Pay defterine kayıt
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/5992 E. 2014/12946 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
pay defterine kayıt↗ pay defteri kaydı↗ ticari avans faizi↗ hazirun cetveli↗ esas sözleşme↗ bedel iadesi↗ karine↗ pay sahipliği↗ sermaye artırımı↗ ticari defter kayıtları↗ pasif husumet yokluğu↗ sözleşmeye aykırılık↗ hisse senedi↗ zamanaşımı def'i↗ pay defteri↗ üçüncü kişi↗ dolandırıcılık↗ pasif husumet↗ def'i↗ husumet yokluğu↗ anonim şirket↗ istirdat↗ ortaklık ilişkisi↗ bilirkişi incelemesi↗ haksız fiil↗ ticari defter↗ yetki↗ ilan↗ cy/cy kaydı↗ avans faizi↗ zamanaşımı↗ temsil↗ husumet↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, temsil olunan hisselerin gerçeği yansıttığı, pay defterindeki kayıtlar lehine olan kişi bakımından karine niteliği taşıması nedeniyle yapılan incelemede pay defteri ile hazirun cetvelinde yer alan kayıtların farklılık göstermediği, ortaklık durumunun ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle takip edilip edilmediğinin belirli olmadığı, davacının şirketlere pay senedi satın almak suretiyle ortak olduğu, davacıdan nominal değer üzerinden bedel alındığı, ortaklığın primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararının bulunduğu, ortaklık -ana- sözleşmesinde bağlam hükmü ön görülmediği, ortaklık genel kurulunun ve hazirun cetvelinin gerçeğe aykırı olduğuna dair herhangi bir dava açıldığı veya genel kurulun ve işlemlerin iptal edildiğine dair taraflarca her hangi bir iddia dahi ortaya konmadığının tespit edildiği, taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana sözleşmesine aykırılık teşkil etmediği, ortaklık defterlerinin ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı bu nedenle de davacının ortaklığın yetkili temsilcilerince yanıltıldığını, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacının iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, ne var ki; Anonim Ortaklıklarda primli hisse senedi çıkarılabilmesi için TTK.'nın 286 (Yeni TTK.'nun 347) maddesi uyarınca şirket esas sözleşmesinde hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, aksi halde primli hisse senedi çıkarılamayacağı, somut olayda davalı şirketin 14.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda sermaye artırımında rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği yönetim kurulununda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı,yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu,sirkülerde ilan edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı,şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir yetki verilmediği,yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı ,sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği,yeniden yetkiledirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan bedelin iadesi gerektiği gerekçesiyle 18.513,40 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalı ... İhtiyaç Mad. Paz. ve Tic. A.Ş. den tahsiline diğer istemlerinin reddine, davalı D.. U.. yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili ve davalı şirket vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın istirdadına ilişkin olup davalılar, davacının şirket ortağı olduğunu ve TTK'nın 329-405. maddeleri gereğince ödediği parayı geri isteyemeyeceğini savunmuşlar, mahkemece de bilirkişi raporu alındıktan sonra davalıların eylemi nitelikli dolandırıcılık olarak değerlendirilmek suretiyle davalıların zamanaşımı def''inin reddiyle davanın kabulüne karar verilmiş, karar Dairemizin 22/02/2013 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Bozma ilamında, davalıların, davacının ortak olmak amacıyla para verdiğini, kendisine hisse senedi verildiğini ve geçerli bir şekilde ortaklık ilişkisinin kurulduğunu savunmalarına göre evvelemirde davacının davalı şirkete gerçekten ortak olup olmadığının tespiti ve davalıların zamanaşımı def'inin de buna göre değerlendirilmesinin gerektiği, SPK raporunda davalı şirketin resmi kayıtlardan ayrı olarak ikincil kayıtlar tuttuğu belirtilmekte olup, bilirkişi incelemesine sunulan pay defterindeki kayıtların gerçeği yansıtıp yansıtmadığının belli olmadığı, davacının devir aldığı bu payların davalı şirketin sermayesi içinde temsil edilip edilmediği üzerinde durulmadığı belirtilmiş, mahkemece bozma ilamına uyulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporunda, vaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir kayda rastlanılmadığı, defterlerin mevcut durumu nazara alındığında pay sahipliği durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği, ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir anonim şirket arasındaki ilişkinin kural olarak ortaklık ilişkisi olabileceği, üçüncü kişi ile şirket arasındaki bir ilişkinin kural olarak ortaklık ilişkisi olacağı yönünde bir karine bulunduğu, bu karinenin dosyadaki delillerle çürütülemediği kanaatine ulaşıldığından taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi olarak nitelendirilebileceği belirlenmiştir.
Bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporunda açıkça, vaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir kayda rastlanılmadığı, defterlerin mevcut durumu nazara alındığında pay sahipliği durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği belirlendiğine göre, bilirkişinin kanaatlerine göre davacının davalı şirkete ortak oldukları yönündeki görüşlerinin benimsenmesi yerinde olmamıştır.
Bu itibarla mahkemece, bilirkişi kuruluna davalının tüm ticari defter ve kayıtları incelettirilmek suretiyle davacıya verilen hisse senedinin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde temsil edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacının ortaklığının sahih olmadığı, pay defterindeki kaydın diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde bu aşamadan sonra davacının zararından davalıların haksız fiil hükümleri uyarınca sorumluluklarının bulunup bulunmadığı üzerinde durularak her bir davalının hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi ve davalıların zamanaşımı def''inin de buna göre değerlendirilmesi suretiyle oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar vermek gerekirken, davacının ortak olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/5995 E. 2015/3821 K.
Ortak:pay defteri kaydı · ticari avans faizi · esas sözleşme · bedel iadesi · karine · pay sahipliği · sermaye artırımı · pasif husumet yokluğu · dava şartı · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaMahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, «temsil» olunan hisselerin gerçeği yansıttığı, «pay defterindeki kayıtlar» lehine olan kişi bakımından «karine» niteliği taşıması nedeniyle yapılan incelemede pay defteri ile «hazirun cetvelinde» yer alan kayıtların farklılık göstermediği, ortaklık durumunun ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle takip edilip edilmediğinin belirli olmadığı, davacının şirketlere pay senedi satın almak suretiyle ortak olduğu, davacıdan nominal değer üzerinden bedel alındığı, ortaklığın primli «hisse senedi» çıkarılması yolunda bir kararının bulunduğu, ortaklık -ana- sözleşmesinde bağlam hükmü ön görülmediği, ortaklık genel kurulunun ve hazirun cetvelinin gerçeğe aykırı olduğuna dair herhangi bir dava açıldığı veya genel kurulun ve işlemlerin iptal edildiğine dair taraflarca her hangi bir iddia dahi ortaya konmadığının tespit edildiği, taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana «sözleşmesine aykırılık» teşkil etmediği, ortaklık defterlerinin ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı bu nedenle de davacının ortaklığın yetkili temsilcilerince yanıltıldığını, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacının iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, ne var ki; Anonim Ortaklıklarda primli hisse senedi çıkarılabilmesi için TTK.'nın 286 (Yeni TTK.'nun 347) maddesi uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, aksi halde primli hisse senedi çıkarılamayacağı, somut olayda davalı şirketin 14.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği yönetim kurulununda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı,yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu,sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı,şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği,yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı ,sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği,yeniden yetkiledirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği gerekçesiyle 18.513,40 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalı ...
Ancak, bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporunda, vaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanılmadığı, «defterlerin» mevcut durumu nazara alındığında «pay sahipliği» durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği, ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir «anonim şirket» arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olabileceği, «üçüncü kişi» ile şirket arasındaki bir ilişkinin kural olarak ortaklık ilişkisi olacağı yönünde bir «karine» bulunduğu, bu karinenin dosyadaki delillerle çürütülemediği kanaatine ulaşıldığından taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi olarak nitelendirilebilece …
U.. yönünden açılan davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucu anonim ortaklıklarda primli «hisse senedi» çıkarılabilmesi için TTK.'nun 286 (Yeni TTK.'nun 347) madddesi uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, somut olayda davalı şirketin 14.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» «rüçhan hakkı» kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği yönetim kurulunda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı, yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu,sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı,şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği, sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği,yeniden yetkilendirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği,davacının dava dilekçesinde yabancı alacağının TL karşılığının faiziyle birlikte tahsilini istediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacıdan fazla alınan 19.357,08 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalı ....
Ancak, bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporunda, vaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanılmadığı, «defterlerin» mevcut durumu nazara alındığında «pay sahipliği» durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği, ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir «anonim şirket» arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olabileceği, «üçüncü kişi» ile şirket arasındaki bir ilişkinin kural olarak ortaklık ilişkisi olacağı yönünde bir «karine» bulunduğu, bu karinenin dosyadaki delillerle çürütülemediği kanaatine ulaşıldığından taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi olarak nitelendirilebilece …
A.Ş.'den alınarak davacıya iadesine, davacının «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tespitine yönelik isteminin ve sair istemlerinin reddine, davalı ... yönünden açılan davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:rüçhan hakkı · temerrüt faizi · temerrüt
Benzer bu karardaMahkemece, bozma kararına uyularak davanın kısmen kabulüne, taraflar arasında «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne, 19.163,93 TL’nın «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan tahsiline dair verilen karar Dairemizin 07.12.2012 tarihli karar ile bozulmuştur.
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucu anonim ortaklıklarda primli «hisse senedi» çıkarılabilmesi için TTK.'nun 286 (Yeni TTK.'nun 347) madddesi uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, somut olayda davalı şirketin 14.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» «rüçhan hakkı» kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği yönetim kurulunda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı, yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu,sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı,şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği, sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği,yeniden yetkilendirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği,davacının dava dilekçesinde yabancı alacağının TL karşılığının faiziyle birlikte tahsilini istediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacıdan fazla alınan 19.357,08 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalı ....
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/14431 E. 2018/5094 K.
Ortak:pay defteri kaydı · ticari avans faizi · esas sözleşme · bedel iadesi · karine · pay sahipliği · sermaye artırımı · pasif husumet yokluğu · dava şartı · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaMahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, «temsil» olunan hisselerin gerçeği yansıttığı, «pay defterindeki kayıtlar» lehine olan kişi bakımından «karine» niteliği taşıması nedeniyle yapılan incelemede pay defteri ile «hazirun cetvelinde» yer alan kayıtların farklılık göstermediği, ortaklık durumunun ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle takip edilip edilmediğinin belirli olmadığı, davacının şirketlere pay senedi satın almak suretiyle ortak olduğu, davacıdan nominal değer üzerinden bedel alındığı, ortaklığın primli «hisse senedi» çıkarılması yolunda bir kararının bulunduğu, ortaklık -ana- sözleşmesinde bağlam hükmü ön görülmediği, ortaklık genel kurulunun ve hazirun cetvelinin gerçeğe aykırı olduğuna dair herhangi bir dava açıldığı veya genel kurulun ve işlemlerin iptal edildiğine dair taraflarca her hangi bir iddia dahi ortaya konmadığının tespit edildiği, taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana «sözleşmesine aykırılık» teşkil etmediği, ortaklık defterlerinin ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı bu nedenle de davacının ortaklığın yetkili temsilcilerince yanıltıldığını, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacının iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, ne var ki; Anonim Ortaklıklarda primli hisse senedi çıkarılabilmesi için TTK.'nın 286 (Yeni TTK.'nun 347) maddesi uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, aksi halde primli hisse senedi çıkarılamayacağı, somut olayda davalı şirketin 14.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği yönetim kurulununda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı,yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu,sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı,şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği,yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı ,sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği,yeniden yetkiledirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği gerekçesiyle 18.513,40 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalı ...
Ancak, bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporunda, vaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanılmadığı, «defterlerin» mevcut durumu nazara alındığında «pay sahipliği» durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği, ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir «anonim şirket» arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olabileceği, «üçüncü kişi» ile şirket arasındaki bir ilişkinin kural olarak ortaklık ilişkisi olacağı yönünde bir «karine» bulunduğu, bu karinenin dosyadaki delillerle çürütülemediği kanaatine ulaşıldığından taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi olarak nitelendirilebilece …
U.. yönünden açılan davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, «temsil» olunan hissselerin gerçeği yansıttığı, davacının şirketlere pay senedi satın almak suretiyle ortak olduğu, davacıdan nominal değer üzerinden bedel alındığı, ortaklığın primli «hisse senedi» çıkarılması yolunda bir kararının bulunduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, anonim ortaklıklarda primli hisse senedi çıkarılabilmesi için ... uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, aksi halde primli hisse senedi çıkarılamayacağı, davalı şirketin 14...1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği, yönetim kurulunun da bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı, yayınlanan sirkülerde talepleri süreyle sınırlı tuttuğu, sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı, şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği, yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı, davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığından davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği, davacı vekilinin dava dilekçesinde dava tarihi itibariyle «yabancı para alacağının» TL karşılığını talep ettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 4.545,09 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemlerin ve davalı şirket ile davacı arasındaki «ortaklık ilişkisinin» hükümsüzlüğüne yönelik istemin reddine, davalı ... yönünden açılan davanın ise «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Ancak, bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporunda, vaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanılmadığı, «defterlerin» mevcut durumu nazara alındığında «pay sahipliği» durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği, ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir «anonim şirket» arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olabileceği, «üçüncü kişi» ile şirket arasındaki bir ilişkinin kural olarak ortaklık ilişkisi olacağı yönünde bir «karine» bulunduğu, bu karinenin dosyadaki delillerle çürütülemediği kanaatine ulaşıldığından taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi olarak nitelendirilebilece …
Bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporunda açıkça, vaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanılmadığı, «defterlerin» mevcut durumu nazara alındığında «pay sahipliği» durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği belirlendiğine göre, bilirkişinin kanaatlerine göre davacının davalı şirkete ortak oldukları yönündeki görüşlerinin benimsenmesi yerinde olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yabancı para alacağı · para alacağı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, «temsil» olunan hissselerin gerçeği yansıttığı, davacının şirketlere pay senedi satın almak suretiyle ortak olduğu, davacıdan nominal değer üzerinden bedel alındığı, ortaklığın primli «hisse senedi» çıkarılması yolunda bir kararının bulunduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, anonim ortaklıklarda primli hisse senedi çıkarılabilmesi için ... uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, aksi halde primli hisse senedi çıkarılamayacağı, davalı şirketin 14...1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği, yönetim kurulunun da bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı, yayınlanan sirkülerde talepleri süreyle sınırlı tuttuğu, sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı, şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği, yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı, davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığından davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği, davacı vekilinin dava dilekçesinde dava tarihi itibariyle «yabancı para alacağının» TL karşılığını talep ettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 4.545,09 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemlerin ve davalı şirket ile davacı arasındaki «ortaklık ilişkisinin» hükümsüzlüğüne yönelik istemin reddine, davalı ... yönünden açılan davanın ise «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/2706 E. 2016/6459 K.
Ortak:pay defterine kayıt · ticari avans faizi · hazirun cetveli · esas sözleşme · bedel iadesi · karine · pay sahipliği · sermaye artırımı · dava şartı · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaMahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, «temsil» olunan hisselerin gerçeği yansıttığı, «pay defterindeki kayıtlar» lehine olan kişi bakımından «karine» niteliği taşıması nedeniyle yapılan incelemede pay defteri ile «hazirun cetvelinde» yer alan kayıtların farklılık göstermediği, ortaklık durumunun ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle takip edilip edilmediğinin belirli olmadığı, davacının şirketlere pay senedi satın almak suretiyle ortak olduğu, davacıdan nominal değer üzerinden bedel alındığı, ortaklığın primli «hisse senedi» çıkarılması yolunda bir kararının bulunduğu, ortaklık -ana- sözleşmesinde bağlam hükmü ön görülmediği, ortaklık genel kurulunun ve hazirun cetvelinin gerçeğe aykırı olduğuna dair herhangi bir dava açıldığı veya genel kurulun ve işlemlerin iptal edildiğine dair taraflarca her hangi bir iddia dahi ortaya konmadığının tespit edildiği, taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana «sözleşmesine aykırılık» teşkil etmediği, ortaklık defterlerinin ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı bu nedenle de davacının ortaklığın yetkili temsilcilerince yanıltıldığını, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacının iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, ne var ki; Anonim Ortaklıklarda primli hisse senedi çıkarılabilmesi için TTK.'nın 286 (Yeni TTK.'nun 347) maddesi uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, aksi halde primli hisse senedi çıkarılamayacağı, somut olayda davalı şirketin 14.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği yönetim kurulununda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı,yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu,sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı,şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği,yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı ,sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği,yeniden yetkiledirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği gerekçesiyle 18.513,40 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalı ...
Ancak, bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporunda, vaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanılmadığı, «defterlerin» mevcut durumu nazara alındığında «pay sahipliği» durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği, ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir «anonim şirket» arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olabileceği, «üçüncü kişi» ile şirket arasındaki bir ilişkinin kural olarak ortaklık ilişkisi olacağı yönünde bir «karine» bulunduğu, bu karinenin dosyadaki delillerle çürütülemediği kanaatine ulaşıldığından taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi olarak nitelendirilebilece …
Bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporunda açıkça, vaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanılmadığı, «defterlerin» mevcut durumu nazara alındığında «pay sahipliği» durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği belirlendiğine göre, bilirkişinin kanaatlerine göre davacının davalı şirkete ortak oldukları yönündeki görüşlerinin benimsenmesi yerinde olmamıştır.
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamı ve uyulan bozma ilamı doğrultusunda, «temsil» olunan hissselerin gerçeği yansıttığı, «pay defterindeki kayıtlar» lehine olan kişi bakımından «karine» niteliği taşıması nedeniyle yapılan incelemede pay defteri ile «hazirun cetvelinde» yer alan kayıtların farklılık göstermediği, ortaklık durumunun ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle takip edilip edilmediği, davacının şirketlere pay senedi satın almak suretiyle ortak olduğu, davacıdan nominal değer üzerinden bedel alındığı, ortaklığın primli «hisse senedi» çıkarılması yolunda bir kararının bulunduğu, ortaklık ana sözleşmesinde bağlam hükmü ön görülmediği, ortaklık genel kurulunun ve hazirun cetvelinin gerçeğe aykırı olduğuna dair herhangi bir dava açıldığı veya genel kurulun ve işlemlerin iptal edildiğine dair taraflarca herhangi bir iddia dahi ortaya konmadığı, taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana «sözleşmesine aykırılık» teşkil etmediği, ortaklık defterlerinin ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bu nedenle de davacının ortaklığın yetkili temsilcilerince yanıltıldığını, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacının iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, ne var ki, Anonim Ortaklıklarda primli hisse senedi çıkarılabilmesi için TTK'nın 286 (Yeni TTK'nın 347) madddesi uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerekmekte olduğu, aksi halde primli hisse senedi çıkarılamayacağı, somut olayda davalı şirketin 14.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği yönetim kurulununda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı,yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu, sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı, şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği,yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı, sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği, yeniden yetkiledirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile, 26.569,78 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, davalı ... yönünden açılan davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
… u alındıktan sonra davacının şirket ortağı olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığının tespite elverişli deliller bulunmadığı, anonim ortaklıklarda primli «hisse senedi» çıkarılabilmesi için TTK'nın 286 (Yeni TTK'nın 347) maddesi uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, somut olayda davalı Şirket'in 21.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği, yönetim kurulununda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı, yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu, sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı, şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği, yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı, sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği, yeniden yetkiledirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği gerekçesiyle davanın davalı ... ...
Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere, davalı şirketler hakkında düzenlenen SPK raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, «sermaye artırım» kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı, ...
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:aldatma kastı · ifa imkansızlığı · sözleşmenin iptali · illiyet bağı · hile · hisse devir sözleşmesi · ifa · taraf ehliyeti
Benzer bu karardaTaraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme «ehliyeti», hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, «ifa imkansızlığının» bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır. (Bkz.
Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kâr ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, «hisse devir sözleşmelerinde» bazı kişilerin ortaklık «pay defterinde» gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisininde bulunduğu sanıklar hakkında ...
Ahmet Kılıçoğlu Borçlar Genel Hukuku Genel Hükümler, 2. baskı, sayfa 50) 818 Sayılı BK'nın 28. maddesine göre «hile», diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder.
Hile nedeniyle sözleşmenin «geçersiz» sayılabilmesi için kişide «aldatma kastının» bulunması gerekir.
3 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/15734 E. 2016/6456 K.
Ortak:pay defterine kayıt · ticari avans faizi · hazirun cetveli · esas sözleşme · bedel iadesi · karine · pay sahipliği · sermaye artırımı · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaMahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, «temsil» olunan hisselerin gerçeği yansıttığı, «pay defterindeki kayıtlar» lehine olan kişi bakımından «karine» niteliği taşıması nedeniyle yapılan incelemede pay defteri ile «hazirun cetvelinde» yer alan kayıtların farklılık göstermediği, ortaklık durumunun ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle takip edilip edilmediğinin belirli olmadığı, davacının şirketlere pay senedi satın almak suretiyle ortak olduğu, davacıdan nominal değer üzerinden bedel alındığı, ortaklığın primli «hisse senedi» çıkarılması yolunda bir kararının bulunduğu, ortaklık -ana- sözleşmesinde bağlam hükmü ön görülmediği, ortaklık genel kurulunun ve hazirun cetvelinin gerçeğe aykırı olduğuna dair herhangi bir dava açıldığı veya genel kurulun ve işlemlerin iptal edildiğine dair taraflarca her hangi bir iddia dahi ortaya konmadığının tespit edildiği, taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana «sözleşmesine aykırılık» teşkil etmediği, ortaklık defterlerinin ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı bu nedenle de davacının ortaklığın yetkili temsilcilerince yanıltıldığını, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacının iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, ne var ki; Anonim Ortaklıklarda primli hisse senedi çıkarılabilmesi için TTK.'nın 286 (Yeni TTK.'nun 347) maddesi uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, aksi halde primli hisse senedi çıkarılamayacağı, somut olayda davalı şirketin 14.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği yönetim kurulununda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı,yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu,sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı,şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği,yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı ,sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği,yeniden yetkiledirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği gerekçesiyle 18.513,40 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalı ...
Ancak, bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporunda, vaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanılmadığı, «defterlerin» mevcut durumu nazara alındığında «pay sahipliği» durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği, ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir «anonim şirket» arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olabileceği, «üçüncü kişi» ile şirket arasındaki bir ilişkinin kural olarak ortaklık ilişkisi olacağı yönünde bir «karine» bulunduğu, bu karinenin dosyadaki delillerle çürütülemediği kanaatine ulaşıldığından taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi olarak nitelendirilebilece …
Bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporunda açıkça, vaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanılmadığı, «defterlerin» mevcut durumu nazara alındığında «pay sahipliği» durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği belirlendiğine göre, bilirkişinin kanaatlerine göre davacının davalı şirkete ortak oldukları yönündeki görüşlerinin benimsenmesi yerinde olmamıştır.
Benzer bu karardaMahkemece, her ne kadar «pay defterindeki kayıtlar» lehine olan kişi bakımından «karine» niteliği taşıması nedeniyle yapılan incelemede pay defteri ile «hazirun cetvelinde» yer alan kayıtların farklılık göstermediği, ortaklık durumunun ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle takip edildiği kanıtlanamamış ise de davacının davalı şirketten 23.06.2000 tarihinde 50.000 DM bedelle «hisse senedi» satın aldığı «bilirkişi incelemesi» ve alınan rapora göre taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana «sözleşmesine aykırılık» teşkil etmediği, ortaklık defterlerinin ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bu nedenle de davacının ortaklığın yetkili «temsilcilerince» yanıltıldığını, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacının iddialarını ispata elverişli olmadığı, ne varki anonim ortaklıklarda primli hisse senedi çıkarılabilmesi için TTK.'nun 286 (Yeni TTK.'nun 347) madddesi uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerekmektedir, aksi halde primli hisse senedi çıkarılamayacağı, somut olayda davalı şirketin 14.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği, yönetim kurulununda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı, yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu, sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı, şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği, yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı, sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği, yeniden yetkiledirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği gerekçesi ile davanın kabulü ile davacı ile davalı ...
… u alındıktan sonra davacının şirket ortağı olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığının tespite elverişli deliller bulunmadığı, anonim ortaklıklarda primli «hisse senedi» çıkarılabilmesi için TTK'nın 286 (Yeni TTK'nın 347) maddesi uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, somut olayda davalı Şirket'in 21.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği, yönetim kurulununda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı, yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu, sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı, şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği, yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı, sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği, yeniden yetkiledirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı ile davalı ...
A.Ş. arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisi» kurulmadığının tespiti ile 71.925,97 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:aldatma kastı · ifa imkansızlığı · sözleşmenin iptali · illiyet bağı · hile · hisse devir sözleşmesi · ifa · taraf ehliyeti
Benzer bu karardaTaraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme «ehliyeti», hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, «ifa imkansızlığının» bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır. (Bkz.
Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kar ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, «hisse devir sözleşmelerinde» bazı kişilerin ortaklık «pay defterinde» gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisininde bulunduğu sanıklar hakkında ...2.
Ahmet Kılıçoğlu Borçlar Genel Hukuku Genel Hükümler, 2. baskı, sayfa 50) 818 Sayılı BK'nın 28. maddesine göre «hile», diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder.
Hile nedeniyle sözleşmenin «geçersiz» sayılabilmesi için kişide «aldatma kastının» bulunması gerekir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/13836 E. 2018/7106 K.
Ortak:ticari avans faizi · esas sözleşme · bedel iadesi · sermaye artırımı · pasif husumet yokluğu · sözleşmeye aykırılık · hisse senedi · pasif husumet · dava şartı
İncelediğiniz karardaMahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, «temsil» olunan hisselerin gerçeği yansıttığı, «pay defterindeki kayıtlar» lehine olan kişi bakımından «karine» niteliği taşıması nedeniyle yapılan incelemede pay defteri ile «hazirun cetvelinde» yer alan kayıtların farklılık göstermediği, ortaklık durumunun ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle takip edilip edilmediğinin belirli olmadığı, davacının şirketlere pay senedi satın almak suretiyle ortak olduğu, davacıdan nominal değer üzerinden bedel alındığı, ortaklığın primli «hisse senedi» çıkarılması yolunda bir kararının bulunduğu, ortaklık -ana- sözleşmesinde bağlam hükmü ön görülmediği, ortaklık genel kurulunun ve hazirun cetvelinin gerçeğe aykırı olduğuna dair herhangi bir dava açıldığı veya genel kurulun ve işlemlerin iptal edildiğine dair taraflarca her hangi bir iddia dahi ortaya konmadığının tespit edildiği, taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana «sözleşmesine aykırılık» teşkil etmediği, ortaklık defterlerinin ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı bu nedenle de davacının ortaklığın yetkili temsilcilerince yanıltıldığını, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacının iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, ne var ki; Anonim Ortaklıklarda primli hisse senedi çıkarılabilmesi için TTK.'nın 286 (Yeni TTK.'nun 347) maddesi uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, aksi halde primli hisse senedi çıkarılamayacağı, somut olayda davalı şirketin 14.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği yönetim kurulununda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı,yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu,sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı,şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği,yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı ,sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği,yeniden yetkiledirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği gerekçesiyle 18.513,40 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalı ...
U.. yönünden açılan davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Bozma ilamında, davalıların, davacının ortak olmak amacıyla para verdiğini, kendisine «hisse senedi» verildiğini ve geçerli bir şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulduğunu savunmalarına göre evvelemirde davacının davalı şirkete gerçekten ortak olup olmadığının tespiti ve davalıların «zamanaşımı def»'inin de buna göre değerlendirilmesinin gerektiği, SPK raporunda davalı şirketin resmi kayıtlardan ayrı olarak ikincil kayıtlar tuttuğu belirtilmekte olup, «bilirkişi incelemesine» sunulan «pay defterindeki» kayıtların gerçeği yansıtıp yansıtmadığının belli olmadığı, davacının devir aldığı bu payların davalı şirketin sermayesi içinde «temsil» edilip edilmediği üzerinde durulmadığı belirtilmiş, mahkemece bozma ilamına uyulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Benzer bu karardaSomut olayda davalı şirketin 14.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği yönetim kurulunun da bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı, yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu, sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı, şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli «hisse senedi» çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği, yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı, sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği, yeniden yetkiledirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile, 21.679,55 T'L'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, davalı ... yönünden açılan davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Mahkemece uyulan bozma ilamına göre, taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana «sözleşmesine aykırılık» teşkil etmediği, ortaklık «defterlerinin» ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı bu nedenle de davacının ortaklığın yetkili «temsilcilerince» yanıltıldığını, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacının iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, ancak anonim ortaklıklarda primli «hisse senedi» çıkarılabilmesi için ...'nın 286 (Yeni ....'nın 347) madddesi uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerekmektedir, aksi halde primli hisse senedi çıkarılamaz.
Mahkemece 02.06.2009 tarihli ilk kararda, davanın davalı ... yönünden «pasif husumet yokluğundan», davalı şirket yönünden ise esastan reddine karar verilmiş olup, kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine bu red kararı, Dairemizin 18/05/2012 tarih 2010/9 …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:malvarlığına ilişkin dava · yargılama giderleri · yargılama gideri · yönetim kurulu kararı · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMahkemece bozmaya uyularak verilen temyize konu kararda davalı ... yönünden herhangi bir gerekçeye yer verilmeksizin davanın «pasif husumet yokluğundan» reddine karar verilmiş ise de, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı ...'nın 336/5. maddesinde tarif edilen gerek kanunların gerekse sözleşmelerin kendisine yüklediği sair vazifelerin kasten ve ihmal neticesi yapılmaması, ...'nın 321/«son» maddesinde de, «temsile» ve idareye salahiyetli olanların vazifelerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden «anonim şirketin» sorumlu olacağı hükme bağlandığından davalı ...'ın da davalı şirketlerin «yönetim kurulu» başkanı olarak gerek MK'nın 50. maddesi gerekse de ...'nın 321/son maddesi uyarınca zarardan sorumlu tutulabileceği gözetilmeksizin bu davalı yönünden davanın redd …
Bu durumda davacının tespit talebinin reddedildiği, paranın iadesi yönündeki talebinin ise kısmen kabul edildiği gözetilerek «yargılama giderlerinin» kabul ve red oranına göre taraflar arasında paylaştırılması gerekirken, tespit talebinin reddedildiği nazara alınmaksızın, sadece kısmen kabul edilen paranın tahsili talebi dikkate alınarak kabul ve red oranına göre «yargılama giderlerinden» davalı şirketin sorumlu tutulması doğru olmamış, hükmün temyiz eden davalı şirket yararına bozulması gerekmiştir.
Öte yandan, dava dilekçesiyle hükmedilecek bedelin ödeme tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsili istenmiş olup, davacının «malvarlığındaki» eksilme, ödeme tarihinde gerçekleştiğinden ödeme gününden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi de doğru olmayıp, kararın açıklanan bu nedenle de davacı yararına bozulması gerekmiştir. (3) Davacı, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespitini ve bu amaçla verilen paranın tahsilini talep etmiş olup, mahkemece ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti talebi kabul edilmemiş, ver …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/6281 E. 2016/2836 K.
Ortak:esas sözleşme · bedel iadesi · pay sahipliği · sermaye artırımı · pasif husumet yokluğu · sözleşmeye aykırılık · hisse senedi · pay defteri · dava şartı · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaMahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, «temsil» olunan hisselerin gerçeği yansıttığı, «pay defterindeki kayıtlar» lehine olan kişi bakımından «karine» niteliği taşıması nedeniyle yapılan incelemede pay defteri ile «hazirun cetvelinde» yer alan kayıtların farklılık göstermediği, ortaklık durumunun ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle takip edilip edilmediğinin belirli olmadığı, davacının şirketlere pay senedi satın almak suretiyle ortak olduğu, davacıdan nominal değer üzerinden bedel alındığı, ortaklığın primli «hisse senedi» çıkarılması yolunda bir kararının bulunduğu, ortaklık -ana- sözleşmesinde bağlam hükmü ön görülmediği, ortaklık genel kurulunun ve hazirun cetvelinin gerçeğe aykırı olduğuna dair herhangi bir dava açıldığı veya genel kurulun ve işlemlerin iptal edildiğine dair taraflarca her hangi bir iddia dahi ortaya konmadığının tespit edildiği, taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana «sözleşmesine aykırılık» teşkil etmediği, ortaklık defterlerinin ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı bu nedenle de davacının ortaklığın yetkili temsilcilerince yanıltıldığını, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacının iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, ne var ki; Anonim Ortaklıklarda primli hisse senedi çıkarılabilmesi için TTK.'nın 286 (Yeni TTK.'nun 347) maddesi uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, aksi halde primli hisse senedi çıkarılamayacağı, somut olayda davalı şirketin 14.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği yönetim kurulununda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı,yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu,sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı,şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği,yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı ,sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği,yeniden yetkiledirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği gerekçesiyle 18.513,40 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalı ...
Bozma ilamında, davalıların, davacının ortak olmak amacıyla para verdiğini, kendisine «hisse senedi» verildiğini ve geçerli bir şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulduğunu savunmalarına göre evvelemirde davacının davalı şirkete gerçekten ortak olup olmadığının tespiti ve davalıların «zamanaşımı def»'inin de buna göre değerlendirilmesinin gerektiği, SPK raporunda davalı şirketin resmi kayıtlardan ayrı olarak ikincil kayıtlar tuttuğu belirtilmekte olup, «bilirkişi incelemesine» sunulan «pay defterindeki» kayıtların gerçeği yansıtıp yansıtmadığının belli olmadığı, davacının devir aldığı bu payların davalı şirketin sermayesi içinde «temsil» edilip edilmediği üzerinde durulmadığı belirtilmiş, mahkemece bozma ilamına uyulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bu itibarla mahkemece, bilirkişi kuruluna davalının tüm «ticari defter» ve kayıtları incelettirilmek suretiyle davacıya verilen «hisse senedinin» bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde «temsil» edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacının ortaklığının sahih olmadığı, «pay defterindeki kaydın» diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde bu aşamadan sonra davacının zararından davalıların «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumluluklarının bulunup bulunmadığı üzerinde durularak her bir davalının hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi ve davalıların «zamanaşımı def»''inin de buna göre değerlendirilmesi suretiyle oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar vermek gerekirken, davacının ortak olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadan yazı …
Benzer bu karardaMahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana «sözleşmesine aykırılık» teşkil etmediği, ortaklık «defterlerinin» ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bu nedenle de davacının ortaklığın yetkili «temsilcilerince» yanıltıldığını, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacının iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, ne var ki, anonim ortaklıklarda primli «hisse senedi» çıkarılabilmesi için TTK'nın 286 (Yeni TTK'nın 347) maddesi uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, somut olayda davalı şirketin 14.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği, yönetim kurulununda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı, yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu, sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı, şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği, yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı, sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği, yeniden yetkiledirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 101.250 TL'nin dava tarihinden itibaren avans faiziyle davalı şirketten tahsiline, davalı ... yönünden davanın «husumetten» reddine, geçerli «ortaklık ilişkisi» bulunmadığına yönelik talebin reddine karar verilmiştir.
… u alındıktan sonra davacının şirket ortağı olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığının tespite elverişli deliller bulunmadığı, anonim ortaklıklarda primli «hisse senedi» çıkarılabilmesi için TTK'nın 286 (Yeni TTK'nın 347) maddesi uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, somut olayda davalı Şirket'in 14.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda «sermaye artırımında» rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği, yönetim kurulununda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı, yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu, sirkülerde «ilan» edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı, şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir «yetki» verilmediği, yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı, sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği, yeniden yetkiledirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan «bedelin iadesi» gerektiği gerekçesiyle davanın davalı.... yönünden kısmen kabulüne, ... yönünden açılan davanın «pasif husumet yokluğu» nedeni ile reddine karar verilmiştir.
Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere, davalı şirketler hakkında düzenlenen... raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, «sermaye artırım» kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı,....
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:aldatma kastı · ifa imkansızlığı · sözleşmenin iptali · illiyet bağı · hile · hisse devir sözleşmesi · ifa · taraf ehliyeti
Benzer bu karardaTaraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme «ehliyeti», hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, «ifa imkansızlığının» bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır. (Bkz.
Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kar ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, «hisse devir sözleşmelerinde» bazı kişilerin ortaklık «pay defterinde» gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisininde bulunduğu sanıklar hakkında...
Ahmet Kılıçoğlu Borçlar Genel Hukuku Genel Hükümler, 2. baskı, sayfa 50) 818 Sayılı BK'nın 28. maddesine göre «hile», diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder.
Hile nedeniyle sözleşmenin «geçersiz» sayılabilmesi için kişide «aldatma kastının» bulunması gerekir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/5992 E. , 2014/12946 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ YOZGAT 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ 09/01/2014
NUMARASI 2013/326-2014/10
Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 09/01/2014 tarih ve 2013/326-2014/10 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalı şirket vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalıların her istendiği an geri ödeneceği ve yatırılan paralar karşılığı yüksek faiz verileceği garantisiyle binlerce kişiden para topladıklarını, bu kapsamda müvekkilinden de hisse senedi talep formu başlıklı belge karşılığında para alındığını, ancak müvekkilince istenmesine rağmen alınan paranın geri ödenmediğini, davalıların eylemlerinin hukuki dayanağının bulunmadığını, TTK, Bankalar Kanunu ve SPK hükümlerinin ihlal edildiğini, anılan kanunlar uyarınca müvekkilinin şirket ortağı yapılmasının mümkün bulunmadığını, şirket yönetim kurulu üyelerinin yürütülen bu faaliyetler nedeniyle defalarca yargılandıklarını ve mahkum edildiklerini, yapılan bu yargılamalar neticesinde şirket defterlerinde bulunan kayıtların gerçeği yansıtmadığının tespit edildiğini, TTK'nın 336.
maddesi uyarınca davalı D.. U..'ın da ortaya çıkan zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek, geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine, kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne, 40.000 DM karşılığı 37.258,85 TL alacağın faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, temsil olunan hisselerin gerçeği yansıttığı, pay defterindeki kayıtlar lehine olan kişi bakımından karine niteliği taşıması nedeniyle yapılan incelemede pay defteri ile hazirun cetvelinde yer alan kayıtların farklılık göstermediği, ortaklık durumunun ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle takip edilip edilmediğinin belirli olmadığı, davacının şirketlere pay senedi satın almak suretiyle ortak olduğu, davacıdan nominal değer üzerinden bedel alındığı, ortaklığın primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararının bulunduğu, ortaklık -ana- sözleşmesinde bağlam hükmü ön görülmediği, ortaklık genel kurulunun ve hazirun cetvelinin gerçeğe aykırı olduğuna dair herhangi bir dava açıldığı veya genel kurulun ve işlemlerin iptal edildiğine dair taraflarca her hangi bir iddia dahi ortaya konmadığının tespit edildiği, taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana sözleşmesine aykırılık teşkil etmediği, ortaklık defterlerinin ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı bu nedenle de davacının ortaklığın yetkili temsilcilerince yanıltıldığını, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacının iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, ne var ki;
Anonim Ortaklıklarda primli hisse senedi çıkarılabilmesi için TTK.'nın 286 (Yeni TTK.'nun 347) maddesi uyarınca şirket esas sözleşmesinde hüküm bulunması ya da genel kurul kararının bulunması gerektiği, aksi halde primli hisse senedi çıkarılamayacağı, somut olayda davalı şirketin 14.12.1998 tarihinde yapılan genel kurulunda sermaye artırımında rüchan hakkı kullanımında primli hisse çıkarılması yönünde karar verildiği yönetim kurulununda bu karara dayanarak izahname çıkarıp sirküler yayınladığı,yayınlanan sirkülerde ise talepleri süreyle sınırlı tuttuğu,sirkülerde ilan edilen süre dışına çıkılarak talep alındığı,şirket ana sözleşmesinde yönetim kuruluna her an primli hisse senedi çıkarabilmesi için belirsiz süreli bir yetki verilmediği,yönetim kurulunun genel kurulun verdiği yetkiyi kullandığı ,sirkülerde ilan edilen sürenin dışında yeniden primli hisse satışı için genel kurulca yeniden yetkilendirme yapılması gerektiği,yeniden yetkiledirilmenin söz konusu olmadığı, bu durumda davacıya satılan payların nominal bedelden satılması gerektiği halde buna uyulmadığı ve davacıdan fazla alınan bedelin iadesi gerektiği gerekçesiyle 18.513,40 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalı ...
İhtiyaç Mad. Paz. ve Tic. A.Ş. den tahsiline diğer istemlerinin reddine, davalı D.. U.. yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili ve davalı şirket vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın istirdadına ilişkin olup davalılar, davacının şirket ortağı olduğunu ve TTK'nın 329-405. maddeleri gereğince ödediği parayı geri isteyemeyeceğini savunmuşlar, mahkemece de bilirkişi raporu alındıktan sonra davalıların eylemi nitelikli dolandırıcılık olarak değerlendirilmek suretiyle davalıların zamanaşımı def''inin reddiyle davanın kabulüne karar verilmiş, karar Dairemizin 22/02/2013 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Bozma ilamında, davalıların, davacının ortak olmak amacıyla para verdiğini, kendisine hisse senedi verildiğini ve geçerli bir şekilde ortaklık ilişkisinin kurulduğunu savunmalarına göre evvelemirde davacının davalı şirkete gerçekten ortak olup olmadığının tespiti ve davalıların zamanaşımı def'inin de buna göre değerlendirilmesinin gerektiği, SPK raporunda davalı şirketin resmi kayıtlardan ayrı olarak ikincil kayıtlar tuttuğu belirtilmekte olup, bilirkişi incelemesine sunulan pay defterindeki kayıtların gerçeği yansıtıp yansıtmadığının belli olmadığı, davacının devir aldığı bu payların davalı şirketin sermayesi içinde temsil edilip edilmediği üzerinde durulmadığı belirtilmiş, mahkemece bozma ilamına uyulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporunda, vaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir kayda rastlanılmadığı, defterlerin mevcut durumu nazara alındığında pay sahipliği durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği, ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir anonim şirket arasındaki ilişkinin kural olarak ortaklık ilişkisi olabileceği, üçüncü kişi ile şirket arasındaki bir ilişkinin kural olarak ortaklık ilişkisi olacağı yönünde bir karine bulunduğu, bu karinenin dosyadaki delillerle çürütülemediği kanaatine ulaşıldığından taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi olarak nitelendirilebileceği belirlenmiştir.
Bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporunda açıkça, vaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir kayda rastlanılmadığı, defterlerin mevcut durumu nazara alındığında pay sahipliği durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği belirlendiğine göre, bilirkişinin kanaatlerine göre davacının davalı şirkete ortak oldukları yönündeki görüşlerinin benimsenmesi yerinde olmamıştır.
Bu itibarla mahkemece, bilirkişi kuruluna davalının tüm ticari defter ve kayıtları incelettirilmek suretiyle davacıya verilen hisse senedinin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde temsil edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacının ortaklığının sahih olmadığı, pay defterindeki kaydın diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde bu aşamadan sonra davacının zararından davalıların haksız fiil hükümleri uyarınca sorumluluklarının bulunup bulunmadığı üzerinde durularak her bir davalının hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi ve davalıların zamanaşımı def''inin de buna göre değerlendirilmesi suretiyle oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar vermek gerekirken, davacının ortak olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 07.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/101921000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz