Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/1079 E. 2014/12964 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
irade fesadı↗ istirdat davası↗ kâr payı dağıtımı↗ karine↗ sermaye piyasası kanunu↗ tasdik kararı↗ hile↗ hisse senedi↗ pay defteri↗ üçüncü kişi↗ dolandırıcılık↗ garantörlük↗ hamil↗ hak düşürücü süre↗ komisyon↗ vade↗ anonim şirket↗ kâr dağıtımı↗ istirdat↗ ortaklık ilişkisi↗ kâr payı↗ yetki↗ geçersizlik↗ taahhütname↗ cy/cy kaydı↗ zamanaşımı↗ ibraz↗ kesin hüküm↗ e-defter↗
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- ['818/53']
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': 'bir yıl', 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin muhasebe defterlerinde davacı ile ilgili herhangi bir kayıt bulunmadığı, sadece pay defterinde ortaklık kaydı bulunduğu, davacının 600 hisse ile 12.337 üye kayıt numarası altında kayıtlı bulunduğu, davacının ortaklık durum belgesinin geçerli bir belge olduğunun kabulü gerektiği ve taraflar arasındaki ilişkinin 01/01/1999 tarihinde kurulmuş olduğu, davacının hisse senedini şirket ortaklarından Ali Baloğlu'ndan satın aldığı, kurucu üyenin şirketten hisse senedi satın alıp sonradan diğer kimselere satmasında herhangi bir hukuki engelin bulunmadığı, anonim şirketin ihraç ettiği hisse senetlerinde bir bedel tayin edilmesi ve hisse senedi alım satım trafiğinin yönlendirilmesinin davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan SPK mevzuatına göre "izinsiz aracılık" faaliyeti oluşturabileceği, izinsiz aracılık faaliyetinin müeyyidesinin ise anılan mevzuata göre ortaklık ilişkisinin geçersiz sayılmasını gerektirmediği, davacının iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamadığı, davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olmayacağı, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesi hükmü uyarınca hamiline yazılı hisse senetlerinin sermaye piyasası aracı olduğu, sermaye piyasası kanunu hükümlerine göre sermaye piyasası araçlarının ihracı hakkında 4389 sayılı Yasa'nın 10.Maddesi diğer bir anlatımla Bankacılık Kanunu'nun uygulanmasının mümkün bulunmadığı, eylemin izinsiz mevduat toplamak olduğunun kabul edilemeyeceği, paraların istendiği zaman çekilebileceği garantisinin verildiği iddiası varit görüldüğü taktirde hileden bahsedilebileceği, ancak hile nedeniyle sözleşmenin feshedilebilmesi için ortaklık ilişkisinin kurulduğu tarihten itibaren bir yıl içinde beyanda bulunulmasının mecburi olduğu, bu hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle sözleşmenin irade fesadı dolayısıyla bozulabilmesinin söz konusu olamayacağı, üçüncü kişiler ile şirket arasında kurulmuş olan akçeli ilişkilerin ortaklık ilişkisi sayılacağı yönünde karine mevcut olduğu, davalı H.. B..'ın ise davada taraf sıfatının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.
Dosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, ... Holding A.Ş'nin açılış tasdiki bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar pay defterine göre davacının toplam 1.200 TL nominal değeri olan 600 adet hissenin sahibi bulunduğu, davacı tarafça sunulan 02.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde ise 600 adet hisseye karşılık 45.950 DM değer yazılı olduğu, ortaklık durum belgesine itibar edilmesi halinde ortaklık ilişkisinin kurulmuş sayılabileceği, davacının alacak iddiasını düzenleniş tarzı itibariyle bir alındı makbuzu veya tahsilat belgesi olarak nitelendirilemeyecek ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamayacağı, bu belgenin ancak ortaklık ilişkisinin varlığına karine teşkil edeceği ve paranın ortaklık dışında bir amaçla verildiği kanıtlanmadığından TTK'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği, davacı iddiasının irade fesadı olan hile olarak değerlendirildiğinde ise BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık hak düşürücü sürenin ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, ek raporda ise, taraflar arasındaki ilişkinin şirket kayıtlarından tespit edilemediği ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir anonim şirket arasındaki ilişkinin kural olarak bir ortaklık ilişkisi olabileceği, davacı tarafın payları dava dışı A. B..'ndan devren iktisap edip etmediğine ilişkin olarak A. B..nun şirket ortağı olduğu ve davacının A. B..'ndan hisse senedi satın almış olabileceği, kurucu üyenin şirketten hisse senedi satın alıp sonradan diğer kimselere satmasında herhangi bir hukuki engel bulunmadığı belirtilmiş, mahkemece, bilirkişi kurulu kök ve ek raporlarına itibar edilerek, davacının hisse senedini şirket ortaklarından A. B..'ndan satın aldığı, kurucu üyenin şirketten hisse senedi satın alıp sonradan diğer kimselere satmasında herhangi bir hukuki engelin bulunmadığı, anonim şirketin ihraç ettiği hisse senetlerinde bir bedel tayin edilmesi ve hisse senedi alım satım trafiğinin yönlendirilmesi davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan SPK mevzuatına göre "izinsiz aracılık" faaliyeti oluşturabileceği, izinsiz aracılık faaliyetinin müeyyidesinin ise anılan mevzuata göre ortaklık ilişkisinin geçersiz sayılmasının bulunmadığı, davacının iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamadığı, ceza davalarının nihai olarak zamanaşımı dolayısıyla ortadan kalktığı ve kesinleştikleri, BK'nın 53. maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü ve maddi vakıanın bulunmadığı, ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, ceza dosyası içerisinde yer alan delillerin dosya içerisinde de bulunduğu, ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakıaların iş bu dosyada da alınan bilirkişi raporlarında tartışıldığı, davacının uğradığını iddia ettiği zararlardan davalıların sorumlu olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemize intikal eden emsal dosyalara sunulan bilirkişi raporlarından, defter kayıtlarında 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortak ismi bulunduğu şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından taahhüt edilmiş olduğu, davacının bu ortaklar arasında isminin geçmediği anlaşılmış, bilirkişi raporlarında ceza dosyası ve resmi kurum raporları ile davalılar tarafından hukuka aykırı faaliyetler konusunda bir takım tespitler var ise de, esasen buna ilişkin sonuçların SPK'da düzenlendiği ve bu davalar açısından değerlendirilmesinin hukuki mesele olması nedeniyle mahkemeye ait olduğunun belirtildiği görülmüş, mahkemece defter kayıtlarındaki bu durum değerlendirilmemiş, hisselerin kurucu ortaklardan intikal ettiğine dair soyut görüş içeren bilirkişi raporuna göre ve ceza davalarından beraat kararı verildiği ve ceza dosyalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği gerekçesiyle karar verilmiştir.
Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilindiği üzere; Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi ve Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve dolandırıcılık suçlarından yargılanmışlardır. Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında dava nihai olarak zamanaşımı ile ortadan kalkmış, Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında ise mahkemece verilen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı temyiz edilmiş olup kararın kesinleşip kesinleşmediği belli değildir. Bu dosyada düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999 tarihli denetim raporunda şirketin yasal defter ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr payı dağıtımlarının şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda, şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, Holding'in aracı rol üstlendiği, ancak böyle bir yetki belgesinin olmadığı, K.. A.. ve .... İnşaat Tarım ve San. İşlt. Tic. A.Ş'nin geçmiş yıllara ait mali tablolarında şirketlerin yüklü miktarlarda zarar ettikleri, faaliyet kârı olmamasına rağmen kâr payları dağıttıkları tespitlerine yer verildiği, ayrıca davacının delili olan ve bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilen SPK ve Meclis Araştırma Komisyonu raporları, SPK duyuruları mahkemece değerlendirilmemiştir. Bilindiği üzere BK'nın 53. maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağından 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, her iki kararın kesinleşmiş olması halinde, zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varacağı hususu nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporlarıyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekir. Ancak mahkemece ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakıaların neler olduğu somut olarak Yargıtay denetimine imkan verecek şekilde karar yerinde tartışılmadan yalnızca ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakıaların iş bu dava dosyasında da mevcut olduğu şeklinde soyut değerlendirmeye yer verilmesi doğru görülmemiştir.
Ayrıca mahkemece davacının ortak olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de, dava tarihi itibariyle davacının davalı şirketin sermayesinde payı bulunup bulunmadığı, bilirkişi raporlarında kesin bir tespit bulunmamasına rağmen mahkemece davacının payları Ali Baloğlu'ndan devraldığına dair tespitte bulunularak, davacının payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da somut olarak açıklığı kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir. Davacının ibraz ettiği “ortaklık durum belgesi” başlıklı belgede bulunan isimsiz imzanın kime ait olduğu, bilinmeyen bu kişinin davalı şirkette hissesi bulunup bulunmadığı, şirket sermayesini taahhüt edenlerden olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının pay defterine kaydedilen payının yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesindeki “Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/8531 E. 2012/15967 K.
Ortak:irade fesadı · istirdat davası · kâr payı dağıtımı · tasdik kararı · hile · pay defteri · dolandırıcılık · hak düşürücü süre · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaHolding A.Ş'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterine» göre davacının toplam 1.200 TL nominal değeri olan 600 adet hissenin sahibi bulunduğu, davacı tarafça sunulan 02.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde ise 600 adet hisseye karşılık 45.950 DM değer yazılı olduğu, ortaklık durum belgesine itibar edilmesi halinde «ortaklık ilişkisinin» kurulmuş sayılabileceği, davacının alacak iddiasını düzenleniş tarzı itibariyle bir alındı makbuzu veya tahsilat belgesi olarak nitelendirilemeyecek ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamayacağı, bu belgenin ancak ortaklık ilişkisinin varlığına «karine» teşkil edeceği ve paranın ortaklık dışında bir amaçla verildiği kanıtlanmadığından TTK'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde ise BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, ek raporda ise, taraflar arasındaki ilişkinin şirket kayıtlarından tespit edilemediği ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir «anonim şirket» arasındaki ilişkinin kural olarak bir ortaklık ilişkisi olabileceği, davacı tarafın payları dava dışı A.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin muhasebe «defterlerinde» davacı ile ilgili herhangi bir kayıt bulunmadığı, sadece «pay defterinde» ortaklık «kaydı» bulunduğu, davacının 600 hisse ile 12.337 üye kayıt numarası altında kayıtlı bulunduğu, davacının ortaklık durum belgesinin geçerli bir belge olduğunun kabulü gerektiği ve taraflar arasındaki ilişkinin 01/01/1999 tarihinde kurulmuş olduğu, davacının «hisse senedini» şirket ortaklarından Ali Baloğlu'ndan satın aldığı, kurucu üyenin şirketten hisse senedi satın alıp sonradan diğer kimselere satmasında herhangi bir hukuki engelin bulunmadığı, «anonim şirketin» ihraç ettiği hisse senetlerinde bir bedel tayin edilmesi ve hisse senedi alım satım trafiğinin yönlendirilmesinin davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan SPK mevzuatına göre "izinsiz aracılık" faaliyeti oluşturabileceği, izinsiz aracılık faaliyetinin müeyyidesinin ise anılan mevzuata göre «ortaklık ilişkisinin» «geçersiz» sayılmasını gerektirmediği, davacının iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamadığı, davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olmayacağı, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesi hükmü uyarınca «hamiline» yazılı hisse senetlerinin sermaye piyasası aracı olduğu, «sermaye piyasası kanunu» hükümlerine göre sermaye piyasası araçlarının ihracı hakkında 4389 sayılı Yasa'nın 10.Maddesi diğer bir anlatımla Bankacılık Kanunu'nun uygulanmasının mümkün bulunmadığı, eylemin izinsiz mevduat toplamak olduğunun kabul edilemeyeceği, paraların istendiği zaman çekilebileceği «garantisinin» verildiği iddiası varit görüldüğü taktirde hileden bahsedilebileceği, ancak «hile» nedeniyle sözleşmenin feshedilebilmesi için ortaklık ilişkisinin kurulduğu tarihten itibaren bir yıl içinde beyanda bulunulmasının mecburi olduğu, bu «hak düşürücü sürenin» geçmiş olması nedeniyle sözleşmenin «irade fesadı» dolayısıyla bozulabilmesinin söz konusu olamayacağı, «üçüncü kişiler» ile şirket arasında kurulmuş olan akçeli ilişkilerin ortaklık ilişkisi sayılacağı yönünde «karine» mevcut olduğu, davalı H..
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Benzer bu karardaA.Ş'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 3600,00 TL nominal değerde 600 adet hisse sahibi bulunduğu, bu «kayda» rağmen davacının 07.03.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 600 adet hisseye karşılık 46.950 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Ağır Ceza Mahkemesi'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve «dolandırıcılık» suçlarından yargılanmışlardır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · ceza zamanaşımı · ek prim · zamanaşımı def'i · def'i
Benzer bu karardaA.Ş'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 3600,00 TL nominal değerde 600 adet hisse sahibi bulunduğu, bu «kayda» rağmen davacının 07.03.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 600 adet hisseye karşılık 46.950 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalılar yararına bozulmasına karar vermek ger …
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/6245 E. 2013/6683 K.
Ortak:irade fesadı · istirdat davası · kâr payı dağıtımı · tasdik kararı · hile · pay defteri · dolandırıcılık · hamil · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin muhasebe «defterlerinde» davacı ile ilgili herhangi bir kayıt bulunmadığı, sadece «pay defterinde» ortaklık «kaydı» bulunduğu, davacının 600 hisse ile 12.337 üye kayıt numarası altında kayıtlı bulunduğu, davacının ortaklık durum belgesinin geçerli bir belge olduğunun kabulü gerektiği ve taraflar arasındaki ilişkinin 01/01/1999 tarihinde kurulmuş olduğu, davacının «hisse senedini» şirket ortaklarından Ali Baloğlu'ndan satın aldığı, kurucu üyenin şirketten hisse senedi satın alıp sonradan diğer kimselere satmasında herhangi bir hukuki engelin bulunmadığı, «anonim şirketin» ihraç ettiği hisse senetlerinde bir bedel tayin edilmesi ve hisse senedi alım satım trafiğinin yönlendirilmesinin davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan SPK mevzuatına göre "izinsiz aracılık" faaliyeti oluşturabileceği, izinsiz aracılık faaliyetinin müeyyidesinin ise anılan mevzuata göre «ortaklık ilişkisinin» «geçersiz» sayılmasını gerektirmediği, davacının iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamadığı, davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olmayacağı, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesi hükmü uyarınca «hamiline» yazılı hisse senetlerinin sermaye piyasası aracı olduğu, «sermaye piyasası kanunu» hükümlerine göre sermaye piyasası araçlarının ihracı hakkında 4389 sayılı Yasa'nın 10.Maddesi diğer bir anlatımla Bankacılık Kanunu'nun uygulanmasının mümkün bulunmadığı, eylemin izinsiz mevduat toplamak olduğunun kabul edilemeyeceği, paraların istendiği zaman çekilebileceği «garantisinin» verildiği iddiası varit görüldüğü taktirde hileden bahsedilebileceği, ancak «hile» nedeniyle sözleşmenin feshedilebilmesi için ortaklık ilişkisinin kurulduğu tarihten itibaren bir yıl içinde beyanda bulunulmasının mecburi olduğu, bu «hak düşürücü sürenin» geçmiş olması nedeniyle sözleşmenin «irade fesadı» dolayısıyla bozulabilmesinin söz konusu olamayacağı, «üçüncü kişiler» ile şirket arasında kurulmuş olan akçeli ilişkilerin ortaklık ilişkisi sayılacağı yönünde «karine» mevcut olduğu, davalı H..
Holding A.Ş'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterine» göre davacının toplam 1.200 TL nominal değeri olan 600 adet hissenin sahibi bulunduğu, davacı tarafça sunulan 02.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde ise 600 adet hisseye karşılık 45.950 DM değer yazılı olduğu, ortaklık durum belgesine itibar edilmesi halinde «ortaklık ilişkisinin» kurulmuş sayılabileceği, davacının alacak iddiasını düzenleniş tarzı itibariyle bir alındı makbuzu veya tahsilat belgesi olarak nitelendirilemeyecek ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamayacağı, bu belgenin ancak ortaklık ilişkisinin varlığına «karine» teşkil edeceği ve paranın ortaklık dışında bir amaçla verildiği kanıtlanmadığından TTK'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde ise BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, ek raporda ise, taraflar arasındaki ilişkinin şirket kayıtlarından tespit edilemediği ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir «anonim şirket» arasındaki ilişkinin kural olarak bir ortaklık ilişkisi olabileceği, davacı tarafın payları dava dışı A.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Benzer bu karardaHolding A.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 600,00 TL nominal değerde 300 adet hisse sahibi bulunduğu, bu «kayda» rağmen davacının ortaklık durum belgesinde 280 hisseye karşılık 21.910 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin ...'nın 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği, ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nın 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı ...Ş.'nin ortağı bulunduğu, «hamiline» yazılı hisse senetlerini üçüncü kişilerden alan davacının devren iktisap yoluyla davalı şirkete ortak olduğu, paranın ödünç olarak verildiğinin ispat edilemediği, ...'nın 329. ve 405. maddelerindeki açık düzenlemeler karşısında davacının ödediği paranın iadesini isteyemeyeceği, davalı şirketlerin yöneticelerinin haklarında açılan ceza davalarından beraat ettikleri, bu kapsamda davalı yöneticinin hangi işlem ve eyleminin ...'nın 336. maddesine ne şekilde aykırılık oluşturduğunun ispat edilemediği gibi, «sorumluluk davası» açma sürelerinin de geçirildiği, davacının diğer davalı ...
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · sorumluluk davası · ceza zamanaşımı · ek prim · zamanaşımı def'i · def'i
Benzer bu karardaHolding A.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 600,00 TL nominal değerde 300 adet hisse sahibi bulunduğu, bu «kayda» rağmen davacının ortaklık durum belgesinde 280 hisseye karşılık 21.910 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin ...'nın 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği, ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nın 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalılar yararına bozulmasına karar vermek ger …
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı ...Ş.'nin ortağı bulunduğu, «hamiline» yazılı hisse senetlerini üçüncü kişilerden alan davacının devren iktisap yoluyla davalı şirkete ortak olduğu, paranın ödünç olarak verildiğinin ispat edilemediği, ...'nın 329. ve 405. maddelerindeki açık düzenlemeler karşısında davacının ödediği paranın iadesini isteyemeyeceği, davalı şirketlerin yöneticelerinin haklarında açılan ceza davalarından beraat ettikleri, bu kapsamda davalı yöneticinin hangi işlem ve eyleminin ...'nın 336. maddesine ne şekilde aykırılık oluşturduğunun ispat edilemediği gibi, «sorumluluk davası» açma sürelerinin de geçirildiği, davacının diğer davalı ...
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/7129 E. 2012/13942 K.
Ortak:irade fesadı · istirdat davası · kâr payı dağıtımı · tasdik kararı · hile · hisse senedi · pay defteri · dolandırıcılık · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53']
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin muhasebe «defterlerinde» davacı ile ilgili herhangi bir kayıt bulunmadığı, sadece «pay defterinde» ortaklık «kaydı» bulunduğu, davacının 600 hisse ile 12.337 üye kayıt numarası altında kayıtlı bulunduğu, davacının ortaklık durum belgesinin geçerli bir belge olduğunun kabulü gerektiği ve taraflar arasındaki ilişkinin 01/01/1999 tarihinde kurulmuş olduğu, davacının «hisse senedini» şirket ortaklarından Ali Baloğlu'ndan satın aldığı, kurucu üyenin şirketten hisse senedi satın alıp sonradan diğer kimselere satmasında herhangi bir hukuki engelin bulunmadığı, «anonim şirketin» ihraç ettiği hisse senetlerinde bir bedel tayin edilmesi ve hisse senedi alım satım trafiğinin yönlendirilmesinin davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan SPK mevzuatına göre "izinsiz aracılık" faaliyeti oluşturabileceği, izinsiz aracılık faaliyetinin müeyyidesinin ise anılan mevzuata göre «ortaklık ilişkisinin» «geçersiz» sayılmasını gerektirmediği, davacının iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamadığı, davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olmayacağı, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesi hükmü uyarınca «hamiline» yazılı hisse senetlerinin sermaye piyasası aracı olduğu, «sermaye piyasası kanunu» hükümlerine göre sermaye piyasası araçlarının ihracı hakkında 4389 sayılı Yasa'nın 10.Maddesi diğer bir anlatımla Bankacılık Kanunu'nun uygulanmasının mümkün bulunmadığı, eylemin izinsiz mevduat toplamak olduğunun kabul edilemeyeceği, paraların istendiği zaman çekilebileceği «garantisinin» verildiği iddiası varit görüldüğü taktirde hileden bahsedilebileceği, ancak «hile» nedeniyle sözleşmenin feshedilebilmesi için ortaklık ilişkisinin kurulduğu tarihten itibaren bir yıl içinde beyanda bulunulmasının mecburi olduğu, bu «hak düşürücü sürenin» geçmiş olması nedeniyle sözleşmenin «irade fesadı» dolayısıyla bozulabilmesinin söz konusu olamayacağı, «üçüncü kişiler» ile şirket arasında kurulmuş olan akçeli ilişkilerin ortaklık ilişkisi sayılacağı yönünde «karine» mevcut olduğu, davalı H..
Holding A.Ş'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterine» göre davacının toplam 1.200 TL nominal değeri olan 600 adet hissenin sahibi bulunduğu, davacı tarafça sunulan 02.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde ise 600 adet hisseye karşılık 45.950 DM değer yazılı olduğu, ortaklık durum belgesine itibar edilmesi halinde «ortaklık ilişkisinin» kurulmuş sayılabileceği, davacının alacak iddiasını düzenleniş tarzı itibariyle bir alındı makbuzu veya tahsilat belgesi olarak nitelendirilemeyecek ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamayacağı, bu belgenin ancak ortaklık ilişkisinin varlığına «karine» teşkil edeceği ve paranın ortaklık dışında bir amaçla verildiği kanıtlanmadığından TTK'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde ise BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, ek raporda ise, taraflar arasındaki ilişkinin şirket kayıtlarından tespit edilemediği ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir «anonim şirket» arasındaki ilişkinin kural olarak bir ortaklık ilişkisi olabileceği, davacı tarafın payları dava dışı A.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, Kombassan Holding A.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 1200 TL nominal değerde 600 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 05.05.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 600 adet hisseye karşılık 46.950 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin 2009 yılında zarar beyan ettiği ve kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Ağır Ceza Mahkemesi'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak «dolandırıcılık» suçlarından yargılanmışlardır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · ceza zamanaşımı · ba formu · ek prim · zamanaşımı def'i · def'i
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, Kombassan Holding A.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 1200 TL nominal değerde 600 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 05.05.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 600 adet hisseye karşılık 46.950 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin 2009 yılında zarar beyan ettiği ve kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekm …
Davacının «ibraz» ettiği “ortaklık «hisse senedi» takip «formu»” belgesinde imzası bulunan kişinin davalı şirkette hissesi bulunup bulunmadığı, şirket sermayesini «taahhüt» edenlerden olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.
5 benzer karar daha
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/15377 E. 2014/5008 K.
Ortak:istirdat davası · sermaye piyasası kanunu · tasdik kararı · hisse senedi · pay defteri · dolandırıcılık · hak düşürücü süre · vade · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin muhasebe «defterlerinde» davacı ile ilgili herhangi bir kayıt bulunmadığı, sadece «pay defterinde» ortaklık «kaydı» bulunduğu, davacının 600 hisse ile 12.337 üye kayıt numarası altında kayıtlı bulunduğu, davacının ortaklık durum belgesinin geçerli bir belge olduğunun kabulü gerektiği ve taraflar arasındaki ilişkinin 01/01/1999 tarihinde kurulmuş olduğu, davacının «hisse senedini» şirket ortaklarından Ali Baloğlu'ndan satın aldığı, kurucu üyenin şirketten hisse senedi satın alıp sonradan diğer kimselere satmasında herhangi bir hukuki engelin bulunmadığı, «anonim şirketin» ihraç ettiği hisse senetlerinde bir bedel tayin edilmesi ve hisse senedi alım satım trafiğinin yönlendirilmesinin davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan SPK mevzuatına göre "izinsiz aracılık" faaliyeti oluşturabileceği, izinsiz aracılık faaliyetinin müeyyidesinin ise anılan mevzuata göre «ortaklık ilişkisinin» «geçersiz» sayılmasını gerektirmediği, davacının iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamadığı, davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olmayacağı, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesi hükmü uyarınca «hamiline» yazılı hisse senetlerinin sermaye piyasası aracı olduğu, «sermaye piyasası kanunu» hükümlerine göre sermaye piyasası araçlarının ihracı hakkında 4389 sayılı Yasa'nın 10.Maddesi diğer bir anlatımla Bankacılık Kanunu'nun uygulanmasının mümkün bulunmadığı, eylemin izinsiz mevduat toplamak olduğunun kabul edilemeyeceği, paraların istendiği zaman çekilebileceği «garantisinin» verildiği iddiası varit görüldüğü taktirde hileden bahsedilebileceği, ancak «hile» nedeniyle sözleşmenin feshedilebilmesi için ortaklık ilişkisinin kurulduğu tarihten itibaren bir yıl içinde beyanda bulunulmasının mecburi olduğu, bu «hak düşürücü sürenin» geçmiş olması nedeniyle sözleşmenin «irade fesadı» dolayısıyla bozulabilmesinin söz konusu olamayacağı, «üçüncü kişiler» ile şirket arasında kurulmuş olan akçeli ilişkilerin ortaklık ilişkisi sayılacağı yönünde «karine» mevcut olduğu, davalı H..
Holding A.Ş'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterine» göre davacının toplam 1.200 TL nominal değeri olan 600 adet hissenin sahibi bulunduğu, davacı tarafça sunulan 02.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde ise 600 adet hisseye karşılık 45.950 DM değer yazılı olduğu, ortaklık durum belgesine itibar edilmesi halinde «ortaklık ilişkisinin» kurulmuş sayılabileceği, davacının alacak iddiasını düzenleniş tarzı itibariyle bir alındı makbuzu veya tahsilat belgesi olarak nitelendirilemeyecek ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamayacağı, bu belgenin ancak ortaklık ilişkisinin varlığına «karine» teşkil edeceği ve paranın ortaklık dışında bir amaçla verildiği kanıtlanmadığından TTK'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde ise BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, ek raporda ise, taraflar arasındaki ilişkinin şirket kayıtlarından tespit edilemediği ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir «anonim şirket» arasındaki ilişkinin kural olarak bir ortaklık ilişkisi olabileceği, davacı tarafın payları dava dışı A.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının şirket ortakları arasında yer almadığı, «tahsil makbuzundan» paranın hisse almak için yatırıldığının anlaşıldığı, 6762 Sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca yatırılan «hisse senedi» bedelinin talep edilemeyeceği, davalı hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı, hileden dolayı açılacak davanın 818 Sayılı BK'nın 31. maddesine göre 1 yıllık «hak düşürücü süreye» tabi olduğu, paranın yatırıldığı tarih itibariyle anılan sürenin dolduğu, aradan 10 yıl geçtikten sonra davacının ortak olmadığı ve «dolandırıldığı» iddiasını ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği belirtilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle «dolandırıcılıktan» dolayı Konya 2.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:tahsilat makbuzu · ticari defter
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının şirket ortakları arasında yer almadığı, «tahsil makbuzundan» paranın hisse almak için yatırıldığının anlaşıldığı, 6762 Sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca yatırılan «hisse senedi» bedelinin talep edilemeyeceği, davalı hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı, hileden dolayı açılacak davanın 818 Sayılı BK'nın 31. maddesine göre 1 yıllık «hak düşürücü süreye» tabi olduğu, paranın yatırıldığı tarih itibariyle anılan sürenin dolduğu, aradan 10 yıl geçtikten sonra davacının ortak olmadığı ve «dolandırıldığı» iddiasını ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/8522 E. 2012/15963 K.
Ortak:irade fesadı · istirdat davası · kâr payı dağıtımı · tasdik kararı · hile · pay defteri · dolandırıcılık · hak düşürücü süre · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaHolding A.Ş'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterine» göre davacının toplam 1.200 TL nominal değeri olan 600 adet hissenin sahibi bulunduğu, davacı tarafça sunulan 02.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde ise 600 adet hisseye karşılık 45.950 DM değer yazılı olduğu, ortaklık durum belgesine itibar edilmesi halinde «ortaklık ilişkisinin» kurulmuş sayılabileceği, davacının alacak iddiasını düzenleniş tarzı itibariyle bir alındı makbuzu veya tahsilat belgesi olarak nitelendirilemeyecek ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamayacağı, bu belgenin ancak ortaklık ilişkisinin varlığına «karine» teşkil edeceği ve paranın ortaklık dışında bir amaçla verildiği kanıtlanmadığından TTK'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde ise BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, ek raporda ise, taraflar arasındaki ilişkinin şirket kayıtlarından tespit edilemediği ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir «anonim şirket» arasındaki ilişkinin kural olarak bir ortaklık ilişkisi olabileceği, davacı tarafın payları dava dışı A.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin muhasebe «defterlerinde» davacı ile ilgili herhangi bir kayıt bulunmadığı, sadece «pay defterinde» ortaklık «kaydı» bulunduğu, davacının 600 hisse ile 12.337 üye kayıt numarası altında kayıtlı bulunduğu, davacının ortaklık durum belgesinin geçerli bir belge olduğunun kabulü gerektiği ve taraflar arasındaki ilişkinin 01/01/1999 tarihinde kurulmuş olduğu, davacının «hisse senedini» şirket ortaklarından Ali Baloğlu'ndan satın aldığı, kurucu üyenin şirketten hisse senedi satın alıp sonradan diğer kimselere satmasında herhangi bir hukuki engelin bulunmadığı, «anonim şirketin» ihraç ettiği hisse senetlerinde bir bedel tayin edilmesi ve hisse senedi alım satım trafiğinin yönlendirilmesinin davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan SPK mevzuatına göre "izinsiz aracılık" faaliyeti oluşturabileceği, izinsiz aracılık faaliyetinin müeyyidesinin ise anılan mevzuata göre «ortaklık ilişkisinin» «geçersiz» sayılmasını gerektirmediği, davacının iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamadığı, davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olmayacağı, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesi hükmü uyarınca «hamiline» yazılı hisse senetlerinin sermaye piyasası aracı olduğu, «sermaye piyasası kanunu» hükümlerine göre sermaye piyasası araçlarının ihracı hakkında 4389 sayılı Yasa'nın 10.Maddesi diğer bir anlatımla Bankacılık Kanunu'nun uygulanmasının mümkün bulunmadığı, eylemin izinsiz mevduat toplamak olduğunun kabul edilemeyeceği, paraların istendiği zaman çekilebileceği «garantisinin» verildiği iddiası varit görüldüğü taktirde hileden bahsedilebileceği, ancak «hile» nedeniyle sözleşmenin feshedilebilmesi için ortaklık ilişkisinin kurulduğu tarihten itibaren bir yıl içinde beyanda bulunulmasının mecburi olduğu, bu «hak düşürücü sürenin» geçmiş olması nedeniyle sözleşmenin «irade fesadı» dolayısıyla bozulabilmesinin söz konusu olamayacağı, «üçüncü kişiler» ile şirket arasında kurulmuş olan akçeli ilişkilerin ortaklık ilişkisi sayılacağı yönünde «karine» mevcut olduğu, davalı H..
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının 960,00 TL nominal değerde 160 adet hisse sahibi olduğu, ....’nin pay defterinde ise 600,00 TL nominal değerde 300 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 01.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 460 adet hisseye karşılık 35.995 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketlerden alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketlerin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Ağır Ceza Mahkemesi'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak «dolandırıcılık» suçlarından yargılanmışlardır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · ceza zamanaşımı · ek prim · zamanaşımı def'i · def'i
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının 960,00 TL nominal değerde 160 adet hisse sahibi olduğu, ....’nin pay defterinde ise 600,00 TL nominal değerde 300 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 01.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 460 adet hisseye karşılık 35.995 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketlerden alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketlerin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalılar yararına bozulmasına karar vermek ger …
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/8445 E. 2012/15969 K.
Ortak:irade fesadı · istirdat davası · kâr payı dağıtımı · tasdik kararı · hile · pay defteri · dolandırıcılık · hak düşürücü süre · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaHolding A.Ş'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterine» göre davacının toplam 1.200 TL nominal değeri olan 600 adet hissenin sahibi bulunduğu, davacı tarafça sunulan 02.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde ise 600 adet hisseye karşılık 45.950 DM değer yazılı olduğu, ortaklık durum belgesine itibar edilmesi halinde «ortaklık ilişkisinin» kurulmuş sayılabileceği, davacının alacak iddiasını düzenleniş tarzı itibariyle bir alındı makbuzu veya tahsilat belgesi olarak nitelendirilemeyecek ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamayacağı, bu belgenin ancak ortaklık ilişkisinin varlığına «karine» teşkil edeceği ve paranın ortaklık dışında bir amaçla verildiği kanıtlanmadığından TTK'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde ise BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, ek raporda ise, taraflar arasındaki ilişkinin şirket kayıtlarından tespit edilemediği ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir «anonim şirket» arasındaki ilişkinin kural olarak bir ortaklık ilişkisi olabileceği, davacı tarafın payları dava dışı A.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin muhasebe «defterlerinde» davacı ile ilgili herhangi bir kayıt bulunmadığı, sadece «pay defterinde» ortaklık «kaydı» bulunduğu, davacının 600 hisse ile 12.337 üye kayıt numarası altında kayıtlı bulunduğu, davacının ortaklık durum belgesinin geçerli bir belge olduğunun kabulü gerektiği ve taraflar arasındaki ilişkinin 01/01/1999 tarihinde kurulmuş olduğu, davacının «hisse senedini» şirket ortaklarından Ali Baloğlu'ndan satın aldığı, kurucu üyenin şirketten hisse senedi satın alıp sonradan diğer kimselere satmasında herhangi bir hukuki engelin bulunmadığı, «anonim şirketin» ihraç ettiği hisse senetlerinde bir bedel tayin edilmesi ve hisse senedi alım satım trafiğinin yönlendirilmesinin davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan SPK mevzuatına göre "izinsiz aracılık" faaliyeti oluşturabileceği, izinsiz aracılık faaliyetinin müeyyidesinin ise anılan mevzuata göre «ortaklık ilişkisinin» «geçersiz» sayılmasını gerektirmediği, davacının iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamadığı, davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olmayacağı, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesi hükmü uyarınca «hamiline» yazılı hisse senetlerinin sermaye piyasası aracı olduğu, «sermaye piyasası kanunu» hükümlerine göre sermaye piyasası araçlarının ihracı hakkında 4389 sayılı Yasa'nın 10.Maddesi diğer bir anlatımla Bankacılık Kanunu'nun uygulanmasının mümkün bulunmadığı, eylemin izinsiz mevduat toplamak olduğunun kabul edilemeyeceği, paraların istendiği zaman çekilebileceği «garantisinin» verildiği iddiası varit görüldüğü taktirde hileden bahsedilebileceği, ancak «hile» nedeniyle sözleşmenin feshedilebilmesi için ortaklık ilişkisinin kurulduğu tarihten itibaren bir yıl içinde beyanda bulunulmasının mecburi olduğu, bu «hak düşürücü sürenin» geçmiş olması nedeniyle sözleşmenin «irade fesadı» dolayısıyla bozulabilmesinin söz konusu olamayacağı, «üçüncü kişiler» ile şirket arasında kurulmuş olan akçeli ilişkilerin ortaklık ilişkisi sayılacağı yönünde «karine» mevcut olduğu, davalı H..
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacı ...’in toplam 630,00 TL nominal değerde 105 adet hisse sahibi olduğu, davacı ...’in 1.140,00 TL nominal değerde 190 adet hisse sahibi olduğu, yine davacı ...’in Kombassan Holding AŞ.’nin pay defterinde 600,00 TL nominal değerde 300 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 03.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 560 adet hisseye karşılık 43.820 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketlerden alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketlerin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Ağır Ceza Mahkemesi'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak «dolandırıcılık» suçlarından yargılanmışlardır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · ceza zamanaşımı · ek prim · zamanaşımı def'i · def'i
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacı ...’in toplam 630,00 TL nominal değerde 105 adet hisse sahibi olduğu, davacı ...’in 1.140,00 TL nominal değerde 190 adet hisse sahibi olduğu, yine davacı ...’in Kombassan Holding AŞ.’nin pay defterinde 600,00 TL nominal değerde 300 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 03.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 560 adet hisseye karşılık 43.820 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketlerden alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketlerin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalılar yararına bozulmasına karar vermek ger …
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/8415 E. 2012/15955 K.
Ortak:irade fesadı · istirdat davası · kâr payı dağıtımı · tasdik kararı · hile · pay defteri · dolandırıcılık · hak düşürücü süre · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaHolding A.Ş'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterine» göre davacının toplam 1.200 TL nominal değeri olan 600 adet hissenin sahibi bulunduğu, davacı tarafça sunulan 02.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde ise 600 adet hisseye karşılık 45.950 DM değer yazılı olduğu, ortaklık durum belgesine itibar edilmesi halinde «ortaklık ilişkisinin» kurulmuş sayılabileceği, davacının alacak iddiasını düzenleniş tarzı itibariyle bir alındı makbuzu veya tahsilat belgesi olarak nitelendirilemeyecek ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamayacağı, bu belgenin ancak ortaklık ilişkisinin varlığına «karine» teşkil edeceği ve paranın ortaklık dışında bir amaçla verildiği kanıtlanmadığından TTK'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde ise BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, ek raporda ise, taraflar arasındaki ilişkinin şirket kayıtlarından tespit edilemediği ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir «anonim şirket» arasındaki ilişkinin kural olarak bir ortaklık ilişkisi olabileceği, davacı tarafın payları dava dışı A.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin muhasebe «defterlerinde» davacı ile ilgili herhangi bir kayıt bulunmadığı, sadece «pay defterinde» ortaklık «kaydı» bulunduğu, davacının 600 hisse ile 12.337 üye kayıt numarası altında kayıtlı bulunduğu, davacının ortaklık durum belgesinin geçerli bir belge olduğunun kabulü gerektiği ve taraflar arasındaki ilişkinin 01/01/1999 tarihinde kurulmuş olduğu, davacının «hisse senedini» şirket ortaklarından Ali Baloğlu'ndan satın aldığı, kurucu üyenin şirketten hisse senedi satın alıp sonradan diğer kimselere satmasında herhangi bir hukuki engelin bulunmadığı, «anonim şirketin» ihraç ettiği hisse senetlerinde bir bedel tayin edilmesi ve hisse senedi alım satım trafiğinin yönlendirilmesinin davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan SPK mevzuatına göre "izinsiz aracılık" faaliyeti oluşturabileceği, izinsiz aracılık faaliyetinin müeyyidesinin ise anılan mevzuata göre «ortaklık ilişkisinin» «geçersiz» sayılmasını gerektirmediği, davacının iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamadığı, davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olmayacağı, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesi hükmü uyarınca «hamiline» yazılı hisse senetlerinin sermaye piyasası aracı olduğu, «sermaye piyasası kanunu» hükümlerine göre sermaye piyasası araçlarının ihracı hakkında 4389 sayılı Yasa'nın 10.Maddesi diğer bir anlatımla Bankacılık Kanunu'nun uygulanmasının mümkün bulunmadığı, eylemin izinsiz mevduat toplamak olduğunun kabul edilemeyeceği, paraların istendiği zaman çekilebileceği «garantisinin» verildiği iddiası varit görüldüğü taktirde hileden bahsedilebileceği, ancak «hile» nedeniyle sözleşmenin feshedilebilmesi için ortaklık ilişkisinin kurulduğu tarihten itibaren bir yıl içinde beyanda bulunulmasının mecburi olduğu, bu «hak düşürücü sürenin» geçmiş olması nedeniyle sözleşmenin «irade fesadı» dolayısıyla bozulabilmesinin söz konusu olamayacağı, «üçüncü kişiler» ile şirket arasında kurulmuş olan akçeli ilişkilerin ortaklık ilişkisi sayılacağı yönünde «karine» mevcut olduğu, davalı H..
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 600,00 TL nominal değerde 100 adet hisse sahibi bulunduğu, ....’nin pay defterinde ise 4.360,00 TL nominal değerde 2180 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 04.03.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 2280 adet hisseye karşılık 178.410 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketlerden alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketlerin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Ağır Ceza Mahkemesi'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve «dolandırıcılık» suçlarından yargılanmışlardır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · ceza zamanaşımı · ek prim · zamanaşımı def'i · def'i
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 600,00 TL nominal değerde 100 adet hisse sahibi bulunduğu, ....’nin pay defterinde ise 4.360,00 TL nominal değerde 2180 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 04.03.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 2280 adet hisseye karşılık 178.410 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketlerden alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketlerin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalılar yararına bozulmasına karar vermek ger …
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/8404 E. 2012/15949 K.
Ortak:irade fesadı · istirdat davası · kâr payı dağıtımı · tasdik kararı · hile · pay defteri · dolandırıcılık · hak düşürücü süre · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaHolding A.Ş'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterine» göre davacının toplam 1.200 TL nominal değeri olan 600 adet hissenin sahibi bulunduğu, davacı tarafça sunulan 02.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde ise 600 adet hisseye karşılık 45.950 DM değer yazılı olduğu, ortaklık durum belgesine itibar edilmesi halinde «ortaklık ilişkisinin» kurulmuş sayılabileceği, davacının alacak iddiasını düzenleniş tarzı itibariyle bir alındı makbuzu veya tahsilat belgesi olarak nitelendirilemeyecek ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamayacağı, bu belgenin ancak ortaklık ilişkisinin varlığına «karine» teşkil edeceği ve paranın ortaklık dışında bir amaçla verildiği kanıtlanmadığından TTK'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde ise BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, ek raporda ise, taraflar arasındaki ilişkinin şirket kayıtlarından tespit edilemediği ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir «anonim şirket» arasındaki ilişkinin kural olarak bir ortaklık ilişkisi olabileceği, davacı tarafın payları dava dışı A.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin muhasebe «defterlerinde» davacı ile ilgili herhangi bir kayıt bulunmadığı, sadece «pay defterinde» ortaklık «kaydı» bulunduğu, davacının 600 hisse ile 12.337 üye kayıt numarası altında kayıtlı bulunduğu, davacının ortaklık durum belgesinin geçerli bir belge olduğunun kabulü gerektiği ve taraflar arasındaki ilişkinin 01/01/1999 tarihinde kurulmuş olduğu, davacının «hisse senedini» şirket ortaklarından Ali Baloğlu'ndan satın aldığı, kurucu üyenin şirketten hisse senedi satın alıp sonradan diğer kimselere satmasında herhangi bir hukuki engelin bulunmadığı, «anonim şirketin» ihraç ettiği hisse senetlerinde bir bedel tayin edilmesi ve hisse senedi alım satım trafiğinin yönlendirilmesinin davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan SPK mevzuatına göre "izinsiz aracılık" faaliyeti oluşturabileceği, izinsiz aracılık faaliyetinin müeyyidesinin ise anılan mevzuata göre «ortaklık ilişkisinin» «geçersiz» sayılmasını gerektirmediği, davacının iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamadığı, davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olmayacağı, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesi hükmü uyarınca «hamiline» yazılı hisse senetlerinin sermaye piyasası aracı olduğu, «sermaye piyasası kanunu» hükümlerine göre sermaye piyasası araçlarının ihracı hakkında 4389 sayılı Yasa'nın 10.Maddesi diğer bir anlatımla Bankacılık Kanunu'nun uygulanmasının mümkün bulunmadığı, eylemin izinsiz mevduat toplamak olduğunun kabul edilemeyeceği, paraların istendiği zaman çekilebileceği «garantisinin» verildiği iddiası varit görüldüğü taktirde hileden bahsedilebileceği, ancak «hile» nedeniyle sözleşmenin feshedilebilmesi için ortaklık ilişkisinin kurulduğu tarihten itibaren bir yıl içinde beyanda bulunulmasının mecburi olduğu, bu «hak düşürücü sürenin» geçmiş olması nedeniyle sözleşmenin «irade fesadı» dolayısıyla bozulabilmesinin söz konusu olamayacağı, «üçüncü kişiler» ile şirket arasında kurulmuş olan akçeli ilişkilerin ortaklık ilişkisi sayılacağı yönünde «karine» mevcut olduğu, davalı H..
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 2.400,00 TL nominal değerde 400 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının tarihsiz ortaklık durum belgesinde 400 adet hisseye karşılık 31.300 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Ağır Ceza Mahkemesi'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak «dolandırıcılık» suçlarından yargılanmışlardır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · ceza zamanaşımı · ek prim · zamanaşımı def'i · def'i
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 2.400,00 TL nominal değerde 400 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının tarihsiz ortaklık durum belgesinde 400 adet hisseye karşılık 31.300 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalılar yararına bozulmasına karar vermek ger …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/1079 E. , 2014/12964 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ KONYA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 16/09/2013
NUMARASI 2011/302-2013/235
Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16/09/2013 tarih ve 2011/302-2013/235 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinden "yatırılan paranın istendiği her an geri verileceği ve karşılığında yüksek oranlarda faiz verileceği" garantileri ile 14.005,15 Euro'nun ( 46.950 DEM) davalı şirket tarafından alındığını, davalılarca yürütülen para toplama faaliyetinin resmi kurum ve bilirkişi raporları ile mevzuata aykırı olduğunun tespit edildiğini, mevduat toplama faaliyetinin sadece bankalar ile özel finans kurumları tarafından yürütülebileceğini ileri sürerek, müvekkili ile davalılar arasında mevzuata aykırı olarak kurulan ilişkinin hükümsüzlüğüne, müvekkilden alınan paranın en yüksek faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
[…]. B.. vekili, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, müvekkilinin bir müddet davalı şirketin yönetim kurulu başkanlığını yapmış ise de, davacı ile herhangi bir sözleşmesi ve ticari ilişkisinin bulunmadığını, davacının iddia ettiği sorumluluk sebeplerinin TTK'nın 336. maddesi gereğince müvekkiline uymadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
[…]. A.. vekili, davacının iddia ettiği gibi mevzuata aykırı bir eylemde bulunulmadığını, davacı ile davalı şirket arasında davalıyı borç altına sokacak herhangi bir hukuki işlem yapılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin muhasebe defterlerinde davacı ile ilgili herhangi bir kayıt bulunmadığı, sadece pay defterinde ortaklık kaydı bulunduğu, davacının 600 hisse ile 12.337 üye kayıt numarası altında kayıtlı bulunduğu, davacının ortaklık durum belgesinin geçerli bir belge olduğunun kabulü gerektiği ve taraflar arasındaki ilişkinin 01/01/1999 tarihinde kurulmuş olduğu, davacının hisse senedini şirket ortaklarından Ali Baloğlu'ndan satın aldığı, kurucu üyenin şirketten hisse senedi satın alıp sonradan diğer kimselere satmasında herhangi bir hukuki engelin bulunmadığı, anonim şirketin ihraç ettiği hisse senetlerinde bir bedel tayin edilmesi ve hisse senedi alım satım trafiğinin yönlendirilmesinin davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan SPK mevzuatına göre "izinsiz aracılık" faaliyeti oluşturabileceği, izinsiz aracılık faaliyetinin müeyyidesinin ise anılan mevzuata göre ortaklık ilişkisinin geçersiz sayılmasını gerektirmediği, davacının iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamadığı, davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olmayacağı, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10.
maddesi hükmü uyarınca hamiline yazılı hisse senetlerinin sermaye piyasası aracı olduğu, sermaye piyasası kanunu hükümlerine göre sermaye piyasası araçlarının ihracı hakkında 4389 sayılı Yasa'nın 10.Maddesi diğer bir anlatımla Bankacılık Kanunu'nun uygulanmasının mümkün bulunmadığı, eylemin izinsiz mevduat toplamak olduğunun kabul edilemeyeceği, paraların istendiği zaman çekilebileceği garantisinin verildiği iddiası varit görüldüğü taktirde hileden bahsedilebileceği, ancak hile nedeniyle sözleşmenin feshedilebilmesi için ortaklık ilişkisinin kurulduğu tarihten itibaren bir yıl içinde beyanda bulunulmasının mecburi olduğu, bu hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle sözleşmenin irade fesadı dolayısıyla bozulabilmesinin söz konusu olamayacağı, üçüncü kişiler ile şirket arasında kurulmuş olan akçeli ilişkilerin ortaklık ilişkisi sayılacağı yönünde karine mevcut olduğu, davalı H..
B..'ın ise davada taraf sıfatının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.
Dosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, ... Holding A.Ş'nin açılış tasdiki bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar pay defterine göre davacının toplam 1.200 TL nominal değeri olan 600 adet hissenin sahibi bulunduğu, davacı tarafça sunulan 02.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde ise 600 adet hisseye karşılık 45.950 DM değer yazılı olduğu, ortaklık durum belgesine itibar edilmesi halinde ortaklık ilişkisinin kurulmuş sayılabileceği, davacının alacak iddiasını düzenleniş tarzı itibariyle bir alındı makbuzu veya tahsilat belgesi olarak nitelendirilemeyecek ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamayacağı, bu belgenin ancak ortaklık ilişkisinin varlığına karine teşkil edeceği ve paranın ortaklık dışında bir amaçla verildiği kanıtlanmadığından TTK'nın 329.
ve 405. maddeleri uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği, davacı iddiasının irade fesadı olan hile olarak değerlendirildiğinde ise BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık hak düşürücü sürenin ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, ek raporda ise, taraflar arasındaki ilişkinin şirket kayıtlarından tespit edilemediği ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir anonim şirket arasındaki ilişkinin kural olarak bir ortaklık ilişkisi olabileceği, davacı tarafın payları dava dışı A. B..'ndan devren iktisap edip etmediğine ilişkin olarak A. B..nun şirket ortağı olduğu ve davacının A. B..'ndan hisse senedi satın almış olabileceği, kurucu üyenin şirketten hisse senedi satın alıp sonradan diğer kimselere satmasında herhangi bir hukuki engel bulunmadığı belirtilmiş, mahkemece, bilirkişi kurulu kök ve ek raporlarına itibar edilerek, davacının hisse senedini şirket ortaklarından A.
B..'ndan satın aldığı, kurucu üyenin şirketten hisse senedi satın alıp sonradan diğer kimselere satmasında herhangi bir hukuki engelin bulunmadığı, anonim şirketin ihraç ettiği hisse senetlerinde bir bedel tayin edilmesi ve hisse senedi alım satım trafiğinin yönlendirilmesi davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan SPK mevzuatına göre "izinsiz aracılık" faaliyeti oluşturabileceği, izinsiz aracılık faaliyetinin müeyyidesinin ise anılan mevzuata göre ortaklık ilişkisinin geçersiz sayılmasının bulunmadığı, davacının iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamadığı, ceza davalarının nihai olarak zamanaşımı dolayısıyla ortadan kalktığı ve kesinleştikleri, BK'nın 53. maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü ve maddi vakıanın bulunmadığı, ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, ceza dosyası içerisinde yer alan delillerin dosya içerisinde de bulunduğu, ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakıaların iş bu dosyada da alınan bilirkişi raporlarında tartışıldığı, davacının uğradığını iddia ettiği zararlardan davalıların sorumlu olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemize intikal eden emsal dosyalara sunulan bilirkişi raporlarından, defter kayıtlarında 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortak ismi bulunduğu şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından taahhüt edilmiş olduğu, davacının bu ortaklar arasında isminin geçmediği anlaşılmış, bilirkişi raporlarında ceza dosyası ve resmi kurum raporları ile davalılar tarafından hukuka aykırı faaliyetler konusunda bir takım tespitler var ise de, esasen buna ilişkin sonuçların SPK'da düzenlendiği ve bu davalar açısından değerlendirilmesinin hukuki mesele olması nedeniyle mahkemeye ait olduğunun belirtildiği görülmüş, mahkemece defter kayıtlarındaki bu durum değerlendirilmemiş, hisselerin kurucu ortaklardan intikal ettiğine dair soyut görüş içeren bilirkişi raporuna göre ve ceza davalarından beraat kararı verildiği ve ceza dosyalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği gerekçesiyle karar verilmiştir.
Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilindiği üzere; Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi ve Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve dolandırıcılık suçlarından yargılanmışlardır. Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında dava nihai olarak zamanaşımı ile ortadan kalkmış, Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında ise mahkemece verilen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı temyiz edilmiş olup kararın kesinleşip kesinleşmediği belli değildir. Bu dosyada düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999 tarihli denetim raporunda şirketin yasal defter ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr payı dağıtımlarının şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda, şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, Holding'in aracı rol üstlendiği, ancak böyle bir yetki belgesinin olmadığı, K..
A.. ve .... İnşaat Tarım ve San. İşlt. Tic. A.Ş'nin geçmiş yıllara ait mali tablolarında şirketlerin yüklü miktarlarda zarar ettikleri, faaliyet kârı olmamasına rağmen kâr payları dağıttıkları tespitlerine yer verildiği, ayrıca davacının delili olan ve bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilen SPK ve Meclis Araştırma Komisyonu raporları, SPK duyuruları mahkemece değerlendirilmemiştir. Bilindiği üzere BK'nın 53. maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağından 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, her iki kararın kesinleşmiş olması halinde, zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varacağı hususu nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporlarıyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekir.
Ancak mahkemece ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakıaların neler olduğu somut olarak Yargıtay denetimine imkan verecek şekilde karar yerinde tartışılmadan yalnızca ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakıaların iş bu dava dosyasında da mevcut olduğu şeklinde soyut değerlendirmeye yer verilmesi doğru görülmemiştir.
Ayrıca mahkemece davacının ortak olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de, dava tarihi itibariyle davacının davalı şirketin sermayesinde payı bulunup bulunmadığı, bilirkişi raporlarında kesin bir tespit bulunmamasına rağmen mahkemece davacının payları Ali Baloğlu'ndan devraldığına dair tespitte bulunularak, davacının payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da somut olarak açıklığı kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir. Davacının ibraz ettiği “ortaklık durum belgesi” başlıklı belgede bulunan isimsiz imzanın kime ait olduğu, bilinmeyen bu kişinin davalı şirkette hissesi bulunup bulunmadığı, şirket sermayesini taahhüt edenlerden olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının pay defterine kaydedilen payının yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10.
maddesindeki “Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 08/07/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/101925700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz