Tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/2522 E. 2023/6061 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': '1 yıllık', 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
korkutma↗ istinaf sebebi↗ sözlü yargılama↗ aldatma (hile)↗ delillerin toplanmaması↗ tebliğ tarihi↗ ticaret sicilinden terkin↗ sözleşmenin iptali↗ tahkikat↗ ticaret sicili tescili↗ ticari işletme↗ hile↗ sicilden terkin↗ tespit davası↗ dava şartı yokluğu↗ hak düşürücü süre↗ usulden reddi↗ hukuki yarar↗ ticaret sicili↗ terkin↗ tacir↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ dava sebebi↗ cy/cy kaydı↗ yükleten (shipper)↗ dahili dava↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının temel iddiasının davalıların kandırma ve hileli davranışları sonucu davalılar adına açılması gereken işyerinin davacı adına açıldığına yönelik olduğu, söz konusu işyerinin 2011 yılında açıldığı, Fatih Vergi Dairesinin 02.10.2018 tarihli yazı cevabından anlaşılacağı üzere 31.12.2013 tarihinde vergi kaydının sona erdirildiği, dolayısıyla bir an için davacı tarafın hile iddiası kabul dahi edilse 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi uyarınca yanılma ve aldatma sebebi ile bir sözleşme yapan tarafın, yanılma yada aldatmanın ortadan kalktığı andan başlayarak 1 yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmediği takdirde sözleşmeyi onamış sayılacağı, davacının tacir olduğu, yapmış olduğu sözleşmenin sonuç ve gereklerini bilebilecek konumda olduğu, davacının kendi rızasıyla sicile kaydolduğu, işletmeyi açıp çalıştırdığı, ve 31.12.2013 tarihi itibariyle de işletmeyi kapattığı, bir an için davalıların aldatma eylemi sabit görülse dahi davacının bu aldatma eylemini Vergi Cezalarının geldiği 2013 yılında yada en geç Vergi Cezalarının gelmesi sebebi ile işletmeyi kapattığı 31.12.2013 tarihinde öğrendiği, dolayısıyla davacının en geç bu tarihte aldatıldığını öğrenmiş sayıldığı, 1 yıllık hak düşürücü süre içinde davacının aldatıldığını ileri sürerek davalılar ile aralarında ticari işletmenin kendi adına işletilmesi noktasındaki sözleşmeyi feshettiğini bildirmesi ve dava açması gerektiği, oysa davacı kendisi tarafından sicil kaydı sona erdirildikten 4 yıl sonra söz konusu davayı açtığı gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmaması sebebi ile reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın hukuksal niteliğinin hatalı olarak tespit edildiğini, davada müvekkili adına açılan şahıs şirketinin esasen davalılara ait olduğu ve bu şirketin davalılar tarafından yönetildiğinin tespiti davası olduğunu, buna rağmen, bu davayı sözleşme hukukunda uygulanan 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesine dayalı olarak değerlendirme yapılmasının doğru olmadığını, zira sözleşmelerde iradeyi sakatlayan nedenler olan hata/hile/korkutma iddiası olmadığı halde sanki yanlar arasında yapılmış bir sözleşme olduğu ve huzurdaki davadanın da bu sözleşmenin iptalinin talep edildiği gibi yanılgılı olarak hukuki nitelendirmede bulunulduğunu, “örtünün kaldırılması” ve “gerçek ortakların tespiti” davalarında tanık dinlenilmesi mümkün olduğu halde tanıkları dinlemeden ve delilleri toplamadan tahkikatı sona erdirmesine ilişkin kararın da usule aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile basit yargılama usulünde tahkikat tamamlandıktan sonra, yazılı yargılama usulünde olduğu gibi, sözlü yargılama için ayrı bir duruşma günü tayinine gerek yok ise de hakim, tahkikatın tamamlandığı duruşmada, tahkikatın tamamlandığını bildirip tarafların son beyanlarını alarak ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek hükmünü tefhim ettiğinden davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebinin yerinde görülmediği, ticaret sicilinde davacı adına şahıs şirketi olarak kayıtlı olan Avantaj Motorlu Araçlar ünvanlı isimli firmanın gerçekte davalılara ait olduğunun tespiti istenmiş olup, davacı adına kayıtlı şahıs firmasının Otomobillerin ve Hafif motorlu kara taşıtlarının belirli bir mala tahsis edilmiş mağazalarda perakende ticareti (Ambulans ve minibüs benzeri motorlu yolcu taşıtları galericiler dahil )işlerinin konu edildiği, firmanın 2011 yılında ticaret siciline tescil edildiği, 15.04.2015 tarihinde ise ticareti terk ettiğindan sicilden terkin edildiği ve keza 31.12.2013 tarihinde de vergi kaydının silindiği, tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilebileceği, ayrıca tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının da bulunması gerektiği, somut olayda, ticaret sicilinden terkin edilen davacı adına kayıtlı Avantaj Motorlu Araçlar ünvanlı isimli şahıs firmanın gerçekte davalılara ait olduğunun tespitini istenmesinde hukuki yarar bulunmadığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 115 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekirken ilk derece mahkemesince somut olaya uygun düşmeyen gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın usulden reddi kararının hatalı olduğunu, müvekkilinin ileride açılabilecek uyuşmazlıklarda öncü talepler yapılabilmesi ve delil olması anlamında tespit davasının önemli olduğunu, hem Yerel Mahkemece hem de Bölge Adliye Mahkemesince müvekkilinin delilleri toplanmadan ve tanıkları dinlenmeden karar verildiğini, ayrıca İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesinin 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesindeki 1 yıllık hak düşürücü sürenin ne zaman başladığı noktasında müvekkilinin işletmesini kapattığı tarihi esas alınmasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, iradeyi sakatlayan eylem ve işlemlerin öğrenildiği tarihin esas alınması gerektiğini, bunu da delillerin toplanarak ve tanıkların dinlenerek tespit edilebileceğini, işletmenin kapanmasından sonra da müvekkilinin davalıların yanında çalışmaya devam ettiğini, diğer bir deyişle iradeyi sakatlayan eylemin devam ettiğini, müvekkilinin iradesinin sakatlandığının öğrendiği tarihin hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun (213 sayılı Kanun) 359 uncu maddesinin (b) bendi ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) ilgili hükümlerince düzenlenen iddianamenin İstanbul 29.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2017/599 E. Sayılı dosyası ile dava açıldığına ilişkin yapılan tebliğ tarihi olduğunu, iddianamenin tarihinin 13.11.2017, iddianamenin tensip zaptının tarihinin ise 26.11.2017 olduğu, dava da 04.01.2018 tarihinde açıldığından hak düşürücü süre geçmeden davanın açıldığının görüleceğini, ayrıca müvekkilinin ceza ihbarnameleri nedeniyle birden fazla Vergi Mahkemesi davaları ile boğuşmakta olduğunu, vergi mahkemelerine delil sunmak amacıyla bu tespit davasını açtığından tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalıların davacı adına kurdukları şahıs şirketinin tüm işlerini ve ticaretini davalıların yaptığının ve şirketin gerçek sahiplerinin eşit paya sahip olarak davalılara ait olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/2 E. 2016/9044 K.
Ortak:korkutma · sözleşmenin iptali · hile · hak düşürücü süre · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz kararda… inin hatalı olarak tespit edildiğini, davada müvekkili adına açılan şahıs şirketinin esasen davalılara ait olduğu ve bu şirketin davalılar tarafından yönetildiğinin «tespiti davası» olduğunu, buna rağmen, bu davayı sözleşme hukukunda uygulanan 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesine dayalı olarak değerlendirme yapılmasının doğru olmadığını, zira sözleşmelerde iradeyi sakatlayan nedenler olan hata/«hile»/«korkutma» iddiası olmadığı halde sanki yanlar arasında yapılmış bir sözleşme olduğu ve huzurdaki davadanın da bu «sözleşmenin iptalinin» talep edildiği gibi yanılgılı olarak hukuki nitelendirmede bulunulduğunu, “örtünün kaldırılması” ve “gerçek ortakların tespiti” davalarında tanık dinlenilmesi mümkün olduğu halde tanıkları dinlemeden ve delilleri toplamadan «tahkikatı» sona erdirmesine ilişkin kararın da usule aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
… yönelik olduğu, söz konusu işyerinin 2011 yılında açıldığı, Fatih Vergi Dairesinin 02.10.2018 tarihli yazı cevabından anlaşılacağı üzere 31.12.2013 tarihinde vergi «kaydının» sona erdirildiği, dolayısıyla bir an için davacı tarafın «hile» iddiası kabul dahi edilse 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi uyarınca yanılma ve aldatma «sebebi» ile bir sözleşme yapan tarafın, yanılma yada aldatmanın ortadan kalktığı andan başlayarak 1 yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmediği takdirde sözleşmeyi onamış sayılacağı, davacının «tacir» olduğu, yapmış olduğu sözleşmenin sonuç ve gereklerini bilebilecek konumda olduğu, davacının kendi rızasıyla sicile kaydolduğu, işletmeyi açıp çalıştırdığı, ve 31.12.2013 tarihi itibariyle de işletmeyi kapattığı, bir an için davalıların aldatma eylemi sabit görülse dahi davacının bu aldatma eylemini Vergi Cezalarının geldiği 2013 yılında yada en geç Vergi Cezalarının gelmesi sebebi ile işletmeyi kapattığı 31.12.2013 tarihinde öğrendiği, dolayısıyla davacının en geç bu tarihte aldatıldığını öğrenmiş sayıldığı, 1 yıllık «hak düşürücü süre» içinde davacının aldatıldığını ileri sürerek davalılar ile aralarında «ticari işletmenin» kendi adına işletilmesi noktasındaki sözleşmeyi feshettiğini bildirmesi ve dava açması gerektiği, oysa davacı kendisi tarafından sicil kaydı sona erdirildikten 4 y …
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın «usulden reddi» kararının hatalı olduğunu, müvekkilinin ileride açılabilecek uyuşmazlıklarda öncü talepler yapılabilmesi ve delil olması anlamında tespit davasının önemli olduğunu, hem Yerel Mahkemece hem de Bölge Adliye Mahkemesince müvekkilinin «delilleri toplanmadan» ve tanıkları dinlenmeden karar verildiğini, ayrıca İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesinin 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesindeki 1 yıllık «hak düşürücü sürenin» ne zaman başladığı noktasında müvekkilinin işletmesini kapattığı tarihi esas alınmasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, iradeyi sakatlayan eylem ve işlemlerin …
Benzer bu kararda6098 sayılı TBK’nın 39/... maddesi uyarınca “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak ... yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” Bu itibarla, mahkemece öncelikle deliller toplanmak sureti ile davacının «öğrenme tarihi» belirlenerek bu tarihten itibaren başlayacak olan ... yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde açılıp açılmadığı tespit edilip, hak düşürücü süre içerisinde açıldığının tespiti halinde de işin esasına girilmek sureti ile hata ve «hilenin» somut olayda bulunup bulunmadığı husunda inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi …
Sözleşmesinin geçerli olduğu, «hile» ve hata iddiasının «hak düşürücü süre» içerisinde ileri sürülmediği ve ispatlanamadığı zira, bizzat tarafların imzalarını «taşıyan» ve herhangi bir şekilde «sahteliği» iddia edilmeyen sözleşme ile şirket hisselerinin bedel karşılığı satılarak devrinin yapıldığı, hilenin bulunmadığı, davanın ispatlanamadığı ve hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, hata ve «hile» iddiasına dayalı «limited şirket» «hisse devir sözleşmesinin iptali» ile hisselerin davacıya iadesi istemlerine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:hisse devir sözleşmesinin iptali · öğrenme tarihi · sahtelik · hisse devir sözleşmesi · limited şirket · taşıyan
Benzer bu karardaDava, hata ve «hile» iddiasına dayalı «limited şirket» «hisse devir sözleşmesinin iptali» ile hisselerin davacıya iadesi istemlerine ilişkindir.
Sözleşmesinin geçerli olduğu, «hile» ve hata iddiasının «hak düşürücü süre» içerisinde ileri sürülmediği ve ispatlanamadığı zira, bizzat tarafların imzalarını «taşıyan» ve herhangi bir şekilde «sahteliği» iddia edilmeyen sözleşme ile şirket hisselerinin bedel karşılığı satılarak devrinin yapıldığı, hilenin bulunmadığı, davanın ispatlanamadığı ve hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
6098 sayılı TBK’nın 39/... maddesi uyarınca “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak ... yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” Bu itibarla, mahkemece öncelikle deliller toplanmak sureti ile davacının «öğrenme tarihi» belirlenerek bu tarihten itibaren başlayacak olan ... yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde açılıp açılmadığı tespit edilip, hak düşürücü süre içerisinde açıldığının tespiti halinde de işin esasına girilmek sureti ile hata ve «hilenin» somut olayda bulunup bulunmadığı husunda inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/2522 E. , 2023/6061 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının, davalılara ait işyerinde 2005 yılından itibaren sigortalı şoför olarak çalıştığını ve 2007-2008 yıllarında davalılardan ...'ın sahibi olduğu Elit Motor Otomobil ünvanlı galeride aynı şekilde sigortalı olarak çalışmaya devam ettiğini, davalıların 2008 yılından sonra yaşamış oldukları ticari kriz nedeni ile işlerinin bozulduğunu, galeri motor işine devam noktasında her iki davalının muvazaalı olarak davacı adına Avantaj Motorlu Araçlar ünvanlı Hırka-i Şerif Mah. Aktar Sok. No:7/C Fatih/İstanbul adresine işyeri açtıklarını, bu işyerinin 2011 yılında açıldığını, işin pazarlama, ticaret ve muhasebe işlerinin bizzat davalılar tarafından yönetildiğini, işyerine ait faturaların da davalılar tarafından kesildiğini ve tahsil edildiğini, işyerinin faaliyete geçmeden önce davacının 2009 yılında emekli olduğunu, ancak emekli olduktan sonra da davalıların şoförülü olarak çalışmasına devam ettiğini, davalılar tarafından kandırılan davacının Fatih Vergi Dairesi ve Nakil Vasıtaları Vergi Müdürlüğü'nden gelen ceza ve ihbarlarına muhatap olunca durumu davalılara bildirdiğini, davalıların davacıya karşı endişe etmemesi konusunda beyanda bulunmasına rağmen işin kötüye gitmesi üzerine davacı tarafından vergi kaydının kapatıldığını, davacının yanında çalıştığı davalıların krize girmesi üzerine davalılar tarafından adına Avantaj Motorlu Araçlar ünvanlı şahıs şirketi kurduklarını, bu şirketin tüm işlemlerinin ve ticaretinin davalılar tarafından yapıldığını, bu nedenle şirketin esas sahiplerinin davalılar olduğunu ileri sürerek davalıların davacı adına kurdukları şahıs şirketinin tüm işlerini ve ticaretini davalıların yaptığının ve şirketin gerçek sahiplerinin eşit paya sahip olarak davalılara ait olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının iddia ettiği Avantaj Motorlu Araçlar isimli adi şirket ile davalılar arasında herhangi bir maddi ve hukuki bağ bulunmadığını, söz konusu şirketin kuruluş ve faaliyeti ile faaliyetinin devamında davalıların ne doğrudan doğruya kendilerinin ne de kendi ad ve hesaplarına davacı taraf ile hukuki bir bağ içinde bulunmadıklarını, şirketin sadece davacının inisiyatifi ile kurulduğunu ve faaliyet gösterdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının temel iddiasının davalıların kandırma ve hileli davranışları sonucu davalılar adına açılması gereken işyerinin davacı adına açıldığına yönelik olduğu, söz konusu işyerinin 2011 yılında açıldığı, Fatih Vergi Dairesinin 02.10.2018 tarihli yazı cevabından anlaşılacağı üzere 31.12.2013 tarihinde vergi kaydının sona erdirildiği, dolayısıyla bir an için davacı tarafın hile iddiası kabul dahi edilse 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi uyarınca yanılma ve aldatma sebebi ile bir sözleşme yapan tarafın, yanılma yada aldatmanın ortadan kalktığı andan başlayarak 1 yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmediği takdirde sözleşmeyi onamış sayılacağı, davacının tacir olduğu, yapmış olduğu sözleşmenin sonuç ve gereklerini bilebilecek konumda olduğu, davacının kendi rızasıyla sicile kaydolduğu, işletmeyi açıp çalıştırdığı, ve 31.12.2013 tarihi itibariyle de işletmeyi kapattığı, bir an için davalıların aldatma eylemi sabit görülse dahi davacının bu aldatma eylemini Vergi Cezalarının geldiği 2013 yılında yada en geç Vergi Cezalarının gelmesi sebebi ile işletmeyi kapattığı 31.12.2013 tarihinde öğrendiği, dolayısıyla davacının en geç bu tarihte aldatıldığını öğrenmiş sayıldığı, 1 yıllık hak düşürücü süre içinde davacının aldatıldığını ileri sürerek davalılar ile aralarında ticari işletmenin kendi adına işletilmesi noktasındaki sözleşmeyi feshettiğini bildirmesi ve dava açması gerektiği, oysa davacı kendisi tarafından sicil kaydı sona erdirildikten 4 yıl sonra söz konusu davayı açtığı gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmaması sebebi ile reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın hukuksal niteliğinin hatalı olarak tespit edildiğini, davada müvekkili adına açılan şahıs şirketinin esasen davalılara ait olduğu ve bu şirketin davalılar tarafından yönetildiğinin tespiti davası olduğunu, buna rağmen, bu davayı sözleşme hukukunda uygulanan 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesine dayalı olarak değerlendirme yapılmasının doğru olmadığını, zira sözleşmelerde iradeyi sakatlayan nedenler olan hata/hile/korkutma iddiası olmadığı halde sanki yanlar arasında yapılmış bir sözleşme olduğu ve huzurdaki davadanın da bu sözleşmenin iptalinin talep edildiği gibi yanılgılı olarak hukuki nitelendirmede bulunulduğunu, “örtünün kaldırılması” ve “gerçek ortakların tespiti” davalarında tanık dinlenilmesi mümkün olduğu halde tanıkları dinlemeden ve delilleri toplamadan tahkikatı sona erdirmesine ilişkin kararın da usule aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile basit yargılama usulünde tahkikat tamamlandıktan sonra, yazılı yargılama usulünde olduğu gibi, sözlü yargılama için ayrı bir duruşma günü tayinine gerek yok ise de hakim, tahkikatın tamamlandığı duruşmada, tahkikatın tamamlandığını bildirip tarafların son beyanlarını alarak ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek hükmünü tefhim ettiğinden davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebinin yerinde görülmediği, ticaret sicilinde davacı adına şahıs şirketi olarak kayıtlı olan Avantaj Motorlu Araçlar ünvanlı isimli firmanın gerçekte davalılara ait olduğunun tespiti istenmiş olup, davacı adına kayıtlı şahıs firmasının Otomobillerin ve Hafif motorlu kara taşıtlarının belirli bir mala tahsis edilmiş mağazalarda perakende ticareti (Ambulans ve minibüs benzeri motorlu yolcu taşıtları galericiler dahil )işlerinin konu edildiği, firmanın 2011 yılında ticaret siciline tescil edildiği, 15.04.2015 tarihinde ise ticareti terk ettiğindan sicilden terkin edildiği ve keza 31.12.2013 tarihinde de vergi kaydının silindiği, tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilebileceği, ayrıca tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının da bulunması gerektiği, somut olayda, ticaret sicilinden terkin edilen davacı adına kayıtlı Avantaj Motorlu Araçlar ünvanlı isimli şahıs firmanın gerçekte davalılara ait olduğunun tespitini istenmesinde hukuki yarar bulunmadığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 115 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekirken ilk derece mahkemesince somut olaya uygun düşmeyen gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın usulden reddi kararının hatalı olduğunu, müvekkilinin ileride açılabilecek uyuşmazlıklarda öncü talepler yapılabilmesi ve delil olması anlamında tespit davasının önemli olduğunu, hem Yerel Mahkemece hem de Bölge Adliye Mahkemesince müvekkilinin delilleri toplanmadan ve tanıkları dinlenmeden karar verildiğini, ayrıca İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesinin 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesindeki 1 yıllık hak düşürücü sürenin ne zaman başladığı noktasında müvekkilinin işletmesini kapattığı tarihi esas alınmasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, iradeyi sakatlayan eylem ve işlemlerin öğrenildiği tarihin esas alınması gerektiğini, bunu da delillerin toplanarak ve tanıkların dinlenerek tespit edilebileceğini, işletmenin kapanmasından sonra da müvekkilinin davalıların yanında çalışmaya devam ettiğini, diğer bir deyişle iradeyi sakatlayan eylemin devam ettiğini, müvekkilinin iradesinin sakatlandığının öğrendiği tarihin hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun (213 sayılı Kanun) 359 uncu maddesinin (b) bendi ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) ilgili hükümlerince düzenlenen iddianamenin İstanbul 29.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2017/599 E.
Sayılı dosyası ile dava açıldığına ilişkin yapılan tebliğ tarihi olduğunu, iddianamenin tarihinin 13.11.2017, iddianamenin tensip zaptının tarihinin ise 26.11.2017 olduğu, dava da 04.01.2018 tarihinde açıldığından hak düşürücü süre geçmeden davanın açıldığının görüleceğini, ayrıca müvekkilinin ceza ihbarnameleri nedeniyle birden fazla Vergi Mahkemesi davaları ile boğuşmakta olduğunu, vergi mahkemelerine delil sunmak amacıyla bu tespit davasını açtığından tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalıların davacı adına kurdukları şahıs şirketinin tüm işlerini ve ticaretini davalıların yaptığının ve şirketin gerçek sahiplerinin eşit paya sahip olarak davalılara ait olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/963648300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz