Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/2532 E. 2023/6383 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 1 yıllık
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': '1 yıllık', 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
bankacılık işlemleri↗ kusursuz sorumluluk↗ sahtelik↗ bekletici mesele↗ müterafik kusur↗ ibraname↗ gerçek zarar↗ kusur oranı↗ sahtecilik↗ ibra↗ şikayet↗ reeskont faizi↗ hak düşürücü süre↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ bilirkişi incelemesi↗ haksız fiil↗ ıslah↗ yetkisizlik kararı↗ kusur↗ zamanaşımı↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2009/349 E., 2018/443 K.
Taraflar arasındaki tazminat davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların uzun süredir davalı bankada birçok hesapları bulunduğunu, davacıların banka hesaplarında usulsüzlük yapıldığını düşünmeleri nedeniyle banka şubesine başvurmaları neticesinde bankanın genel müdürlüğünden gelen müfettişlerce rapor düzenlendiğini ve teftiş raporunda banka çalışanı ...'in davacıların hesaplarından sahte imzayla muhtelif tarihlerde bir çok defa para çekildiğinin tespit edildiğini, bu teftiş raporu doğrultusunda suç duyurusunda bulunulduğunu ve şube yetkilisi ... hakkında kamu davası açıldığını, yargılamanın halen devam ettiğini, sahtecilik olayının bu şekilde ortaya çıkması üzerine davacıların zarar ziyanlarının tespiti amacıyla bankadan istedikleri dekontlardaki imzaların kendilerine ait olmadığı ve hakkında dava açılan banka çalışanı ...'in söz konusu dekontları düzenlediğinin anlaşıldığını, davacıların hesaplarından rızaları dışında para çekilmesi üzerine davalı banka şubesinden zararın ödenmesini talep ettiklerini, bankanın da ödeyemeyeceklerini bildirdiklerini, şube çalışanı ...'in olayda tam ve ağır kusurlu olması yanında davalı banka şubesinin de müşterinin hesaplarının tutulmasında gerekli kontrol ve özeni göstermemesi, ayrıca işveren sıfatı ile gerekli kontrol ve tedbirleri almaması nedeniyle davalı şubenin de zararın doğmasında ağır ve tam kusurunun bulunduğunu, davacıların 1999, 2000 ve 2001 yıllarına ait hesap dökümleri ve tahsil fişleri üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda gerçek zararın miktarı tayin ve tesbiti mümkün olacağından, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 20.000,00TL tazminatın en yüksek oranda yürütülecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı tarafça 09.01.2018 tarihinde ıslah dilekçesi sunmuş, davacı ... için 187.416,73 TL diğer davacı ... için 178.079,27 TL olmak üzere 365.446,00 TL tazminat alacağı talep edilmiştir.
II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesinde; davacıların banka şubesine gelerek hesap hareketlerini incelediklerini ve hesapları ile mutabık olduklarını ve geçmiş işlemler için bankayı ibra ettiklerini bildirdiklerini, kendi iradeleri ve yazılı beyanı ile yapılan ibranın geçerli olduğunu ve davanın bu nedenle reddinin gerektiğini, olayın öğrenilmesi üzerine banka müfettişlerinin yaptığı inceleme sonunda banka şubesi personeli ...'in bir kısım hesaplar ve davacılara ait hesapları, bankadaki konum ve yetkisinin dışında davacılarla yaptığı anlaşılan anlaşmaya istinaden kendisinin değerlendirdiğini, yaptığı finansal işlemlerle davacıların muhtemelen borsa hisse senetlerinin düşmesi veya başka nedenlerle para kaybetmeleri üzerine kendi iradelerinde olan bu hususa itiraz ettiklerini, olayın tamamen davacıların kusurundan kaynaklandığını, bu nedenle bankaya kusur yüklenemeyeceğini, davacıların dekontları tek tek incelediklerini ve kendi talimatları ile para çekildiğinin anlaşıldığı dekontlar üzerine mutabık olduklarına ilişkin imzaları ile de onayladıklarını, ibraname ve onay imzalarından sonra bankadan talepte bulunamayacaklarını, davacıların banka çalışanı ...'e karşı bir müracaatta bulunmadığı açık olduğundan tazminat davasının şartları da oluşmadığını, davacıların hesap bakiyesinden haberdar olduklarını, banka hesaplarının kendilerine tebliğ edildiğini, bu nedenle dava 1 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, davacıların reeskont faizi talebinde de bulanamayacağını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyaya sunulan 29.04.2013 tarihli raporda her bir davacının hesapları tek tek gözden geçirilerek zarar miktarlarının yeniden hesaplandığı ve bunlar her bir hesap numarası ile ayrı ayrı tablolar halinde gösterildiği, raporda davacı bankanın personelinin yaptığı işlemden dolayı sorumlu olduğu, gerekli denetlemelerin yapılmamasının kusur oluşturacağı, hesaptaki paraların özenle korunması gerektiğinin açıklandığı, buna karşılık davacıların da süreçte kusurlu olduklarının anlaşıldığı, zira davacıların yedi yıl gibi çok uzun bir süre hesaplarını yeterince kontrol etmedikleri, ... tarafından bir takım yatırım işlemleri yapılmasına göz yumdukları, davacıların bu tutumunun usulsüzlüğün ve zararın ortaya çıkmasını geciktirdiği, zararın boyutunu arttırdığı, bir banka personeline yatırım işlemleri yapılması için güvenilmesinin tek başına kusur teşkil etmeyeceği, ancak bu güvene bağlı olarak dönemsel biçimde hesapların kontrol edilmesi ve basiretli davranılması gerektiği, davacıların ...'e duydukları güven onun sahte işlemleri rahatça yapmasına ve denetimden uzak kalmasına sebebiyet verdiği, bilirkişinin davacılara yüklenebilecek müterafik kusurun %35 olduğunu belirttiği, bu oranın mahkemece de uygun görüldüğü, davacıların uzun süre güvene dayalı sessizlikleri bir kusur oluştursa da bankanın kendi çalışanlarını düzenli biçimde denetlemesi gerektiği, dekontlardaki imzaların sahteliğinin bir şikayet olmadan kendiliğinden ortaya çıkmayacağı da dikkate alındığında davacılara atfedilen kusur oranının makûl olduğu, öte yandan banka personelinin sadece davacıların hesaplarından değil başka hesaplardan da usulsüz işlemler yaptığı, bunun da banka tarafından uzun süre tespit edilemediği nazara alındığında bankanın kusurunun çok daha ağır olması gerektiği, bilirkişi raporunda sonuç itibariyle ...'ın Türk Lirası cinsinden toplam zararının 187.416,73 TL olduğu, bundan müterafik banka kusuruna isabet eden miktarın da 121.820,88 TL olacağının açıklandığı, ...'ın 178.029,27 TL kusura isabet eden miktarın da 115.719,03 TL olduğu, zarar hesaplanırken ...'in eşi tarafından devredilen taşınmazın değeri nazara alındığından bu hususta mahkemece ayrıca bir indirim yapılmadığı, haksız fiilin varlığı konusunda dosyada mevcut olan deliller yeterli görülerek ceza mahkumiyetinin kesinleşmesinin beklenmesinden vazgeçildiği, ...'in işlemleri itiraf ettiği, banka müfettişleri ve bilirkişi raporlarının haksız fiilin varlığını açıkça ortaya koyduğunu, ...'in ceza alıp almamasının yahut alacağı ceza miktarının eldeki davaya tesiri olmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile davacı ... yönünden 121.820,88 TL ve davacı ... yönünden 115.719,03 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı bankanın bankacılık yasası gereğince kontrol sistemlerinden hiçbirini uygulamadığı için oluşan zararın tamamından sorumlu olduğu, davalı bankanın 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 55 inci maddesi gereğince adam kullanma sorumluluğu sebebiyle tam kusurlu olduğu, Yargıtay kararlarına göre davalı bankanın kusursuz sorumluluğunun bulunduğu, davalının istinaf taleplerinin yerinde olmadığı, gerçek zararın mahkemece yapılan bilirkişi incelemesi ile anlaşıldığı, sunulan ıslah dilekçesi, hak ve nesafet kuralları çerçevesi içerisinde olayın değerlendirildiği, faizin dava tarihinden itibaren hükmedilmesinde yasaya aykırılık bulunmadığını belirterek kusursuz sorumluluk ilkesine göre davalının tam kusurlu olduğunun kabulü ile yerel mahkeme kararının düzeltilerek davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların zarar miktarlarını bilmediklerini, bu nedenle dava dışı ...'ten ev alıp bankayı sonrasında ibra ettikleri yolundaki mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığını, davacıların 11.11.2018 tarihinde müvekkili bankaya verdikleri ibraname ile tüm işlemlerin bilgileri dahilinde olduğunu, bu nedenle müvekkili bankayı ibra ettiklerini ve şikayetlerini geri aldıklarını bildirdiklerini, dava dışı ...'in bu işlemlerden dolayı davacıların zararını gidermek için taşınmazını davacılara devrettiğini, devir tarihinin ise ibranameden sonraki bir tarih olduğunu, olayın oluşumunda davacı tarafın %100 oranında kusurlu olduğunu, müvekkili bankaya kusur yüklenemeyeceğini, Ağır Ceza Mahkemesi raporunda değinildiği gibi 2001 yılından itibaren hesaplardan sadece para çekim işlemi yapıldığı, buna rağmen geri hiç yatırma işlemi olmadığı, bunun davacıların bilgisi ve talimatı dışında olmasının mümkün olmadığını, dava dışı ...'in 2001 yılından itibaren aynı hesaptan para çektiğini, imzasız yöntemle davacılara 2001 yılından itibaren ana para ve elde ettiği gelirle faiz ödemesi yaptığını, bankanın sadece ilk hesap açılışında aracı durumunda kullanıldığı, bankaya kusur yüklenmesinin yerinde olmayıp kararın kaldırılması gerektiğini, ıslah tarihi gözetilmeksizin dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin ve ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi kararının bekletici mesele yapılmamasının yerinde olmadığını belirtilerek kararın kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile her ne kadar davalı bankanın çalıştırdığı kişilerin seçiminde gerekli özen ve dikkati göstermesi, şube içi denetim yolları ile personelini ve personel işlemlerini denetlemesi gerekmekte olup, çalışanın eylemlerinden sorumlu ve yapılan işlemler Bankacılık Mevzuatına uygun olmamış ise de; işlemler nedeniyle davacı mudilerin zararının bulunmadığının kesinleşen ceza dosyası kapsamı ile sabit olduğu, taraflar arasında imzalanan ibranamede davacıların 01.11.2008 tarihi itibariyle banka nezdindeki hesapları ile ilgili olarak mutabık oldukları ve geçmiş işlemler için bankayı ibra ettikleri, Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında kesinleşen tespitler, ibraname sunulması ve davacıların zarar miktarının 100.000,00 TL olarak banka personelinden taşınmaz tapusunu almaları ve tüm dosya kapsamına göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülerek davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davacıların istinaf taleplerinin ayrı ayrı reddine, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacılar tarafından verilen ibranamelerin hukuken geçerli olmadığını, bankanın kanunların kendisine yüklemiş olduğu yükümlülükleri yerine getirmediğini, bu nedenle kusurlu olduğunu ve zarardan sorumlu olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, bankacılık işlemlerinden kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/17443 E. 2014/5712 K.
Ortak:ibraname · hak düşürücü süre · zamanaşımı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı 1 yıllık
İncelediğiniz kararda… valı cevap dilekçesinde; davacıların banka şubesine gelerek hesap hareketlerini incelediklerini ve hesapları ile mutabık olduklarını ve geçmiş işlemler için bankayı «ibra» ettiklerini bildirdiklerini, kendi iradeleri ve yazılı beyanı ile yapılan ibranın geçerli olduğunu ve davanın bu nedenle reddinin gerektiğini, olayın öğrenilmesi üzerine banka müfettişlerinin yaptığı inceleme sonunda banka şubesi personeli ...'in bir kısım hesaplar ve davacılara ait hesapları, bankadaki konum ve «yetkisinin» dışında davacılarla yaptığı anlaşılan anlaşmaya istinaden kendisinin değerlendirdiğini, yaptığı finansal işlemlerle davacıların muhtemelen borsa hisse senetlerinin düşmesi veya başka nedenlerle para kaybetmeleri üzerine kendi iradelerinde olan bu hususa itiraz ettiklerini, olayın tamamen davacıların kusurundan kaynaklandığını, bu nedenle bankaya «kusur» yüklenemeyeceğini, davacıların dekontları tek tek incelediklerini ve kendi talimatları ile para çekildiğinin anlaşıldığı dekontlar üzerine mutabık olduklarına ilişkin imzaları ile de onayladıklarını, «ibraname» ve onay imzalarından sonra bankadan talepte bulunamayacaklarını, davacıların banka çalışanı ...'e karşı bir müracaatta bulunmadığı açık olduğundan tazminat davasının şartları da oluşmadığını, davacıların hesap bakiyesinden haberdar olduklarını, banka hesaplarının kendilerine tebliğ edildiğini, bu nedenle dava 1 yıllık «hak düşürücü süreye» tabi olduğunu, davanın «zamanaşımına» uğradığını, davacıların «reeskont faizi» talebinde de bulanamayacağını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların zarar miktarlarını bilmediklerini, bu nedenle dava dışı ...'ten ev alıp bankayı sonrasında «ibra» ettikleri yolundaki mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığını, davacıların 11.11.2018 tarihinde müvekkili bankaya verdikleri «ibraname» ile tüm işlemlerin bilgileri dahilinde olduğunu, bu nedenle müvekkili bankayı ibra ettiklerini ve «şikayetlerini» geri aldıklarını bildirdiklerini, dava dışı ...'in bu işlemlerden dolayı davacıların zararını gidermek için taşınmazını davacılara devrettiğini, devir tarihinin ise ibranameden sonraki bir tarih olduğunu, olayın oluşumunda davacı tarafın %100 oranında kusurlu olduğunu, müvekkili bankaya «kusur» yüklenemeyeceğini, Ağır Ceza Mahkemesi raporunda değinildiği gibi 2001 yılından itibaren hesaplardan sadece para çekim işlemi yapıldığı, buna rağmen geri hiç yatırma işlemi olmadığı, bunun davacıların bilgisi ve talimatı dışında olmasının mümkün olmadığını, dava dışı ...'in 2001 yılından itibaren aynı hesaptan para çektiğini, imzasız yöntemle davacılara 2001 yılından itibaren ana para ve elde ettiği gelirle faiz ödemesi yaptığını, bankanın sadece ilk hesap açılışında aracı durumunda kullanıldığı, bankaya kusur yüklenmesinin yerinde olmayıp kararın kaldırılması gerektiğini, «ıslah» tarihi gözetilmeksizin dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin ve ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi kararının «bekletici mesele» yapılmamasının yerinde olmadığını belirtilerek kararın kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
… ına uygun olmamış ise de; işlemler nedeniyle davacı mudilerin zararının bulunmadığının kesinleşen ceza dosyası kapsamı ile sabit olduğu, taraflar arasında imzalanan «ibranamede» davacıların 01.11.2008 tarihi itibariyle banka nezdindeki hesapları ile ilgili olarak mutabık oldukları ve geçmiş işlemler için bankayı «ibra» ettikleri, Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında kesinleşen tespitler, ibraname sunulması ve davacıların zarar miktarının 100.000,00 TL olarak banka personelinden taşınma …
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; bankanın personelince gerçekleştirilen usulsüz işlemlerden sorumlu olduğu, borçlar kanunun 125. maddesi gereğince «zamanaşımı» süresinin davada gerçekleşmediği, davacının parasının iade edilmesi yönünde iknası sonucunda «ibraname» imzalamasına karşın, bunun gereğinin getirilmediği, paranın ödendiği yönünde davalı tarafından bir iddiada bulunulmadığı gibi bu hususun ispat da edilemediği, ibranamenin davacıyı bağlamayacağı yönünde iradenin teftiş sırasında ve banka personelinin yargılandığı ceza davası sırasında davalı tarafın bilgisine ulaştığı, Borçlar Kanunun 31. maddesi uyarınca bir yıllık «hak düşürücü sürenin» davada uygulanamayacağı, 14.1.2000 tarihli dekontla davacının hesabından çekilen 2000.00 TL'nin davacının bilgisi ve «rızası» dışında çekildiği gerekçesiyle 2000.00 TL'nin 14.1.2000 tarihinden itibaren işletilecek reeskont (Ticari) faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:peşin karar harcı · eş rızası
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; bankanın personelince gerçekleştirilen usulsüz işlemlerden sorumlu olduğu, borçlar kanunun 125. maddesi gereğince «zamanaşımı» süresinin davada gerçekleşmediği, davacının parasının iade edilmesi yönünde iknası sonucunda «ibraname» imzalamasına karşın, bunun gereğinin getirilmediği, paranın ödendiği yönünde davalı tarafından bir iddiada bulunulmadığı gibi bu hususun ispat da edilemediği, ibranamenin davacıyı bağlamayacağı yönünde iradenin teftiş sırasında ve banka personelinin yargılandığı ceza davası sırasında davalı tarafın bilgisine ulaştığı, Borçlar Kanunun 31. maddesi uyarınca bir yıllık «hak düşürücü sürenin» davada uygulanamayacağı, 14.1.2000 tarihli dekontla davacının hesabından çekilen 2000.00 TL'nin davacının bilgisi ve «rızası» dışında çekildiği gerekçesiyle 2000.00 TL'nin 14.1.2000 tarihinden itibaren işletilecek reeskont (Ticari) faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen …
… üm fıkrasının 2. bendinde yer alan "(Ticari)" ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılmak suretiyle kararın temyiz eden yararına DÜZELTİLEREK ONANMASINA, ödediği temyiz «peşin harcın» isteği halinde temyiz edene iadesine, 24/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/17499 E. 2014/6457 K.
Ortak:ibraname · hak düşürücü süre · zamanaşımı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı 1 yıllık
İncelediğiniz kararda… valı cevap dilekçesinde; davacıların banka şubesine gelerek hesap hareketlerini incelediklerini ve hesapları ile mutabık olduklarını ve geçmiş işlemler için bankayı «ibra» ettiklerini bildirdiklerini, kendi iradeleri ve yazılı beyanı ile yapılan ibranın geçerli olduğunu ve davanın bu nedenle reddinin gerektiğini, olayın öğrenilmesi üzerine banka müfettişlerinin yaptığı inceleme sonunda banka şubesi personeli ...'in bir kısım hesaplar ve davacılara ait hesapları, bankadaki konum ve «yetkisinin» dışında davacılarla yaptığı anlaşılan anlaşmaya istinaden kendisinin değerlendirdiğini, yaptığı finansal işlemlerle davacıların muhtemelen borsa hisse senetlerinin düşmesi veya başka nedenlerle para kaybetmeleri üzerine kendi iradelerinde olan bu hususa itiraz ettiklerini, olayın tamamen davacıların kusurundan kaynaklandığını, bu nedenle bankaya «kusur» yüklenemeyeceğini, davacıların dekontları tek tek incelediklerini ve kendi talimatları ile para çekildiğinin anlaşıldığı dekontlar üzerine mutabık olduklarına ilişkin imzaları ile de onayladıklarını, «ibraname» ve onay imzalarından sonra bankadan talepte bulunamayacaklarını, davacıların banka çalışanı ...'e karşı bir müracaatta bulunmadığı açık olduğundan tazminat davasının şartları da oluşmadığını, davacıların hesap bakiyesinden haberdar olduklarını, banka hesaplarının kendilerine tebliğ edildiğini, bu nedenle dava 1 yıllık «hak düşürücü süreye» tabi olduğunu, davanın «zamanaşımına» uğradığını, davacıların «reeskont faizi» talebinde de bulanamayacağını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların zarar miktarlarını bilmediklerini, bu nedenle dava dışı ...'ten ev alıp bankayı sonrasında «ibra» ettikleri yolundaki mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığını, davacıların 11.11.2018 tarihinde müvekkili bankaya verdikleri «ibraname» ile tüm işlemlerin bilgileri dahilinde olduğunu, bu nedenle müvekkili bankayı ibra ettiklerini ve «şikayetlerini» geri aldıklarını bildirdiklerini, dava dışı ...'in bu işlemlerden dolayı davacıların zararını gidermek için taşınmazını davacılara devrettiğini, devir tarihinin ise ibranameden sonraki bir tarih olduğunu, olayın oluşumunda davacı tarafın %100 oranında kusurlu olduğunu, müvekkili bankaya «kusur» yüklenemeyeceğini, Ağır Ceza Mahkemesi raporunda değinildiği gibi 2001 yılından itibaren hesaplardan sadece para çekim işlemi yapıldığı, buna rağmen geri hiç yatırma işlemi olmadığı, bunun davacıların bilgisi ve talimatı dışında olmasının mümkün olmadığını, dava dışı ...'in 2001 yılından itibaren aynı hesaptan para çektiğini, imzasız yöntemle davacılara 2001 yılından itibaren ana para ve elde ettiği gelirle faiz ödemesi yaptığını, bankanın sadece ilk hesap açılışında aracı durumunda kullanıldığı, bankaya kusur yüklenmesinin yerinde olmayıp kararın kaldırılması gerektiğini, «ıslah» tarihi gözetilmeksizin dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin ve ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi kararının «bekletici mesele» yapılmamasının yerinde olmadığını belirtilerek kararın kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
… ına uygun olmamış ise de; işlemler nedeniyle davacı mudilerin zararının bulunmadığının kesinleşen ceza dosyası kapsamı ile sabit olduğu, taraflar arasında imzalanan «ibranamede» davacıların 01.11.2008 tarihi itibariyle banka nezdindeki hesapları ile ilgili olarak mutabık oldukları ve geçmiş işlemler için bankayı «ibra» ettikleri, Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında kesinleşen tespitler, ibraname sunulması ve davacıların zarar miktarının 100.000,00 TL olarak banka personelinden taşınma …
Benzer bu kararda… kemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; bankanın personelince gerçekleştirilen usulsüz işlemlerden sorumlu olduğu, Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi gereğince «zamanaşımı» süresinin davada gerçekleşmediği, davacının parasının iade edilmesi yönünde iknası sonucunda «ibraname» imzalamasına karşın, bunun gereğinin getirilmediği, paranın ödendiği yönünde davalı tarafından bir iddiada bulunulmadığı gibi bu hususun ispat da edilemediği, ibranamenin davacıyı bağlamayacağı yönünde iradenin teftiş sırasında ve banka personelinin yargılandığı ceza davası sırasında davalı tarafın bilgisine ulaştığı, Borçlar Kanunu’nun 31. maddesi uyarınca bir yıllık «hak düşürücü sürenin» davada uygulanamayacağı, 21/10/1999 tarihli dekontla ve 22/11/1999 tarihli dekontla davacının hesabından çekilen toplam 3400.00 TL'nin davacının bilgisi ve «rızası» dışında çekildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile, 1.000,00 TL'nin 21/10/1999 tarihinden itibaren, 2.400 TL’nin 22/11/1999 . tarihinden itibaren işletilecek reesko …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:eş rızası
Benzer bu kararda… kemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; bankanın personelince gerçekleştirilen usulsüz işlemlerden sorumlu olduğu, Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi gereğince «zamanaşımı» süresinin davada gerçekleşmediği, davacının parasının iade edilmesi yönünde iknası sonucunda «ibraname» imzalamasına karşın, bunun gereğinin getirilmediği, paranın ödendiği yönünde davalı tarafından bir iddiada bulunulmadığı gibi bu hususun ispat da edilemediği, ibranamenin davacıyı bağlamayacağı yönünde iradenin teftiş sırasında ve banka personelinin yargılandığı ceza davası sırasında davalı tarafın bilgisine ulaştığı, Borçlar Kanunu’nun 31. maddesi uyarınca bir yıllık «hak düşürücü sürenin» davada uygulanamayacağı, 21/10/1999 tarihli dekontla ve 22/11/1999 tarihli dekontla davacının hesabından çekilen toplam 3400.00 TL'nin davacının bilgisi ve «rızası» dışında çekildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile, 1.000,00 TL'nin 21/10/1999 tarihinden itibaren, 2.400 TL’nin 22/11/1999 . tarihinden itibaren işletilecek reesko …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/2532 E. , 2023/6383 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI 2019/282 Esas, 2021/1521 Karar
HÜKÜM
Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2009/349 E., 2018/443 K.
Taraflar arasındaki tazminat davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların uzun süredir davalı bankada birçok hesapları bulunduğunu, davacıların banka hesaplarında usulsüzlük yapıldığını düşünmeleri nedeniyle banka şubesine başvurmaları neticesinde bankanın genel müdürlüğünden gelen müfettişlerce rapor düzenlendiğini ve teftiş raporunda banka çalışanı ...'in davacıların hesaplarından sahte imzayla muhtelif tarihlerde bir çok defa para çekildiğinin tespit edildiğini, bu teftiş raporu doğrultusunda suç duyurusunda bulunulduğunu ve şube yetkilisi ... hakkında kamu davası açıldığını, yargılamanın halen devam ettiğini, sahtecilik olayının bu şekilde ortaya çıkması üzerine davacıların zarar ziyanlarının tespiti amacıyla bankadan istedikleri dekontlardaki imzaların kendilerine ait olmadığı ve hakkında dava açılan banka çalışanı ...'in söz konusu dekontları düzenlediğinin anlaşıldığını, davacıların hesaplarından rızaları dışında para çekilmesi üzerine davalı banka şubesinden zararın ödenmesini talep ettiklerini, bankanın da ödeyemeyeceklerini bildirdiklerini, şube çalışanı ...'in olayda tam ve ağır kusurlu olması yanında davalı banka şubesinin de müşterinin hesaplarının tutulmasında gerekli kontrol ve özeni göstermemesi, ayrıca işveren sıfatı ile gerekli kontrol ve tedbirleri almaması nedeniyle davalı şubenin de zararın doğmasında ağır ve tam kusurunun bulunduğunu, davacıların 1999, 2000 ve 2001 yıllarına ait hesap dökümleri ve tahsil fişleri üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda gerçek zararın miktarı tayin ve tesbiti mümkün olacağından, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 20.000,00TL tazminatın en yüksek oranda yürütülecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı tarafça 09.01.2018 tarihinde ıslah dilekçesi sunmuş, davacı ... için 187.416,73 TL diğer davacı ... için 178.079,27 TL olmak üzere 365.446,00 TL tazminat alacağı talep edilmiştir.
II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesinde; davacıların banka şubesine gelerek hesap hareketlerini incelediklerini ve hesapları ile mutabık olduklarını ve geçmiş işlemler için bankayı ibra ettiklerini bildirdiklerini, kendi iradeleri ve yazılı beyanı ile yapılan ibranın geçerli olduğunu ve davanın bu nedenle reddinin gerektiğini, olayın öğrenilmesi üzerine banka müfettişlerinin yaptığı inceleme sonunda banka şubesi personeli ...'in bir kısım hesaplar ve davacılara ait hesapları, bankadaki konum ve yetkisinin dışında davacılarla yaptığı anlaşılan anlaşmaya istinaden kendisinin değerlendirdiğini, yaptığı finansal işlemlerle davacıların muhtemelen borsa hisse senetlerinin düşmesi veya başka nedenlerle para kaybetmeleri üzerine kendi iradelerinde olan bu hususa itiraz ettiklerini, olayın tamamen davacıların kusurundan kaynaklandığını, bu nedenle bankaya kusur yüklenemeyeceğini, davacıların dekontları tek tek incelediklerini ve kendi talimatları ile para çekildiğinin anlaşıldığı dekontlar üzerine mutabık olduklarına ilişkin imzaları ile de onayladıklarını, ibraname ve onay imzalarından sonra bankadan talepte bulunamayacaklarını, davacıların banka çalışanı ...'e karşı bir müracaatta bulunmadığı açık olduğundan tazminat davasının şartları da oluşmadığını, davacıların hesap bakiyesinden haberdar olduklarını, banka hesaplarının kendilerine tebliğ edildiğini, bu nedenle dava 1 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, davacıların reeskont faizi talebinde de bulanamayacağını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyaya sunulan 29.04.2013 tarihli raporda her bir davacının hesapları tek tek gözden geçirilerek zarar miktarlarının yeniden hesaplandığı ve bunlar her bir hesap numarası ile ayrı ayrı tablolar halinde gösterildiği, raporda davacı bankanın personelinin yaptığı işlemden dolayı sorumlu olduğu, gerekli denetlemelerin yapılmamasının kusur oluşturacağı, hesaptaki paraların özenle korunması gerektiğinin açıklandığı, buna karşılık davacıların da süreçte kusurlu olduklarının anlaşıldığı, zira davacıların yedi yıl gibi çok uzun bir süre hesaplarını yeterince kontrol etmedikleri, ... tarafından bir takım yatırım işlemleri yapılmasına göz yumdukları, davacıların bu tutumunun usulsüzlüğün ve zararın ortaya çıkmasını geciktirdiği, zararın boyutunu arttırdığı, bir banka personeline yatırım işlemleri yapılması için güvenilmesinin tek başına kusur teşkil etmeyeceği, ancak bu güvene bağlı olarak dönemsel biçimde hesapların kontrol edilmesi ve basiretli davranılması gerektiği, davacıların ...'e duydukları güven onun sahte işlemleri rahatça yapmasına ve denetimden uzak kalmasına sebebiyet verdiği, bilirkişinin davacılara yüklenebilecek müterafik kusurun %35 olduğunu belirttiği, bu oranın mahkemece de uygun görüldüğü, davacıların uzun süre güvene dayalı sessizlikleri bir kusur oluştursa da bankanın kendi çalışanlarını düzenli biçimde denetlemesi gerektiği, dekontlardaki imzaların sahteliğinin bir şikayet olmadan kendiliğinden ortaya çıkmayacağı da dikkate alındığında davacılara atfedilen kusur oranının makûl olduğu, öte yandan banka personelinin sadece davacıların hesaplarından değil başka hesaplardan da usulsüz işlemler yaptığı, bunun da banka tarafından uzun süre tespit edilemediği nazara alındığında bankanın kusurunun çok daha ağır olması gerektiği, bilirkişi raporunda sonuç itibariyle ...'ın Türk Lirası cinsinden toplam zararının 187.416,73 TL olduğu, bundan müterafik banka kusuruna isabet eden miktarın da 121.820,88 TL olacağının açıklandığı, ...'ın 178.029,27 TL kusura isabet eden miktarın da 115.719,03 TL olduğu, zarar hesaplanırken ...'in eşi tarafından devredilen taşınmazın değeri nazara alındığından bu hususta mahkemece ayrıca bir indirim yapılmadığı, haksız fiilin varlığı konusunda dosyada mevcut olan deliller yeterli görülerek ceza mahkumiyetinin kesinleşmesinin beklenmesinden vazgeçildiği, ...'in işlemleri itiraf ettiği, banka müfettişleri ve bilirkişi raporlarının haksız fiilin varlığını açıkça ortaya koyduğunu, ...'in ceza alıp almamasının yahut alacağı ceza miktarının eldeki davaya tesiri olmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile davacı ...
yönünden 121.820,88 TL ve davacı ... yönünden 115.719,03 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı bankanın bankacılık yasası gereğince kontrol sistemlerinden hiçbirini uygulamadığı için oluşan zararın tamamından sorumlu olduğu, davalı bankanın 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 55 inci maddesi gereğince adam kullanma sorumluluğu sebebiyle tam kusurlu olduğu, Yargıtay kararlarına göre davalı bankanın kusursuz sorumluluğunun bulunduğu, davalının istinaf taleplerinin yerinde olmadığı, gerçek zararın mahkemece yapılan bilirkişi incelemesi ile anlaşıldığı, sunulan ıslah dilekçesi, hak ve nesafet kuralları çerçevesi içerisinde olayın değerlendirildiği, faizin dava tarihinden itibaren hükmedilmesinde yasaya aykırılık bulunmadığını belirterek kusursuz sorumluluk ilkesine göre davalının tam kusurlu olduğunun kabulü ile yerel mahkeme kararının düzeltilerek davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların zarar miktarlarını bilmediklerini, bu nedenle dava dışı ...'ten ev alıp bankayı sonrasında ibra ettikleri yolundaki mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığını, davacıların 11.11.2018 tarihinde müvekkili bankaya verdikleri ibraname ile tüm işlemlerin bilgileri dahilinde olduğunu, bu nedenle müvekkili bankayı ibra ettiklerini ve şikayetlerini geri aldıklarını bildirdiklerini, dava dışı ...'in bu işlemlerden dolayı davacıların zararını gidermek için taşınmazını davacılara devrettiğini, devir tarihinin ise ibranameden sonraki bir tarih olduğunu, olayın oluşumunda davacı tarafın %100 oranında kusurlu olduğunu, müvekkili bankaya kusur yüklenemeyeceğini, Ağır Ceza Mahkemesi raporunda değinildiği gibi 2001 yılından itibaren hesaplardan sadece para çekim işlemi yapıldığı, buna rağmen geri hiç yatırma işlemi olmadığı, bunun davacıların bilgisi ve talimatı dışında olmasının mümkün olmadığını, dava dışı ...'in 2001 yılından itibaren aynı hesaptan para çektiğini, imzasız yöntemle davacılara 2001 yılından itibaren ana para ve elde ettiği gelirle faiz ödemesi yaptığını, bankanın sadece ilk hesap açılışında aracı durumunda kullanıldığı, bankaya kusur yüklenmesinin yerinde olmayıp kararın kaldırılması gerektiğini, ıslah tarihi gözetilmeksizin dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin ve ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi kararının bekletici mesele yapılmamasının yerinde olmadığını belirtilerek kararın kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile her ne kadar davalı bankanın çalıştırdığı kişilerin seçiminde gerekli özen ve dikkati göstermesi, şube içi denetim yolları ile personelini ve personel işlemlerini denetlemesi gerekmekte olup, çalışanın eylemlerinden sorumlu ve yapılan işlemler Bankacılık Mevzuatına uygun olmamış ise de; işlemler nedeniyle davacı mudilerin zararının bulunmadığının kesinleşen ceza dosyası kapsamı ile sabit olduğu, taraflar arasında imzalanan ibranamede davacıların 01.11.2008 tarihi itibariyle banka nezdindeki hesapları ile ilgili olarak mutabık oldukları ve geçmiş işlemler için bankayı ibra ettikleri, Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında kesinleşen tespitler, ibraname sunulması ve davacıların zarar miktarının 100.000,00 TL olarak banka personelinden taşınmaz tapusunu almaları ve tüm dosya kapsamına göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülerek davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davacıların istinaf taleplerinin ayrı ayrı reddine, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacılar tarafından verilen ibranamelerin hukuken geçerli olmadığını, bankanın kanunların kendisine yüklemiş olduğu yükümlülükleri yerine getirmediğini, bu nedenle kusurlu olduğunu ve zarardan sorumlu olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, bankacılık işlemlerinden kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı harcın istek halinde ilgililere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/977528100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz