Nedensellik bağı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/11549 E. 2013/14294 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
nedensellik bağı↗ kazanç kaybı↗ usuli kazanılmış hak↗ ticari faiz↗ kazanılmış hak↗ ticaret unvanı↗ muvafakat↗ kâr kaybı↗ ticaret sicili↗ terkin↗ maddi tazminat↗ dava sebebi↗ haksız rekabet↗ ibraz↗ temsil↗ iltibas↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece Dairemizin 17/05/2010 tarih, 2008/13589 Esas, 2010/5398 Karar sayılı Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde; davalıların 02/07/2004'de iltibaslı bir ticaret unvanı kaydettirerek kullanmaları, tescilsiz "Erdir" markasını markasal biçimde aynı faaliyet alanında kullanmaları, tescilsiz markanın tescili için yapılan başvuruyu usulsüz biçimde, 08/07/2004 tarihli senetle devralmaları eylemlerinin kanıtlandığı, tüm bu eylemler TTK 56, 57/5, MK. 2. md. kapsamında haksız rekabet oluşturduğu, zarar veya kazanç kaybının net olarak tespitinin mümkün olmadığı ancak bu eylemlerin bir zarara yol açtığının da uzman gözüyle ortaya konduğu, öte yandan internet ortamındaki tescilsiz marka kullanımının iltibasa yol açar biçimde devam etmekte olduğu, davalı Nadir aynı aileden gelip aynı soyadı taşısa bile bağımsız bir ticari faaliyet gösterdiği halde başlangıçta ana şirketin yarattığı markanın mülkiyeti konusunda bir paylaşım bulunmamaktadır, davalı ayrılırken marka konusunda bir talep ileri sürmediğine ve markayı diğer ortaklardan satın almadığına göre sonraki eylemleri temelsiz kalmakta olduğu, davalıların kusurlu eylemleri ve sonuç arasında nedensellik bağı bulunduğu gerekçeleriyle; davalıların tescilsiz markaya iltibas oluşturacak tarzda marka, unvan kullanma, usulsüz marka devri yapma ve devralma, eylemlerinin haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, men edilmesine, 5.000 TL maddi tazminatın dava tarihinden işleyen ticari faizi ile davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı taraflar vekilleri temyiz etmiştir.
1) Mahkemece Dairemizin bozma ilamına uyulmasına karar verilip yeniden yargılama yapılarak, bozma ilamında marka başvurusu devrinin iptali, manevi tazminat ve unvan terkini konusundaki temyiz itirazları reddedildiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına ve önceki mahkeme kararına yollama yapılması ile yetinilerek, diğer talepler yönünden ise yeni delil ileri sürülmemiş olmasına rağmen, adeta önceki delillerin yeniden yorumlanması yoluna gidilerek kısmen kabul kararı verilmiştir.
Dairemizin 17/05/2010 tarih, 2008/13589 Esas, 2010/5398 Karar sayılı bozma ilamında; “ ... taraf şirketlerin aynı ticaret sicil çevresinde faaliyet göstermeleri ve davalı şirketin kuruluş tarihinden dava açıldığı tarihe kadar geçen uzun sürenin varlığı da dikkate alınarak, davalı gerçek kişinin aynı alanda faaliyet gösteren davalı şirkete ortak olması, bu şirketi temsil ve ilzama yetkili kılınarak faaliyet göstermesi hususunda davacı şirketin zımnen muvafakatinin varlığının kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş...”, “davalıların unvan tecavüzü dışında davacının tescilsiz markasına yönelik bir tecavüzünün de olup olmadığı, ticari sırların kullanımı ve müşteri çevresinin ele geçirilmesi yönündeki eylemlerinin belirlenmesi yönünde davacı tarafa ispat imkanı tanınması, davalıların unvan kullanımı dışında kalan haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin de açıklığa kavuşturulması, davacının maddi tazminata ilişkin talebinin net olarak açıklattırılması ve yukarıda açıklanan hususlar çerçevesinde inceleme yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması da yanlış olmuş...” gerekçeleriyle mahkeme kararı bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş, ancak yukarıda ifade edilen ve önceki bozma ilamında açıkça (2) numaralı başlık altında anlatılan zımnen muvafakat olgusu tartışılmamış, (3) numaralı başlık altında anlatılan davacı tarafa ispat imkanı tanınması ve açıklattırılması hususunda ise, davacı vekilince yeni delil ibraz edilmemiş olmasına rağmen kabul kararı verilmiştir.
Yargıtay’ın bozma ilamına uyulması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak doğar. Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verilmesi yükümlülüğü meydana gelir. Mahkemenin hem bozma kararına uyması, hem de sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılmaz ve bu husus başlı başına bozma sebebi sayılır.
Bu itibarla, mahkemece Dairemizin bozma ilamında davanın reddi gerektiği hususuna işaret olunduğu halde, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2) Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/11242 E. 2016/4976 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/5899 E. 2013/7552 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:mutlak ticari dava · görevsizlik kararı · görevli mahkeme
Benzer bu karardaMahkemece, iddia ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki uyuşmazlığın taşıma hukukundan kaynaklanması nedeni ile 6762 Sayılı ...'nın 4. maddesinin 1. bendi gereğince «mutlak ticari» dava sayılacağı, tüketici mahkemesinin «görevli» bulunmadığı gerekçesiyle, dava dilekçesinin görev nedeniyle reddine, karar kesinleştiğinde dosyanın görevli ...
Tüketici Mahkemesinin yargı çevresinde «görevli» Asliye Ticaret Mahkemesi kurulu bulunduğundan, mahkemece "«görevsizlik» kararı kesinleştiğinde talep halinde dosyanın ...
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/11549 E. , 2013/14294 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İZMİR FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 19.04.2012 tarih ve 2010/186-2012/52 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin 04.11.1998 tarihinde kurulduğunu, davalı Nadir’in 31.08.2004 tarihine kadar şirketin münferiden temsil ve ilzama yetkili müdürü olduğunu, ortaklığı ve müdürlük görevi devam ederken TTK'nın 547'nci maddesine aykırı şekilde aynı alanda faaliyet gösteren davalı şirketi kurduğunu, müvekkili şirketin zararına faaliyet gösterdiğini, ticari çevresinden, sırlarından ve itibarından yararlandığını, ayrıca ‘ERDİR’ markasını muvazaalı şekilde davalı şirkete devir ettiğini, bedelin düşük olduğunu, devir sözleşmesini vekil atadığı kişi ile yaptığını, ayrıca ortaklar kurulu kararı olmadan yapılan bu devrin geçerli bulunmadığını, yersiz söylentiler çıkardığını, haksız rekabette bulunduğunu, maddi ve manevi zararının doğduğunu ileri sürerek ve ıslah isteminde bulunarak, haksız rekabetin tespit ve men’ine, ‘ERDİR’ markasının devrinin iptali ile bu markanın ve logonun müvekkili adına tesciline, ‘ERDİR’ ibaresinin davalı unvanından çıkartılmasına ve kullanılmasının önlenmesine, 5 milyar TL maddi ve 10 milyar TL manevi tazminatın tahsiline ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, taraf şirketlerin ortaklarının aynı aileye mensup olduğunu, davacı şirketin kuruluşundan sonra 1997 yılında ailenin kararı ile davalı şirketin M.N.M Mak. Parç. Ltd. Şti. olarak kurulduğunu, 2004 yılının Temmuzunda diğer ortakların anlamsız isnatları sonrasında anasözleşmesi tadil edilerek şimdiki unvanını aldığını, baştan beri taraf şirketlerin ticari ilişkide olduğunu, tüm iddiaların asılsız bulunduğunu, davacı şirketteki ortaklıktan ayrılma aşamasında malların taksiminde markanın müvekkiline kaldığını, bu devrin iptalini talep etmenin MK'nın 2'nci maddesiyle bağdaşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece Dairemizin 17/05/2010 tarih, 2008/13589 Esas, 2010/5398 Karar sayılı Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde; davalıların 02/07/2004'de iltibaslı bir ticaret unvanı kaydettirerek kullanmaları, tescilsiz "Erdir" markasını markasal biçimde aynı faaliyet alanında kullanmaları, tescilsiz markanın tescili için yapılan başvuruyu usulsüz biçimde, 08/07/2004 tarihli senetle devralmaları eylemlerinin kanıtlandığı, tüm bu eylemler TTK 56, 57/5, MK.
2. md. kapsamında haksız rekabet oluşturduğu, zarar veya kazanç kaybının net olarak tespitinin mümkün olmadığı ancak bu eylemlerin bir zarara yol açtığının da uzman gözüyle ortaya konduğu, öte yandan internet ortamındaki tescilsiz marka kullanımının iltibasa yol açar biçimde devam etmekte olduğu, davalı Nadir aynı aileden gelip aynı soyadı taşısa bile bağımsız bir ticari faaliyet gösterdiği halde başlangıçta ana şirketin yarattığı markanın mülkiyeti konusunda bir paylaşım bulunmamaktadır, davalı ayrılırken marka konusunda bir talep ileri sürmediğine ve markayı diğer ortaklardan satın almadığına göre sonraki eylemleri temelsiz kalmakta olduğu, davalıların kusurlu eylemleri ve sonuç arasında nedensellik bağı bulunduğu gerekçeleriyle;
davalıların tescilsiz markaya iltibas oluşturacak tarzda marka, unvan kullanma, usulsüz marka devri yapma ve devralma, eylemlerinin haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, men edilmesine, 5.000 TL maddi tazminatın dava tarihinden işleyen ticari faizi ile davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı taraflar vekilleri temyiz etmiştir.
1) Mahkemece Dairemizin bozma ilamına uyulmasına karar verilip yeniden yargılama yapılarak, bozma ilamında marka başvurusu devrinin iptali, manevi tazminat ve unvan terkini konusundaki temyiz itirazları reddedildiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına ve önceki mahkeme kararına yollama yapılması ile yetinilerek, diğer talepler yönünden ise yeni delil ileri sürülmemiş olmasına rağmen, adeta önceki delillerin yeniden yorumlanması yoluna gidilerek kısmen kabul kararı verilmiştir.
Dairemizin 17/05/2010 tarih, 2008/13589 Esas, 2010/5398 Karar sayılı bozma ilamında; “ ... taraf şirketlerin aynı ticaret sicil çevresinde faaliyet göstermeleri ve davalı şirketin kuruluş tarihinden dava açıldığı tarihe kadar geçen uzun sürenin varlığı da dikkate alınarak, davalı gerçek kişinin aynı alanda faaliyet gösteren davalı şirkete ortak olması, bu şirketi temsil ve ilzama yetkili kılınarak faaliyet göstermesi hususunda davacı şirketin zımnen muvafakatinin varlığının kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş...”, “davalıların unvan tecavüzü dışında davacının tescilsiz markasına yönelik bir tecavüzünün de olup olmadığı, ticari sırların kullanımı ve müşteri çevresinin ele geçirilmesi yönündeki eylemlerinin belirlenmesi yönünde davacı tarafa ispat imkanı tanınması, davalıların unvan kullanımı dışında kalan haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin de açıklığa kavuşturulması, davacının maddi tazminata ilişkin talebinin net olarak açıklattırılması ve yukarıda açıklanan hususlar çerçevesinde inceleme yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması da yanlış olmuş...” gerekçeleriyle mahkeme kararı bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş, ancak yukarıda ifade edilen ve önceki bozma ilamında açıkça (2) numaralı başlık altında anlatılan zımnen muvafakat olgusu tartışılmamış, (3) numaralı başlık altında anlatılan davacı tarafa ispat imkanı tanınması ve açıklattırılması hususunda ise, davacı vekilince yeni delil ibraz edilmemiş olmasına rağmen kabul kararı verilmiştir.
Yargıtay’ın bozma ilamına uyulması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak doğar. Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verilmesi yükümlülüğü meydana gelir. Mahkemenin hem bozma kararına uyması, hem de sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılmaz ve bu husus başlı başına bozma sebebi sayılır.
Bu itibarla, mahkemece Dairemizin bozma ilamında davanın reddi gerektiği hususuna işaret olunduğu halde, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2) Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının ŞİMDİLİK İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 04.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1041788200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz