Genel kurul kararının batıllığı | İptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/14530 E. 2014/5252 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yoklukla malul karar↗ butlan↗ yokluk↗ hakkın kötüye kullanılması↗ emredici hüküm↗ eş rızası↗ uyuşmazlık konusu↗ hukuki yarar↗ terkin↗ taşıyan↗ eksik inceleme↗ dahili dava↗ temsil↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava konusu genel kurul tutanak ve hazurun cetvellerinin incelenmesinde davacının bizzat katıldığının görüldüğü, ancak imzaların davacı eli ürünü bulunmadıklarının ortaya çıktığı, davacının genel kurullara katılmış gibi başkaları tarafından adına imza atıldığı, bu şekilde karar alınmasının B.K ve TTK hükümleri gereğince batıl addedileceği gerekçesiyle davanın kabulüne, 9.7.2007 tarihli 2006 yılı olağan genel kurulunda alınan tüm kararlar 5.9.2008 tarihli 2007 yılı olağan genel kurulunda alınan tüm kararlar, 8.7.2009 tarihli 2008 yılı olağan genel kurulunda alınan tüm kararlar ve 2.7.2010 tarihli 2009 yılı olağan genel kurulunda alınan tüm kararların yoklukla malul-butlanla batıl olduğunun tespitine ve alınan kararların bu sebeple iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz edilmiştir.
Dava, davalı şirketin genel kurullarında alınan kararların batıl olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Davacının, davalının ortağı olduğu, somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK'nın 370. maddesi uyarınca yapılan 2004, 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarına ait genel kurullarda alınan kararların batıl olduğunu ileri sürdüğü ve eldeki davayı ise 15.12.2011 tarihinde açtığı hususları uyuşmazlık konusu değildir. Yapılan yargılama sonucunda davacının anılan genel kurullara katılmadığı, hazurun cetvelinde görünen imzasının kendisine ait olmadığı tespit edilmiş, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mülga TTK'nın 370. maddesi uyarınca genel kurul yapılabilmesi için, tüm ortakların bizzat veya temsilcilerinin genel kurulda bulunmaları ve bunlardan herhangi birinin itirazda bulunmaması gerekmektedir. Bir payın sahibi olan ortak veya temsilcisi dahi genel kurulda bulunmaz veya toplantıyı terk ederse veya katılıp da toplantının şekline itiraz ederse, genel kurul yapılmaz ve eğer yapılmış ve kararlar alınmış ise, bu kararlar batıl sayılır. Anılan hüküm, emredici nitelikte bir düzenlemedir. Batıllığın ileri sürülmesi de kural olarak herhangi bir süreye tabi değildir. Hukuki yararı olanların, açacakları bir davayla bir kararın batıl olduğunun tespitini isteme hakları mevcuttur. Ancak, bu hakkın da her hak gibi TMK'nın 2. maddesine uygun kullanılması gerekmektedir. Butlana ilişkin tespit talebinin maksatlı, gayrımeşru ve icapsız olarak geciktirilmesi, örneğin bir kararın uygulanmasına ve bu uygulamanın sonuçlarına yıllarca, itirazsız rıza ve tahammül gösterilip de, sonradan butlanının ileri sürülmesi ve bir kimsenin kararın butlanını eskiden beri bilmesine rağmen buna menfaati icabı ses çıkarmayıp da ancak hesaplayamadığı sonuçlarını gördükten sonra kararın butlanının tespitini dava etmesi hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilmelidir. Doktrinde, ortaklık dahil hiç kimsenin zararı söz konusu olmaksızın uygulanmış olan batıl bir kararın sonradan butlanının ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendiği gibi, etkisi ve önemi genellikle oldukça kısa bir süre devam eden bilanço, kar ve zarar hesabı kararının butlanının uzunca bir süre geçtikten sonra ileri sürülmesinin çok defa hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıyacağına da işaret edilmektedir(Bkz. Moroğlu, E.; Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, 2009 s.156-157).
Somut olayda davalı vekili, davacı dahil müvekkili şirketin diğer ortaklarının aynı aileye mensup olduğunu, davacının eşinin de gruba dahil başka bir şirkette çalıştığını, imzaların eşi vasıtasıyla kendisine attırıldığını, genel kurullardan ve alınan kararlardan haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı bulunduğunu, aradan uzun süre geçtikten sonra böyle bir davanın açılmasının TMK'nın 2. maddesiyle bağdaşmadığını savunmuştur. Ancak, mahkemece bu savunma üzerinde hiç durulmamış, salt imzaların davacıya ait olmadığı, bu durumun BK ile TTK'ya aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. O halde, eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Bu durum karşısında, davalı savunması üzerinde durulup, davacının alınan kararların batıl olduğunun tespitinde ne gibi bir hukuki yararı olduğu açıklattırılıp, dava açılış tarihi itibariyle her bir genel kurul ve yapılışı tarihleri ile alınan kararlar ayrı ayrı değerlendirilip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/2104 E. 2013/19627 K.
Ortak:yoklukla malul karar · butlan · yokluk · hakkın kötüye kullanılması · eş rızası · taşıyan · dahili dava
İncelediğiniz karardaDoktrinde, ortaklık «dahil» hiç kimsenin zararı söz konusu olmaksızın uygulanmış olan batıl bir kararın sonradan «butlanının» ileri sürülmesi «hakkın kötüye kullanılması» olarak nitelendiği gibi, etkisi ve önemi genellikle oldukça kısa bir süre devam eden bilanço, kar ve zarar hesabı kararının butlanının uzunca bir süre geçtikten sonra ileri sürülmesinin çok defa hakkın kötüye kullanılması niteliği «taşıyacağına» da işaret edilmektedir(Bkz.
… lınan tüm kararlar, 8.7.2009 tarihli 2008 yılı olağan genel kurulunda alınan tüm kararlar ve 2.7.2010 tarihli 2009 yılı olağan genel kurulunda alınan tüm kararların «yoklukla malul»-«butlanla» batıl olduğunun tespitine ve alınan kararların bu sebeple iptaline karar verilmiştir.
… ilişkin tespit talebinin maksatlı, gayrımeşru ve icapsız olarak geciktirilmesi, örneğin bir kararın uygulanmasına ve bu uygulamanın sonuçlarına yıllarca, itirazsız «rıza» ve tahammül gösterilip de, sonradan «butlanının» ileri sürülmesi ve bir kimsenin kararın butlanını eskiden beri bilmesine rağmen buna menfaati icabı ses çıkarmayıp da ancak hesaplayamadığı sonuçlarını gördükten sonra kararın butlanının tespitini dava etmesi «hakkın kötüye kullanılması» olarak nitelendirilmelidir.
Benzer bu kararda… Kararlarının Hükümsüzlüğü, 2009 s.156-157) Somut olayda, 24.06.2006 ile 23.10.2009 tarihleri arasında yapılan 5 adet genel kurul toplantısının ve alınan kararların «yoklukla malul» olduğu yönündeki davanın 15.12.2011 tarihinde açılmış olması karşısında, davacının uzun süre suskun kalarak, ortaklık «dahil» hiç kimsenin zararı sözkonusu olmaksızın uygulanmış olan batıl bir kararın sonradan «butlanını» ileri sürmesi «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olup, TMK 2. maddesi uyarınca «dürüstlük kuralına» da aykırılık teşkil etmektedir.
Doktrinde, ortaklık «dahil» hiç kimsenin zararı sözkonusu olmaksızın uygulanmış olan batıl bir kararın sonradan «butlanının» ileri sürülmesi «hakkın kötüye kullanılması» olarak nitelendiği gibi, etkisi ve önemi genellikle oldukça kısa bir süre devam eden bilanço, kar ve zarar hesabı kararının butlanının uzunca bir süre geçtikten sonra ileri sürülmesinin çok defa hakkın kötüye kullanılması niteliği «taşıyacağına» da işaret edilmektedir. (Bkz.
Butlanın ileri sürülmesi bakımından herhangi bir süreye uyulması zorunluluğunun bulunmadığı kabul edilmekle beraber «butlana» ilişkin tesbit talebinin maksatlı, gayrımeşru ve icapsız olarak geciktirilmesi, örneğin bir kararın uygulanmasına ve bu uygulamanın sonuçlarına yıllarca, itirazsız «rıza» ve tahammül gösterilip de, sonradan butlanının ileri sürülmesi ve bir kimsenin kararın butlanını eskiden beri bilmesine rağmen buna menfaati icabı ses çıkarmayıp da ancak hesaplayamadığı sonuçlarını gördükten sonra kararın butlanının tespitini dava etmesi «hakkın kötüye kullanılması» olarak nitelendirilmelidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hazirun cetveli · imza incelemesi · olağanüstü genel kurul · dürüstlük kuralı
Benzer bu kararda1- Dava, dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 370. maddesine göre yapılan genel kurul toplantılarında alınan kararların «yoklukla malul» olduklarının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece, 24.07.2006 tarihli 2005 tarihli «olağan genel kurul» toplantısı «hazirun cetvelindeki» davacı adına atılan imzanın davacı el ürünü olduğu, diğer genel kurul toplantılarına ilişkin hazurun cetvelindeki davacı adına atılan imzaların davacının eli ürünü …
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, 23/10/2009, 08/07/2009, 05/09/2008 ve 2006 (16/07/2007) tarihli «olağan genel kurul» toplantısı hazurun cetvelindeki imzaların pay sahibi davacıya ait olmadığı, 2005(24/07/2006) tarihli Olağan Genel Kurul toplantısı hazurun cetvelindeki imzanın pay sahibi davacıya ait olduğu gerekçesiyle, 23/10/2009, 08/07/2009, 05/09/2008 ve 2006 (16/07/2007) tarihli olağan genel kurul toplantılarında alınan tüm kararların «yoklukla malul» olduğunun tespitine ve alınan tüm kararların iptaline, 24/07/2006 tarihli Olağan Genel Kurul toplantısı yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.
… Kararlarının Hükümsüzlüğü, 2009 s.156-157) Somut olayda, 24.06.2006 ile 23.10.2009 tarihleri arasında yapılan 5 adet genel kurul toplantısının ve alınan kararların «yoklukla malul» olduğu yönündeki davanın 15.12.2011 tarihinde açılmış olması karşısında, davacının uzun süre suskun kalarak, ortaklık «dahil» hiç kimsenin zararı sözkonusu olmaksızın uygulanmış olan batıl bir kararın sonradan «butlanını» ileri sürmesi «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olup, TMK 2. maddesi uyarınca «dürüstlük kuralına» da aykırılık teşkil etmektedir.
Bu nedenle, mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerirken, yazılı gerekçeyle salt «imza incelemesine» ilişkin bilirkişi raporuna istinaden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/4829 E. 2014/8734 K.
Ortak:butlan · temsil · dava şartı
İncelediğiniz kararda… lınan tüm kararlar, 8.7.2009 tarihli 2008 yılı olağan genel kurulunda alınan tüm kararlar ve 2.7.2010 tarihli 2009 yılı olağan genel kurulunda alınan tüm kararların «yoklukla malul»-«butlanla» batıl olduğunun tespitine ve alınan kararların bu sebeple iptaline karar verilmiştir.
Mülga TTK'nın 370. maddesi uyarınca genel kurul yapılabilmesi için, tüm ortakların bizzat veya «temsilcilerinin» genel kurulda bulunmaları ve bunlardan herhangi birinin itirazda bulunmaması gerekmektedir.
Bir payın sahibi olan ortak veya «temsilcisi» dahi genel kurulda bulunmaz veya toplantıyı «terk» ederse veya katılıp da toplantının şekline itiraz ederse, genel kurul yapılmaz ve eğer yapılmış ve kararlar alınmış ise, bu kararlar batıl sayılır.
Benzer bu karardaMahkemece, davalı şirketin 2007 yılından 2010 yılına kadar zarar ettiği, davalı şirketin «ticari defterlerinin» genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine göre uygun tutulduğu, davacının 2007-2008-2009 ve 2010 yıllarına ilişkin kâr «payı alacağının» bulunmadığı, dava konusu genel kurul kararlar 03/05/2010 ve 07/06/2010 tarihli olup işbu dava 25/07/2011 tarihinde açıldığından davanın süresinde açılmadığı, genel kurul hazırun cetvelinin incelenmesinde, sermayenin %60'ını «temsil» eden ortakların toplantıya katıldığı, bu durumda söz konusu genel kurullarda toplantı ve karar yeter sayılarının sağlandığı, davacı tarafça «sahte imzaya» ilişkin iddiaların somut olarak/kim tarafından, hangi belgede, ne şekilde atıldığına yönelik açıklamada bulunulmadığı, dava konusu genel kurullara katılan ve hazırun cetvellerinde adı geçen fakat bu davada taraf olmayan ortaklara davacının iddiasına dayalı olarak «imza incelemesi» yaptırılmasının hukuka uygun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 15.11.2013 tarihli kar …
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere, karar «nisabının» bulunmamasının kararı «mutlak butlanla» batıl kılmasına ve batıl olduğunun tesbiti davasının ise «hak düşürücü süreye» tabi bulunmaksızın her zaman açılmasının mümkün olmasına göre, davalı vekilinin HUMK'nın 440.maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mutlak butlan · sahte imza · kâr payı alacağı · karar nisabı · imza incelemesi · hak düşürücü süre · kâr payı · ticari defter
Benzer bu karardaMahkemece, davalı şirketin 2007 yılından 2010 yılına kadar zarar ettiği, davalı şirketin «ticari defterlerinin» genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine göre uygun tutulduğu, davacının 2007-2008-2009 ve 2010 yıllarına ilişkin kâr «payı alacağının» bulunmadığı, dava konusu genel kurul kararlar 03/05/2010 ve 07/06/2010 tarihli olup işbu dava 25/07/2011 tarihinde açıldığından davanın süresinde açılmadığı, genel kurul hazırun cetvelinin incelenmesinde, sermayenin %60'ını «temsil» eden ortakların toplantıya katıldığı, bu durumda söz konusu genel kurullarda toplantı ve karar yeter sayılarının sağlandığı, davacı tarafça «sahte imzaya» ilişkin iddiaların somut olarak/kim tarafından, hangi belgede, ne şekilde atıldığına yönelik açıklamada bulunulmadığı, dava konusu genel kurullara katılan ve hazırun cetvellerinde adı geçen fakat bu davada taraf olmayan ortaklara davacının iddiasına dayalı olarak «imza incelemesi» yaptırılmasının hukuka uygun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 15.11.2013 tarihli kar …
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere, karar «nisabının» bulunmamasının kararı «mutlak butlanla» batıl kılmasına ve batıl olduğunun tesbiti davasının ise «hak düşürücü süreye» tabi bulunmaksızın her zaman açılmasının mümkün olmasına göre, davalı vekilinin HUMK'nın 440.maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
-
Genel kurul kararının yok hükmünde olduğu tespiti
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/3536 E. 2021/2342 K.
Ortak:yoklukla malul karar · butlan · yokluk · hakkın kötüye kullanılması · emredici hüküm · eş rızası · uyuşmazlık konusu · hukuki yarar · dava şartı
İncelediğiniz kararda… lınan tüm kararlar, 8.7.2009 tarihli 2008 yılı olağan genel kurulunda alınan tüm kararlar ve 2.7.2010 tarihli 2009 yılı olağan genel kurulunda alınan tüm kararların «yoklukla malul»-«butlanla» batıl olduğunun tespitine ve alınan kararların bu sebeple iptaline karar verilmiştir.
… ilişkin tespit talebinin maksatlı, gayrımeşru ve icapsız olarak geciktirilmesi, örneğin bir kararın uygulanmasına ve bu uygulamanın sonuçlarına yıllarca, itirazsız «rıza» ve tahammül gösterilip de, sonradan «butlanının» ileri sürülmesi ve bir kimsenin kararın butlanını eskiden beri bilmesine rağmen buna menfaati icabı ses çıkarmayıp da ancak hesaplayamadığı sonuçlarını gördükten sonra kararın butlanının tespitini dava etmesi «hakkın kötüye kullanılması» olarak nitelendirilmelidir.
Doktrinde, ortaklık «dahil» hiç kimsenin zararı söz konusu olmaksızın uygulanmış olan batıl bir kararın sonradan «butlanının» ileri sürülmesi «hakkın kötüye kullanılması» olarak nitelendiği gibi, etkisi ve önemi genellikle oldukça kısa bir süre devam eden bilanço, kar ve zarar hesabı kararının butlanının uzunca bir süre geçtikten sonra ileri sürülmesinin çok defa hakkın kötüye kullanılması niteliği «taşıyacağına» da işaret edilmektedir(Bkz.
Benzer bu kararda… ilişkin tespit talebinin maksatlı, gayrımeşru ve icapsız olarak geciktirilmesi, örneğin bir kararın uygulanmasına ve bu uygulamanın sonuçlarına yıllarca, itirazsız «rıza» ve tahammül gösterilip de, sonradan «butlanının» ileri sürülmesi ve bir kimsenin kararın butlanını eskiden beri bilmesine rağmen buna menfaati icabı ses çıkarmayıp da ancak hesaplayamadığı sonuçlarını gördükten sonra kararın butlanının tespitini dava etmesi «hakkın kötüye kullanılması» olarak nitelendirilmelidir.
Somut olayda davacı şirketin yetkili «temsilcisi» olan diğer davacı ...'nın 30.03.2010 tarihinde Türkiye'den çıkış yaptığı, 01.04.2010 toplantı tarihi itibariyle Türkiye'de bulunmadığı «uyuşmazlık konusu» olmayıp, anılan genel kurul toplantısının «yoklukla malul» olduğu tartışmasızdır.
Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu 01.04.2010 tarihli genel kurul «toplantı tutanağında» toplantının «şirket merkezinde» tüm ortakların katılımıyla gerçekleştiği, şirket müdürünün «ibrası» ile 10 yıllığına yeniden müdür olarak atanmasına karar verildiği, anılan kararda davacı şirket adına o tarihte davacı şirket yöneticisi davacı ... ve diğer ortakların imzasının bulunduğu, davacı şirket «temsilcisi» olan davacı ...'nın, karar tarihinde Türkiye'de bulunmadığını pasaport kayıtlarıyla ispatladığı, alınan genel kurul kararından haberdar olmadığını, karardan önce İzmir'de gerçekleşen fuar sırasında fuar katılım veya fuarda satılan mallarla ilgili belge olduğu söylenerek hileli yoldan imzasının alındığını ileri sürdüğü, davalı tarafın ise toplantının İzmir'deki fuar sırasında 29.03.2010 tarihinde yapıldığını, istinaf dilekçesinde ise toplantının 30.03.2010 tarihinde yapıldığını, toplantı tarihinin maddi hatayla tutanağa yanlış geçtiğini, daha önce olduğu gibi Türkçe düzenlenmiş toplantı tutanaklarını davacı ortak şirketin temsilcisinin imzaladığını savunarak davanın reddini istediği, davalı tarafın toplantı tarihinde «maddi hata» yapıldığını, gerçekten tüm ortakların biraraya gelerek davacı şirket temsilcisi olan yabancı kişinin toplantı içeriğinden haberdar olarak toplantı tutanağını imzaladığını kanıtlaması gerektiği, davacı ortak şirketin temsilcisinin İspanyol vatandaşı olması, karar metninde kararın İspanyolca çevrisinin yapıldığının «şerh» edilmemiş olması karşısında davacı şirket temsilcisinin toplantı içeriğinden haberdar olarak tutanağı imzaladığının kanıtlanamadığı, tutanakta bu yönde şerh bulunmadığından tek başına «tanık beyanı» ile aksinin kanıtlanmayacağı, bu durumda toplantının «yoklukla malul» olduğu, her ne kadar davalı şirket vekili, davacı şirket temsilcisinin alınan karardan haberdar olduğunu, dava tarihine (30.04.2014) kadar geçen 4 yıllık süre içinde sessiz kaldığını, müvekkili şirketin davacı şirketten alacağını tahsil edememesi üzerine ilişkilerin bozulduğunu, davacı şirketin kötü niyetli olduğunu savunmuş ise de, davalı vekilinin sunduğu deliller incelendiğinde, davalının sunduğu e postalarda dava konusu genel kurul kararında alınan önceki müdürün ibrasına ve yeniden seçildiğine dair açık bir ifadeye yer verilmediği, 17.03.2014 tarihli davacı şirket tarafından şirket «defter» ve kayıtlarının incelenmesi için gönderilen «ihtarnamenin» hem şirkete hem de ...'e hitaben düzenlenmiş olmasının tek başına anılan karardan haberdar olduğu anlamına gelmeyeceği gibi bu ihtarnameden bir ay sonra eldeki davanın açılmış olduğu, davacı şirketin İspanya'da kurulu olup temsilcisinin yurt dışında ikamet ettiği gözetildiğinde sessiz kalma ve TMK'nın 2. maddesindeki «dürüstlük kuralına aykırılıktan» da söz edilemeyeceği, yine davacı şirket ile davalı şirket arasındaki borç ilişkisi bulunması da anılan kararın bilindiği, benimsendiği anlamına gelmeyeceği, davacı ortağa «ticaret sicil» kayıtlarından şirket temsilcisini araştırma yükümlülüğü yüklenemeyeceği, dava konusu genel kurul toplantısından sonra bu genel kurul toplantısında alınan kararın bilindiğini gösterecek şekilde dava tarihine kadar sonradan yapılmış genel kurul toplantısına rastlanmadığı, davalı tarafça dava konusu genel kurul kararının kötü niyetle iptalinin istendiği hususu kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalı vekilinin «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:genel kurul kararının yokluğu · dürüstlük kuralına aykırılık · toplantı tutanağı · tanık beyanı · istinaf başvurusunun reddi · şirket merkezi mahkemesi · pay sahipliği · şirket müdürü
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, dava konusu 01.04.2010 tarihli genel kurul «toplantı tutanağında» toplantının «şirket merkezinde» tüm ortakların katılımıyla gerçekleştiği, şirket müdürünün «ibrası» ile 10 yıllığına yeniden müdür olarak atanmasına karar verildiği, anılan kararda davacı şirket adına o tarihte davacı şirket yöneticisi davacı ... ve diğer ortakların imzasının bulunduğu, davacı şirket «temsilcisi» olan davacı ...'nın, karar tarihinde Türkiye'de bulunmadığını pasaport kayıtlarıyla ispatladığı, alınan genel kurul kararından haberdar olmadığını, karardan önce İzmir'de gerçekleşen fuar sırasında fuar katılım veya fuarda satılan mallarla ilgili belge olduğu söylenerek hileli yoldan imzasının alındığını ileri sürdüğü, davalı tarafın ise toplantının İzmir'deki fuar sırasında 29.03.2010 tarihinde yapıldığını, istinaf dilekçesinde ise toplantının 30.03.2010 tarihinde yapıldığını, toplantı tarihinin maddi hatayla tutanağa yanlış geçtiğini, daha önce olduğu gibi Türkçe düzenlenmiş toplantı tutanaklarını davacı ortak şirketin temsilcisinin imzaladığını savunarak davanın reddini istediği, davalı tarafın toplantı tarihinde «maddi hata» yapıldığını, gerçekten tüm ortakların biraraya gelerek davacı şirket temsilcisi olan yabancı kişinin toplantı içeriğinden haberdar olarak toplantı tutanağını imzaladığını kanıtlaması gerektiği, davacı ortak şirketin temsilcisinin İspanyol vatandaşı olması, karar metninde kararın İspanyolca çevrisinin yapıldığının «şerh» edilmemiş olması karşısında davacı şirket temsilcisinin toplantı içeriğinden haberdar olarak tutanağı imzaladığının kanıtlanamadığı, tutanakta bu yönde şerh bulunmadığından tek başına «tanık beyanı» ile aksinin kanıtlanmayacağı, bu durumda toplantının «yoklukla malul» olduğu, her ne kadar davalı şirket vekili, davacı şirket temsilcisinin alınan karardan haberdar olduğunu, dava tarihine (30.04.2014) kadar geçen 4 yıllık süre içinde sessiz kaldığını, müvekkili şirketin davacı şirketten alacağını tahsil edememesi üzerine ilişkilerin bozulduğunu, davacı şirketin kötü niyetli olduğunu savunmuş ise de, davalı vekilinin sunduğu deliller incelendiğinde, davalının sunduğu e postalarda dava konusu genel kurul kararında alınan önceki müdürün ibrasına ve yeniden seçildiğine dair açık bir ifadeye yer verilmediği, 17.03.2014 tarihli davacı şirket tarafından şirket «defter» ve kayıtlarının incelenmesi için gönderilen «ihtarnamenin» hem şirkete hem de ...'e hitaben düzenlenmiş olmasının tek başına anılan karardan haberdar olduğu anlamına gelmeyeceği gibi bu ihtarnameden bir ay sonra eldeki davanın açılmış olduğu, davacı şirketin İspanya'da kurulu olup temsilcisinin yurt dışında ikamet ettiği gözetildiğinde sessiz kalma ve TMK'nın 2. maddesindeki «dürüstlük kuralına aykırılıktan» da söz edilemeyeceği, yine davacı şirket ile davalı şirket arasındaki borç ilişkisi bulunması da anılan kararın bilindiği, benimsendiği anlamına gelmeyeceği, davacı ortağa «ticaret sicil» kayıtlarından şirket temsilcisini araştırma yükümlülüğü yüklenemeyeceği, dava konusu genel kurul toplantısından sonra bu genel kurul toplantısında alınan kararın bilindiğini gösterecek şekilde dava tarihine kadar sonradan yapılmış genel kurul toplantısına rastlanmadığı, davalı tarafça dava konusu genel kurul kararının kötü niyetle iptalinin istendiği hususu kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalı vekilinin «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmiştir.
… 'de olmadığı, davacının resmi pasaport kayıtlarından toplantı tarihinde Türkiye'de bulunmadığı için toplantıya katılmasının fiilen mümkün olmadığı, davalı vekilince «toplantı tutanağında» 29.03.2010 tarihi yerine «maddi hata» ile 01.04.2010 yazıldığı belirtilmiş ise de, buna ilişkin somut ve inandırıcı delilin dosyaya sunulmadığı, toplantı tutanağında Türkçe metnin tercümesinin davacı şirket «temsilcisine» yapıldığına ilişkin resmi bir «kayda» rastlanmadığı, davacının rızasına dayalı olarak imzanın atıldığına dair tespitin bulunmadığı, davalı şirketin davacıdan alacaklı olması nedeniyle çıkan ihtilafın ayrı bir davanın konusunu oluşturduğu, davanın esasını ve sonucunu etkiler mahiyette bulunmadığı, tanık Bora Aktaş'ın yeminli beyanında davacı şirket temsilcisinin dört yıl kadar önce davalı şirketin bilgi erişimine ulaşılmadığı, kendisinden bu konuda araştırma yapılmasını istediği yönünde beyanda bulunduğu, dolayısıyla davalının bu yönde girişim ve araştırmalar için çaba gösterdiği, dört yıllık bir süreden sonra davanın açılmış olmasının MK 2. maddesinde düzenlenen «dürüstlük kuralına aykırılık» oluşturmayacağı gerekçesiyle davacı ...
Aulbert'in açtığı davanın «husumet yokluğundan» reddine, davacı....L'nin davalı aleyhine açtığı davanın kabulü ile davalı şirketin 01.04.2010 tarihli «genel kurul kararının yokluğunun» tespitine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından «istinaf yoluna başvurulmuştur».
Ancak her hak gibi «genel kurul kararının yokluğunun» ileri sürülmesi de «dürüstlük kuralı» çerçevesinde mümkündür.
1 benzer karar daha
-
Yönetim kurulu kararının iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/1537 E. 2019/6605 K.
Ortak:hukuki yarar · dava şartı
İncelediğiniz karardaBu durum karşısında, davalı savunması üzerinde durulup, davacının alınan kararların batıl olduğunun tespitinde ne gibi bir «hukuki yararı» olduğu açıklattırılıp, dava açılış tarihi itibariyle her bir genel kurul ve yapılışı tarihleri ile alınan kararlar ayrı ayrı değerlendirilip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBu itibarla, aleyhinde hüküm kurulmayan ve karar başlığında müdahil olarak gösterilen ...'nin karar düzeltme talebinde «hukuki yararı» bulunmadığından, ... vekilinin karar düzeltme dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:anonim şirket yönetim kurulu · anonim şirket · yönetim kurulu kararı
Benzer bu kararda1- Dava, «anonim şirket yönetim kurulu» kararlarının batıl olduğunun tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine dair verilen karar Dairemizce bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/14530 E. , 2014/5252 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 25/06/2012
NUMARASI 2011/557-2012/175
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 25/06/2012 tarih ve 2011/557-2012/175 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 18/03/2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. Ş.. H.. ile davalı vekili Av. İ.. E.. Anlı dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi l tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalının ortağı olduğunu, ancak ortak olmasına karşın şirket iş ve işlemlerinden haberdar edilmediğini, genel kurul toplantılarına da davet edilmediğini, davalı şirketin TTK 370. maddesine göre, 09.12.2005 tarihinde 2004 yılı olağan genel kurulu toplantısının, 09.07.2007 tarihinde 2006 yılı olağan genel kurul toplantısının, 05.09.2008 tarihinde 2007 yılı olağan genel kurul toplantısının, 08.07.2009 tarihinde 2008 yılı olağan genel kurul toplantısının ve 02.07.2010 tarihinde 2009 yılı olağan genel kurul toplantısının yapıldığını haricen öğrendiğini, kanuna aykırı olarak yapılan bu toplantılara müvekkilinin katılmadığını ileri sürerek, anılan genel kurullardaki tüm kararların yoklukla malûl ve batıl olduğunun tespiti ile iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, genel kurulların usul ve yasaya aykırı toplanarak kararlar aldığını, davanın MK'nın 2. maddesiyle bağdaşmadığını açıklayarak, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava konusu genel kurul tutanak ve hazurun cetvellerinin incelenmesinde davacının bizzat katıldığının görüldüğü, ancak imzaların davacı eli ürünü bulunmadıklarının ortaya çıktığı, davacının genel kurullara katılmış gibi başkaları tarafından adına imza atıldığı, bu şekilde karar alınmasının B.K ve TTK hükümleri gereğince batıl addedileceği gerekçesiyle davanın kabulüne, 9.7.2007 tarihli 2006 yılı olağan genel kurulunda alınan tüm kararlar 5.9.2008 tarihli 2007 yılı olağan genel kurulunda alınan tüm kararlar, 8.7.2009 tarihli 2008 yılı olağan genel kurulunda alınan tüm kararlar ve 2.7.2010 tarihli 2009 yılı olağan genel kurulunda alınan tüm kararların yoklukla malul-butlanla batıl olduğunun tespitine ve alınan kararların bu sebeple iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz edilmiştir.
Dava, davalı şirketin genel kurullarında alınan kararların batıl olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Davacının, davalının ortağı olduğu, somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK'nın 370. maddesi uyarınca yapılan 2004, 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarına ait genel kurullarda alınan kararların batıl olduğunu ileri sürdüğü ve eldeki davayı ise 15.12.2011 tarihinde açtığı hususları uyuşmazlık konusu değildir. Yapılan yargılama sonucunda davacının anılan genel kurullara katılmadığı, hazurun cetvelinde görünen imzasının kendisine ait olmadığı tespit edilmiş, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mülga TTK'nın 370. maddesi uyarınca genel kurul yapılabilmesi için, tüm ortakların bizzat veya temsilcilerinin genel kurulda bulunmaları ve bunlardan herhangi birinin itirazda bulunmaması gerekmektedir. Bir payın sahibi olan ortak veya temsilcisi dahi genel kurulda bulunmaz veya toplantıyı terk ederse veya katılıp da toplantının şekline itiraz ederse, genel kurul yapılmaz ve eğer yapılmış ve kararlar alınmış ise, bu kararlar batıl sayılır. Anılan hüküm, emredici nitelikte bir düzenlemedir. Batıllığın ileri sürülmesi de kural olarak herhangi bir süreye tabi değildir. Hukuki yararı olanların, açacakları bir davayla bir kararın batıl olduğunun tespitini isteme hakları mevcuttur. Ancak, bu hakkın da her hak gibi TMK'nın 2.
maddesine uygun kullanılması gerekmektedir. Butlana ilişkin tespit talebinin maksatlı, gayrımeşru ve icapsız olarak geciktirilmesi, örneğin bir kararın uygulanmasına ve bu uygulamanın sonuçlarına yıllarca, itirazsız rıza ve tahammül gösterilip de, sonradan butlanının ileri sürülmesi ve bir kimsenin kararın butlanını eskiden beri bilmesine rağmen buna menfaati icabı ses çıkarmayıp da ancak hesaplayamadığı sonuçlarını gördükten sonra kararın butlanının tespitini dava etmesi hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilmelidir. Doktrinde, ortaklık dahil hiç kimsenin zararı söz konusu olmaksızın uygulanmış olan batıl bir kararın sonradan butlanının ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendiği gibi, etkisi ve önemi genellikle oldukça kısa bir süre devam eden bilanço, kar ve zarar hesabı kararının butlanının uzunca bir süre geçtikten sonra ileri sürülmesinin çok defa hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıyacağına da işaret edilmektedir(Bkz.
Moroğlu, E.; Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, 2009 s.156-157).
Somut olayda davalı vekili, davacı dahil müvekkili şirketin diğer ortaklarının aynı aileye mensup olduğunu, davacının eşinin de gruba dahil başka bir şirkette çalıştığını, imzaların eşi vasıtasıyla kendisine attırıldığını, genel kurullardan ve alınan kararlardan haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı bulunduğunu, aradan uzun süre geçtikten sonra böyle bir davanın açılmasının TMK'nın 2. maddesiyle bağdaşmadığını savunmuştur. Ancak, mahkemece bu savunma üzerinde hiç durulmamış, salt imzaların davacıya ait olmadığı, bu durumun BK ile TTK'ya aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. O halde, eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Bu durum karşısında, davalı savunması üzerinde durulup, davacının alınan kararların batıl olduğunun tespitinde ne gibi bir hukuki yararı olduğu açıklattırılıp, dava açılış tarihi itibariyle her bir genel kurul ve yapılışı tarihleri ile alınan kararlar ayrı ayrı değerlendirilip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/101786900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz