6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Şirketin feshi davasında kayyım/tedbir talebinin yaklaşık ispat yokluğuyla reddi

İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi · 2024/657 E. 2024/767 K. ·

Kesin

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
haklı sebeple fesih yönetim kayyımı ihtiyati tedbir yaklaşık ispat organ yokluğu

Gerekçe özeti

Haklı sebeple fesih davasında, davalı şirket organsız kalmadıkça TMK 427 uyarınca yönetim kayyımı atanamaz; yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin iddialar da kayyım atanmasının gerekçesi olamaz, bu husus ayrı bir sorumluluk davasında ileri sürülebilir. Şirket malvarlığının devrinin engellenmesi yönündeki ihtiyati tedbir talebinde ise, HMK 390/3 gereğince talep edenin davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi gerekir; bu ispat sağlanmadıkça tedbir talebi reddedilir.

Ele alınan sorunlar

Davalı şirkete yönetim kayyımı atanması talebinin ihtiyati tedbir olarak değerlendirilmesi → ret

İddia: Davacı vekili, hissedarlar arasındaki husumet ve dışlanma nedeniyle şirketin amacına ulaşmasının imkânsız hale geldiğini, organ eksikliği olmasa da mahkemenin somut olayın koşullarına göre tedbir alabileceğini, bu nedenle şirkete kayyım atanması gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: TMK 427/1-4 uyarınca yönetim kayyımı atanabilmesi için tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalması ve yönetiminin başka yoldan sağlanamaması şarttır. Şirketin seçilmiş yönetim kurulu/müdürü bulunduğu takdirde organ yokluğundan söz edilemez; mevcut yönetimin çalışamaz halde olması TTK sistematiği içinde giderilmesi mümkün bir durumdur. Somut olayda davalı şirket organsız kalmadığından TMK 427 uygulama alanı bulmamaktadır. Ayrıca yöneticilerin sorumluluğuna konu olabilecek hususlar, şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanmasının gerekçesi olamaz; şirketi yönetenlerin verdiği zararların tazmini açılabilecek bir sorumluluk davasında hükme bağlanabilecektir. (BAM'ca yerinde görülen İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi gerekçesi)

Şirketin taşınır ve taşınmaz malvarlığının devrinin engellenmesi yönünde ihtiyati tedbir talebi → ret

İddia: Davacı vekili, diğer ortakların çoğunluğu elinde bulundurmaları ve husumet nedeniyle şirkete ait taşınır ve taşınmazların devredilmesi riskinin kuvvetle muhtemel olduğunu, bu durumun telafisi imkânsız zararlara yol açacağını, dolayısıyla malvarlığının devrinin tedbiren engellenmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: HMK 389/1 uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı endişesinin bulunması gerekir. HMK 390/3 uyarınca tedbir talep eden, dayandığı tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendi haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Davalı şirketin organsız kalmaması ve davacı tarafça sunulan delillerden, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin zorlaşacağı, imkânsız hale geleceği ya da ciddi bir zararın doğacağı yönünde ve davanın esası bakımından bu aşamada yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediği anlaşıldığından, ihtiyati tedbir talebinin reddi isabetlidir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Şirketin haklı sebeple feshi davasında, organsız kalmayan şirkete TMK 427 uyarınca kayyım atanamayacağı ve ihtiyati tedbir taleplerinde HMK 390/3 gereği davanın esası yönünden yaklaşık ispat koşulunun aranacağı yönünden bölgesel ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.

Atıf yapılan mevzuat: TMK — TMK 427/1-4 · HMK — HMK 389/1HMK 390/3HMK 391HMK 355 · TTK — TTK 636/3TTK 636/4

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2024/657

KARAR NO 2024/767

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGEADLİYEMAHKEMESİKARARI

İNCELENEN KARARI VEREN

MAHKEME İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 28/02/2024 ( Ara Karar Tarihi )

DOSYA NUMARASI 2024/123 Esas

DAVA Ticari Şirket (Fesih İstemli)

KARAR TARİHİ 02/05/2024

İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara davacı vekili tarafından karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin aile şirketi niteliğindeki ... Limited Şirketinin diğer ortaklar olan kardeş ve yeğenleriyle birlikte hissedarı ve ortağı olduğunu, müvekkilinin şirketteki hisse oranının %25 olduğunu, kalan hisselerin müvekkilinin kardeşleri ve yeğenlerinden oluşan ... isimli kişiler arasında değişen oranlarla bölündüğünü, müvekkili dışındaki hisselerin toplamının %75'e denk geldiğini, ... ayrıca şirket müdürü olarak şirketi temsile yetkili olduklarını, müvekkilinin bahse konu şirkette diğer ortakların sistemli ve düzenli bir şekilde uyguladıkları tutumları ile dışlandığını, şirkete adım dahi atamayacak duruma getirildiğini, diğer hissedarların çoğunluğu da elinde bulundurma gücüne dayanarak hiçbir bilgi ve açıklama yapmadan şirketle ilgili kararlar alıp uyguladıklarını, müvekkili ve oğlu ...

ile müvekkilinin kardeşleri ve yeğenleri arasında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen birçok soruşturma dosyası bulunduğunu, hissedar olan şirket müdürlerinin de tüm gayelerinin müvekkilini zarara uğratmak olduğunu, şirketin devamlılığı yerine müvekkiline düşmanlık beslediklerini, imza yetkisi olmayan müvekkilinin kusuru olmaksızın sistematik baskılara, dışlamalara, hakaretlere maruz kaldığını, şirketin tüm mevcudiyetinin müvekkilinin aleyhinde kullanıldığını, bu nedenlerle şirketin tüm gelir ve giderleri ile tüm faaliyetlerinin denetimi için kayyum atanmasını, bu talebin uygun bulunmaması halinde şirkete ait tüm araç ve taşınmazlar bakımından satışının engellenmesi yönünden tedbir konulmasını talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesi 28/02/2024 tarih ve 2024/123 Esas sayılı Ara Kararı ile; " 4721 sayılı TMK'nın 427/1-4 maddesinde " Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa" şeklinde ifade edilmiştir. Bu maddeye göre; Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa, yönetim kayyımı atanmak zorundadır. Yönetim kayyımı atanabilmesi için şirketin yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olması da şarttır. Şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğu taktirde organ yokluğundan sözetmek mümkün olmadığı gibi, mevcut yönetim kurulunun, çalışamaz halde olması da TTK'nun sistematiği içinde giderilmesi her zaman mümkün bir durumdur.

(Yarg.

11. H.D 08/03/2018 2016/7714 E- 2018/1804 K ) 6100 Sayılı HMK'nun 389.maddesine göre mevcut durumda meydana gelecek bir değişme nedeniyle gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında tedbir kararı verilebilir. Somut olayda, davalı şirket organsız kalmadığından TMK'nın 427. maddesinin de somut olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. Diğer yandan yöneticilerin sorumluluğu davasına konu olabilecek hususlar, şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanmasını ve davanın konusu itibariyle istenilen ihtiyati tedbir kararlarının verilmesinin gerekçesi olamaz, şirketi yönetenlerin şirkete ve paydaşlara verdikleri zararların tazminini, açılabilecek bir sorumluluk davasında her zaman hükme bağlanabilecektir.

Diğer yandan şirketin taşınır ve taşınmaz mal varlığına tedbir konulması ve kayyım atanması halinde şirket yönetimindeki süreklilik aksayacak, şirketin menfaatlerinin tam anlamıyla sağlanması güçleşebilecektir. Bu nedenlerle davacının tedbir taleplerinin reddine karar verilmiştir. " gerekçeleri ile; " 1- Davacı vekilinin ihtiyati tedbir taleplerinin REDDİNE; ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, davalı şirketteki hisse oranının %25 olup, kalan hisselerin müvekkilin kardeşleri ve yeğenlerinden oluşan; ... isimli kişiler arasında değişen oranlarla bölünmüş olup, müvekkil dışındaki hisselerin toplamının %75'e denk gelmekte olduğunu, ... ün ayrıca şirket müdürü olarak şirketi temsile yetkili olduklarını, Davalı şirketin diğer hissedarlarının, çoğunluğu ellerinde bulundurma gücüne dayanarak müvekkili sistematik şekilde şirketten uzaklaştırdıklarını, dava dilekçelerinde detaylıca izah ettikleri üzere, müvekkilin sadece hissedarı olduğu bir şirketin varlığının dışında, bu şirketin ne kadar gelir elde ettiğini ne kadar giderinin olduğunu, kar paylaşımının nasıl yapıldığı, yatırım ve tadilat gibi faaliyetler konusunda, en küçük bir bilgiye sahip olmadığını, müvekkil ve oğlu ...' ün şirkete geldikleri zamanlarda da müvekkilin kardeşleri ve yeğenleri tarafından fiziksel şiddete ve defalarca hakaretlere uğradıklarını, Davalı Şirketin, fazlaca ileri giderek, şirket tüzel kişiliği olarak müvekkil hakkında yağma, hırsızlık, konut dokunulmazlığını ihlal, yaralama, tehdit ve hakaret suçlarından suç duyurusunda bulunduğunu, Bu suçlamaların ve asılsız iddiaların yargı makamları tarafından biraz olsun ciddiye alınması halinde müvekkilin tutuklanacağını, ancak davalı şirketin, şirket varlığını sürdürmek, şirket menfaatlerini gözetmek, şirketin amaçlarına ulaşmasını sağlamak gibi iş ve işlemleri gerçekleştirmekten ziyade müvekkil davacının şirketten uzaklaşması ve dahi tabiri caiz ise müvekkilin hayatının alt üst edilmesini amaçlayan bir tutum içerisine girdiğini, Hissedarlar arasında yaşanan olayların vahameti gözetildiğinde şirketin amaçlarına ulaşmasının artık imkansız hale geldiğinin açık bir şekilde anlaşılmakta olduğunu ve müvekkil tarafından davalı şirketin feshi ve tasfiyesi için eldeki davanın ikame edildiğini, Müvekkilin şirketin gelir ve gider durumundan haberdar olamaması ve şirkete gittiğinde konut dokunulmazlığını ihlal suçlamasına maruz kalması ve davalı şirketin tüm motivasyonunun müvekkilin aleyhine iş ve işlemleri gerçekleştirmek olduğu da açık olduğundan;

ivedilikle Şirkete kayyum atanmasını aksi halde şirkete ait tüm taşınır ve taşınmazların devrinin engellenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesinin talep edildiğini, ancak yerel mahkemenin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi üzerine eldeki istinaf kanun yoluna başvurma zarureti hasıl olduğunu, Yerel Mahkemece "Somut olayda, davalı şirket organsız kalmadığından TMK'nın 427. Maddesinin de somut olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. Diğer yandan yöneticilerin sorumluluğu davasına konu olabilecek hususlar, şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanmasını ve davanın konusu itibariyle istenilen ihtiyati tedbir kararlarının verilmesinin gerekçesi olamaz, şirketi yönetenlerin şirkete ve paydaşlara verdikleri zararların tazminini, açılabilecek bir sorumluluk davasında her zamanhükme bağlanabilecektir.

Diğer yandan şirketin taşınır ve taşınmaz mal varlığına tedbir konulması ve kayyım atanması halinde şirket yönetimindeki süreklilik aksayacak, şirketin menfaatlerinin tam anlamıyla sağlanması güçleşebilecektir." gerekçesiyle ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verildiğini, Müvekkilinin, dava konusu şirkette %25 hisse sahibi olduğunu, kendisi dışında %75 hisseye sahip kardeşleri ve yeğenlerinden oluşan hissedarların, bir bütün olarak davranıp, müvekkili dava konusu şirketten tamamen dışlamış olmaları nedeni ile müvekkilin şirket ile ilgili hiçbir bilgiden ve tasarruflardan haberi olmadığını, Ayrıca, aynı zamanda hissedar olan şirket müdürlerinin de tüm gayelerinin müvekkili zarara uğratmak olduğu, şirketin devamlılığı yerine müvekkile adeta düşmanlık besledikleri, imza yetkisi olmayan müvekkilin kusuru olmaksızın sistematik baskılara, dışlamalara, hakaretlere maruz kaldığı ve şirketin tüm mevcudiyetinin çok açık bir şekilde müvekkilin aleyhinde kullanıldığı hususlarının açık olduğunu, Yerel mahkemece tesis edilen kararda belirtildiği gibi şirkette yaşanan sorunların sadece yöneticilerden kaynaklanmamakta olduğunu, aksine yönetici olmayan hissedarların ve aynı zamanda yönetici olan hissedarların tutum ve davranışlarından kaynaklanmakta olduğunu, Sadece şirket yöneticilerinin sorumluluğu davası ile diğer hissedarların Şirketi içerisine sürüklediği vahim halden çıkılamayacağını, çünkü belirttikleri gibi işbu davayı ikame etmelerine gerektiren sorunların sadece şirket yöneticileri ile ilgili olmadığını, diğer hissedarların çoğunluğu ellerinde bulundurma gücü ile müvekkili şirketten dışladıklarını ve olayların geldiği aşama itibariyle şirketin amaçlarına ulaşamaz hale geldiğini, Yöneticilerin sorumluluğu yahut azli davası ile müvekkilin zararının tazmininin mümkün olmadığını, zira diğer hissedarların yine çoğunluğa sahip oldukları için aralarından diledikleri bir kimseyi müdür olarak atayabileceklerini, akabinde yeni atanan müdürün yine mevcut müdürlerin yaptığı ve şirkete zarar veren davranışlarda bulunabileceğini, bunun sonucunda da kısır bir döngü içerisinde şirketi zarara sokabileceklerini, şirket yöneticilerinin sorumluluğu davasında sonuç itibari ile hiçbir değişiklik meydana gelmeyeceğini, "davacının ortağı bulunduğu davalı şirket, bir aile şirketidir.

Şirket ortakları arasındaki sorunlar özellikle ortaklar arasındaki çekişme ve dava dışı ortaktan kaynaklanan hakaretin bu tür şirketler bakımından haklı sebep oluşturacağının kabulü gerekir. Bu bağlamda davacı ile dava dışı ortak ... arasındaki ceza mahkemesine intikal eden karşılıklı hakaret olayından sonra meydana gelen ortaklar arası gruplaşma, bir bütün olarak fesih için haklı sebep oluşturmaktadır. " ( Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2019/2942 Esas. - 2021/1647 Karar.) Her ne kadar şirket organsız kalmamakta ise de şirketin tüzel kişiliğinin müvekkil hissedarın aleyhine kullanılmakta, şirket tüzel kişiliği kullanılarak yağma, hırsızlık, konut dokunulmazlığını ihlal, yaralama gibi ilgisiz suçlardan müvekkil hakkında ceza soruşturmaları ikame edilmekte olduğunu, hakimin, somut olayın koşullarına göre tedbir alabileceğini, şirketin haklı sebeple feshi davasında kayyum atanması için mutlak suretle organ eksikliğine ihtiyaç olmadığını, HMK 389 vd.

maddeleri de dikkate alınarak limited şirketin feshi davasında davalı şirkete kayyum ataması yapılabileceğine dair emsal olarak sunmaları gerekirse; "Talep, limited şirketin feshi davasında davalı şirkete kayyım atanması yada davalı şirketin müdürünün temsil yetkisinin tedbiren kaldırılmasına ilişkindir. TTK’da kayyım atanmasına ilişkin düzenleme mevcut olmayıp TMK 403/2 maddesinde kayyımın belirli işleri görmek veya mal varlığını yönetmek için atanacağı, 427.madde ile de bir tüzel kişi gerekli organlarından yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamış ise kayyım atanır hükmünü içermektedir. Ticaret şirketleri özel hukuk alanında faaliyet gösteren, kar elde etmek gayesiyle kurulan ve genel kurulu tarafından seçilen yöneticileri tarafından yönetilmesi gereken kurumlardır.

Mahkemelerce zorunluluk olmadıkça yönetim yetkisine müdahale edilmemelidir. Organ azli davası açılmadığı halde yönetim kayyımı atanması isteği aynı zamanda şirket yöneticisinin yönetim yetkisinin kaldırılması anlamına gelmektedir. HMK'nın 389. Maddesi uyarınca, "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir. "şeklindedir." (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi 2023/1002 Esas. - 2023/807 Karar. Şirketin otelcilik faaliyeti alanında teşekkül etmekte olduğunu, şirketin taşınır ve taşınmaz mallarının devrinin engellenmesine yönelik oluşturulacak ihtiyati tedbir kararının şirket menfaatlerinin sağlanmasını güçleştirmeyeceğini, bilakis şirketin mal varlığının azaltılması halinde müvekkilin hakkına kavuşmasının imkansız hale geleceği açık olduğundan eldeki şirketin feshi davası sırasında şirketin tüm taşınır ve taşınmaz mallarının devrinin ihtiyati tedbir yoluyla engellenmesi gerektiğini, "Davanın yasal dayanağını oluşturan TTK'nın 531 ve devam maddelerinde öngörülen tasfiye işlemlerinin, pay sahiplerinin haklarının korunması amacıyla yapılacak işlemlerin gerçekleştirilebilmesi, şirketin envanterinde kayıtlı mal varlıklarının dava sürecinde muhafazasını, davalı şirketin aktifini oluşturan, envanterine kayıtlı mal varlıklarının 3.

şahıslara devrinin önlenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu sağlanmadığı takdirde davanın sonunda fesih ve tasfiyeye konu olacak şirket mal varlığının kalmama olasılığı bulunmaktadır. Dolayısıyla mevcut durumun korunması gerekliliği, HMK'nın 389. maddesindeki düzenlemeye de uygundur." (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi 2023/1621 Esas. - 2023/1660 Karar.) Şirketin, tüm mülkiyeti kendisine ait olan ve işletmesini de kendisinin yaptığı otelleri olduğu gibi İstanbul'un çok değerli bölgelerinde, birden fazla yüz milyonlarca TL. değerinde taşınmazları bulunmakta olduğunu, işletmeciliğini yaptığı otellerde, çok ciddi gelirlerin elde edilmesi ve bu gelirlerin her türlü muhasebe oyunlarına açık olduğu hususu göz önünde bulundurulduğunda, müvekkilin azınlık olması nedeni ile zarara uğrayacağı hususunun kuvvetle muhtemel olduğunu, Yine diğer ortakların yönetimi ve çoğunluğu elinde bulundurması ve müvekkil ile çok ciddi husumet yaşamaları nedeni ile şirkete ait gerek otel gerekse diğer taşınmazları devir etmesi gibi risklerin kuvvetle muhtemel olup bu durumun müvekkili telafisi olmayan zararlar ile karşı karşıya bırakacağını, Gelinen aşamada, şirketin gelir- giderleri hakkında müvekkilin hiçbir bilgisi olmadığını belirtmekle birlikte;

müvekkilin, diğer hissedarlar tarafından şirkete adım atamayacak hale getirildiğini, şirket tüzel kişiliği kullanılarak müvekkil hakkında suç duyurularında bulunulduğunu, şirketin tüm mevcudiyetinin müvekkilin aleyhinde kullanıldığını ve netice olarak müvekkilin ikame ettiği haklı sebeple fesih davasında müvekkilin haklarının korunmasına yönelik hiçbir tedbir alınmadığını beyanla; Açıklanan ve re'sen gözetilecek nedenlerle; - İstinaf başvurularının kabulü ile tedbir taleplerinin reddine yönelik ara kararın kaldırılmasına, - ... Limited Şirketinin tüm yönetimi için kayyum atanmasına, - Aksi kanaat hasıl olduğu takdirde ise; şirkete ait tüm taşınır ve taşınmaz malların devrinin engellenmesi yönünden ihtiyati tedbir tesis edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep, 6102 sayılı TTK 636/3.maddesi uyarınca davalı şirketin haklı nedenle feshi ve tasfiyesi davasında, davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına, aksi halde şirkete ait tüm taşınır ve taşınmaz malların devrinin engellenmesine ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebine ilişkin olup, Mahkemece davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 6100 Sayılı HMK'nın 389. maddesinde, ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, 1.

fıkrasında "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. " hükmü düzenlenmiştir. Buna göre şartların mevcut olması durumunda ancak uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir. 6100 sayılı HMK'nın 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.

6100 sayılı HMK'nınn 391. maddesine göre, mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir.6102 Sayılı TTK'nın 636/3. maddesi uyarınca Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. Yine aynı maddenin 4. Fıkrası uyarınca fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir.4721 Sayılı TMK'nın 427/1-4 maddesi uyarınca bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa yönetim kayyımı atanacağı hüküm altına alınmıştır.

Davacı vekili, davacının davalı şirketin ortağı olduğunu, davacı ile davalı şirketin diğer ortakları arasında Savcılığa intikal eden ihtilafların bulunduğunu, diğer ortakların davacıyı zarara uğratma kastı hareket ettiklerini ve şirketten uzaklaştırdıklarınu, bu eylemler sebebiyle şirketin amacının gerçekleştirilmesinin ve faaliyetinin devamının imkansız olduğunu, davacının zarara uğratılmasının engellenmesi için tedbiren şirkete kayyım atanmasına, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde şirketin taşınır ve taşınmazlarının devrinin engellenmesine ilişkin tedbir konulmasını talep etmiştir. Davalı şirketin organsız kalmaması, davacı tarafından sunulan delillerden mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı yönünde ve davanın esası yönünden bu aşamada yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmemesi sebebiyle Mahkemece ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi ara karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1- Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcı davacı tarafından istinaf aşamasında peşin olarak yatırıldığından yeniden harç tahsiline yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 02/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1027665700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.