6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Marka Hakkına Tecavüz ve Haksız Rekabet

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/545 E. 2023/5698 K. ·

Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Usul tespitleri

Dava şartı
dava şartı

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yolsuz tescil distribütörlük sözleşmesi bilirkişi raporları arasında çelişki hükümsüzlüğün tespiti tahkikat mükerrerlik dava şartı yokluğu yenileme kamu düzeni marka hakkına tecavüz ortalama tüketici ihtarname kötüniyet harç tacir cy/cy kaydı eksik inceleme haksız rekabet istinaf yoluna başvurulabilirlik i̇i̇k 72/son

Atıf yapılan mevzuat: TMK · HMK

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 2008/40102 ... şekil markasının 07,35, 2010/77905 ... şekil markasının 07,35, 2010/51590 sayılı ... ROMANIA şekil markasının 7. sınıflarda davalı taraf adına tescilli olduğu, tescil kaydının halen sahibi adına geçerliliğini koruduğu, davacının dayanak yaptığı ... 091240 sayılı markanın koruma süresi içerisinde yenilenmediğinden hükümden düşmüş olduğu sahibi adına geçerliliği bulunmadığı markanın en son 17.01.1996 tarihinden itibaren on yıl müddetle yenilendiğinin anlaşıldığı, asıl davanın marka hakkına tecavüz olmadığının tespitine yönelik olduğu, 556 sayılı KHK'nın 74 üncü maddesi gereğince menfaati olan herkesin marka sahibine karşı dava açarak fiillerin marka hakkına tecavüz teşkil etmediğine karar verilmesini talep edebileceği, bu davanın açılmasından önce dava açacak olan kimsenin kendisinin Türkiye'de giriştiği veya girişeceği sınai faaliyet sonucunda üretilen ürünlerde kullanacak markanın başkasına ait bir marka hakkına tecavüz teşkil edip etmediği hakkında marka sahibinden görüşlerini bildirmesini noter aracığılı ile talep etmesi gerektiği, bu bildirimin dava şartı olduğu, bu talebin marka sahibine tebliğinden itibaren bir ay içinde marka sahibinin cevap vermemesi veya verilen cevabın marka sahibi kişi tarafından kabul edilmemesi halinde menfaat sahibi birinci fıkraya göre dava açabileceği, somut olayda, davacı taraf davayı açarken karşı tarafa yönelik yasal hakları içeren bir ihtarname göndermiş ise de, söz konusu markanın yurt dışından ithalatta kullanıldığı, markanın davalı karşı davacı adına tescilli olduğu, ülkesellik prensibi gereği davalının markayı tescil ve tescile dayalı üstün hakkı olduğu, davacının davalı taraftan izin almaksızın markayı kullanması ve ürünleri ithal etmesi mümkün olmadığından yerinde olmayan asıl davanın reddine karar verilmesi gerektiği, karşı dava yönünden yapılan değerlendirmede, davacı karşı davalı tarafın ithal ettiği rulmanlar üzerinde davacı tarafın tescilli markası kapsamında ve aynı sınıfta ... markasını benzer şekilde kullanımı tüketici nezdinde karıştırma ihtimali doğurduğundan her ne kadar rulmanların satıldığı yerler tacir olsa da ortalama tüketici nezdinde ürünler üzerinde ... markasının birebir kullanımı ayırt edici başka bir işaretin olmaması dikkate alındığında, tescilli sınıftan davalı karşı davacıya ait markanın birebir kullanımı, markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil edeceğinden davacı karşı davalı tarafın kullanımının engellenmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı- karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı -karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 556 sayılı KHK'nın 74 üncü maddesinde düzenlenen bildirim şartının müvekkilince yerine getirilmediğinden ve dava şartı yokluğundan bahsedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı - karşı davacı tarafından müvekkile, "markanın kullanılmaması" uyarısında bulunulmasının akabinde, müvekkil şirketçe düzenlenen ve noter aracılığıyla gönderilen 07.10.2015 tarihli cevabi ihtarnameye davalı - karşı davacı tarafından cevap verilmediğini, ihtarnamenin tebliğinden 1 ay geçtikten sonra huzurdaki davanın açıldığını, davalı- karşı davacı tarafından yapılan marka tescilinin kötü niyetli olduğunu, ... bir "rulman" markası olup dünya ölçeğinde makine sanayii sektöründe tanınmış bir marka olduğunu, Romanya'da ilk tescilinin 1967 yılına dayandığını, davalı - karşı davacı, Türkiye'de kötü niyetli olarak tescil ettirdiği ... markasını, hem Romanya'dan ithal ettiğini, hem de Romanya firmasının tescili yenilememesini fırsat bilerek ve ... markasını kendi adına tescil ettirdiğini, müvekkili şirketin, marka hakkı sahibi tarafından distribütörlük sözleşmesine istinaden ... rulmanlarının satışını ve ithalini gerçekleştirmekte olup, hukuka aykırı bir eylem içerisinde olmadığını, davalı - karşı davacı, kötüniyetli ve yolsuz tescili ile hak iddiasında bulunduğunu, yerel mahkemece bu talebinin kabul edilmesinin evrensel hukuk kurallarına ve kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı- karşı davalının, markasal anlamda davalı-karşı davacının tescilli markalarına tecavüzde bulunduğu ve aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiği, İlk Derece Mahkemesi kararında esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı- karşı davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı - karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin eksik inceleme ve hatalı hukuki değerlendirme ile davayı reddettiğini, istinaf mahkemesinin de gerekli incelemeleri yapmadan ve farklı heyetlerce tanzim edilen bilirkişi raporlarındaki çelişkiler giderilmeden raporlardan sadece birini esas alıp istinaf taleplerinin esastan reddedildiğini, yargılamaya konu uyuşmazlık marka hakkına ilişkin olup uyuşmazlığın 556 sayılı KHK kapsamında çözümlenmesi gerekli olmakla birlikte uyuşmazlığın temelinde Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesi gereğince "tanınmış markanın korunması"nın söz konusu olduğunu, bu durumda her ne kadar 556 sayılı KHK gereğince tescilli markanın korunmasında "ülkesellik" prensibi esas alınsa da markanın tanınmışlığı nedeniyle ülkesellik ilkesine istisna teşkil eden ve usulüne uygun olarak yürürlüğe giren Paris Sözleşmesinin uygulama önceliği bulunacağını, zira söz konusu sözleşme marka hakkının kullanılmasına ilişkin usuli hükümler içerse de aynı zamanda marka hakkının korunması için maddi kurallar da içerdiğini, bu nedenle de gerek yerel mahkemenin gerek istinaf mahkemesinin hatalı değerlendirme ve incelemesi sonucunda somut olay nezdinde "ülkesellik" prensibinin uygulanacağının belirtilmesinin usul ve yasaya, özellikle Anayasa'ya aykırı olduğunu, ikame edilen dava, tanınmışlığın söz konusu olması nedeniyle tecavüzün olmadığının tespitine yönelik olup, yerel mahkeme ve istinaf mahkemelerince "markanın hükümsüzlüğünün tespiti" talep edilmediğinden bahisle karşı davanın kabulüne karar verildiğini, tecavüzün olmadığının tespitine yönelik asıl davayı ise delilleri toplamadan, bilirkişi raporları arasındaki çelişkileri ve eksiklikleri gidermeden, herhangi bir araştırma ve inceleme yapmadan, hatalı hukuki değerlendirme ile reddetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı tarafın söz konusu markanın dünyaca ve Türkiye'de tanınmış marka olduğunu bilmesine rağmen kötü niyetli olarak markanın üzerinde ufak değişiklikler yaparak kendi adına tescil ettirdiğini, oysa davacı müvekkilin kullandığı marka 1967'den bu yana sektörel bazda tanınan ve bilinen marka olup tescilsiz korumaya sahip olmasına rağmen davalı şirket marka tescil hakkını 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesine aykırı olarak kullandığını, tahkikatın sona ermesi aşamasına geçilmeden usul ve yasaya aykırı olarak verilen kararın hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Asıl dava marka hakkına tecavüz olmadığının tespiti, karşı dava marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, sonuçlarının ortadan kaldırılması istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 9 uncu maddesi, 74 üncü maddesi.

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı - karşı davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2022/545 E.  ,  2023/5698 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi

Taraflar arasındaki asıl dava marka hakkına tecavüz olmadığının tespiti, karşı dava marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, sonuçlarının ortadan kaldırılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacı- karşı davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı- karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı- karşı davalı vekili dava dilekçesinde; müvekkili firmanın Romanya tescilli ülkesinin milli markası niteliğindeki sektörde dünyaca tanınmış ... markasını Türkiye'ye ithal ederek iç piyasada satışa arz ettiğini, ... bir rulman markası olup, ülkesinde tanınmış bir marka olduğunu, Romanya 'da ilk tescilinin 1967 yılına dayandığını, ... ... SA şirketi adına tescilli olan ... markalı rulmanlar hak sahibi tarafından Türkiye pazarına direk veya distribütörlük verdiği müvekkili firma aracılığıyla giriş yaptığını, ...şirketinin ana hissedarı olan ...ile müvekkili şirket arasında ... markalı rulmanların Türkiye'de satışı konusunda distribütörlük anlaşması yaptığını, sözleşemeye göre müvekkilinin ...

markalı ürünleri ithal ettiğini, marka hakkı ihlaline sebebiyet vermediğini, davalının bu markanın benzerini farklı şekil ve karakterle kötü niyetli olarak kendi adına tescil ettirdiğini, tescilin yolsuz olduğunu, müvekkilinin marka hakkı sahibi tarafından sözleşme gereğince ... rulmanların satışını ve ithalinin gerçekleştirmekte olup hukuka aykırı bir fiil ve eylem içerisinde olmadığını, ileri sürerek davalının marka hakkına tecavüzde bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı- karşı davacı vekili cevap dilekçesinde; davacının 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (556 sayılı KHK) 74 üncü maddesi gereğince müvekkilinin görüşünün alınması için ihtar göndermediğini, dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesini, müvekkili adına 2008/40102, 2010/51590, 2010/77905 tescil no.lu markalarına davacının tecavüzde bulunduğunu bu nedenle asıl davanın reddine, karşı dava olarak davalı tarafın müvekkiline ait tescilli markalarıyla iltibas derecesinde benzer ibarelerinin kullanıldığını, davacı fiillerinin müvekkil ve tescilli markaları aleyhine tecavüz ve haksız rekabet yaratmakta olduğunu, söz konusu fiillerin tespiti ve önlenmesi gerektiğini ileri sürerek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 2008/40102 ... şekil markasının 07,35, 2010/77905 ... şekil markasının 07,35, 2010/51590 sayılı ... ROMANIA şekil markasının 7. sınıflarda davalı taraf adına tescilli olduğu, tescil kaydının halen sahibi adına geçerliliğini koruduğu, davacının dayanak yaptığı ... 091240 sayılı markanın koruma süresi içerisinde yenilenmediğinden hükümden düşmüş olduğu sahibi adına geçerliliği bulunmadığı markanın en son 17.01.1996 tarihinden itibaren on yıl müddetle yenilendiğinin anlaşıldığı, asıl davanın marka hakkına tecavüz olmadığının tespitine yönelik olduğu, 556 sayılı KHK'nın 74 üncü maddesi gereğince menfaati olan herkesin marka sahibine karşı dava açarak fiillerin marka hakkına tecavüz teşkil etmediğine karar verilmesini talep edebileceği, bu davanın açılmasından önce dava açacak olan kimsenin kendisinin Türkiye'de giriştiği veya girişeceği sınai faaliyet sonucunda üretilen ürünlerde kullanacak markanın başkasına ait bir marka hakkına tecavüz teşkil edip etmediği hakkında marka sahibinden görüşlerini bildirmesini noter aracığılı ile talep etmesi gerektiği, bu bildirimin dava şartı olduğu, bu talebin marka sahibine tebliğinden itibaren bir ay içinde marka sahibinin cevap vermemesi veya verilen cevabın marka sahibi kişi tarafından kabul edilmemesi halinde menfaat sahibi birinci fıkraya göre dava açabileceği, somut olayda, davacı taraf davayı açarken karşı tarafa yönelik yasal hakları içeren bir ihtarname göndermiş ise de, söz konusu markanın yurt dışından ithalatta kullanıldığı, markanın davalı karşı davacı adına tescilli olduğu, ülkesellik prensibi gereği davalının markayı tescil ve tescile dayalı üstün hakkı olduğu, davacının davalı taraftan izin almaksızın markayı kullanması ve ürünleri ithal etmesi mümkün olmadığından yerinde olmayan asıl davanın reddine karar verilmesi gerektiği, karşı dava yönünden yapılan değerlendirmede, davacı karşı davalı tarafın ithal ettiği rulmanlar üzerinde davacı tarafın tescilli markası kapsamında ve aynı sınıfta ...

markasını benzer şekilde kullanımı tüketici nezdinde karıştırma ihtimali doğurduğundan her ne kadar rulmanların satıldığı yerler tacir olsa da ortalama tüketici nezdinde ürünler üzerinde ... markasının birebir kullanımı ayırt edici başka bir işaretin olmaması dikkate alındığında, tescilli sınıftan davalı karşı davacıya ait markanın birebir kullanımı, markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil edeceğinden davacı karşı davalı tarafın kullanımının engellenmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı- karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı -karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 556 sayılı KHK'nın 74 üncü maddesinde düzenlenen bildirim şartının müvekkilince yerine getirilmediğinden ve dava şartı yokluğundan bahsedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı - karşı davacı tarafından müvekkile, "markanın kullanılmaması" uyarısında bulunulmasının akabinde, müvekkil şirketçe düzenlenen ve noter aracılığıyla gönderilen 07.10.2015 tarihli cevabi ihtarnameye davalı - karşı davacı tarafından cevap verilmediğini, ihtarnamenin tebliğinden 1 ay geçtikten sonra huzurdaki davanın açıldığını, davalı- karşı davacı tarafından yapılan marka tescilinin kötü niyetli olduğunu, ... bir "rulman" markası olup dünya ölçeğinde makine sanayii sektöründe tanınmış bir marka olduğunu, Romanya'da ilk tescilinin 1967 yılına dayandığını, davalı - karşı davacı, Türkiye'de kötü niyetli olarak tescil ettirdiği ...

markasını, hem Romanya'dan ithal ettiğini, hem de Romanya firmasının tescili yenilememesini fırsat bilerek ve ... markasını kendi adına tescil ettirdiğini, müvekkili şirketin, marka hakkı sahibi tarafından distribütörlük sözleşmesine istinaden ... rulmanlarının satışını ve ithalini gerçekleştirmekte olup, hukuka aykırı bir eylem içerisinde olmadığını, davalı - karşı davacı, kötüniyetli ve yolsuz tescili ile hak iddiasında bulunduğunu, yerel mahkemece bu talebinin kabul edilmesinin evrensel hukuk kurallarına ve kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı- karşı davalının, markasal anlamda davalı-karşı davacının tescilli markalarına tecavüzde bulunduğu ve aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiği, İlk Derece Mahkemesi kararında esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı- karşı davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı - karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin eksik inceleme ve hatalı hukuki değerlendirme ile davayı reddettiğini, istinaf mahkemesinin de gerekli incelemeleri yapmadan ve farklı heyetlerce tanzim edilen bilirkişi raporlarındaki çelişkiler giderilmeden raporlardan sadece birini esas alıp istinaf taleplerinin esastan reddedildiğini, yargılamaya konu uyuşmazlık marka hakkına ilişkin olup uyuşmazlığın 556 sayılı KHK kapsamında çözümlenmesi gerekli olmakla birlikte uyuşmazlığın temelinde Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesi gereğince "tanınmış markanın korunması"nın söz konusu olduğunu, bu durumda her ne kadar 556 sayılı KHK gereğince tescilli markanın korunmasında "ülkesellik" prensibi esas alınsa da markanın tanınmışlığı nedeniyle ülkesellik ilkesine istisna teşkil eden ve usulüne uygun olarak yürürlüğe giren Paris Sözleşmesinin uygulama önceliği bulunacağını, zira söz konusu sözleşme marka hakkının kullanılmasına ilişkin usuli hükümler içerse de aynı zamanda marka hakkının korunması için maddi kurallar da içerdiğini, bu nedenle de gerek yerel mahkemenin gerek istinaf mahkemesinin hatalı değerlendirme ve incelemesi sonucunda somut olay nezdinde "ülkesellik" prensibinin uygulanacağının belirtilmesinin usul ve yasaya, özellikle Anayasa'ya aykırı olduğunu, ikame edilen dava, tanınmışlığın söz konusu olması nedeniyle tecavüzün olmadığının tespitine yönelik olup, yerel mahkeme ve istinaf mahkemelerince "markanın hükümsüzlüğünün tespiti" talep edilmediğinden bahisle karşı davanın kabulüne karar verildiğini, tecavüzün olmadığının tespitine yönelik asıl davayı ise delilleri toplamadan, bilirkişi raporları arasındaki çelişkileri ve eksiklikleri gidermeden, herhangi bir araştırma ve inceleme yapmadan, hatalı hukuki değerlendirme ile reddetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı tarafın söz konusu markanın dünyaca ve Türkiye'de tanınmış marka olduğunu bilmesine rağmen kötü niyetli olarak markanın üzerinde ufak değişiklikler yaparak kendi adına tescil ettirdiğini, oysa davacı müvekkilin kullandığı marka 1967'den bu yana sektörel bazda tanınan ve bilinen marka olup tescilsiz korumaya sahip olmasına rağmen davalı şirket marka tescil hakkını 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesine aykırı olarak kullandığını, tahkikatın sona ermesi aşamasına geçilmeden usul ve yasaya aykırı olarak verilen kararın hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Asıl dava marka hakkına tecavüz olmadığının tespiti, karşı dava marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, sonuçlarının ortadan kaldırılması istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 9 uncu maddesi, 74 üncü maddesi.

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı - karşı davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeple;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

09.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/987918900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.