Sigorta
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/12473 E. 2012/17197 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
munzam zarar↗ gecikme faizi↗ rayiç değer↗ sigorta tazminatı↗ sigorta ettiren↗ gerçek zarar↗ sigorta sözleşmesi↗ riziko↗ reeskont faizi↗ işlemiş faiz↗ temerrüt faizi↗ yargılama gideri↗ yasal faiz↗ kusur↗ hasar↗ dahili dava↗ temerrüt↗ zamanaşımı↗ i̇i̇k 72/son↗
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 10 yıl
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, hasarlanan malların rizikonun gerçekleştiği tarihten bir gün önceki somut ve gerçek piyasa rayiç fiyatları saptanarak, ödeme tarihindeki özellikleri, kullanım süreleri, yıpranmadan doğan değeraşımları, amonrtisman payına uğramış halleri ve değerlerine eş değer özelliklerdeki emsallerinin konulması için gerekecek alım fiyatları ve davalının yaptığı ödemeler arasındaki fark dikkate alınarak davacının munzam zararının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 283.707.23 TL’nın faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve munzam zarar davalarında zamanaşımı süresinin BK’nun 125. maddesi uyarınca 10 yıl olmasına göre, davacı vekilinin (2) nolu bent kapsamı dışında kalan, davalı vekilinin ise (3) nolu bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık sigorta sözleşmesinden, dolayısıyla sigorta hukukundan kaynaklanmaktadır. Sigorta hukuku 6762 sayılı TTK’nun 5. kitabında düzenlenmiştir. Aynı Yasanın 3. maddesinde ise bu yasada düzenlenen hususların ticari işlerden olduğu açıklanmıştır. 3095 sayılı Yasanın 2/3. madde ve fıkrası uyarınca ticari işlerde avans oranında gecikme faizi istenebileceğinden ve davacı vekili de dava dilekçesinde en yüksek banka reeskont faizi oranında temerrüt faizi talebinde bulunduğundan mahkemece avans oranında gecikme faizine karar vermek gerekirken, yasal faize karar verilmesi doğru görülmemiş kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
3-BK'nun 105.maddesi "alacaklının duçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir. Bu munzam zarar derhal taktir olunabilir ise hakim, esasa dair karar verirken bu zararın miktarını dahi tayin edebilir." hükmünü haiz olup, her ne kadar bazı Yargıtay kararlarında munzam zararın istenebilmesi somut isbat koşuluna bağlı kılınmış ise de, (Bkz.Prof.Dr.F.Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 9.Bası, S.1064 - Y.15.H.D. 08.07.1997 T., 1997/2727 E., 1997/4328 K.) Dairemizin yerleşmiş içtihatlarıyla (Bkz.Prof.Dr. A.M.Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Genişletilmiş 10.Bası, S.535-Y.11.H.D.-23.05.1995 T, 1996/1416 E.,3723 K.) somut olarak isbat etme koşuluna bağlı olmadan munzam zarar talebinin dinlenebileceği kabul edilmiş ve sigorta hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda da somut isbat koşuluna bağlı olmadan "İKAME DEĞER" esasına göre munzam zarar istenebileceği (Bkz.I.Ulaş, Uygulamalı Sigorta Hukuku, Genişletilmiş 3.Bası, S.512-Y.11.H.D., 04.07.1995 T., 1995/3504-5725) kabul edilmiştir. Bu durumda, sigorta sözleşmesi ile davalı sigorta şirketi, sigortalı emtiayı yangın nedeniyle hasar görmesi halinde sigorta ettirenin gerçek zararını karşılamayı yükümlendiğine göre, sigortacının sorumluluğu riziko tarihindeki sigortalı emtianın rayiç değeri üzerinden belirlenecek zarar ile sınırlıdır. Başka bir anlatımla, sigortacının ödeyeceği miktar, riziko tarihinde sigortalı emtianın yerine aynı miktarda ve nitelikte emtiayı ikame ettirecek miktar kadar olmalıdır. Sigortalının süresinde ödeme yapmaması halinde ise munzam zararın hesabında hasara uğrayan emtianın fiili ödeme günündeki rayiç bedelleri usulüne uygun olarak uzman bilirkişi veya bilirkişiler kuruluna tespit ettirilip, sigorta şirketi tarafından ödenen sigorta tazminatı ile temerrüt faizi tespit edilen bedelden az çıktığı takdirde aradaki fark munzam zarar kabul edilmelidir. Bu itibarla, davacının munzam zararından söz edebilmek için, öncelikle borcun ödenmesi ve davacının temerrüt faizi ile karşılanmayan zararının olup olmadığının tesbiti gereklidir ki, dava konusu olayda bu şart gerçekleşmiş bulunmaktadır.
Dava konusu olayda, davacı tarafından davalı aleyhine açılan ve kesinleşen İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2002/88-1014 sayılı kararı ile toplam 64.741.517.174 TL’sının 28.11.1997 tarihinden itibaren faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, davalı da aleyhine yapılan icra takipleri sonucu 24.7.2001 tarihinde 172.730.054.760 TL ve 04.02.2003 tarihinde yargılama gideri dahil 94.806.600.000 TL ödemiştir. Tahsilat tutarlarının anapara ve işlemiş faiz tutarları ise kök bilirkişi raporunda hesaplandığı üzere 24.07.2001 tarihinde 161.987.086.148 TL ve son tahsilat tarihi 04.02.2003 tarihinde 94.355.989.000 TL olmak üzere toplam 256.343.075.148 TL’dır. Davalıya sigortalı emtia tekstil emtiası olup bölünebilen ve kısmi ifası mümkün olabilen mallardandır. Açıklandığı üzere sigortalı davacıya, yangın nedeniyle meydana gelen hasar bedeli gecikmeli ve değişik tarihlerde ödenmiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan ikame değerin muhtelif tarihlerde yapılan ödeme ve bu ödemelerin malın ödeme tarihindeki değerine oranla göz önüne alınarak belirlenmesi gerekir. Bu belirlemede ise önce toplam ödenen miktar göz önüne alınıp, bu tutarın sigortalı malın değerine oranca ilk ödeme tarihi (24.07.2001), geri kalanının yine malın malın değerine oranının son ödeme tarihi (04.02.2003’de) saptanıp, ilk ödeme tarihine isabet eden oran ile ikinci ödeme tarihine isabet eden oran, aynı zamanda ikame edilecek malın değerinin ödeme tarihindeki oranı olacağından, bu tarihler ile belirlenen orandan ikame değer saptanıp, bu miktarlardan ödenen oranlamaya isabet eden değerler indirilerek kalan miktarlar itibariyle davacının gerçek munzam zararının belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ayrıca, yangında zarar gören emtianın maliyet bedelinin de asıl davada da esas alındığı üzere TL üzerinden hesap edilmesi gerekirken, USD. üzerinden hesaplanması da doğru görülmemiştir.
O halde mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporları anılan ilkeler ışığında yetersiz olduğu gibi, davalı vekilinin yaptığı ciddi itirazlarda mahkeme kararının gerekçesinde karşılanmamıştır. Bu durumda, yukarıda belirtilen hususlar çerçevesinde davalı vekilinin bilirkişi raporuna yönelik ciddi itirazlarının karşılanması için yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınarak neticesine göre bir karar verilmek üzere hükmün davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/497 E. 2010/4157 K.
Ortak:munzam zarar
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, hasarlanan malların «rizikonun» gerçekleştiği tarihten bir gün önceki somut ve gerçek piyasa rayiç fiyatları saptanarak, ödeme tarihindeki özellikleri, kullanım süreleri, yıpranmadan doğan değeraşımları, amonrtisman payına uğramış halleri ve değerlerine eş değer özelliklerdeki emsallerinin konulması için gerekecek alım fiyatları ve davalının yaptığı ödemeler arasındaki fark dikkate alınarak davacının «munzam zararının» bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 283.707.23 TL’nın faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve «munzam zarar» davalarında «zamanaşımı» süresinin BK’nun 125. maddesi uyarınca 10 yıl olmasına göre, davacı vekilinin (2) nolu bent kapsamı dışında kalan, davalı vekilinin ise (3) nolu bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Bu «munzam zarar» derhal taktir olunabilir ise hakim, esasa dair karar verirken bu zararın miktarını dahi tayin edebilir." hükmünü haiz olup, her ne kadar bazı Yargıtay kararlarında munzam zararın istenebilmesi somut isbat koşuluna bağlı kılınmış ise de, (Bkz.Prof.Dr.F.Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 9.Bası, S.1064 - Y.15.H.D.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının «munzam zararını ispat» edemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 06.10.2009 tarihli kararı ile mahkeme kararı davacı yararına bozulmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zararın ispatı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının «munzam zararını ispat» edemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 06.10.2009 tarihli kararı ile mahkeme kararı davacı yararına bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/12473 E. , 2012/17197 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15.06.2010 tarih ve 2003/625-2010/304 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı ve davalı vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 30.10.2012 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekilleri Av. ... ile Av. ...dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkiline ait şirketin merkez binasının davalıya sigortalı iken 25.10.1997 tarihinde meydana gelen yangın sonucu hasarlandığını, hasar bedelinin ödenmemesi nedeniyle davalı aleyhine İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde dava açıldığını ve davalı tarafından ödeme yapıldığını, ancak ödenen gecikme faizinin müvekkilinin zararını karşılamadığını, müvekkilinin sigorta bedelinin zamanında ödenmemesi nedeniyle yeni üretim yapılamadığını, zamanında ödeme yapılsaydı ticari işletmesinde değerlendirileceğini, müvekkilinin elde edeceği kardan mahrum kaldığını ileri sürerek, fazlaya ait hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000 TL munzam zarar alacağının 28.11.1997 tarihinden itibaren en yüksek banka reeskont faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 26.10.2006 tarihli ıslah dilekçesi ile toplam 283.707.23 TL’nın faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, ibraname karşısında artık dava açılamayacağını savunarak, davanın reddine talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, hasarlanan malların rizikonun gerçekleştiği tarihten bir gün önceki somut ve gerçek piyasa rayiç fiyatları saptanarak, ödeme tarihindeki özellikleri, kullanım süreleri, yıpranmadan doğan değeraşımları, amonrtisman payına uğramış halleri ve değerlerine eş değer özelliklerdeki emsallerinin konulması için gerekecek alım fiyatları ve davalının yaptığı ödemeler arasındaki fark dikkate alınarak davacının munzam zararının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 283.707.23 TL’nın faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve munzam zarar davalarında zamanaşımı süresinin BK’nun 125. maddesi uyarınca 10 yıl olmasına göre, davacı vekilinin (2) nolu bent kapsamı dışında kalan, davalı vekilinin ise (3) nolu bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık sigorta sözleşmesinden, dolayısıyla sigorta hukukundan kaynaklanmaktadır. Sigorta hukuku 6762 sayılı TTK’nun 5. kitabında düzenlenmiştir. Aynı Yasanın 3. maddesinde ise bu yasada düzenlenen hususların ticari işlerden olduğu açıklanmıştır. 3095 sayılı Yasanın 2/3. madde ve fıkrası uyarınca ticari işlerde avans oranında gecikme faizi istenebileceğinden ve davacı vekili de dava dilekçesinde en yüksek banka reeskont faizi oranında temerrüt faizi talebinde bulunduğundan mahkemece avans oranında gecikme faizine karar vermek gerekirken, yasal faize karar verilmesi doğru görülmemiş kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
3-BK'nun 105.maddesi "alacaklının duçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir. Bu munzam zarar derhal taktir olunabilir ise hakim, esasa dair karar verirken bu zararın miktarını dahi tayin edebilir." hükmünü haiz olup, her ne kadar bazı Yargıtay kararlarında munzam zararın istenebilmesi somut isbat koşuluna bağlı kılınmış ise de, (Bkz.Prof.Dr.F.Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 9.Bası, S.1064 - Y.15.H.D.
08. 07.1997 T., 1997/2727 E., 1997/4328 K.) Dairemizin yerleşmiş içtihatlarıyla (Bkz.Prof.Dr. A.M.Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Genişletilmiş 10.Bası, S.535-Y.11.H.D.-23.05.1995 T, 1996/1416 E.,3723 K.) somut olarak isbat etme koşuluna bağlı olmadan munzam zarar talebinin dinlenebileceği kabul edilmiş ve sigorta hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda da somut isbat koşuluna bağlı olmadan "İKAME DEĞER" esasına göre munzam zarar istenebileceği (Bkz.I.Ulaş, Uygulamalı Sigorta Hukuku, Genişletilmiş 3.Bası, S.512-Y.11.H.D., 04.07.1995 T., 1995/3504-5725) kabul edilmiştir. Bu durumda, sigorta sözleşmesi ile davalı sigorta şirketi, sigortalı emtiayı yangın nedeniyle hasar görmesi halinde sigorta ettirenin gerçek zararını karşılamayı yükümlendiğine göre, sigortacının sorumluluğu riziko tarihindeki sigortalı emtianın rayiç değeri üzerinden belirlenecek zarar ile sınırlıdır.
Başka bir anlatımla, sigortacının ödeyeceği miktar, riziko tarihinde sigortalı emtianın yerine aynı miktarda ve nitelikte emtiayı ikame ettirecek miktar kadar olmalıdır. Sigortalının süresinde ödeme yapmaması halinde ise munzam zararın hesabında hasara uğrayan emtianın fiili ödeme günündeki rayiç bedelleri usulüne uygun olarak uzman bilirkişi veya bilirkişiler kuruluna tespit ettirilip, sigorta şirketi tarafından ödenen sigorta tazminatı ile temerrüt faizi tespit edilen bedelden az çıktığı takdirde aradaki fark munzam zarar kabul edilmelidir. Bu itibarla, davacının munzam zararından söz edebilmek için, öncelikle borcun ödenmesi ve davacının temerrüt faizi ile karşılanmayan zararının olup olmadığının tesbiti gereklidir ki, dava konusu olayda bu şart gerçekleşmiş bulunmaktadır.
Dava konusu olayda, davacı tarafından davalı aleyhine açılan ve kesinleşen İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2002/88-1014 sayılı kararı ile toplam 64.741.517.174 TL’sının 28.11.1997 tarihinden itibaren faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, davalı da aleyhine yapılan icra takipleri sonucu 24.7.2001 tarihinde 172.730.054.760 TL ve 04.02.2003 tarihinde yargılama gideri dahil 94.806.600.000 TL ödemiştir. Tahsilat tutarlarının anapara ve işlemiş faiz tutarları ise kök bilirkişi raporunda hesaplandığı üzere 24.07.2001 tarihinde 161.987.086.148 TL ve son tahsilat tarihi 04.02.2003 tarihinde 94.355.989.000 TL olmak üzere toplam 256.343.075.148 TL’dır. Davalıya sigortalı emtia tekstil emtiası olup bölünebilen ve kısmi ifası mümkün olabilen mallardandır.
Açıklandığı üzere sigortalı davacıya, yangın nedeniyle meydana gelen hasar bedeli gecikmeli ve değişik tarihlerde ödenmiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan ikame değerin muhtelif tarihlerde yapılan ödeme ve bu ödemelerin malın ödeme tarihindeki değerine oranla göz önüne alınarak belirlenmesi gerekir. Bu belirlemede ise önce toplam ödenen miktar göz önüne alınıp, bu tutarın sigortalı malın değerine oranca ilk ödeme tarihi (24.07.2001), geri kalanının yine malın malın değerine oranının son ödeme tarihi (04.02.2003’de) saptanıp, ilk ödeme tarihine isabet eden oran ile ikinci ödeme tarihine isabet eden oran, aynı zamanda ikame edilecek malın değerinin ödeme tarihindeki oranı olacağından, bu tarihler ile belirlenen orandan ikame değer saptanıp, bu miktarlardan ödenen oranlamaya isabet eden değerler indirilerek kalan miktarlar itibariyle davacının gerçek munzam zararının belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Ayrıca, yangında zarar gören emtianın maliyet bedelinin de asıl davada da esas alındığı üzere TL üzerinden hesap edilmesi gerekirken, USD. üzerinden hesaplanması da doğru görülmemiştir.
O halde mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporları anılan ilkeler ışığında yetersiz olduğu gibi, davalı vekilinin yaptığı ciddi itirazlarda mahkeme kararının gerekçesinde karşılanmamıştır. Bu durumda, yukarıda belirtilen hususlar çerçevesinde davalı vekilinin bilirkişi raporuna yönelik ciddi itirazlarının karşılanması için yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınarak neticesine göre bir karar verilmek üzere hükmün davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin (2) nolu bent kapsamı dışında kalan davalı vekilinin ise (3) nolu bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının REDDİNE, kararın (2) numaralı bentte gösterilen nedenlerle davacı yararına, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin her bir yandan alınarak yek diğerine verilmesine, ödedileri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 01.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1027467900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz