Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/1360 E. 2023/6787 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': '10 yıllık', 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
iade davası↗ ihdas nedeni↗ sebepten mücerretlik↗ yenileme talebi↗ vazgeçmiş sayılma↗ peşin harç↗ talil↗ kıdem tazminatı↗ keşide yeri↗ yargılamanın iadesi↗ maktu harç↗ gerekçeli kararın tebliği↗ yazılı delil başlangıcı↗ imza inkarı↗ delil başlangıcı↗ i̇i̇k 167↗ yemin deliline dayanma↗ adli yardım talebi↗ hükmün kesinleşmesi↗ mücerretlik↗ vade tarihi↗ yargılamanın yenilenmesi↗ kesinleşen ilam↗ muhtıra↗ başvurma harcı↗ şahsi sorumluluk↗ ibraname↗ menfi tespit davası↗ yemin delili↗ ispat külfeti↗ adli yardım↗ tasdik kararı↗ davanın konusu↗ yazılı delil↗ usuli kazanılmış hak↗ ba formu↗ ibra↗ şikayet↗ yemin↗ ara karar↗ kambiyo senedi↗ tespit davası↗ ek prim↗ derdestlik↗ iş bölümü↗ kazanılmış hak↗ olumsuz oy↗ rücu↗ yenileme↗ keşideci↗ bono↗ vade↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ protokol↗ ortaklık ilişkisi↗ hukuki yarar↗ kâr payı↗ havale↗ iflas↗ harç↗ menfi tespit↗ dava sebebi↗ ibraz↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2019/595 E., 2019/1058 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiş, Mahkemece temyiz edilmemiş, sayılmasına dair müteferrik karar verilmiş, bu karar da taraf vekillerince temyiz edilmiş, Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince davacı vekilinin temyiz isteminin reddine, davalı vekilinin de müteferrik karara yönelik temyiz isteminin reddi ile müteferrik kararın onanmasına karar verilmiştir. Taraf vekillerinin karar düzeltme istemleri Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince reddedilmiştir,
Asıl davada davalı bu kez davacı sıfatıyla yargılamanın iadesi isteminde bulunmuştur. İlk Derece Mahkemesince istem reddedilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi, yargılamanın iadesi hakkında kararı kaldırmış, Dairemizce Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince, yine İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp, gereği için İlk Derece Mahkemesine dosya geri çevrilmiş, İlk Derece Mahkemesince dosya Dairemize gönderilmekle, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...’ın diğer müvekkili şirketin ortağı, davalının da davacı ...’ın kardeşi olduğunu, davalının silahını çekerek müvekkili ...’dan boş senet imzalamasını istediğini, davacının da ölüm korkusu altında personelden getirttiği şirketin kaşesi bulunan senedi imzalayarak davalıya vermek zorunda kaldığını, derhal savcılığa şikayet ettiğini ileri sürerek tarihsiz, meblağı belli olmayan, keşidecisi müvekkiller, keşideci yerinde şirket kaşesi bulunan, keşide yeri ve tarihi açık senedin iptalini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili dilekçelerinde; senedin 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 688 inci maddesinde öngörülen yasal unsurları taşımadığını, davanın ... iddialara dayandığını, dava dilekçesinde hayali bir senetten bahsedildiğini, müvekkilinin davacı şirket ve grup şirketlerinde payının bulunduğunu, 20 yılı aşkın çalışması ve çabası ile payının karşılığı olarak davacı ... ile konuştuğunu, davacının da 11.01.2002 tanzim tarihli, 15.000.000,00 USD bedelli senedi vadesi boş olarak verdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemece 19.10.2006 tarih, 2006/167 E., 2006/465 K. sayılı kararı ile, ibraz edilen belgenin delil olarak kabul edilebilmesi için aslının mahkemeye verilmesi gerektiği, senet aslının ibraz edilmediği gibi davalı da aslı ibraz edilen senetten başka bir senedin olmadığını belirtmiş olup, aslı ibraz edilen senedin de bu dava ile ilgili olmadığının taraf vekillerinin duruşmadaki imzalı beyanları ile sabit olduğundan aslı olmayan fotokopinin delil olarak kabulünün imkansız olduğu, bu nedenle aslı olmayan fotokopilerin ve senetlerin mahkemece davanın çözümüne esas alınmasının söz konusu olmadığı, fotokopinin yazılı delil başlangıcı olarak da kabulünün mümkün bulunmadığı, davacının bu fotokopiye dayanarak müvekkili elinden zorla alınan altı imzalı ve kaşeli üstü boş senedin iptalini istemesinde hukuki bir yararı bulunmadığı gibi dava ön şartları da oluşmadığı gerekçesi ile davacının dava açmakta hukuki yararı olmadığından davasının reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 23.02.2007 tarih, 2006/11369 E., 2007/1676 K. sayılı ilamı ile, davalı vekilinin 28.03.2006 havale tarihli dilekçesi ekinde mahkemeye ibraz edilen ve aynı gün mahkeme kasasına alınıp, daha sonra 19.06.2006 tarihli tutanakla davalıya iade edilen 11.01.2002 tanzim tarihli ve 15.000.000,00 USD miktarlı senedin bu davanın konusu olduğu davacı vekilinin 15.08.2002 tarihli duruşma tutanağına geçirilen beyanları, Ankara 8. İş Mahkemesinin 2004/1315 E. sayılı dosyasına sunulan cevaba cevap dilekçesindeki beyanı, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/ 356 E. sayılı dosyası içeriği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 19.10.2005 tarih ve 2005/19- 510 E., 2005/586 K. sayılı kararının gerekçesi ve diğer delillerden anlaşıldığı, bu durumda Mahkemece dava konusu edilen bu senet yönünden işin esasına girilerek iddia ve savunma çerçevesinde toplanacak deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle uyuşmazlığın çözümü gerekirken yukarıdaki bulgular gözetilmeksizin taraf vekillerinin 06.07.2006 tarihli duruşmadaki beyanlarına yanlış anlam verilerek yanılgılı gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile uyulmasına karar verilen son bozma ilamıyla dava konusu senedin 11.01.2002 tarihli, 15.000.000,00 USD miktarlı senet olduğunun netleştiği, senedin vade tarihi konulmadan nakten düzenlendiği, hukuk hakiminin ceza mahkemesince verilen beraat kararı ile bağlı olmadığını, davacının senet tanzimini gerektirecek hukuki bir ilişki bulunmadığını ileri sürdüğü, nakten düzenlenen senedin verilen borç karşılığında tanzim edildiğinin karinesini oluşturduğu, davalının para alış verişi olduğunu iddia etmediği, şirketteki hisse ve kıdem tazminatı alacağına karşılık bononun verildiğini ileri sürmek suretiyle nakten şeklinde yazılan ihdas nedenini değiştirdiği, bu suretle kambiyo senedinin sebepten mücerretliğinin ortadan kalktığını, senet metnini talil eden davalının temel ilişkiyi, dolayısıyla şirket ortaklığını, hisselerini devrettiğini, devrettiği payın değerini bono dışındaki başka delillerle ispatlaması gerektiği, davacıların senedin zorla imzalatıldığı yönündeki iddiaları sabit değilse de bu beyanlarıyla senetle kendilerini hiç bağlı saymadıklarına göre iki taraflı talilden bahsedilemeyeceği, davalının hisse ve kıdem tazminatından kaynaklanan alacağı hususunda delil göstermediği gibi yemin deliline de dayanmadığı, davalının ibraname ile ... Holding A.Ş. ve diğer bağlı şirketlerdeki maaş, kıdem tazminatı, prim, ikramiye, kâr payı, devredilen paylar ile devredilecek tüm payların karşılığında 45.000,00 USD’yi peşin ve nakten aldığını, bu şirketler ile şirket ortaklarından hiçbir hak ve alacağının kalmadığını gayri kabili rücu olarak ibra ettiğini beyan edip bu ibranameyi imzası ile tasdik ettiğini, imza inkarına gidilmediğini, bu tarihten sonra davacı şirketle ortaklık ilişkisine girdiği hususunda bilgi ve belge sunmadığı, senette davacı ...’ın şahsi sorumluluğuna ilişkin isim ve imzasının bulunmadığı gerekçesiyle davacı ...’ın davacılık sıfatı olmadığından davasının reddine, davalı şirketçe açılan davanın kabulüne, 11.01.2002 tanzim tarihli, 15.000.000,00 USD meblağlı dava konusu senet (bono) sebebiyle davacı şirketin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; adli müzaheret şartlarının oluşmadığını, fakirlik belgesinin hükümsüz olduğunu, haklı olma şartının gerçekleşmediğini, hükümden sonra adli müzaheret isteğinin gözetilemeyeceğini ileri sürerek 24.07.2008 tarihli adli müzaherete ilişkin kararın bozulmasını, reddi hakim talepleri hakkında henüz bir karar verilmediğinden bu hususta ek beyan hakkının saklı tutulmasını istemiştir.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; adli yardım talep ettiklerini, ağır ceza mahkemesinin müvekkilinin suçsuzluğuna dair kararının kesinleştiğini, Mahkemenin 19.10.2006 tarihli davanın reddine ilişkin kararının davacılar tarafından temyiz edilmediğini, usuli kazanılmış hak oluşturduğunu, Mahkemenin ispat külfetini müvekkiline yüklemesinden sonra önceki ara kararından sarfı nazar ettiğini, gerekçeli kararda ise bundan da döndüğünü, kazanılmış hakların yok sayıldığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Mahkemece Verilen Müteferrik Karar
Mahkemenin, 24.09.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 Müteferrik sayılı kararı ile, 24.07.2008 tarihli kararla taleple de bağlı kalınarak davalının bakiye ilam harcı ödemeden ilamı tebliğe verilmesinin kararlaştırıldığı, bu doğrultuda temyiz harcını kapsamadığı belirtilerek temyiz yoluna başvurma harcı ile nispi temyiz harcının yatırılması için davalıya muhtıra çıkarıldığı, davalının maktu harç ve temyiz yoluna başvurma harcı yatırdığı, muhtırada belirtilen sürenin geçtiği gerekçesiyle davalının Mahkeme kararını temyiz etmemiş sayılmasına karar verilmiştir.
D.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen müteferrik kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
E.Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; adli müzaheret kararının yerinde olmadığını ileri sürerek kaldırılmasını, reddi hakim taleplerinin reddi kararının bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemenin adli müzaheret talebini yanlış yorumladığı, müteferrik kararın hukukun genel ilkelerine, adli müzaheretin kabul gerekçelerine aykırılık taşıdığını, talebin sonuç kısmında adli müzaheret talebinin kabulünü de istediklerini, bu talebin külliyen adli müzaheret kararı verilmesini de içerdiğini, temyiz harcının miktarının büyük külfet yükleyeceğini ileri sürerek 24.09.2008 tarihli mütferrik kararla esas kararın bozulmasını istemiştir.
F.Yargıtay Kararı
Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 09.04.2009 tarih, 2008/10399 E., 2009/2922 K. sayılı ilamı ile, adli yardım talebinin kabul veya reddine dair verilen kararlar kesin olduğundan davacı vekilinin temyiz isteminin reddine, davalının temyiz isteminin reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından 24.09.2008 tarihli temyiz isteminin reddine ilişkin müteferrik kararın onanmasına karar verilmiştir. Davacı vekili ile davalı vekilinin karar düzeltme istemleri Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 22.06.2009 tarih, 2009/5824 E., 2009/6008 K. sayılı kararı ile reddedilmiştir.
V.YARGILAMANIN YENİLENMESİ SÜRECİ
A.DAVA
Esas davada davalı, yargılamanın yenilenmesi davasında davacı dava dilekçesinde; davanın kabulüne dair kararın temyiz hakkının elinden alınarak kesinleştiğini, bu kararın aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurduğunu, uyuşmazlığın dostane çözüm yoluyla sonuçlandığını, bu kararda haklılığının ortaya çıktığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (6100 sayılı Kanun) AİHM tarafından dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucu düşme kararı verilmesi halinin yargılamanın iadesi nedenleri arasına alındığını, AİHM kararının kesinleştiğini ileri sürerek adli yardım talebiyle birlikte yargılamanın iadesi talebinin kabulünü, müteakiben 29.05.2008 tarih ve 2007/367 E., 2008/191 K. sayılı kararın ortadan kaldırılmasını, önceki dilekçe ve savunmaları doğrultusunda davanın reddini istemiştir.
B.CEVAP
Esas davanın davacılarından yargılamanın iadesi davasının davalısı ... Holding A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; başvuru ve peşin harç yönünden adli yardım talebinin kabulünün Yasaya aykırılık taşıdığını, AİHM kararında, Mahkemenin esastan verdiği karara yönelik bir hüküm bulunmadığını, talebin sadece temyiz hakkının kullandırılması yönüyle değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini, temyiz başvurusunun yapıldığı tarihte başvurunun dostane çözüm yoluyla sonlandırılması hususunun yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak düzenlenmediğini, müvekkili lehine verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak yargılamanın yenilenmesi talebinin reddini istemiştir.
C.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 12.12.2019 tarih, 2019/595 E., 2019/1058 K. sayılı kararı ile, 12.12.2019 tarihli celsede yapılan ön inceleme ile, öncelikle, AİHM’in 56601/09 numaralı kararı ile, davacının temyiz harcını yatıramaması sebebiyle temyiz hakkının elinden alındığından bahisle dostane çözüm yolu ile hüküm tesis edildiği, AİHM kararının davanın esasına ilişkin ihlal kararı niteliği taşımadığı, bu suretle 6100 sayılı Kanun’un 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi kapsamında somut olayda yargılamanı yenilenmesini gerektiren sebep bulunmadığı gerekçesi ile 6100 sayılı Kanun’un 379 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi gereğince yargılamanın iadesi talebinin reddine, yine, 6100 sayılı Kanun’un 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde yazılı sebepten dolayı AİHM’in kesinleşmiş kararının tebliğ tarihinden itibaren 3 ay ve herhalde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içerisinde yargılamanın iadesinin istenmesi gerektiği, somut olayda yargılamanın yenilenmesi istenilen 2007/367 E., 2008/191 K., sayılı ilamının 22.06.2009 tarihinde kesinleştiği, bu suretle 6100 sayılı Kanun’un 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi kapsamında yargılamanın yenilenmesi sebebinin var olduğu kabul edilse dahi bu kez de davacının 10 yıl geçtikten sonra 10.10.2019 tarihinde yargılamanın iadesi isteminde bulunduğu, bu suretle talebin kanuni süre içerisinde yapılmadığı gerekçesi ile yargılamanın iadesi talebinin 6100 sayılı Kanun’un 379 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın 6100 sayılı Kanun’un 379 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) ve 379 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi gereğince reddine karar verilmiştir.
VI. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin 12.12.2019 tarih, 2019/595 E., 2019/1058 K. sayılı kararına karşı süresi içinde yargılamanın yenilenmesi davasının davacısı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Yargılamanın yenilenmesi davasında davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin kabulünün aksine davada 6100 sayılı Kanun’un 379 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında yargılamanın iadesini gerektiren sebep bulunduğunu, anılan Kanun’un 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde tek taraflı deklarasyonun ve kesinleşmiş AİHM kararlarının yargılamanın iadesi sebepleri arasında belirtildiğini, Mahkemece, talebin öncelikle esas, ardından usule dayanan gerekçelerle reddinin hukuka aykırılık taşıdığını, müvekkilinin talebinin 2007/367 E., 2008/191 K. sayılı temyizden vazgeçmiş sayılmaya ilişkin müteferrik karara ilişkin olduğunu, talebin esasa ilişkin olduğuna dair gerekçelendirmenin hukuka aykırılık taşıdığını, Mahkemece, hakimin aydınlatma ödevinin yerine getirilmeden karar verildiğini, dilekçeler teatisinin tamamlanmadığını, AİHM’de hüküm çıkmasının altı ila on sene sürdüğünü, Mahkeme yorumunun kabulü halinde yargılamanın iadesine ilişkin bir çok kararın uygulanmasının imkansız hale geleceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C.Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 19.12.2020 tarih, 2020/1125 E., 2020/1515 K. sayılı kararı ile, AİHM kararının 22.02.2019 tarihinde verildiği, 20.06.2019 tarihinde İngilizce yazılarak bildirildiğinin karardan anlaşıldığı, davanın ise 10.10.2019 tarihinde açıldığı, kararın kesinleştiğine dair ise dosyada bilgi bulunmadığı, bu durumda gerekçeli kararın tebliğ edildiğine dair bir evrakın bulunmamasının davacı aleyhine yorumlanmaması ve yapılacak yorumun davacıyı yargılamanın iadesi yoluna başvurmasını imkansız hale getirmemesi, kanuni süresinin içinde yapıldığının kabulü gerektiği, 6100 sayılı Kanun’un 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, AİHM’in kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya karar aleyhine AİHM’ce yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesinin de yargılamanın iadesi sebebi olduğunun düzenlendiği, madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere başvuru hakkında da dostane çözümle düşme kararı verilmesi de yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak belirlendiği, Mahkemece davanın esasına yönelik ihlal kararı verilmediğinden bahisle yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesinin doğru görülmediği, bu durumda Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 29.05.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 K. sayılı kararına ilişkin olarak davacı tarafça adli yardım talepli başvurunun kabul edilerek dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmesi gerektiği, zira davacı lehine Mahkemece 24.07.2008 tarihli adli yardım talebinin kabul edildiği, davacının bu karara ilişkin temyiz talebi reddedildiği, adli yardım kararının temyiz başvuru harçlarını da kapsadığının kabulü AİHM’nin kararı ile artık kaçınılmaz hale geldiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine, davanın 6100 sayılı Kanun’un 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) ve 379 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi gereğince kabulüne, buna göre Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 29.05.2008 tarih, 2007/367 E.,2008/191 K. sayılı kararına ilişkin olarak yargılamanın yenilenmesi davası davacısı tarafından yapılan temyiz başvurusunun kabulüne, talep halinde dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay'a gönderilmesine karar verilmiştir.
VII.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde yargılamanın yenilenmesi davasının davalısı şirket vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Yargılamanın yenilenmesi davasının davalısı şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle; AİHM kararında dostane çözüm yoluyla hüküm tesis edildiğini, davanın esasına ilişkin ihlal niteliği taşımadığını, sınırlı sayılan yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin somut olayda bulunmadığını, 22.06.2009 tarihinde kesinleşen ilamın üzerinden 10 yıl geçtikten sonra 10.10.2019 tarihinde yargılamanın yenilenmesinin istendiğini, talebin kanuni süre içinde yapılmadığını, 3 aylık sürenin geçmediği kabul edilse bile “her halde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren 10 yıl” şartının yerine getirilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Bozma Kararı
Dairemizin 03.03.2022 tarih, 2021/3249 E., 2022/1462 K. sayılı kararı ile, Bölge Adliye Mahkemesince de kabul edildiği üzere 6100 sayılı Kanun’un 374 üncü maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi uyarınca karar aleyhine AİHM’e yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi hali de yargılamanın iadesi sebepleri arasında sayıldığı, bu halde yargılamanın iadesini talep etme süresi, aynı Kanun’un 377 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, 375 inci maddenin birinci fıkrasının (i) bendinde yazılı sebepten dolayı, AİHM’inn kesinleşmiş kararının tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıl olarak düzenlendiği, bu haller için belirtilen bu 3 aylık sürenin, hükmün kesinleşmesinden itibaren en geç 10 yıl içinde kullanılması gerektiği, yani, hükmün kesinlemesinden itibaren 10 yıl geçmiş ise yargılamanın iadesi yoluna gidilemeyeceği, buna göre hem Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29.05.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 K. sayılı asıl kararı ve hem de 24.09.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 Müteferrik sayılı kararın 22.06.2009 tarihinde kesinleştiği, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, AİHM kararının 22.02.2019 tarihinde verildiği, 20.06.2019 tarihinde İngilizce yazılarak bildirildiğinin karardan anlaşıldığı, işbu davanın 10.10.2019 tarihinde açıldığı, kararın kesinleştiğine dair dosyada bilgi bulunmadığı, Anayasa Mahkemesi’nin 2014/2831 B.NO, 12.01.2017 tarihli kararında belirtildiği üzere gerekçeli kararın tebliğ edildiğine dair evrakın bulunmamasının davacı aleyhine yorumlanamayacağı, yapılacak yorumun davacının yargılamanın iadesi yoluna başvurmasını imkansız hale getirmemesi gerektiğinden davanın kanuni süresinin içinde açıldığı kabul edilmiş ise de yukarıda yazıldığı üzere Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29.05.2008 tarihli asıl kararı ve 24.09.2008 tarihli müteferrik kararın kesinleştiği 22.06.2009 tarihinden işbu yargılamanın iadesi davasının açıldığı 10.10.2019 tarihine kadar 6100 sayılı Kanun’un 377 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde düzenlenen 10 yıllık sürenin geçtiğinin anlaşıldığı, bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince yargılamanın iadesi davasının süresinde açıldığı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesinin isabetli olmadığı, kabule göre de davacının 10.10.2019 tarihli dava dilekçesinde yargılamanın iadesi talebinde bulunurken Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29.05.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 K. sayılı asıl kararın tarihi yazılmış ise de AİHM’in 56601/09 numaralı 20.06.2009 tarihli kararı ile başvurunun dostane çözüm yoluyla sonlandırıldığı hususun Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24.09.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 Müteferrik sayılı kararı olduğu, İstinaf Mahkemesince Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29.05.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 K. sayılı kararına ilişkin olarak yargılamının yenilenmesi davasının davacısı tarafından yapılan temyiz başvurusunun kabulüne karar verilmesi doğru görülmediği gibi, talep halinde dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay’a gönderilmesine şeklinde hüküm kurulması da doğru görülmemiş ve kararın bozulmasına karar verilmiştir.
IX. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin 22.11.2022 tarih, 2022/864 E., 2022/1593 K. sayılı kararı ile, her ne kadar bozma ilamında belirtildiği gibi 6100 sayılı Kanun’un 377 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yazılı sebepten dolayı en geç hükmün kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içinde kullanılması gerektiğinden bozma ilamına uyulmasına karar verilmişse Anayasa Mahkemesinin 21.06.2022 tarih, 2022/7 E., 2022/79 K. sayılı kararında hükmün “her halde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır” bölümünün iptal edildiği, eldeki davanın derdestliği sebebiyle Anayasa Mahkemesi kararının olayda uygulanacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin 12.12.2019 tarih, 2019/595 E., 2019/1058 K. sayılı kararının kaldırılmasına, davanın 6100 sayılı Kanun’un 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) ve 379 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi gereğince kabulüne, buna göre İlk Derece Mahkemesinin 24.09.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 Müteferrik sayılı kararının kaldırılarak Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29.05.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 K. sayılı kararına ilişkin olarak yargılamanın yenilenmesi davası davacısı tarafından yapılan temyiz başvurusu yönünden gereği yapılmak üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; 15.02.2023 tarihli dosya gönderme kontrol formu düzenlenerek dava dosyası Dairemize gönderilmiştir.
X.GEREKÇE
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Davalar, menfi tespit ve yargılamanın yenilenmesi istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi.
2.6100 sayılı Kanun'un 374 vd. maddeleri.
3. Değerlendirme
Menfi tespit davasının kesinleşmesinden sonra menfi tespit davasının davalısı işbu davayı açarak yargılamanın iadesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin 09.12.2020 tarih, 2020/1125 E., 2020/1515 K. sayılı kararı Dairemizin 03.03.2022 tarih, 2021/3249 E., 2022/1462 K. sayılı kararı ile bozulmuş, dava dosyası Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyulmuşsa da Dairemizin bozma kararında sözü edilen 6100 sayılı Kanun’un 377 nci maddesinin birinci fıkrasının bentlerini bağlayan hükmünün "....her hâlde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır." bölümünün Anayasa Mahkemesince iptali üzerine on yıllık sürenin artık uygulanmayacağı, davanın derdestliği sebebiyle Anayasa Mahkemesi kararının somut olayda uygulanma yeri bulunduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp yeniden esas hakkında hüküm kurulması suretiyle davanın kabulüne karar verildikten sonra ...'in temyiz başvurusu yönünden gereği yapılmak üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiş, İlk Derece Mahkemesi de dava dosyasını Dairemize göndermiştir. Dairemizin bozma ilamının 2 numaralı bendinde sözü edilen 6100 sayılı Kanun'un ilgili bölümü Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden bozma ilamının bu yönüyle hukuki bir sonucu kalmamıştır. Eldeki yargılanmanın iadesi davası ilk menfi tespit davasından bağımsız yeni bir dava olup yürürlükteki yargılama usullerine tabidir. Bölge Adliye Mahkemesinin 09.12.2020 tarih, 2020/1125 E., 2020/1515 K. sayılı kararı Dairemizin 03.03.2022 tarih, 2021/3249 E., 2022/1462 K. sayılı kararı ile bozularak dava dosyası Bölge Adliye Mahkemesine gönderildiğinden artık Bölge Adliye Mahkemesince yargılamanın iadesi davasında tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi, esastan incelenmesi ve davacının talepleri hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken 29.05.2008 tarihli karara yönelik menfi tespit davası davalısının temyiz başvurusu hakkında gereği yapılmak üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine geri çevrilmesi yerinde olmamış, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi'nin 22.11.2022 tarih, 2022/864 E., 2022/1593 K. sayılı kararının bozulmasını gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/3249 E. 2022/1462 K.
Ortak:yenileme talebi · yargılamanın iadesi · gerekçeli kararın tebliği · adli yardım talebi · hükmün kesinleşmesi · yargılamanın yenilenmesi · muhtıra · adli yardım · hak düşürücü süre
İncelediğiniz karardaHolding A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; başvuru ve «peşin harç» yönünden «adli yardım talebinin» kabulünün Yasaya aykırılık taşıdığını, AİHM kararında, Mahkemenin esastan verdiği karara yönelik bir hüküm bulunmadığını, talebin sadece temyiz hakkının kullandırılması yönüyle değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini, temyiz başvurusunun yapıldığı tarihte başvurunun dostane çözüm yoluyla sonlandırılması hususunun «yargılamanın yenilenmesi» «sebebi» olarak düzenlenmediğini, müvekkili lehine verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak yargılamanın «yenilenmesi talebinin» reddini istemiştir.
… zce yazılarak bildirildiğinin karardan anlaşıldığı, davanın ise 10.10.2019 tarihinde açıldığı, kararın kesinleştiğine dair ise dosyada bilgi bulunmadığı, bu durumda «gerekçeli kararın tebliğ» edildiğine dair bir evrakın bulunmamasının davacı aleyhine yorumlanmaması ve yapılacak yorumun davacıyı «yargılamanın iadesi» yoluna başvurmasını imkansız hale getirmemesi, kanuni süresinin içinde yapıldığının kabulü gerektiği, 6100 sayılı Kanun’un 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki «protokollerin» ihlali suretiyle verildiğinin, AİHM’in kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya karar aleyhine AİHM’ce yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesinin de yargılamanın iadesi «sebebi» olduğunun düzenlendiği, madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere başvuru hakkında da dostane çözümle düşme kararı verilmesi de «yargılamanın yenilenmesi» sebebi olarak belirlendiği, Mahkemece davanın esasına yönelik ihlal kararı verilmediğinden bahisle yargılamanın «yenilenmesi talebinin» reddedilmesinin doğru görülmediği, bu durumda Ankara 1.
V.YARGILAMANIN YENİLENMESİ SÜRECİ A.DAVA Esas davada davalı, «yargılamanın yenilenmesi» davasında davacı dava dilekçesinde; davanın kabulüne dair kararın temyiz hakkının elinden alınarak kesinleştiğini, bu kararın aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurduğunu, uyuşmazlığın dostane çözüm yoluyla sonuçlandığını, bu kararda haklılığının ortaya çıktığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (6100 sayılı Kanun) AİHM tarafından dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucu düşme kararı verilmesi halinin «yargılamanın iadesi» nedenleri arasına alındığını, AİHM kararının kesinleştiğini ileri sürerek «adli yardım» talebiyle birlikte yargılamanın iadesi talebinin kabulünü, müteakiben 29.05.2008 tarih ve 2007/367 E., 2008/191 K. sayılı kararın ortadan kaldırılmasını, önceki di …
Benzer bu kararda… avanın 10.10.2019 tarihinde açıldığı, kararın kesinleştiğine dair dosyada bilgi bulunmadığı, AYM’nin 2014/2831 B.NO, 12/01/2017 tarihli kararında belirtildiği üzere «gerekçeli kararın tebliğ» edildiğine dair evrakın bulunmamasının davacı aleyhine yorumlanamayacağı, yapılacak yorumun davacının «yargılamanın iadesi» yoluna başvurmasını imkansız hale getirmemesi gerektiğinden davanın kanuni süresinin içinde açıldığını kabulü gerektiği, HMK’nın 375/1-i bendi uyarınca başvuru hakkında dostane çözümle düşme kararı verilmesinin de «yargılamanın yenilenmesi» «sebebi» olarak belirlendiği, mahkemece davanın esasına yönelik ihlal kararı verilmediğinden bahisle yargılamanın «yenilenmesi talebinin» reddedilmesinin doğru görülmediği, Ankara 1.
… isle dostane çözüm yolu ile hüküm tesis edildiğini, kararın davanın esasına dair ihlal kararı niteliği taşımadığını, HMK’nın 375/1-i maddesi kapsamında somut olayda «yargılamanın yenilenmesini» gerektiren sebep bulunmadığından talebin reddi gerektiği, yargılamanın yenilenmesi «sebebinin» var olduğu kabul edilse dahi HMK’nın 377/1-e maddesi uyarınca HMK’nın 375/1-i bendinde yazılı sebepten dolayı AİHM’nin kesinleşmiş kararının tebliğ tarihinden itibaren 3 ay ve herhalde iade talebine konu olan «hükmün kesinleşmesinden» itibaren 10 yıl içerisinde yargılamanın iadesinin istenmesi gerektiği, yargılamanın yenilenmesi istenilen 2007/367 esas, 2008/191 karar sayılı ilamın 22.06.2009 tarihinde kesinleştiği, davacının 10 yıl geçtikten sonra «yargılamanın iadesi» talebinde bulunduğu gerekçesiyle davanın HMK’nın 379/1-a ve 379/1-c maddeleri gereğince reddine karar verilmiştir.
Bunun üzerine ...'in mahkemece, temyiz giderleri bakımından «adli yardım talebinin» reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle AİHS’nin 6. maddesine dayanarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 56601/09 nolu 20.06.2009 tarihli kararı ile başvurunun dostane çözüm yoluyla sonlandırdığı anlaşılmıştır. ... vekili 10.10.2019 tarihinde HMK’nın 375/1-i bendine dayanarak işbu «yargılamanın iadesi» davasını açmıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:münhasırlık
Benzer bu kararda2008/191 K. sayılı dosyasında davacılar Soyut Holding A.Ş. ve Hasan Çolak tarafından, davalı ...’e karşı açılan «kambiyo senedi» nedeniyle «menfi tespit» davasında mahkemece, davanın kabulü ile 11.01.2002 tanzim tarihli, 15.000.000,00 USD bedelli «bono» sebebiyle davacı şirketin davalıya (...) borçlu olmadığının tespitine karar verildiği, davalı ... tarafından «ibraz» edilen 10.07.2008 tarihli adli müzaheret talebini de içeren temyiz dilekçesi ile davalının kararın tebliğe çıkartılması için yatırması gereken ilam harcını yatırmakta güçlük çektiğini belirterek adli müzaheret talebinden faydalandırılmasına ve ilam harcı aranmaksızın kararın taraflara tebliğine ve dosyanın temyiz harcı aranmaksızın dosyanın Yargıtay’a gönderilmesine karar verilmesini talep ettiği, mahkemenin 24.07.2008 tarihli kararı ile davalının bakiye ilam harcını ödemeden ilamın tebliğe çıkartılmasına hükmedildiği, sonrasında 11.09.2008 tarihli karar ile 24.07.2008 tarihli adli müzaheret kararının yalnızca bakiye ilam harcına «münhasır» olduğu, temyiz harcını kapsamadığı gerekçesi ile davalı ...'e temyiz harcını yatırması için «muhtıra» tebliğine karar verildiği, muhtıranın davalı vekiline 15.09.2008 tarihinde tebliğ edildiği, davalının temyiz harcını yatırmaması üzerine mahkemenin 24.09.2008 tari …
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Men'i
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/4103 E. 2015/11074 K.
Ortak:ara karar · kesin hüküm
İncelediğiniz karardaDavalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «adli yardım» talep ettiklerini, ağır ceza mahkemesinin müvekkilinin suçsuzluğuna dair kararının kesinleştiğini, Mahkemenin 19.10.2006 tarihli davanın reddine ilişkin kararının davacılar tarafından temyiz edilmediğini, «usuli kazanılmış hak» oluşturduğunu, Mahkemenin «ispat külfetini» müvekkiline yüklemesinden sonra önceki «ara» kararından sarfı nazar ettiğini, gerekçeli kararda ise bundan da döndüğünü, kazanılmış hakların yok sayıldığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Hukuk Dairesinin 09.04.2009 tarih, 2008/10399 E., 2009/2922 K. sayılı ilamı ile, «adli yardım talebinin» kabul veya reddine dair verilen kararlar «kesin» olduğundan davacı vekilinin temyiz isteminin reddine, davalının temyiz isteminin reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından 24.09.2008 tarihli temyiz isteminin reddine ilişkin müteferrik kararın onanmasına karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… eşkili sağlanamamasının, davacının bildirdiği adresin doğru olmamasından ve daha sonra kendisi tarafından bildirilen ABD'deki adresine uluslararası istinabe yoluyla «tebligat» yapılmasına dair «ara» kararını yerine getirmemesinden kaynaklandığı ve dosyanın bu nedenle sürüncemede kaldığı, hukuk yargılamasında mahkemenin resen hareket edemeyeceği gerekçesiyle, davacının davayı takip etmediği gözetilerek, «davanın açılmamış sayılmasına» karar verilmiştir.
Her ne kadar mahkemece, 07.06.2013 tarihli müteferrik karar uyarınca davacı «vekiline tebligat» yapılmış ve karar gereğini yerine getirmediği gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de, tebliğ edilen müteferrik kararda davacı vekili tarafından yatırılması gereken istinabe giderleri açıkca belirtilmediği gibi, verilen «kesin mehile» uyulmamasının sonuçları da yazılı olmayıp, usulüne uygun olmayan kesin mehil içeren bu müteferrik kararın davacı «vekiline tebliği» sonuç doğurmayacağından, müteferrik karar ve yapılan tebligat nazara alınarak davanın HMK 94/3, 119/2 maddeleri uyarınca «açılmamış sayılmasına» karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı lehine bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:vekile tebligat · kesin mehil · ek mehil · vekile tebliğ · davanın açılmamış sayılması · açılmamış sayılma · marka hakkına tecavüz · tebligat
Benzer bu karardaHer ne kadar mahkemece, 07.06.2013 tarihli müteferrik karar uyarınca davacı «vekiline tebligat» yapılmış ve karar gereğini yerine getirmediği gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de, tebliğ edilen müteferrik kararda davacı vekili tarafından yatırılması gereken istinabe giderleri açıkca belirtilmediği gibi, verilen «kesin mehile» uyulmamasının sonuçları da yazılı olmayıp, usulüne uygun olmayan kesin mehil içeren bu müteferrik kararın davacı «vekiline tebliği» sonuç doğurmayacağından, müteferrik karar ve yapılan tebligat nazara alınarak davanın HMK 94/3, 119/2 maddeleri uyarınca «açılmamış sayılmasına» karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı lehine bozulması gerekmiştir.
… eşkili sağlanamamasının, davacının bildirdiği adresin doğru olmamasından ve daha sonra kendisi tarafından bildirilen ABD'deki adresine uluslararası istinabe yoluyla «tebligat» yapılmasına dair «ara» kararını yerine getirmemesinden kaynaklandığı ve dosyanın bu nedenle sürüncemede kaldığı, hukuk yargılamasında mahkemenin resen hareket edemeyeceği gerekçesiyle, davacının davayı takip etmediği gözetilerek, «davanın açılmamış sayılmasına» karar verilmiştir.
Dava, «marka hakkına tecavüzün» tesbiti ile ref'i, men'i istemine ilişkin olup, mahkemece «davanın açılmamış sayılmasına» karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/1360 E. , 2023/6787 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
SAYISI 2022/864 Esas, 2022/1593 Karar
DAVACI YARGILAMININ YENİLENMESİ DAVASININ DAVALISI: ... Holding A.Ş. vekili Avukat ...
DAVALI- YARGILAMININ YENİLENMESİ DAVASININ DAVACISI: ... vekili Avukat ...
HÜKÜM
İstinaf Başvurusunun Kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2019/595 E., 2019/1058 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiş, Mahkemece temyiz edilmemiş, sayılmasına dair müteferrik karar verilmiş, bu karar da taraf vekillerince temyiz edilmiş, Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince davacı vekilinin temyiz isteminin reddine, davalı vekilinin de müteferrik karara yönelik temyiz isteminin reddi ile müteferrik kararın onanmasına karar verilmiştir. Taraf vekillerinin karar düzeltme istemleri Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince reddedilmiştir,
Asıl davada davalı bu kez davacı sıfatıyla yargılamanın iadesi isteminde bulunmuştur. İlk Derece Mahkemesince istem reddedilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi, yargılamanın iadesi hakkında kararı kaldırmış, Dairemizce Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince, yine İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp, gereği için İlk Derece Mahkemesine dosya geri çevrilmiş, İlk Derece Mahkemesince dosya Dairemize gönderilmekle, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...’ın diğer müvekkili şirketin ortağı, davalının da davacı ...’ın kardeşi olduğunu, davalının silahını çekerek müvekkili ...’dan boş senet imzalamasını istediğini, davacının da ölüm korkusu altında personelden getirttiği şirketin kaşesi bulunan senedi imzalayarak davalıya vermek zorunda kaldığını, derhal savcılığa şikayet ettiğini ileri sürerek tarihsiz, meblağı belli olmayan, keşidecisi müvekkiller, keşideci yerinde şirket kaşesi bulunan, keşide yeri ve tarihi açık senedin iptalini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili dilekçelerinde; senedin 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 688 inci maddesinde öngörülen yasal unsurları taşımadığını, davanın ... iddialara dayandığını, dava dilekçesinde hayali bir senetten bahsedildiğini, müvekkilinin davacı şirket ve grup şirketlerinde payının bulunduğunu, 20 yılı aşkın çalışması ve çabası ile payının karşılığı olarak davacı ... ile konuştuğunu, davacının da 11.01.2002 tanzim tarihli, 15.000.000,00 USD bedelli senedi vadesi boş olarak verdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemece 19.10.2006 tarih, 2006/167 E., 2006/465 K. sayılı kararı ile, ibraz edilen belgenin delil olarak kabul edilebilmesi için aslının mahkemeye verilmesi gerektiği, senet aslının ibraz edilmediği gibi davalı da aslı ibraz edilen senetten başka bir senedin olmadığını belirtmiş olup, aslı ibraz edilen senedin de bu dava ile ilgili olmadığının taraf vekillerinin duruşmadaki imzalı beyanları ile sabit olduğundan aslı olmayan fotokopinin delil olarak kabulünün imkansız olduğu, bu nedenle aslı olmayan fotokopilerin ve senetlerin mahkemece davanın çözümüne esas alınmasının söz konusu olmadığı, fotokopinin yazılı delil başlangıcı olarak da kabulünün mümkün bulunmadığı, davacının bu fotokopiye dayanarak müvekkili elinden zorla alınan altı imzalı ve kaşeli üstü boş senedin iptalini istemesinde hukuki bir yararı bulunmadığı gibi dava ön şartları da oluşmadığı gerekçesi ile davacının dava açmakta hukuki yararı olmadığından davasının reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 23.02.2007 tarih, 2006/11369 E., 2007/1676 K. sayılı ilamı ile, davalı vekilinin 28.03.2006 havale tarihli dilekçesi ekinde mahkemeye ibraz edilen ve aynı gün mahkeme kasasına alınıp, daha sonra 19.06.2006 tarihli tutanakla davalıya iade edilen 11.01.2002 tanzim tarihli ve 15.000.000,00 USD miktarlı senedin bu davanın konusu olduğu davacı vekilinin 15.08.2002 tarihli duruşma tutanağına geçirilen beyanları, Ankara 8. İş Mahkemesinin 2004/1315 E. sayılı dosyasına sunulan cevaba cevap dilekçesindeki beyanı, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/ 356 E. sayılı dosyası içeriği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 19.10.2005 tarih ve 2005/19- 510 E., 2005/586 K.
sayılı kararının gerekçesi ve diğer delillerden anlaşıldığı, bu durumda Mahkemece dava konusu edilen bu senet yönünden işin esasına girilerek iddia ve savunma çerçevesinde toplanacak deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle uyuşmazlığın çözümü gerekirken yukarıdaki bulgular gözetilmeksizin taraf vekillerinin 06.07.2006 tarihli duruşmadaki beyanlarına yanlış anlam verilerek yanılgılı gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile uyulmasına karar verilen son bozma ilamıyla dava konusu senedin 11.01.2002 tarihli, 15.000.000,00 USD miktarlı senet olduğunun netleştiği, senedin vade tarihi konulmadan nakten düzenlendiği, hukuk hakiminin ceza mahkemesince verilen beraat kararı ile bağlı olmadığını, davacının senet tanzimini gerektirecek hukuki bir ilişki bulunmadığını ileri sürdüğü, nakten düzenlenen senedin verilen borç karşılığında tanzim edildiğinin karinesini oluşturduğu, davalının para alış verişi olduğunu iddia etmediği, şirketteki hisse ve kıdem tazminatı alacağına karşılık bononun verildiğini ileri sürmek suretiyle nakten şeklinde yazılan ihdas nedenini değiştirdiği, bu suretle kambiyo senedinin sebepten mücerretliğinin ortadan kalktığını, senet metnini talil eden davalının temel ilişkiyi, dolayısıyla şirket ortaklığını, hisselerini devrettiğini, devrettiği payın değerini bono dışındaki başka delillerle ispatlaması gerektiği, davacıların senedin zorla imzalatıldığı yönündeki iddiaları sabit değilse de bu beyanlarıyla senetle kendilerini hiç bağlı saymadıklarına göre iki taraflı talilden bahsedilemeyeceği, davalının hisse ve kıdem tazminatından kaynaklanan alacağı hususunda delil göstermediği gibi yemin deliline de dayanmadığı, davalının ibraname ile ...
Holding A.Ş. ve diğer bağlı şirketlerdeki maaş, kıdem tazminatı, prim, ikramiye, kâr payı, devredilen paylar ile devredilecek tüm payların karşılığında 45.000,00 USD’yi peşin ve nakten aldığını, bu şirketler ile şirket ortaklarından hiçbir hak ve alacağının kalmadığını gayri kabili rücu olarak ibra ettiğini beyan edip bu ibranameyi imzası ile tasdik ettiğini, imza inkarına gidilmediğini, bu tarihten sonra davacı şirketle ortaklık ilişkisine girdiği hususunda bilgi ve belge sunmadığı, senette davacı ...’ın şahsi sorumluluğuna ilişkin isim ve imzasının bulunmadığı gerekçesiyle davacı ...’ın davacılık sıfatı olmadığından davasının reddine, davalı şirketçe açılan davanın kabulüne, 11.01.2002 tanzim tarihli, 15.000.000,00 USD meblağlı dava konusu senet (bono) sebebiyle davacı şirketin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; adli müzaheret şartlarının oluşmadığını, fakirlik belgesinin hükümsüz olduğunu, haklı olma şartının gerçekleşmediğini, hükümden sonra adli müzaheret isteğinin gözetilemeyeceğini ileri sürerek 24.07.2008 tarihli adli müzaherete ilişkin kararın bozulmasını, reddi hakim talepleri hakkında henüz bir karar verilmediğinden bu hususta ek beyan hakkının saklı tutulmasını istemiştir.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; adli yardım talep ettiklerini, ağır ceza mahkemesinin müvekkilinin suçsuzluğuna dair kararının kesinleştiğini, Mahkemenin 19.10.2006 tarihli davanın reddine ilişkin kararının davacılar tarafından temyiz edilmediğini, usuli kazanılmış hak oluşturduğunu, Mahkemenin ispat külfetini müvekkiline yüklemesinden sonra önceki ara kararından sarfı nazar ettiğini, gerekçeli kararda ise bundan da döndüğünü, kazanılmış hakların yok sayıldığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Mahkemece Verilen Müteferrik Karar
Mahkemenin, 24.09.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 Müteferrik sayılı kararı ile, 24.07.2008 tarihli kararla taleple de bağlı kalınarak davalının bakiye ilam harcı ödemeden ilamı tebliğe verilmesinin kararlaştırıldığı, bu doğrultuda temyiz harcını kapsamadığı belirtilerek temyiz yoluna başvurma harcı ile nispi temyiz harcının yatırılması için davalıya muhtıra çıkarıldığı, davalının maktu harç ve temyiz yoluna başvurma harcı yatırdığı, muhtırada belirtilen sürenin geçtiği gerekçesiyle davalının Mahkeme kararını temyiz etmemiş sayılmasına karar verilmiştir.
D.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen müteferrik kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
E.Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; adli müzaheret kararının yerinde olmadığını ileri sürerek kaldırılmasını, reddi hakim taleplerinin reddi kararının bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemenin adli müzaheret talebini yanlış yorumladığı, müteferrik kararın hukukun genel ilkelerine, adli müzaheretin kabul gerekçelerine aykırılık taşıdığını, talebin sonuç kısmında adli müzaheret talebinin kabulünü de istediklerini, bu talebin külliyen adli müzaheret kararı verilmesini de içerdiğini, temyiz harcının miktarının büyük külfet yükleyeceğini ileri sürerek 24.09.2008 tarihli mütferrik kararla esas kararın bozulmasını istemiştir.
F.Yargıtay Kararı
Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 09.04.2009 tarih, 2008/10399 E., 2009/2922 K. sayılı ilamı ile, adli yardım talebinin kabul veya reddine dair verilen kararlar kesin olduğundan davacı vekilinin temyiz isteminin reddine, davalının temyiz isteminin reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından 24.09.2008 tarihli temyiz isteminin reddine ilişkin müteferrik kararın onanmasına karar verilmiştir. Davacı vekili ile davalı vekilinin karar düzeltme istemleri Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 22.06.2009 tarih, 2009/5824 E., 2009/6008 K. sayılı kararı ile reddedilmiştir.
V.YARGILAMANIN YENİLENMESİ SÜRECİ
A.DAVA
Esas davada davalı, yargılamanın yenilenmesi davasında davacı dava dilekçesinde; davanın kabulüne dair kararın temyiz hakkının elinden alınarak kesinleştiğini, bu kararın aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurduğunu, uyuşmazlığın dostane çözüm yoluyla sonuçlandığını, bu kararda haklılığının ortaya çıktığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (6100 sayılı Kanun) AİHM tarafından dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucu düşme kararı verilmesi halinin yargılamanın iadesi nedenleri arasına alındığını, AİHM kararının kesinleştiğini ileri sürerek adli yardım talebiyle birlikte yargılamanın iadesi talebinin kabulünü, müteakiben 29.05.2008 tarih ve 2007/367 E., 2008/191 K.
sayılı kararın ortadan kaldırılmasını, önceki dilekçe ve savunmaları doğrultusunda davanın reddini istemiştir.
B.CEVAP
Esas davanın davacılarından yargılamanın iadesi davasının davalısı ... Holding A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; başvuru ve peşin harç yönünden adli yardım talebinin kabulünün Yasaya aykırılık taşıdığını, AİHM kararında, Mahkemenin esastan verdiği karara yönelik bir hüküm bulunmadığını, talebin sadece temyiz hakkının kullandırılması yönüyle değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini, temyiz başvurusunun yapıldığı tarihte başvurunun dostane çözüm yoluyla sonlandırılması hususunun yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak düzenlenmediğini, müvekkili lehine verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak yargılamanın yenilenmesi talebinin reddini istemiştir.
C.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 12.12.2019 tarih, 2019/595 E., 2019/1058 K. sayılı kararı ile, 12.12.2019 tarihli celsede yapılan ön inceleme ile, öncelikle, AİHM’in 56601/09 numaralı kararı ile, davacının temyiz harcını yatıramaması sebebiyle temyiz hakkının elinden alındığından bahisle dostane çözüm yolu ile hüküm tesis edildiği, AİHM kararının davanın esasına ilişkin ihlal kararı niteliği taşımadığı, bu suretle 6100 sayılı Kanun’un 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi kapsamında somut olayda yargılamanı yenilenmesini gerektiren sebep bulunmadığı gerekçesi ile 6100 sayılı Kanun’un 379 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi gereğince yargılamanın iadesi talebinin reddine, yine, 6100 sayılı Kanun’un 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde yazılı sebepten dolayı AİHM’in kesinleşmiş kararının tebliğ tarihinden itibaren 3 ay ve herhalde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içerisinde yargılamanın iadesinin istenmesi gerektiği, somut olayda yargılamanın yenilenmesi istenilen 2007/367 E., 2008/191 K., sayılı ilamının 22.06.2009 tarihinde kesinleştiği, bu suretle 6100 sayılı Kanun’un 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi kapsamında yargılamanın yenilenmesi sebebinin var olduğu kabul edilse dahi bu kez de davacının 10 yıl geçtikten sonra 10.10.2019 tarihinde yargılamanın iadesi isteminde bulunduğu, bu suretle talebin kanuni süre içerisinde yapılmadığı gerekçesi ile yargılamanın iadesi talebinin 6100 sayılı Kanun’un 379 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın 6100 sayılı Kanun’un 379 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) ve 379 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi gereğince reddine karar verilmiştir.
VI. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin 12.12.2019 tarih, 2019/595 E., 2019/1058 K. sayılı kararına karşı süresi içinde yargılamanın yenilenmesi davasının davacısı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Yargılamanın yenilenmesi davasında davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin kabulünün aksine davada 6100 sayılı Kanun’un 379 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında yargılamanın iadesini gerektiren sebep bulunduğunu, anılan Kanun’un 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde tek taraflı deklarasyonun ve kesinleşmiş AİHM kararlarının yargılamanın iadesi sebepleri arasında belirtildiğini, Mahkemece, talebin öncelikle esas, ardından usule dayanan gerekçelerle reddinin hukuka aykırılık taşıdığını, müvekkilinin talebinin 2007/367 E., 2008/191 K. sayılı temyizden vazgeçmiş sayılmaya ilişkin müteferrik karara ilişkin olduğunu, talebin esasa ilişkin olduğuna dair gerekçelendirmenin hukuka aykırılık taşıdığını, Mahkemece, hakimin aydınlatma ödevinin yerine getirilmeden karar verildiğini, dilekçeler teatisinin tamamlanmadığını, AİHM’de hüküm çıkmasının altı ila on sene sürdüğünü, Mahkeme yorumunun kabulü halinde yargılamanın iadesine ilişkin bir çok kararın uygulanmasının imkansız hale geleceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C.Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 19.12.2020 tarih, 2020/1125 E., 2020/1515 K. sayılı kararı ile, AİHM kararının 22.02.2019 tarihinde verildiği, 20.06.2019 tarihinde İngilizce yazılarak bildirildiğinin karardan anlaşıldığı, davanın ise 10.10.2019 tarihinde açıldığı, kararın kesinleştiğine dair ise dosyada bilgi bulunmadığı, bu durumda gerekçeli kararın tebliğ edildiğine dair bir evrakın bulunmamasının davacı aleyhine yorumlanmaması ve yapılacak yorumun davacıyı yargılamanın iadesi yoluna başvurmasını imkansız hale getirmemesi, kanuni süresinin içinde yapıldığının kabulü gerektiği, 6100 sayılı Kanun’un 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, AİHM’in kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya karar aleyhine AİHM’ce yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesinin de yargılamanın iadesi sebebi olduğunun düzenlendiği, madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere başvuru hakkında da dostane çözümle düşme kararı verilmesi de yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak belirlendiği, Mahkemece davanın esasına yönelik ihlal kararı verilmediğinden bahisle yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesinin doğru görülmediği, bu durumda Ankara 1.
Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 29.05.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 K. sayılı kararına ilişkin olarak davacı tarafça adli yardım talepli başvurunun kabul edilerek dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmesi gerektiği, zira davacı lehine Mahkemece 24.07.2008 tarihli adli yardım talebinin kabul edildiği, davacının bu karara ilişkin temyiz talebi reddedildiği, adli yardım kararının temyiz başvuru harçlarını da kapsadığının kabulü AİHM’nin kararı ile artık kaçınılmaz hale geldiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine, davanın 6100 sayılı Kanun’un 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) ve 379 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi gereğince kabulüne, buna göre Ankara 1.
Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 29.05.2008 tarih, 2007/367 E.,2008/191 K. sayılı kararına ilişkin olarak yargılamanın yenilenmesi davası davacısı tarafından yapılan temyiz başvurusunun kabulüne, talep halinde dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay'a gönderilmesine karar verilmiştir.
VII.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde yargılamanın yenilenmesi davasının davalısı şirket vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Yargılamanın yenilenmesi davasının davalısı şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle; AİHM kararında dostane çözüm yoluyla hüküm tesis edildiğini, davanın esasına ilişkin ihlal niteliği taşımadığını, sınırlı sayılan yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin somut olayda bulunmadığını, 22.06.2009 tarihinde kesinleşen ilamın üzerinden 10 yıl geçtikten sonra 10.10.2019 tarihinde yargılamanın yenilenmesinin istendiğini, talebin kanuni süre içinde yapılmadığını, 3 aylık sürenin geçmediği kabul edilse bile “her halde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren 10 yıl” şartının yerine getirilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Bozma Kararı
Dairemizin 03.03.2022 tarih, 2021/3249 E., 2022/1462 K. sayılı kararı ile, Bölge Adliye Mahkemesince de kabul edildiği üzere 6100 sayılı Kanun’un 374 üncü maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi uyarınca karar aleyhine AİHM’e yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi hali de yargılamanın iadesi sebepleri arasında sayıldığı, bu halde yargılamanın iadesini talep etme süresi, aynı Kanun’un 377 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, 375 inci maddenin birinci fıkrasının (i) bendinde yazılı sebepten dolayı, AİHM’inn kesinleşmiş kararının tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıl olarak düzenlendiği, bu haller için belirtilen bu 3 aylık sürenin, hükmün kesinleşmesinden itibaren en geç 10 yıl içinde kullanılması gerektiği, yani, hükmün kesinlemesinden itibaren 10 yıl geçmiş ise yargılamanın iadesi yoluna gidilemeyeceği, buna göre hem Ankara 1.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29.05.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 K. sayılı asıl kararı ve hem de 24.09.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 Müteferrik sayılı kararın 22.06.2009 tarihinde kesinleştiği, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, AİHM kararının 22.02.2019 tarihinde verildiği, 20.06.2019 tarihinde İngilizce yazılarak bildirildiğinin karardan anlaşıldığı, işbu davanın 10.10.2019 tarihinde açıldığı, kararın kesinleştiğine dair dosyada bilgi bulunmadığı, Anayasa Mahkemesi’nin 2014/2831 B.NO, 12.01.2017 tarihli kararında belirtildiği üzere gerekçeli kararın tebliğ edildiğine dair evrakın bulunmamasının davacı aleyhine yorumlanamayacağı, yapılacak yorumun davacının yargılamanın iadesi yoluna başvurmasını imkansız hale getirmemesi gerektiğinden davanın kanuni süresinin içinde açıldığı kabul edilmiş ise de yukarıda yazıldığı üzere Ankara 1.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29.05.2008 tarihli asıl kararı ve 24.09.2008 tarihli müteferrik kararın kesinleştiği 22.06.2009 tarihinden işbu yargılamanın iadesi davasının açıldığı 10.10.2019 tarihine kadar 6100 sayılı Kanun’un 377 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde düzenlenen 10 yıllık sürenin geçtiğinin anlaşıldığı, bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince yargılamanın iadesi davasının süresinde açıldığı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesinin isabetli olmadığı, kabule göre de davacının 10.10.2019 tarihli dava dilekçesinde yargılamanın iadesi talebinde bulunurken Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29.05.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 K. sayılı asıl kararın tarihi yazılmış ise de AİHM’in 56601/09 numaralı 20.06.2009 tarihli kararı ile başvurunun dostane çözüm yoluyla sonlandırıldığı hususun Ankara 1.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24.09.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 Müteferrik sayılı kararı olduğu, İstinaf Mahkemesince Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29.05.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 K. sayılı kararına ilişkin olarak yargılamının yenilenmesi davasının davacısı tarafından yapılan temyiz başvurusunun kabulüne karar verilmesi doğru görülmediği gibi, talep halinde dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay’a gönderilmesine şeklinde hüküm kurulması da doğru görülmemiş ve kararın bozulmasına karar verilmiştir.
IX. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin 22.11.2022 tarih, 2022/864 E., 2022/1593 K. sayılı kararı ile, her ne kadar bozma ilamında belirtildiği gibi 6100 sayılı Kanun’un 377 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yazılı sebepten dolayı en geç hükmün kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içinde kullanılması gerektiğinden bozma ilamına uyulmasına karar verilmişse Anayasa Mahkemesinin 21.06.2022 tarih, 2022/7 E., 2022/79 K. sayılı kararında hükmün “her halde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır” bölümünün iptal edildiği, eldeki davanın derdestliği sebebiyle Anayasa Mahkemesi kararının olayda uygulanacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin 12.12.2019 tarih, 2019/595 E., 2019/1058 K.
sayılı kararının kaldırılmasına, davanın 6100 sayılı Kanun’un 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) ve 379 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi gereğince kabulüne, buna göre İlk Derece Mahkemesinin 24.09.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 Müteferrik sayılı kararının kaldırılarak Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29.05.2008 tarih, 2007/367 E., 2008/191 K. sayılı kararına ilişkin olarak yargılamanın yenilenmesi davası davacısı tarafından yapılan temyiz başvurusu yönünden gereği yapılmak üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince;
15. 02.2023 tarihli dosya gönderme kontrol formu düzenlenerek dava dosyası Dairemize gönderilmiştir.
X.GEREKÇE
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Davalar, menfi tespit ve yargılamanın yenilenmesi istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi.
2.6100 sayılı Kanun'un 374 vd. maddeleri.
3. Değerlendirme
Menfi tespit davasının kesinleşmesinden sonra menfi tespit davasının davalısı işbu davayı açarak yargılamanın iadesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin 09.12.2020 tarih, 2020/1125 E., 2020/1515 K. sayılı kararı Dairemizin 03.03.2022 tarih, 2021/3249 E., 2022/1462 K. sayılı kararı ile bozulmuş, dava dosyası Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyulmuşsa da Dairemizin bozma kararında sözü edilen 6100 sayılı Kanun’un 377 nci maddesinin birinci fıkrasının bentlerini bağlayan hükmünün "....her hâlde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır." bölümünün Anayasa Mahkemesince iptali üzerine on yıllık sürenin artık uygulanmayacağı, davanın derdestliği sebebiyle Anayasa Mahkemesi kararının somut olayda uygulanma yeri bulunduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp yeniden esas hakkında hüküm kurulması suretiyle davanın kabulüne karar verildikten sonra ...'in temyiz başvurusu yönünden gereği yapılmak üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiş, İlk Derece Mahkemesi de dava dosyasını Dairemize göndermiştir.
Dairemizin bozma ilamının 2 numaralı bendinde sözü edilen 6100 sayılı Kanun'un ilgili bölümü Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden bozma ilamının bu yönüyle hukuki bir sonucu kalmamıştır. Eldeki yargılanmanın iadesi davası ilk menfi tespit davasından bağımsız yeni bir dava olup yürürlükteki yargılama usullerine tabidir. Bölge Adliye Mahkemesinin 09.12.2020 tarih, 2020/1125 E., 2020/1515 K. sayılı kararı Dairemizin 03.03.2022 tarih, 2021/3249 E., 2022/1462 K. sayılı kararı ile bozularak dava dosyası Bölge Adliye Mahkemesine gönderildiğinden artık Bölge Adliye Mahkemesince yargılamanın iadesi davasında tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi, esastan incelenmesi ve davacının talepleri hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken 29.05.2008 tarihli karara yönelik menfi tespit davası davalısının temyiz başvurusu hakkında gereği yapılmak üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine geri çevrilmesi yerinde olmamış, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22.
Hukuk Dairesi'nin 22.11.2022 tarih, 2022/864 E., 2022/1593 K. sayılı kararının bozulmasını gerektirmiştir.
XI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1010311800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz