Bilanço tasdiki
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2009/3967 E. 2010/10838 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
bilanço tasdiki↗ kusur karinesi↗ kasa açığı↗ borçtan kurtulma↗ gecikme faizi↗ sorumluluk davası↗ kusur sorumluluğu↗ ticari işletme↗ tasdik kararı↗ ibra↗ müteselsil sorumluluk↗ tmsf↗ yönetim kurulu kararı↗ taahhütname↗ kusur↗ eksik inceleme↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacı şirketin eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri hakkında açılan sorumluluk davasıdır.
Somut olayda, davalıların yönetim ve denetim kurulu üyesi bulundukları sırada ortakların ödemesi gereken sermaye borcunun geç tahsil edilmesinden dolayı şirketin faiz zararının bulunduğu ve ayrıca şirket kasasında olması gereken paranın da mevcut olmadığı iddiası ile iş bu dava açılmış olup, mahkemece, sermaye borcunun geç tahsil edilmesi nedeniyle oluşan zarara ilişkin davalıların 2001 yılında yapılan genel kurulda ibra edildikleri, kasa açığına ilişkin zararın hangi tarihte ve kim tarafından meydana getirildiğinin ispat edilemediği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Oysa, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacı şirketin Anasözleşmesinde ortakların taahhüt ettikleri sermaye borcunun 1/4'ünü tescil tarihinden itibaren 3 ay içinde ödemelerinin kararlaştırıldığı, ancak bu borcun gecikmeli olarak ödendiği tartışmasız olup, sermaye borcunun gecikmeli tahsil edilmesi nedeniyle şirketin gecikme faizi zararının bulunduğu ve bunun ortaklardan istenebileceği de kuşkusuzdur.
TTK'nun 380. maddesine göre “bilançonun tasdikine dair olan umumi heyet kararı, aksine sarahat olmadığı takdirde, idare meclisi azalarıyla, müdürler ve murakıpların ibrasını tazammun eder. Bununla beraber bilançoda bazı hususlar belirlenmemekte veyahut bilanço şirketin gerçek durumunun görülmesine mani yanlış bir takım hususları ihtiva etmekte ise, idare meclisi azalarıyla müdürler ve murakıplar, bilançonun tasdikiyle ibra edilmiş olmazlar.” Bu yasa hükmünden anlaşılacağı üzere ve Dairemiz’in yerleşmiş uygulamasına göre, şirket yönetiminin zarara yol açan işlem ve yaklaşımları genel kurulda tüm açıklık ve ayrıntıları ile açıklanıp irdelenmişse, genel kurulca verilen ibra kararı, gerçek anlamda borçtan kurtarma ve aklama niteliği taşır. Genel kurulun bu nitelikteki ibrası sonucu, artık yönetim kurulunun o faaliyet dönemine ilişkin tüm işlemleri hakkında, zarara neden olsalar da, ortaklıkça sorumluluk davası açılamaz (11. HD. 16.03.1982 gün, 1982/760-1097 sayılı kararı, Bkz.YKD.C. 8.S.12sh.1664 vd.).
Her ne kadar mahkemece, davalıların ibra edildikleri gerekçesiyle sorumlu olmadıklarına karar verilmiş ise de, yukarıda yapılan açıklamadan da anlaşılacağı üzere davalılar hakkında verilen ibra kararı faiz zararının tüm açıklığı ile genel kurulda tartışılmaması nedeniyle gerçek anlamda borçtan kurtulma olarak değerlendirilemez. Bu itibarla, mahkemece, davalıların sermeye borcunu geç tahsil etmeleri nedeniyle oluşan faiz zararından sorumlu olduklarının kabulü ile oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Ayrıca, davacı şirkete TMSF tarafından elkonulduğu tarihte kasada bulunması gereken paranın mevcut olmadığı da iddia edilmiş olup, buna ilişkin 31.3.2004 tarihli tutanak da delil olarak sunulmuştur. Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulmazlar ise de, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir (...-Ticari İşletme ve Şirketler-s.1941,1942,1999). Dava konusu olayda, TMSF tarafından davacı şirkete 13.2.2004 tarihinde elkonulduktan sonra şirket defter ve kayıtlarının incelenmesi sonucu 31.3.2004 tarihli tutanağa göre kasada yapılan sayımda olması gereken 582,32 YTL’nin kasada mevcut olmadığı, kasanın boş olduğu ve bu tutanağın muhasebe şefi tarafından da imzalandığı, bu durumda kasa açığının mevcut olduğunun anlaşıldığına göre, davalılar TTK’nun 338. maddesi gereğince oluşan kasa açığı zararından kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları gözetilmeden, kasa açığının davacı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle, yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/13342 E. 2012/19685 K.
Ortak:bilanço tasdiki · borçtan kurtulma · gecikme faizi · sorumluluk davası · tasdik kararı · ibra · yönetim kurulu kararı · taahhütname
İncelediğiniz kararda… enmemekte veyahut bilanço şirketin gerçek durumunun görülmesine mani yanlış bir takım hususları ihtiva etmekte ise, idare meclisi azalarıyla müdürler ve murakıplar, «bilançonun tasdikiyle» «ibra» edilmiş olmazlar.” Bu yasa hükmünden anlaşılacağı üzere ve Dairemiz’in yerleşmiş uygulamasına göre, şirket yönetiminin zarara yol açan işlem ve yaklaşımları genel …
Oysa, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacı şirketin Anasözleşmesinde ortakların «taahhüt» ettikleri sermaye borcunun 1/4'ünü tescil tarihinden itibaren 3 ay içinde ödemelerinin kararlaştırıldığı, ancak bu borcun gecikmeli olarak ödendiği tartışmasız olup, sermaye borcunun gecikmeli tahsil edilmesi nedeniyle şirketin «gecikme faizi» zararının bulunduğu ve bunun ortaklardan istenebileceği de kuşkusuzdur.
TTK'nun 380. maddesine göre “«bilançonun tasdikine» dair olan umumi heyet kararı, aksine sarahat olmadığı takdirde, idare meclisi azalarıyla, müdürler ve murakıpların ibrasını tazammun eder.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin 02/08/2001-28/06/2002 tarihlerinde yapılan «olağan genel kurul» toplantılarında davalı «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçilerinin «ibra» edildikleri, «sermaye taahhüdünü» yerine getirmeyen davalı yönetim kurulu üyeleri hakkında herhangi bir rapor düzenlenmediği, davacı şirketin yönetim ve denetimine 13/02/2004 tarihinde TMSF tarafından el konulması sonucu yeni bir yönetim ve denetim kurulu oluşturulduğu, yeni denetim kurulunun hazırladığı 13/11/2006 tarihli raporda şirketin 1998-2001 yıllarında ana faaliyet konusunda ticari faaliyete yönelmediği ve bu yılları zararla kapattığının rapor edilmesine rağmen ilgili dönemlerde TTK'nın 354. ve 356. maddelerine göre herhangi bir «şikayet» ya da yolsuzluk «ihbarı» olmadığı, 11/02/2007 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında, dava konusunu da kapsayan geçmiş dönemlerdeki faaliyetlerin ibra işlemlerinin kaldırılarak …
… enmemekte veyahut bilanço şirketin gerçek durumunun görülmesine mani yanlış bir takım hususları ihtiva etmekte ise, idare meclisi azalarıyla müdürler ve murakıplar, «bilançonun tasdikiyle» «ibra» edilmiş olmazlar.” Bu yasa hükmünden anlaşılacağı üzere ve Dairemiz’in yerleşmiş uygulamasına göre, şirket yönetiminin zarara yol açan işlem ve yaklaşımları genel …
Oysa, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacı şirketin ana sözleşmesinde ortakların «taahhüt» ettikleri sermaye borcunun 1/4'ünü tescil tarihinden itibaren 3 ay içinde kalan bakiye borcun da 01.11.2001 tarihinde ödenmesinin kararlaştırıldığı, davacı şirketin ortaklarının sermaye borçlarını 08.01.2002 tarihinde gecikmeli olarak yerine getirdikleri tartışmasız olup, sermaye borcunun gecikmeli tahsil edilmesi nedeniyle şirketin «gecikme faizi» zararının bulunduğu ve bunun ortaklardan istenebileceği de kuşkusuzdur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sermaye taahhüdü · olağanüstü genel kurul · şikayet · temlik · ihbar
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin 02/08/2001-28/06/2002 tarihlerinde yapılan «olağan genel kurul» toplantılarında davalı «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçilerinin «ibra» edildikleri, «sermaye taahhüdünü» yerine getirmeyen davalı yönetim kurulu üyeleri hakkında herhangi bir rapor düzenlenmediği, davacı şirketin yönetim ve denetimine 13/02/2004 tarihinde TMSF tarafından el konulması sonucu yeni bir yönetim ve denetim kurulu oluşturulduğu, yeni denetim kurulunun hazırladığı 13/11/2006 tarihli raporda şirketin 1998-2001 yıllarında ana faaliyet konusunda ticari faaliyete yönelmediği ve bu yılları zararla kapattığının rapor edilmesine rağmen ilgili dönemlerde TTK'nın 354. ve 356. maddelerine göre herhangi bir «şikayet» ya da yolsuzluk «ihbarı» olmadığı, 11/02/2007 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında, dava konusunu da kapsayan geçmiş dönemlerdeki faaliyetlerin ibra işlemlerinin kaldırılarak …
Kararı, «temlik» alan davacı TMSF vekili temyiz etmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/2775 E. 2017/7429 K.
Ortak:bilanço tasdiki · borçtan kurtulma · sorumluluk davası · tasdik kararı · ibra · yönetim kurulu kararı · eksik inceleme
İncelediğiniz kararda… enmemekte veyahut bilanço şirketin gerçek durumunun görülmesine mani yanlış bir takım hususları ihtiva etmekte ise, idare meclisi azalarıyla müdürler ve murakıplar, «bilançonun tasdikiyle» «ibra» edilmiş olmazlar.” Bu yasa hükmünden anlaşılacağı üzere ve Dairemiz’in yerleşmiş uygulamasına göre, şirket yönetiminin zarara yol açan işlem ve yaklaşımları genel …
TTK'nun 380. maddesine göre “«bilançonun tasdikine» dair olan umumi heyet kararı, aksine sarahat olmadığı takdirde, idare meclisi azalarıyla, müdürler ve murakıpların ibrasını tazammun eder.
Genel kurulun bu nitelikteki «ibrası» sonucu, artık yönetim kurulunun o faaliyet dönemine ilişkin tüm işlemleri hakkında, zarara neden olsalar da, ortaklıkça «sorumluluk davası» açılamaz (11.
Benzer bu karardaBilirkişi raporunda yalnızca «bilanço tasdikinin» ayrı bir gündem maddesi şeklinde gerçekleştirilmiş olmasında ve kararda “Gündemin 6. maddesi gereğince” şeklindeki ifadeden yola çıkılarak alınan kararın bir açık «ibra» kararı olduğu sonucuna ulaşılmış, mahkemece de işbu rapor hükme esas alınmış ve bu zarar kalemi yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de, yetersiz bilirkişi raporunun hükme esas alınması doğru olmamış, «eksik incelemeye» dayalı kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Her ne kadar mahkemece itibar edilen bilirkişi raporunda genel kurulda alınan kararın açık bir «ibra» kararı olduğu ve davalıların 97.350,87 TL zarardan sorumlu olmadıkları yönünde görüş bildirilmiş ise de; TTK'nın 380. maddesine göre “«bilançonun tasdikine» dair olan umumi heyet kararı, aksine sarahat olmadığı takdirde, idare meclisi azalarıyla, müdürler ve murakıpların ibrasını tazammun eder.
… enmemekte veyahut bilanço şirketin gerçek durumunun görülmesine mani yanlış bir takım hususları ihtiva etmekte ise, idare meclisi azalarıyla müdürler ve murakıplar, «bilançonun tasdikiyle» «ibra» edilmiş olmazlar.” Bu yasa hükmünden anlaşılacağı üzere ve Dairemizin yerleşmiş uygulamasına göre, şirket yönetiminin zarara yol açan işlem ve yaklaşımları genel k …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:şirket zararı · ilan
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; şirket kasa hesabında bulunması gerektiği halde bulunmayan 371.560 TL paranın doğrudan «şirketin zararını» teşkil ettiği, ayrıca diğer zarar kalemleri olan donuk alacakların daha baştan itibaren tahsil yeteneği olmayan alacaklar olduğu, alacakların tahsili için hiçbir işlem yapılmadığı gibi tahsil yeteneği bulunmadığının şirket yönetimince bilindiği, 2000 yılına ait ibraların geçerli olduğu ve 2006 yılında gerçekleştirilen genel kurulda ibraların geri alınmasının sonuç doğurucu nitelikte olmadığı, bu nedenle (diğer ... şirketine aktarılan) 97.350,87 TL'lik miktar yönünden ortada geçerli bir «ibra» bulunduğundan bu miktarın zarar kaleminden düşülmesi gerektiği, buna göre şirketin gerek 371.560 TL kasa açığından gerekse dava dışı şirketler olan ... ... ...
… tülmesi neticesinde donuk alacak olduğu, takip yapılmadığı, şirketin gayri faal tutulduğu anlaşılmış, ancak buna rağmen 03.07.2001 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde «ilan» edildiği üzere “Gündemin 6. maddesi gereğince 2000 yılı faaliyetlerinden dolayı «yönetim kurulu» üyeleri ile denetim kurulu üyelerinin «ibra» edilmeleri oybirliğiyle kabul edilmiştir.” şeklinde karar tesis edilmiştir.
-
İtirazın iptali | İnkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/5839 E. 2011/17169 K.
Ortak:kasa açığı
İncelediğiniz kararda… iddiası ile iş bu dava açılmış olup, mahkemece, sermaye borcunun geç tahsil edilmesi nedeniyle oluşan zarara ilişkin davalıların 2001 yılında yapılan genel kurulda «ibra» edildikleri, «kasa açığına» ilişkin zararın hangi tarihte ve kim tarafından meydana getirildiğinin ispat edilemediği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Dava konusu olayda, TMSF tarafından davacı şirkete 13.2.2004 tarihinde elkonulduktan sonra şirket «defter» ve kayıtlarının incelenmesi sonucu 31.3.2004 tarihli tutanağa göre kasada yapılan sayımda olması gereken 582,32 YTL’nin kasada mevcut olmadığı, kasanın boş olduğu ve bu tutanağın muhasebe şefi tarafından da imzalandığı, bu durumda «kasa açığının» mevcut olduğunun anlaşıldığına göre, davalılar TTK’nun 338. maddesi gereğince oluşan kasa açığı zararından «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları gözetilmeden, kasa açığının davacı tarafından ispat edilemediği gerekçesiy …
Benzer bu karardaSomut olayda davacının «kasa açığı» olduğuna dair 16.06.2003-24.07.2003 tarihli tutanaklardan, davalının davacıya olan borcuna karşı kasa açıklarının «mahsup» edildiğine dair açıklık bulunmadığı gibi takibin bu tutanaklardan yaklaşık 1 yıl sonra yapılmış olması karşısında davacının alacaklı olmadığını bilerek takip yaptığının ve icra takibinin kötü niyetli olarak yapıldığının da ispatlanamaması nedeniyle haksız ve «kötü niyet tazminat» koşulları bulunmadığından bu konuda davalının isteminin reddi yerine kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kötüniyet tazminatı · yemin · kötü niyet tazminatı · mahsup · kötü niyet · kötüniyet · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaSomut olayda davacının «kasa açığı» olduğuna dair 16.06.2003-24.07.2003 tarihli tutanaklardan, davalının davacıya olan borcuna karşı kasa açıklarının «mahsup» edildiğine dair açıklık bulunmadığı gibi takibin bu tutanaklardan yaklaşık 1 yıl sonra yapılmış olması karşısında davacının alacaklı olmadığını bilerek takip yaptığının ve icra takibinin kötü niyetli olarak yapıldığının da ispatlanamaması nedeniyle haksız ve «kötü niyet tazminat» koşulları bulunmadığından bu konuda davalının isteminin reddi yerine kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafından bozmadan önce sunulan «yemin» metni gereğince davalı şirket yetkilisine dosya içerisinde yer alan en «son» tarihli şirket yöneticisine yemin yöneltildiğini, davacı tarafa borçlarının bulunmadığını bildirdiğinden ispat edilemeyen davanın reddine, davacı tarafın haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle davalı lehine tazminata hükmedilmesine karar verilmiştir.
Mahkemece davacı tarafından yapılan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu kabul edilerek, davalı lehine «kötüniyet tazminatına» hükmetmiş ise de kötüniyet tazminatına hükmedilmesi için takibin haksız ve kötüniyetle yapılmış olması gerekir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/11348 E. 2014/20196 K.
Ortak:kusur karinesi · kasa açığı · müteselsil sorumluluk · yönetim kurulu kararı · kusur · e-defter
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (...-Ticari İşletme ve Şirketler-s.1941,1942,1999).
Dava konusu olayda, TMSF tarafından davacı şirkete 13.2.2004 tarihinde elkonulduktan sonra şirket «defter» ve kayıtlarının incelenmesi sonucu 31.3.2004 tarihli tutanağa göre kasada yapılan sayımda olması gereken 582,32 YTL’nin kasada mevcut olmadığı, kasanın boş olduğu ve bu tutanağın muhasebe şefi tarafından da imzalandığı, bu durumda «kasa açığının» mevcut olduğunun anlaşıldığına göre, davalılar TTK’nun 338. maddesi gereğince oluşan kasa açığı zararından «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları gözetilmeden, kasa açığının davacı tarafından ispat edilemediği gerekçesiy …
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulmazlar ise de, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Benzer bu kararda… ka aykırı ve kusurlu hareketleri sonucunda meydana geldiğinin davacı tarafından ispatlanması gerektiği, davalılardan bir kısmı şirkete el konulduğu tarihte şirketin «yönetim kurulu» üyeleri, bir kısmı denetim kurulu üyeleri, birisi ise finans müdürü olarak görev yapmakta olup, şirkette meydana gelen, şirketin zararından «defterlerin» düzgün tutulmamasından veya denetleme görevini gereği gibi yapmamalarından dolayı sorumlu olacakları, ancak sorumluluk için öncelikle zararın meydana gelmiş olması gerektiği, davacı tarafın şirkete el koyduktan sonra tek taraflı olarak düzenlediği tutanak ve raporlara istinaden açtığı davada, «kasa açığının» mevcut olup olmadığına ilişkin başkaca bir delil bulunmaması karşısında kasa açığının mevcut olup olmadığı, doğru bir şekilde hesaplanıp hesaplanmadığı ve kasa açığının meydana geldiği tarih açısından tam bir kanaate ulaşılamadığı, hatta davacı tarafça, kasa açığını daha fazla belirlemiş iken sonradan bazı «mutabakatlardan» dolayı kasa açığının düşerek değiştiğine ilişkin tutanakta tutulmuş olup, bu tutanaklar, tutanakların tutulmasında gereken hassasiyetin gösterilmediği konusunda şüpheler uyandırmış olup, davacı taraf kasa açığını başkaca bir belge ile ve «ticari defter» ile kayıtlar ile ispatlayamadığı, dava dışı Ö..M..'ya elden «teslim» edildiği belirtilen paranın dahi banka kayıtlarına girmeden kasada mevcut iken ödendiğinin belirtildiği, ancak bunun daha sonradan kasa açığına eklenmek istendiği, …
Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (G..
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulmazlar ise de, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mutabakat · iş bölümü · ispat yükü · temlik · ticari defter · cy/cy kaydı · teslim
Benzer bu kararda… ka aykırı ve kusurlu hareketleri sonucunda meydana geldiğinin davacı tarafından ispatlanması gerektiği, davalılardan bir kısmı şirkete el konulduğu tarihte şirketin «yönetim kurulu» üyeleri, bir kısmı denetim kurulu üyeleri, birisi ise finans müdürü olarak görev yapmakta olup, şirkette meydana gelen, şirketin zararından «defterlerin» düzgün tutulmamasından veya denetleme görevini gereği gibi yapmamalarından dolayı sorumlu olacakları, ancak sorumluluk için öncelikle zararın meydana gelmiş olması gerektiği, davacı tarafın şirkete el koyduktan sonra tek taraflı olarak düzenlediği tutanak ve raporlara istinaden açtığı davada, «kasa açığının» mevcut olup olmadığına ilişkin başkaca bir delil bulunmaması karşısında kasa açığının mevcut olup olmadığı, doğru bir şekilde hesaplanıp hesaplanmadığı ve kasa açığının meydana geldiği tarih açısından tam bir kanaate ulaşılamadığı, hatta davacı tarafça, kasa açığını daha fazla belirlemiş iken sonradan bazı «mutabakatlardan» dolayı kasa açığının düşerek değiştiğine ilişkin tutanakta tutulmuş olup, bu tutanaklar, tutanakların tutulmasında gereken hassasiyetin gösterilmediği konusunda şüpheler uyandırmış olup, davacı taraf kasa açığını başkaca bir belge ile ve «ticari defter» ile kayıtlar ile ispatlayamadığı, dava dışı Ö..M..'ya elden «teslim» edildiği belirtilen paranın dahi banka kayıtlarına girmeden kasada mevcut iken ödendiğinin belirtildiği, ancak bunun daha sonradan kasa açığına eklenmek istendiği, …
A.Ş.'ye TMSF tarafından el konulmasından sonra 13/02/2004 tarihinde yapılan sayımda kasada mevcut olması gereken 960.026,39 TL'nin kasada mevcut olmadığının tespit edildiğini, buna ilişkin tutanak tutulduğunu, ayrıca şirketin kasada mevcut olan; ancak kasada «kaydı» yapılmayan 338.927 Euro'luk mevcudunun da T..
M..'ya elden «teslim» edilmiş ise «kasa açığının» tutulduğu tarihte bununda tutanakta belli edilmesi gerektiği, Ö..
… böyle bir meblağında kasadan nakit olarak verildiğinin kabul edilemeyeceği, tek taraflı olarak tutulan tutanağa istinaden zararın meydana geldiğinin kabul edilerek «ispat yükünün» davalı tarafa yüklenemeyeceği, davacının öncelikle tutanağın gerçeğe uygun olduğuna dair bilgi ve belgeler ile tutanağın doğru olduğunu ispat etmesi gerektiğini, t …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2009/3967 E. , 2010/10838 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Şişli 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22.07.2008 tarih ve 2005/1766 - 2008/1182 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalıların yönetim ve denetim kurulu görevini yaptıkları ... Metal Sanayi A.Ş’ye TMSF tarafından elkonulduğunu, elkoyma sonrasında kasada yapılan sayımda olması gereken paranın bulunmadığını, ayrıca ortakların sermaye koyma borcunu gecikmeli ödemeleri nedeniyle şirketin zararının bulunduğunu ileri sürerek, toplam 1.790,52 YTL’nin temerrüt faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Bir kısım davalılar vekili ile davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacı şirketin eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri hakkında açılan sorumluluk davasıdır.
Somut olayda, davalıların yönetim ve denetim kurulu üyesi bulundukları sırada ortakların ödemesi gereken sermaye borcunun geç tahsil edilmesinden dolayı şirketin faiz zararının bulunduğu ve ayrıca şirket kasasında olması gereken paranın da mevcut olmadığı iddiası ile iş bu dava açılmış olup, mahkemece, sermaye borcunun geç tahsil edilmesi nedeniyle oluşan zarara ilişkin davalıların 2001 yılında yapılan genel kurulda ibra edildikleri, kasa açığına ilişkin zararın hangi tarihte ve kim tarafından meydana getirildiğinin ispat edilemediği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Oysa, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacı şirketin Anasözleşmesinde ortakların taahhüt ettikleri sermaye borcunun 1/4'ünü tescil tarihinden itibaren 3 ay içinde ödemelerinin kararlaştırıldığı, ancak bu borcun gecikmeli olarak ödendiği tartışmasız olup, sermaye borcunun gecikmeli tahsil edilmesi nedeniyle şirketin gecikme faizi zararının bulunduğu ve bunun ortaklardan istenebileceği de kuşkusuzdur.
TTK'nun 380. maddesine göre “bilançonun tasdikine dair olan umumi heyet kararı, aksine sarahat olmadığı takdirde, idare meclisi azalarıyla, müdürler ve murakıpların ibrasını tazammun eder. Bununla beraber bilançoda bazı hususlar belirlenmemekte veyahut bilanço şirketin gerçek durumunun görülmesine mani yanlış bir takım hususları ihtiva etmekte ise, idare meclisi azalarıyla müdürler ve murakıplar, bilançonun tasdikiyle ibra edilmiş olmazlar.” Bu yasa hükmünden anlaşılacağı üzere ve Dairemiz’in yerleşmiş uygulamasına göre, şirket yönetiminin zarara yol açan işlem ve yaklaşımları genel kurulda tüm açıklık ve ayrıntıları ile açıklanıp irdelenmişse, genel kurulca verilen ibra kararı, gerçek anlamda borçtan kurtarma ve aklama niteliği taşır.
Genel kurulun bu nitelikteki ibrası sonucu, artık yönetim kurulunun o faaliyet dönemine ilişkin tüm işlemleri hakkında, zarara neden olsalar da, ortaklıkça sorumluluk davası açılamaz (11. HD.
16. 03.1982 gün, 1982/760-1097 sayılı kararı, Bkz.YKD.C.
8. S.12sh.1664 vd.).
Her ne kadar mahkemece, davalıların ibra edildikleri gerekçesiyle sorumlu olmadıklarına karar verilmiş ise de, yukarıda yapılan açıklamadan da anlaşılacağı üzere davalılar hakkında verilen ibra kararı faiz zararının tüm açıklığı ile genel kurulda tartışılmaması nedeniyle gerçek anlamda borçtan kurtulma olarak değerlendirilemez. Bu itibarla, mahkemece, davalıların sermeye borcunu geç tahsil etmeleri nedeniyle oluşan faiz zararından sorumlu olduklarının kabulü ile oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Ayrıca, davacı şirkete TMSF tarafından elkonulduğu tarihte kasada bulunması gereken paranın mevcut olmadığı da iddia edilmiş olup, buna ilişkin 31.3.2004 tarihli tutanak da delil olarak sunulmuştur. Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulmazlar ise de, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir.
Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir (...-Ticari İşletme ve Şirketler-s.1941,1942,1999). Dava konusu olayda, TMSF tarafından davacı şirkete 13.2.2004 tarihinde elkonulduktan sonra şirket defter ve kayıtlarının incelenmesi sonucu 31.3.2004 tarihli tutanağa göre kasada yapılan sayımda olması gereken 582,32 YTL’nin kasada mevcut olmadığı, kasanın boş olduğu ve bu tutanağın muhasebe şefi tarafından da imzalandığı, bu durumda kasa açığının mevcut olduğunun anlaşıldığına göre, davalılar TTK’nun 338. maddesi gereğince oluşan kasa açığı zararından kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları gözetilmeden, kasa açığının davacı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle, yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, 26.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1034060600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz