6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Aydınlatma yükümlülüğünün sözlü de yapılabilmesi ve her türlü delille ispatı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/4807 E. 2023/6782 K. · · İlk derece: İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Sigorta

Gerekçe özeti

Hekimin aydınlatma yükümlülüğünün yazılı yapılması zorunlu değildir; sözlü de gerçekleştirilebilir ve her türlü delille (hasta kayıtları, hastanın eğitimi/yaşı/kültürel seviyesi serbestçe değerlendirilerek) ispatlanabilir; kayıtların aksini ispat yükü hastadadır. Ayrıca down sendromlu doğan çocuk adına, hekim aydınlatsaydı gebeliğin sonlandırılabileceği önermesine dayanan tazminat istemi, çocuğun kişilik haklarını ihlal ettiğinden hukuki yarar yokluğu taşır.

Ele alınan sorunlar

Down sendromlu doğan davacı çocuk yönünden tazminat isteminde hukuki yarar → ret

İddia: Davacılar, sigortalı hekimin aydınlatma, onam, teşhis ve ileri test önerme yükümlülüklerini ihlal etmesi sonucu çocuğun down sendromlu doğduğunu ileri sürerek çocuk adına maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.

Gerekçe: Down sendromlu doğan davacı çocuk bakımından, "doktor aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi belki yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal etmektedir. Maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemez (Anayasa m. 12, 17; Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme m. 10, 17). Bu nedenle davacı çocuk hakkında kurulan hükmün bozulması gerekmiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Davacı ebeveynler yönünden aydınlatma yükümlülüğünün şekli ve ispatı → ret

İddia: Davalı sigortacı, aydınlatmanın yazılı olması kuralının bulunmadığını, hastaya bilgilendirme yapıldığını ve sigortalı hekime kusur atfedilmediğini ileri sürmüştür; davacılar ise aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediğini savunmuştur.

Gerekçe: Türk hukukunda aydınlatma yükümlülüğünün yazılı olarak yapılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından, hastanın aydınlatılması sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebilir; yükümlülüğün yerine getirildiği hekim ve zorunlu sorumluluk sigortacısı tarafından her türlü delille ispatlanabilir. Aydınlatmanın yapılıp yapılmadığı, hastanın eğitimi, yaşı, kültürel seviyesi ve hekim/hastane tarafından tutulan kayıtlar serbestçe değerlendirilerek tespit edilmelidir. Gebe takip formundaki kayıtlar (ikili ve üçlü test ile karyotip analiz önerileri ve hastanın bunları yaptırmak istemediği) bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacıya sözlü olarak bilgilendirme yapıldığı, bunun aksinin davacı tarafından ispatlanamadığı gözetilerek hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekil arayan hüküm kurulması ve bu hükme yönelen istinaf isteminin esastan reddi doğru görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Aydınlatma yükümlülüğünde yazılı şekil şartı bulunmadığı ve her türlü delille ispatlanabileceği; ayrıca down sendromlu doğan çocuğun kişilik hakkına dayalı tazminat isteminde hukuki yarar bulunmadığı yönünden bağlayıcı Yargıtay içtihadı niteliğindedir.

Usul tespitleri

Dava şartı
hukuki yarar (davacı çocuk yönünden)

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
aydınlatma yükümlülüğü aydınlatılmış onam hekimin özen borcu ispat yükü hukuki yarar kişilik hakları tıbbi kötü uygulama (malpraktis) zorunlu mali sorumluluk sigortası

Atıf yapılan mevzuat: Anayasa — Anayasa 12Anayasa 17 · Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme — Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme 10Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme 17

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2022/4807 E.  ,  2023/6782 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2022/808 Esas, 2022/879 Karar

HÜKÜM

Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2016/32 E., 2022/129 K.

Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 21.11.2023 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. ... ile davalı ve fer'i müdahil vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.

I. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...'ün diğer müvekkillerinin müşterek çocuğu olduğunu, müvekkil ...'ün hamileliği boyunca davalı ... tarafından sigortalı doktor ... tarafından takip edildiğini, ancak sigortalının tıbbi kötü uygulaması sonucu küçük ...'nin down sendromu ve bilişsel gelişim geriliğinin hamilelikte tespit edilmediğini, çocuğun bu nedenle down sendromlu olarak doğduğunu, sigortalının kötü uygulamalarının bilgilendirmeme, onam almama, teşhiste kusur, ileri testleri önermeme ve amniyosentez yapmama olarak sayılabileceğini, hasta hekim ilişkisinde sigortalının vekalet sözleşmesi kapsamında özen borcu altında olduğunu, küçüğün down sendromlu olarak doğumu nedeniyle hayat boyu işgöremez durumda olacağını, bu nedenle ayrıca müvekkillerinin zarara da uğradıklarını, tıbbi kötü uygulama nedeniyle hekimin kusurlu olduğunu belirterek, davacı ...

için 10.000,00 TL iş göremezlikten kaynaklanan maddi (bakıcı ücreti dahil) ve 60.000,00 TL manevi tazminat, diğer davacılar için ise ayrı ayrı 30.000,00'er TL manevi tazminat olmak üzere toplam 130.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 13.08.2021 tarihli dilekçesiyle, maddi tazminata ilişkin talebini artırarak 280.000,00 TL'ye çıkarmıştır.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; Dr. ...'in 18.02.2015 - 18.02.2016 tarihleri arasını kapsayan tıbbi kötü uygulamaya ilişkin ZMSS poliçesi ile müvekkili tarafından sigortalandığını, müvekkilinin sorumluluğunun maddi ve manevi tazminat istemlerinde her bir olay için azami 400.000,00 TL limit ile sınırlı olduğunu, dava konusu olayda sigortalı doktorun kusurlu işlem ve özensizliğinin bulunup bulunmadığının tespiti gerektiğini, talep edilen tazminatın fahiş olduğunu, davalı doktorun hastaya karşı tüm sorumluluğunu yerine getirmesi nedeniyle maddi tazminat koşullarının oluşmadığını, istenmeyen sonucun tamamen davacıların özensizliğinden kaynaklandığını, bu nedenle manevi tazminat koşullarının da oluşmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki ilişkinin temelinin vekalet sözleşmesi olduğu, vekilin, vekalet görevini yerine getirirken yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışı nedeniyle doğan zararlardan sorumlu olduğu, bu nedenle vekil konumunda olan doktorun, meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmesi gerektiği, Yargıtay kararları ile de sabit olduğu üzere aydınlatılmış onamın yapıldığını ve özen yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispat yükü tedaviyi yapan hekime yüklendiği, bu ispat yükü yerine getirilirken tek taraflı tutulan belge ve kayıtların ilişkinin diğer tarafı olan kişiyi bağlamayacağı, gebelik takibi yapan dava dışı doktorun düzenlediği tedavi evrakları ve raporların incelenmesi sonucunda davacı ...

'ün aydınlatıldığına ve bilgilendirildiğine dair kanaat oluşmadığı ve davacı ...'ün sürekli iş göremezlik zararının taleple bağlılık ilkesi gereği kabulünün gerektiği, davacı vekilinin bakıcı giderleri talebinden feragat ettiği, dava konusu olayın aynı zamanda haksız fiil niteliğinde olması nedeniyle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 56 ncı maddesi gereğince zarara uğrayanların manevi tazminat isteme haklarının bulunduğu gerekçesiyle, davacıların bakıcı gideri taleplerinin feragat nedeniyle reddine, diğer maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davalı ve feri müdahil vekili; mahkemenin kabulünün aksine aydınlatmanın yazılı olması kuralının bulunmadığını, hastane uygulamasında tetkikler hakkında bilgilendirilen her hastaya belge imzalatılmadığını, imza altına alınacak konu ve durumların hastane organizasyonu ile yapıldığını, küçüğün down sendromlu olmasına sigortalı hekimin eylemlerinin sebebiyet vermediğini, bilirkişi raporunda sigortalıya kusur atfedilmediğini, müvekkilinin sorumluluğu 400.000,00 TL olan poliçe limitiyle sınırlı olduğundan, yargılama gideri ve vekalet ücreti ile birlikte hükmedilen tazminatın toplam tutarı 400.000,00 TL olacak şekilde karar verilmesi gerekirken, ayrıca yargı gideri ve faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, ıslah edilen miktara ancak ıslah tarihinde itibaren faize hükmedilmesi gerekirken dava tarihinden itibaren hükmedilmesinin usule aykırı olduğunu, küçüğün down sendromlu doğumuna hekim eyleminin neden olmadığını, alınan bilirkişi raporlarında ve bilimsel raporlarda da sigortalının kusursuz olduğunun tespit edildiğini, mevzuatın hatalı yorumlandığını belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 12 ve 17 nci maddeleri.

2.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (YHGK) 22.03.2022 tarihli, 2020/11-592 E. ve 2022/356 K. sayılı kararı.

3. Değerlendirme

1.Davacı çocuk ... yönünden; Anayasa'nın Temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlıklı 12 nci maddesi, "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir...", Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17 nci maddesi, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..." düzenlemelerini içermektedir. Öte yandan 31.12.2008 tarihli, 5825 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin Giriş bölümünde (h) bendinde, İşbu Sözleşmeye Taraf Olan Devletlerin, "...Bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlal edilmesi anlamına geldiğini de kabul ederek,..." aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya vardıkları belirtilmiş olup Yaşama Hakkı başlıklı 10 uncu maddesinde, Taraf Devletlerin her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alacağı, Kişisel Bütünlüğün Korunması başlıklı 17 nci maddesinde, engelli her kişinin, beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit bir şekilde saygı duyulması hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir.

Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta down sendromlu doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “doktor, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal etmektedir. Maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemez. Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde engelli bireylere tanınan tüm haklardan davacı çocuk ...'ün de yararlanacağı şüphesizdir. Açıklanan bu hususlar doğrultusunda davacı çocuk hakkında kurulan hükmün bozulması gerekmiştir.

2.Davacı ebeveynler anne ... ve baba ... yönünden; İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan 12.03.2021 tarihli rapor ve aynı heyetçe verilen 21.05.2021 tarihli ek raporda, davacı ...'ün gebelik takiplerinin Özel ... Hastanesinde sigortalı Op. Dr. ... tarafından yapıldığı, 15.07.2012 tarihli muayenede hastaya ikili test önerildiği, hastanın ikili test yaptırmak istemediği ve buna dair imza alındığına dair gebe takip formuna yazıldığı, 03.08.2012 tarihli muayenede hastadan üçlü test istendiği, üçlü test ile ilgili bilgi verildiği, hastanın yaptırmak istemediği ancak bir hafta sonra net kararını bildireceği konusunda gebe takip formuna yazıldığı, 01.09.2012 tarihli muayenede yapılan fetal ultrasonda femur kısa olarak tespit edildiği, hastadan detaylı USG istendiği, 04.09.2012 tarihinde Op.

Dr. ... tarafından detaylı USG bakıldığı, femur boyunun beklenenden kısa olması sebebiyle karyotip analiz önerilebileceğinin not alındığı, 30.09.2012 tarihinde hastanın detaylı USG sonucu ile ilgili bilgilendirildiği, karyotip analiz önerildiği ve fakat hastanın invaziv test yaptırmak istemediğinin gebe takip formuna yazıldığı hususları belirtilmiştir.

YHGK'nun 22.03.2022 tarihli, 2020/11-592 E. ve 2022/356 K. sayılı kararında açıklandığı üzere Türk hukukunda aydınlatma yükümlülüğünün yazılı olarak yapılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme yer almadığı gözetildiğinde hastanın aydınlatılması sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebilir. Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği hususu hekim ve zorunlu sorumluluk sigortacısı tarafından her türlü delille ispatlanabilir. Bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği hususu somut olay özelinde hastanın eğitimi, yaşı, kültürel seviyesi ve hekim veya hastane tarafından tutulan kayıtlar serbestçe değerlendirilerek tespit edilmelidir. Bilirkişi raporlarında yapılan ve yukarıya metni alınan değerlendirmeler bir bütün olarak incelendiğinde, davacı ...

'e down sendromu konusunda sözlü olarak bilgilendirme yapıldığına ilişkin kayıtların aksinin davacı tarafından ispatlanamadığı gözetilerek bir hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması ve bu hükme yönelen istinaf isteminin Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddi doğru görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalıya iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

23.11.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Dava, tıbbi kötü uygulamaya dair zorunlu mali sorumluluk sigortasından kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesi, sigortalı hekimin hastayı aydınlatma görevini yerine getirdiğini ispatlayamadığı gerekçesiyle davayı kabul etmiş, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf istemi esastan red edilmiştir.

Sayın çoğunlukla aramızdaki ihtilaf, sigortalı hekimin tıbbi uygulamasıyla Down sendromlu doğan çocuk vakıası arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı hususunda kaynaklanmaktadır.

Gerek benzer uyuşmazlıklarla ilgili Dairemize gelen işler, gerekse dosyadaki bilirkişi raporları ve özel mütalaalar üzerinden edinilen bilgiler nazara alındığında; bu tür doğumların genetik (kromozom fazlalığından) kaynaklanan bir tür anomali olup tedavisinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

Kahir ekseriyeti ileri yaş gebeliklerden kaynaklanan bu vakıaların en erken gebeliğin 11. haftasında; ileri aşamalı üçlü-dörtlü testlerle tespit edilebildiği ve rahim tahliyesi ( kürtaj ) dışında bir seçenek bırakmadığı tıbbi bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.

Tıbbi prosedürler, böylesine bir rahatsızlığın teşhisi halinde rahim tahliyesine cevaz vermekle birlikte hamileliğin geldiği aşamaya nazaran bunun etik olup olmadığı hususundaki tartışmaların halen güncelliğini koruduğu gözlemlenmektedir.

Bu durumda gebelik sürecine nezaret eden hekimin erken teşhis halinde durumdan haberdar edeceği annenin önünde çocuğu aldırmak dışında bir seçeneğinin bulunmadığı tartışmasızdır.

Somut vakıada çocuk sağ olarak dünyaya gelmiştir. Davacı ebeveynler, kendileri adına asaleten, çocuğa ise velayeten iş bu tazminat davasını açmışlardır.

Down sendromlu hamileliğin anne sağlığını tehdit ettiğine dair tıbbi bir veri bulunmamaktadır. Ancak doğum sonrası gerek anne, gerekse çocuk ve aile efradı yönünden sıkıntılı bir sürecin başlayacağı muhakkaktır. Ne var ki, sigorta poliçesi yalnızca hekimin kötü tıbbi uygulamaları sonucunda oluşan zararları teminat altına almaktadır, doğum sonrası kamplikasyonları değil.

Somut vakıada açıkça dile getirilmemekle birlikte zımnen, “zamanında haberdar edilseydik anne karnındayken hayatına son verecektik” tezinden başka dayanak bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Özetle, Down sendromun tıbbi uygulama hatasından değil, genetik anomaliden kaynaklandığı, erken teşhis halinde bile tedavisinin mümkün bulunmadığı, hekimin aydınlatma görevini zamanında yapması halinde bile çocuğun anne karnında iken tahliyesi (öldürülmesi) dışında bir seçenek bırakmaması nedeniyle hekimin eylemi (ihmali) ile poliçenin teminat altına aldığı zarar arasında illiyet bağı bulunmadığından, mevcut delillere nazaran davanın hem küçük hem de ebeveynler açısından bu nedenle reddi gerektiği düşüncesiyle, aksi yönde tezahür eden sayın çoğunluk kararına ebeveynler açısından gerekçe bakımından iştirak etmiyorum.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/990795300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Bozuldu

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2022/808 E. 2022/879 K.

Hekimin aydınlatma yükümlülüğünü ispat edememesi nedeniyle sorumluluğu

Gerekçe özeti

Hasta-hekim ilişkisinde vekalet sözleşmesinden kaynaklanan aydınlatma yükümlülüğünün usulüne uygun yerine getirildiğini ispat yükü hekime aittir; hastane veya hekim tarafından tek taraflı düzenlenen kayıtlar bu ispatı sağlamaya elverişli değildir ve yazılı aydınlatma formu bulunmadığında hekim, hastalığın kendisinden değil aydınlatma yükümlülüğüne aykırılıktan sorumlu tutulur. Sözleşmeye aykırılık haksız fiil hükümlerine tabi olduğundan (TBK 114/2), ıslahla artırılan tazminat kısmına da dava tarihinden itibaren faiz işletilir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçesindeki teminat limiti, hükmedilen tazminatı kapsar; ancak yargılama giderleri, işleyecek faiz ve avukatlık ücreti bu limitin dışında olup, Genel Şartlar gereği sigortacı tarafından ayrıca ödenir; bu kalemler poliçe limitinden düşülemez.

Emsal değeri

Hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğine ilişkin ispat yükünün hekimde olduğu, tek taraflı düzenlenen hastane kayıtlarının bu ispatı sağlamaya yetmediği ve zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçe limitinin yargı gideri, faiz ve vekalet ücretini kapsamadığı yönündeki tespitler açısından emsal niteliktedir.

Kavramlar: vekalet sözleşmesi özen borcu aydınlatma yükümlülüğü ispat yükü tıbbi kötü uygulama zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçe teminat limiti ıslah sürekli işgöremezlik

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2022/808

KARAR NO 2022/879

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 22/02/2022

NUMARASI 2016/32 Esas 2022/129 Karar

DAVA

Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 09/06/2022

Davanın kabulüne ilişkin kararın davalı ve feri müdahil vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacılar vekili; müvekkili ...'ün diğer müvekkillerinin müşterek çocuğu olduğunu, müvekkil ...'ün hamileliği boyunca davalı sigorta şirketi tarafından sigortalı doktor ... tarafından takip edildiğini, ancak sigortalının tıbbi kötü uygulaması sonucu küçük ...'nin down sendromu ve bilişsel gelişim geriliğinin hamilelikte tespit edilmediğini, çocuğun bu nedenle down sendromlu olarak doğduğunu, sigortalının kötü uygulamalarının bilgilendirmeme, onam almama, teşhiste kusur, ileri testleri önermeme ve amniyosentez yapmama olarak sayılabileceğini, hasta hekim ilişkisinde sigortalının vekalet sözleşmesi kapsamında özen borcu altında olduğunu, küçüğün down sendromlu olarak doğumu nedeniyle hayat boyu işgöremez durumda olacağını, bu nedenle ayrıca müvekkillerinin zarara da uğradıklarını, tıbbi kötü uygulama nedeniyle hekimin kusurlu olduğunu belirterek, davacı ...

için 10.000-TL iş göremezlikten kaynaklanan maddi (bakıcı ücreti dahil) ve 60.000-TL manevi tazminat, diğer davacılar için ise ayrı ayrı 30.000'er TL manevi tazminat olmak üzere toplam 130.000TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

ISLAH Davacılar vekili 13.08.2021 tarihli dilekçesiyle, maddi tazminata ilişkin talebini artırarak 280.000-TL'ye çıkarmıştır.

CEVAP

Davalı vekili; Dr. ...'in 18/02/2015 - 18/02/2016 tarihleri arasını kapsayan tıbbi kötü uygulamaya ilişkin ZMSS poliçesi ile müvekkili tarafından sigortalandığını, müvekkilinin sorumluluğunun maddi ve manevi tazminat istemlerinde her bir olay için azami 400.000-TL limit ile sınırlı olduğunu, dava konusu olayda sigortalı doktorun kusurlu işlem ve özensizliğinin bulunup bulunmadığının tespiti gerektiğini,talep edilen tazminatın fahiş olduğunu, davalı doktorun hastaya karşı tüm sorumluluğunu yerine getirmesi nedeniyle maddi tazminat koşullarının oluşmadığını, istenmeyen sonucun tamamen davacıların özensizliğinden kaynaklandığını, bu nedenle manevi tazminat koşullarının da oluşmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; taraflar arasındaki ilişkinin temelinin vekalet sözleşmesi olduğu, vekilin, vekalet görevini yerine getirirken yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışı nedeniyle doğan zararlardan sorumlu olduğu, bu nedenle vekil konumunda olan doktorun, meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmesi gerektiği, Yargıtay kararları ile de sabit olduğu üzere aydınlatılmış onamın yapıldığını ve özen yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispat yükü tedaviyi yapan hekime yüklendiği, bu ispat yükü yerine getirilirken tek taraflı tutulan belge ve kayıtların ilişkinin diğer tarafı olan kişiyi bağlamayacağı, gebelik takibi yapan dava dışı doktorun düzenlediği tedavi evrakları ve raporların incelenmesi sonucunda davacı ...'ün aydınlatıldığına ve bilgilendirildiğine dair kanaat oluşmadığı ve davacı ...'ün sürekli iş göremezlik zararının taleple bağlılık ilkesi gereği kabulünün gerektiği, davacı vekilinin bakıcı giderleri talebinden feragat ettiği, dava konusu olayın aynı zamanda haksız fiil niteliğinde olması nedeniyle, TBK'nun 56.

maddesi gereğince zarara uğrayanların manevi tazminat isteme haklarının bulunduğu, Yargıtay içtihatları ile sübut bulan ispat hususuna ilişkin değerlendirmelere aykırı olarak görüş beyan edilmiş olması nedeniyle, davalı tarafından sunulan uzman mütalaasına ve kusur durumuna ilişkin olarak ATK'dan ve son oluşturulan bilirkişi heyetinden alınan raporlara itibar edilmediği gerekçesiyle, davacıların bakıcı gideri taleplerinin feragat nedeniyle reddine, diğer maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davalı ve feri müdahil vekili; mahkemenin kabulünün aksine aydınlatmanın yazılı olması kuralının bulunmadığını, hastane uygulamasında tetkikler hakkında bilgilendirilen her hastaya belge imzalatılmadığını, imza altına alınacak konu ve durumların hastane organizasyonu ile yapıldığını, küçüğün down sendromlu olmasına sigortalı hekimin eylemlerinin sebebiyet vermediğini, bilirkişi raporunda sigortalıya kusur atfedilmediğini, müvekkilinin sorumluluğu 400.000-TL olan poliçe limitiyle sınırlı olduğundan, yargılama gideri ve vekalet ücreti ile birlikte hükmedilen tazminatın toplam tutarı 400.000-TL olacak şekilde karar verilmesi gerekirken, ayrıca yargı gideri ve faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, ıslah edilen miktara ancak ıslah tarihinde itibaren faize hükmedilmesi gerekirken dava tarihinden itibaren hükmedilmesinin usule aykırı olduğunu, küçüğün down sendromlu doğumuna hekim eyleminin neden olmadığını, alınan bilirkişi raporlarında ve bilimsel raporlarda da sigortalının kusursuz olduğunun tespit edildiğini, mevzuatın hatalı yorumlandığını belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesine dayalı olup, uyuşmazlığın temelini teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen doktorun bu kapsamda mevcut sorumluluğu ve özen borcu oluşturmaktadır. Buna göre vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilememesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle vekil konumunda olan ve tedavi işlemlerini yapanların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir.

Vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür.

04. 04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesi, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununun 59/g maddesi uyarınca çıkarılan Hekim Etiği Yönetmeliği ile Hasta Hakları Yönetmeliği hükümlerinde de belirtildiği üzere, hasta, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek hekim tarafından tıbbi müdahale konusunda bilgilendirilmelidir. Bu kapsamda sağlık hizmetinin verilmesinde tıbbi gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakımı özenle yapma görevi hekime ait olup, hastanın uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusunda bilgi edinme hakkı bulunmaktadır.

Bu bilgilendirme, hekim tarafından hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerekmektedir. Hastayı bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekim, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğini kanıtlamakla yükümlüdür. Özetle, hekim görevini özenle yerine getirmeli ve hastanın bilgi alma hakkı kapsamında onu aydınlatmalıdır. Somut olayda, hekimin down sendromunu teşhise yönelik bir hatasının veya bu anomaliyi teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı aydınlatmamasının sorumluluğunu doğuracağı izahtan varestedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 28/11/2019 tarihli, 2018/1849 Esas 2019/7606 Karar sayılı ilamı). Somut olayda; davacının hamileliğinin takibini yapan sigortalı hekimin, davalı sigorta şirketi tarafından tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile olay başına 400.000-TL limitle sigortalanmış olduğu, davacının gebelik takibinin davalının sigortalısı olan hekim tarafından yapıldığı, bu kapsamda 23.05.2012 tarihinde gebelik saptandığı, 15.07.2012 tarihli muayenede 12+ haftalık gebelik tespiti ile nazal kemik izlenen hastaya ikili test önerildiği, hastanın ikili test istemediğinin hasta takip formuna yazıldığı, 03.08.2012 tarihli muayenede davacıdan üçlü test istenildiği, davacının yaptırmak istemediğini, bir hafta sonra kararını bildireceğini beyan ettiği, daha sonra 12.08.2012 tarihinde yapılan üçlü testte down sendromu riskinin düşük çıktığı (1/2040), 01.09.2012 tarihinde fetal ultrasonda femur kısa olarak değerlendirildiği için detaylı USG istenildiği, 04.09.2012 tarihinde başka hekim tarafından yapılan USG'de femur kısa tespiti ile karyotip analizinin önerilebileceğinin rapor edildiği, 30.09.2012 tarihli muayenede ikinci düzey USG sonucu ile ilgili olarak hastanın bilgilendirildiği, amniyosentez veya kordosentez ile karyotip analizi önerildiğinin açıklandığı, ancak davacının invaziv test yaptırmak istemediğinin takip formuna not edildiği, sonrasında davacı çocuğun down sendromlu olarak dünyaya geldiği anlaşılmaktadır.

Davalının sigortalısı hekim tarafından down sendromu riski nedeniyle davacı anneden ileri düzeyde tetkikler istenildiği anlaşılmakta ise de, davacı hastanın down sendromu konusunda bilgilendirildiğine dair yazılı bir belge (aydınlatma formu) düzenlenmediği anlaşılmaktadır. Hastane belgelerinde bu yönde bilgilendirme yapıldığına dair kayıtlar bulunsa da, hastane ve hekim tarafından tek taraflı olarak düzenlenen bu kayıtlar, davacının bu konuda yeterince aydınlatıldığını kabule elverişli değildir. Bu durumda uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkiler, komplikasyonlar ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskler konusunda bilgilendirmenin, davalının sigortalısı olan ihbar olunan hekim tarafından davacı annenin sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığının, davacı anneyi bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davalının sigortalısı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmaktadır.

Bu itibarla teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen sigortalı hekim, davacı çocuğun down sendromlu olarak doğmasından dolayı değil, bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranışından dolayı sorumludur. İlk derece mahkemesince; ATK'den alınan raporda davacı çocuğun down sendromu nedeniyle %70 oranında sürekli işgöremez durumda olduğu tespit edilmiştir. Hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporunda; tazminat hesabına esas olmak üzere davacı çocuğun ortalama yaşam ve bakiye ömür süresinin mevcut rahatsızlığı dikkate alınarak belirlendiği, 0-18 yaş arasında net asgari ücret üzerinden, 18-60 yaş arası AGİ dahil asgari ücretin net tutarı ve 60-78 yaş arası net asgari ücret üzerinden hesaplama yapılarak sürekli işgöremezlik zararının 1.682.529,57-TL olarak belirlendiği, maddi tazminat istemi yönünden mahkemece taleple bağlı kalındığı, dava tarihinden itibaren faize hükmedildiği anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık vekalet akdine aykırılıkdan kaynaklanmakta olup,sözleşmeye aykırılık halinde haksız fiile ilişkin hükümler TBK nun 114/2 gereği uygulanacağından ıslahla artırılan kısım yönünden de dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinde isabetsizlik yoktur. 20/07/2010 yürürlük tarihli Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında; serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların poliçe kapsamındaki mesleki faaliyeti ifa ederken mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine, bu taleple bağlantılı yargılama giderleri ile hükmolunacak faize ve sigortalı aleyhine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlayacağı düzenlenmiş olup, poliçe kapsamında teminat altına alınan tazminat türleri bakımından herhangi bir ayrım yapılmamıştır.

Uyuşmazlık konusu sigorta poliçesinde de aynı hüküm yer almaktadır. Poliçede sigorta teminatı olay başına 400.000-TL ile sınırlıdır. Ancak genel şartların B.3.3 maddesinde, sigortacının temerrüt faizi ödeme borcundan kurtulmasını öngören sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğu, B.3.4 maddesinde ise sigortacının, dava sonucuna göre yargı giderlerini ve avukatlık ücretlerini genel hükümler çerçevesinde ödemekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir.Hükmedilecek maddi ve manevi tazminat dışında yargı giderleri, işleyecek faiz ve avukatlık ücreti tutarının poliçe limitinden düşülmesi mümkün değildir. Davalı vekilinin, teminat limitini aşar şekilde karar verildiğine ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Davacılar vekili tarafından sunulan istinafa cevap dilekçesinde, geçici ödeme talebinde bulunmuş ise de ; somut olayda durum ve koşulların avans ödemesi yapılmasını gerektirdiği hususunda bir kanaate ulaşılamadığından avans ödemesi isteminin reddine karar verilmiştir. Açıklanan nedenlerle, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, istinaf nedenleri yerinde görülmeyen davalı ve feri müdahil vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı ve feri müdahil vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Koşulları bulunmadığından davacılar vekilinin geçici ödeme talebinin reddine, Davalıdan alınması gereken 27.255,69-TL istinaf karar harcından davalı tarafından peşin yatırılan 6.894,62-TL harcın mahsubu ile bakiye 20.361,07‬-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Feri müdahil tarafından yatırılan peşin harcın karar harcına mahsubuna, başkaca harç alınmasına yer olmadığına, Davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.

09/06/2022

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.