6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Marka hakkına tecavüzün tespiti | Haksız rekabetin tespiti

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/2956 E. 2023/6628 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
taleple bağlılık ilkesi i̇i̇k 266 taleple bağlılık istinaf başvurusunun reddi bilirkişi raporuna itiraz denetime elverişlilik ticaret unvanı marka hakkına tecavüz kâr kaybı ticari defter esastan ret ıslah ilk derece kararının kaldırılması ilan dava sebebi eksik inceleme haksız rekabet fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi iltibas istinaf yoluna başvurulabilirlik e-defter

Atıf yapılan mevzuat: HMK · TTK · SMK — SMK 7SMK 29

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2021/59 E., 2021/266 K.

Taraflar arasındaki marka hakkına tecavüz ile haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve durdurulması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketinin kuruluş tarihi olan 1995 yılından itibaren ayakkabı ve terlik üretimi yaptığını, Türkiye ve dünyada birçok noktaya ihracat gerçekleştirdiğini, müvekkilinin 2003 yılından bu yana "..." ibaresini marka olarak 2003/34747 sayı ile tescilli ettirdiğini, "..." markasını piyasada saygın bir marka haline getirmek için büyük emek ve sermaye harcadığını, söz konusu müvekkili markasının Türk Patent ve Marka Kurumu (TPMK) nezdinde tanınmış marka olarak da kayıt altına alındığını, ancak hal böyle iken davalının, müvekkiline ait tescilli "..." ibaresini ticari unvanında kullandığını, bu unvanı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(6102 sayılı Kanun) ile 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'na (6769 sayılı Kanun) aykırı olarak oluşturduğunu, davalının bu eyleminin müvekkilinin tescilli markasından doğan haklarına tecavüz oluşturduğunu ileri sürerek, müvekkilinin tescilli markasına yönelik tecavüzün önlenmesini, men'ini, müvekkilinin tescilli markasının kullanıldığı tabelaların sökülmesini, reklam vasıtası, basılı evrak ve ürünlerin toplatılmasını, davalının müvekkilinin tescilli markasını internet ve sosyal medya üzerinde kullanımının durdurulmasını ve verilecek hüküm özetinin ilanını talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddialarının aksine, kendilerinin "..." ibareli markayı marka, logo, işaret ve benzeri şekilde kullanmadıklarını, ancak firmalarının unvanlarında yer alan bir kelime olduğunu, ilgili yasada da firma unvanı olarak kullanılmayacağına ilişkin açık hüküm bulunmadığını, davacı firma ile kendi firmalarının birbirlerinden çok farklı ticari kollarda faaliyet gösterdiğini, firmalarının herhangi bir üretim faaliyeti olmadığını ve "..." ibareli marka işaret ve benzeri kullanımlarının markaya tecavüz oluşturmayacağın savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile marka hakkına tecavüz talepleri yönünden davalının ticaret unvanındaki kullanımının markasal kullanıma dönüşmediği, tarafların faaliyet alanlarının farklı olduğu, ticaret unvanının sicilden terkinine ilişkin talep yönünden ise; sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleştiği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili adına tescilli ''...'' markasının tanınmış bir marka olduğunu, davalı yanın bu markayı ticaret unvanında kullandığını, davalının bu eyleminin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu, davalının müvekkili markasının tanınırlığından faydalandığını, Mahkemece markanın tanınmış olduğunun gözardı edilerek eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, tarafların faaliyet alanlarının farklı olmasının, tanınmış markanın hukuki koruması açısından fark yaratmayacağını, ticaret unvanı tescilinin markaya tecavüz teşkil etmesi için iltibas ihtimalinin yeterli olduğunu ve bunun davalının ticari faaliyetlerinde söz konusu markayı kullandığı anlamına geleceğini, 6769 sayılı Kanun'un 7 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendine göre, tescilli bir markayı oluşturan işaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak başkaları tarafından kullanılması halinde, marka sahibinin bu kullanımları yasaklama hakkına sahip olduğunu, bu hükmün marka sahibine, marka işaretinin sadece tescilli bir ticaret unvanı veya işletme adında kullanılması halinde dahi yasaklama yetkisi verdiğini, dolayısıyla markasal kullanımın zorunlu olmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik inceleme ile oluşturulduğunu, davalının ticari kayıtları, ticari defterleri ve faturalarının incelenmediğini, ayrıca bilirkişinin görev sınırını aşarak hukuki değerlendirmelerde bulunduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dilekçesinde, davalının ticaret unvanının sicilden terkinine yönelik bir talepte bulunmadığı, davacı vekilinin 24.11.2021 tarihli, davalı beyanlarına cevap ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin sonuç kısmında, ''Müvekkilimiz Şirket'in tanınmış markasına iltibas teşkil eden markasının TTK md. 46 hükmü uyarınca ticaret sicilinden terkinine'' şeklinde talepte bulunduğu, söz konusu dilekçenin ıslah iradesi içermemesi sebebiyle ıslah dilekçesi sayılamayacağı, dolayısıyla davacının, davalı ticaret unvanının sicilden terkinine yönelik bir talebi bulunmamasına rağmen Mahkemece taleple bağlılık ilkesi gözetilmeksizin bu yönde değerlendirmelerde bulunularak, sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğranıldığı gerekçesiyle ünvanın sicilden terkinine yönelik talebin reddine karar verilmiş olmasının hatalı görüldüğü, tescilli ticaret unvanının kullanımı davacının marka hakkına tecavüz oluşturmayacağından, değerlendirmenin sadece davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğu iddia edilen davalı ticaret unvanının, davacının markası ile iltibas oluşturacak şekilde markasal kullanımı bulunup bulunamadığı hususlarıyla ilgili olarak yapılması gerektiği, bu hususta dosyaya sunulan deliller ve denetime elverişli bilirkişi raporuna göre, davalının markasal kullanımının bulunmadığı, tarafların faaliyet alanlarının farklı olduğu, tecavüzün varlığının ispatlanamadığına ilişkin değerlendirmenin yerinde olduğu, marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerektiği, davalının markasal kullanımının bulunmadığı, sürenin başlangıcında ise davalının markasal kullanımları dikkate alındığına göre, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığının da kabul edilemeyeceği, açıklanan sebeplerle sonuç itibariyle kararın yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve durdurulması istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 29 uncu maddesi ve 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 55 ve devamı maddeleri

3. Değerlendirme

1. İlk Derece Mahkemesi’nce davalının ticaret unvanındaki kullanımının markasal kullanıma dönüşmediği, tarafların faaliyet alanlarının farklı olduğu, ticaret unvanının sicilden terkinine ilişkin talep yönünden ise; sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleştiği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacının, davalı ticaret unvanının sicilden terkinine yönelik bir talebi bulunmamasına rağmen Mahkemece taleple bağlılık ilkesi gözetilmeksizin bu yönde değerlendirmelerde bulunularak, sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğranıldığı gerekçesiyle unvanın sicilden terkinine yönelik talebin reddine karar verilmiş olmasının hatalı görüldüğü ve marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerektiği, davalının markasal kullanımının bulunmadığı, sürenin başlangıcında ise davalının markasal kullanımları dikkate alındığına göre, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığının da kabul edilemeyeceği şeklinde yeni bir gerekçe oluşturulup davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının b bendinin 1 inci alt bendi uyarınca esastan reddedilmiştir.

2. 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin ikinci fıkrası; "Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir." düzenlemesini içermektedir. Anılan bu düzenleme uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında bir karar tesis edilmesi gerekirken aynı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının b bendinin 1 inci alt bendi kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle ve yine aynı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi uyarınca bozulması gerekmiştir.

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2022/2956 E.  ,  2023/6628 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi

SAYISI 2022/370 Esas, 2022/390Karar

HÜKÜM

Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

SAYISI 2021/59 E., 2021/266 K.

Taraflar arasındaki marka hakkına tecavüz ile haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve durdurulması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketinin kuruluş tarihi olan 1995 yılından itibaren ayakkabı ve terlik üretimi yaptığını, Türkiye ve dünyada birçok noktaya ihracat gerçekleştirdiğini, müvekkilinin 2003 yılından bu yana "..." ibaresini marka olarak 2003/34747 sayı ile tescilli ettirdiğini, "..." markasını piyasada saygın bir marka haline getirmek için büyük emek ve sermaye harcadığını, söz konusu müvekkili markasının Türk Patent ve Marka Kurumu (TPMK) nezdinde tanınmış marka olarak da kayıt altına alındığını, ancak hal böyle iken davalının, müvekkiline ait tescilli "..." ibaresini ticari unvanında kullandığını, bu unvanı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(6102 sayılı Kanun) ile 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'na (6769 sayılı Kanun) aykırı olarak oluşturduğunu, davalının bu eyleminin müvekkilinin tescilli markasından doğan haklarına tecavüz oluşturduğunu ileri sürerek, müvekkilinin tescilli markasına yönelik tecavüzün önlenmesini, men'ini, müvekkilinin tescilli markasının kullanıldığı tabelaların sökülmesini, reklam vasıtası, basılı evrak ve ürünlerin toplatılmasını, davalının müvekkilinin tescilli markasını internet ve sosyal medya üzerinde kullanımının durdurulmasını ve verilecek hüküm özetinin ilanını talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddialarının aksine, kendilerinin "..." ibareli markayı marka, logo, işaret ve benzeri şekilde kullanmadıklarını, ancak firmalarının unvanlarında yer alan bir kelime olduğunu, ilgili yasada da firma unvanı olarak kullanılmayacağına ilişkin açık hüküm bulunmadığını, davacı firma ile kendi firmalarının birbirlerinden çok farklı ticari kollarda faaliyet gösterdiğini, firmalarının herhangi bir üretim faaliyeti olmadığını ve "..." ibareli marka işaret ve benzeri kullanımlarının markaya tecavüz oluşturmayacağın savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile marka hakkına tecavüz talepleri yönünden davalının ticaret unvanındaki kullanımının markasal kullanıma dönüşmediği, tarafların faaliyet alanlarının farklı olduğu, ticaret unvanının sicilden terkinine ilişkin talep yönünden ise; sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleştiği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili adına tescilli ''...'' markasının tanınmış bir marka olduğunu, davalı yanın bu markayı ticaret unvanında kullandığını, davalının bu eyleminin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu, davalının müvekkili markasının tanınırlığından faydalandığını, Mahkemece markanın tanınmış olduğunun gözardı edilerek eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, tarafların faaliyet alanlarının farklı olmasının, tanınmış markanın hukuki koruması açısından fark yaratmayacağını, ticaret unvanı tescilinin markaya tecavüz teşkil etmesi için iltibas ihtimalinin yeterli olduğunu ve bunun davalının ticari faaliyetlerinde söz konusu markayı kullandığı anlamına geleceğini, 6769 sayılı Kanun'un 7 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendine göre, tescilli bir markayı oluşturan işaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak başkaları tarafından kullanılması halinde, marka sahibinin bu kullanımları yasaklama hakkına sahip olduğunu, bu hükmün marka sahibine, marka işaretinin sadece tescilli bir ticaret unvanı veya işletme adında kullanılması halinde dahi yasaklama yetkisi verdiğini, dolayısıyla markasal kullanımın zorunlu olmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik inceleme ile oluşturulduğunu, davalının ticari kayıtları, ticari defterleri ve faturalarının incelenmediğini, ayrıca bilirkişinin görev sınırını aşarak hukuki değerlendirmelerde bulunduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dilekçesinde, davalının ticaret unvanının sicilden terkinine yönelik bir talepte bulunmadığı, davacı vekilinin 24.11.2021 tarihli, davalı beyanlarına cevap ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin sonuç kısmında, ''Müvekkilimiz Şirket'in tanınmış markasına iltibas teşkil eden markasının TTK md. 46 hükmü uyarınca ticaret sicilinden terkinine'' şeklinde talepte bulunduğu, söz konusu dilekçenin ıslah iradesi içermemesi sebebiyle ıslah dilekçesi sayılamayacağı, dolayısıyla davacının, davalı ticaret unvanının sicilden terkinine yönelik bir talebi bulunmamasına rağmen Mahkemece taleple bağlılık ilkesi gözetilmeksizin bu yönde değerlendirmelerde bulunularak, sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğranıldığı gerekçesiyle ünvanın sicilden terkinine yönelik talebin reddine karar verilmiş olmasının hatalı görüldüğü, tescilli ticaret unvanının kullanımı davacının marka hakkına tecavüz oluşturmayacağından, değerlendirmenin sadece davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğu iddia edilen davalı ticaret unvanının, davacının markası ile iltibas oluşturacak şekilde markasal kullanımı bulunup bulunamadığı hususlarıyla ilgili olarak yapılması gerektiği, bu hususta dosyaya sunulan deliller ve denetime elverişli bilirkişi raporuna göre, davalının markasal kullanımının bulunmadığı, tarafların faaliyet alanlarının farklı olduğu, tecavüzün varlığının ispatlanamadığına ilişkin değerlendirmenin yerinde olduğu, marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerektiği, davalının markasal kullanımının bulunmadığı, sürenin başlangıcında ise davalının markasal kullanımları dikkate alındığına göre, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığının da kabul edilemeyeceği, açıklanan sebeplerle sonuç itibariyle kararın yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve durdurulması istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 29 uncu maddesi ve 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 55 ve devamı maddeleri

3. Değerlendirme

1. İlk Derece Mahkemesi’nce davalının ticaret unvanındaki kullanımının markasal kullanıma dönüşmediği, tarafların faaliyet alanlarının farklı olduğu, ticaret unvanının sicilden terkinine ilişkin talep yönünden ise; sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleştiği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacının, davalı ticaret unvanının sicilden terkinine yönelik bir talebi bulunmamasına rağmen Mahkemece taleple bağlılık ilkesi gözetilmeksizin bu yönde değerlendirmelerde bulunularak, sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğranıldığı gerekçesiyle unvanın sicilden terkinine yönelik talebin reddine karar verilmiş olmasının hatalı görüldüğü ve marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerektiği, davalının markasal kullanımının bulunmadığı, sürenin başlangıcında ise davalının markasal kullanımları dikkate alındığına göre, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığının da kabul edilemeyeceği şeklinde yeni bir gerekçe oluşturulup davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının b bendinin 1 inci alt bendi uyarınca esastan reddedilmiştir.

2. 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin ikinci fıkrası; "Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir." düzenlemesini içermektedir. Anılan bu düzenleme uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında bir karar tesis edilmesi gerekirken aynı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının b bendinin 1 inci alt bendi kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle ve yine aynı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi uyarınca bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının usulden BOZULMASINA,

Bozma sebebine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

20.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/981572000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.