Çıplak pay
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/6567 E. 2014/16638 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
çıplak pay↗ ayni sermaye↗ nama yazılı pay↗ ciro ve teslim↗ alacağın devri↗ sermaye taahhüdü↗ resmi şekil↗ terditli dava↗ pay defteri kaydı↗ şekil şartı↗ imza incelemesi↗ pay devri↗ malvarlığına ilişkin dava↗ borcun üstlenilmesi↗ alacağın temliki↗ hisse devri↗ ciro↗ pay defteri↗ hisse devir sözleşmesi↗ ifa↗ hamil↗ sebepsiz zenginleşme↗ temlik↗ anonim şirket↗ kâr payı↗ ticaret sicili↗ geçersizlik↗ yönetim kurulu kararı↗ taahhütname↗ yasal faiz↗ ilan↗ cy/cy kaydı↗ teslim↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı ... ile davacı arasında yapılan 29/06/2010 tarihli hisse devir sözleşmesindeki imzanın davalı ... eli ürünü olduğu anlaşıldığından ve davalı tarafından yapılan sözleşmede iradesini fesada uğratan bir durum bulunduğu ispat edilemediğinden davacı ile davalı ... arasında yapılan hisse devir sözleşmesinin anılan davalıyı bağlayıcı nitelikte olduğu, sözleşmenin yapıldığı ve talep tarihinde yürürlükte bulunan 6762 Sayılı TTK'nun 137. maddesi gereğince ticaret şirketlerinin şirket sözleşmesinde yazılı işletme konusunun çevresi içinde kalmak şartıyla bütün hakları ve borçları iltizam edebileceklerinin düzenlenmesi karşısında davalı ...'ten davalı ... Basın San. A.Ş'nin 2096 hissesini devir alan davacı şirketin iştigal mevzularının birbirine benzemediği ve tamamen farklı olduğundan, davalı ... ile davacı tarafın yapmış olduğu 29/06/2010 tarihli hisse devir sözleşmesinin yapıldığı andan itibaren geçersiz olduğu, bunun davalı ...'e yapılan hisse devir sözleşmesini geçersiz kılmayacağı fakat 29/06/2010 tarihli sözleşmede belirtilen ve davacı tarafça ödenen semenin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre davalı ... tarafından davacı tarafa iadesi gerektiği gerekçesiyle, davacının davalı ...'e yönelik davasının kabulü ile hisse devir sözleşmesi dolayısıyla ödenen 52.400 TL'nın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'ten alınarak davacı tarafa verilmesine, davalılar ... ve ... Basın San. A.Ş'ne yönelik davanın ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ile davalı ... vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; davacı terditli olarak öncelikle 29.06.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi ile devraldığı davalı anonim şirket hisselerinin şirket pay defterine kaydedilmediği iddiası ile hisse devri işleminin davalı şirket pay defterine kaydına karar verilmesini, bu olmadığı takdirde hisselerin karşılığı olarak ödediği bedelin iadesini istemiştir. Davalı ... hisse devir sözleşmesini inkar etmiş ise de; yapılan imza incelemesi sonucunda hisse devir sözleşmesindeki imzanın davalı ...'e ait olduğu anlaşılmıştır. Davalı şirketin ana sözleşmesinde yapılan değişiklik ile davalı şirket hisse senetlerinin hamiline yazılı hale getirildiği ve bu değişikliğin 30.04.1980 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği de dosya kapsamıyla sabittir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan “Hisse Senetlerinin Devri” başlıklı TTK’nun 415. ve 416. maddelerinde, hamile ve nama yazılı hisse senetlerinin ne şekilde devredileceği gösterilmiş olup, her iki halde de hisse devrinin noterden yapılması gerektiği, bunun sıhhat şartı olduğuna dair bir koşul yoktur. TTK'nun 415. maddesinde hamile yazılı pay senetlerinin devri için özel bir düzenleme getirilmiştir. Hamile yazılı senetler, elden teslim ile devir edilir. Bu işlem ile pay devri yapılmış olur. Nama yazılı pay senetleri ise ciro ve teslim ile devir edilir. Ancak, devir şirkete karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder. Anonim ortaklığın çıplak paylarının devri konusunda TTK bünyesinde bir hüküm bulunmamaktadır.
Payın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği hususunda görüş birliği mevcuttur. Ancak payın serbestçe devredilebilirliğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar kuşkusuz çıplak pay için de geçerlidir. Çıplak payın devri genel hükümler doğrultusunda yapılır. Uygulanacak hükümler payın bedelinin tamamen ödenmiş olup olmadığı hususuna göre değişir. Bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devri genel hüküm niteliğindeki alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Alacağın temliki tasarufi bir işlem olduğu için, bununla çıplak pay devralana geçer. Şekil olarak bedeli tam ödenmiş çıplak payın devri, payın devredildiğini içeren yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile söz konusu olur. Anonim ortaklık payı bünyesinde çeşitli alacak hakları bulundurmaktadır. İşbu alacak haklarının devredilmesi eğer pay senede bağlanmamışsa, ancak BK'da düzenlenen alacağın temliki vasıtasıyla gerçekleşebilir. Alacağın temliki de yazılı şekilde yapılır. Bedeli hiç ödenmemiş veya kısmen ödenmiş çıplak payın devrinin hukuki niteliği bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devrinden farklıdır. Zira, bedelinin tamamı ödenmiş pay tali yükümleri bir yana bırakacak olursak, pay sahibi açısından her hangi bir malvarlıksal borç içermemekte dolayısıyla sahip olduğu alacak hakkı niteliğindeki haklarından ötürü devri yukarıda açıklandığı üzere alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Ancak bedeli tam olarak ödenmemiş pay için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Çünkü bedeli tam ödenmemiş pay, pay sahibi dışından malvarlıksal borç niteliğindeki taahhüt edilen pay bedelinin ödenmesi borcunu içerir. Anonim ortaklıklarda pay sahibinin asli borcu, taahhüt ettiği payların karşılığını oluşturan edimin ifasıdır. Bu kural hem nakdi hem de ayni sermaye taahhüdü için geçerlidir. Pay sahiplerinin taahhüt ettikleri payların karşılığını oluşturan edimi ifa etme borçları, ortaklık dışında da bir alacak hakkı teşkil eder. Bu durumda, karşılığı tamamen ödenmemiş bir payın devri devralan kişi açısından bir borç yüklenmesi niteliğine sahip olacağından ötürü devir işleminin borcun üstlenilmesi hükümleri uyarınca, yani bir iç üstlenme sözleşmesi ve alacaklı konumundaki anonim ortaklığın onayı alınmak sureti ile yapılması gereklidir. İç üstlenme sözleşmesinin tabi olduğu şekil şartı hakkında hiç bir hüküm öngörülmemiştir. Bu sebepten ötürü, hukukumuzda hakim olan şekil serbestisi ilkesi uyarınca tarafların söz konusu nakil sözleşmesini herhangi bir özel şekle bağlı olmaksızın sözlü, yazılı veya resmi şekilde yapabilme hususunda serbest oldukları düşünülebilir. Ancak pay, sadece kendisine bağlanan borçların değil aynı zamanda hakların da kaynağını teşkil eder. Alacak haklarının devrinin alacağın devri hükümlerine tabi kılındığı düşünülecek olursa, taahhüt edilen payın karşılığını ödeme borcunun yanında, ortaklık haklarını da içeren bedeli tam ödenmemiş payın devri işleminin de yazılı şekilde yapılması zorunluluğu söz konusudur. Dolayısıyla bedeli tam olarak ödenmemiş çıplak payın devri yazılı bir devir beyanı ile birlikte anonim ortaklığın onayının alınması ile gerçekleşir. Anonim ortaklık adına devir işlemine onay vermeye eğer ana sözleşmede farklı bir düzenleme bulunmuyorsa yönetim kurulu yetkilidir. (... Ortaklıkta Payın Devri ... 2012, 294 vd.).
Bu durumda mahkemece TTK.’nun 415. ve 416. maddeleri ile yukarıdaki ilkeler gereğince davacının talebi değerlendirilerek öncelikle hisse devrinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesi, hisse devrinin gerçekleşmediğinin anlaşılması halinde, dava konusu hisse devir sözleşmesindeki imzanın da davalı ...'e ait olduğu anlaşılmakla tarafları bağlayacağı gözetilerek davacı tarafından ödenen hisse devir bedelinin davalı ...'ten tahsiline karar vermek gerekirken, ultra vires ilkesinin ancak davacı şirket ortakları tarafından şirkete karşı ileri sürülebilmesinin mümkün olduğu göz önünde bulundurulmaksızın anılan bu ilkeye göre davacı şirketin, davalı şirket hisselerinin devrini isteyemeyeceğinden bahisle yazılı şekilde karar tesisi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/1353 E. 2012/8057 K.
Ortak:çıplak pay · ayni sermaye · alacağın devri · sermaye taahhüdü · resmi şekil · şekil şartı · pay devri · malvarlığına ilişkin dava
İncelediğiniz karardaBu kural hem nakdi hem de «ayni sermaye taahhüdü» için geçerlidir.
Bu işlem ile «pay devri» yapılmış olur.
Ancak payın serbestçe devredilebilirliğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar kuşkusuz «çıplak pay» için de geçerlidir.
Benzer bu karardaBu kural hem nakdi hem de «ayni sermaye taahhüdü» için geçerlidir.
Dava, «anonim şirket» «hisse devrinin» tespiti ve «ticaret siciline tescili» istemine ilişkin olup, mahkemece hisse devrinin noterde düzenlenmediği ve adi yazılı şekilde yapıldığı gerekçesiyle, «şekil şartına» uygun yapılmayan hisse devrinin «geçersiz» olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu işlem ile «pay devri» yapılmış olur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticaret sicili tescili
Benzer bu karardaDava, «anonim şirket» «hisse devrinin» tespiti ve «ticaret siciline tescili» istemine ilişkin olup, mahkemece hisse devrinin noterde düzenlenmediği ve adi yazılı şekilde yapıldığı gerekçesiyle, «şekil şartına» uygun yapılmayan hisse devrinin «geçersiz» olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/5676 E. 2013/5391 K.
Ortak:çıplak pay · hisse devri · pay defteri · hamil · anonim şirket · ticaret sicili · ilan · cy/cy kaydı
İncelediğiniz kararda2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; davacı «terditli» olarak öncelikle 29.06.2010 tarihli «hisse devir sözleşmesi» ile devraldığı davalı «anonim şirket» hisselerinin şirket «pay defterine» kaydedilmediği iddiası ile «hisse devri» işleminin davalı şirket «pay defterine kaydına» karar verilmesini, bu olmadığı takdirde hisselerin karşılığı olarak ödediği bedelin iadesini istemiştir.
Davalı şirketin ana sözleşmesinde yapılan değişiklik ile davalı şirket hisse senetlerinin «hamiline» yazılı hale getirildiği ve bu değişikliğin 30.04.1980 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde «ilan» edildiği de dosya kapsamıyla sabittir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan “Hisse Senetlerinin Devri” başlıklı TTK’nun 415. ve 416. maddelerinde, «hamile» ve nama yazılı hisse senetlerinin ne şekilde devredileceği gösterilmiş olup, her iki halde de «hisse devrinin» noterden yapılması gerektiği, bunun sıhhat şartı olduğuna dair bir koşul yoktur.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin nama, «hamiline» «hisse senedi» çıkarmadığı, hisselerin «çıplak pay» niteliğinde bulunduğu, bunların devrinin özel bir şekle tabi olmadığı, davalı şirket yönetim kurulunun devrin «pay defterine» işlenmesine yönelik karar aldığı, ancak karar gereğinin yerine getirmediği, davalı ...'in 450.000 çıplak payını davacıya devrettiği, devrin geçerli olup pay defterine işlenmesi gerektiği, «anonim şirketlerde» «hisse devrinin» tescil ve «ilanını» engelleyen hüküm bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalı ...'in paylarını davacıya devrettiğinin tespitine, pay defterine yazılmasına, «ticaret sicile tescil» ve ilanına karar verilmiştir.
1-Dava, «anonim şirket» «hisse devrinin» «pay defterine» işlenmesi ve «ticaret sicilde» «ilanı» istemine ilişkin olup, davacı taraf davalı şirketin ortağı olduğunu, ayrıca davalı ...’nın da hisselerini kendisine devrettiğini ileri sürerek işbu davayı açmış olup, dosyada mevcut ticaret sicil «kaydına» göre davalı «şirketin merkezi» .../... olmakla, gerek karar tarihinde yürürlükte olan HUMK ...., gerekse temyiz aşamasında yürürlüğe giren HMK’nın 14. maddesi uyarınca şirketle ortakları arasınd …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:şirket merkezi mahkemesi · ticaret sicili tescili · hisse senedi · yetkisizlik kararı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin nama, «hamiline» «hisse senedi» çıkarmadığı, hisselerin «çıplak pay» niteliğinde bulunduğu, bunların devrinin özel bir şekle tabi olmadığı, davalı şirket yönetim kurulunun devrin «pay defterine» işlenmesine yönelik karar aldığı, ancak karar gereğinin yerine getirmediği, davalı ...'in 450.000 çıplak payını davacıya devrettiği, devrin geçerli olup pay defterine işlenmesi gerektiği, «anonim şirketlerde» «hisse devrinin» tescil ve «ilanını» engelleyen hüküm bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalı ...'in paylarını davacıya devrettiğinin tespitine, pay defterine yazılmasına, «ticaret sicile tescil» ve ilanına karar verilmiştir.
1-Dava, «anonim şirket» «hisse devrinin» «pay defterine» işlenmesi ve «ticaret sicilde» «ilanı» istemine ilişkin olup, davacı taraf davalı şirketin ortağı olduğunu, ayrıca davalı ...’nın da hisselerini kendisine devrettiğini ileri sürerek işbu davayı açmış olup, dosyada mevcut ticaret sicil «kaydına» göre davalı «şirketin merkezi» .../... olmakla, gerek karar tarihinde yürürlükte olan HUMK ...., gerekse temyiz aşamasında yürürlüğe giren HMK’nın 14. maddesi uyarınca şirketle ortakları arasınd …
Asliye Hukuk Mahkemesi’ne «yetkisizlik» kararı verilmesi gerekirken, işin esası hakkında karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. ...-Bozma neden ve şekline göre, davalı şirket vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/1486 E. 2019/7096 K.
Ortak:çıplak pay · ayni sermaye · sermaye taahhüdü · pay devri · malvarlığına ilişkin dava · borcun üstlenilmesi · alacağın temliki · hisse devri
İncelediğiniz karardaZira, bedelinin tamamı ödenmiş pay tali yükümleri bir yana bırakacak olursak, pay sahibi açısından her hangi bir «malvarlıksal» borç içermemekte dolayısıyla sahip olduğu alacak hakkı niteliğindeki haklarından ötürü devri yukarıda açıklandığı üzere «alacağın temliki» hükümlerine göre gerçekleşir.
Bu kural hem nakdi hem de «ayni sermaye taahhüdü» için geçerlidir.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; davacı «terditli» olarak öncelikle 29.06.2010 tarihli «hisse devir sözleşmesi» ile devraldığı davalı «anonim şirket» hisselerinin şirket «pay defterine» kaydedilmediği iddiası ile «hisse devri» işleminin davalı şirket «pay defterine kaydına» karar verilmesini, bu olmadığı takdirde hisselerin karşılığı olarak ödediği bedelin iadesini istemiştir.
Benzer bu karardaZira, bedelinin tamamı ödenmiş pay tali yükümleri bir yana bırakacak olursak, pay sahibi açısından herhangi bir «malvarlıksal» borç içermediğinden sahip olduğu alacak hakkı niteliğindeki haklarından ötürü devri «alacağın temliki» hükümlerine göre gerçekleşecektir.
Bu kural hem nakdi hem de «ayni sermaye taahhüdü» için geçerlidir.
İlk derece Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «inançlı işlemler» BK ve TBK'da açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte TBK'nın 19. m. yer alan akit serbestisi ilkesi gereğince inançlı işlemlerin yapılabileceğinin kabul edildiği, «inanç sözleşmesinin», inanan ile inanılan arasında yapılan ve onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerinin ve devredilen hakkın inanılan tarafından inana geri verme şartlarını içeren borçlandırıcı bir muamele olarak tanımlandığı, inanç sözleşmesi sözleşmenin taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir sözleşme olup, alacak ve mülkiyetin naklinin «sebebini» de teşkil ettiği, böyle bir sözleşme ile tarafların genellikle «teminat» teşkil etmek veya idare edilmek üzere mal varlığına dair birşey veya hakkın aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırılmak için inanç sözleşmesine bağlı işleme başvurduğu, tarafların sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini, devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, süresini, keza akde aykırı davranışın yaptırımını da sözleşmelerinde belirleyebildikleri, 1947 tarihli 20/6 sayılı «içtihadı birleştirme» kararında da belirtildiği üzere, inanç sözleşmeleri bir yandan mülkiyeti nakil borcu doğurması bakımından tarafları bağlayıcı, diğer yandan mülkiyetin naklinin sebebini teşkil etmesi açısından da tasarruf işlemlerini bünyesinde barındıran sözleşmeler olduğu, içtihadı birleştirme kararında da yer verildiği üzere inançlı sözleşmelerin belirtilen bu niteliği gereği «yazılı delil» ile kanıtlanmasınıın zorunlu olduğu, davacının evlenmeden önce Tamek Holding Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptığı, tarafların 1992 yılında evlendikleri, taraflar arasında «hisse devrine» ilişkin bir inançlı işlemin varlığını ortaya koyan yazılı bir delil ya da «yazılı delil başlangıcı» teşkil edebilecek bir kayıt ve belge bulunmadığı, genel kurul «toplantı tutanakları» ve «hazirun cetvellerine» göre davalının 1986 yılında kurulan şirkette 100 hisse ile %40 pay sahibi olduğu, davalı yanın davacı yana hisse devri ile başlayan işlemlerin, davalı yana hisselerin iadesi ile «son» bulduğu, davacı tarafça dayanılan ve celp edilen kayıtların inanç sözleşmesinin varlığı yönünde «delil niteliğinde» olmadığı gibi yazılı delil başlangıcı teşkil edecek belgelerin de bulunmadığı, keza olayda HMK’nın 203/I-a maddesinde yer alan «senetle ispat kuralının» istisnalarından yararlanma olanağı da bulunmadığından, davada tanıkla ispatın mümkün olmaması karşısında, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temyiz kanun yolu · inanç sözleşmesi · senetle ispat kuralı · inançlı işlem · istinaf kanun yolu · vekalet ilişkisi · senetle ispat · yazılı delil başlangıcı
Benzer bu karardaİlk derece Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «inançlı işlemler» BK ve TBK'da açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte TBK'nın 19. m. yer alan akit serbestisi ilkesi gereğince inançlı işlemlerin yapılabileceğinin kabul edildiği, «inanç sözleşmesinin», inanan ile inanılan arasında yapılan ve onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerinin ve devredilen hakkın inanılan tarafından inana geri verme şartlarını içeren borçlandırıcı bir muamele olarak tanımlandığı, inanç sözleşmesi sözleşmenin taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir sözleşme olup, alacak ve mülkiyetin naklinin «sebebini» de teşkil ettiği, böyle bir sözleşme ile tarafların genellikle «teminat» teşkil etmek veya idare edilmek üzere mal varlığına dair birşey veya hakkın aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırılmak için inanç sözleşmesine bağlı işleme başvurduğu, tarafların sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini, devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, süresini, keza akde aykırı davranışın yaptırımını da sözleşmelerinde belirleyebildikleri, 1947 tarihli 20/6 sayılı «içtihadı birleştirme» kararında da belirtildiği üzere, inanç sözleşmeleri bir yandan mülkiyeti nakil borcu doğurması bakımından tarafları bağlayıcı, diğer yandan mülkiyetin naklinin sebebini teşkil etmesi açısından da tasarruf işlemlerini bünyesinde barındıran sözleşmeler olduğu, içtihadı birleştirme kararında da yer verildiği üzere inançlı sözleşmelerin belirtilen bu niteliği gereği «yazılı delil» ile kanıtlanmasınıın zorunlu olduğu, davacının evlenmeden önce Tamek Holding Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptığı, tarafların 1992 yılında evlendikleri, taraflar arasında «hisse devrine» ilişkin bir inançlı işlemin varlığını ortaya koyan yazılı bir delil ya da «yazılı delil başlangıcı» teşkil edebilecek bir kayıt ve belge bulunmadığı, genel kurul «toplantı tutanakları» ve «hazirun cetvellerine» göre davalının 1986 yılında kurulan şirkette 100 hisse ile %40 pay sahibi olduğu, davalı yanın davacı yana hisse devri ile başlayan işlemlerin, davalı yana hisselerin iadesi ile «son» bulduğu, davacı tarafça dayanılan ve celp edilen kayıtların inanç sözleşmesinin varlığı yönünde «delil niteliğinde» olmadığı gibi yazılı delil başlangıcı teşkil edecek belgelerin de bulunmadığı, keza olayda HMK’nın 203/I-a maddesinde yer alan «senetle ispat kuralının» istisnalarından yararlanma olanağı da bulunmadığından, davada tanıkla ispatın mümkün olmaması karşısında, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
2- Davacı tarafça, inaç sözleşmesine dayalı olarak davalıya devredilen «anonim şirket» hissesinin davacıya iadesi ve davacı adına tescili istemi ile açılan işbu davada, ilk derece mahkemesince yukarıda özetlendiği şekilde, taraflar arasında «hisse devrine» ilişkin bir «inançlı işlemin» varlığını ortaya koyan yazılı bir delil ya da «yazılı delil başlangıcı» teşkil edebilecek bir kayıt ve belge bulunmadığı, genel kurul «toplantı tutanakları» ve «hazirun cetvellerine» göre, davalının 1986 yılında kurulan şirkette 100 hisse ile %40 pay sahibi olduğu, davalının davacıya hisse devri ile başlayan işlemlerin, davalıya hisselerin iadesi ile «son» bulduğu, davacı tarafça dayanılan kayıtların «inanç sözleşmesinin» varlığı yönünde «delil niteliğinde» olmadığı gibi, yazılı delil başlangıcı teşkil edecek belgelerin de bulunmadığı ayrıca, HMK'nın 203/I-a maddesinde yer alan «senetle ispat kuralının» istisnalarından yararlanma olanağı da bulunmadığından, tanıkla ispatın da mümkün olmadığı gerekçesiyle, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
… ekilince bilirkişilerin hakimlikçe değerlendirilecek konularda da görüş bildirdiği, rapora itirazları nedeniyle itirazları karşılanmaksızın karar verildiği, kararda «bilirkişi incelemesinden» bahsedilmeyip, bilirkişi raporunun hükme dayanak alınmaksızın karar verildiği yönündeki istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği, tarafların 1992 yılında evlendikleri, davalının bu tarihten çok öncesinde 1986 yılında kurulan şirkette %40 oranında ilk kez hisse sahibi olduğu, dava tarihine kadar gerek davanın tarafları gerekse diğer şirket ortakları arasında hisse devirleri meydana geldiği, «son» olarak da davalıya «hisse devri» ile davalının şirkette dava konusu %48 hisse sahibi olduğu da gözetildiğinde, davacı yanca istinaf nedeni olarak ileri sürüldüğü üzere taraflar arasında «vekalet ilişkisi» bulunduğu, davalının başlangıçta hisse sahipliğinin davacıya «temsilen» kabul edilmesi gerektiğinin kabulü ile sonuca gidilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince «inançlı işlem» kapsamında değerlendirme ile sonuca gidilmesinin yerinde olmadığı, bu doğrultuda karar gerekçesinde emsal alınan İBGK 05.02.1947 tarih 20/6 sayılı kararının dikkate alınamayacağı, İBGK 07.10.1953 tarih 8/7 sayılı ve HMK 203/1-a maddesi gereğince tanıkla ispatı mümkün kılan kararın emsal gözetilmesi gerekeceği, bu kapsamda ilk derece mahkemesince tanık dinletme taleplerinin reddi ile sonuca gidilmesinin yasal olmadığı yönündeki istinaf nedeninin de yerinde olmadığı, davacının anne ve babasıyla arasındaki ihtilafa dayalı açılan davada verilen tedbir kararı nedeniyle mal varlığını azaltma saiki ile hareket ettiği, yine bu saikle davalının anne ve kardeşinin hesaplarını onlardan aldığı vekaletnameler ile kullandığı, ayrıca davalı adına tescil olan bir kısım gayrımenkulün de ödemesinin kendisi tarafından yapıldığı ve buna dair 3. kişiden alınıp sunulan belgelerin iddiaları yönünden «delil başlangıcı» sayılması gerekip, tanıklarının dinlenmesi gerekirken tanık dinletme taleplerinin reddi ile davanın kanıtlanmadığı gerekçesiyle reddinin doğru olmadığı yönündeki i …
Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 17.09.2013 tarihli «görevsizlik» kararı evvelce Dairemizin 06.01.2014 tarih, 2013/17578 E- 2013/16 K. sayılı ilamıyla incelemeden geçmiş olup, anılan Kanun maddesi uyarınca hükmün «temyiz kanun yolu» incelemesine tabi olduğu açıktır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/6567 E. , 2014/16638 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...(Kapatılan) 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06/12/2013 tarih ve 2013/70-2013/112 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalı... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalılardan ... arasında akdedilen 29.06.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi uyarınca davalı ... Basın San. A.Ş'nin 2096 adet hissesinin 52.400 TL karşılığında satın alındığını, hisse bedelinin davalı ...'e peşin olarak ödendiğini, akabinde satın alınan hisselerin davacı adına şirket pay defterine işlenmesi için davalı şirkete yapılan başvurunun, davalı ... tarafından hisse satış sözleşmesinin geçersiz olduğunun ileri sürülmesi sonucunda davalı şirket yönetim kurulunca reddedildiğini, davalı ...'in davacıya devir etmiş olduğu hisseleri diğer davalı ...'e devir ettiğinin ve davalı şirketin de bu devir işlemini ortaklar pay defterine işlediğinin öğrenildiğini, davalı şirket yönetim kurulu üyesi olan davalı ...'in, davacı ile davalı ...
arasındaki hisse devir sözleşmesi ve buna bağlı hukuki ihtilaf olduğunu bile bile 2096 adet hisseyi davalı ...'ten devir ve temlik aldığını, yapılan temlik işleminin muvazaalı olduğunu ileri sürerek, davalı ... ile davalı ... arasında tanzim edilen muvazaalı hisse devir sözleşmesinin iptaline, halen davalı ... adına kayıtlı bulunan 2096 adet hissenin mülkiyetinin davacıya aidiyetinin tespiti ile davacı adına ... Basın San A.Ş'nin ortaklar pay defterine tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama aşamasında talep sonucunu ıslah ederek, hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğunun kabul edilmesi halinde hisse devir bedelinin tarafına iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili, davacı ile müvekkili arasındaki hisse devir sözleşmesindeki imzanın müvekkiline ait olmadığını, söz konusu hisse devir sözleşmesinin sahte olarak düzenlendiğini, söz konusu devir işlemine ilişkin sözleşmenin, davalı ... tarafından yaklaşık 15 yıl önce bir takım mali işlerin kolay yürütülmesi amacıyla verilmiş olan açığa imzalar kullanılmak suretiyle düzenlenmiş olabileceğini, davalının böyle bir hisse devir sözleşmesine rızasının bulunmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... Basın San. A.Ş. ve davalı ... vekili, müvekkili davalı ...'in 30/04/2010 tarihinde ... Basın San. AŞ.'nin 2096 adet hissesini diğer davalı ...'ten devir aldığını ve pay defterine işlendiğini, usul ve yasaya aykırı bir durum bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı ... ile davacı arasında yapılan 29/06/2010 tarihli hisse devir sözleşmesindeki imzanın davalı ... eli ürünü olduğu anlaşıldığından ve davalı tarafından yapılan sözleşmede iradesini fesada uğratan bir durum bulunduğu ispat edilemediğinden davacı ile davalı ... arasında yapılan hisse devir sözleşmesinin anılan davalıyı bağlayıcı nitelikte olduğu, sözleşmenin yapıldığı ve talep tarihinde yürürlükte bulunan 6762 Sayılı TTK'nun 137. maddesi gereğince ticaret şirketlerinin şirket sözleşmesinde yazılı işletme konusunun çevresi içinde kalmak şartıyla bütün hakları ve borçları iltizam edebileceklerinin düzenlenmesi karşısında davalı ...'ten davalı ...
Basın San. A.Ş'nin 2096 hissesini devir alan davacı şirketin iştigal mevzularının birbirine benzemediği ve tamamen farklı olduğundan, davalı ... ile davacı tarafın yapmış olduğu 29/06/2010 tarihli hisse devir sözleşmesinin yapıldığı andan itibaren geçersiz olduğu, bunun davalı ...'e yapılan hisse devir sözleşmesini geçersiz kılmayacağı fakat 29/06/2010 tarihli sözleşmede belirtilen ve davacı tarafça ödenen semenin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre davalı ... tarafından davacı tarafa iadesi gerektiği gerekçesiyle, davacının davalı ...'e yönelik davasının kabulü ile hisse devir sözleşmesi dolayısıyla ödenen 52.400 TL'nın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'ten alınarak davacı tarafa verilmesine, davalılar ...
ve ... Basın San. A.Ş'ne yönelik davanın ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ile davalı ... vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; davacı terditli olarak öncelikle 29.06.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi ile devraldığı davalı anonim şirket hisselerinin şirket pay defterine kaydedilmediği iddiası ile hisse devri işleminin davalı şirket pay defterine kaydına karar verilmesini, bu olmadığı takdirde hisselerin karşılığı olarak ödediği bedelin iadesini istemiştir. Davalı ... hisse devir sözleşmesini inkar etmiş ise de; yapılan imza incelemesi sonucunda hisse devir sözleşmesindeki imzanın davalı ...'e ait olduğu anlaşılmıştır. Davalı şirketin ana sözleşmesinde yapılan değişiklik ile davalı şirket hisse senetlerinin hamiline yazılı hale getirildiği ve bu değişikliğin 30.04.1980 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği de dosya kapsamıyla sabittir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan “Hisse Senetlerinin Devri” başlıklı TTK’nun 415. ve 416. maddelerinde, hamile ve nama yazılı hisse senetlerinin ne şekilde devredileceği gösterilmiş olup, her iki halde de hisse devrinin noterden yapılması gerektiği, bunun sıhhat şartı olduğuna dair bir koşul yoktur. TTK'nun 415. maddesinde hamile yazılı pay senetlerinin devri için özel bir düzenleme getirilmiştir. Hamile yazılı senetler, elden teslim ile devir edilir. Bu işlem ile pay devri yapılmış olur. Nama yazılı pay senetleri ise ciro ve teslim ile devir edilir. Ancak, devir şirkete karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder. Anonim ortaklığın çıplak paylarının devri konusunda TTK bünyesinde bir hüküm bulunmamaktadır.
Payın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği hususunda görüş birliği mevcuttur. Ancak payın serbestçe devredilebilirliğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar kuşkusuz çıplak pay için de geçerlidir. Çıplak payın devri genel hükümler doğrultusunda yapılır. Uygulanacak hükümler payın bedelinin tamamen ödenmiş olup olmadığı hususuna göre değişir. Bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devri genel hüküm niteliğindeki alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Alacağın temliki tasarufi bir işlem olduğu için, bununla çıplak pay devralana geçer. Şekil olarak bedeli tam ödenmiş çıplak payın devri, payın devredildiğini içeren yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile söz konusu olur.
Anonim ortaklık payı bünyesinde çeşitli alacak hakları bulundurmaktadır. İşbu alacak haklarının devredilmesi eğer pay senede bağlanmamışsa, ancak BK'da düzenlenen alacağın temliki vasıtasıyla gerçekleşebilir. Alacağın temliki de yazılı şekilde yapılır. Bedeli hiç ödenmemiş veya kısmen ödenmiş çıplak payın devrinin hukuki niteliği bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devrinden farklıdır. Zira, bedelinin tamamı ödenmiş pay tali yükümleri bir yana bırakacak olursak, pay sahibi açısından her hangi bir malvarlıksal borç içermemekte dolayısıyla sahip olduğu alacak hakkı niteliğindeki haklarından ötürü devri yukarıda açıklandığı üzere alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Ancak bedeli tam olarak ödenmemiş pay için aynı şeyi söylemek mümkün değildir.
Çünkü bedeli tam ödenmemiş pay, pay sahibi dışından malvarlıksal borç niteliğindeki taahhüt edilen pay bedelinin ödenmesi borcunu içerir. Anonim ortaklıklarda pay sahibinin asli borcu, taahhüt ettiği payların karşılığını oluşturan edimin ifasıdır. Bu kural hem nakdi hem de ayni sermaye taahhüdü için geçerlidir. Pay sahiplerinin taahhüt ettikleri payların karşılığını oluşturan edimi ifa etme borçları, ortaklık dışında da bir alacak hakkı teşkil eder. Bu durumda, karşılığı tamamen ödenmemiş bir payın devri devralan kişi açısından bir borç yüklenmesi niteliğine sahip olacağından ötürü devir işleminin borcun üstlenilmesi hükümleri uyarınca, yani bir iç üstlenme sözleşmesi ve alacaklı konumundaki anonim ortaklığın onayı alınmak sureti ile yapılması gereklidir.
İç üstlenme sözleşmesinin tabi olduğu şekil şartı hakkında hiç bir hüküm öngörülmemiştir. Bu sebepten ötürü, hukukumuzda hakim olan şekil serbestisi ilkesi uyarınca tarafların söz konusu nakil sözleşmesini herhangi bir özel şekle bağlı olmaksızın sözlü, yazılı veya resmi şekilde yapabilme hususunda serbest oldukları düşünülebilir. Ancak pay, sadece kendisine bağlanan borçların değil aynı zamanda hakların da kaynağını teşkil eder. Alacak haklarının devrinin alacağın devri hükümlerine tabi kılındığı düşünülecek olursa, taahhüt edilen payın karşılığını ödeme borcunun yanında, ortaklık haklarını da içeren bedeli tam ödenmemiş payın devri işleminin de yazılı şekilde yapılması zorunluluğu söz konusudur.
Dolayısıyla bedeli tam olarak ödenmemiş çıplak payın devri yazılı bir devir beyanı ile birlikte anonim ortaklığın onayının alınması ile gerçekleşir. Anonim ortaklık adına devir işlemine onay vermeye eğer ana sözleşmede farklı bir düzenleme bulunmuyorsa yönetim kurulu yetkilidir. (... Ortaklıkta Payın Devri ... 2012, 294 vd.).
Bu durumda mahkemece TTK.’nun 415. ve 416. maddeleri ile yukarıdaki ilkeler gereğince davacının talebi değerlendirilerek öncelikle hisse devrinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesi, hisse devrinin gerçekleşmediğinin anlaşılması halinde, dava konusu hisse devir sözleşmesindeki imzanın da davalı ...'e ait olduğu anlaşılmakla tarafları bağlayacağı gözetilerek davacı tarafından ödenen hisse devir bedelinin davalı ...'ten tahsiline karar vermek gerekirken, ultra vires ilkesinin ancak davacı şirket ortakları tarafından şirkete karşı ileri sürülebilmesinin mümkün olduğu göz önünde bulundurulmaksızın anılan bu ilkeye göre davacı şirketin, davalı şirket hisselerinin devrini isteyemeyeceğinden bahisle yazılı şekilde karar tesisi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2.685,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı ...ten alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 03.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/101939600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz