Anonim şirket yönetim kurulu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2009/6395 E. 2010/13155 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
anonim şirket yönetim kurulu↗ istirdat davası↗ ortaklık sözleşmesi↗ şahsi sorumluluk↗ garantörlük↗ husumet yokluğu↗ anonim şirket↗ taraf ehliyeti↗ istirdat↗ haksız fiil↗ yönetim kurulu kararı↗ kötüniyet↗ husumet↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalı şirketlerin, Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulunun kaydında bulunan anonim şirketler oldukları, TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istenemeyeceği, davacının talebinin yerinde olmadığı, her ne kadar dava dilekçesinde ..., ..., ... ve ... davalı olarak gösterilmiş ise de, davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan Anonim Şirket yönetim kurulu başkanının ve yönetim kurulu üyelerinin şahsi sorumluluğunu gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi ortaklık sözleşmesinin kurulması sırasında adı geçen davalıların sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminden de söz edilmediği, yine davacının davalı şirketlerde hissesi bulunmadığı, dolayısıyla şirketlerin de taraf ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, dava, davacının davalı şirkete sermaye olarak verdiği paranın tahsili talebi olarak değerlendirilmiş ise de, davacı gerek dava dilekçesinde ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve kötüniyetli vaad ve garantilerle davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın istirdadını istemiştir. Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak (istirdat) davası niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin dahi tercümesi yaptırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketlerin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın husumet cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Şu halde, mahkemece, davanın yukarda belirtilen şekilde nitelendirilerek, tarafların bu yolda gösterdikleri delillerin tümüyle toplanması, bu meyanda davada delil olarak dayanılan yabancı dildeki tahsil belgesinin aslının veya onaylı örneğinin davacıdan istenerek tercüme ettirilmesi, gerekirse davadışı yabancı uyruklu şirket hakkında da dava açması için
davacıya önel verilerek bu davanın sonucuna göre tahsil edilen bu para nedeniyle davacının yabancı uyruklu şirkete ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediği, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliği bulunup bulunmadığı değerlendirilip öncelikle davacı ile dava dışı yabancı şirket arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, bu yolda açılacak davanın davacının yabancı şirkete ortak olmadığı gibi bir sonuca ulaşması halinde, davacının parasının yabancı şirkete verilmesi olgusunda davalı şirket ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun, ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde ve gerektiği takdirde davalı şirket ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde aralarında şirketler hukuku ve sermaye piyasası konusunda uzmanların bulunduğu bilirkişi heyeti marifetiyle yaptırılacak kapsamlı bir inceleme suretiyle ele alınıp varsa sorumluluklarının saptanması, bu suretle davacının, iradesinin ileri sürüldüğü gibi davalılarca fesada uğratılmak suretiyle haksız bir fiile maruz bırakılarak parasının alındığı ve iade edilmediği yolundaki iddiasının tatminkar bir biçimde araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının davacı lehine bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/6382 E. 2011/267 K.
Ortak:anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · şahsi sorumluluk · garantörlük · anonim şirket · istirdat · yönetim kurulu kararı · kötüniyet · dava şartı
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalı şirketlerin, Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulunun kaydında bulunan «anonim şirketler» oldukları, TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istenemeyeceği, davacının talebinin yerinde olmadığı, her ne kadar dava dilekçesinde ..., ..., ... ve ... davalı olarak gösterilmiş ise de, davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan Anonim Şirket «yönetim kurulu» başkanının ve yönetim kurulu üyelerinin «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalıların sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminden de söz edilmediği, yine davacının davalı şirketlerde hissesi bulunmadığı, dolayısıyla şirketlerin de taraf «ehliyeti» bulunmadığı gerekçesiyle davanın «husumet yokluğu» nedeni ile reddine karar verilmiştir.
… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin dahi tercümesi yaptırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketlerin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek, davacının davalı şirketlerde hissesinin bulunmaması, diğer davalıların «anonim şirket yönetim kurulu» başkanı ve yönetim kurulu üyeleri olmaları ve «şahsi sorumluluklarını» gerektiren bir durum bulunmadığı gerekçesiyle davalılar hakkındaki davanın «husumetten» reddine karar verilmiştir.
… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin dahi tercümesi yaptırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket(ler)in ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/6359 E. 2010/13161 K.
Ortak:istirdat davası · ortaklık sözleşmesi · şahsi sorumluluk · garantörlük · istirdat · yönetim kurulu kararı · kötüniyet · husumet · dava şartı
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalı şirketlerin, Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulunun kaydında bulunan «anonim şirketler» oldukları, TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istenemeyeceği, davacının talebinin yerinde olmadığı, her ne kadar dava dilekçesinde ..., ..., ... ve ... davalı olarak gösterilmiş ise de, davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan Anonim Şirket «yönetim kurulu» başkanının ve yönetim kurulu üyelerinin «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalıların sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminden de söz edilmediği, yine davacının davalı şirketlerde hissesi bulunmadığı, dolayısıyla şirketlerin de taraf «ehliyeti» bulunmadığı gerekçesiyle davanın «husumet yokluğu» nedeni ile reddine karar verilmiştir.
… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin dahi tercümesi yaptırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketlerin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Benzer bu kararda… kemece, dosya kapsamına göre, davacının davalı ...Ş.'ne hissesinin bulunmadığı, davanın niteliği itibariyle TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan A.Ş. «yönetim kurulu» başkan ve üyelerinin «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durumun mevcut olmadığı, «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalıların sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan herhangi bir eyleminden de sözedilmediği gerekçesiyle davanın «husumet» yönünden reddine karar verilmiştir.
Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkin olup, mahkemece, dava, davacının davalı şirkete sermaye olarak verdiği paranın tahsili talebi olarak değerlendirilmiş ise de, davacı gerek dava dilekçesinde ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurt dışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin dahi tercümesi yaptırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketlerin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ortaklık ilişkisi
Benzer bu karardaDava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkin olup, mahkemece, dava, davacının davalı şirkete sermaye olarak verdiği paranın tahsili talebi olarak değerlendirilmiş ise de, davacı gerek dava dilekçesinde ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurt dışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/6353 E. 2011/266 K.
Ortak:anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · şahsi sorumluluk · garantörlük · anonim şirket · istirdat · yönetim kurulu kararı · kötüniyet · dava şartı
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalı şirketlerin, Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulunun kaydında bulunan «anonim şirketler» oldukları, TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istenemeyeceği, davacının talebinin yerinde olmadığı, her ne kadar dava dilekçesinde ..., ..., ... ve ... davalı olarak gösterilmiş ise de, davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan Anonim Şirket «yönetim kurulu» başkanının ve yönetim kurulu üyelerinin «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalıların sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminden de söz edilmediği, yine davacının davalı şirketlerde hissesi bulunmadığı, dolayısıyla şirketlerin de taraf «ehliyeti» bulunmadığı gerekçesiyle davanın «husumet yokluğu» nedeni ile reddine karar verilmiştir.
… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin dahi tercümesi yaptırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketlerin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek, davacının, davalı ...Ş.'de hissesinin olmaması, diğer davalıların «anonim şirket yönetim kurulu» başkanı ve yönetim kurulu üyeleri olmaları ve «şahsi sorumluluklarını» gerektiren bir durum bulunmadığı gerekçesiyle davalılar hakkındaki davanın «husumetten» reddine karar verilmiştir.
… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek veya «güven ilişkisinden» yararlanarak, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:güven ilişkisi
Benzer bu kararda… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek veya «güven ilişkisinden» yararlanarak, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/6364 E. 2010/13162 K.
Ortak:istirdat davası · ortaklık sözleşmesi · şahsi sorumluluk · garantörlük · anonim şirket · istirdat · yönetim kurulu kararı · kötüniyet · dava şartı
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalı şirketlerin, Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulunun kaydında bulunan «anonim şirketler» oldukları, TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istenemeyeceği, davacının talebinin yerinde olmadığı, her ne kadar dava dilekçesinde ..., ..., ... ve ... davalı olarak gösterilmiş ise de, davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan Anonim Şirket «yönetim kurulu» başkanının ve yönetim kurulu üyelerinin «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalıların sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminden de söz edilmediği, yine davacının davalı şirketlerde hissesi bulunmadığı, dolayısıyla şirketlerin de taraf «ehliyeti» bulunmadığı gerekçesiyle davanın «husumet yokluğu» nedeni ile reddine karar verilmiştir.
… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin dahi tercümesi yaptırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketlerin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Benzer bu kararda… bir Anonim Şirket olduğu, davacının davalı şirketlerde hissesinin bulunmadığı, davanın niteliği itibariyle TTK hükümleri çerçevesinde bir sarmaye şirketi olan A.Ş. «yönetim kurulu» başkan ve üyelerinin «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durumun mevcut olmadığı, «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalıların sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan herhangi bir eylemden de sözedilmediği gerekçesiyle, davanın «husumet» yönünden reddine karar verilmiştir.
Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkin olup, mahkemece, dava, davacının davalı şirkete sermaye olarak verdiği paranın tahsili talebi olarak değerlendirilmiş ise de, davacı gerek dava dilekçesinde ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurt dışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin dahi tercümesi yaptırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ortaklık ilişkisi
Benzer bu karardaDava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkin olup, mahkemece, dava, davacının davalı şirkete sermaye olarak verdiği paranın tahsili talebi olarak değerlendirilmiş ise de, davacı gerek dava dilekçesinde ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurt dışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/4081 E. 2012/8368 K.
Ortak:istirdat davası · şahsi sorumluluk · garantörlük · istirdat · yönetim kurulu kararı · kötüniyet · husumet · dava şartı
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalı şirketlerin, Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulunun kaydında bulunan «anonim şirketler» oldukları, TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istenemeyeceği, davacının talebinin yerinde olmadığı, her ne kadar dava dilekçesinde ..., ..., ... ve ... davalı olarak gösterilmiş ise de, davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan Anonim Şirket «yönetim kurulu» başkanının ve yönetim kurulu üyelerinin «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalıların sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminden de söz edilmediği, yine davacının davalı şirketlerde hissesi bulunmadığı, dolayısıyla şirketlerin de taraf «ehliyeti» bulunmadığı gerekçesiyle davanın «husumet yokluğu» nedeni ile reddine karar verilmiştir.
… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin dahi tercümesi yaptırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketlerin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK’nun 405/2. maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, bu nedenle davacının isteminin yerinde olmadığı, davalı «yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durumun da bulunmadığı gerekçesiyle, şirketler hakkındaki davanın esastan, diğer davalı hakkındaki davanın «husumet» yönünden reddine karar verilmiştir.
… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olduğu TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ortaklık ilişkisi
Benzer bu karardaDava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/4078 E. 2012/8367 K.
Ortak:istirdat davası · şahsi sorumluluk · garantörlük · istirdat · yönetim kurulu kararı · kötüniyet · husumet · dava şartı
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalı şirketlerin, Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulunun kaydında bulunan «anonim şirketler» oldukları, TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istenemeyeceği, davacının talebinin yerinde olmadığı, her ne kadar dava dilekçesinde ..., ..., ... ve ... davalı olarak gösterilmiş ise de, davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan Anonim Şirket «yönetim kurulu» başkanının ve yönetim kurulu üyelerinin «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalıların sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminden de söz edilmediği, yine davacının davalı şirketlerde hissesi bulunmadığı, dolayısıyla şirketlerin de taraf «ehliyeti» bulunmadığı gerekçesiyle davanın «husumet yokluğu» nedeni ile reddine karar verilmiştir.
… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin dahi tercümesi yaptırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketlerin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK’nun 405/2. maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, bu nedenle davacının isteminin yerinde olmadığı, davalı «yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durumun da bulunmadığı gerekçesiyle, şirketler hakkındaki davanın esastan, diğer davalı hakkındaki davanın «husumet» yönünden reddine karar verilmiştir.
… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olduğu TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ortaklık ilişkisi
Benzer bu karardaDava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/4074 E. 2012/8366 K.
Ortak:istirdat davası · şahsi sorumluluk · garantörlük · istirdat · yönetim kurulu kararı · kötüniyet · husumet · dava şartı
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalı şirketlerin, Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulunun kaydında bulunan «anonim şirketler» oldukları, TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istenemeyeceği, davacının talebinin yerinde olmadığı, her ne kadar dava dilekçesinde ..., ..., ... ve ... davalı olarak gösterilmiş ise de, davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan Anonim Şirket «yönetim kurulu» başkanının ve yönetim kurulu üyelerinin «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalıların sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminden de söz edilmediği, yine davacının davalı şirketlerde hissesi bulunmadığı, dolayısıyla şirketlerin de taraf «ehliyeti» bulunmadığı gerekçesiyle davanın «husumet yokluğu» nedeni ile reddine karar verilmiştir.
… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin dahi tercümesi yaptırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketlerin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK’nun 405/2. maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, bu nedenle davacının isteminin yerinde olmadığı, davalı «yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durumun da bulunmadığı gerekçesiyle, şirketler hakkındaki davanın esastan, diğer davalı hakkındaki davanın «husumet» yönünden reddine karar verilmiştir.
… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olduğu TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ortaklık ilişkisi
Benzer bu karardaDava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/6318 E. 2011/265 K.
Ortak:anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · şahsi sorumluluk · garantörlük · anonim şirket · istirdat · yönetim kurulu kararı · kötüniyet · dava şartı
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalı şirketlerin, Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulunun kaydında bulunan «anonim şirketler» oldukları, TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istenemeyeceği, davacının talebinin yerinde olmadığı, her ne kadar dava dilekçesinde ..., ..., ... ve ... davalı olarak gösterilmiş ise de, davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan Anonim Şirket «yönetim kurulu» başkanının ve yönetim kurulu üyelerinin «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalıların sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminden de söz edilmediği, yine davacının davalı şirketlerde hissesi bulunmadığı, dolayısıyla şirketlerin de taraf «ehliyeti» bulunmadığı gerekçesiyle davanın «husumet yokluğu» nedeni ile reddine karar verilmiştir.
… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin dahi tercümesi yaptırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketlerin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketlerde hissesinin bulunmaması, diğer davalıların «anonim şirket yönetim kurulu» başkanı ve yönetim kurulu üyeleri olmaları ve «şahsi sorumluluklarını» gerektiren bir durum bulunmadığı gerekçesiyle davalılar hakkındaki davanın «husumetten» reddine karar verilmiştir.
… gerekse de replik beyanında davalı şirketlere ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirketler ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin aslı dahi araştırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketlerin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2009/6395 E. , 2010/13155 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03.12.2008 tarih ve 2008/689-2008/702 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 17.07.1999 tarihinde 20.000 DM karşılığı “Komanditer ortak Ana Sözleşmesi” ibareli belge ile davalı şirketlere ortak olduğunu, müvekkiline parasını her istediği anda alabileceği garantisinin verildiğini ancak, her hangi bir faiz ve para ödemesi yapılmadığını, davalıların Bankacılık Kanunu'na aykırı şekilde mevduat topladığını, SPK'na aykırı olarak aracılık faaliyetinde bulunduğunu ve kurul kaydına aldırmadan hisse senetlerini halka arz ettiklerini, bu konuda davalı ... ve diğer yönetici davalılar hakkında verilen ceza kararının kesinleştiğini, müvekkilinin davalı şirketlerin ortağı olmasının hukuken mümkün bulunmadığını, şirket defterlerinin de usulüne uygun tutulmadığını ve bu konuda da anılan yöneticiler hakkında mahkumiyet kararı verilip kesinleştiğini, davalı şahısların da TTK'nun 336.maddesi uyarınca da müvekkilinin zararından sorumlu olduğunu ileri sürerek, anılan belge ile hisse senedi satımı yapılamayacağının ve müvekkilinin davalı şirketlerle ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitini, şimdilik 6.500 TL'nin temerrüt faiziyle birlikte müvekkiline iadesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacının müvekkil şirketlerden hiç birinin ortağı olmadığını, bu nedenle davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerektiğini, davalı şahıslara da husumet yöneltilemeyeceğini, davacı tarafın iddialarının gerçeği yansıtmadığını, müvekkili bulunduğu şirketlerin Sermaye Piyasası Kurulu kaydında olan, bu kurul tarafından faaliyetleri denetlenen bir Anonim Şirket olduğunu, TTK.nun 329. ve 405. maddesi gereğince Anonim Şirket ortaklarının sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyeceklerini, müvekkili şirketlerin tasfiye halinde olmadıklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalı şirketlerin, Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulunun kaydında bulunan anonim şirketler oldukları, TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istenemeyeceği, davacının talebinin yerinde olmadığı, her ne kadar dava dilekçesinde ..., ..., ... ve ... davalı olarak gösterilmiş ise de, davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan Anonim Şirket yönetim kurulu başkanının ve yönetim kurulu üyelerinin şahsi sorumluluğunu gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi ortaklık sözleşmesinin kurulması sırasında adı geçen davalıların sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminden de söz edilmediği, yine davacının davalı şirketlerde hissesi bulunmadığı, dolayısıyla şirketlerin de taraf ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, dava, davacının davalı şirkete sermaye olarak verdiği paranın tahsili talebi olarak değerlendirilmiş ise de, davacı gerek dava dilekçesinde ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve kötüniyetli vaad ve garantilerle davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın istirdadını istemiştir. Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak (istirdat) davası niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75.
maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin dahi tercümesi yaptırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketlerin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın husumet cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Şu halde, mahkemece, davanın yukarda belirtilen şekilde nitelendirilerek, tarafların bu yolda gösterdikleri delillerin tümüyle toplanması, bu meyanda davada delil olarak dayanılan yabancı dildeki tahsil belgesinin aslının veya onaylı örneğinin davacıdan istenerek tercüme ettirilmesi, gerekirse davadışı yabancı uyruklu şirket hakkında da dava açması için
davacıya önel verilerek bu davanın sonucuna göre tahsil edilen bu para nedeniyle davacının yabancı uyruklu şirkete ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediği, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliği bulunup bulunmadığı değerlendirilip öncelikle davacı ile dava dışı yabancı şirket arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, bu yolda açılacak davanın davacının yabancı şirkete ortak olmadığı gibi bir sonuca ulaşması halinde, davacının parasının yabancı şirkete verilmesi olgusunda davalı şirket ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun, ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde ve gerektiği takdirde davalı şirket ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde aralarında şirketler hukuku ve sermaye piyasası konusunda uzmanların bulunduğu bilirkişi heyeti marifetiyle yaptırılacak kapsamlı bir inceleme suretiyle ele alınıp varsa sorumluluklarının saptanması, bu suretle davacının, iradesinin ileri sürüldüğü gibi davalılarca fesada uğratılmak suretiyle haksız bir fiile maruz bırakılarak parasının alındığı ve iade edilmediği yolundaki iddiasının tatminkar bir biçimde araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının davacı lehine bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1044354900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz