İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/7480 E. 2023/6865 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kredili mevduat hesabı (kmh)↗ müteselsil kefalet↗ gayri nakdi kredi↗ hesap kat ihtarnamesi↗ azil↗ kat ihtarnamesi↗ kefalet limiti↗ kefalet sözleşmesi↗ hesap kat↗ ticari kredi↗ icra inkâr tazminatı↗ müşterek borçlu müteselsil kefil↗ cari hesap↗ mevduat hesabı↗ vekâlet ücreti↗ müteselsil kefil↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ kefalet↗ muvafakat↗ genel kredi sözleşmesi↗ yenileme↗ kefil↗ bilirkişi incelemesi↗ yargılama gideri↗ kredi sözleşmesi↗ ihtarname↗ asıl alacak↗ taşıyan↗ yükleten (shipper)↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece 02.07.2014 tarih, 2013/203 E. ve 2014/549 K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
B. Birinci Bozma Kararı
Yargıtay 19. Hukuk Daresi’nin 18.12.2014 tarih, 2014/18832 E. ve 2018/18367 K. sayılı kararı ile; asliye ticaret mahkemesi sıfatı ile yargılamanın yapılmamasının usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek hüküm bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece 20.05.2015 tarih, 2015/86 E. ve 2015/233 K. sayılı kararı ile; davalının genel kredi sözleşmesinde müşterek borçlu ve kefil sıfatı ile imzasının olmaması, ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesindeki şekil koşullarının bulunmaması nedeni ile davalının ödeme emrine konu borçtan müşterek borçlu ve müteselsil kefil olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
D. İkinci Bozma Kararı
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 09.03.2016 tarih, 2015/18125 E. ve 2016/4280 K. sayılı kararıyla; 19.10.2011 tarihli genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmesinde müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile davalının ismi yanında imzasının da bulunduğu, sözleşme tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’na (818 sayılı Kanun) göre davalının kefaletinin geçerli olduğu, bu durumda mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılıp, davalının imzasını taşıyan sözleşmeden kaynaklanan bir sorumluluğunun bulunup bulunmadığı belirlenerek varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gereğine işaret edilerek hüküm bozulmuştur.
E. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece 08.02.2016 tarih, 2016/218 E. ve 2022/139 K. sayılı kararı ile; davalının 19.10.2011 tarihli kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı, sözleşme doğrultusunda 170.000,00 TL’ye kadar olan banka alacağından sorumluluğunun devam ettiği, takibe konu olan kredi alacağının davalı tarafından bankaya gönderilen ihtarnamenin 24.09.2012 tarihinden önce kullandırılan krediye ilişkin olduğu, bu tarihten sonra herhangi bir yeni kullandırma yapılmamış olup, sözleşme tarihi itibari ile yürürlükte olan 818 sayılı Kanun hükümlerince davalının kefaletinin geçerli olduğu, davalının müteselsil kefaleti ile kefalet limiti tutarında banka alacağından sorumlu olması gerektiği kanaatine varılarak davalının itirazının 158.150,99 TL kısmı yönünden iptali ile bu meblağ üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, asıl alacak miktarı olan 132.749,39 TL’nin %20'si olan 26.549,87 TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; 19.10.2011 tarihli genel kredi sözleşmesinde, kefil sıfatıyla müvekkilinin isminin bulunmasına rağmen 2012 yılında yürürlüğe giren yeni Borçlar ve Ticaret Kanunları çerçevesinde önceki kredi sözleşmelerinin davacı banka tarafından yenilendiğini, ticari kredi ödeme planında müvekkilinin imzasının bulunmadığını, bu yeni sözleşme ile ... Gıda, ... ve ...’in borçlu olduğunu, bu hususun gizlendiğini, 2012 yılında yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun’un 584 üncü maddesine göre, kefilin eşinin muvafakatinin bulunmaması halinde kefaletin geçerli olmayacağı, eşin rızasına gerek olmadığına ilişkin kanuni düzenlemenin ise yürürlük tarihi itibari ile müvekkilini etkilemediğini, yine mahkemenin, müvekkilinin kefaletten azil talebi bulunmadığı şeklindeki değerlendirmesinin de hukuka aykırı olduğunu, bir kimsenin "alacak borç ilişkisinden sorumlu tutulmayacağına" ilişkin beyanı, zaten hukuken problemli olan kefaletten azil anlamını da içerdiği, müvekkili yararına hükmolunan vekâlet ücretinin az olduğunu, yargılama giderinin de mevzuata aykırı düzenlendiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kefalet sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
818 sayılı Kanun’un 484 ve devamı maddeleri
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/2438 E. 2011/6455 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:haklı nedenle fesih · şirketin feshi · fesih
Benzer bu karardaMahkemece TTK’nun 549/4. maddesi gereğince «haklı nedenle fesih» istenebileceği gerekçesiyle «şirketin feshine» karar verilmiş, davalılar vekilince temyiz edilen karar Dairemizin 18.10.2010 tarihli kararında yazılı gerekçeyle davalı ... yararına bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/7480 E. , 2023/6865 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)
SAYISI 2016/218 Esas, 2022/139 Karar
HÜKÜM
Kısmen kabul
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, dava dışı ... şirketi ile imzalanan genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmesine uygun olarak anılan firmaya borçlu cari hesap ve ticari kredili mevduat hesabı kullandırıldığını, davalının da sözleşmeleri müşterek borçlu ve kefil sıfatıyla imzaladığını, kullandırılan kredinin ödenmemesi üzerine hesap kat ihtarnamesi düzenlendiği halde borcun ödenmediğini, alacağın tahsili için girişilen icra takibine davalının itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve %20 icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin, asıl borçlu şirketin ortaklığından ayrıldığını, borcun ortaklıktan sonra oluştuğunu, borçtan sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen İlk Karar
Mahkemece 02.07.2014 tarih, 2013/203 E. ve 2014/549 K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
B. Birinci Bozma Kararı
Yargıtay 19. Hukuk Daresi’nin 18.12.2014 tarih, 2014/18832 E. ve 2018/18367 K. sayılı kararı ile; asliye ticaret mahkemesi sıfatı ile yargılamanın yapılmamasının usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek hüküm bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece 20.05.2015 tarih, 2015/86 E. ve 2015/233 K. sayılı kararı ile; davalının genel kredi sözleşmesinde müşterek borçlu ve kefil sıfatı ile imzasının olmaması, ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesindeki şekil koşullarının bulunmaması nedeni ile davalının ödeme emrine konu borçtan müşterek borçlu ve müteselsil kefil olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
D. İkinci Bozma Kararı
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 09.03.2016 tarih, 2015/18125 E. ve 2016/4280 K. sayılı kararıyla;
19. 10.2011 tarihli genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmesinde müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile davalının ismi yanında imzasının da bulunduğu, sözleşme tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’na (818 sayılı Kanun) göre davalının kefaletinin geçerli olduğu, bu durumda mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılıp, davalının imzasını taşıyan sözleşmeden kaynaklanan bir sorumluluğunun bulunup bulunmadığı belirlenerek varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gereğine işaret edilerek hüküm bozulmuştur.
E. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece 08.02.2016 tarih, 2016/218 E. ve 2022/139 K. sayılı kararı ile; davalının 19.10.2011 tarihli kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı, sözleşme doğrultusunda 170.000,00 TL’ye kadar olan banka alacağından sorumluluğunun devam ettiği, takibe konu olan kredi alacağının davalı tarafından bankaya gönderilen ihtarnamenin 24.09.2012 tarihinden önce kullandırılan krediye ilişkin olduğu, bu tarihten sonra herhangi bir yeni kullandırma yapılmamış olup, sözleşme tarihi itibari ile yürürlükte olan 818 sayılı Kanun hükümlerince davalının kefaletinin geçerli olduğu, davalının müteselsil kefaleti ile kefalet limiti tutarında banka alacağından sorumlu olması gerektiği kanaatine varılarak davalının itirazının 158.150,99 TL kısmı yönünden iptali ile bu meblağ üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, asıl alacak miktarı olan 132.749,39 TL’nin %20'si olan 26.549,87 TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle;
19. 10.2011 tarihli genel kredi sözleşmesinde, kefil sıfatıyla müvekkilinin isminin bulunmasına rağmen 2012 yılında yürürlüğe giren yeni Borçlar ve Ticaret Kanunları çerçevesinde önceki kredi sözleşmelerinin davacı banka tarafından yenilendiğini, ticari kredi ödeme planında müvekkilinin imzasının bulunmadığını, bu yeni sözleşme ile ... Gıda, ... ve ...’in borçlu olduğunu, bu hususun gizlendiğini, 2012 yılında yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun’un 584 üncü maddesine göre, kefilin eşinin muvafakatinin bulunmaması halinde kefaletin geçerli olmayacağı, eşin rızasına gerek olmadığına ilişkin kanuni düzenlemenin ise yürürlük tarihi itibari ile müvekkilini etkilemediğini, yine mahkemenin, müvekkilinin kefaletten azil talebi bulunmadığı şeklindeki değerlendirmesinin de hukuka aykırı olduğunu, bir kimsenin "alacak borç ilişkisinden sorumlu tutulmayacağına" ilişkin beyanı, zaten hukuken problemli olan kefaletten azil anlamını da içerdiği, müvekkili yararına hükmolunan vekâlet ücretinin az olduğunu, yargılama giderinin de mevzuata aykırı düzenlendiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kefalet sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
818 sayılı Kanun’un 484 ve devamı maddeleri
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
27.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/986838600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz