Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/1227 E. 2014/20045 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
toplantı tutanağı↗ iyiniyet kuralı↗ ödeme emri↗ kusur sorumluluğu↗ kusur oranı↗ ticari defter ve kayıtlar↗ illiyet bağı↗ davadan feragat↗ lehtar↗ iyiniyet↗ ikrar↗ ihtiyati tedbir↗ üçüncü kişi↗ dolandırıcılık↗ rücu↗ keşideci↗ bono↗ protokol↗ feragat↗ ticari defter↗ haciz↗ yönetim kurulu kararı↗ kötüniyet↗ yetkisizlik kararı↗ yasal faiz↗ kusur↗ cy/cy kaydı↗ ibraz↗ teminat↗ temsil↗ e-defter↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davalının yetkili olduğu dönemde davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarına almadığı bir senetle şirketi borçlandırdığı, bu borcun ödenmesindeki sorumluluğun 14/01/1999 tarihli protokol çerçevesinde kendisinde olmasına
rağmen borcu ödenmediği, senedin lehtarı A.. D.. tarafından yapılan icra takibi sonucu konulan hacizler nedeni ile davacı şirketin döviz bürosu işletme yetkisinin Hazine Müsteşarlığı'nca iptal edildiği, davalının eylemi ile oluşan zarar arasında illiyet bağının bulunduğu, ancak davacı şirketin de A.D. tarafından yapılan icra takibinde ödeme emri 31/01/2000'de tebliğ edilmesine, Hazine Müsteşarlığı'nın uyarı yazısının 06/03/2000’de kendisine gönderilmesine ve bu yazıda haczin sonuçlarının belirtilmesine rağmen gerekli girişimlerde bulunmayıp geç dava açarak, özellikle %115 teminatla ihtiyati tedbir istemeyip bankadaki teminat hesabından alacak miktarı kadar paranın icra dosyasına aktarılmasını önleyemediğinden zararın oluşumunda müterafik kusurunun bulunduğu, asıl davada zararın 51.289,88 TL olduğu, davalının kusur oranı olan %80’e tekabül eden kısmının 41.031,91 TL olduğu, birleşen davada davalının, A. D..’ya yaptığını beyan ettiği ödemeler konusunda geçerli bir belge ibraz edemediği, öte yandan senedin de davacının elinde olduğu, davacının A. D.. ile yaptığı protokol çerçevesinde senetten doğan borcunu ödediği, karşılığında da davadan feragat ettiği, bunun üzerine A.. D..'nın da takipten feragat ettiği, böylece senedin davacıya A..D.. tarafından iade edildiğinin düşünüldüğü, 18/05/2000 tarihli protokolün 3. maddesinin son paragrafında belirtilen hükmün de bu maddi olgu karşısında geçerli olmadığı gerekçesiyle asıl davada davanın kısmen kabulü ile 41.031,91 TL'nin 09.10.2007 dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, birleşen davada, davanın kabulü ile 78.872 TL.'nin 05.11.2008 dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm ve davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak asıl dava, davalının ödemesi gereken 04.01.2000 vadeli (80.000) DM bedelli bononun davacı tarafından ödenmesi dolayısıyla uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini, birleşen dava ise davacı tarafından ödenen bu bono bedelinin tahsili istemlerine ilişkin olup, davacı vekilince sunulan 16.02.2009 tarihli dilekçe ile asıl davadaki tazminat taleplerinin, eski ortak olan davalının düzenlemiş bulunduğu senetten dolayı müvekkilinin yetkili döviz bürosu çalışma izninin iptal edilmesi sonucu ortaya çıkan zararın tazmininden ibaret olduğu bildirilmiştir.
Gerçekten de dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, 04.01.1999 keşide tarihli, 18.05.2000 vadeli bu bononun lehtarı dava dışı A.. D..tarafından, keşideci davacı O.. Kuyumculuk A.Ş. aleyhine, Ankara 17. İcra Müdürlüğü'nün 2000/100 E. sayılı dosyasında girişilen icra takibi sonucunda, davacının Ziraat Bankası A.Ş. nezdindeki hesabında, döviz bürosu olarak çalışabilmesi için bulundurması gereken paranın bir kısmına haciz konulup icra dosyasına ödendiği, bu nedenle de davacının faaliyet izninin Hazine Müsteşarlığı'nca iptal edildiği anlaşılmaktadır. Asıl davada taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının uğradığı bu zarardaki kusur ve sorumluluğun kimde olduğu noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle asıl davada davacı şirket aleyhine girişilen icra takibine konu bononun, kural olarak keşidecisi bulunan davacı tarafından ödenmesi gerektiği belirtilmelidir. Zira senedin keşide tarihinde davacı şirketin yetkili temsilcisi olan davalı M.. M.. tarafından düzenlendiği konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı gibi bu durumda anılan bononun davacıyı bağlayacağı ve onun tarafından ödenmesi gerektiği hususu, dosya kapsamı ile de sabittir. Dava konusu 17.11.1998 ve 14.01.1999 tarihli protokoller, ancak bononun vadesinde davacı şirketçe ödenmesinden sonra, davacı tarafından
davalı M.. M..'ın sorumlu tutulmasını sağlayabilir. Bu protokollerin üçüncü kişi olan dava dışı A.D..'ya karşı ileri sürülebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla bononun vadesinde ödenmemesi nedeniyle zarara uğranılması durumunda, davacı şirketçe anılan protokollere dayanarak, davalının sorumlu tutulabilmesi de mümkün değildir. Somut uyuşmazlıkta da davacı şirket, aleyhine girişilen 2000/100 E. sayılı icra takip dosyasında ödeme emrinin kendisine tebliğ edilmesine rağmen itirazda bulunmadığı gibi, Hazine Müsteşarlığı'nca kendisine gönderilen uyarı yazısına rağmen, gerekli yasal girişimlerde bulunmamış veya borcunu ödememiştir. O halde davacı şirket, asıl davada ileri sürdüğü zarara, tamamen kendi kusuruyla kendisi neden olmuştur.
Bir an için davalının 16.12.2008 tarihli oturumdaki beyanında, dava konusu bonoyu ödemesi gerektiğini ikrar ettiği, bu nedenle de bononun ödenmemesi nedeniyle oluşan zarardan sorumlu olduğu ileri sürülebilir ise de, anılan beyanında davalı tarafından, bononun ödenmemesinin nedeni, devir bedelinin kendisine ödenmemesi olarak açıklamıştır. Gerçekten de taraflar arasında düzenlenen 18.05.2000 tarihli protokolden dahi, davacı şirketin devir bedeli borcunu davalıya henüz ödemediği anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacı vekilince bu protokolde adı geçen Muhsin Karse'nin, Ö.. B..nın vekili olmadığı, dolayısıyla anılan protokolün geçerli bulunmadığı ileri sürülmüşse de burada önemli olan Muhsin Karse'nin protokolü aynı zamanda davalı şirketi temsilen imzalamasıdır. Nitekim 09.03.1999 tarihli genel kurul toplantı tutanağı ve 11.03.1999 tarih ve 10 numaralı yönetim kurulu kararı uyarınca M.. K.., davacı şirketi münferit imzası ile temsile yetkilidir. Her ne kadar daha sonra davacı şirket vekilince, anılan protokoldeki M.. imzasının kendisine ait olmadığı ileri sürülmüşse de, bu protokolde kararlaştırıldığı üzere, davacı şirketçe davalılar M.. M.. ve A.. D.. aleyhine Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan 2000/171 E.-574 K. sayılı davadan da, davacı şirket adına M..K.. ve Ö.. B.. tarafından feragat edildiğinden, davacı vekilinin anılan beyanı iyiniyet kurallarına uygun bulunmamıştır. Dolayısıyla davalı M.. M..'a hisse devir bedeli alacağı ödenmediğinden, davalının anılan protokoller uyarınca 04.01.1999 keşide tarihli, 18.05.2000 vadeli bonoyu ödemesi gerektiği de ileri sürülemez.
Bu noktada davacı şirketin, davalılar M.. M.. ve A.. D... aleyhine Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açtığı 2000/171 E-574 K. sayılı davadan feragat etmesi nedeniyle de asıl davada tazminat talebinde bulunamayacağı belirtilmelidir. Zira anılan dosyada sunulan dava dilekçesinde, davacı şirket vekilince, davalılar M.. M.. ve A.. D..'nın kötüniyetle anlaşarak 04.01.1999 keşide tarihli bonoyu düzenleyip müvekkilini dolandırdığı, hisse devrinden önceki keşide tarihli bu bonoyu işbu davadaki protokoller gereği davalı M.. M..'ın ödemesi gerektiği ileri sürülmüş ve bu nedenle davalı A.. D.. tarafından girişilen Ankara 17. İcra Müdürlüğü'nün 2000/100 E. sayılı icra takibi nedeniyle borçlu bulunulmadığının tespiti istenmiş, daha sonra sunulan 22.06.2000 tarihli dilekçe ile de davalılarla haricen anlaşıldığı ve bu nedenle davadan feragat edildiği bildirilmiştir. Dolayısıyla anılan davadan feragat edilmesiyle artık aynı maddi vakıalara dayanılarak davalılardan tazminat talep edilemeyeceğinin de kabulü gerekir.
Bu durum karşısında mahkemece, açıklanan tüm bu gerekçelerle asıl davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, asıl davada verilen kararın, davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Davalı vekilinin birleşen davada verilen hükme ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; esasen asıl dava için yukarıda açıklanan ve davacının bu bono bedelini ödemekle yükümlü bulunduğuna ilişkin olan tüm gerekçeler, birleşen davanın reddi için de geçerli olmaktadır.
Ayrıca bir an için birleşen davada davacının dava konusu bono bedelini alacaklı A.. D..ya ödediği, bu nedenle de davalı M.. M..'tan talepte bulunabileceği ileri sürülebilir ise de Ankara 17. İcra Müdürlüğü'nün 2000/100 E. sayılı takip dosyasının incelenmesinden, davacının A.. D..'ya bir ödemede bulunduğu ve dava dışı A. D.nın bu nedenle anılan icra dosyasından feragat ettiği de anlaşılamamaktadır. Zira öncelikle anılan icra dosyasında her hangi bir davacı ödemesi kaydı gözükmemektedir. Bu durumun aksi davacı tarafça ispat da edilememiştir. Sadece bononun iptal edilmesi ve davacının elinde bulunması, bu bono bedelinin davacı tarafından ödendiğini göstermez. Dolayısıyla dava dışı A..D.. vekilinin 28.06.2000 tarihli feragati ivazsız bir feragattir. Diğer bir deyişle 21.06.2000 tarihli protokol nedeniyle dava dışı A.. D... anılan takipten, davacı şirket de Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açtığı 2000/171 E-574 K. sayılı davadan feragat etmiştir. Dava dışı Ziraat Bankası A.Ş. tarafından icra dosyasına ödenen para da iade edildiğinden, anılan icra dosyasında dava dışı A..D.. tarafından bu anlamda da tahsil edilen her hangi bir para yoktur.
Kaldı ki yukarıda da açıklandığı üzere, birleşen davanın konusunu oluşturan bono bedelini ödemesi gereken tarafın davacı olması, davacının anılan protokoller uyarınca dahi davalıya rücu imkanının bulunmaması ve davacı tarafça Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan 2000/171 E-574 K. sayılı davadan feragat edilmesi nedenleriyle dahi birleşen davanın reddi gerekmektedir.
O halde mahkemece birleşen davanın da açıklanan nedenlerle reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi de doğru olmamış, birleşen davada verilen kararın da davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/13056 E. 2012/19867 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:nemalandırma · rücuen tahsil · dahili dava · husumet
Benzer bu kararda2-Dava, davacı şirket tarafından çalıştırdığı işçilere ait tasarruf kesinti ve «nemaların» davalı Banka'ya yatırılmasına rağmen davalı Banka'nın işçiye ödeme yapmaması nedeniyle mahkeme kararıyla işçiye ödemek zorunda kaldığı tutarın davalı Banka'dan «rücuen tahsili» istemine ilişkindir.
Ancak, gerek yargılama aşamasında yürürlükte bulunan 1086 Sayılı HUMK gerekse halen yürürlükte bulunan 6100 Saylı HMK'da zorunlu dava arkadaşlığı dışında «dahili» davalı adında bir müessese bulunmamakta olup davaya «husumetin» yöneltildiği kişi dışında bir başka kişinin davaya ithali mümkün bulunmamaktadır.
Kararı, davalı vekili ve «dahili» davalı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, Hazine Müsteşarlığı aleyhine usulüne uygun açılmış bir dava olmadığı halde resen Hazine Müsteşarlığı' da davaya «dahil» edilerek hem banka hem de Hazine Müsteşarlığı hakkında dava kabul edilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5015 E. 2023/5695 K.
Ortak:dolandırıcılık · protokol · haciz · yönetim kurulu kararı · yetkisizlik kararı · yasal faiz · teminat · temsil · Tazminat
İncelediğiniz karardaD.. tarafından yapılan icra takibi sonucu konulan «hacizler» nedeni ile davacı şirketin döviz bürosu işletme «yetkisinin» Hazine Müsteşarlığı'nca iptal edildiği, davalının eylemi ile oluşan zarar arasında «illiyet bağının» bulunduğu, ancak davacı şirketin de A.D. tarafından yapılan icra takibinde «ödeme emri» 31/01/2000'de tebliğ edilmesine, Hazine Müsteşarlığı'nın uyarı yazısının 06/03/2000’de kendisine gönderilmesine ve bu yazıda haczin sonuçlarının belirtilmesine rağmen gerekli girişimlerde bulunmayıp geç dava açarak, özellikle %115 «teminatla» «ihtiyati tedbir» istemeyip bankadaki teminat hesabından alacak miktarı kadar paranın icra dosyasına aktarılmasını önleyemediğinden zararın oluşumunda müterafik kusurunun bulunduğu, asıl davada zararın 51.289,88 TL olduğu, davalının «kusur oranı» olan %80’e tekabül eden kısmının 41.031,91 TL olduğu, birleşen davada davalının, A.
D..'nın da takipten «feragat» ettiği, böylece senedin davacıya A..D.. tarafından iade edildiğinin düşünüldüğü, 18/05/2000 tarihli «protokolün» 3. maddesinin «son» paragrafında belirtilen hükmün de bu maddi olgu karşısında geçerli olmadığı gerekçesiyle asıl davada davanın kısmen kabulü ile 41.031,91 TL'nin 09.10.2007 dava tarihinden itibaren «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, birleşen davada, davanın kabulü ile 78.872 TL.'nin 05.11.2008 dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili …
B..nın vekili olmadığı, dolayısıyla anılan «protokolün» geçerli bulunmadığı ileri sürülmüşse de burada önemli olan Muhsin Karse'nin protokolü aynı zamanda davalı şirketi «temsilen» imzalamasıdır.
Benzer bu karardaNecati Ersoy isminde bir şahsa düzenleyip verdiği, «vadesi» geldiğinde bonoları kendisinin ödeyeceğine ve bonoların şirkete «teslim» edileceğine ilişkin muris ile şirket arasında 17.02.2000 tarihli «protokol» düzenlendiği, senetlerin vadesinde ödenmemesi üzerine senetlere istinaden icra takibine başvurulduğu ve davacı şirketin hazine müsteşarlığında döviz alım ve satım izni alabilmek için yatırdığı «teminata» «haciz» konulduğu, sonrasında da şirketin faaliyet izninin durdurulmasına karar verilerek şirketin döviz alım satım izninin iptal edildiğinin dosya kapsamı ile sabit olduğ …
İcra Müdürlüğünün 2000/4693 sayılı dosyasına yapılan ödeme ve davalının murisinin şahsi borçlarından ve şirketi «dolandırmaya» yönelik fiillerinden dolayı şirketi «temsil» eden avukatlara ödenen vekalet ücretleri nedeniyle uğranılan maddi zarar olarak belirtildiği, davalının murisi olan Mustafa Muhsin Karse'nin, şirketi borca sokan ve «protokole» aykırı olan borçlandırıcı işlemleri sebebiyle, 92.993,25 TL vergi borca ve gecikme zammı zararı, 73.813,12 TL İzmir 13.
Asliye Hukuk Mahkemesi'nde ikame edilmiş olan dava reddedilmişken, reddedilen davaya dayanılarak ikame edilmiş işbu davanın yasal dayanağı bulunmadığını, «zamanaşımı» itirazının reddine karar verilmişse de bu hususta açık bir hataya düşüldüğünün, olayın 2000 yılında vuku bulduğu, davanın ise 2007 yılında ikame edildiği, zamanışımı süresinin dolduğu ortada olup, yerel mahkeme tarafından zamanaşımı süresi hatalı değerlendirildiğini, şirketin müvekkil aleyhine dava açabilmesi için öncelikle şirket genel kurulunun toplanıp, dava açmaya karar vermesi gerektiği ve bu davanın da genel kurul kararından sonra bir ay içinde şirket denetçileri tarafından açılması gerektiğini, dosya kapsamında alınmış olan raporlarda vergi asıllarının ve faizlerinin ödenmemesinde 2001 ve 2002 tarihlerinde görev yapan «yönetim kurulu» üyelerinin müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olduğu belirtilmişse de; davanın sadece müteveffanın «mirasçısı» sıfatı ile müvekkile yönetildiğini, bilirkişi raporları doğrultusunda da davanın sadece müvekkile yöneltilemeyeceğinin sabit olduğu fakat yerel mahkeme tarafından bu hususun değerlendirilmediğini, «ıslah» tarihinde ıslah edilmiş miktarın da zamanaşımına uğradığını, davacının kendisini bir avukat aracılığı ile «temsil» etmemesi sebebiyle yerel mahkeme tarafından verilmiş olan nispi vekâlet ücretinin kaldırılması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:uzamış ceza zamanaşımı · ceza zamanaşımı · kâr mahrumiyeti · müteselsil sorumluluk · ticari faiz · tazminat davası · zamanaşımı def'i · mirasçılık
Benzer bu kararda… n dava dosyaları, bilirkişi raporları dikkate alındığında, zararın ve mesul olan kişinin öğrenildiği tarihin 17.05.2005 tarihi olduğu, bu tarihten itibaren 5 yıllık «ceza zamanaşımı» süresinin uygulanması gerektiği; «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin 17.05.2010 tarihinde sona ereceği, davanın ise 09.10.2007 tarihinde açıldığı, bu durumda zamanaşımı süresi dolmadan dava açıldığı anlaşılmakla, davalının zamanaşımı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği, davalının murisi olan Mustafa Muhsin Karse'nin, davacı şirketin %48 hissesine sahip ortağı iken şirketteki imza «yetkisini» kullanarak şirketi borç altına sokan toplam 28.400 $’lık 10 adet senedi kayınpederi olan M.
… let ücreti zararı ve ıslahla artırılan talep aşılmayacak ölçüde işletme izninin iptalinden doğan zarara karşılık toplam 230.000,00 TL şirket zararından, murisin tek «mirasçısı» olan davalının sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile, 10.000,00 TL'nin dava tarihi olan 09.10.2007, 220.000,00 TL'nin «ıslah» tarihi olan 10.10.2014 tarihine itibaren işleyecek «ticari faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının şirketteki «payının» şirkete devri ile hisse değeri olan 10.006,80 TL'nin dava tarihine itibaren hesaplanacak ticari faiz ile birlikte hükmolunan alacak miktarından mahsubuna karar ver …
Asliye Hukuk Mahkemesi'nde ikame edilmiş olan dava reddedilmişken, reddedilen davaya dayanılarak ikame edilmiş işbu davanın yasal dayanağı bulunmadığını, «zamanaşımı» itirazının reddine karar verilmişse de bu hususta açık bir hataya düşüldüğünün, olayın 2000 yılında vuku bulduğu, davanın ise 2007 yılında ikame edildiği, zamanışımı süresinin dolduğu ortada olup, yerel mahkeme tarafından zamanaşımı süresi hatalı değerlendirildiğini, şirketin müvekkil aleyhine dava açabilmesi için öncelikle şirket genel kurulunun toplanıp, dava açmaya karar vermesi gerektiği ve bu davanın da genel kurul kararından sonra bir ay içinde şirket denetçileri tarafından açılması gerektiğini, dosya kapsamında alınmış olan raporlarda vergi asıllarının ve faizlerinin ödenmemesinde 2001 ve 2002 tarihlerinde görev yapan «yönetim kurulu» üyelerinin müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olduğu belirtilmişse de; davanın sadece müteveffanın «mirasçısı» sıfatı ile müvekkile yönetildiğini, bilirkişi raporları doğrultusunda da davanın sadece müvekkile yöneltilemeyeceğinin sabit olduğu fakat yerel mahkeme tarafından bu hususun değerlendirilmediğini, «ıslah» tarihinde ıslah edilmiş miktarın da zamanaşımına uğradığını, davacının kendisini bir avukat aracılığı ile «temsil» etmemesi sebebiyle yerel mahkeme tarafından verilmiş olan nispi vekâlet ücretinin kaldırılması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Mahkemece 22.06.2016 tarih, 2011/132 E. ve 2016/424 K. sayılı kararı ile davalının murisi olan Mustafa Muhsin Karse'nin, şirketi borca soktuğu, murisin tek «mirasçısı» olan davalının da bu borçtan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5015 E. 2023/5695 K.
Ortak:dolandırıcılık · protokol · haciz · yönetim kurulu kararı · yetkisizlik kararı · yasal faiz · teminat · temsil · Tazminat
İncelediğiniz karardaD.. tarafından yapılan icra takibi sonucu konulan «hacizler» nedeni ile davacı şirketin döviz bürosu işletme «yetkisinin» Hazine Müsteşarlığı'nca iptal edildiği, davalının eylemi ile oluşan zarar arasında «illiyet bağının» bulunduğu, ancak davacı şirketin de A.D. tarafından yapılan icra takibinde «ödeme emri» 31/01/2000'de tebliğ edilmesine, Hazine Müsteşarlığı'nın uyarı yazısının 06/03/2000’de kendisine gönderilmesine ve bu yazıda haczin sonuçlarının belirtilmesine rağmen gerekli girişimlerde bulunmayıp geç dava açarak, özellikle %115 «teminatla» «ihtiyati tedbir» istemeyip bankadaki teminat hesabından alacak miktarı kadar paranın icra dosyasına aktarılmasını önleyemediğinden zararın oluşumunda müterafik kusurunun bulunduğu, asıl davada zararın 51.289,88 TL olduğu, davalının «kusur oranı» olan %80’e tekabül eden kısmının 41.031,91 TL olduğu, birleşen davada davalının, A.
D..'nın da takipten «feragat» ettiği, böylece senedin davacıya A..D.. tarafından iade edildiğinin düşünüldüğü, 18/05/2000 tarihli «protokolün» 3. maddesinin «son» paragrafında belirtilen hükmün de bu maddi olgu karşısında geçerli olmadığı gerekçesiyle asıl davada davanın kısmen kabulü ile 41.031,91 TL'nin 09.10.2007 dava tarihinden itibaren «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, birleşen davada, davanın kabulü ile 78.872 TL.'nin 05.11.2008 dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili …
B..nın vekili olmadığı, dolayısıyla anılan «protokolün» geçerli bulunmadığı ileri sürülmüşse de burada önemli olan Muhsin Karse'nin protokolü aynı zamanda davalı şirketi «temsilen» imzalamasıdır.
Benzer bu karardaNecati Ersoy isminde bir şahsa düzenleyip verdiği, «vadesi» geldiğinde bonoları kendisinin ödeyeceğine ve bonoların şirkete «teslim» edileceğine ilişkin muris ile şirket arasında 17.02.2000 tarihli «protokol» düzenlendiği, senetlerin vadesinde ödenmemesi üzerine senetlere istinaden icra takibine başvurulduğu ve davacı şirketin hazine müsteşarlığında döviz alım ve satım izni alabilmek için yatırdığı «teminata» «haciz» konulduğu, sonrasında da şirketin faaliyet izninin durdurulmasına karar verilerek şirketin döviz alım satım izninin iptal edildiğinin dosya kapsamı ile sabit olduğ …
İcra Müdürlüğünün 2000/4693 sayılı dosyasına yapılan ödeme ve davalının murisinin şahsi borçlarından ve şirketi «dolandırmaya» yönelik fiillerinden dolayı şirketi «temsil» eden avukatlara ödenen vekalet ücretleri nedeniyle uğranılan maddi zarar olarak belirtildiği, davalının murisi olan Mustafa Muhsin Karse'nin, şirketi borca sokan ve «protokole» aykırı olan borçlandırıcı işlemleri sebebiyle, 92.993,25 TL vergi borca ve gecikme zammı zararı, 73.813,12 TL İzmir 13.
Asliye Hukuk Mahkemesi'nde ikame edilmiş olan dava reddedilmişken, reddedilen davaya dayanılarak ikame edilmiş işbu davanın yasal dayanağı bulunmadığını, «zamanaşımı» itirazının reddine karar verilmişse de bu hususta açık bir hataya düşüldüğünün, olayın 2000 yılında vuku bulduğu, davanın ise 2007 yılında ikame edildiği, zamanışımı süresinin dolduğu ortada olup, yerel mahkeme tarafından zamanaşımı süresi hatalı değerlendirildiğini, şirketin müvekkil aleyhine dava açabilmesi için öncelikle şirket genel kurulunun toplanıp, dava açmaya karar vermesi gerektiği ve bu davanın da genel kurul kararından sonra bir ay içinde şirket denetçileri tarafından açılması gerektiğini, dosya kapsamında alınmış olan raporlarda vergi asıllarının ve faizlerinin ödenmemesinde 2001 ve 2002 tarihlerinde görev yapan «yönetim kurulu» üyelerinin müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olduğu belirtilmişse de; davanın sadece müteveffanın «mirasçısı» sıfatı ile müvekkile yönetildiğini, bilirkişi raporları doğrultusunda da davanın sadece müvekkile yöneltilemeyeceğinin sabit olduğu fakat yerel mahkeme tarafından bu hususun değerlendirilmediğini, «ıslah» tarihinde ıslah edilmiş miktarın da zamanaşımına uğradığını, davacının kendisini bir avukat aracılığı ile «temsil» etmemesi sebebiyle yerel mahkeme tarafından verilmiş olan nispi vekâlet ücretinin kaldırılması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:uzamış ceza zamanaşımı · ceza zamanaşımı · kâr mahrumiyeti · müteselsil sorumluluk · ticari faiz · tazminat davası · zamanaşımı def'i · mirasçılık
Benzer bu kararda… n dava dosyaları, bilirkişi raporları dikkate alındığında, zararın ve mesul olan kişinin öğrenildiği tarihin 17.05.2005 tarihi olduğu, bu tarihten itibaren 5 yıllık «ceza zamanaşımı» süresinin uygulanması gerektiği; «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin 17.05.2010 tarihinde sona ereceği, davanın ise 09.10.2007 tarihinde açıldığı, bu durumda zamanaşımı süresi dolmadan dava açıldığı anlaşılmakla, davalının zamanaşımı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği, davalının murisi olan Mustafa Muhsin Karse'nin, davacı şirketin %48 hissesine sahip ortağı iken şirketteki imza «yetkisini» kullanarak şirketi borç altına sokan toplam 28.400 $’lık 10 adet senedi kayınpederi olan M.
… let ücreti zararı ve ıslahla artırılan talep aşılmayacak ölçüde işletme izninin iptalinden doğan zarara karşılık toplam 230.000,00 TL şirket zararından, murisin tek «mirasçısı» olan davalının sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile, 10.000,00 TL'nin dava tarihi olan 09.10.2007, 220.000,00 TL'nin «ıslah» tarihi olan 10.10.2014 tarihine itibaren işleyecek «ticari faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının şirketteki «payının» şirkete devri ile hisse değeri olan 10.006,80 TL'nin dava tarihine itibaren hesaplanacak ticari faiz ile birlikte hükmolunan alacak miktarından mahsubuna karar ver …
Asliye Hukuk Mahkemesi'nde ikame edilmiş olan dava reddedilmişken, reddedilen davaya dayanılarak ikame edilmiş işbu davanın yasal dayanağı bulunmadığını, «zamanaşımı» itirazının reddine karar verilmişse de bu hususta açık bir hataya düşüldüğünün, olayın 2000 yılında vuku bulduğu, davanın ise 2007 yılında ikame edildiği, zamanışımı süresinin dolduğu ortada olup, yerel mahkeme tarafından zamanaşımı süresi hatalı değerlendirildiğini, şirketin müvekkil aleyhine dava açabilmesi için öncelikle şirket genel kurulunun toplanıp, dava açmaya karar vermesi gerektiği ve bu davanın da genel kurul kararından sonra bir ay içinde şirket denetçileri tarafından açılması gerektiğini, dosya kapsamında alınmış olan raporlarda vergi asıllarının ve faizlerinin ödenmemesinde 2001 ve 2002 tarihlerinde görev yapan «yönetim kurulu» üyelerinin müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olduğu belirtilmişse de; davanın sadece müteveffanın «mirasçısı» sıfatı ile müvekkile yönetildiğini, bilirkişi raporları doğrultusunda da davanın sadece müvekkile yöneltilemeyeceğinin sabit olduğu fakat yerel mahkeme tarafından bu hususun değerlendirilmediğini, «ıslah» tarihinde ıslah edilmiş miktarın da zamanaşımına uğradığını, davacının kendisini bir avukat aracılığı ile «temsil» etmemesi sebebiyle yerel mahkeme tarafından verilmiş olan nispi vekâlet ücretinin kaldırılması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Mahkemece 22.06.2016 tarih, 2011/132 E. ve 2016/424 K. sayılı kararı ile davalının murisi olan Mustafa Muhsin Karse'nin, şirketi borca soktuğu, murisin tek «mirasçısı» olan davalının da bu borçtan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/3017 E. 2017/5524 K.
Ortak:Tazminat
Sonuç: 🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/1227 E. , 2014/20045 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 26/04/2013
NUMARASI 2008/402-2013/160
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 26/04/2013 tarih ve 2008/402-2013/160 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 16.12.2014 günü hazır bulunan asıl ve birleşen davada davacı vekili Av. H.. A.., asıl ve birleşen davada davalı vekilleri Av. J.. K.., Av. R.. Ö.. ve Av. D.. S.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi arafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, asıl ve birleşen davalarda, müvekkilinin Bodrum'da faaliyet gösteren ve döviz alım satım işleri yapan bir şirket iken faaliyet izninin Hazine Müsteşarlığı'nın 17.05.2005 tarihli yazısı ile iptal edildiğini, bu nedenle şirketin amaç ve unvan değişikliğine gittiğini, davalının müvekkilinin ilk ortaklarından olup hisselerini diğer ortaklara devrettiğini, taraflar arasında düzenlenen 17.11.1998 ve 14.01.1999 tarihli protokollere göre davalının protokol tarihine kadar mevcut olan her türlü borcu ödemekle sorumlu olacağını, ancak bu protokollere rağmen davalının şirketin borçlusu olduğu 80.000 Alman Markı tutarındaki senedi düzenleyip üçüncü bir şahsa verdiğini, davalının bu haksız ve kötü niyetli davranışı sonucu müvekkilinin bu borcu ödemek zorunda kaldığını, bunun da şirketin faaliyet izninin durdurulmasına kadar vardığını, davalının belirtilen davranışları nedeniyle tüm zararlardan sorumlu olduğunu ileri sürerek, asıl davada şimdilik 10.000 TL'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiş, 18.05.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile istemini 66.000 TL'ye yükseltmiş, birleşen davada, 80.000 Alman Markı tutarındaki borç senedinin müvekkili tarafından ödemesi nedeniyle girişilen icra takibine davalının itirazının iptali ile %40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini istemiş, 18.05.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile davayı alacak davası olarak ıslah edip 80.000 Alman Markı'nın dava tarihindeki karşılığı 78.872 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, asıl ve birleşen davaların reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davalının yetkili olduğu dönemde davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarına almadığı bir senetle şirketi borçlandırdığı, bu borcun ödenmesindeki sorumluluğun 14/01/1999 tarihli protokol çerçevesinde kendisinde olmasına
rağmen borcu ödenmediği, senedin lehtarı A.. D.. tarafından yapılan icra takibi sonucu konulan hacizler nedeni ile davacı şirketin döviz bürosu işletme yetkisinin Hazine Müsteşarlığı'nca iptal edildiği, davalının eylemi ile oluşan zarar arasında illiyet bağının bulunduğu, ancak davacı şirketin de A.D. tarafından yapılan icra takibinde ödeme emri 31/01/2000'de tebliğ edilmesine, Hazine Müsteşarlığı'nın uyarı yazısının 06/03/2000’de kendisine gönderilmesine ve bu yazıda haczin sonuçlarının belirtilmesine rağmen gerekli girişimlerde bulunmayıp geç dava açarak, özellikle %115 teminatla ihtiyati tedbir istemeyip bankadaki teminat hesabından alacak miktarı kadar paranın icra dosyasına aktarılmasını önleyemediğinden zararın oluşumunda müterafik kusurunun bulunduğu, asıl davada zararın 51.289,88 TL olduğu, davalının kusur oranı olan %80’e tekabül eden kısmının 41.031,91 TL olduğu, birleşen davada davalının, A.
D..’ya yaptığını beyan ettiği ödemeler konusunda geçerli bir belge ibraz edemediği, öte yandan senedin de davacının elinde olduğu, davacının A. D.. ile yaptığı protokol çerçevesinde senetten doğan borcunu ödediği, karşılığında da davadan feragat ettiği, bunun üzerine A.. D..'nın da takipten feragat ettiği, böylece senedin davacıya A..D.. tarafından iade edildiğinin düşünüldüğü, 18/05/2000 tarihli protokolün 3. maddesinin son paragrafında belirtilen hükmün de bu maddi olgu karşısında geçerli olmadığı gerekçesiyle asıl davada davanın kısmen kabulü ile 41.031,91 TL'nin 09.10.2007 dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, birleşen davada, davanın kabulü ile 78.872 TL.'nin 05.11.2008 dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm ve davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak asıl dava, davalının ödemesi gereken 04.01.2000 vadeli (80.000) DM bedelli bononun davacı tarafından ödenmesi dolayısıyla uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini, birleşen dava ise davacı tarafından ödenen bu bono bedelinin tahsili istemlerine ilişkin olup, davacı vekilince sunulan 16.02.2009 tarihli dilekçe ile asıl davadaki tazminat taleplerinin, eski ortak olan davalının düzenlemiş bulunduğu senetten dolayı müvekkilinin yetkili döviz bürosu çalışma izninin iptal edilmesi sonucu ortaya çıkan zararın tazmininden ibaret olduğu bildirilmiştir.
Gerçekten de dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, 04.01.1999 keşide tarihli, 18.05.2000 vadeli bu bononun lehtarı dava dışı A.. D..tarafından, keşideci davacı O.. Kuyumculuk A.Ş. aleyhine, Ankara 17. İcra Müdürlüğü'nün 2000/100 E. sayılı dosyasında girişilen icra takibi sonucunda, davacının Ziraat Bankası A.Ş. nezdindeki hesabında, döviz bürosu olarak çalışabilmesi için bulundurması gereken paranın bir kısmına haciz konulup icra dosyasına ödendiği, bu nedenle de davacının faaliyet izninin Hazine Müsteşarlığı'nca iptal edildiği anlaşılmaktadır. Asıl davada taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının uğradığı bu zarardaki kusur ve sorumluluğun kimde olduğu noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle asıl davada davacı şirket aleyhine girişilen icra takibine konu bononun, kural olarak keşidecisi bulunan davacı tarafından ödenmesi gerektiği belirtilmelidir. Zira senedin keşide tarihinde davacı şirketin yetkili temsilcisi olan davalı M.. M.. tarafından düzenlendiği konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı gibi bu durumda anılan bononun davacıyı bağlayacağı ve onun tarafından ödenmesi gerektiği hususu, dosya kapsamı ile de sabittir. Dava konusu 17.11.1998 ve 14.01.1999 tarihli protokoller, ancak bononun vadesinde davacı şirketçe ödenmesinden sonra, davacı tarafından
davalı M.. M..'ın sorumlu tutulmasını sağlayabilir. Bu protokollerin üçüncü kişi olan dava dışı A.D..'ya karşı ileri sürülebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla bononun vadesinde ödenmemesi nedeniyle zarara uğranılması durumunda, davacı şirketçe anılan protokollere dayanarak, davalının sorumlu tutulabilmesi de mümkün değildir. Somut uyuşmazlıkta da davacı şirket, aleyhine girişilen 2000/100 E. sayılı icra takip dosyasında ödeme emrinin kendisine tebliğ edilmesine rağmen itirazda bulunmadığı gibi, Hazine Müsteşarlığı'nca kendisine gönderilen uyarı yazısına rağmen, gerekli yasal girişimlerde bulunmamış veya borcunu ödememiştir. O halde davacı şirket, asıl davada ileri sürdüğü zarara, tamamen kendi kusuruyla kendisi neden olmuştur.
Bir an için davalının 16.12.2008 tarihli oturumdaki beyanında, dava konusu bonoyu ödemesi gerektiğini ikrar ettiği, bu nedenle de bononun ödenmemesi nedeniyle oluşan zarardan sorumlu olduğu ileri sürülebilir ise de, anılan beyanında davalı tarafından, bononun ödenmemesinin nedeni, devir bedelinin kendisine ödenmemesi olarak açıklamıştır. Gerçekten de taraflar arasında düzenlenen 18.05.2000 tarihli protokolden dahi, davacı şirketin devir bedeli borcunu davalıya henüz ödemediği anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacı vekilince bu protokolde adı geçen Muhsin Karse'nin, Ö.. B..nın vekili olmadığı, dolayısıyla anılan protokolün geçerli bulunmadığı ileri sürülmüşse de burada önemli olan Muhsin Karse'nin protokolü aynı zamanda davalı şirketi temsilen imzalamasıdır.
Nitekim 09.03.1999 tarihli genel kurul toplantı tutanağı ve 11.03.1999 tarih ve 10 numaralı yönetim kurulu kararı uyarınca M.. K.., davacı şirketi münferit imzası ile temsile yetkilidir. Her ne kadar daha sonra davacı şirket vekilince, anılan protokoldeki M.. imzasının kendisine ait olmadığı ileri sürülmüşse de, bu protokolde kararlaştırıldığı üzere, davacı şirketçe davalılar M.. M.. ve A.. D.. aleyhine Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan 2000/171 E.-574 K. sayılı davadan da, davacı şirket adına M..K.. ve Ö.. B.. tarafından feragat edildiğinden, davacı vekilinin anılan beyanı iyiniyet kurallarına uygun bulunmamıştır. Dolayısıyla davalı M.. M..'a hisse devir bedeli alacağı ödenmediğinden, davalının anılan protokoller uyarınca 04.01.1999 keşide tarihli, 18.05.2000 vadeli bonoyu ödemesi gerektiği de ileri sürülemez.
Bu noktada davacı şirketin, davalılar M.. M.. ve A.. D... aleyhine Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açtığı 2000/171 E-574 K. sayılı davadan feragat etmesi nedeniyle de asıl davada tazminat talebinde bulunamayacağı belirtilmelidir. Zira anılan dosyada sunulan dava dilekçesinde, davacı şirket vekilince, davalılar M.. M.. ve A.. D..'nın kötüniyetle anlaşarak 04.01.1999 keşide tarihli bonoyu düzenleyip müvekkilini dolandırdığı, hisse devrinden önceki keşide tarihli bu bonoyu işbu davadaki protokoller gereği davalı M.. M..'ın ödemesi gerektiği ileri sürülmüş ve bu nedenle davalı A.. D.. tarafından girişilen Ankara 17. İcra Müdürlüğü'nün 2000/100 E. sayılı icra takibi nedeniyle borçlu bulunulmadığının tespiti istenmiş, daha sonra sunulan 22.06.2000 tarihli dilekçe ile de davalılarla haricen anlaşıldığı ve bu nedenle davadan feragat edildiği bildirilmiştir.
Dolayısıyla anılan davadan feragat edilmesiyle artık aynı maddi vakıalara dayanılarak davalılardan tazminat talep edilemeyeceğinin de kabulü gerekir.
Bu durum karşısında mahkemece, açıklanan tüm bu gerekçelerle asıl davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, asıl davada verilen kararın, davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Davalı vekilinin birleşen davada verilen hükme ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; esasen asıl dava için yukarıda açıklanan ve davacının bu bono bedelini ödemekle yükümlü bulunduğuna ilişkin olan tüm gerekçeler, birleşen davanın reddi için de geçerli olmaktadır.
Ayrıca bir an için birleşen davada davacının dava konusu bono bedelini alacaklı A.. D..ya ödediği, bu nedenle de davalı M.. M..'tan talepte bulunabileceği ileri sürülebilir ise de Ankara 17. İcra Müdürlüğü'nün 2000/100 E. sayılı takip dosyasının incelenmesinden, davacının A.. D..'ya bir ödemede bulunduğu ve dava dışı A. D.nın bu nedenle anılan icra dosyasından feragat ettiği de anlaşılamamaktadır. Zira öncelikle anılan icra dosyasında her hangi bir davacı ödemesi kaydı gözükmemektedir. Bu durumun aksi davacı tarafça ispat da edilememiştir. Sadece bononun iptal edilmesi ve davacının elinde bulunması, bu bono bedelinin davacı tarafından ödendiğini göstermez. Dolayısıyla dava dışı A..D.. vekilinin 28.06.2000 tarihli feragati ivazsız bir feragattir.
Diğer bir deyişle 21.06.2000 tarihli protokol nedeniyle dava dışı A.. D... anılan takipten, davacı şirket de Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açtığı 2000/171 E-574 K. sayılı davadan feragat etmiştir. Dava dışı Ziraat Bankası A.Ş. tarafından icra dosyasına ödenen para da iade edildiğinden, anılan icra dosyasında dava dışı A..D.. tarafından bu anlamda da tahsil edilen her hangi bir para yoktur.
Kaldı ki yukarıda da açıklandığı üzere, birleşen davanın konusunu oluşturan bono bedelini ödemesi gereken tarafın davacı olması, davacının anılan protokoller uyarınca dahi davalıya rücu imkanının bulunmaması ve davacı tarafça Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan 2000/171 E-574 K. sayılı davadan feragat edilmesi nedenleriyle dahi birleşen davanın reddi gerekmektedir.
O halde mahkemece birleşen davanın da açıklanan nedenlerle reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi de doğru olmamış, birleşen davada verilen kararın da davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen dava davacısı O.. G.. Altın ve Kuyumculuk Tic. A.Ş'den alınıp davalı M.. M..'a verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26,10 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl ve birleşen davada davacıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden asıl ve birleşen davada davalıya iadesine, 18.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/102398800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz