Talimatında avans yazan havalenin borç ödemesi sayılmaması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/1217 E. 2024/3667 K. · · İlk derece: İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
OnandıKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Havalenin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı karinesi, havale talimatında ödemenin avans olduğunun açıkça belirtilmesi ve ödemenin alacaklının değil borçlunun defterlerinde de aynı tarihte gönderen lehine alacak kaydedilmesi hâlinde çürütülmüş sayılır; ödemenin başka bir hukuki sebebe (tazminat) dayandığını ileri süren taraf bunu kesin delille ispatlamakla yükümlüdür. Taraflar arasında tartışmalı olan bir hususa ilişkin düzenlenen faturaya süresinde itiraz edilmemesi, içeriğinin kabul edildiği anlamına gelmez; faturanın kayıtlara girmesinin hemen ardından bedelin iadesini isteyen ihtarname, faturanın dolaylı olarak reddi iradesini ortaya koyar. Bu şekilde varlığı belirlenen yabancı para alacağı likit olup icra inkâr tazminatına hükmedilmesini gerektirir ve alacağa, alacaklının talebi aşılmamak üzere kamu bankalarınca bir yıllık vadeli mevduat hesabına fiilen uygulanan en yüksek oranda faiz yürütülür.
Ele alınan sorunlar
Havale talimatında avans olduğu belirtilen ödemenin mevcut borcun ödenmesi karinesine rağmen avans sayılıp sayılmayacağı → kabul
İddia: Davalı, taraflar arasında taşınmaz satışına dair hukuki ilişki bulunmadığını, davacının tek taraflı olarak havale talimatına yazdığı açıklamanın hukuki değeri olmadığını, ödemenin şirket pay devri sürecinde ortaya çıkan gecikme, eksik, ayıp ve kayıplara karşılık tazminat olarak yapıldığını ileri sürmüştür.
Gerekçe: Havalenin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda karine mevcut ise de, havale talimatında ödemenin avans olarak yapıldığının açıkça belirtilmesi ve ödemenin davalının ticari defterlerinde aynı tarihte davacı lehine alacak kaydedilerek davalının bu miktar kadar borçlu hâle geldiğinin bilirkişi incelemesiyle tespit edilmesi karşısında, havalenin avans ödemesi olarak yapıldığının kabulü gerekir. Davalı, bedelin şirket pay devrinden ve bu şirketlere ait santraller ile lisanslara ilişkin işlemlerdeki gecikme, eksik, ayıp ve kayıplara karşılık tazminat olarak ödendiğini iddia etmekte olup bu hususta ispat yükü davalıdadır; davalı bu iddiası yönünden kesin delil ibraz etmemiştir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Faturaya süresinde itiraz edilmemesinin fatura içeriğinin kabulü sayılıp sayılmayacağı → ret
İddia: Davalı, düzenlediği faturaya davacının sekiz gün içinde itiraz etmediğini, fatura içeriğinin davacı yönünden kesinleştiğini, sonraki tarihli ihtarnamenin faturanın dolaylı reddi sayılmasının zorlama bir yorum olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Faturanın davacı tarafından kabul edilmiş sayılıp sayılmayacağının değerlendirilmesinde taraflar arasındaki ihtarnamelerin de irdelenmesi gerekir. Davalı tarafından düzenlenen faturanın davacının kayıtlarına girmesinden üç gün sonra davacının gönderdiği ihtarnamede havale edilen bedelin iadesi istenmiş olup, davacı bu suretle borcun kayden kapatılması sonucunu doğuran faturayı dolaylı olarak da olsa kabul etmediğine yönelik iradesini ortaya koymuştur. Bu itibarla taraflar arasında tartışmalı olan bir hususa ilişkin düzenlenen faturaya süresinde itiraz edilmemesi, içeriğinin kabul edildiği anlamına gelmez. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Yabancı para alacağında temerrüt tarihi ve uygulanacak faiz oranı → kabul
İddia: Davalı, faiz hesabının resen yapıldığını ve denetime açık olmadığını ileri sürmüştür.
Gerekçe: Davacı tarafından davalıya gönderilen ihtarname tebliğ edilmiş ve verilen sürenin sonunda temerrüt gerçekleşmiştir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının resmî internet sitesinde açıklandığı üzere temerrüt tarihi ile takip tarihi itibarıyla kamu bankalarınca bir yıllık ABD doları mevduat hesabına fiilen uygulanan en yüksek faiz oranları esas alınarak resen yapılan hesaplamada davacının takip tarihine kadar işlemiş faize hak kazandığı belirlenmiştir; asıl alacağa takip tarihinden itibaren, alacaklının talebi aşılmamak üzere kamu bankalarınca bir yıllık vadeli ABD doları mevduat hesabına fiilen uygulanan en yüksek oranda faiz işletilir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
İcra inkâr tazminatı ve alacağın likit olup olmadığı → kabul
İddia: Davalı, davacı lehine icra inkâr tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Havalenin avans olarak yapıldığı ve davalının bu miktar kadar borçlu hâle geldiği belirlendiğinden alacak likittir; bu nedenle takip konusu alacak üzerinden hesaplanan icra inkâr tazminatının davalıdan tahsili gerekir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Davalının kötü niyet tazminatı istemi → ret
İddia: Davalı, davacının icra takibinde kötü niyetli olduğunu ileri sürerek alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
Gerekçe: Davalının kötü niyet tazminatı isteminin koşulları oluşmamıştır. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Emsal değeri
Havale karinesinin talimattaki avans açıklaması ve borçlunun defter kayıtlarıyla çürütülebilmesi ile tartışmalı hususa ilişkin faturaya süresinde itiraz edilmemesinin içeriğin kabulü sayılmaması yönleriyle emsal değer taşır.
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemesi, taraflar arasında tartışmalı olan bir hususa ilişkin faturada içeriğin kabul edildiği sonucunu doğurmaz.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
itirazın iptali↗ havale↗ havale karinesi↗ avans ödemesi↗ ispat yükü↗ ticari defterlerin delil değeri↗ faturaya itiraz↗ icra inkâr tazminatı↗ likit alacak↗ kötü niyet tazminatı↗ temerrüt↗ yabancı para alacağında faiz↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/12563 E. 2018/4154 K.
Ortak:havale
İncelediğiniz kararda… aşınmaz satışı ilişkisinin kurulduğu varsayılması dahi davacının malik yerine müvekkille muhatap olmasının gerekçesinin açıklanması gerektiğini, davacının dayandığı «havale» talimatının hukuki geçerliliği bulunmadığını, davacının iddia ettiği maddi vakıayı yazılı delille ile ispat etmesi gerektiğini, davacının, borcunu ödemek üzere söz konusu havaleyi gerçekleştirdiğini; ancak bankaya verdiği talimatta müvekkilinin bilgisi ve onayı dışında gerçeğe aykırı bir açıklama yazdığını, taşınmazların müvekkiline ait olmaması nedeniyle taraflar arasında bir taşınmaz satışının da mümkün bulunmadığını, gönderilen havalenin mevcut bir borcun ödenmesine ilişkin olduğunu, taraflar arasında şirket pay devrinden ve bu şirketlere ait elektrik santralleri ile lisanslarına ilişkin işlemlerinin tamamlanması sürecine ilişkin hukuki ilişki bulunduğunu, davacı şirketin bu süreçte ortaya çıkan gecikme, eksikler, «ayıplar» ve kayıplara karşılık olmak üzere taraflar arasında dostane şekilde yürütülen görüşmeler neticesinde tazminat olarak ödediği 2.000.000,00 USD tutara karşılık olmak üzere müvekkilinin 10.11.2017 tarihli e-faturayı davacıya gönderdiğini ve söz konusu faturanın davacı şirket tarafından kabul edilerek kayıtlarına alındığını, davacının 8 içinde «faturaya itiraz» etmediğini, «fatura» içeriğini kabul etmiş sayıldığını savunarak davanın reddine, takip tutarının % 20'sinden aşağı olmamak üzere davacının «kötü niyet tazminatı» ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «bilirkişi incelemesinde» davacı tarafından yapılan ödemenin, davalının «ticari defterlerinde» aynı tarihte "diğer çeşitli borçlar" ve "alıcılar" hesabında davacı lehine alacak olarak kaydedildiğinin tespit edildiği, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda «karine» mevcut ise de bahsi geçen «havale» talimatında avans olarak yapıldığının açıkça belirtilmesi ve ödemenin davalının defterlerinde aynı tarihte davacı lehine alacak kaydedildiğinin ve davalının bu miktar kadar borçlu hale geldiğinin tespiti karşısında davacı tarafından davalıya yapılan havalenin «avans ödemesi» olarak yapıldığının kabulü gerektiği, davalı taraf bahsi geçen bedelin, taraflar arasında şirket pay devrinden ve bu şirketlere ait elektrik santralleri ve lisanslarına ilişkin işlemlerinin tamamlanması ile ilgili davacı şirketin ortaya çıkan gecikme, eksikler, «ayıplar» ve kayıplara karşılık olmak üzere tazminat olarak ödediğini iddia etmekte olup bu hususu «ispat yükü» davalının üzerinde olduğu, davalının 10.11.2017 tarihinde 2.000.000,00 USD karşılığı 7.707.000,00 TL tutarlı "tazminat bedeli" açıklamalı e-«fatura» düzenleyerek kendi defterlerinde davacıya olan borcunu kayden sona erdirdiği, bahsi geçen e-faturanın aynı tarihte davacının kayıtlarına da girdiği, Mahkemece faturaya 8 günlük sürede itiraz edilmemesi nedeniyle davacının fatura içeriğini benimsediği kabul edilmiş ise de davalı tarafından düzenlenen 10.11.2017 tarihli faturanın davacı tarafından kabul edilmiş sayılıp sayılmayacağının değerlendirilmesinde taraflar arasındaki «ihtarnamelerin» de irdelenmesi gerektiği, davalı tarafından düzenlenen faturanın davacının kayıtlarına girmesinden 3 gün sonra 13.11.2017 tarihinde davacı tarafından düzenlenen ihtarnamede "akim kalan taşınmaz satışı için, taşınmaz satın alma bedeli karşılığı olarak tarafınıza ödenen 2.000.000,00 USD'nin işbu ihtarnamenin tarafınıza tebliğinden itibaren 3 gün içerisinde aynen tarafımıza ödenmesini, aksi halde yasal işlem başlatmak zorunda kalacağımızı «ihtar» ederiz" şeklinde ihtarda bulunduğu, süresinde itiraz edilmemesi nedeniyle 10.11.2017 tarihli fatura içeriğinin davacı yönünden kesinleştiği ileri sürülmekte ise de davacının 13.11.2017 tarihli ihtarnamesi ile davalıdan havale yapılan tutarın iadesini istemekle borcun kayden kapatılması sonucunu doğuran 10.11.2017 tarihli faturayı dolaylı olarak da olsa kabul etmediğine yönelik iradesini ortaya koyduğu, bu yönüyle taraflar arasında tartışmalı olan bir hususa ilişkin düzenlenen faturaya süresinde itiraz edilmemesinin içeriğinin kabul edildiği anlamına gelmeyeceği, davalının, havalesi yapılan bedelin, şirket hisse devrinden kaynaklanan zararın tazmini için yapıldığı hususunda «kesin delil» de «ibraz» etmediği, davacı tarafından davalıya gönderilen 13.11.2017 tarihli ihtarnamenin 15.11.2017 tarihinde tebliğ edildiği ve verilen sürenin sonunda «temerrütün» 21.11.2017 tarihinde gerçekleştiği, TCMB'nin resmi internet sitesinde açıklandığı üzere «temerrüt tarihi» itibarıyla kamu bankalarınca 1 yıllık USD «mevduat hesabına» fiilen uygulanan en yüksek faiz oranının yıllık % 4,70, takip tarihinde ise yıllık % 4,50 olduğu, resen yapılan hesaplamada davacının takip tarihine kadar 11.750,00 USD «işlemiş faize» hak kazandığı, alacağın likit olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, itirazın kısmen iptali ile takibin 2.000.000,00 USD «asıl alacak» ve 11.750,00 USD işlemiş faiz yönünden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren davacı alacaklı talebi aşılmamak üzere kamu bankalarınca 1 yıllık vadeli USD mevduat hesabına fiilen uygulanan en yüksek oranda faiz işletilmek suretiyle devamına, fazla istemin reddine, %20 oranda hesaplanan 1.512.031,30 TL «icra inkar tazminatının» davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davalının koşulları oluşmayan «kötü niyet tazminatı» isteminin reddine karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taraflar arasında taşınmaz satışına dair hukuki ilişki bulunmadığını, davacının «havale» talimatına yazdığı açıklamanın hukuki açıdan bir kıymeti olmadığını, davacının tek taraflı olarak yazdığı bu açıklamaya itibar edilmesinin hatalı olduğunu, takip tarihinde davalı müvekkilinin hesaplarında davacı adına alacak «kaydı» bulunmadığını, gerekçeli kararın 4. sayfasında "davalının «defterlerinde» aynı tarihte davacı lehine alacak kaydedildiği" şeklindeki açıklamaların muhasebe tekniği yönünden gerçekle bağdaşmadığını, bir ticari şirket «fatura» düzenleyip karşı tarafa borç kaydetmemiş ise karşı taraftan gelen ödemenin cari hesaba alacak kaydedilmesi ve kendisinin borçlu olarak görünmesinin muhasebe tekniğinin bir gereği olduğunu, önemli olanın takip veya dava tarihi itibarı ile davalının ticari kayıtlarında davacının alacaklı görünüp görünmediği olduğunu, dava konusu taşınmazın müvekkiline ait olmadığını, cevap dilekçelerinde açıklandığı üzere, taraflar arasındaki dostane ilişkinin devam ettiği dönemde bu ödeme tutarında mutabık kalınmadığı için davacıya fatura düzenlenmediğini, davacı yaklaşık 1,5 sene boyunca kayıtlarda alacaklı gibi görünmüş olsa da ödenen tutarın "olmayan bir taşınmazın, olmayan satışı için «avans ödemesi»" değil, davacının «rızası» ile yaptığı bir borç ödemesinden ibaret olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin, davacı adına düzenlenen 10.11.2017 tarihli ve 7.707.000,00 TL tutarındaki faturaya davalının 8 gün içinde itiraz etmemiş olmasını "taraflar arasındaki «ihtarnamelerin» irdelenmesi gerektiğinden" bahisle davacının gönderdiği 13.11.2017 tarihli -fatura tarihinden sonraki tarihli- ihtarnamenin "faturayı dolaylı olarak da olsa kabul etmediğine ilişkin iradesini ortaya koymuş" olduğunu kabul ederek zorlama bir yorum yaptığını, "dolaylı olarak da olsa" şeklindeki gerekçenin hukuki bir gerekçe olmadığını, davacının deflerine işlediği faturaya 1,5 ay sonra 27.12.2017 tarihinde itiraz etmesinin de hukuki açıdan bir geçerliliği bulunmadığını, davacı lehine «icra inkar tazminatına» hükmedilip müvekkilinin talep ettiği «kötü niyet tazminatının» reddinin hatalı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince faiz hesabının resen yapıldığını, denetime açık olmadığını, 19.01.2023 tarihli ek beyan dilekçesinde taraflar arasında taşınmaz satışına ilişkin hukuki ilişki bulunmadığı halde davacı tarafından havale talimatına taşınmaz bedeli avansı ibaresinin yazılmasının kötü niyetli olduğunu, havale dekontunun «delil başlangıcı» dahi kabul edilemeyeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Benzer bu karardaDavacı vekili 05.08.2016 «havale» tarihli temyize cevap dilekçesi ile davalı ...
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:cevap süresi · harç · ibraz · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaTemyize «cevap süresi» içerisinde «ibraz» edilen ve havalesi yapılan bu dilekçesinin katılma yoluyla temyiz dilekçesi olarak kabul edilmesi gerektiği ancak, temyiz harcının yatırılmamış olduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda, temyiz incelemesi yapılabilmesi için, temyiz «harç» ve giderlerinin yatırılması hususunda ve HUMK 434/«son» maddesi uyarınca davacı vekiline usulüne uygun süre verilmesi ve sonucuna göre işlem yapılması, her halükarda davalı vekilinin temyiz itirazları incelenmek üzere Dairemize gönderilmesi için dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar vermek gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/7882 E. 2017/5148 K.
Ortak:havale
İncelediğiniz kararda… aşınmaz satışı ilişkisinin kurulduğu varsayılması dahi davacının malik yerine müvekkille muhatap olmasının gerekçesinin açıklanması gerektiğini, davacının dayandığı «havale» talimatının hukuki geçerliliği bulunmadığını, davacının iddia ettiği maddi vakıayı yazılı delille ile ispat etmesi gerektiğini, davacının, borcunu ödemek üzere söz konusu havaleyi gerçekleştirdiğini; ancak bankaya verdiği talimatta müvekkilinin bilgisi ve onayı dışında gerçeğe aykırı bir açıklama yazdığını, taşınmazların müvekkiline ait olmaması nedeniyle taraflar arasında bir taşınmaz satışının da mümkün bulunmadığını, gönderilen havalenin mevcut bir borcun ödenmesine ilişkin olduğunu, taraflar arasında şirket pay devrinden ve bu şirketlere ait elektrik santralleri ile lisanslarına ilişkin işlemlerinin tamamlanması sürecine ilişkin hukuki ilişki bulunduğunu, davacı şirketin bu süreçte ortaya çıkan gecikme, eksikler, «ayıplar» ve kayıplara karşılık olmak üzere taraflar arasında dostane şekilde yürütülen görüşmeler neticesinde tazminat olarak ödediği 2.000.000,00 USD tutara karşılık olmak üzere müvekkilinin 10.11.2017 tarihli e-faturayı davacıya gönderdiğini ve söz konusu faturanın davacı şirket tarafından kabul edilerek kayıtlarına alındığını, davacının 8 içinde «faturaya itiraz» etmediğini, «fatura» içeriğini kabul etmiş sayıldığını savunarak davanın reddine, takip tutarının % 20'sinden aşağı olmamak üzere davacının «kötü niyet tazminatı» ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «bilirkişi incelemesinde» davacı tarafından yapılan ödemenin, davalının «ticari defterlerinde» aynı tarihte "diğer çeşitli borçlar" ve "alıcılar" hesabında davacı lehine alacak olarak kaydedildiğinin tespit edildiği, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda «karine» mevcut ise de bahsi geçen «havale» talimatında avans olarak yapıldığının açıkça belirtilmesi ve ödemenin davalının defterlerinde aynı tarihte davacı lehine alacak kaydedildiğinin ve davalının bu miktar kadar borçlu hale geldiğinin tespiti karşısında davacı tarafından davalıya yapılan havalenin «avans ödemesi» olarak yapıldığının kabulü gerektiği, davalı taraf bahsi geçen bedelin, taraflar arasında şirket pay devrinden ve bu şirketlere ait elektrik santralleri ve lisanslarına ilişkin işlemlerinin tamamlanması ile ilgili davacı şirketin ortaya çıkan gecikme, eksikler, «ayıplar» ve kayıplara karşılık olmak üzere tazminat olarak ödediğini iddia etmekte olup bu hususu «ispat yükü» davalının üzerinde olduğu, davalının 10.11.2017 tarihinde 2.000.000,00 USD karşılığı 7.707.000,00 TL tutarlı "tazminat bedeli" açıklamalı e-«fatura» düzenleyerek kendi defterlerinde davacıya olan borcunu kayden sona erdirdiği, bahsi geçen e-faturanın aynı tarihte davacının kayıtlarına da girdiği, Mahkemece faturaya 8 günlük sürede itiraz edilmemesi nedeniyle davacının fatura içeriğini benimsediği kabul edilmiş ise de davalı tarafından düzenlenen 10.11.2017 tarihli faturanın davacı tarafından kabul edilmiş sayılıp sayılmayacağının değerlendirilmesinde taraflar arasındaki «ihtarnamelerin» de irdelenmesi gerektiği, davalı tarafından düzenlenen faturanın davacının kayıtlarına girmesinden 3 gün sonra 13.11.2017 tarihinde davacı tarafından düzenlenen ihtarnamede "akim kalan taşınmaz satışı için, taşınmaz satın alma bedeli karşılığı olarak tarafınıza ödenen 2.000.000,00 USD'nin işbu ihtarnamenin tarafınıza tebliğinden itibaren 3 gün içerisinde aynen tarafımıza ödenmesini, aksi halde yasal işlem başlatmak zorunda kalacağımızı «ihtar» ederiz" şeklinde ihtarda bulunduğu, süresinde itiraz edilmemesi nedeniyle 10.11.2017 tarihli fatura içeriğinin davacı yönünden kesinleştiği ileri sürülmekte ise de davacının 13.11.2017 tarihli ihtarnamesi ile davalıdan havale yapılan tutarın iadesini istemekle borcun kayden kapatılması sonucunu doğuran 10.11.2017 tarihli faturayı dolaylı olarak da olsa kabul etmediğine yönelik iradesini ortaya koyduğu, bu yönüyle taraflar arasında tartışmalı olan bir hususa ilişkin düzenlenen faturaya süresinde itiraz edilmemesinin içeriğinin kabul edildiği anlamına gelmeyeceği, davalının, havalesi yapılan bedelin, şirket hisse devrinden kaynaklanan zararın tazmini için yapıldığı hususunda «kesin delil» de «ibraz» etmediği, davacı tarafından davalıya gönderilen 13.11.2017 tarihli ihtarnamenin 15.11.2017 tarihinde tebliğ edildiği ve verilen sürenin sonunda «temerrütün» 21.11.2017 tarihinde gerçekleştiği, TCMB'nin resmi internet sitesinde açıklandığı üzere «temerrüt tarihi» itibarıyla kamu bankalarınca 1 yıllık USD «mevduat hesabına» fiilen uygulanan en yüksek faiz oranının yıllık % 4,70, takip tarihinde ise yıllık % 4,50 olduğu, resen yapılan hesaplamada davacının takip tarihine kadar 11.750,00 USD «işlemiş faize» hak kazandığı, alacağın likit olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, itirazın kısmen iptali ile takibin 2.000.000,00 USD «asıl alacak» ve 11.750,00 USD işlemiş faiz yönünden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren davacı alacaklı talebi aşılmamak üzere kamu bankalarınca 1 yıllık vadeli USD mevduat hesabına fiilen uygulanan en yüksek oranda faiz işletilmek suretiyle devamına, fazla istemin reddine, %20 oranda hesaplanan 1.512.031,30 TL «icra inkar tazminatının» davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davalının koşulları oluşmayan «kötü niyet tazminatı» isteminin reddine karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taraflar arasında taşınmaz satışına dair hukuki ilişki bulunmadığını, davacının «havale» talimatına yazdığı açıklamanın hukuki açıdan bir kıymeti olmadığını, davacının tek taraflı olarak yazdığı bu açıklamaya itibar edilmesinin hatalı olduğunu, takip tarihinde davalı müvekkilinin hesaplarında davacı adına alacak «kaydı» bulunmadığını, gerekçeli kararın 4. sayfasında "davalının «defterlerinde» aynı tarihte davacı lehine alacak kaydedildiği" şeklindeki açıklamaların muhasebe tekniği yönünden gerçekle bağdaşmadığını, bir ticari şirket «fatura» düzenleyip karşı tarafa borç kaydetmemiş ise karşı taraftan gelen ödemenin cari hesaba alacak kaydedilmesi ve kendisinin borçlu olarak görünmesinin muhasebe tekniğinin bir gereği olduğunu, önemli olanın takip veya dava tarihi itibarı ile davalının ticari kayıtlarında davacının alacaklı görünüp görünmediği olduğunu, dava konusu taşınmazın müvekkiline ait olmadığını, cevap dilekçelerinde açıklandığı üzere, taraflar arasındaki dostane ilişkinin devam ettiği dönemde bu ödeme tutarında mutabık kalınmadığı için davacıya fatura düzenlenmediğini, davacı yaklaşık 1,5 sene boyunca kayıtlarda alacaklı gibi görünmüş olsa da ödenen tutarın "olmayan bir taşınmazın, olmayan satışı için «avans ödemesi»" değil, davacının «rızası» ile yaptığı bir borç ödemesinden ibaret olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin, davacı adına düzenlenen 10.11.2017 tarihli ve 7.707.000,00 TL tutarındaki faturaya davalının 8 gün içinde itiraz etmemiş olmasını "taraflar arasındaki «ihtarnamelerin» irdelenmesi gerektiğinden" bahisle davacının gönderdiği 13.11.2017 tarihli -fatura tarihinden sonraki tarihli- ihtarnamenin "faturayı dolaylı olarak da olsa kabul etmediğine ilişkin iradesini ortaya koymuş" olduğunu kabul ederek zorlama bir yorum yaptığını, "dolaylı olarak da olsa" şeklindeki gerekçenin hukuki bir gerekçe olmadığını, davacının deflerine işlediği faturaya 1,5 ay sonra 27.12.2017 tarihinde itiraz etmesinin de hukuki açıdan bir geçerliliği bulunmadığını, davacı lehine «icra inkar tazminatına» hükmedilip müvekkilinin talep ettiği «kötü niyet tazminatının» reddinin hatalı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince faiz hesabının resen yapıldığını, denetime açık olmadığını, 19.01.2023 tarihli ek beyan dilekçesinde taraflar arasında taşınmaz satışına ilişkin hukuki ilişki bulunmadığı halde davacı tarafından havale talimatına taşınmaz bedeli avansı ibaresinin yazılmasının kötü niyetli olduğunu, havale dekontunun «delil başlangıcı» dahi kabul edilemeyeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının gönderdiği 26.500 TL'nin davalı bankanın «kusuru» sebebiyle 3. kişiye ödendiği, bu yanlış ödemeden davalının sorumlu olduğu, ödeme doğru kişiye yapılmış olsa dahi «havale» «masrafının» alınması gerektiğinden davacının havale masrafına ilişkin talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 26.500 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
1- Dava, «havale» göndericisinin davalı Banka aracılığıyla gönderdiği paranın hak sahipleri dışında «üçüncü kişiye» ödenmesi nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:mutlak ticari dava · re'sen gözetilme · üçüncü kişi · kamu düzeni · görevsizlik kararı · dosya masrafı · yasal faiz · kusur
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının gönderdiği 26.500 TL'nin davalı bankanın «kusuru» sebebiyle 3. kişiye ödendiği, bu yanlış ödemeden davalının sorumlu olduğu, ödeme doğru kişiye yapılmış olsa dahi «havale» «masrafının» alınması gerektiğinden davacının havale masrafına ilişkin talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 26.500 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
HMK'nın 1. maddesinde ise görev hususunun «kamu düzenine» ilişkin olduğu, mahkemece yargılamanın her aşamasında re'«sen gözetileceği» düzenlenmiştir.
1- Dava, «havale» göndericisinin davalı Banka aracılığıyla gönderdiği paranın hak sahipleri dışında «üçüncü kişiye» ödenmesi nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 4/1-c bendi uyarınca, havaleden kaynaklanan uyuşmazlıklardan doğan hukuk davaları «mutlak ticari» davalardan olup 6102 sayılı TTK’nın 5. maddesi uyarınca, bu davalarda «görevli» mahkeme asliye ticaret mahkemesidir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/2576 E. 2017/4315 K.
Ortak:havale
İncelediğiniz kararda… aşınmaz satışı ilişkisinin kurulduğu varsayılması dahi davacının malik yerine müvekkille muhatap olmasının gerekçesinin açıklanması gerektiğini, davacının dayandığı «havale» talimatının hukuki geçerliliği bulunmadığını, davacının iddia ettiği maddi vakıayı yazılı delille ile ispat etmesi gerektiğini, davacının, borcunu ödemek üzere söz konusu havaleyi gerçekleştirdiğini; ancak bankaya verdiği talimatta müvekkilinin bilgisi ve onayı dışında gerçeğe aykırı bir açıklama yazdığını, taşınmazların müvekkiline ait olmaması nedeniyle taraflar arasında bir taşınmaz satışının da mümkün bulunmadığını, gönderilen havalenin mevcut bir borcun ödenmesine ilişkin olduğunu, taraflar arasında şirket pay devrinden ve bu şirketlere ait elektrik santralleri ile lisanslarına ilişkin işlemlerinin tamamlanması sürecine ilişkin hukuki ilişki bulunduğunu, davacı şirketin bu süreçte ortaya çıkan gecikme, eksikler, «ayıplar» ve kayıplara karşılık olmak üzere taraflar arasında dostane şekilde yürütülen görüşmeler neticesinde tazminat olarak ödediği 2.000.000,00 USD tutara karşılık olmak üzere müvekkilinin 10.11.2017 tarihli e-faturayı davacıya gönderdiğini ve söz konusu faturanın davacı şirket tarafından kabul edilerek kayıtlarına alındığını, davacının 8 içinde «faturaya itiraz» etmediğini, «fatura» içeriğini kabul etmiş sayıldığını savunarak davanın reddine, takip tutarının % 20'sinden aşağı olmamak üzere davacının «kötü niyet tazminatı» ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «bilirkişi incelemesinde» davacı tarafından yapılan ödemenin, davalının «ticari defterlerinde» aynı tarihte "diğer çeşitli borçlar" ve "alıcılar" hesabında davacı lehine alacak olarak kaydedildiğinin tespit edildiği, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda «karine» mevcut ise de bahsi geçen «havale» talimatında avans olarak yapıldığının açıkça belirtilmesi ve ödemenin davalının defterlerinde aynı tarihte davacı lehine alacak kaydedildiğinin ve davalının bu miktar kadar borçlu hale geldiğinin tespiti karşısında davacı tarafından davalıya yapılan havalenin «avans ödemesi» olarak yapıldığının kabulü gerektiği, davalı taraf bahsi geçen bedelin, taraflar arasında şirket pay devrinden ve bu şirketlere ait elektrik santralleri ve lisanslarına ilişkin işlemlerinin tamamlanması ile ilgili davacı şirketin ortaya çıkan gecikme, eksikler, «ayıplar» ve kayıplara karşılık olmak üzere tazminat olarak ödediğini iddia etmekte olup bu hususu «ispat yükü» davalının üzerinde olduğu, davalının 10.11.2017 tarihinde 2.000.000,00 USD karşılığı 7.707.000,00 TL tutarlı "tazminat bedeli" açıklamalı e-«fatura» düzenleyerek kendi defterlerinde davacıya olan borcunu kayden sona erdirdiği, bahsi geçen e-faturanın aynı tarihte davacının kayıtlarına da girdiği, Mahkemece faturaya 8 günlük sürede itiraz edilmemesi nedeniyle davacının fatura içeriğini benimsediği kabul edilmiş ise de davalı tarafından düzenlenen 10.11.2017 tarihli faturanın davacı tarafından kabul edilmiş sayılıp sayılmayacağının değerlendirilmesinde taraflar arasındaki «ihtarnamelerin» de irdelenmesi gerektiği, davalı tarafından düzenlenen faturanın davacının kayıtlarına girmesinden 3 gün sonra 13.11.2017 tarihinde davacı tarafından düzenlenen ihtarnamede "akim kalan taşınmaz satışı için, taşınmaz satın alma bedeli karşılığı olarak tarafınıza ödenen 2.000.000,00 USD'nin işbu ihtarnamenin tarafınıza tebliğinden itibaren 3 gün içerisinde aynen tarafımıza ödenmesini, aksi halde yasal işlem başlatmak zorunda kalacağımızı «ihtar» ederiz" şeklinde ihtarda bulunduğu, süresinde itiraz edilmemesi nedeniyle 10.11.2017 tarihli fatura içeriğinin davacı yönünden kesinleştiği ileri sürülmekte ise de davacının 13.11.2017 tarihli ihtarnamesi ile davalıdan havale yapılan tutarın iadesini istemekle borcun kayden kapatılması sonucunu doğuran 10.11.2017 tarihli faturayı dolaylı olarak da olsa kabul etmediğine yönelik iradesini ortaya koyduğu, bu yönüyle taraflar arasında tartışmalı olan bir hususa ilişkin düzenlenen faturaya süresinde itiraz edilmemesinin içeriğinin kabul edildiği anlamına gelmeyeceği, davalının, havalesi yapılan bedelin, şirket hisse devrinden kaynaklanan zararın tazmini için yapıldığı hususunda «kesin delil» de «ibraz» etmediği, davacı tarafından davalıya gönderilen 13.11.2017 tarihli ihtarnamenin 15.11.2017 tarihinde tebliğ edildiği ve verilen sürenin sonunda «temerrütün» 21.11.2017 tarihinde gerçekleştiği, TCMB'nin resmi internet sitesinde açıklandığı üzere «temerrüt tarihi» itibarıyla kamu bankalarınca 1 yıllık USD «mevduat hesabına» fiilen uygulanan en yüksek faiz oranının yıllık % 4,70, takip tarihinde ise yıllık % 4,50 olduğu, resen yapılan hesaplamada davacının takip tarihine kadar 11.750,00 USD «işlemiş faize» hak kazandığı, alacağın likit olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, itirazın kısmen iptali ile takibin 2.000.000,00 USD «asıl alacak» ve 11.750,00 USD işlemiş faiz yönünden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren davacı alacaklı talebi aşılmamak üzere kamu bankalarınca 1 yıllık vadeli USD mevduat hesabına fiilen uygulanan en yüksek oranda faiz işletilmek suretiyle devamına, fazla istemin reddine, %20 oranda hesaplanan 1.512.031,30 TL «icra inkar tazminatının» davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davalının koşulları oluşmayan «kötü niyet tazminatı» isteminin reddine karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taraflar arasında taşınmaz satışına dair hukuki ilişki bulunmadığını, davacının «havale» talimatına yazdığı açıklamanın hukuki açıdan bir kıymeti olmadığını, davacının tek taraflı olarak yazdığı bu açıklamaya itibar edilmesinin hatalı olduğunu, takip tarihinde davalı müvekkilinin hesaplarında davacı adına alacak «kaydı» bulunmadığını, gerekçeli kararın 4. sayfasında "davalının «defterlerinde» aynı tarihte davacı lehine alacak kaydedildiği" şeklindeki açıklamaların muhasebe tekniği yönünden gerçekle bağdaşmadığını, bir ticari şirket «fatura» düzenleyip karşı tarafa borç kaydetmemiş ise karşı taraftan gelen ödemenin cari hesaba alacak kaydedilmesi ve kendisinin borçlu olarak görünmesinin muhasebe tekniğinin bir gereği olduğunu, önemli olanın takip veya dava tarihi itibarı ile davalının ticari kayıtlarında davacının alacaklı görünüp görünmediği olduğunu, dava konusu taşınmazın müvekkiline ait olmadığını, cevap dilekçelerinde açıklandığı üzere, taraflar arasındaki dostane ilişkinin devam ettiği dönemde bu ödeme tutarında mutabık kalınmadığı için davacıya fatura düzenlenmediğini, davacı yaklaşık 1,5 sene boyunca kayıtlarda alacaklı gibi görünmüş olsa da ödenen tutarın "olmayan bir taşınmazın, olmayan satışı için «avans ödemesi»" değil, davacının «rızası» ile yaptığı bir borç ödemesinden ibaret olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin, davacı adına düzenlenen 10.11.2017 tarihli ve 7.707.000,00 TL tutarındaki faturaya davalının 8 gün içinde itiraz etmemiş olmasını "taraflar arasındaki «ihtarnamelerin» irdelenmesi gerektiğinden" bahisle davacının gönderdiği 13.11.2017 tarihli -fatura tarihinden sonraki tarihli- ihtarnamenin "faturayı dolaylı olarak da olsa kabul etmediğine ilişkin iradesini ortaya koymuş" olduğunu kabul ederek zorlama bir yorum yaptığını, "dolaylı olarak da olsa" şeklindeki gerekçenin hukuki bir gerekçe olmadığını, davacının deflerine işlediği faturaya 1,5 ay sonra 27.12.2017 tarihinde itiraz etmesinin de hukuki açıdan bir geçerliliği bulunmadığını, davacı lehine «icra inkar tazminatına» hükmedilip müvekkilinin talep ettiği «kötü niyet tazminatının» reddinin hatalı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince faiz hesabının resen yapıldığını, denetime açık olmadığını, 19.01.2023 tarihli ek beyan dilekçesinde taraflar arasında taşınmaz satışına ilişkin hukuki ilişki bulunmadığı halde davacı tarafından havale talimatına taşınmaz bedeli avansı ibaresinin yazılmasının kötü niyetli olduğunu, havale dekontunun «delil başlangıcı» dahi kabul edilemeyeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Benzer bu karardaBu durumda, davanın 6102 sayılı TTK’nın 4.maddesi kapsamında «havale» hükümlerine ilişkin olduğu gözetilerek ticari dava olduğunun kabulü ile işin esasının incelenmesi gerekirken, davacının bozma ilamına dayalı olarak yaptığı açıklama sonucunda havalenin hukuki dayanağının belirlenemediği gerekçesiyle genel hükümlere tabi olduğundan bahisle «görevsizlik» kararı verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ticari temsilci · ticari işletme · kesin süre · usulden reddi · görevsizlik kararı · dava sebebi · temsil · kesin hüküm
Benzer bu karardaMahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre, davaya konu paranın davalıya gönderme «sebebini» açıklamak üzere davacı tarafa «kesin süre» verildiği, kesin süre içerisinde dava konusu paranın davalıya gönderme sebebinin açıklanmadığı, davacının davalı şirkette «ticari temsilci» sıfatıyla görev yaptığı ve yapılan havalenin de «ticari işletme» adına yapıldığının anlaşılamadığı gerekçesiyle dava dilekçesinin «görevsizlik» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın 6102 sayılı TTK’nın 4.maddesi kapsamında «havale» hükümlerine ilişkin olduğu gözetilerek ticari dava olduğunun kabulü ile işin esasının incelenmesi gerekirken, davacının bozma ilamına dayalı olarak yaptığı açıklama sonucunda havalenin hukuki dayanağının belirlenemediği gerekçesiyle genel hükümlere tabi olduğundan bahisle «görevsizlik» kararı verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/1217 E. , 2024/3667 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/350 Esas, 2022/1780 Karar
HÜKÜM
Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2018/180 E., 2019/640 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin başvurusunun reddine, davacı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 07.05.2024 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat .... ile davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; ... şirketler grubu portföyünde yer alan taşınmazın satışı için müvekkili şirkete bildirilen davalı şirket hesabına 22.06.2015 tarihinde taşınmaz satın alma bedeline mahsuben avans ödemesi olarak 2.000.000,00 USD ödemede bulunulduğunu, taşınmaz satışının karşı tarafın problemlerinden dolayı akim kalması sebebiyle ödenen bu bedelin iadesi hususunda davalı şirket ile muhtelif görüşmeler yapıldığını, görüşmelerin sürüncemede kalması üzerine 2.000.000,00 USD'nin ödenmesi konusunda davalıya ihtarname gönderildiğini, davalının cevabi ihtarnamesi ile aktiflerine kayıtlı bir taşınmaz bulunmadığını bildirdiğini ve satım ilişkisini inkar ettiğini, başlatılan icra takibine davalının itiraz ettiğini ileri sürerek itirazının iptali ile %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; söz konusu taşınmazın müvekkiline ait olmadığını, taşınmazın ......San. Tic. A.Ş. adına kayıtlı olduğunu, taşınmaz satışı ilişkisinin kurulduğu varsayılması dahi davacının malik yerine müvekkille muhatap olmasının gerekçesinin açıklanması gerektiğini, davacının dayandığı havale talimatının hukuki geçerliliği bulunmadığını, davacının iddia ettiği maddi vakıayı yazılı delille ile ispat etmesi gerektiğini, davacının, borcunu ödemek üzere söz konusu havaleyi gerçekleştirdiğini; ancak bankaya verdiği talimatta müvekkilinin bilgisi ve onayı dışında gerçeğe aykırı bir açıklama yazdığını, taşınmazların müvekkiline ait olmaması nedeniyle taraflar arasında bir taşınmaz satışının da mümkün bulunmadığını, gönderilen havalenin mevcut bir borcun ödenmesine ilişkin olduğunu, taraflar arasında şirket pay devrinden ve bu şirketlere ait elektrik santralleri ile lisanslarına ilişkin işlemlerinin tamamlanması sürecine ilişkin hukuki ilişki bulunduğunu, davacı şirketin bu süreçte ortaya çıkan gecikme, eksikler, ayıplar ve kayıplara karşılık olmak üzere taraflar arasında dostane şekilde yürütülen görüşmeler neticesinde tazminat olarak ödediği 2.000.000,00 USD tutara karşılık olmak üzere müvekkilinin 10.11.2017 tarihli e-faturayı davacıya gönderdiğini ve söz konusu faturanın davacı şirket tarafından kabul edilerek kayıtlarına alındığını, davacının 8 içinde faturaya itiraz etmediğini, fatura içeriğini kabul etmiş sayıldığını savunarak davanın reddine, takip tutarının % 20'sinden aşağı olmamak üzere davacının kötü niyet tazminatı ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının iadesini istediği avans ödemesine dayanak yaptığı taşınmazın davalı adına tapuda kayıtlı bulunmadığı, bu taşınmazın davacı adına tapuda satış ve tesciline ilişkin işlemleri yapmak üzere davalı ile komisyoncu sıfatıyla anlaştığına dair yazılı delil bulunmadığı, davacının banka yolu ile davalı hesabına "... İnşaat ve Eğitim Hizmetleri A.Ş. adına sair transfer bedeli tahsilatı ... Enerji Yatırımları Sanayi ve Ticaret Akbank TAŞ" açıklaması ile 2.000.000,00 USD'yi EFT yolu ile gönderdiği, sadece EFT talimatında "taşınmaz satın alma bedeline mahsuben avans ödemesi" ibaresinin bulunduğu, davacının davaya konu ettiği bedeli davalıya satın alacağı taşınmaz bedelinin avansı olarak gönderdiğine ilişkin yazılı somut bir delil bulunmadığı gibi davalı tarafın savunmasına dayanak yaptığı ve davalı tarafça düzenlenerek davacı tarafa tebliğ ettiği ve davacı şirketin de ticari defterlerine davalı lehine alacak kaydı yaptığı 10.11.2017 tarihli "tazminat bedeli" içerikli 7.700.000,00 TL tutarlı e-fatura ile davalı şirketle alacak-borç ilişkisinin sıfırlanmış olduğu, sonrasında davacının ticari defterine 27.12.2017 tarihi itibarıyla davalı şirket aleyhine borç olarak kaydının yasal dayanağının ispatlanamadığı, bu yönde yazılı delil sunulamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesi ve aşamalardaki iddialarını tekrar ederek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında taşınmaz satışı bulunmadığını, davacının icra takibinde kötü niyetli olduğunu, müvekkili lehine kötü niyet tazminatı taleplerinin bulunduğunu belirterek alacağın % 20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bilirkişi incelemesinde davacı tarafından yapılan ödemenin, davalının ticari defterlerinde aynı tarihte "diğer çeşitli borçlar" ve "alıcılar" hesabında davacı lehine alacak olarak kaydedildiğinin tespit edildiği, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda karine mevcut ise de bahsi geçen havale talimatında avans olarak yapıldığının açıkça belirtilmesi ve ödemenin davalının defterlerinde aynı tarihte davacı lehine alacak kaydedildiğinin ve davalının bu miktar kadar borçlu hale geldiğinin tespiti karşısında davacı tarafından davalıya yapılan havalenin avans ödemesi olarak yapıldığının kabulü gerektiği, davalı taraf bahsi geçen bedelin, taraflar arasında şirket pay devrinden ve bu şirketlere ait elektrik santralleri ve lisanslarına ilişkin işlemlerinin tamamlanması ile ilgili davacı şirketin ortaya çıkan gecikme, eksikler, ayıplar ve kayıplara karşılık olmak üzere tazminat olarak ödediğini iddia etmekte olup bu hususu ispat yükü davalının üzerinde olduğu, davalının 10.11.2017 tarihinde 2.000.000,00 USD karşılığı 7.707.000,00 TL tutarlı "tazminat bedeli" açıklamalı e-fatura düzenleyerek kendi defterlerinde davacıya olan borcunu kayden sona erdirdiği, bahsi geçen e-faturanın aynı tarihte davacının kayıtlarına da girdiği, Mahkemece faturaya 8 günlük sürede itiraz edilmemesi nedeniyle davacının fatura içeriğini benimsediği kabul edilmiş ise de davalı tarafından düzenlenen 10.11.2017 tarihli faturanın davacı tarafından kabul edilmiş sayılıp sayılmayacağının değerlendirilmesinde taraflar arasındaki ihtarnamelerin de irdelenmesi gerektiği, davalı tarafından düzenlenen faturanın davacının kayıtlarına girmesinden 3 gün sonra 13.11.2017 tarihinde davacı tarafından düzenlenen ihtarnamede "akim kalan taşınmaz satışı için, taşınmaz satın alma bedeli karşılığı olarak tarafınıza ödenen 2.000.000,00 USD'nin işbu ihtarnamenin tarafınıza tebliğinden itibaren 3 gün içerisinde aynen tarafımıza ödenmesini, aksi halde yasal işlem başlatmak zorunda kalacağımızı ihtar ederiz" şeklinde ihtarda bulunduğu, süresinde itiraz edilmemesi nedeniyle 10.11.2017 tarihli fatura içeriğinin davacı yönünden kesinleştiği ileri sürülmekte ise de davacının 13.11.2017 tarihli ihtarnamesi ile davalıdan havale yapılan tutarın iadesini istemekle borcun kayden kapatılması sonucunu doğuran 10.11.2017 tarihli faturayı dolaylı olarak da olsa kabul etmediğine yönelik iradesini ortaya koyduğu, bu yönüyle taraflar arasında tartışmalı olan bir hususa ilişkin düzenlenen faturaya süresinde itiraz edilmemesinin içeriğinin kabul edildiği anlamına gelmeyeceği, davalının, havalesi yapılan bedelin, şirket hisse devrinden kaynaklanan zararın tazmini için yapıldığı hususunda kesin delil de ibraz etmediği, davacı tarafından davalıya gönderilen 13.11.2017 tarihli ihtarnamenin 15.11.2017 tarihinde tebliğ edildiği ve verilen sürenin sonunda temerrütün 21.11.2017 tarihinde gerçekleştiği, TCMB'nin resmi internet sitesinde açıklandığı üzere temerrüt tarihi itibarıyla kamu bankalarınca 1 yıllık USD mevduat hesabına fiilen uygulanan en yüksek faiz oranının yıllık % 4,70, takip tarihinde ise yıllık % 4,50 olduğu, resen yapılan hesaplamada davacının takip tarihine kadar 11.750,00 USD işlemiş faize hak kazandığı, alacağın likit olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, itirazın kısmen iptali ile takibin 2.000.000,00 USD asıl alacak ve 11.750,00 USD işlemiş faiz yönünden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren davacı alacaklı talebi aşılmamak üzere kamu bankalarınca 1 yıllık vadeli USD mevduat hesabına fiilen uygulanan en yüksek oranda faiz işletilmek suretiyle devamına, fazla istemin reddine, %20 oranda hesaplanan 1.512.031,30 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davalının koşulları oluşmayan kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taraflar arasında taşınmaz satışına dair hukuki ilişki bulunmadığını, davacının havale talimatına yazdığı açıklamanın hukuki açıdan bir kıymeti olmadığını, davacının tek taraflı olarak yazdığı bu açıklamaya itibar edilmesinin hatalı olduğunu, takip tarihinde davalı müvekkilinin hesaplarında davacı adına alacak kaydı bulunmadığını, gerekçeli kararın 4. sayfasında "davalının defterlerinde aynı tarihte davacı lehine alacak kaydedildiği" şeklindeki açıklamaların muhasebe tekniği yönünden gerçekle bağdaşmadığını, bir ticari şirket fatura düzenleyip karşı tarafa borç kaydetmemiş ise karşı taraftan gelen ödemenin cari hesaba alacak kaydedilmesi ve kendisinin borçlu olarak görünmesinin muhasebe tekniğinin bir gereği olduğunu, önemli olanın takip veya dava tarihi itibarı ile davalının ticari kayıtlarında davacının alacaklı görünüp görünmediği olduğunu, dava konusu taşınmazın müvekkiline ait olmadığını, cevap dilekçelerinde açıklandığı üzere, taraflar arasındaki dostane ilişkinin devam ettiği dönemde bu ödeme tutarında mutabık kalınmadığı için davacıya fatura düzenlenmediğini, davacı yaklaşık 1,5 sene boyunca kayıtlarda alacaklı gibi görünmüş olsa da ödenen tutarın "olmayan bir taşınmazın, olmayan satışı için avans ödemesi" değil, davacının rızası ile yaptığı bir borç ödemesinden ibaret olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin, davacı adına düzenlenen 10.11.2017 tarihli ve 7.707.000,00 TL tutarındaki faturaya davalının 8 gün içinde itiraz etmemiş olmasını "taraflar arasındaki ihtarnamelerin irdelenmesi gerektiğinden" bahisle davacının gönderdiği 13.11.2017 tarihli -fatura tarihinden sonraki tarihli- ihtarnamenin "faturayı dolaylı olarak da olsa kabul etmediğine ilişkin iradesini ortaya koymuş" olduğunu kabul ederek zorlama bir yorum yaptığını, "dolaylı olarak da olsa" şeklindeki gerekçenin hukuki bir gerekçe olmadığını, davacının deflerine işlediği faturaya 1,5 ay sonra 27.12.2017 tarihinde itiraz etmesinin de hukuki açıdan bir geçerliliği bulunmadığını, davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilip müvekkilinin talep ettiği kötü niyet tazminatının reddinin hatalı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince faiz hesabının resen yapıldığını, denetime açık olmadığını, 19.01.2023 tarihli ek beyan dilekçesinde taraflar arasında taşınmaz satışına ilişkin hukuki ilişki bulunmadığı halde davacı tarafından havale talimatına taşınmaz bedeli avansı ibaresinin yazılmasının kötü niyetli olduğunu, havale dekontunun delil başlangıcı dahi kabul edilemeyeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, taşınmaz satış sözleşmesi kapsamında avans olarak havalesi yapıldığı iddia edilen bedelin taşınmaz satışının gerçekleşmemesi nedeniyle iadesi için girişilen icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 555 inci maddesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 21 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1043719200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz