6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Hamiline yazılı hisse senedi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2009/11177 E. 2011/10725 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hamiline yazılı hisse senedi mutlak butlan anonim şirket yönetim kurulu vade tarihi toplantı tutanağı hazirun cetveli butlan tahkikat icra hukuk mahkemesi genel kurul kararının iptali maddi hata hisse senedi ciro yargılama giderleri olumsuz oy garantörlük hamil iptal davası bono vade anonim şirket limited şirket havale yönetim kurulu kararı yetkisizlik kararı vekalet ücreti teminat

Atıf yapılan mevzuat: HUMK — HUMK 45 · TTK — TTK 370

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 29.09.1999 tarihli genel kurul toplantısına ait hazirun cetveli altındaki imzaların davacı ile ... ve ...’in el ürünü olmadığının tesbit edildiği, iptali istenen 13.04.2001 tarihli genel kurul tutanağında davacının imzasının bulunmadığı, her ne kadar dava üç aylık sürede açılmamış ise de, davacının iddiasının mutlak butlan şeklinde olduğu, taraflar arasındaki 17.09.1999 tarihli 21304 yevmiye nolu devir sözleşmesine göre davacı ile ... arasında devir bedelinin 400.000 DM karşılığı 212.410 USD olarak belirlendiği, bu bedel karşılığında davacının davalı şirketteki hisselerini devretmeyi kabul ettiği, devir bedelinin 01.10.1999 ile 01.09.2002 tarihleri arasında 36 ay içerisinde aylık olarak davacıya ciro edilen bonolar ile ödeneceğinin kararlaştırıldığı, devir bedeli olan bonoların tamamen ödeninceye kadar davacının davalı şirketteki hak sahipliğinin devam edeceği borcun garantisi olarak da davalı şirketin 100 er pay küpürlü 1350 adet hisse senetinin Osmanlı Bankasının 127 ve 128 nolu kasalarında borç bitinceye kadar saklanacağının kararlaştırıldığı, bu bonolardan iki adedinin ödenmemesi durumunda dahi ...’in Osmanlı Bankasındaki belirtilen kasaları tek başına açtırma ve dilediği gibi tasarruf edebilme yetkisine sahip olduğu, keza kasa anahtarlarından birinin davacıda bulunduğu, böylelikle Osmanlı Bankasının 127 ve 128 nolu kasalarında bulunan hisse senetlerinin davacı alacağının teminatı olarak kararlaştırıldığı, borcun belirtilen vade ve tarihlerde tamamen ödendiğinin davalı şirket yönetimi ve paydaş ... tarafından kanıtlanmadığı gibi celp ve incelenen Asliye Hukuk Mahkemesi dosyası ile İcra Hukuk Mahkemesinin dosyalarının bu durumu destekler mahiyette olduğu, bu durumda devir bedeli tam olarak ödenmediğine göre davacının davalı şirketteki paydaşlığının devam ettiği, bu durum karşısında 29.09.1999 tarihli toplantının ... tarafından açıldığı şekildeki beyanın doğru olmayıp aynı tarihli hazirun cetvelindeki imzanın da davacı ve müdahillere ait olmadığının adlı tıp raporu ile kanıtlandığı, 13.04.2001 tarihli toplantı tutanağının da aynı koşullarda borcun tamamen ödenmeyip davacının paydaşlığı devam etmesi nedeniyle çağrı için gerekli merasime uyulmadan ve toplantıya çağırmadan yapılması nedeniyle her iki toplantı tutanağının süre aranmaksızın mutlak suretle batıl olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 29.09.1999 ile 13.04.2001 tarihli davalı şirketin genel kurul tutanaklarının iptaline, diğer isteklerin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili, davacı asil, davalılar vekili ve müdahiller vekili temyiz etmiştir.

1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve TTK'nun 370.maddesi uyarınca yapılan 29.09.1999 tarihli genel kurul toplantısına davacı ve müdahillerin katılmadığının sabit olmasına göre, bu genel kurulda alınan kararların yok hükmünde olmasına, bu nedenle 13.04.2001 tarihli genel kurula yapılan çağrı da yok hükmünde olduğundan bu genel kurul kararlarının da yok hükmünde olmasına, ayrıca her ne kadar mahkemece genel kurul tutanaklarının iptaline karar verilmiş ise de bunun genel kurul kararlarının iptali olarak anlaşılmasının tabi bulunmasına göre davalılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Davacı vekili, davacı asil ve müdahiller vekilinin temyiz itirazlarına gelince; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalı şirket anonim şirket iken, mahkemenin karar başlığında limited şirket olarak göstermesi maddi hata olup, mahallinde talep halinde düzeltilmesinin her zaman mümkün olmasına göre davacı vekili, davacı asil ve müdahiller vekilinin aşağıdaki bentler dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

3- İşbu dava dosyası ile birleştirilen Trabzon 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2001/457 esas sayılı dosyasında davacı ... vekili, davalı şirketin 622 adet hamiline yazılı hisse senedinin malikinin müvekkili olduğunu, davalı şirket yöneticilerinin müvekkilinin bu hisse senetleri üzerindeki hakkını hiçe sayarak sanki hisse senetlerinin tamamı kendilerininmiş gibi 27.03.2001 tarihinde aldıkları bir kararla hamiline yazılı senetleri nama yazılı hale getirdikleri ve müvekkilinin banka kasasında bulunan hisse senetlerine itibar etmediklerini, bu durumun kötü niyetli bir davranış olduğunu ileri sürerek davalı şirket yönetim kurulunun 27.03.2001 gün ve 32 nolu kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Müdahillerde aynı talebi tekrar etmiştir. Mahkemece, kararın hüküm kısmında davanın kısmen kabulü ile 29.09.1999 ile 13.04.2001 tarihli davalı şirketin genel kurul tutanaklarının iptaline, diğer isteklerin reddine karar verilmiş, birleşen dava hakkında açıkça karar verilmemiştir.

HUMK'nun 45 nci maddesine göre ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları koşulu ile birleştirilerek bakılabilmeleri mümkündür. Ancak, birleştirme kararı, taraflar arasındaki uyuşmazlığı esastan çözümleyen bir karar değildir. Bu karar, sadece birleştirilen davaların tahkikat safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğurup, davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmeleri gibi bir durum söz konusu değildir. Bu nedenle, davaların ayrı ayrı karara bağlanması, yargılama giderleri ile vekalet ücretlerinin ayrı ayrı tayin edilmesi gerekmektedir. Ayrıca, kural olarak, bazı haller ve özellikle pay sahiplerinin kişisel hallerine ilişkin kararlar hariç, anonim şirketlerde yönetim kurulu kararlarına karşı iptal davası açılması mümkün bulunmamaktadır. Bu kararlara karşı genel kurulda itiraz edilmesi gerekmektedir. Fakat yönetim kurulu kararı yok hükmünde ise ortakların, bu kararın yokluğunun tespiti davasını her zaman açması da mümkündür. O halde, dava konusu olayda birleşen dava mevcut olmasına rağmen tek dava varmış gibi hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davacı ve müdahiller yararına bozulması gerekmiştir.

4-Davacı asil 10.03.2009 havale tarihli dilekçesi ile reddi hakim talebinde bulunmuş ise de mahkemece bu konuda olumlu olumsuz karar verilmemesi de doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2009/11177 E.  ,  2011/10725 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi

BİRLEŞEN DAVA

Trabzon Asliye 1. Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2001/457 Esas

Taraflar arasında görülen davada Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 05/05/2009 tarih ve 2002/11-2009/63 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili-davalılar vekili ve müdahiller vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 20.09.2011 gününde davacı ... geldi, tebligata rağmen duruşmaya başka gelen olmadı, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalı şirketin 29.09.1999 tarihinde olağanüstü genel kurul, 13.04.2001 tarihinde ise 1999-2000 yıllarına ait genel kurul toplantısını yaptığını, ancak yapılan genel kurul toplantılarının batıl olduğunu, zira, toplantıların TTK’nun 370. maddesine göre yapılmasına karar verildiği ve davalı şirketin davet merasimine uymadığı, toplantı tutanaklarında 135.000 hissenin asaleten katılımı ile toplantıda temsil edildiğinden bahsedildiği, oysa davacı ...’in toplantıya katılmadığını, müvekkilinin haklarını kullanmasının engellendğini ileri sürerek davalı şirketin 29.09.1999 ve 13.04.2001 tarihli genel kurullarının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacı pay sahibi olmadığından davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, yine TTK 381 nci maddesine göre 3 aylık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu, davacının şirketteki payını 15.09.1999 tarihinde devrettiğini,17.09.2001 tarihli Trabzon 1.Noterliğinin 1999/21304 yevmiye nolu resen düzenlenen senetle anlaşmanın konusu ödemeler ve ödemelerin teminatının kararlaştırılarak ödeme senetlerinin Osmanlı Bankası'na, hamiline yazılı senetlerinde şirket ortaklarından...’ya teslim edildiğini savunarak davanın reddine talep etmiştir.

İşbu dava dosyası ile birleştirilen Trabzon 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/457 esas sayılı dosyasında davacı vekili, davalı şirketin hisse senetlerinin hamiline yazılı olup bunların tamamının 135.000 adet olduğunu, 62.200 paya tekabül eden 622 adedinin müvekkili Paşa Şahine ait Trabzon Osmanlı Bankasının 127 nolu kasasında iken bir borcundan dolayı Trabzon 2.İcra Müdürlüğünün 2000/334 talimat sayılı dosyasında icra müdürlüğünün kasasına alındığı, TTK’nun 415. maddesi gereğince hamiline yazılı hisse senetlerinin devrinin teslim ile hüküm ifade edeceği, davalı şirket yöneticilerinin müvekkilinin bu hisse senetleri üzerindeki hakkını hiçe sayarak sanki hisse senetlerinin tamamı kendilerininmiş gibi 27.03.2001 tarihinde aldıkları bir kararla hamiline yazılı senetleri nama yazılı hale getirdikleri ve müvekkilin banka kasasında bulunan hisse senetlerine itibar etmediklerini, bu durumun kötü niyetli bir davranış olduğunu ve müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek davalı şirket yönetim kurulunun 27.03.2001 gün ve 32 nolu kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Hakan ve ... vekilleri, 09.06.2006 tarihli dilekçe ile davaya müdahale talebinde bulunmuşlardır.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 29.09.1999 tarihli genel kurul toplantısına ait hazirun cetveli altındaki imzaların davacı ile ... ve ...’in el ürünü olmadığının tesbit edildiği, iptali istenen 13.04.2001 tarihli genel kurul tutanağında davacının imzasının bulunmadığı, her ne kadar dava üç aylık sürede açılmamış ise de, davacının iddiasının mutlak butlan şeklinde olduğu, taraflar arasındaki 17.09.1999 tarihli 21304 yevmiye nolu devir sözleşmesine göre davacı ile ... arasında devir bedelinin 400.000 DM karşılığı 212.410 USD olarak belirlendiği, bu bedel karşılığında davacının davalı şirketteki hisselerini devretmeyi kabul ettiği, devir bedelinin 01.10.1999 ile 01.09.2002 tarihleri arasında 36 ay içerisinde aylık olarak davacıya ciro edilen bonolar ile ödeneceğinin kararlaştırıldığı, devir bedeli olan bonoların tamamen ödeninceye kadar davacının davalı şirketteki hak sahipliğinin devam edeceği borcun garantisi olarak da davalı şirketin 100 er pay küpürlü 1350 adet hisse senetinin Osmanlı Bankasının 127 ve 128 nolu kasalarında borç bitinceye kadar saklanacağının kararlaştırıldığı, bu bonolardan iki adedinin ödenmemesi durumunda dahi ...’in Osmanlı Bankasındaki belirtilen kasaları tek başına açtırma ve dilediği gibi tasarruf edebilme yetkisine sahip olduğu, keza kasa anahtarlarından birinin davacıda bulunduğu, böylelikle Osmanlı Bankasının 127 ve 128 nolu kasalarında bulunan hisse senetlerinin davacı alacağının teminatı olarak kararlaştırıldığı, borcun belirtilen vade ve tarihlerde tamamen ödendiğinin davalı şirket yönetimi ve paydaş ...

tarafından kanıtlanmadığı gibi celp ve incelenen Asliye Hukuk Mahkemesi dosyası ile İcra Hukuk Mahkemesinin dosyalarının bu durumu destekler mahiyette olduğu, bu durumda devir bedeli tam olarak ödenmediğine göre davacının davalı şirketteki paydaşlığının devam ettiği, bu durum karşısında 29.09.1999 tarihli toplantının ... tarafından açıldığı şekildeki beyanın doğru olmayıp aynı tarihli hazirun cetvelindeki imzanın da davacı ve müdahillere ait olmadığının adlı tıp raporu ile kanıtlandığı, 13.04.2001 tarihli toplantı tutanağının da aynı koşullarda borcun tamamen ödenmeyip davacının paydaşlığı devam etmesi nedeniyle çağrı için gerekli merasime uyulmadan ve toplantıya çağırmadan yapılması nedeniyle her iki toplantı tutanağının süre aranmaksızın mutlak suretle batıl olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 29.09.1999 ile 13.04.2001 tarihli davalı şirketin genel kurul tutanaklarının iptaline, diğer isteklerin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili, davacı asil, davalılar vekili ve müdahiller vekili temyiz etmiştir.

1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve TTK'nun 370.maddesi uyarınca yapılan 29.09.1999 tarihli genel kurul toplantısına davacı ve müdahillerin katılmadığının sabit olmasına göre, bu genel kurulda alınan kararların yok hükmünde olmasına, bu nedenle 13.04.2001 tarihli genel kurula yapılan çağrı da yok hükmünde olduğundan bu genel kurul kararlarının da yok hükmünde olmasına, ayrıca her ne kadar mahkemece genel kurul tutanaklarının iptaline karar verilmiş ise de bunun genel kurul kararlarının iptali olarak anlaşılmasının tabi bulunmasına göre davalılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Davacı vekili, davacı asil ve müdahiller vekilinin temyiz itirazlarına gelince; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalı şirket anonim şirket iken, mahkemenin karar başlığında limited şirket olarak göstermesi maddi hata olup, mahallinde talep halinde düzeltilmesinin her zaman mümkün olmasına göre davacı vekili, davacı asil ve müdahiller vekilinin aşağıdaki bentler dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

3- İşbu dava dosyası ile birleştirilen Trabzon 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2001/457 esas sayılı dosyasında davacı ... vekili, davalı şirketin 622 adet hamiline yazılı hisse senedinin malikinin müvekkili olduğunu, davalı şirket yöneticilerinin müvekkilinin bu hisse senetleri üzerindeki hakkını hiçe sayarak sanki hisse senetlerinin tamamı kendilerininmiş gibi 27.03.2001 tarihinde aldıkları bir kararla hamiline yazılı senetleri nama yazılı hale getirdikleri ve müvekkilinin banka kasasında bulunan hisse senetlerine itibar etmediklerini, bu durumun kötü niyetli bir davranış olduğunu ileri sürerek davalı şirket yönetim kurulunun 27.03.2001 gün ve 32 nolu kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Müdahillerde aynı talebi tekrar etmiştir. Mahkemece, kararın hüküm kısmında davanın kısmen kabulü ile 29.09.1999 ile 13.04.2001 tarihli davalı şirketin genel kurul tutanaklarının iptaline, diğer isteklerin reddine karar verilmiş, birleşen dava hakkında açıkça karar verilmemiştir.

HUMK'nun 45 nci maddesine göre ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları koşulu ile birleştirilerek bakılabilmeleri mümkündür. Ancak, birleştirme kararı, taraflar arasındaki uyuşmazlığı esastan çözümleyen bir karar değildir. Bu karar, sadece birleştirilen davaların tahkikat safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğurup, davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmeleri gibi bir durum söz konusu değildir. Bu nedenle, davaların ayrı ayrı karara bağlanması, yargılama giderleri ile vekalet ücretlerinin ayrı ayrı tayin edilmesi gerekmektedir. Ayrıca, kural olarak, bazı haller ve özellikle pay sahiplerinin kişisel hallerine ilişkin kararlar hariç, anonim şirketlerde yönetim kurulu kararlarına karşı iptal davası açılması mümkün bulunmamaktadır.

Bu kararlara karşı genel kurulda itiraz edilmesi gerekmektedir. Fakat yönetim kurulu kararı yok hükmünde ise ortakların, bu kararın yokluğunun tespiti davasını her zaman açması da mümkündür. O halde, dava konusu olayda birleşen dava mevcut olmasına rağmen tek dava varmış gibi hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davacı ve müdahiller yararına bozulması gerekmiştir.

4-Davacı asil 10.03.2009 havale tarihli dilekçesi ile reddi hakim talebinde bulunmuş ise de mahkemece bu konuda olumlu olumsuz karar verilmemesi de doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekili, davacı asil ve müdahiller vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekili, davacı asil ve müdahiller vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı ve müdahiller yararına BOZULMASINA, (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı asilin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 02,80 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 22.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1031233200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.