket zararı↗ cy/cy şerhi↗ fesih↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ anonim şirket↗ kâr dağıtımı↗ protokol↗ kâr payı↗ yönetim kurulu kararı↗ tacir↗ dosya masrafı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ dava sebebi↗ dahili dava↗ vekalet ücreti↗ temsil↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Çankırı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)
SAYISI : 2016/152 E., 2022/162 K.
Taraflar arasındaki ortaklıktan çıkmaya izin verilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 20.02.2024 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin %25 hissesi ile ortağı olduğunu, şirketin diğer hissedarlarının %50,38 hisse ile Çankırı Özel İl İdaresi, %5,54 Çankırı Belediyesi, %0,37 hisse ile Hektaş ...A.Ş., %6,18 hisse ile ... ...A.Ş., %12,53 hissesinin 1.170 gerçek ve tüzel kişiye ait olduğunu, davalı şirketin iştigal konusunun tuz üretim ve dağıtım işi olmasına rağmen yıllardır hiçbir faaliyette bulunmadığını, atıl bir halde kâr etmeksizin kağıt üzerinde ortakları ve şirketin zararına olacak şekilde kötü bir yönetim ile idare edildiğini, davalı şirketin sahip olduğu rafine tuz fabrikasının kiraya verildiğini, bu kira geliri dışında başka gelir bulunmadığını, şirketin amacının gerçekleştirmekten çok uzak olduğunu, ayrıca uzun yıllardır kâr dağıtımı yapılmadığını, pay sahiplerinin kâr payı alım hakkının ihlal edildiğini, davalı şirketin yönetim kurulu üyelerince kötü yönetimi neticesinde müvekkilinin ekonomik menfaatlerinin zarara uğradığını, sistematik olarak sermayesinin azaldığını, verimliliğinin düştüğünü ve şirket öz kaynaklarının işlevsiz hale gelme sonucunu doğurduğunu, davalı şirketin ticari faaliyetini sürdürmek için herhangi bir kadrosunun da bulunmadığını, sadece kira geliri toplayan ve huzur hakkı alan kağıt üzerinde bir şirket olduğunu, hakim ortakların azınlık pay sahiplerinin yönetime katılma, bilgi alma ve denetleme yetkilerini engellediklerini, bu nedenlerle haklı nedenlerle şirketin feshine veya müvekkiline ait hisselerin karar tarihine en yakın gerçek değeri tespit edilerek ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 27.11.2012 yılında şirkete %25 hisse ile ortak olduğunu, şirketin elde ettiği kârın 2013 yılına kadar dağıtıldığını, 07.03.2016 tarihli genel kurulda son 3 yılın kârının dağıtılmaması yönünde karar alındığını, davacının bu karara herhangi bir itirazı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin uzun yıllardır şirkete ait tek gayrimenkulü kiraya verdiği, şirketin tek faaliyetinin gayrimenkulü kiraya vermek olduğu, şirketin başkaca bir faaliyeti olmadığı ve kiradan başka gelir elde etmediği, şirketin amacınına uygun faaliyette bulunmadığı, en son 2013 yılında hissedarlara kâr payı dağıtıldığı, daha sonra 2016 tarihinde yapılan genel kurulda pay dağıtılmamasına elde edilen kârın yatırım için kullanılmasına karar verildiği halde herhangi bir yatırım yapılmadığı, dava devam ederken tekrar uzun süreli bir kira sözleşmesinin imzalandığı, bu şekilde şirketin yine uzun yıllar boyunca kira dışında gelir elde edemeyeceğinin anlaşıldığı, davalı şirkette davacı ile diğer pay sahipleri arasında kalıcı hukuksal ve ticari sorunların bulunduğu, ancak bu durumun davalı şirketin feshi ve tasfiyesi açısından yeterli olmadığı, feshin son çare olması ilkesi gereğince davalı şirketin kendisinin, kalan pay sahiplerinin, iştiraklerinin ve alacaklılarının da menfaatlerinin bulunmadığı, davalının, davacı pay sahibinin şirketten çıkarılması halinde de ticari faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olduğu gerekçesi ile davalı şirketin fesih talebinin reddine, ancak davacının şirketten çıkma talebinde yukarıda açıklanan nedenlerle haklı olduğu gerekçesi ile davanın kabulü ile; davacının, davalı şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesine, davacının fesih talebinin reddine, 9.959.700,89 TL çıkma bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; çıkma bedelinin düşük olduğunu, çıkma bedeli olarak belirlenen alacağın faizi ile ilgili olarak bir hüküm kurulmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirket ana sözleşmesinde kiralama işinin de sayıldığını, kira gelirinin şirket için iyi bir gelir kaynağı olduğunu, fabrikanın kapasitesinin müstecir firma eliyle arttırıldığını, bu durumun da önemli bir faktör olan istihdamın da arttırılacağının bir göstergesi olduğunu, günümüz mevcut şartları ve işsizliğin yoğun olduğu bu süreç göz önüne alındığında, istihdamın önemli bir unsur olduğunu, Çankırı ilinde istihdamı sağlayan tuz fabrikasında halen yaklaşık 141 kişinin çalıştığını, davacının iddia ettiğinin aksine, şirketin kuruluş gayesinin gerçekleşmesinde hukuki ve ekonomik imkânsızlık diye bir hususun iddia edilen şekil ve boyutta olmadığı gibi ortaklar arasında huzursuzluk ve geçimsizlik kavramı ve suçlamasının da gerçekleri yansıtmadığını, kâr payının yıldan yıla düşmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, zira kira tutarının her yıl devletçe kiralara yansıtılan oranda artırıldığını, halen kiracı olan firmanın kirasını zamanında ödediğini, şirketin zarar etmesinin söz konusu olmadığını, kararın gerekçesinin tüm yönleriyle yetersiz olduğunu, ayrıca Mahkemece çıkma bedelinin tespitinin yapılması gerektiğini, bu bedelin "....davalıdan alınarak davacıya verilmesi.." şeklinde hüküm kurulmasının yasalara aykırı olduğunu, anonim ortaklıklarda Mahkeme tarafından ortağın ortaklıktan çıkmasına izin verilmesi gibi bir durumun mümkün olmadığını, davacının fesih talebinin reddine dair hüküm kurulduğunu, buna rağmen taraflarına vekalet ücret takdir edilmediğini, kararın bu yönüyle de hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı şirkette %25 hissesi bulunduğu, davalı şirketin sahip olduğu tesisleri uzun yıllar kendisi işlettikten sonra faaliyet amaçları arasında kiraya vermek de bulunduğundan tesislerin kiraya verildiği, kiraya verilen şirket tarafından tesislerin işletildiği, kira bedelinin süresinde ödendiği, kâr paylarının dağıtıldığı, davalı şirketin zarar ettiği ve şirketin atıl olduğu yönündeki davacı iddiasının da yerinde olmadığı, 2013 yılı genel kurulunda kira sözleşmesinin uzatılması ve kiracı tarafından esaslı bir şekilde yatırım yapılmasına yönelik imzalanacak yeni protokolün görüşüldüğü, davacının da görüşülen bu protokole karşı çıkmayarak onayladığı, ayrıca davalı şirketin 07.03.2016 tarihli genel kurulunda alınan kararların içerisinde geçmiş yıllar kârının dağıtılmamasına yönelik gündem maddesinin de görüşüldüğü, genel kurulda alınan bütün kararların oy birliği ile alındığı, davacı tarafından azınlık haklarının ihlal edildiği, pay sahiplerinin yönetime katılma ve bilgi alma ve denetleme hak ve yetkilerinin engellendiği iddia edilmiş ise de, davacının, davalı şirkete ortak olduğu 2012 yılından en son yapılan 2016 yılındaki genel kurul dahil toplantılarda alınan kararlarda çoğunlukla birlikte hareket ettiği, davacının iddialarını ispat edemediği gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince davanın reddine gerekçe olarak gösterilen hususların davalı tarafça gerek cevap gerekse istinaf dilekçesinde savunulmadığı, davalı şirket tarafından tesisin hiçbir zaman işletilmediğini, sürekli kiraya verildiğini, kira bedelinin oldukça düşük olduğunu, davalı şirketin en son 2013 yılında kâr dağıttığı, bu bedelin de oldukça düşük olduğu, şirketin tek geliri olan kira gelirinden şirket giderleri ve huzur hakkı çıkarıldığında on yılda bir dağıtılacak kâr payı karşılığı bu ortaklığın sürdürülmesinin müvekkilinden beklenemeyeceğini, kiracı firmaya taşınmazın ihale usulü satışının çok daha mantıklı ve kârlı bir hamle olacağını, gayrimenkul kiraya verilirken, süre uzatılırken ortaklara bilgi verilmediğini, kira süresinin uzatılmasına ilişkin karara yönelik açtıkları davada davalının verdiği cevap dilekçesinde müvekkilinin şirketi işletecek gücünün ve alt yapısının bulunmadığını açıkça belirttiğini, şirketin amacını gerçekleştirmekten uzak olduğunu, şirketin ana sözleşmesinde ''kiralamak'' yazıyor olmasının, aynı firmaya kırk yıllığına düşük bedelle kiralama yapılması anlamına gelmediğini, kira işleminin tapuya şerh edilmesinin uzun yıllar bu kira ilişkisinin sürdürülmesinde ısrarcı olunduğu anlamına geldiğini, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, tanık beyanlarının da müvekkilinin iddialarını doğruladığını, 2016 yılındaki kâr dağıtılmamasına ilişkin karara, kârın dağıtılmayarak yatırım yapılacağı belirtildiği için itiraz edilmediğini, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlalinin haklı neden olduğunu, bu kararın müvekkilinin mülkiyet hakkının ihlali olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, anonim şirketin feshi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ( 6102 sayılı Kanun) 531 nci madde
3. Değerlendirme
1. Türk Hukukuna, mehaz İsviçre Borçlar Kanunundan esinle, ilk defa 6102 sayılı Kanun ile giren “anonim şirketlerin haklı sebeple feshi” kurumunda, “haklı sebep” kavramından neyin anlaşılması gerektiğinin ortaya konulması gerekir. İsviçre öğretisinde, çok önemli ve esaslı sebeplerin varlığı (wichtige Gründe) haklı sebep olarak kabul edilmiştir (H.Pulaşlı, Şirketler Hukuku, 7.Bası, s.616, yönleşi: Forstmaster/Mayor-Hayoz/Nobel, 55/59 N.). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 531 inci maddesi gerekçesinde, İsviçre öğretisine atıfla; genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli olarak azalması haklı sebepler arasında sayılmıştır. Haklı sebeplere; genel kurulun uzun süredir toplantıya çağrılmamış olması, şirketin uzun süredir organsız kalması, şirket yönetiminin sistematik şekilde şirket menfaatleri ya da azınlık menfaatlerini ihlal edici tavır ve davranışlar içerisinde bulunması, haklı gerekçesi olmadığı halde uzun süredir kâr yapı dağıtılmaması veya göstermelik olarak düşük oranda dağıtılması, buna karşılık şirket yöneticilerine huzur hakkı adı altında örtülü kazanç aktarımı, hakim ortak yöneticilerin şirket imkanlarından kendileri yararlanıp azınlık pay sahiplerini yararlandırmamaları gibi sebeplerin eklenmesi gerekir.
2. Esasen, anonim şirketin haklı sebeple feshi daha çok, çoğunluğun şirketteki hakim pozisyonunu istismarına yönelik olarak azınlık haklarını korumak için getirilmiş bir hukuki çare ise de; şirketin yaşatılmasında ortakların dışında, üçüncü kişilerin (şirket çalışanları, şirketle iş yapan tacirler, kamu) de menfaati olduğundan aslolan şirketin yaşatılması olup, azınlık pay sahiplerinin hakları alternatif çözüm yöntemleri ile (gerçek pay bedelinin ödenip şirketten çıkartılması, şirketin bölünmesi vs.) korunabiliyorsa fesih yerine bu çözüm yolları denenmelidir.
3. Somut olayda; davalı şirketin en son 2013 yılında kâr payı dağıttığı, her ne kadar daha sonraki tarihlerde alınan kâr payı dağıtmama kararına davacı da onay vermiş ise de kararda belirtilen ''yatırım yapılması'' şartının da gerçekleşmediği veya buna ilişkin çalışma yapıldığına dair bir savunmada da bulunulmadığı, şirketin ana sözleşmede gösterilen alanlarda ticari faaliyette bulunmadığı, şirketin tek gelir kaleminin sembolik kira gelirinden oluştuğu, kira bedelinin piyasa rayici nazara alındığında oldukça düşük kaldığı, elde edilen gelirin ise ancak şirket masraflarını karşılayacak düzeyde olduğu, tek amacı kâr dağıtmak olan şirketin, çoğunluk pay sahiplerinden oluşan mevcut yöneticilerin kararları sebebiyle kira geliri elde etme gayesi dışında bir amacının kalmadığı, uzun süreli kira sözleşmesinin tapuya şerh edilmiş olması sebebi davacının hissesini bir başkasına devretmesinin de -durumun 3. kişiler nezdinde yaratacağı caydırıcılık nazara alındığında- pek mümkün olmadığı veya hissenin hak ettiği bedelden daha düşük bir bedelle satılması durumunun söz konusu olacağı hususları nazara alındığında, işbu davada şirketin feshi koşullarının oluştuğu ve ancak 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesi gereğince Mahkemece, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebileceğinden davacının şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesi gerekirken, davacının Anayasa'da güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlaline sebep olacak şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/3479 E. 2023/7283 K.
Ortak:azlık hakları · azınlık hakları · haklı nedenle fesih · hakim ortak · haklı sebep · şirketin feshi · fesih · anonim şirket
İncelediğiniz karardaEsasen, «anonim şirketin» haklı sebeple feshi daha çok, çoğunluğun şirketteki hakim pozisyonunu istismarına yönelik olarak «azınlık haklarını» korumak için getirilmiş bir hukuki çare ise de; şirketin yaşatılmasında ortakların dışında, üçüncü kişilerin (şirket çalışanları, şirketle iş yapan «tacirler», kamu) de menfaati olduğundan aslolan şirketin yaşatılması olup, azınlık pay sahiplerinin hakları «alternatif çözüm» yöntemleri ile (gerçek pay bedelinin ödenip şirketten çıkartılması, «şirketin bölünmesi» vs.) korunabiliyorsa «fesih» yerine bu çözüm yolları denenmelidir.
… gayrimenkulü kiraya vermek olduğu, şirketin başkaca bir faaliyeti olmadığı ve kiradan başka gelir elde etmediği, şirketin amacınına uygun faaliyette bulunmadığı, en «son» 2013 yılında hissedarlara kâr «payı dağıtıldığı», daha sonra 2016 tarihinde yapılan genel kurulda pay dağıtılmamasına elde edilen kârın yatırım için kullanılmasına karar verildiği halde herhangi bir yatırım yapılmadığı, dava devam ederken tekrar uzun süreli bir «kira sözleşmesinin» imzalandığı, bu şekilde şirketin yine uzun yıllar boyunca kira dışında gelir elde edemeyeceğinin anlaşıldığı, davalı şirkette davacı ile diğer «pay sahipleri» arasında kalıcı hukuksal ve ticari sorunların bulunduğu, ancak bu durumun davalı «şirketin feshi» ve tasfiyesi açısından yeterli olmadığı, feshin son çare olması ilkesi gereğince davalı şirketin kendisinin, kalan pay sahiplerinin, iştiraklerinin ve alacaklılarının da menfaatlerinin bulunmadığı, davalının, davacı pay sahibinin şirketten çıkarılması halinde de ticari faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olduğu gerekçesi ile davalı şirketin «fesih» talebinin reddine, ancak davacının şirketten çıkma talebinde yukarıda açıklanan nedenlerle haklı olduğu gerekçesi ile davanın kabulü ile; davacının, davalı şirket …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, «anonim şirketin feshi» istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «haklı sebep» şartlarının oluşmadığına ilişkin gerekçenin hatalı olduğunu, genel kuruldan kısa süre önce diğer hissedarların paylarını alarak «hakim ortak» konusuna gelen ortağın, müvekkilinin şirketteki genel müdürlük görevine «son» verip, hiçbir gerekçesi ve finansal temeli olmaksızın «sermaye artırılması» ile hakim ortağın çoğunluk gücünü kullanarak müvekkilinin «azlık haklarının» sistematik olarak engellemek istediğini, bu durumun hakim ortağın kötü niyetli olduğunun açık bir göstergesi olduğunu, dinlenen tanık beyanları ile de bu hususların doğrulandığını, ancak mahkemece taleplerinin değerlendirilmeden davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, «ara» kararla «rayiç değer» bilançosu için bilirkişi raporu alınması yönünde karar verilmesine rağmen buna ilişkin bir rapor alınmadan karar verildiğini, «ortaklıktan çıkma» haline ilişkin inceleme yapılarak ayrılma pay değerinin belirlenmesi gerektiğini, oluşan «fesih» şartlarının dikkate alınmadığını, şirketin sermaye ihtiyacı olmamasına rağmen hiçbir gerekçe gösterilmeden yüksek oranda sermaye artırılmasının azınlık ortağın tas …
… ndiğini, zaman içerisinde diğer hissedarların hisselerini ...'e devretmesi sonucu anılan kişinin hakim konuma geldiğini, pay devirleri ile müvekkilinin 60.000,00 TL «payı» diğer ortağın ise 140.000,00 TL payı bulunduğunu, pay oranının değişmesi sonucu toplanan «olağanüstü genel kurulda» şirket sermayesinin 2.000.000,00 TL'ye yükseltilmesinin görüşülerek yasaya aykırı şekilde kabul edildiğini, 07.12.2016 tarihli genel kurulda alınan «sermaye artırımı» kararın iptali için açılan davanın «derdest» olduğunu, «hakim ortak» konumuna gelen diğer ortağın, davacının şirket genel müdürlüğüne «son» verip, gerekçesiz ve hiç bir finansal temeli olmadan sermaye artırımına gitme isteğinin kötü niyetli olduğunu, davalı şirketin faaliyet konusu olarak belirlenen işleri gereği gibi yerine getirmek yerine, şirketin hakim pay sahibi tarafından istenen şekilde yönetildiğini, şirketin faaliyet amacından çıkarak şahsi çıkarlar için kullanıldığını, davacının «azlık haklarının» kullanmasının engellenmek istendiğini, şirketin yüksek miktarda sermaye artırımına gitmek suretiyle düşük miktarda pay sahibi olan azlık ortağının şirketten «tasfiye» etmek amacı güdüldüğünü, azlık haklarının ihlal edilmek istendiğini, haklı nedenlerin bulunması halinde azınlık pay sahiplerinin «şirketin feshini» veya 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun'un) 531 inci maddesinde belirlenen tedbirlerin alınmasını isteyebileceğini, müvekkilinin azınlık pay haklarının engellendiğini, finansman ve sermaye ihtiyacı olmaksızın ve gerekçe gösterilmeksizin, azınlık payı sahibinin haklarını ihlal etmek amacıyla sermaye artışı yapılmasının haklı neden olduğunu, hakim ortağın eylemleri ile şirketi «iflasa» sürüklediğini, ortaklara eşit işlem yapma ilkesine uyulmadığını ileri sürerek davalı şirketin 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesi uyarınca haklı nedenle feshine, …
… Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yapılan yapılan yargılama, alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde «haklı fesih» şartlarının oluşmadığı, 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesinde haklı feshin şartlarının gerçekleşmesi halinde mahkemece fesih yerine başka bir tedbire karar verilebileceğinin düzenlendiği, «azınlığın haklarını» korumak için getirilen bu maddeye göre bir karar verilebilmek için azınlık haklarının ihlal edilmesi gerektiği, haklı fesih sebeplerinin varlığının ispat edilmediği, haklı fesih şartlarının oluşmadığı kabul edildiğinden maddedeki diğer seçeneklerden dava dilekçesinde yer alan ortaklıktan ayrılma gibi çözüm önerilerinin uygulanmasına da gerek görülmediği, bu çözüm önerilerinin fesih için haklı «sebebin» bulunması şartına bağlı olup, haklı fesih koşullarının bulunmadığı, «anonim şirketlerde» doğrudan doğruya «ortaklıktan çıkma» davası açılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:haklı fesih · ticari teamül · ortaklıktan çıkma · rayiç değer · teamül · sermaye artırımı · olağanüstü genel kurul · ara karar
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «haklı sebep» şartlarının oluşmadığına ilişkin gerekçenin hatalı olduğunu, genel kuruldan kısa süre önce diğer hissedarların paylarını alarak «hakim ortak» konusuna gelen ortağın, müvekkilinin şirketteki genel müdürlük görevine «son» verip, hiçbir gerekçesi ve finansal temeli olmaksızın «sermaye artırılması» ile hakim ortağın çoğunluk gücünü kullanarak müvekkilinin «azlık haklarının» sistematik olarak engellemek istediğini, bu durumun hakim ortağın kötü niyetli olduğunun açık bir göstergesi olduğunu, dinlenen tanık beyanları ile de bu hususların doğrulandığını, ancak mahkemece taleplerinin değerlendirilmeden davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, «ara» kararla «rayiç değer» bilançosu için bilirkişi raporu alınması yönünde karar verilmesine rağmen buna ilişkin bir rapor alınmadan karar verildiğini, «ortaklıktan çıkma» haline ilişkin inceleme yapılarak ayrılma pay değerinin belirlenmesi gerektiğini, oluşan «fesih» şartlarının dikkate alınmadığını, şirketin sermaye ihtiyacı olmamasına rağmen hiçbir gerekçe gösterilmeden yüksek oranda sermaye artırılmasının azınlık ortağın tas …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; şirket sermayesinin gelişen ekonomik durumlara yetmemesi nedeniyle sermayenin usulüne uygun olarak artırıldığını, «sermaye artırımının» şirketin menfaatleri ve sermaye ihtiyacı doğrultusunda gerçekleştirildiğini, davalının ticari faaliyet alanları içerisinde ve «ticari teamüllere» göre çalıştığını, davacının iddialarının asılsız olduğunu, sermaye artırımının kişisel çıkarlar için yapılmadığını, davacıdan kaynaklanan nedenlerle şirketin mali durumunun bozulması nedeniyle şirket ortağı ...'ün şahsen şirkete önemli miktarlarda para aktardığını, kâr «dağıtımı» nedeniyle sermaye ihtiyacı doğduğunu ve sermayeye ilave edilebilecek iç kaynak bulunmadığını, artırılan sermayenin ödenme şeklinin de yasaya uygun belirlendiğini, …
… ndiğini, zaman içerisinde diğer hissedarların hisselerini ...'e devretmesi sonucu anılan kişinin hakim konuma geldiğini, pay devirleri ile müvekkilinin 60.000,00 TL «payı» diğer ortağın ise 140.000,00 TL payı bulunduğunu, pay oranının değişmesi sonucu toplanan «olağanüstü genel kurulda» şirket sermayesinin 2.000.000,00 TL'ye yükseltilmesinin görüşülerek yasaya aykırı şekilde kabul edildiğini, 07.12.2016 tarihli genel kurulda alınan «sermaye artırımı» kararın iptali için açılan davanın «derdest» olduğunu, «hakim ortak» konumuna gelen diğer ortağın, davacının şirket genel müdürlüğüne «son» verip, gerekçesiz ve hiç bir finansal temeli olmadan sermaye artırımına gitme isteğinin kötü niyetli olduğunu, davalı şirketin faaliyet konusu olarak belirlenen işleri gereği gibi yerine getirmek yerine, şirketin hakim pay sahibi tarafından istenen şekilde yönetildiğini, şirketin faaliyet amacından çıkarak şahsi çıkarlar için kullanıldığını, davacının «azlık haklarının» kullanmasının engellenmek istendiğini, şirketin yüksek miktarda sermaye artırımına gitmek suretiyle düşük miktarda pay sahibi olan azlık ortağının şirketten «tasfiye» etmek amacı güdüldüğünü, azlık haklarının ihlal edilmek istendiğini, haklı nedenlerin bulunması halinde azınlık pay sahiplerinin «şirketin feshini» veya 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun'un) 531 inci maddesinde belirlenen tedbirlerin alınmasını isteyebileceğini, müvekkilinin azınlık pay haklarının engellendiğini, finansman ve sermaye ihtiyacı olmaksızın ve gerekçe gösterilmeksizin, azınlık payı sahibinin haklarını ihlal etmek amacıyla sermaye artışı yapılmasının haklı neden olduğunu, hakim ortağın eylemleri ile şirketi «iflasa» sürüklediğini, ortaklara eşit işlem yapma ilkesine uyulmadığını ileri sürerek davalı şirketin 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesi uyarınca haklı nedenle feshine, …
… Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yapılan yapılan yargılama, alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde «haklı fesih» şartlarının oluşmadığı, 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesinde haklı feshin şartlarının gerçekleşmesi halinde mahkemece fesih yerine başka bir tedbire karar verilebileceğinin düzenlendiği, «azınlığın haklarını» korumak için getirilen bu maddeye göre bir karar verilebilmek için azınlık haklarının ihlal edilmesi gerektiği, haklı fesih sebeplerinin varlığının ispat edilmediği, haklı fesih şartlarının oluşmadığı kabul edildiğinden maddedeki diğer seçeneklerden dava dilekçesinde yer alan ortaklıktan ayrılma gibi çözüm önerilerinin uygulanmasına da gerek görülmediği, bu çözüm önerilerinin fesih için haklı «sebebin» bulunması şartına bağlı olup, haklı fesih koşullarının bulunmadığı, «anonim şirketlerde» doğrudan doğruya «ortaklıktan çıkma» davası açılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/10341 E. 2012/17205 K.
Ortak:temsil
Benzer bu karardaDava, «limitet şirketin» «temsili» için «kayyım atanması» istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:olumsuz görev uyuşmazlığı · mutlak ticari dava · kayyım atanması · kayyım · olumsuz oy · limited şirket · görevsizlik kararı · görevli mahkeme
Benzer bu karardaBu dava hakkında Çankırı Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen «görevsizlik» kararı üzerine, dosya Çankırı Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmiş ve bu mahkeme tarafından da Çankırı Sulh Hukuk Mahkemesi’nin «görevli» olduğu gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı verilmişse de, ticari şirkete «kayyım atanması» davası TTK.’nın 4. maddesine göre «mutlak ticari» dava niteliğinde olup, Asliye Ticaret Mahkemeleri görevli olduğundan, mahkemece işin esasına girilerek davanın sonuçlandırılması gerekirken, yazılı şekilde görevsi …
Mahkemece, tüm dosya kapsamına ve toplanan delillere göre, uyuşmazlıkta Çankırı Sulh Hukuk Mahkemesi’nin «görevli» olduğu gerekçesiyle, mahkemenin «görevsizliğine», dosyanın talep halinde Çankırı Sulh Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine, karar kesinleştiğinde «olumsuz görev uyuşmazlığının» çözümü için dosyanın 17.
Dava, «limitet şirketin» «temsili» için «kayyım atanması» istemine ilişkindir.
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/12826 E. 2017/204 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/7419 E. , 2024/1381 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI 2022/883 Esas, 2022/1310 Karar
DAVA TARİHİ
HÜKÜM
Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Çankırı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)
SAYISI 2016/152 E., 2022/162 K.
Taraflar arasındaki ortaklıktan çıkmaya izin verilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 20.02.2024 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin %25 hissesi ile ortağı olduğunu, şirketin diğer hissedarlarının %50,38 hisse ile Çankırı Özel İl İdaresi, %5,54 Çankırı Belediyesi, %0,37 hisse ile Hektaş ...A.Ş., %6,18 hisse ile ... ...A.Ş., %12,53 hissesinin 1.170 gerçek ve tüzel kişiye ait olduğunu, davalı şirketin iştigal konusunun tuz üretim ve dağıtım işi olmasına rağmen yıllardır hiçbir faaliyette bulunmadığını, atıl bir halde kâr etmeksizin kağıt üzerinde ortakları ve şirketin zararına olacak şekilde kötü bir yönetim ile idare edildiğini, davalı şirketin sahip olduğu rafine tuz fabrikasının kiraya verildiğini, bu kira geliri dışında başka gelir bulunmadığını, şirketin amacının gerçekleştirmekten çok uzak olduğunu, ayrıca uzun yıllardır kâr dağıtımı yapılmadığını, pay sahiplerinin kâr payı alım hakkının ihlal edildiğini, davalı şirketin yönetim kurulu üyelerince kötü yönetimi neticesinde müvekkilinin ekonomik menfaatlerinin zarara uğradığını, sistematik olarak sermayesinin azaldığını, verimliliğinin düştüğünü ve şirket öz kaynaklarının işlevsiz hale gelme sonucunu doğurduğunu, davalı şirketin ticari faaliyetini sürdürmek için herhangi bir kadrosunun da bulunmadığını, sadece kira geliri toplayan ve huzur hakkı alan kağıt üzerinde bir şirket olduğunu, hakim ortakların azınlık pay sahiplerinin yönetime katılma, bilgi alma ve denetleme yetkilerini engellediklerini, bu nedenlerle haklı nedenlerle şirketin feshine veya müvekkiline ait hisselerin karar tarihine en yakın gerçek değeri tespit edilerek ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 27.11.2012 yılında şirkete %25 hisse ile ortak olduğunu, şirketin elde ettiği kârın 2013 yılına kadar dağıtıldığını, 07.03.2016 tarihli genel kurulda son 3 yılın kârının dağıtılmaması yönünde karar alındığını, davacının bu karara herhangi bir itirazı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin uzun yıllardır şirkete ait tek gayrimenkulü kiraya verdiği, şirketin tek faaliyetinin gayrimenkulü kiraya vermek olduğu, şirketin başkaca bir faaliyeti olmadığı ve kiradan başka gelir elde etmediği, şirketin amacınına uygun faaliyette bulunmadığı, en son 2013 yılında hissedarlara kâr payı dağıtıldığı, daha sonra 2016 tarihinde yapılan genel kurulda pay dağıtılmamasına elde edilen kârın yatırım için kullanılmasına karar verildiği halde herhangi bir yatırım yapılmadığı, dava devam ederken tekrar uzun süreli bir kira sözleşmesinin imzalandığı, bu şekilde şirketin yine uzun yıllar boyunca kira dışında gelir elde edemeyeceğinin anlaşıldığı, davalı şirkette davacı ile diğer pay sahipleri arasında kalıcı hukuksal ve ticari sorunların bulunduğu, ancak bu durumun davalı şirketin feshi ve tasfiyesi açısından yeterli olmadığı, feshin son çare olması ilkesi gereğince davalı şirketin kendisinin, kalan pay sahiplerinin, iştiraklerinin ve alacaklılarının da menfaatlerinin bulunmadığı, davalının, davacı pay sahibinin şirketten çıkarılması halinde de ticari faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olduğu gerekçesi ile davalı şirketin fesih talebinin reddine, ancak davacının şirketten çıkma talebinde yukarıda açıklanan nedenlerle haklı olduğu gerekçesi ile davanın kabulü ile;
davacının, davalı şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesine, davacının fesih talebinin reddine, 9.959.700,89 TL çıkma bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; çıkma bedelinin düşük olduğunu, çıkma bedeli olarak belirlenen alacağın faizi ile ilgili olarak bir hüküm kurulmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirket ana sözleşmesinde kiralama işinin de sayıldığını, kira gelirinin şirket için iyi bir gelir kaynağı olduğunu, fabrikanın kapasitesinin müstecir firma eliyle arttırıldığını, bu durumun da önemli bir faktör olan istihdamın da arttırılacağının bir göstergesi olduğunu, günümüz mevcut şartları ve işsizliğin yoğun olduğu bu süreç göz önüne alındığında, istihdamın önemli bir unsur olduğunu, Çankırı ilinde istihdamı sağlayan tuz fabrikasında halen yaklaşık 141 kişinin çalıştığını, davacının iddia ettiğinin aksine, şirketin kuruluş gayesinin gerçekleşmesinde hukuki ve ekonomik imkânsızlık diye bir hususun iddia edilen şekil ve boyutta olmadığı gibi ortaklar arasında huzursuzluk ve geçimsizlik kavramı ve suçlamasının da gerçekleri yansıtmadığını, kâr payının yıldan yıla düşmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, zira kira tutarının her yıl devletçe kiralara yansıtılan oranda artırıldığını, halen kiracı olan firmanın kirasını zamanında ödediğini, şirketin zarar etmesinin söz konusu olmadığını, kararın gerekçesinin tüm yönleriyle yetersiz olduğunu, ayrıca Mahkemece çıkma bedelinin tespitinin yapılması gerektiğini, bu bedelin "....davalıdan alınarak davacıya verilmesi.." şeklinde hüküm kurulmasının yasalara aykırı olduğunu, anonim ortaklıklarda Mahkeme tarafından ortağın ortaklıktan çıkmasına izin verilmesi gibi bir durumun mümkün olmadığını, davacının fesih talebinin reddine dair hüküm kurulduğunu, buna rağmen taraflarına vekalet ücret takdir edilmediğini, kararın bu yönüyle de hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı şirkette %25 hissesi bulunduğu, davalı şirketin sahip olduğu tesisleri uzun yıllar kendisi işlettikten sonra faaliyet amaçları arasında kiraya vermek de bulunduğundan tesislerin kiraya verildiği, kiraya verilen şirket tarafından tesislerin işletildiği, kira bedelinin süresinde ödendiği, kâr paylarının dağıtıldığı, davalı şirketin zarar ettiği ve şirketin atıl olduğu yönündeki davacı iddiasının da yerinde olmadığı, 2013 yılı genel kurulunda kira sözleşmesinin uzatılması ve kiracı tarafından esaslı bir şekilde yatırım yapılmasına yönelik imzalanacak yeni protokolün görüşüldüğü, davacının da görüşülen bu protokole karşı çıkmayarak onayladığı, ayrıca davalı şirketin 07.03.2016 tarihli genel kurulunda alınan kararların içerisinde geçmiş yıllar kârının dağıtılmamasına yönelik gündem maddesinin de görüşüldüğü, genel kurulda alınan bütün kararların oy birliği ile alındığı, davacı tarafından azınlık haklarının ihlal edildiği, pay sahiplerinin yönetime katılma ve bilgi alma ve denetleme hak ve yetkilerinin engellendiği iddia edilmiş ise de, davacının, davalı şirkete ortak olduğu 2012 yılından en son yapılan 2016 yılındaki genel kurul dahil toplantılarda alınan kararlarda çoğunlukla birlikte hareket ettiği, davacının iddialarını ispat edemediği gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince davanın reddine gerekçe olarak gösterilen hususların davalı tarafça gerek cevap gerekse istinaf dilekçesinde savunulmadığı, davalı şirket tarafından tesisin hiçbir zaman işletilmediğini, sürekli kiraya verildiğini, kira bedelinin oldukça düşük olduğunu, davalı şirketin en son 2013 yılında kâr dağıttığı, bu bedelin de oldukça düşük olduğu, şirketin tek geliri olan kira gelirinden şirket giderleri ve huzur hakkı çıkarıldığında on yılda bir dağıtılacak kâr payı karşılığı bu ortaklığın sürdürülmesinin müvekkilinden beklenemeyeceğini, kiracı firmaya taşınmazın ihale usulü satışının çok daha mantıklı ve kârlı bir hamle olacağını, gayrimenkul kiraya verilirken, süre uzatılırken ortaklara bilgi verilmediğini, kira süresinin uzatılmasına ilişkin karara yönelik açtıkları davada davalının verdiği cevap dilekçesinde müvekkilinin şirketi işletecek gücünün ve alt yapısının bulunmadığını açıkça belirttiğini, şirketin amacını gerçekleştirmekten uzak olduğunu, şirketin ana sözleşmesinde ''kiralamak'' yazıyor olmasının, aynı firmaya kırk yıllığına düşük bedelle kiralama yapılması anlamına gelmediğini, kira işleminin tapuya şerh edilmesinin uzun yıllar bu kira ilişkisinin sürdürülmesinde ısrarcı olunduğu anlamına geldiğini, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, tanık beyanlarının da müvekkilinin iddialarını doğruladığını, 2016 yılındaki kâr dağıtılmamasına ilişkin karara, kârın dağıtılmayarak yatırım yapılacağı belirtildiği için itiraz edilmediğini, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlalinin haklı neden olduğunu, bu kararın müvekkilinin mülkiyet hakkının ihlali olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, anonim şirketin feshi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ( 6102 sayılı Kanun) 531 nci madde
3. Değerlendirme
1. Türk Hukukuna, mehaz İsviçre Borçlar Kanunundan esinle, ilk defa 6102 sayılı Kanun ile giren “anonim şirketlerin haklı sebeple feshi” kurumunda, “haklı sebep” kavramından neyin anlaşılması gerektiğinin ortaya konulması gerekir. İsviçre öğretisinde, çok önemli ve esaslı sebeplerin varlığı (wichtige Gründe) haklı sebep olarak kabul edilmiştir (H.Pulaşlı, Şirketler Hukuku, 7.Bası, s.616, yönleşi: Forstmaster/Mayor-Hayoz/Nobel, 55/59 N.). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 531 inci maddesi gerekçesinde, İsviçre öğretisine atıfla; genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli olarak azalması haklı sebepler arasında sayılmıştır.
Haklı sebeplere; genel kurulun uzun süredir toplantıya çağrılmamış olması, şirketin uzun süredir organsız kalması, şirket yönetiminin sistematik şekilde şirket menfaatleri ya da azınlık menfaatlerini ihlal edici tavır ve davranışlar içerisinde bulunması, haklı gerekçesi olmadığı halde uzun süredir kâr yapı dağıtılmaması veya göstermelik olarak düşük oranda dağıtılması, buna karşılık şirket yöneticilerine huzur hakkı adı altında örtülü kazanç aktarımı, hakim ortak yöneticilerin şirket imkanlarından kendileri yararlanıp azınlık pay sahiplerini yararlandırmamaları gibi sebeplerin eklenmesi gerekir.
2. Esasen, anonim şirketin haklı sebeple feshi daha çok, çoğunluğun şirketteki hakim pozisyonunu istismarına yönelik olarak azınlık haklarını korumak için getirilmiş bir hukuki çare ise de; şirketin yaşatılmasında ortakların dışında, üçüncü kişilerin (şirket çalışanları, şirketle iş yapan tacirler, kamu) de menfaati olduğundan aslolan şirketin yaşatılması olup, azınlık pay sahiplerinin hakları alternatif çözüm yöntemleri ile (gerçek pay bedelinin ödenip şirketten çıkartılması, şirketin bölünmesi vs.) korunabiliyorsa fesih yerine bu çözüm yolları denenmelidir.
3. Somut olayda; davalı şirketin en son 2013 yılında kâr payı dağıttığı, her ne kadar daha sonraki tarihlerde alınan kâr payı dağıtmama kararına davacı da onay vermiş ise de kararda belirtilen ''yatırım yapılması'' şartının da gerçekleşmediği veya buna ilişkin çalışma yapıldığına dair bir savunmada da bulunulmadığı, şirketin ana sözleşmede gösterilen alanlarda ticari faaliyette bulunmadığı, şirketin tek gelir kaleminin sembolik kira gelirinden oluştuğu, kira bedelinin piyasa rayici nazara alındığında oldukça düşük kaldığı, elde edilen gelirin ise ancak şirket masraflarını karşılayacak düzeyde olduğu, tek amacı kâr dağıtmak olan şirketin, çoğunluk pay sahiplerinden oluşan mevcut yöneticilerin kararları sebebiyle kira geliri elde etme gayesi dışında bir amacının kalmadığı, uzun süreli kira sözleşmesinin tapuya şerh edilmiş olması sebebi davacının hissesini bir başkasına devretmesinin de -durumun 3.
kişiler nezdinde yaratacağı caydırıcılık nazara alındığında- pek mümkün olmadığı veya hissenin hak ettiği bedelden daha düşük bir bedelle satılması durumunun söz konusu olacağı hususları nazara alındığında, işbu davada şirketin feshi koşullarının oluştuğu ve ancak 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesi gereğince Mahkemece, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebileceğinden davacının şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesi gerekirken, davacının Anayasa'da güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlaline sebep olacak şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.02.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(M)
KARŞI OY
Dava, TTK'nın 531. maddesine dayalı anonim şirketin feshi istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi davayı kabul etmiş ancak şirketin feshi koşulları oluşmadığından davacının anonim şirketten çıkarılmasına ve payının verilmesine hükmetmiştir.
Kararı davalı istinaf etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılmış Bölge Adliye Mahkemesince esas hakkında yeniden hüküm kurulmuş şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinde "haklı sebeplerin varlığında sermayenin en az 1/10 ve halka açık şirketlerde 1/20 temsil eden payların sahipleri şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme fesih yerine davacı pay sahiplerine paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilirler." şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
Haklı nedenler kanunda tanımlanmadığı için her olayın özelliğine göre Mahkemelerce değerlendirilecektir. Haklı neden pay sahibinin hakkını sürekli ve ciddi bir şekilde ihlal eden durumlar, şirketin ortak amacının gerçekleşmesinin imkanının kalmadığı hallerde kabul edilmelidir. Diğer taraftan haklı nedenlerle fesih davasının açılabilmesi için davacı ortağın kendi iş ve eylemleriyle haklı sebebe katkısının bulunmaması gerekmektedir. Bu konuda Dairemizin yerleşik içtihatları bulunmaktadır. (2017/3460 Esas-2019/2407 Karar)
Davacının, davalı şirkette %25 hissesinin bulunduğu davalı şirketin sahibi olduğu tesislerin uzun yıllar kendisi işlettikten sonra faaliyet konuları arasında olduğu için kiraya verdiği, kiraya verilen şirket tarafından tesislerin işletildiği kira bedelinin davalı şirkete süresinde ödendiği, önceki yılların kâr paylarının dağıtıldığı şirketin zarar etmediği ve şirketin atıl durumda olmadığı, 2013 yılı genel kurulunda kira sözleşmesinin uzatıldığı davacının da görüşülen genel kurulda karşı oy kullanmadığı ayrıca şirketin 2016 tarihli genel kurul kararında alınan geçmiş yıllara ilişkin kâr payının dağıtılmamasına yönelik gündem maddesinin de görüşüldüğü genel kurulda alınan kararların oy birliğiyle alındığı davacının azınlık hakkının ihlal edildiği bilgi belge alma denetleme hakkının ihlal edildiğine dair dosya kapsamında bir delil bulunmadığı, davacının 2012 yılından 2016 yılındaki genel kurul toplantısı dahil tüm toplantılarda çoğunlukla birlikte hareket ettiği TTK'nın 531.
maddesi kapsamında haklı nedenle feshi ispatlayacak bir delil bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Tüm bu nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesinin kararının onanması gerekirken yazılı gerekçelerle bozulması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne karşıyım.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1046974300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz