Tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/13541 E. 2014/14920 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yedek akçe↗ kar payı dağıtımı↗ pay defteri kaydı↗ kâr payı dağıtımı↗ hazirun cetveli↗ kar payı↗ sermaye artırımı↗ ticari defter kayıtları↗ hisse senedi↗ ek prim↗ pay defteri↗ anonim şirket↗ kâr dağıtımı↗ ortaklık ilişkisi↗ kâr payı↗ ticari defter↗ cy/cy kaydı↗ eksik inceleme↗ temsil↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında ortaklık ilişkisinin kurulmadığını, davalı şirketlerin davacılardan iddia edilen miktar para aldığının sabit olduğu gerekçesiyle, asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı şirketler vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkin olup yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf, davalının yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile müvekkillerinden para tahsil edildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini iddia etmiş, davalılar ise davacı ile davalı şirketler arasında ortaklık ilişkisi kurulduğunu savunmuştur. Mahkemece, taraflar arasında ortaklık ilişkisinin kurulmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir.
Gerçekten de 6762 sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca anonim şirket ortakları kural olarak şirkete yatırdıkları sermayeyi geri isteyemezler. Ayrıca yetkili kurulların bir kararı olmadıkça da anonim şirketler, pay senetlerini nominal bedellerinin üzerinde halka arz edemezler. Sermaye artırımlarında, yeniden ihraç edilecek payların taliplilerine “primli” olarak tahsis edilmesi mümkündür. Bunun için de, prim miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesinin uyarınca kanuni yedek akçeye eklenmesi gerekir. Anılan hükümlerin uygulanabilmesi için de ortada geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunması gerekmektedir. Anonim şirketlerde hisse sahibi olmanın iki yolu vardır, bunlar aslen veya devren pay sahibi olunmasıdır. Aslen pay sahibi olunması şirketin kuruluşunda yada sermaye artırımında sermayeden pay alma yolu ile pay sahibi olma, devren pay sahibi olma ise, bir anonim ortaklıkta pay sahibi olan bir kişiden sahibi olduğu hisselerin satın alınarak pay sahibi olunmasıdır. Davalı tarafından davacının şirket ortağı olduğu iddia edilerek şirket pay defterinin davacıya ait kısmının fotokopisi dosyaya sunulmuş ise de, bu kayıtta davacının hangi tarihte ve nasıl pay sahibi olduğu, devren mi yoksa, aslen mi pay sahibi olduğu belli değildir. Davacının devren pay sahibi olması halinde, hisse devreden kişinin kim olduğu, davalı şirketin ortağı olup olmadığı, davacının ortaklığına ilişkin bu kaydın ortaklık durum belgesine göre yapılıp yapılmadığı belli olmadığı gibi davacının davalı şirkete ait sermaye hesabı içinde pay sahibi olup olmadığı da belli değildir. Bununla birlikte davacının ortak sıfatıyla genel kurullarına katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kar payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girip girmediği de belli bulunmamaktadır.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalıların savunduğu şekilde bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek kar payı vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Dosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, ortaklar pay defterine göre davacıların ortak olarak kayıtlı olduğu, buna göre davacıların davalı şirketlerin ortakları olduklarına ilişkin tesbit yapılmış ise de yapılan inceleme ve varılan sonuç yeterli değildir. Zira, davacıların şirket ortağı olduklarının ispatı için pay defteri tek başına yeterli değildir.
Bu itibarla, mahkemece, aynı veya başka bir bilirkişi kuruluna davacıların sahih bir şekilde davalı şirketlerin ortağı olup olmadıklarının tesbiti için davalı şirketlerin tüm ticari defter ve kayıtları ile hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve hazirun cetvelleri incelenerek davacılara hisse senedi verilip verilmediği, senedin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde temsil edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği ve davacılara kar payı dağıtılıp dağıtılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacıların ortaklığının sahih olmadığı, pay defterindeki kaydın diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde davacıların ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiği, aksi halde, yani davacıların şirket ortağı olduklarının belirlenmesi halinde bu durumda davacılara verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacılardan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığının tesbiti ile varsa davacılardan fazla alınan bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği, buna göre açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulmasından sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yedek akçe 🔁 aynen tekrar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/19016 E. 2015/4886 K.
Ortak:yedek akçe · kar payı dağıtımı · pay defteri kaydı · kâr payı dağıtımı · hazirun cetveli · kar payı · sermaye artırımı · hisse senedi
İncelediğiniz kararda… a, mahkemece, aynı veya başka bir bilirkişi kuruluna davacıların sahih bir şekilde davalı şirketlerin ortağı olup olmadıklarının tesbiti için davalı şirketlerin tüm «ticari defter» ve kayıtları ile hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve «hazirun cetvelleri» incelenerek davacılara «hisse senedi» verilip verilmediği, senedin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde «temsil» edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği ve davacılara «kar payı dağıtılıp» dağıtılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacıların ortaklığının sahih olmadığı, «pay defterindeki kaydın» diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde davacıların ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiği, aksi halde, yani davacıların şirket ortağı olduklarının belirlenmesi halinde bu durumda davacılara verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacılardan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığının tesbiti ile varsa davacılardan fazla alınan bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği, buna göre açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulmasından sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Aslen pay sahibi olunması şirketin kuruluşunda yada «sermaye artırımında» sermayeden pay alma yolu ile pay sahibi olma, devren pay sahibi olma ise, bir anonim ortaklıkta pay sahibi olan bir kişiden sahibi olduğu hisselerin satın alınarak pay sahibi olunmasıdır.
Benzer bu karardaBu itibarla, mahkemece, aynı veya başka bir bilirkişi kuruluna davacının sahih bir şekilde davalı şirketin ortağı olup olmadığının tespiti için davalı şirketin tüm «ticari defter» ve kayıtları ile hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve «hazirun cetvelleri» incelenerek davacıya «hisse senedi» verilip verilmediği, senedin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde «temsil» edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği ve davacıya «kar payı dağıtılıp» dağıtılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacının ortaklığının sahih olmadığı, «pay defterindeki kaydın» diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde davacının ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiği, aksi halde, yani davacının şirket ortağı olduğunun belirlenmesi halinde bu durumda davacıya verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacıdan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığının tesbiti ile varsa davacıdan fazla alınan bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği, buna göre açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulması ve SPK raporu ile işbu raporda varılan tespitler de incelendikten sonra sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
… lunduğuna dair somut bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, davacı tarafça davalı şirkete ödünç para verildiğine dair ödeme makbuzunun dahi sunulmadığı, davalı şirketin «ticari defterlerinde», davacıdan borç para alındığına veya «sermaye taahhüdü» olarak tahsilat yapıldığına ilişkin herhangi bir muhasebe «kaydının» bulunmadığı, davacının cari hesaptan kaynaklanan borç ve alacak ilişkisinin görülmediği, davalı şirketin «pay defterinde» davacının, davalı şirkette 216 adet «hisse senedine» sahip olduğunun görüldüğü, sermayenin iadesi «yasağı» gereği davacının davalı şirkete ödediği sermaye «payının» iadesini talep edemeyeceği, davalı ... hakkında gerek sermaye piyasası kanununa muhalefet suçundan gerekse de «dolandırıcılık» ve özel evrakta «sahtecilik» suçundan açılan kamu davalarının «zamanaşımı» nedeniyle ortadan kaldırıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesi uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi ve anılan hükümlerin uygulanabilmesi için de ortada geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunması gerekmektedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sermaye taahhüdü · sahtecilik · oy yasağı · dolandırıcılık · taahhütname · zamanaşımı
Benzer bu kararda… lunduğuna dair somut bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, davacı tarafça davalı şirkete ödünç para verildiğine dair ödeme makbuzunun dahi sunulmadığı, davalı şirketin «ticari defterlerinde», davacıdan borç para alındığına veya «sermaye taahhüdü» olarak tahsilat yapıldığına ilişkin herhangi bir muhasebe «kaydının» bulunmadığı, davacının cari hesaptan kaynaklanan borç ve alacak ilişkisinin görülmediği, davalı şirketin «pay defterinde» davacının, davalı şirkette 216 adet «hisse senedine» sahip olduğunun görüldüğü, sermayenin iadesi «yasağı» gereği davacının davalı şirkete ödediği sermaye «payının» iadesini talep edemeyeceği, davalı ... hakkında gerek sermaye piyasası kanununa muhalefet suçundan gerekse de «dolandırıcılık» ve özel evrakta «sahtecilik» suçundan açılan kamu davalarının «zamanaşımı» nedeniyle ortadan kaldırıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/17226 E. 2013/6949 K.
Ortak:yedek akçe · kar payı · sermaye artırımı · hisse senedi · ek prim · pay defteri · anonim şirket · kâr dağıtımı
İncelediğiniz kararda… a, mahkemece, aynı veya başka bir bilirkişi kuruluna davacıların sahih bir şekilde davalı şirketlerin ortağı olup olmadıklarının tesbiti için davalı şirketlerin tüm «ticari defter» ve kayıtları ile hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve «hazirun cetvelleri» incelenerek davacılara «hisse senedi» verilip verilmediği, senedin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde «temsil» edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği ve davacılara «kar payı dağıtılıp» dağıtılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacıların ortaklığının sahih olmadığı, «pay defterindeki kaydın» diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde davacıların ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiği, aksi halde, yani davacıların şirket ortağı olduklarının belirlenmesi halinde bu durumda davacılara verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacılardan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığının tesbiti ile varsa davacılardan fazla alınan bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği, buna göre açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulmasından sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Gerçekten de 6762 sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca «anonim şirket» ortakları kural olarak şirkete yatırdıkları sermayeyi geri isteyemezler.
Benzer bu karardaBunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) ...’nın 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacının davalı şirkete ortak olma iradesi olmadığı halde kaynağı da belli olmayacak şekilde ortaklık «pay defterine» kaydedildiği, yüksek gelir elde edileceği vaadiyle iradesi yanıltılarak davacıdan para alındığı, başlangıçtaki ortaklık akdinin «muvazaalı» olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tespitine, 72.189,58 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Gerçekten de ...'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca «anonim şirket» ortakları kural olarak şirkete yatırdıkları sermayeyi geri isteyemezler.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:irade fesadı · tefrik · zamanaşımı defi · muvazaa · hile · hak düşürücü süre · yasal faiz · zamanaşımı
Benzer bu karardaİnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri A.Ş'de ise 6.000 TL nominal değeri olan 880 adet hisseye sahip olduğu, davacı tarafça sunulan 31.08.2001 tarihli «hisse senedi» satış belgesinde 880 adet hisseye karşılık 68.860 DM değer yazıldığı, bu belgeye itibar edilmesi halinde «ortaklık ilişkisinin» kurulmuş sayılabileceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde ise BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğu belirtilmiş olup yukarıda açıklanan hususlara değinmeyen işbu yetersiz bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli bulunmamaktadır.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacının davalı şirkete ortak olma iradesi olmadığı halde kaynağı da belli olmayacak şekilde ortaklık «pay defterine» kaydedildiği, yüksek gelir elde edileceği vaadiyle iradesi yanıltılarak davacıdan para alındığı, başlangıçtaki ortaklık akdinin «muvazaalı» olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tespitine, 72.189,58 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bu itibarla, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda taraflar arasındaki ilişkinin «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği gibi mevduat ilişkisi mi olduğunun tam olarak açıklığa kavuşturularak, «zamanaşımı definin» de buna göre değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. ...-Kabule göre de, dosyaya sunulan bilirkişi raporunda davacının hem d …
Mahkemece davacının yüksek gelir elde edeceği vaadi ile yanıltıldığı, başlangıçtaki ortaklık akdinin «muvazaalı» olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/676 E. 2014/8019 K.
Ortak:yedek akçe · kar payı · sermaye artırımı · ek prim · pay defteri · anonim şirket · kâr dağıtımı · ortaklık ilişkisi
İncelediğiniz kararda… a, mahkemece, aynı veya başka bir bilirkişi kuruluna davacıların sahih bir şekilde davalı şirketlerin ortağı olup olmadıklarının tesbiti için davalı şirketlerin tüm «ticari defter» ve kayıtları ile hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve «hazirun cetvelleri» incelenerek davacılara «hisse senedi» verilip verilmediği, senedin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde «temsil» edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği ve davacılara «kar payı dağıtılıp» dağıtılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacıların ortaklığının sahih olmadığı, «pay defterindeki kaydın» diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde davacıların ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiği, aksi halde, yani davacıların şirket ortağı olduklarının belirlenmesi halinde bu durumda davacılara verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacılardan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığının tesbiti ile varsa davacılardan fazla alınan bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği, buna göre açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulmasından sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalıların savunduğu şekilde bir «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek «kar payı» vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Benzer bu karardaBunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalının savunduğu şekilde bir «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek «kar payı» vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
… iddia savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirkete ortak olma iradesi olmadığı halde kaynağı da belli olmayacak şekilde ortaklık «pay defterine» ortak olarak kaydedildiği, oysa davacının davalı şirkete ortak olmak yönünde para vermediği, yüksek gelir elde edeceği vaadiyle iradesinin yanıltılarak kendisinden para alındığı, başlangıçtaki işlemin ortaklık akdi şeklinde gösterilerek «muvazaalı» işlem yapıldığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, 136.155 DM karşılığı 128.885,10 TL’nin «temerrüt faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:tediye makbuzu · irade fesadı · tefrik · zamanaşımı defi · muvazaa · hile · hak düşürücü süre · temerrüt faizi
Benzer bu karardaAŞ. ye devrettiğine ilişkin davacı imzalı beyanın olduğu bu belgelere itibar edilmesi halinde «ortaklık ilişkisinin» kurulmuş sayılabileceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde ise BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğu belirtilmiş olup yukarıda açıklanan hususlara değinmeyen işbu yetersiz bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli bulunmamaktadır.
… iddia savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirkete ortak olma iradesi olmadığı halde kaynağı da belli olmayacak şekilde ortaklık «pay defterine» ortak olarak kaydedildiği, oysa davacının davalı şirkete ortak olmak yönünde para vermediği, yüksek gelir elde edeceği vaadiyle iradesinin yanıltılarak kendisinden para alındığı, başlangıçtaki işlemin ortaklık akdi şeklinde gösterilerek «muvazaalı» işlem yapıldığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, 136.155 DM karşılığı 128.885,10 TL’nin «temerrüt faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemece davacının yüksek gelir elde edeceği vaadi ile yanıltıldığı, başlangıçtaki ortaklık akdinin «muvazaalı» olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri A.Ş'de ise 9.000,00 TL nominal değeri olan 1500 adet hisseye sahip olduğu, davalı tarafça sunulan 25.08.2005 ve 16.08.2006 tarihli kasa «tediye makbuzlarında» dava dışı K.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/10679 E. 2012/8336 K.
Ortak:yedek akçe · kar payı · sermaye artırımı · ek prim · pay defteri · anonim şirket · kâr dağıtımı · ortaklık ilişkisi
İncelediğiniz kararda… a, mahkemece, aynı veya başka bir bilirkişi kuruluna davacıların sahih bir şekilde davalı şirketlerin ortağı olup olmadıklarının tesbiti için davalı şirketlerin tüm «ticari defter» ve kayıtları ile hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve «hazirun cetvelleri» incelenerek davacılara «hisse senedi» verilip verilmediği, senedin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde «temsil» edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği ve davacılara «kar payı dağıtılıp» dağıtılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacıların ortaklığının sahih olmadığı, «pay defterindeki kaydın» diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde davacıların ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiği, aksi halde, yani davacıların şirket ortağı olduklarının belirlenmesi halinde bu durumda davacılara verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacılardan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığının tesbiti ile varsa davacılardan fazla alınan bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği, buna göre açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulmasından sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalıların savunduğu şekilde bir «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek «kar payı» vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nın 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nin «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nun 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pay defterine kayıt · tahsilat makbuzu · bedel iadesi · zamanaşımı defi · ara karar · kesin süre · temerrüt faizi · tacir
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nın 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nin «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Somut olayda, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf “davalı şirket yöneticileri ve atadıkları «temsilcileri» vasıtası ile yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil edildiğini, tahsil edilen paralara karşılık kimilerine «tahsil makbuzu», kimilerine ise “ortaklık durum belgesi” adı altında belge verildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu, davalı şirket tarafından para veren kişilerin şirket ortağı olarak «pay defterine kayıt» edilmiş olsa bile para veren kişilerin ortak olma amacının olmadığını, şirkete verilen paranın iade edilmeyeceği bilinse idi kimsenin davalı şirkete para vermeyece …
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Her ne kadar mahkemece bilirkişi raporu alınması hususunda «ara» karar oluşturularak davacıya «kesin süre» verilmiş ve davacı tarafça kesin süre içinde «masraf» yatırılmamış ise de, sadece muhasip bilirkişiden rapor alınmasına yönelik karar verilmiş olması nedeniyle Dairemizin emsal uyuşmazlıklarda vermiş olduğu kararlarda …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/11070 E. 2012/8979 K.
Ortak:yedek akçe · kar payı · sermaye artırımı · ek prim · pay defteri · anonim şirket · kâr dağıtımı · ortaklık ilişkisi
İncelediğiniz kararda… a, mahkemece, aynı veya başka bir bilirkişi kuruluna davacıların sahih bir şekilde davalı şirketlerin ortağı olup olmadıklarının tesbiti için davalı şirketlerin tüm «ticari defter» ve kayıtları ile hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve «hazirun cetvelleri» incelenerek davacılara «hisse senedi» verilip verilmediği, senedin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde «temsil» edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği ve davacılara «kar payı dağıtılıp» dağıtılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacıların ortaklığının sahih olmadığı, «pay defterindeki kaydın» diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde davacıların ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiği, aksi halde, yani davacıların şirket ortağı olduklarının belirlenmesi halinde bu durumda davacılara verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacılardan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığının tesbiti ile varsa davacılardan fazla alınan bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği, buna göre açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulmasından sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalıların savunduğu şekilde bir «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek «kar payı» vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, yönetici olan davalıların TTK'nun 336 maddesi uyarınca sorumlu oldukları, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nIn «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nun 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pay defterine kayıt · tahsilat makbuzu · bedel iadesi · zamanaşımı defi · ara karar · kesin süre · temerrüt faizi · tacir
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, yönetici olan davalıların TTK'nun 336 maddesi uyarınca sorumlu oldukları, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nIn «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Somut olayda, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf “davalı şirket yöneticileri ve atadıkları «temsilcileri» vasıtası ile yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil edildiğini, tahsil edilen paralara karşılık kimilerine «tahsil makbuzu», kimilerine ise “ortaklık durum belgesi” adı altında belge verildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu, davalı şirket tarafından para veren kişilerin şirket ortağı olarak «pay defterine kayıt» edilmiş olsa bile para veren kişilerin ortak olma amacının olmadığını, şirkete verilen paranın iade edilmeyeceği bilinse idi kimsenin davalı şirkete para vermeyece …
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Her ne kadar mahkemece bilirkişi raporu alınması hususunda «ara» karar oluşturularak davacıya «kesin süre» verilmiş ve davacı tarafça kesin süre içinde «masraf» yatırılmamış ise de, sadece muhasip bilirkişiden rapor alınmasına yönelik karar verilmiş olması nedeniyle Dairemizin emsal uyuşmazlıklarda vermiş olduğu kararlarda …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/10785 E. 2012/8346 K.
Ortak:yedek akçe · kar payı · sermaye artırımı · ek prim · pay defteri · anonim şirket · kâr dağıtımı · ortaklık ilişkisi
İncelediğiniz kararda… a, mahkemece, aynı veya başka bir bilirkişi kuruluna davacıların sahih bir şekilde davalı şirketlerin ortağı olup olmadıklarının tesbiti için davalı şirketlerin tüm «ticari defter» ve kayıtları ile hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve «hazirun cetvelleri» incelenerek davacılara «hisse senedi» verilip verilmediği, senedin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde «temsil» edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği ve davacılara «kar payı dağıtılıp» dağıtılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacıların ortaklığının sahih olmadığı, «pay defterindeki kaydın» diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde davacıların ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiği, aksi halde, yani davacıların şirket ortağı olduklarının belirlenmesi halinde bu durumda davacılara verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacılardan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığının tesbiti ile varsa davacılardan fazla alınan bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği, buna göre açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulmasından sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalıların savunduğu şekilde bir «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek «kar payı» vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nın 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nin «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nun 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pay defterine kayıt · tahsilat makbuzu · bedel iadesi · zamanaşımı defi · ara karar · kesin süre · temerrüt faizi · tacir
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nın 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nin «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Somut olayda, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf “davalı şirket yöneticileri ve atadıkları «temsilcileri» vasıtası ile yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil edildiğini, tahsil edilen paralara karşılık kimilerine «tahsil makbuzu», kimilerine ise “ortaklık durum belgesi” adı altında belge verildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu, davalı şirket tarafından para veren kişilerin şirket ortağı olarak «pay defterine kayıt» edilmiş olsa bile para veren kişilerin ortak olma amacının olmadığını, şirkete verilen paranın iade edilmeyeceği bilinse idi kimsenin davalı şirkete para vermeyece …
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Her ne kadar mahkemece bilirkişi raporu alınması hususunda «ara» karar oluşturularak davacıya «kesin süre» verilmiş ve davacı tarafça kesin süre içinde «masraf» yatırılmamış ise de, sadece muhasip bilirkişiden rapor alınmasına yönelik karar verilmiş olması nedeniyle Dairemizin emsal uyuşmazlıklarda vermiş olduğu kararlarda …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/10686 E. 2012/8343 K.
Ortak:yedek akçe · kar payı · sermaye artırımı · ek prim · pay defteri · anonim şirket · kâr dağıtımı · ortaklık ilişkisi
İncelediğiniz kararda… a, mahkemece, aynı veya başka bir bilirkişi kuruluna davacıların sahih bir şekilde davalı şirketlerin ortağı olup olmadıklarının tesbiti için davalı şirketlerin tüm «ticari defter» ve kayıtları ile hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve «hazirun cetvelleri» incelenerek davacılara «hisse senedi» verilip verilmediği, senedin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde «temsil» edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği ve davacılara «kar payı dağıtılıp» dağıtılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacıların ortaklığının sahih olmadığı, «pay defterindeki kaydın» diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde davacıların ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiği, aksi halde, yani davacıların şirket ortağı olduklarının belirlenmesi halinde bu durumda davacılara verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacılardan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığının tesbiti ile varsa davacılardan fazla alınan bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği, buna göre açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulmasından sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalıların savunduğu şekilde bir «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek «kar payı» vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nun 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pay defterine kayıt · tahsilat makbuzu · bedel iadesi · zamanaşımı defi · ara karar · kesin süre · temerrüt faizi · tacir
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Somut olayda, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf “davalı şirket yöneticileri ve atadıkları «temsilcileri» vasıtası ile yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil edildiğini, tahsil edilen paralara karşılık kimilerine «tahsil makbuzu», kimilerine ise “ortaklık durum belgesi” adı altında belge verildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu, davalı şirket tarafından para veren kişilerin şirket ortağı olarak «pay defterine kayıt» edilmiş olsa bile para veren kişilerin ortak olma amacının olmadığını, şirkete verilen paranın iade edilmeyeceği bilinse idi kimsenin davalı şirkete para vermeyece …
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Her ne kadar mahkemece bilirkişi raporu alınması hususunda «ara» karar oluşturularak davacıya «kesin süre» verilmiş ve davacı tarafça kesin süre içinde «masraf» yatırılmamış ise de, sadece muhasip bilirkişiden rapor alınmasına yönelik karar verilmiş olması nedeniyle Dairemizin emsal uyuşmazlıklarda vermiş olduğu kararlarda …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/10684 E. 2012/8341 K.
Ortak:yedek akçe · kar payı · sermaye artırımı · ek prim · pay defteri · anonim şirket · kâr dağıtımı · ortaklık ilişkisi
İncelediğiniz kararda… a, mahkemece, aynı veya başka bir bilirkişi kuruluna davacıların sahih bir şekilde davalı şirketlerin ortağı olup olmadıklarının tesbiti için davalı şirketlerin tüm «ticari defter» ve kayıtları ile hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve «hazirun cetvelleri» incelenerek davacılara «hisse senedi» verilip verilmediği, senedin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde «temsil» edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği ve davacılara «kar payı dağıtılıp» dağıtılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacıların ortaklığının sahih olmadığı, «pay defterindeki kaydın» diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde davacıların ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiği, aksi halde, yani davacıların şirket ortağı olduklarının belirlenmesi halinde bu durumda davacılara verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacılardan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığının tesbiti ile varsa davacılardan fazla alınan bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği, buna göre açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulmasından sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalıların savunduğu şekilde bir «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek «kar payı» vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nın 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nun 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pay defterine kayıt · tahsilat makbuzu · bedel iadesi · zamanaşımı defi · ara karar · kesin süre · temerrüt faizi · tacir
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nın 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Somut olayda, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf “davalı şirket yöneticileri ve atadıkları «temsilcileri» vasıtası ile yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil edildiğini, tahsil edilen paralara karşılık kimilerine «tahsil makbuzu», kimilerine ise “ortaklık durum belgesi” adı altında belge verildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu, davalı şirket tarafından para veren kişilerin şirket ortağı olarak «pay defterine kayıt» edilmiş olsa bile para veren kişilerin ortak olma amacının olmadığını, şirkete verilen paranın iade edilmeyeceği bilinse idi kimsenin davalı şirkete para vermeyece …
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Her ne kadar mahkemece bilirkişi raporu alınması hususunda «ara» karar oluşturularak davacıya «kesin süre» verilmiş ve davacı tarafça kesin süre içinde «masraf» yatırılmamış ise de, sadece muhasip bilirkişiden rapor alınmasına yönelik karar verilmiş olması nedeniyle Dairemizin emsal uyuşmazlıklarda vermiş olduğu kararlarda …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/13541 E. , 2014/14920 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ UŞAK 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ 16/05/2013
NUMARASI 2006/219-2013/214
Taraflar arasında görülen davada Uşak 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16/05/2013 tarih ve 2006/219-2013/214 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı U.Holding A.Ş. vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 30/09/2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan asıl ve birleşen davada davalı U. Uşak A.Ş. ve birleşen davada davalı U. Holding A.Ş. vekili Av. A. A. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davalı şirket yöneticileri tarafından yatırılan paraların istendiği her an geri çekilebileceği ve karşılığında yüksek faiz verileceği vaadiyle para toplama faaliyetinde bulunulduğunu, müvekkillerinden bunlara dair garanti verilmek suretiyle 100.000 DM tahsil edildiğini, yatırdıkları paranın %20 oranında değer kazandığını ve her istedikleri an geri çekilebileceğinin söylenmesi nedeniyle davalılara güvenen müvekkillerinden daha sonra 40.000 DM daha tahsil edildiğini, müvekkillerine 19/07/2000 tarihinde verilen U. Holding A.Ş. hesap ekstresi adlı belge ile şirkette bulunan parasının 150.004 DM olduğunun bildirildiğini, müvekkillerine bir süre sonra üzerinde U. Holding A.Ş.
hisse senedi ibaresi bulunan hisse senedi özelliklerine ve şartlarına uymayan belgelerin gönderildiğini, müvekkillerinin yatırdıkları parayı talep etmelerine davalı tarafından ödeme yapılmadığını, taraflar arasında geçerli bir hisse senedi satım sözleşmesi kurulmadığını, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığını ileri sürerek, 140.000 DM karşılığı 112.000,00 TL'nin temerrüt faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davacı vekili, aynı gerekçelerle müvekkilinden de 42.900,00 DM tahsil edildiğini, müvekkiline 18/01/1999 tarihinde yatırdığı 20.400 DM karşılığında "U.- U.M. Pazarlama San. Ve Tic. A.Ş. Tahsil Fişi" adlı bir belge verildiğini, aynı şekilde 24/10/2000 tarihinde yatırılan 22.500 DM karşılığında ise üzerinde sadece "Tahsil Fişi" yazılı başka bir belge daha verildiğini, bir süre sonra müvekkili tarafından yatırılan paranın iadesi istenildiği halde davalı tarafından ödeme yapılmadığını ileri sürerek, 42.900 DM karşılığı 39.600,00 TL'nin temerrüt faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirketler vekili, davacıların müvekkili şirketlerden hisse senedi satın alarak ortak olduklarını, şirket ortağı olan kişinin ödediği sermaye bedelini şirketten isteyememeğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında ortaklık ilişkisinin kurulmadığını, davalı şirketlerin davacılardan iddia edilen miktar para aldığının sabit olduğu gerekçesiyle, asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı şirketler vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkin olup yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf, davalının yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile müvekkillerinden para tahsil edildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini iddia etmiş, davalılar ise davacı ile davalı şirketler arasında ortaklık ilişkisi kurulduğunu savunmuştur. Mahkemece, taraflar arasında ortaklık ilişkisinin kurulmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir.
Gerçekten de 6762 sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca anonim şirket ortakları kural olarak şirkete yatırdıkları sermayeyi geri isteyemezler. Ayrıca yetkili kurulların bir kararı olmadıkça da anonim şirketler, pay senetlerini nominal bedellerinin üzerinde halka arz edemezler. Sermaye artırımlarında, yeniden ihraç edilecek payların taliplilerine “primli” olarak tahsis edilmesi mümkündür. Bunun için de, prim miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesinin uyarınca kanuni yedek akçeye eklenmesi gerekir. Anılan hükümlerin uygulanabilmesi için de ortada geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunması gerekmektedir. Anonim şirketlerde hisse sahibi olmanın iki yolu vardır, bunlar aslen veya devren pay sahibi olunmasıdır.
Aslen pay sahibi olunması şirketin kuruluşunda yada sermaye artırımında sermayeden pay alma yolu ile pay sahibi olma, devren pay sahibi olma ise, bir anonim ortaklıkta pay sahibi olan bir kişiden sahibi olduğu hisselerin satın alınarak pay sahibi olunmasıdır. Davalı tarafından davacının şirket ortağı olduğu iddia edilerek şirket pay defterinin davacıya ait kısmının fotokopisi dosyaya sunulmuş ise de, bu kayıtta davacının hangi tarihte ve nasıl pay sahibi olduğu, devren mi yoksa, aslen mi pay sahibi olduğu belli değildir. Davacının devren pay sahibi olması halinde, hisse devreden kişinin kim olduğu, davalı şirketin ortağı olup olmadığı, davacının ortaklığına ilişkin bu kaydın ortaklık durum belgesine göre yapılıp yapılmadığı belli olmadığı gibi davacının davalı şirkete ait sermaye hesabı içinde pay sahibi olup olmadığı da belli değildir.
Bununla birlikte davacının ortak sıfatıyla genel kurullarına katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kar payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girip girmediği de belli bulunmamaktadır.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalıların savunduğu şekilde bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek kar payı vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Dosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, ortaklar pay defterine göre davacıların ortak olarak kayıtlı olduğu, buna göre davacıların davalı şirketlerin ortakları olduklarına ilişkin tesbit yapılmış ise de yapılan inceleme ve varılan sonuç yeterli değildir. Zira, davacıların şirket ortağı olduklarının ispatı için pay defteri tek başına yeterli değildir.
Bu itibarla, mahkemece, aynı veya başka bir bilirkişi kuruluna davacıların sahih bir şekilde davalı şirketlerin ortağı olup olmadıklarının tesbiti için davalı şirketlerin tüm ticari defter ve kayıtları ile hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve hazirun cetvelleri incelenerek davacılara hisse senedi verilip verilmediği, senedin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde temsil edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği ve davacılara kar payı dağıtılıp dağıtılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacıların ortaklığının sahih olmadığı, pay defterindeki kaydın diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde davacıların ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiği, aksi halde, yani davacıların şirket ortağı olduklarının belirlenmesi halinde bu durumda davacılara verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacılardan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığının tesbiti ile varsa davacılardan fazla alınan bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği, buna göre açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulmasından sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle mümeyyiz davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın adı geçen davalılar yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen davada davacılardan alınarak davalı şirketlere verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 30/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/102198100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz