Gerçek değer tespiti
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/4600 E. 2011/14990 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
gerçek değer tespiti↗ tasfiye memurunun sorumluluğu↗ anonim şirket↗ ek tasfiye↗ kusur↗ eksik inceleme↗ ibraz↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, şirketin 04.09.2002 tarihinde tasfiyesine karar verildiği, gerekli ilanların yapıldığı, mal varlıklarının % 58 değer fazlasıyla karlı olarak satıldığı, bu süre zarfında usulsüzlüğün tespit edilmediği, davalıya atfedilecek kusur bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, anonim şirket tasfiye memurunun sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup; davacı taraf, tasfiye sırasında şirkete ait malların gerçek değerinden daha az bir bedelle satıldığını, bu şekilde zarar uğratıldığını ileri sürerek işbu davayı açmıştır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, tasfiye bilançosunda belirtilen ticari malların % 58 karla satıldığı, davacının tasfiyeden dolayı zarara uğramadığı belirlenmiş, mahkemece bu rapor doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir. Oysa davacı taraf, bilirkişi raporuna karşı beyanında, şirket kayıtlarındaki ticari mallara ilişkin değerlerin gerçeği
yansıtmadığını, raporda belirtilen kar açıklamasının bilançoya göre belirlendiğini, tasfiye sırasındaki alım ve satım faturalarının kalem kalem değerlendirilmediğini, malların piyasa fiyatlarına göre gerçek değerlerinin tespit edilmediğini belirtip ciddi itirazlarda bulunmuş, nitekim davalı tarafta bir kısım alım faturaları ibraz ederek şirket mallarının yüksek karla satıldığını savunmuş, fakat anılan itirazlar değerlendirilmeden hüküm kurulmuştur.
Bu itibarla mahkemece, bilirkişilerden ek rapor veya yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle, tasfiye sırasında satılan mal bazında inceleme yapılarak, satış tarihindeki gerçek değerlerinin ne olduğu, belirlenen bu değer ile satış değerleri karşılaştırılmak suretiyle, davacının iddia ettiği şekilde zarara uğrayıp uğramadığı belirlenerek neticesine göre bir karar vermek gerekirken, eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/9725 E. 2016/4063 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:çek istirdadı davası · çek istirdadı · ödeme yasağı · zayi nedeniyle çek iptali · çek hamili · istirdat davası · çek iptali · zayi
Benzer bu karardaMahkemece gerekli «ilanlar» yapılmış, çeki elinde bulunduran şahsın başvurusu üzerine davacıya «çek hamiline» karşı «çek istirdadı davası» açması konusunda verilen süre zarfında davacı tarafından istirdat davası açılmış olduğuna göre, mahkemece «çek iptali» davasının konusuz kaldığından bahisle karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
Dava «zayi nedeniyle çek iptali» istemine ilişkindir.
Mahkemece, dava konusu «çek» hakkında usulen gerekli ilanların yapıldığı, dava konusu çeki elinde bulunduran şahıs tarafından başvuru yapıldığı, «hamili» belli olan çek için davacıya «istirdat davası» açması için süre verildiği, davacının hamil hakkında dava açtığı, bu durumda dava konusu çek yönünden iptal koşullarının mevcut olmadığı gerekçesi ile davanın reddine, «ödeme yasağının» kaldırılmasına karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/4600 E. , 2011/14990 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/11/2009 tarih ve 2007/178-2009/637 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin tasfiyesine karar verilen ' Antik Dekor Sanatsal ve Değerli Eşyalar Tic.A.Ş.'nin 50.000 hissesinden 8.250 paya sahip ortağı bulunduğunu, davalının ise eski eşi , şirketin yönetim kurulu üyesi ve tasfiye memuru olduğunu, boşanma sonrası müvekkili dışındaki ortakların şirketin içini boşaltarak tasfiye sürecine soktuklarını, tasfiye süreci boyunca şirketin mal varlıklarını kendi uhdelerine geçirdiklerini, kendilerinin cüz'i miktarda tasfiye payı aldığını, tasfiye edilen şirketin ortakları ... ve ...'ın aynı zamanda ortağı olduğu diğer bir şirkete iki ayrı faturalarla düşük bedelle satış yapıldığını, şirket mallarının değerinin altında ve düşük fiyatlarla tasfiye edildiğini, müvekkilinin bu şekilde zarara uğratıldığını, tasfiye memuru olan davalının TTK'nun 225.
maddesi gereğince sorumlu olduğunu ileri sürerek, 6.000 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, şirketin 04.09.2002 tarihli kararla tasfiyesine ve müvekkilinin tasfiye memuru olarak atanmasına karar verildiğini, mal varlıklarının değerinde ve karlı olarak satıldığını, davacının eski eşine beslediği husumetle işbu davayı açtığını, tasfiye işlemlerinin usulüne uygun olarak tamamlandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, şirketin 04.09.2002 tarihinde tasfiyesine karar verildiği, gerekli ilanların yapıldığı, mal varlıklarının % 58 değer fazlasıyla karlı olarak satıldığı, bu süre zarfında usulsüzlüğün tespit edilmediği, davalıya atfedilecek kusur bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, anonim şirket tasfiye memurunun sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup; davacı taraf, tasfiye sırasında şirkete ait malların gerçek değerinden daha az bir bedelle satıldığını, bu şekilde zarar uğratıldığını ileri sürerek işbu davayı açmıştır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, tasfiye bilançosunda belirtilen ticari malların % 58 karla satıldığı, davacının tasfiyeden dolayı zarara uğramadığı belirlenmiş, mahkemece bu rapor doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir. Oysa davacı taraf, bilirkişi raporuna karşı beyanında, şirket kayıtlarındaki ticari mallara ilişkin değerlerin gerçeği
yansıtmadığını, raporda belirtilen kar açıklamasının bilançoya göre belirlendiğini, tasfiye sırasındaki alım ve satım faturalarının kalem kalem değerlendirilmediğini, malların piyasa fiyatlarına göre gerçek değerlerinin tespit edilmediğini belirtip ciddi itirazlarda bulunmuş, nitekim davalı tarafta bir kısım alım faturaları ibraz ederek şirket mallarının yüksek karla satıldığını savunmuş, fakat anılan itirazlar değerlendirilmeden hüküm kurulmuştur.
Bu itibarla mahkemece, bilirkişilerden ek rapor veya yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle, tasfiye sırasında satılan mal bazında inceleme yapılarak, satış tarihindeki gerçek değerlerinin ne olduğu, belirlenen bu değer ile satış değerleri karşılaştırılmak suretiyle, davacının iddia ettiği şekilde zarara uğrayıp uğramadığı belirlenerek neticesine göre bir karar vermek gerekirken, eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın anılan taraf yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14/11/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1034586200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz