6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Kararın kaldırılması

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/4227 E. 2023/6388 K. ·

Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Usul tespitleri

Dava şartı
dava şartı

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı harç eksikliği akaryakıt bayilik sözleşmesi menfi zarar harç ikmali peşin harç müspet zarar intifa hakkı usul ekonomisi resmi şekil müddeabih mahrum kalınan kâr adil yargılanma hakkı ipoteğin fekki peşin karar harcı emredici hüküm kâr mahrumiyeti bayilik sözleşmesi iyiniyet davanın açılmamış sayılması vekâlet ücreti eş rızası dava şartı yokluğu kesinlik sınırı ipotek kesin süre açılmamış sayılma oy yasağı garantörlük uyuşmazlık konusu protokol usulden reddi ihtar bilirkişi incelemesi esastan ret ıslah taahhütname terkin ihtarname harç dosya masrafı dava sebebi cy/cy kaydı yükleten (shipper) dahili dava ibraz teslim kesin hüküm istinaf yoluna başvurulabilirlik

Atıf yapılan mevzuat: HMK · BK — BK 4

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI : 2020/492 E., 2021/562 K.

Taraflar arasındaki ipoteğin fekki ve tazminat ile alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda;

Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

Dosya içeriğine göre asıl davada davalı aleyhine hüküm altına alınan ve davalı vekilince temyize konu edilen toplam miktar 18.354,20 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kalmaktadır.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 31.10.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan asıl davada davacılar-birleşen davada davalılar ... Dadaş İnş. Petrol Tic. Ltd. Şti., ... ve ... vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.

I. DAVA

1.Davacılar vekili asıl davada dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 03.02.2011 tarihinde diğer müvekkillerinin maliki olduğu taşınmazın akaryakıt satış ve servis istasyonu olarak işletilmesi için Bayilik ve İşletmecilik Sözleşmesi imzalandığını, taşınmaz üzerine ipotek tesis edildiğini ve intifa hakkı tanındığını, müvekkilinin yapılan sözleşmeye güvenerek işletme belgesini, akaryakıt satış istasyonu ruhsatını aldığını, davalının sözleşmeye göre yerine getirmesi gereken yükümlülüklerini yerine getirmemesi üzerine sözleşmenin müvekkili tarafından haklı nedenle feshedildiğini, intifa hakkının ve ipoteklerin fekkinin talep edildiğini, davalının ihtarnameye yanıt vermediğini, dolayısıyla sözleşmenin karşılıklı irade birliği ile sona erdiğini, müvekkilinin menfi ve müspet zararının oluştuğunu ileri sürerek, müvekkilinin ipotek ve intifa hakkı tesisi için 25.000,00 TL.-26.000,00 TL, çalışma ruhsatı için ise 8.731,25 TL harç yatırdığını ileri sürerek, ipotek ve intifa kaydının terkinine, fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 9.000,00 TL ile mahrum kalınan kar miktarı olan 992.925,00 TL'den şimdilik 1.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiştir.

2. Davacılar vekili ıslah dilekçesinde; ipotek tesisi için ödenen 12.375,00 TL intifa hakkı için ödenen 5.979,20 TL olmak üzere toplam 18.354,20 TL, çalışma ruhsatı için ödenen 8.731,25 TL ve mahrum kaldığı kira geliri olarak 360.000,00 TL olmak üzere, toplam 387.075,45 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiştir.

2.Davacı vekili birleşen davada dava dilekçesinde; davalıların intifa hakkı müvekkili şirkete ait olan taşınmaza vaki haksız elatmalarının önlenmesine ve taşınmazdan tahliyeleri ile müvekkili şirkete teslimine karar verilmesini talep etmiştir .

II. CEVAP

1.Davalı vekili asıl davada cevap dilekçesinde; taraflar arasında ön sözleşme imzalandığını, sözleşmede bayinin taahhütlerinin tamamının yerine getirerek bayilik sözleşmesi imzalamasını müteakip müvekkilinin taahhütlerini yerine getirmekle yükümlü olacağının karara bağlanmış olduğunu, davacı taraf bayilik sözleşmesini tüm davetlere rağmen imzalamadığından müvekkilinin ön sözleşme gereğince edimlerini yerine getirme borcunun doğmamış olduğunu, davacının iddiasının aksine tesis edilen intifa ve ipotek harçlarının müvekkili tarafından yatırıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.

2. Davalılar vekili birleşen davada cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 03.02.2011 tarihinde Akaryakıt Satış ve Servis konulu ön sözleşme imzalandığı, davacı şirketin garantörü olarak şirket ortaklarının sahibi bulundukları taşınmaz üzerine, asıl dosyadaki davalı ...Ş. lehine beş yıl süreli ve 1.500.000,00 TL bedelli 06.05.2011 tarihli ipotek tesis ettikleri, ancak taraflar arasında asıl bayilik sözleşmesinin hiçbir zaman kurulamadığını, intifa hakkı ve ipotek hakkının karşılıksız kalması nedeni ile davacı tarafın ipotek ve intifa hakkının fekkini talep etmekte haklı olduğu, asıl dosya davacılarının bayilik ön sözleşmesi gereği asıl sözleşmenin yapılacağı inancı ile malik oldukları taşınmaz üzerinde davalı şirket lehine intifa ve ipotek hakkı tesis ettirdikleri, resmi şekilde yapılan intifa ve ipotek tesisi nedeni ile toplamda 18.354,20 TL ödedikleri, kurulamayan sözleşme gereği davacının oluşan menfi zararını asıl dosyada davalı şirketten isteme hakkının yerinde olduğu, müspet zarar yönünden ise aynı sözleşmenin yerine getirilememesi durumunda hem menfi hem müspet zarar kalemlerinin istenemeyeceği, bu sebeple müspet zararların reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile taşınmazlar üzerinde davalı yan lehine oluşturulan intifa hakkı tesisiyle ipoteğin fekkine, davacı yanın menfi zararına ilişkin isteminin kabulü ile 18.354,20 TL menfi zararının 9.000,00 TL'si için dava tarihinden, kalan kısım için ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, müspet zarar talebinin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

1.Davacılar-birleşen dosya davalıları vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyada usulüne uygun yapılan ıslah olmadığı halde ıslahtan bahsedilerek müvekkilinin harç yatırmaya mecbur edildiğini, bu işlem sonrasında karşı taraf lehine vekâlet ücretine hükmedildiğini, gecikmenin müvekkilinin kusurundan kaynaklanmadığının sabit olduğunu, alınan rapor uyarınca belirlenen zararların tahsilinin gerektiğini, davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

2.Davalı-birleşen dosya davacısı vekili istinaf dilekçesinde özetle; tapu masraflarının müvekkili tarafından yapıldığına ilişkin kopya dekontlar bilirkişi heyeti tarafından incelenmeden raporun hazırlandığını, bu nedenle raporun hatalı olduğunu, lisans başvurusu yapmayan davacının kötü niyetli hareket ettiğini, davacının ön protokolü imzaladığını ancak sözleşmenin geçerlilik kazanmasını sağlayacak resmi işlemleri tamamlamadığını, lisans almayan davacının zarar talebinde bulunmasının haksız olduğunu, tapu masrafının müvekkili tarafından yapıldığını, davacının yaptığı 8.371,25 TL tutarındaki belediye harcının ise davacı sorumluluğunda olan zorunlu bir bedel olduğunu ve müvekkilinden talep edilmesinin haksız olduğunu, EPDK kayıtlarına göre davacının kuruma akaryakıt istasyonu bayilik lisansı için başvurmadığının sabit olduğunu, oysa istasyon işletmek için lisansın zorunlu olduğunu, davacının sözleşmeyi sürdürmek adına hiçbir edimini yerine getirmediğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında . ön sözleşme imzalandığı, sözleşmenin 5 inci maddesinde bu tarihten itibaren 3 ay içinde asıl sözleşme olan bayilik sözleşmesinin imzalanacağının taraflarca taahhüt edildiği, ancak belirlenen sürede bayilik sözleşmesinin imzalanmadığı ve davacı-birleşen dosya davalısının noter ihtarnamesi ile sözleşmeyi feshettiği, davalının ihtara cevap vermediği, mahkemece davacının sözleşmeyi haklı olarak feshettiğinin kabulünde ve taşınmaz üzerindeki intifa hakkı ile ipoteğin fekkine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davacılar-birleşen dosya davalısının bayilik ön sözleşmesi gereği asıl sözleşmenin yapılacağı inancı ile malik oldukları taşınmaz üzerinde davalı şirket lehine intifa ve ipotek hakkı tesis ettirirken toplamda 18.354,20 TL masraf yaptıklarının mahkemece aldırılan bilirkişi incelemeleri ile anlaşıldığı, mahkemece tespit edilen bu menfi zararın davalıdan tahsiline ve davacılar-birleşen dosya davalısının müspet zarar isteminin reddine karar verilmiş olmasının da yerinde olduğu, birleşen dosya yönünden ise; mahkemece 12 no.lu celsede birleşen dosya davacısına peşin harç eksikliğinin yatırılması için süre verildiği, verilen iki haftalık kesin süre içerisinde peşin harcın yatırılmadığı anlaşıldığından, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken mahkemece yanılgılı değerlendirme ile dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi hatalı ise de, bu durum sonuca etkili görülmediğinden eleştiri yapmakla yetinildiği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1.Davacılar vekili asıl davada temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, 14.02.2014 tarihli dilekçenin ıslah dilekçesi mahiyetinde olmadığını, ıslah dilekçesi ile kabulü sonucu harç ve vekâlet ücreti ödemek zorunda kaldığını, bu dilekçede belirtilen zarar kalemleri hakkında karar verilmediğini, intifa ve ipotek sebebiyle taşınmazın kiraya verilememesinin, müvekkilinin taşınmazdan yararlanamamasının ve taşınmazın bugün itibari ile 10 yıldır boş olmasının menfi zarar olarak sayılmamasının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

2.Davalı vekili asıl davada temyiz dilekçesinde özetle; tapu masraflarının müvekkili tarafından yapıldığını, şirket çalışanına yapılan iş avansı ödemesi ile aynı gün Tapu Müdürlüğünden alınan dekont örneklerinin bunun açık kanıtı olduğunu, ancak dosyaya ibraz edilen bu belgeler bilirkişi heyetine ulaştırılmadan rapor tanzim edildiğini, delillerin değerlendirilmediğini, davacının lisans almadığını, ruhsat başvurusu masrafına davacının katlanması gerektiğini, sözleşme yapılsın veya yapılmasın ruhsat alımı ve bu işleme dair masrafların davacının yapmakla mükellef olduğu masraflar olduğunu, bu masrafların açıkça müvekkil tarafından yapılacağına dair herhangi bir kayıt ya da sözleşme bulunmadığını, davacının dava dilekçesindeki talebini, ruhsat başvurusu için yapılan 8.371,25 TL ve afaki şekilde 26.000,00 TL olarak belirttiğini, harcın ise 10.000,00 TL üzerinden yatırıldığını, ruhsat başvurusu için ödenen 8.371,25 TL bedel hususunda herhangi bir karar verilmediğini, taleple bağlı kalınmayarak 18.354,20 TL zararın tazmini yönünde hatalı hüküm kurulduğunu, EPDK'ya bayilik lisansi için başvuru yapılmadan, lisans alınmadan, akaryakıt bayilik sözleşmesi imzalanmadan, bayinin edim yükümlülüklerini yerine getirdiğinden bahsedilemeyeceğini,yine İstanbul Büyükşehir Belediyesinden Gayri Sıhhi Müessese Ruhsatı GSM alınmadan işletmenin faaliyete geçemeyeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık konusu asıl dava, taraflar arasında akdedilen sözleşme gereği tesis edilen ipoteğin ve intifa hakkının terkini ve maddi zarar istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı Kanun) 176 ncı madde

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Usul ekonomisi, medenî yargılama hukukuna egemen olan ilkelerden biridir. Usul ekonomisi, yasalarda öngörülen düzenleme çerçevesinde yargılamanın kolaylaştırılmasını, yargılamada öngörülen olağan zaman süresinin asılmamasını ve gereksiz gider yapılmamasını amaçlar ve bunu hâkime bir görev olarak yükler. .(Yılmaz, E., Usul Ekonomisi, AÜHFD, 2008, s.243) Yargıtaya göre de usul ekonomisi adaletin ucuz, çabuk ve isabetli olarak sağlanmasının temel kurallarındandır. (HGK 10.4.1991, 15-91/202) Islahla dava konusunun artırılmamasına ilişkin usul hükmünün Anayasa Mahkemesince iptali kararında usul ekonomisi de gerekçe olarak yer almıştır. (Anayasa Mahkemesinin 20.7.1999 tarihli ve 1/33 sayılı kararı, Resmî Gazete 4.12.2000, s.24220) Bu kararda “…müddeabihin ıslah suretiyle artırılmasına olanak tanınmaması davaların en az giderle ve olabildiğince hızlı biçimde sonuçlandırılmasına engel olacağından, Anayasanın 141 nci maddesine aykırıdır.” şeklindeki gerekçe ile bu yöndeki kuralın iptali gerektiği sonucuna varılmıştır.

3.Ne var ki; temelini basitlik, hızlılık ve ucuzluk kavramlarının oluşturduğu ve her davada uygulanma kabiliyeti bulunan emredici nitelikteki usul ekonomisi ilkesi mahkemeye ve taraflara acelecilik ve yargılamayı basite indirgeme sonucunu doğuracak şekilde sınırsız özgürlük tanımaz. Zira, yukarıda açıklanan usul hukukunun taraflara öngörülebilirlik koruması sağlayan şekilciliği ve bu ilkeden vücut bulan iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının usul ekonomisi ilkesi ile birlikte dengede tutulması “adaletli karar vermek” amacının sağlanması için zorunludur. Bu dengenin kendisini en çok hissettirdiği kavramlardan biri ise hukukumuzdaki ıslah kurumudur.

4.Islah, usulümüzde dava açılmasının hukuksal sonuçlarından olan iddianın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağını karşı tarafın rızası olmaksızın aşmanın yegâne yoludur.

5.Kavram olarak; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine ıslah denir. (Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, B.6.C.IV, İstanbul 2001, s.3965 )

6.Eş söyleyişle ıslah, iyiniyetli tarafın davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur. (YİBK’nin 04.02.1948 gün, 1944/10 E.-1948/3 K., HGK’nın 16.03.2005 gün, 2005/13-97 E.-2005/150 K. s. İlamları)

7.Islahın temel amacı, dava değiştirme yasağını, hasmın rızasını almaya gerek duymadan aşmak; böylece yeniden dava açma yükünden kurtularak, davaya getirilmesi unutulan vakıaları davaya dahil etmek, dava sebebini değiştirmek ya da ibraz ile ikame edilmesi ihmal edilen delilleri davada ileri sürme olanağını tarafa sağlamaktır. (Tutumlu, M.A., Kuram ve Uygulama Işığında Medeni Usul Hukukunda Islah, 2010, s.17)

8.Uygulamada gözetilmesi gereken ve yukarıda izah edilen denge olgusu, bazı hallerde ıslah yoluna başvurulmasına engel oluşturur.

9.Bu noktada istem sonucu kavramını açıklamak gerekir. İstem sonucu, dava konusunu belirleyen tek ve asıl ögedir. Öğretide istem sonucu, mahkemeden istenilen şey olup davanın mevzuunu teşkil eder (Postacıoğlu, İ. E., Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6.Bası, İstanbul 1975) ve mahkemenin davayı kabul etmesi halinde kararında neyi hüküm altına alacağı hususunun açıkça beyan edilmesi keyfiyeti olarak anlaşılmaktadır.([…]/[…], Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3. Baskı, Ankara 1978)

10.Dava konusunun ne olduğu istem sonucu ile belirleneceğine göre, istem konusu ile dava sonucu iddianın ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı ve bu nedenle de ıslah kurumu açısından bir özdeşlik göstermektedir. (Yılmaz, E., Medeni Yargılama Hukukunda Islah, Değiştirilmiş 2. Bası, Ankara-2010, s.190) Dava konusunda yapılacak değişiklik, iddianın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı kapsamında kalmakla birlikte, ıslah yolunun işletilmesi ile sağlanabilmektedir. Bu halde dava konusunun veya istem sonucunun değiştirilmesi yönünde yapılabilecek değişiklik tamamen ıslah veya kısmen ıslah şeklinde gerçekleşebilir.

11. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun davanın tamamen ıslahını düzenleyen 180 inci maddesinde “Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.” şeklinde düzenleme mevcut iken kısmen ıslah 181 inci maddede kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verileceği, bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edileceği kabul edilmiştir.

12.Tamamen ıslahta dava sebebi veya istem konusu tümüyle değiştirilmektedir. Böylece dava dilekçesindeki talepler artık hükme konu olamaz. Kısmen ıslahta ise önceden yapılan usuli bir işlemin düzeltilmesi, örneğin talep sonucunun arttırılması söz konusu olur. Uygulamada, istem sonucuna ilişkin fazlaya dair haklarını saklı tutan davacının dava değerini ıslah yolu ile arttırabileceği tartışmasız kabul edilmektedir. Bununla birlikte başından beri dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu edilmesine yasal açıdan imkân bulunmamaktadır. (HGK’nın 29.06.2011 gün, 2011/1-364 E.-2011/453 K., 15.06.2016 gün, 2014/4-1193 E.-2016/800 sayılı İlâmları)

13.Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; her ne kadar davacı vekili tarafından,14.02.2014 tarihli dilekçenin ıslah dilekçesi olmadığı beyan edilmiş ise de anılan dilekçe Bölge Adliye Mahkemesi tarafından isabetli şekilde ıslah dilekçesi olarak değerlendirilerek harç ikmali amacıyla dosya mahalline gönderilmiştir.

14. Davacı vekilince dava dilekçesinde ipotek ve intifa tesisi için 26.000,00 TL, çalışma ruhsatı için 8.731,25 TL masraf yapıldığı belirtilerek şimdilik 9.000,00 TL talep edilmiş olup 14.02.2014 tarihli ıslah dilekçesinde ise ipotek tesisi için 12.375,00TL, intifa hakkı tesisi için 5.979,20 TL olmak üzere toplam 18.354,20 TL masraf yapıldığı belirtilerek toplam 27.075,45 TL ile bu talebin yanı sıra dava dilekçesinde dile getirilmeyen bir alacak kalemi olarak mahrum kalınan kira alacağı olarak 360.000,00 TL'nin de davalıdan tahsili talep edilmiştir.

15.Islah dilekçesinde dile getirilen kira alacağına ilişkin yeni istemin reddi açıklanan sebeplerle yerinde olup davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

16.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2022/4227 E.  ,  2023/6388 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi

SAYISI 2021/1834 Esas, 2022/769 Karar

BİRLEŞEN DAVA

İstanbul Anadolu 15. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/55 E.

HÜKÜM

Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2020/492 E., 2021/562 K.

Taraflar arasındaki ipoteğin fekki ve tazminat ile alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda;

Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

Dosya içeriğine göre asıl davada davalı aleyhine hüküm altına alınan ve davalı vekilince temyize konu edilen toplam miktar 18.354,20 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kalmaktadır.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 31.10.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan asıl davada davacılar-birleşen davada davalılar ... Dadaş İnş. Petrol Tic. Ltd. Şti., ... ve ... vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.

I. DAVA

1.Davacılar vekili asıl davada dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 03.02.2011 tarihinde diğer müvekkillerinin maliki olduğu taşınmazın akaryakıt satış ve servis istasyonu olarak işletilmesi için Bayilik ve İşletmecilik Sözleşmesi imzalandığını, taşınmaz üzerine ipotek tesis edildiğini ve intifa hakkı tanındığını, müvekkilinin yapılan sözleşmeye güvenerek işletme belgesini, akaryakıt satış istasyonu ruhsatını aldığını, davalının sözleşmeye göre yerine getirmesi gereken yükümlülüklerini yerine getirmemesi üzerine sözleşmenin müvekkili tarafından haklı nedenle feshedildiğini, intifa hakkının ve ipoteklerin fekkinin talep edildiğini, davalının ihtarnameye yanıt vermediğini, dolayısıyla sözleşmenin karşılıklı irade birliği ile sona erdiğini, müvekkilinin menfi ve müspet zararının oluştuğunu ileri sürerek, müvekkilinin ipotek ve intifa hakkı tesisi için 25.000,00 TL.-26.000,00 TL, çalışma ruhsatı için ise 8.731,25 TL harç yatırdığını ileri sürerek, ipotek ve intifa kaydının terkinine, fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 9.000,00 TL ile mahrum kalınan kar miktarı olan 992.925,00 TL'den şimdilik 1.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiştir.

2. Davacılar vekili ıslah dilekçesinde; ipotek tesisi için ödenen 12.375,00 TL intifa hakkı için ödenen 5.979,20 TL olmak üzere toplam 18.354,20 TL, çalışma ruhsatı için ödenen 8.731,25 TL ve mahrum kaldığı kira geliri olarak 360.000,00 TL olmak üzere, toplam 387.075,45 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiştir.

2.Davacı vekili birleşen davada dava dilekçesinde; davalıların intifa hakkı müvekkili şirkete ait olan taşınmaza vaki haksız elatmalarının önlenmesine ve taşınmazdan tahliyeleri ile müvekkili şirkete teslimine karar verilmesini talep etmiştir .

II. CEVAP

1.Davalı vekili asıl davada cevap dilekçesinde; taraflar arasında ön sözleşme imzalandığını, sözleşmede bayinin taahhütlerinin tamamının yerine getirerek bayilik sözleşmesi imzalamasını müteakip müvekkilinin taahhütlerini yerine getirmekle yükümlü olacağının karara bağlanmış olduğunu, davacı taraf bayilik sözleşmesini tüm davetlere rağmen imzalamadığından müvekkilinin ön sözleşme gereğince edimlerini yerine getirme borcunun doğmamış olduğunu, davacının iddiasının aksine tesis edilen intifa ve ipotek harçlarının müvekkili tarafından yatırıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.

2. Davalılar vekili birleşen davada cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 03.02.2011 tarihinde Akaryakıt Satış ve Servis konulu ön sözleşme imzalandığı, davacı şirketin garantörü olarak şirket ortaklarının sahibi bulundukları taşınmaz üzerine, asıl dosyadaki davalı ...Ş. lehine beş yıl süreli ve 1.500.000,00 TL bedelli 06.05.2011 tarihli ipotek tesis ettikleri, ancak taraflar arasında asıl bayilik sözleşmesinin hiçbir zaman kurulamadığını, intifa hakkı ve ipotek hakkının karşılıksız kalması nedeni ile davacı tarafın ipotek ve intifa hakkının fekkini talep etmekte haklı olduğu, asıl dosya davacılarının bayilik ön sözleşmesi gereği asıl sözleşmenin yapılacağı inancı ile malik oldukları taşınmaz üzerinde davalı şirket lehine intifa ve ipotek hakkı tesis ettirdikleri, resmi şekilde yapılan intifa ve ipotek tesisi nedeni ile toplamda 18.354,20 TL ödedikleri, kurulamayan sözleşme gereği davacının oluşan menfi zararını asıl dosyada davalı şirketten isteme hakkının yerinde olduğu, müspet zarar yönünden ise aynı sözleşmenin yerine getirilememesi durumunda hem menfi hem müspet zarar kalemlerinin istenemeyeceği, bu sebeple müspet zararların reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile taşınmazlar üzerinde davalı yan lehine oluşturulan intifa hakkı tesisiyle ipoteğin fekkine, davacı yanın menfi zararına ilişkin isteminin kabulü ile 18.354,20 TL menfi zararının 9.000,00 TL'si için dava tarihinden, kalan kısım için ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, müspet zarar talebinin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

1.Davacılar-birleşen dosya davalıları vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyada usulüne uygun yapılan ıslah olmadığı halde ıslahtan bahsedilerek müvekkilinin harç yatırmaya mecbur edildiğini, bu işlem sonrasında karşı taraf lehine vekâlet ücretine hükmedildiğini, gecikmenin müvekkilinin kusurundan kaynaklanmadığının sabit olduğunu, alınan rapor uyarınca belirlenen zararların tahsilinin gerektiğini, davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

2.Davalı-birleşen dosya davacısı vekili istinaf dilekçesinde özetle; tapu masraflarının müvekkili tarafından yapıldığına ilişkin kopya dekontlar bilirkişi heyeti tarafından incelenmeden raporun hazırlandığını, bu nedenle raporun hatalı olduğunu, lisans başvurusu yapmayan davacının kötü niyetli hareket ettiğini, davacının ön protokolü imzaladığını ancak sözleşmenin geçerlilik kazanmasını sağlayacak resmi işlemleri tamamlamadığını, lisans almayan davacının zarar talebinde bulunmasının haksız olduğunu, tapu masrafının müvekkili tarafından yapıldığını, davacının yaptığı 8.371,25 TL tutarındaki belediye harcının ise davacı sorumluluğunda olan zorunlu bir bedel olduğunu ve müvekkilinden talep edilmesinin haksız olduğunu, EPDK kayıtlarına göre davacının kuruma akaryakıt istasyonu bayilik lisansı için başvurmadığının sabit olduğunu, oysa istasyon işletmek için lisansın zorunlu olduğunu, davacının sözleşmeyi sürdürmek adına hiçbir edimini yerine getirmediğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında . ön sözleşme imzalandığı, sözleşmenin 5 inci maddesinde bu tarihten itibaren 3 ay içinde asıl sözleşme olan bayilik sözleşmesinin imzalanacağının taraflarca taahhüt edildiği, ancak belirlenen sürede bayilik sözleşmesinin imzalanmadığı ve davacı-birleşen dosya davalısının noter ihtarnamesi ile sözleşmeyi feshettiği, davalının ihtara cevap vermediği, mahkemece davacının sözleşmeyi haklı olarak feshettiğinin kabulünde ve taşınmaz üzerindeki intifa hakkı ile ipoteğin fekkine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davacılar-birleşen dosya davalısının bayilik ön sözleşmesi gereği asıl sözleşmenin yapılacağı inancı ile malik oldukları taşınmaz üzerinde davalı şirket lehine intifa ve ipotek hakkı tesis ettirirken toplamda 18.354,20 TL masraf yaptıklarının mahkemece aldırılan bilirkişi incelemeleri ile anlaşıldığı, mahkemece tespit edilen bu menfi zararın davalıdan tahsiline ve davacılar-birleşen dosya davalısının müspet zarar isteminin reddine karar verilmiş olmasının da yerinde olduğu, birleşen dosya yönünden ise;

mahkemece 12 no.lu celsede birleşen dosya davacısına peşin harç eksikliğinin yatırılması için süre verildiği, verilen iki haftalık kesin süre içerisinde peşin harcın yatırılmadığı anlaşıldığından, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken mahkemece yanılgılı değerlendirme ile dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi hatalı ise de, bu durum sonuca etkili görülmediğinden eleştiri yapmakla yetinildiği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1.Davacılar vekili asıl davada temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, 14.02.2014 tarihli dilekçenin ıslah dilekçesi mahiyetinde olmadığını, ıslah dilekçesi ile kabulü sonucu harç ve vekâlet ücreti ödemek zorunda kaldığını, bu dilekçede belirtilen zarar kalemleri hakkında karar verilmediğini, intifa ve ipotek sebebiyle taşınmazın kiraya verilememesinin, müvekkilinin taşınmazdan yararlanamamasının ve taşınmazın bugün itibari ile 10 yıldır boş olmasının menfi zarar olarak sayılmamasının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

2.Davalı vekili asıl davada temyiz dilekçesinde özetle; tapu masraflarının müvekkili tarafından yapıldığını, şirket çalışanına yapılan iş avansı ödemesi ile aynı gün Tapu Müdürlüğünden alınan dekont örneklerinin bunun açık kanıtı olduğunu, ancak dosyaya ibraz edilen bu belgeler bilirkişi heyetine ulaştırılmadan rapor tanzim edildiğini, delillerin değerlendirilmediğini, davacının lisans almadığını, ruhsat başvurusu masrafına davacının katlanması gerektiğini, sözleşme yapılsın veya yapılmasın ruhsat alımı ve bu işleme dair masrafların davacının yapmakla mükellef olduğu masraflar olduğunu, bu masrafların açıkça müvekkil tarafından yapılacağına dair herhangi bir kayıt ya da sözleşme bulunmadığını, davacının dava dilekçesindeki talebini, ruhsat başvurusu için yapılan 8.371,25 TL ve afaki şekilde 26.000,00 TL olarak belirttiğini, harcın ise 10.000,00 TL üzerinden yatırıldığını, ruhsat başvurusu için ödenen 8.371,25 TL bedel hususunda herhangi bir karar verilmediğini, taleple bağlı kalınmayarak 18.354,20 TL zararın tazmini yönünde hatalı hüküm kurulduğunu, EPDK'ya bayilik lisansi için başvuru yapılmadan, lisans alınmadan, akaryakıt bayilik sözleşmesi imzalanmadan, bayinin edim yükümlülüklerini yerine getirdiğinden bahsedilemeyeceğini,yine İstanbul Büyükşehir Belediyesinden Gayri Sıhhi Müessese Ruhsatı GSM alınmadan işletmenin faaliyete geçemeyeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık konusu asıl dava, taraflar arasında akdedilen sözleşme gereği tesis edilen ipoteğin ve intifa hakkının terkini ve maddi zarar istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı Kanun) 176 ncı madde

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Usul ekonomisi, medenî yargılama hukukuna egemen olan ilkelerden biridir. Usul ekonomisi, yasalarda öngörülen düzenleme çerçevesinde yargılamanın kolaylaştırılmasını, yargılamada öngörülen olağan zaman süresinin asılmamasını ve gereksiz gider yapılmamasını amaçlar ve bunu hâkime bir görev olarak yükler. .(Yılmaz, E., Usul Ekonomisi, AÜHFD, 2008, s.243) Yargıtaya göre de usul ekonomisi adaletin ucuz, çabuk ve isabetli olarak sağlanmasının temel kurallarındandır. (HGK 10.4.1991, 15-91/202) Islahla dava konusunun artırılmamasına ilişkin usul hükmünün Anayasa Mahkemesince iptali kararında usul ekonomisi de gerekçe olarak yer almıştır. (Anayasa Mahkemesinin 20.7.1999 tarihli ve 1/33 sayılı kararı, Resmî Gazete 4.12.2000, s.24220) Bu kararda “…müddeabihin ıslah suretiyle artırılmasına olanak tanınmaması davaların en az giderle ve olabildiğince hızlı biçimde sonuçlandırılmasına engel olacağından, Anayasanın 141 nci maddesine aykırıdır.” şeklindeki gerekçe ile bu yöndeki kuralın iptali gerektiği sonucuna varılmıştır.

3.Ne var ki; temelini basitlik, hızlılık ve ucuzluk kavramlarının oluşturduğu ve her davada uygulanma kabiliyeti bulunan emredici nitelikteki usul ekonomisi ilkesi mahkemeye ve taraflara acelecilik ve yargılamayı basite indirgeme sonucunu doğuracak şekilde sınırsız özgürlük tanımaz. Zira, yukarıda açıklanan usul hukukunun taraflara öngörülebilirlik koruması sağlayan şekilciliği ve bu ilkeden vücut bulan iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının usul ekonomisi ilkesi ile birlikte dengede tutulması “adaletli karar vermek” amacının sağlanması için zorunludur. Bu dengenin kendisini en çok hissettirdiği kavramlardan biri ise hukukumuzdaki ıslah kurumudur.

4.Islah, usulümüzde dava açılmasının hukuksal sonuçlarından olan iddianın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağını karşı tarafın rızası olmaksızın aşmanın yegâne yoludur.

5.Kavram olarak; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine ıslah denir. (Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, B.6.C.IV, İstanbul 2001, s.3965 )

6.Eş söyleyişle ıslah, iyiniyetli tarafın davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur. (YİBK’nin 04.02.1948 gün, 1944/10 E.-1948/3 K., HGK’nın 16.03.2005 gün, 2005/13-97 E.-2005/150 K. s. İlamları)

7.Islahın temel amacı, dava değiştirme yasağını, hasmın rızasını almaya gerek duymadan aşmak; böylece yeniden dava açma yükünden kurtularak, davaya getirilmesi unutulan vakıaları davaya dahil etmek, dava sebebini değiştirmek ya da ibraz ile ikame edilmesi ihmal edilen delilleri davada ileri sürme olanağını tarafa sağlamaktır. (Tutumlu, M.A., Kuram ve Uygulama Işığında Medeni Usul Hukukunda Islah, 2010, s.17)

8.Uygulamada gözetilmesi gereken ve yukarıda izah edilen denge olgusu, bazı hallerde ıslah yoluna başvurulmasına engel oluşturur.

9.Bu noktada istem sonucu kavramını açıklamak gerekir. İstem sonucu, dava konusunu belirleyen tek ve asıl ögedir. Öğretide istem sonucu, mahkemeden istenilen şey olup davanın mevzuunu teşkil eder (Postacıoğlu, İ. E., Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6.Bası, İstanbul 1975) ve mahkemenin davayı kabul etmesi halinde kararında neyi hüküm altına alacağı hususunun açıkça beyan edilmesi keyfiyeti olarak anlaşılmaktadır.([…]/[…], Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3. Baskı, Ankara 1978)

10.Dava konusunun ne olduğu istem sonucu ile belirleneceğine göre, istem konusu ile dava sonucu iddianın ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı ve bu nedenle de ıslah kurumu açısından bir özdeşlik göstermektedir. (Yılmaz, E., Medeni Yargılama Hukukunda Islah, Değiştirilmiş 2. Bası, Ankara-2010, s.190) Dava konusunda yapılacak değişiklik, iddianın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı kapsamında kalmakla birlikte, ıslah yolunun işletilmesi ile sağlanabilmektedir. Bu halde dava konusunun veya istem sonucunun değiştirilmesi yönünde yapılabilecek değişiklik tamamen ıslah veya kısmen ıslah şeklinde gerçekleşebilir.

11. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun davanın tamamen ıslahını düzenleyen 180 inci maddesinde “Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.” şeklinde düzenleme mevcut iken kısmen ıslah 181 inci maddede kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verileceği, bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edileceği kabul edilmiştir.

12.Tamamen ıslahta dava sebebi veya istem konusu tümüyle değiştirilmektedir. Böylece dava dilekçesindeki talepler artık hükme konu olamaz. Kısmen ıslahta ise önceden yapılan usuli bir işlemin düzeltilmesi, örneğin talep sonucunun arttırılması söz konusu olur. Uygulamada, istem sonucuna ilişkin fazlaya dair haklarını saklı tutan davacının dava değerini ıslah yolu ile arttırabileceği tartışmasız kabul edilmektedir. Bununla birlikte başından beri dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu edilmesine yasal açıdan imkân bulunmamaktadır. (HGK’nın 29.06.2011 gün, 2011/1-364 E.-2011/453 K., 15.06.2016 gün, 2014/4-1193 E.-2016/800 sayılı İlâmları)

13.Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; her ne kadar davacı vekili tarafından,14.02.2014 tarihli dilekçenin ıslah dilekçesi olmadığı beyan edilmiş ise de anılan dilekçe Bölge Adliye Mahkemesi tarafından isabetli şekilde ıslah dilekçesi olarak değerlendirilerek harç ikmali amacıyla dosya mahalline gönderilmiştir.

14. Davacı vekilince dava dilekçesinde ipotek ve intifa tesisi için 26.000,00 TL, çalışma ruhsatı için 8.731,25 TL masraf yapıldığı belirtilerek şimdilik 9.000,00 TL talep edilmiş olup 14.02.2014 tarihli ıslah dilekçesinde ise ipotek tesisi için 12.375,00TL, intifa hakkı tesisi için 5.979,20 TL olmak üzere toplam 18.354,20 TL masraf yapıldığı belirtilerek toplam 27.075,45 TL ile bu talebin yanı sıra dava dilekçesinde dile getirilmeyen bir alacak kalemi olarak mahrum kalınan kira alacağı olarak 360.000,00 TL'nin de davalıdan tahsili talep edilmiştir.

15.Islah dilekçesinde dile getirilen kira alacağına ilişkin yeni istemin reddi açıklanan sebeplerle yerinde olup davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

16.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Asıl davada davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

02.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/993523700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.