Yargılama giderlerinin paylaştırılması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/2660 E. 2023/5199 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yargılama giderlerinin paylaştırılması↗ mutabakat belgesi↗ önemli menfaat↗ yabancılık teminatı↗ temerrüt ve faiz başlangıcı↗ yansıtma faturası↗ cari hesap bakiyesi↗ simsarlık sözleşmesi↗ seçim hakkı↗ faturanın tebliği↗ acentelik ilişkisi↗ seçimlik haklar↗ denkleştirme (portföy) tazminatı↗ maktu vekâlet ücreti↗ tek satıcılık sözleşmesi↗ tenkis↗ müşteri portföyü↗ portföy tazminatı↗ tekel hakkı↗ tek satıcılık↗ komisyon bedeli↗ komisyon alacağı↗ haksız fesih↗ kısmi kabul↗ harcın tamamlanması↗ terditli dava↗ gerekçenin düzeltilmesi↗ i̇i̇k 266↗ takas-mahsup↗ belirsiz alacak davası↗ ticari defter incelemesi↗ faiz başlangıç tarihi↗ organik bağ↗ ticari avans faizi↗ aaüt↗ istinaf başvurusunun reddi↗ acentelik sözleşmesi↗ nispi vekalet ücreti↗ karine↗ takas↗ mutabakat↗ itirazın iptali davası↗ ispat külfeti↗ tanıma↗ acente↗ kısıtlılık↗ cari hesap↗ hile↗ sözleşmenin feshi↗ mevduat hesabı↗ vekâlet ücreti↗ ikrar↗ acentelik↗ hakkaniyet↗ tespit davası↗ zamanaşımı def'i↗ iş bölümü↗ üçüncü kişi↗ olumsuz oy↗ ispat yükü↗ mahsup↗ yenileme↗ fesih↗ tbk 99↗ def'i↗ iptal davası↗ alacak davası↗ komisyon↗ bono↗ vade↗ kâr kaybı↗ kâr dağıtımı↗ protokol↗ istirdat↗ usulden reddi↗ temerrüt faizi↗ ihtar↗ bilirkişi incelemesi↗ hukuki yarar↗ ticari defter↗ yargılama gideri↗ esastan ret↗ fatura↗ ıslah↗ yönetim kurulu kararı↗ ihtarname↗ çek↗ tacir↗ dosya masrafı↗ yetkisizlik kararı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ kusur↗ dava sebebi↗ cy/cy kaydı↗ eksik inceleme↗ yükleten (shipper)↗ dahili dava↗ vekalet ücreti↗ avans faizi↗ temerrüt↗ zamanaşımı↗ teminat↗ temsil↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ husumet↗ e-defter↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2016/874 E., 2021/441 K.
Taraflar arasındaki asıl komisyon ve portföy tazminatı, birleşen alacak davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince birleşen dava yönünden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl dava yönünden, asıl davada davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin asıl davaya ilişkin istinafa konu kararının kaldırılarak asıl davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına, asıl davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, taraf vekillerinin temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 19.09.2023 günü hazır bulunan asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili Avukat.....n ve Avuka...... ile asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili Avukat ........ ve Avukat.....dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında 29.01.2012 tarihinde Akdeniz İnşaat ve Eğitim Hizmetleri Uluslararası Gayrimenkul Paz. ve Satış Org. Yurtdışı Temsilciliği Anlaşması imzalandığını, sözleşme ile bölge olarak tanımlanan tüm Körfez ülkelerinde müvekkilinin yetkili tek temsilci olduğunu, bu kapsamda müvekkilinin Körfez ülkelerinde büyük müşteri kitlesi yaratarak binlerce gayrimenkul satışının yapılmasını sağladığını, ancak davalının basiretli ve dürüst tacir ilkesine aykırı olarak taraflar arasındaki sözleşmeyi Kadıköy 32. Noterliğinin 29.01.2016 tarihli ve 3428 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile hiçbir sebep göstermeksizin feshettiğini, davalının ihtarnamedeki iddialarının aksine müvekkilinin davalıya herhangi bir borcunun bulunmadığı gibi aksine sözleşmeden kaynaklanan bakiye komisyon alacağı, portföy tazminatı alacağı, her türlü tazminat ile diğer yasal alacaklarının bulunduğunu, müvekkilinin sözleşmede belirtilen Körfez ülkelerindeki vatandaşlara Maslak 1453, My World Europe, My Home Maslak My Office 212, Bakırköy 46 gibi projelerin ve Yeniköy arsasının satışı sebebiyle toplam 2291 bağımsız bölüm satışını gerçekleştirdiğini ve 2.066.949.479,87 TL satış cirosu sağladığını, ancak davalının sözleşmeye aykırı bir şekilde, satış hasılatı üzerinden %6 oranında komisyon ödemesi gerekirken bunun altında komisyon oranını hesap ederek müvekkilinin alacağını tenkis etmeye çatıştığını, satışlar haricinde kalan toplu gayrimenkul satışlarının gerçekleştiği hâlde bu satışların müvekkiline bildirilen rakamlara eklenmediğini, hile ile gizlendiğini, iş bu gayrimenkul satımı nedeniyle müvekkiline ödenmesi gereken komisyon bedellerinin de haksız bir şekilde ödenmediğini, bu sebeple Kadıköy 26. Noterliğinin 16.02.2016 tarihli ve 3700 yevmiye sayılı cevabi ihtarnamesinin gönderildiğini, iş bu cevabi ihtarnameye karşılık davalı tarafndan Kadıköy 32. Noterliğinin 22.02.2016 tarih ve 5999 yevmiye sayılı cevabi ihtarnamesiyle taleplerin kabul edilmediğini, bunun üzerine sözleşmeden kaynaklanan komisyon alacağı sebebiyle müvekkili tarafından 26.04.2016 tarihli ve 72 sayılı, 35.326.968,69 USD bedelli fatura aslının Kadıköy 26. Noterliğinin 06.05.2016 tarihli ve 9363 sayılı ihtarnamesi ile davalıya tebliğ edildiğini, ancak davalının Kadıköy 32. Noterliğinin 11.05.2016 tarih ve 14203 sayılı ihtarnamesi ile bunu iade ettiğini, müvekkilinin 29.01.2012 tarihli sözleşmeden kaynaklanan alacağının tahsili amacıyla davalı aleyhine iş bu davayı açtığını iddia ederek sözleşmenin ve her türlü ticari ilişkinin davalı tarafça haksız ve hukuka aykırı şekilde feshi sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak şimdilik 500.000,00 TL komisyon alacağının ve 500.000,00 TL protföy tazminatı alacağının avans faizleriyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; taraf şirketler arasında 12.09.2011 tarihli sözleşmenin imzalandığını, davacının projelerinin pazarlanması, tanıtımı ve satış görüşmeleri yapılmasına ilişkin imzalanan bu sözleşmeden sonra davacı tarafından gerçekleştirilen konut projelerinin Körfez ülkelerinde tanıtımı ve pazarlanması hususunda 29.01.2012 tarihli simsarlık sözleşmesinin imzalandığını, devam eden süreçte davalının komisyon alacağı yönünden niza çıktığını, davalı şirketin komisyon alacağından dolayı Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/874 E. sayılı dosyasıyla dava açtığını, sözleşmede bütün tanıtım ve organizasyon masraflarının simsarda olacağının düzenlendiğini, her ne kadar karşı taraf bu sözleşmeyi temsilcilik sözleşmesi olarak ifade etmekte ise de ortada açıkça bir simsarlık sözleşmesi bulunduğunu, sözleşmenin aksine tanıtım ve organizasyon masraflarının karşı tarafın yetkilisi...'ın talebi üzerine müvekkili şirket tarafından karşılandığını, davalı simsar şirket tarafından Türkiye'ye getirilen yabancı uyruklu müşterilerin otel, konaklama, yeme içme ve araç kiralama bedelleri ile Dubai, Katar gibi yurt dışında yapmış bulunduğu faaliyetlere ilişkin masrafları müvekkilinin karşıladığını, bu harcamaların davalının isteği üzerine yapıldığını, davalının bu harcamaları müvekkiline ödeyeceğini bildirdiğini, bu harcamalara ilişkin faturaları müvekkilinin ödediğini, bu masraflardan davalının sorumlu olduğunu, bu alacaklarına, karşı tarafın alacaklarına takas ve mahsup haklarının bulunduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 139 uncu maddesi uyarınca takas ve mahsup şartlarının mevcut olduıunu, bu alacakların sözleşmeden kaynaklandığını, sözleşme gereği karşı tarafça yapılacak harcamaların onun isteği ile müvekkili tarafından karşılandığını iddia ederek 18.488.956,39 TL masrafın davalıdan tahsiline, karşı tarafın İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/874 E. sayılı dosyasında (ana davada) bir alacağı çıkarsa bu alacaktan takas ve mahsubuna karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının Ras Al Khaimah Serbest ticaret bölgesinde kurulan bir şirket olduğundan teminat göstermesi gerektiğini, müvekkili ile davacı firma sahibi ve yetkilisi olan Halil Demirhan ve kendisinin hakim ortağı Orient Uluslararası Dan. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında dava konusu 29.01.2012 tarihli sözleşmenin imzalandığını, sözleşmenin niteliği itibariyle gayrimenkul simsarlığı sözleşmesi olduğunu, sözleşmenin konu başlıklı 2. maddesinde görüleceği üzere, davacının davalı tarafından gerçekleştirilen projelerinin tanıtım ve pazarlamasını yaparak sözleşmenin önce ve sonrasında müşteri ile bağlantı kurulmasını sağlayacağı ve aracılık faaliyeti sonunda gerçekleşen her bireysel satış için komisyon ücretine hak kazanacağının düzenlendiğini, davacının defalarca dava dilekçesinde müvekkilinin tek yetkili temsilci ve satıcı olduğunu belirtmesine rağmen taraflar arasındaki ilişkinin izah edildiği şekilde nitelendirilmesinin mümkün olmadığını, davacının müvekkilinin projelerindeki bağımsız bölümleri kendi nam ve hesabına satmadığını, sözleşmenin 4. maddesi uyarınca projelerin tanıtımı ile pazarlamasını yaptığını, müşteriler ile bağlantı kurmak suretiyle satış öncesi ve sonrasında taraflar arasındaki koordinasyonu sağladığını, kendi faaliyeti sonucunda gerçekleşen bireysel daire satışları sebebiyle komisyon ücreti ödendiği göz önüne alındığında davacının tek satıcı olmadığını, yine davacının acente olarak nitelendirilmesinin de mümkün olmadığını, dava dilekçesinde yer verilen davacının Körfez ülkelerinde tanınan ve saygın bir firma olduğu ve taraflar arasındaki sözleşmenin davacının portföy yaratma gücünden faydalanma gayesi ile imzalandığı iddiasının mesnetsiz olduğunu, davacı şirketin... tarafından mezkur sözleşmenin imzalanmasından hemen önce kurulduğunu, bu nedenle Körfez ülkelerinde tanınan saygın bir firma olmadığını, davacı şirket hakkında içerisinde Ağaoglu Şirketler Grubu ibaresi geçmeyen tek bir haberin dahi bulunmadığını, davacı şirket yetkilisinin 2006 yılında Türkiye'de kurulan mezkur şirketin müvekkili ile imzalanacak sözleşme nedeniyle elde edilecek gelir göz önüne alındığında Dubai' de davacı şirketin kurularak işlemleri hu şirket üzerinden yaptığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 5.l, 5.2, 5.3 ve 5.4 maddesinde yer alan hükümleri davacının yerine getirmediğini, sözü edilen faaliyetlerin ve işlemlerin tamamının davacı şirket hesabına müvekkili tarafından yerine getirildiğini, davacı şirketin müvekkiline faaliyetleri sonrasında gerçekleştirilen kayda değer bir tanıtım ve pazarlama faaliyetinin bulunmadığını, sözleşmenin davacının iddia ettiği gibi haksız olarak feshedilmediğini, taraflar arasındaki sözleşmenin süresinin bir yıl olduğunu ve süre uzatılmasına ilişkin yazılı bir anlaşmaya varılmadığını, müvekkilinin 20.01.2016 talihli ihtarnameyi davacının etik ve iyi niyet kurallarından uzak davranışları ve kendilerince de ikrar edildiği üzere, müvekkili şirket projelerinin pazarlamasını yaptıkları ülkelerde aynı sektörde faaliyet gösteren rakip şirket projelerini de pazarlamak suretiyle sözleşme konusu amacın gerçekleşmesini engelleyecek şekilde hareket ettiğini, müvekkil şirket kaynaklarını rakip şirketlerin menfaatinde kullanmaktan çekinmediğini, davacı ortaklarının şirket olanaklarını kullanarak Yalova'da Körfez ülkelerine dönük proje yapıp satmaları ve müvekkili şirketi temsile yetkiliymiş gibi hareket etmeye devam etmeleri sebebiyle ihtarnamenin çekildiğini ve durumun kamuoyunun bilgisine sunulmasının zorunlu hâle geldiğini, davacı tarafın müvekkili nezdinde doğmuş, ancak ödenmemiş herhangi bir komisyon alacağının bulunmadığını, davacının Körfez ülkeleri vatandaşlarına müvekkilinin projelerinden bir kısmının sattığını, Yeniköy arsası da dahil 2.066.949.476,87 TL satış cirosu sağladığını bildirdiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 6.2. maddesi uyarınca davacının kendi aracılık faaliyeti neticesinde gerçekleşen satışlar nedeniyle komisyon ödemesine hak kazanacağını, davacının kendisine ödenmeyen bir alacağının olmadığını, davacının iddia ettiği diğer bir hususun ise sözleşmeye aykırı şekilde komisyon alacağının %6 oranının altında belirlenerek alacaklarının tenkis edildiği olduğunu, ancak davacının davalı tarafından kendisine yapılan avans ödemelerinden kaynaklanan borcunu kapatmak amacıyla münferit bazı pazarlama faaliyetlerine girişmesinin, sona eren sözleşme kapsamında ele alınamayacağını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, sözleşmenin sona erdiği 29.01.2013 tarihinden sonra davacının aracılık ettiği ve bu aracılık sonucunda gerçekleşen bireysel satışların bulunduğunun varsayılmasına karşın mezkur satışların bıı satışlardan doğduğu iddia edilen komisyon bedellerinin sözleşme dahilinde ve sözleşmeyle belirlenen %6 oranı üzerinden değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, davacının iddia ettiği hususlardan bir diğerinin ise müvekkiline gerçekleştirilen toplu gayrimenkul satışlarının kendilerine bildirilen rakamlara eklendiğini, hile ile gizlenen toplu satışlara ilişkin komisyon bedellerinin haksız bir şekilde ödenmediği olduğunu, ancak toplu satışların sözleşmenin konusunu oluşturmadığından komisyon bedeli dahil hiçbir ödeme yapılmayacağının kararlaştırıldığını, bu nedenle davacının mesnetsiz iddialarına itibar edilmeyeceğini, davacının davalının komisyon ücretini düşük ödemek adına doğrudan kendi namına düşük bedellerle gayrimenkul satışı gerçekleştirdiğini, sonrasında yüksek bedelle satıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının müvekkili nezdinde hiçbir hak ve alacağının bulunmadığı gibi müvekkiline milyonlarca lira borcunun olduğunu, davacı şirket yetkilileri ile müvekkili şirket yetkilileri arasında şahsi yakınlık sebebiyle soyut ve mesnetsiz faturalar düzenlenerek avans niteliğinde ödemeler alındığını, sözleşmenin 4. maddesinde belirtilen sözleşmesel faaliyetleri kapsamında gerçekleşen harcamaların davacı tarafından ödenmediğini, bu harcamaların müvekkili tarafından davacı hesabına ödenmek zorunda kalındığını, yapılan incelemeler neticesinde cari hesap bakiyesinin kapatılmamış olması ve alacaklarını aşar şekilde faturalar tanzim edilmesinin ve bu yolla alınan avans ödemeleri sebebiyle 29.01.2016 tarihli ihtarname ile davacı şirket, şirket sahibi ile kardeşi ...'ın ve aralarında organik bağ bulunan Orient Uluslararası Dan. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne ödenmeyen alacakların bir an evvel ödenmesi hususunun ihtar edildiğini, bu nedenle müvekkili şirket alacakları için takas mahsup talebinde bulunduğunu, sonuç itibariyle davacının sözleşmenin komisyon bedeli, temsilcinin aracılık ettiği ve bu aracılık sonucu gerçekleşen her bireysel satışı için şeklindeki 6.2 madde karşısında, komisyon ücretine hak kazanması için satışa aracılık etmesi ve bu aracılık faaliyetinin satış işlemiyle sonuçlanmasının şart olduğunu, davacının bu satışlardan pay alma peşinde olduğunu, müvekkili şirketin yönetim kurulu başkanı Ali Ağaoğlu'nun iyi niyetini ve güvenini istismar ederek hak edilen komisyon ücretlerinin çok üzerinde avans mahiyetinde ödemeler aldıklarını savunarak müvekkilinin davacıya yaptığı fazla ödemelerin, kendileri hesabına yapılan ödemeler ile sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle her türlü istirdat talep, tazminat ve dava hakkı sakkı kalmak kaydıyla haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; birleşen davanın kasıtlı olarak açıldığını, birleşen davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, birleşen davada davacı tarafın taleplerinin zamanaşımına uğradığını, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, müvekkilinin 12.09.2011 tarihli protokolün tarafı olmadığını, ...ye husumet yöneltilmesinin de mümkün olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davanın, taraflar arasındaki tek yetkili (acente) sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle bakiye komisyon alacağı ve denkleştirme tazminatı alacağının tahsiline, birleşen davanın ise birleşen dava davacısının davalı nam ve hesabına yaptığı masrafların tahsili istemine ilişkin olduğu, asıl davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu, davacının dava dilekçesinde davaya konu alacağını TL olarak talep etmesi nedeniyle alacağın TL'ye dönüştüğü ve bundan sonra USD olarak talep etme imkanının kalmadığı, davacının komisyon alacağının dava tarihindeki kur üzerinden TL olarak belirlendiği, portföy tazminatı için yasada aranan koşulların bulunmadığı, birleşen davada ise davacının yaptığını iddia ettiği pazarlama giderlerinden davalının sorumlu olduğunun kanıtlanmadığı gerekçeleriyle toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporları ışığında asıl davadaki komisyon alacağı talebinin kısmen kabulüne, asıl davada denkleştirme tazminatı (portföy tazminatı) talebinin reddine, birleşen davanın ise bütünüyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; asıl davadaki bakiye komisyon alacağı ile ilgili olarak talep ettikleri gibi USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı üzerinden hüküm kurulması gerekirken dava tarihindeki kur üzerinden TL olarak hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, Mahkemenin gerekçesinde de belirtildiği üzere, bu davada bakiye komisyon alacağının tutarının kesin olarak belirlenebilmesi için dava dışı Emlak Konut’tan müzekkere ile davaya konu satışlar ile ilgili bilgiler istendiğini ve bilirkişilerin hem dava dışı Emlak Konut’un hem de davalının kayıtlarını incelemek suretiyle bakiye komisyon alacağını kesin olarak belirleyebildiğini, davacının davadan önce bakiye komisyon alacağı ile ilgili davalıya gönderdiği 26.04.2016 tarihli faturasında belirtilen 35.326.968,69 USD tutarındaki bakiye komisyon alacağı, tahminen ve yaklaşık olarak hesaplamışsa da davalının bu faturaya hemen itiraz ettiğini ve bilirkişi raporunda davacının 15.233.605,70 USD bakiye komisyon alacağı olduğunun hesaplandığını, görüldüğü gibi davacının bakiye komisyon alacağını kendi kayıtlarına göre kesin olarak hesaplayamadığının gerek bilirkişi raporundaki hesaplamalar ve gerekse davalının bu konudaki itirazı ile ortada olduğunu, kaldı ki davacının davaya konu satışlarla ilgili pazarlıklara ve nihai satış tutarlarına doğrudan vakıf olamadığı için ve Emlak Konut ve davalı kayıtlarına da erişemediği için bakiye komisyon tutarını kendisinin kesin bir şekilde hesaplayabilmesinin mümkün olamadığının açıkça ortada olduğunu ve bu durumun Mahkemenin gerekçeli kararında da tespit ve teyit edildiğini, sözleşmenin uygulaması sırasında dahi davacının, davalının verdiği satış bilgileri üzerine fatura kesebildiğini, davacının o aşamada da doğrudan komisyon hesaplaması yapabilmesinin mümkün olamadığını, davacının kestiği son bakiye komisyon faturasından eınin olmadığı için bu konudaki alacağını icra takibi ve olası bir itiraz halinde itirazın iptali davası şeklinde yürütmeyi uygun görmediğini ve bakiye komisyon alacağının belirlenmesi için işbu davayı açmayı hukuken daha doğru bulduğunu, Mahkemenin iş bu davayı belirsiz alacak davası olarak nitelendirmesinden sonra bu tür bir davadaki talep artırımını, kısmi davalardaki ıslah işlemi şeklinde değerlendirmesi ve bu kapsamda işbu davadaki talep artırımdaki USD'nin fiili ödeme günündeki TL karşılığı talebi hakkında yanlış değerlendirme yapmasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, belirsiz alacak davasında 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu maddesinin uygulanamayacağını, uygulanırsa belirsiz alacak davasının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 nci maddesindeki tanımına aykırılık oluşturacağını, hukuken bu çelişkiye izin verilemeyeceğini,
-Davalının, 18.12.2019 tarihli talep artırım dilekçesine karşı verdiği 27.12.2019 tarihli itiraz dilekçesinde, talep artırımının USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı şeklinde yapılmasına hiçbir itirazda bulunmadığını, itirazların zamanaşımı ve davanın belirsiz alacak davası olmadığı konularına ilişkin olduğunu, davalının bu konudaki itirazlarına talep artırımından çok uzun süre sonra aldığı uzman görüşlerinden sonra başladığını, bilindiği gibi 6100 sayılı Kanun uygulamasında, talep artırımı ve ıslah dilekçeleri karşı tarafa gönderildikten sonra bu konudaki itirazların iki haftalık süre içinde bildirilmesi gerektiğini, bu davada da davalının iki haftalık süre içinde talep artırımı ile ilgili itiraz dilekçesini sunduğunu, ancak o dilekçede talep artırımının USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı şeklinde yapılmasına hiçbir itirazda bulunmadığını, dolayısıyla Mahkemenin kabulünün aksine, davalının bu konuda süresinde yaptığı kanuna uygun bir itiraz olmadığını, savunmanın değiştirilmesi ile ilgili yasak maddeleri kapsamında davalının süresinden sonra bu konuda yaptığı itirazların dikkate alınamayacağını, tüm bu açıklamalar dikkate alındığında, bir an için davadaki talep artırımının ıslah gibi işleme tabi tutulacağı kabul edilse ve 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu maddesindeki seçimlik haklar ile ilgili olduğu düşünülse dahi ıslah ile seçimlik haklar da değiştirilebileceğinden, Mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinin de kabul edilemez olduğunu,
-Tüm bunlardan ayrı olarak Mahkemenin talep artırımındaki rakamı çevirdiği kurun da hatalı olduğunu, bir an için davacının bakiye komisyon alacağının USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı değil de TL üzerinden hükme bağlanması gerektiği kabul edilmesi hâlinde de davacının USD olan alacağının hangi tarihteki kurun esas alınarak TL’ye çevrileceği ve hüküm altına alacağının doğru tespit edilmesi gerektiğini, Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, dava tarihinin 26.07.2016 ve bilirkişi raporunda tespit edilen bakiye komisyon tutarı üzerinden davadaki talep artırım tarihinin 18.12.2019 olduğunu, Mahkemenin herhangi bir hukuki dayanağı olmaksızın dava tarihi olan 26.07.2016 tarihindeki USD kuru olan 3,0453’ü esas alarak bilirkişi raporunda hesaplanan bakiye komisyon tutarı 15.215.700,62 USD'nin 46.336.373,09 TL olduğunu belirterek bu tutar üzerinden hüküm kurduğunu, tamamlama harcının da tamamlama tarihindeki kurdan hesaplandığını, Mahkemenin bakiye komisyon ile ilgili dava tarihindeki kuru esas almasının hiçbir hukuki dayanağı olmadığını ve gerekçede de bunun sebebinin belirtilmediğini, bu davada bakiye komisyon alacağı bakımından eğer TL olarak hüküm kurulacak ise talep artırım tarihindeki kur dikkate alınarak alacağın TL’ye çevrilmesi ve bu konudaki alacağın tümüne dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini, taraflar arasındaki ticari ilişkinin USD üzerinden yürütüldüğünün bilirkişi raporunda da tespit edildiğini, dolayısıyla işbu davadaki talep artırımının USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı olarak talep edilmesinin esas bakımından da kanuna ve emsal Yargıtay kararlarına uygun olduğunu,
-Asıl davadaki portföy (denkleştirme) tazminatı talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, çünkü 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinde düzenlenen portföy (denkleştirme) tazminatının hakkaniyet ilkesine dayalı olduğunu, ayrıca bu madde yorumlanırken emsal Yargıtay uygulamaları ve kabullerinin ve karinelerin de gözden uzak tutulmaması gerektiğini, Mahkemenin bu konudaki yorumunun açıklanan tüm bu hususlara aykırı olduğunu, bu konuyla ilgili Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyeleri olan Prof. Dr. Hamdi Yasaman ve Prof. Dr. H. Murat Devecioğlu tarafından hazırlanan uzman görüşünün de ekli olduğunu, Mahkemenin ret gerekçesinin dosyadaki delillere, kanuna, emsal Yargıtay kararlarına, bu konudaki karinelere ve özellikle de hakkaniyete aykırı olduğunu,
-Davalı tarafın, davacının rakip başka firmalara da aracılık hizmeti verdiği iddiasının ise ispata muhtaç kaldığını, sırf davacının dava dilekçesinde kendini tanıtırken uluslararası gayrimenkul firmalarının projelerinin tanıtımı, pazarlanması faaliyetlerinde bulunduğuna dair beyanı ile davacının davalı ile rekabet hâlinde olan firmalara aynı tarih ve bölgede hizmet verdiği sonucunun çıkarılamayacağını,
-Mahkemenin, portföy tazminatını değerlendirirken bu konudaki bilirkişi tespitlerini de göz ardı ettiğini, bilirkişi raporunda sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedilmesinin, davacının dört yıllık süredeki tanıtımı faaliyeti sonrasında yapılan yüksek satış tutarı, sözleşmenin feshinden hemen sonra Körfez ülkeleri vatandaşlarına davalının 27.002.947,11 USD gibi yüksek bir tutarda satış yaptığı gerekçe gösterilerek portföy tazminatı hesabı yapıldığını, Mahkemenin yukarıda özetlenen hatalı gerekçelerinin, bilirkişi raporunun bu konudaki doğru gerekçelerini çürütemediğini, dolayısıyla bilirkişi raporundaki gerekçeler ve yapılan portföy tazminatı hesabının hukuka, emsal Yargıtay kararlarına ve hakkaniyete uygun, Mahkemenin aksi yöndeki düşüncesinin ise hatalı olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, acentenin denkleştirme talebinde bulunabilmesi için sözleşmenin sona ermesinde acentelik veren tarafın kusurlu bulunmasının şart olmadığını, ancak sözleşmenin acentenin kusuru ile sona ermemiş olması gerektiğini,
-Bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin asıl davaya dair istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek asıl davaya ilişkin kararın kaldırılmasına, 15.233.605,70 USD bakiye komisyon alacağının, dava tarihinden fiili ödeme gününe kadar işleyecek şekilde Devlet bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranındaki faizi ile birlikte fiili ödeme tarihindeki T.C. Merkez Bankasının efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığının davalıdan tahsiline, 11.759.502,36 ABD doları portföy tazminatının dava tarihinden fiili ödeme gününe kadar işleyecek şekilde Devlet bankalarının USD ile açılmış hir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranındaki faizi ile birlikte fiili ödeme tarihindeki T.C. Merkez Bankasının efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığının davalıdan tahsiline, bu talebin kabul edilmemesi hâlinde ve bir an için davacının bakiye komisyon alacağının USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı değil de TL üzerinden hükme bağlanması gerektiği kabul edilirse, talep artırım tarihi olan 18.12.2019 tarihindeki kur olan 5,8752 üzerinden yapılacak hesaplama ile yukarıda belirtilen ve bilirkişi raporu ile tespit edilen bakiye komisyon alacağının (15.233.605.70 USD) ve portföy tazminatının (11.759.502,36 USD) hüküm altına alınmasına ve bu alacaklara dava tarihinden itibaren ticari (avans) faizi yürütülmesine, bu talep de kabul görmediği takdirde, talep artırım tarihi olan 18.12.2019 tarihindeki kur olan 5,8752 üzerinden yapılacak hesaplama ile yukarıda belirtilen ve bilirkişi raporu ile tespit edilen bakiye komisyon alacağının (15.233.605,70 USD) ve portföy tazminatının (11.759.502,36 USD) hüküm altına alınmasına ve bu alacaklarına talep artırım tarihinden itibaren ticari (avans) faizi yürütülmesine, yargılama giderlerinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini istemiştir.
2.Asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının, asıl davada artırılan talep sonucuna göre daha önce yatırdığı yabancılık teminatının artırılması gerektiğini, asıl davada, alacak iddiasının kabulü anlamına gelmemek kaydıyla iddia edilen alacağın konusu ve içeriği irdelendiğinde, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı ortada iken İlk Derece Mahkemesinin hatalı bir karar verdiğini, davacının bedel artırım olarak nitelendirdiği dilekçesinin bedel artırım değil, ıslah dilekçesi olduğunu, davacının söz konusu dilekçe ile faiz ve para birimini değiştirmek istemiş olup söz konusu dilekçenin bedel artırım olarak nitelendirilmesinin kabul edilemeyeceğini, söz konusu dilekçenin ıslah olarak nitelendirilmesi gerekmekte olup sonrasında ıslah hükümlerince süresinde ve hukuki şartlarda yapılmayan ıslahın yok hükmünde sayılması gerektiğini, yine alacağın kabulü anlamına gelmemek kaydıyla asıl davada davacının alacak tercihini TL cinsinden yana kullanmakla artık alacağını USD cinsinden talep edemeyeceğini, davacı tarafından açılan dava TL cinsinden açılmış olup ıslah dilekçesi ya da bedel artırım ile yabancı bir para birimi üzerinden talepte bulunulmasının mümkün olmadığını, Mahkemenin bu konudaki değerlendirmesinin isabetli olduğunu, söz konusu dilekçenin ıslah olduğu ortada olup bu hususun davanın da belirsiz alacak davası olmayıp kısmi dava olduğunu ortaya koyduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını,
-Eğer davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı kabul edilirse, bu kez öncelikle davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı dikkate alınarak hukuki yarar yokluğu nedeniyle asıl davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, yine asıl davanın belirsiz alacak davası olduğuna kanaat getirilse dahi işbu davanın belirsiz alacak davası çeşitlerinden kısmi eda- külli tespit davası olduğu dikkate alınarak faiz başlangıç tarihin de buna göre belirlenmesi gerektiğini,
-Asıl davada verilen bedel artırım dilekçesinin ıslah dilekçesi olduğu kabul edilerek öncelikle ıslah dilekçesinin usulüne uygun olmadığından yok hükmünde olduğuna karar verilmesi gerektiğini, aksine bir görüş olması hâlinde ise ıslah dilekçesi tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini, bu hukuki talep de dikkate alınmadığında bakiye komisyon alacağının kabulü anlamına gelmemek kaydıyla davanın kısmi dava olarak açıldığının kabulü ile birlikte öncelikle ıslah dilekçesinin yok hükmünde olduğuna aksi bir düşünce olması hâlinde ise faiz başlangıç tarihinin ıslah dilekçe tarihinin esas alınmasına karar verilmesi gerektiğini,
-Davacının istinaf başvuru dilekçesinde 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu madde incelemesi yaparken bir takım hukuki değeri olmayan, dayanaksız ve kafa karıştırma adına iddialarda bulunduğunu, bu hususların kabulünün mümkün olmadığını,
-Müvekkili şirket tarafından 26.01.2012 tarihli sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini, Mahkemece sözleşmenin feshinin haksız olduğuna kanaat getirilmesinin hukuken kabul edilemez olduğunu ve reddi gerektiğini,
-Portföy tazminatına hak kazandığına ilişkin ispat külfeti davacı tarafta olup davacı tarafından bu hususun ispat edilemediğini, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olumsuz bir durum söz konusu olmayıp hakkaniyet ilkesine aykırılık bulunmadığını,
-Taraflar arasındaki sözleşmenin sona ermesinden sonra müvekkilinin, davacı tarafından sağlanan yeni müşteriler sayesinde önemli bir menfaat elde etmediğini, davacının ücret kaybına sebep olmadığını, Mahkemenin "Davalının önemli ölçüde menfaat elde etmeye devam ettiğinin ispatlanmadığı, davacının fesih ihtarından sonra körfez ülkeleri vatandaşlarına başka şirketler adına satış faaliyeti için pazarlama faaliyetini yürütebileceğini, davacının davalıya devrettiği müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmediği" yorumlarıyla müvekkilinin önemli bir menfaat elde ettiğini ispat külfetinin davacıda olduğunu ve davacının herhangi bir ücret kaybına uğramadığı gerekçesi ile portföy tazminatını reddetmesinin yerinde olduğunu,
-Asıl davada reddedilen komisyon alacağı ve portföy tazminatı tutarları üzerinden müvekkili lehine tayin edilen yargılama gideri niteliğinin ve vekâlet ücretinin eksik ve yanlış hesaplandığını, reddedilen her iki kalem alacak üzerinden ayrı ayrı nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, vekâlet ücreti hesabında hata edilerek eksik ücrete hükmedildiğini, yargılama giderlerine de yanlış hükmedilmiş olduğunu,
-Birleşen davada müvekkili tarafından yapılan pazarlama faaliyeti giderlerinin talep edildiğini, müvekkilinin yaptığı bu giderlerden davalının sorumlu olduğunu, müvekkilinin bu harcamaları davalının isteği ve ödeyeceğini bildirmesi üzerine yaptığını, birleşen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verildiği belirterek İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu asıl ve birleşen davalara ilişkin usul ve yasaya aykırı kararının kaldırılmasına ve asıl davadaki tüm taleplerin reddine, birleşen davanın kabulüne, karşı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davada davacı vekilinin, asıl davaya yönelik istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde: asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun, sadece asıl davaya yönelik olduğunu, birleşen dava hakkında verilen hükme karşı bir istinaf başvurusu olmadığını, somut olayda İlk Derece Mahkeme gerekçesinde de isabetli şekilde yer verildiği üzere fesih ihtarnamesinden sonra davalı şirketin Körfez ülkeleri vatandaşlarına 27.002.947,11 USD tutarında satış yaptığı tespit edilmişse de, bu satışların davacının daha önce kazandırdığı müşterilere yapıldığı kanıtlanmadığı gibi davacının taraflar arasındaki sözleşmenin feshinden sonra Körfez ülkeleri vatandaşlarına başka şirketler adına satış faaliyeti için pazarlama faaliyeti yürütülebilme imkanının bulunduğu, bu kapsamda davacının davalıya ait taşınmazların satışında kullandığı müşteri portföyünden gelir elde etme imkanını kaybettiğinin söylenemeyeceği, işin mahiyeti itibariyle davalının da bu müşteri çevresinden önemli ölçüde menfaat elde etmeye devam ettiğinin, yani daha önce davacı aracılığı ile satış yapılan müşterilere fesihten sonra da davalı tarafından başka satışlar yapıldığının kanıtlanmadığı, bu koşullar gerçekleşmeden sadece hakkaniyetin denkleştirme tazminatı ödenmesini gerektirmediği kanaatine varıldığından, denkleştirme tazminatı isteminin reddine dair İlk Derece Mahkemesi kararı isabetli olup aksi yöndeki istinaf nedenlerinin yerinde görülmediğini, davacının, dava dilekçesinde gerek komisyon alacağını gerekse portföy tazminatı alacağını TL olarak istediği, yani, 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen seçim hakkını dava dilekçesiyle kullandığı ve dava tarihi itibariyle tüm alacağını TL'ye dönüştürdüğü, bundan sonra herhangi bir usul işlemiyle (bedel artırımı ya da ıslah dilekçesiyle) bundan dönülmesi ve alacağın tekrar döviz alacağına dönüştürülmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle davacının, alacağın döviz olarak ya da tahsil tarihindeki kur üzerinden tahsil kararı verilmesi yönündeki taleplerinin yerinde olmadığı, aynı şekilde davacı, dava tarihinde alacağını TL'ye dönüştürdüğüne göre talep artırımı ya da ıslah yoluyla davaya konu edeceği bakiye alacağını da dava tarihinde TL'ye dönüştüğünün kabulü gerektiğinden davacı vekilinin talep artırım/ıslah tarihindeki döviz kurunun esas alınması gerektiği yönündeki istinaf nedeninin de yerinde görülmediği, asıl davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerektiği,
Asıl davada davalı vekilinin, asıl davaya yönelik istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde: asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekilinin, hem asıl davada verilen hükmü hem de birleşen davada verilen hükmü istinaf ettiği, asıl dava yönünden davacı tarafından dava şartı niteliğindeki yabancılık teminatının davanın başında yatırıldığı ve dava şartının tamamlandığı, yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verildiği, davalı vekilinin teminata yönelik istinaf nedeninin yerinde görülmediği, dava dilekçesinde bu konuda bir açıklık bulunmadığı sürece davanın, kısmi dava kabul edileceği, nitekim dava dilekçesinde fazlaya ilişkin dava ve talep haklarının saklı tutulmuş olmasının da davanın kısmi dava olduğunu ortaya koyduğu, İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinde de belirtildiği üzere, belirsiz alacak davası açma koşullarının bulunduğu durumlarda da kısmi dava açılmasının mümkün olduğu, davacının kanunun kendisine verdiği belirsiz alacak davası açma imkanını kullanmadığı, davanın tüm talepler yönünden kısmi dava olduğu, bu nedenlerle, İlk Derece Mahkemesinin davayı belirsiz alacak davası olarak nitelendirmesi usul ve yasaya aykırı bulunduğundan asıl davada davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedenlerinin yerinde olduğu, karar gerekçesinin düzeltilmesi gerektiği, somut olayda dava ve ıslah dilekçelerinin tarihleri dikkate alındığında, beş yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği anlaşıldığından, davalı vekilinin zamanaşımı def'inin reddine dair İlk Derece Mahkemesi kararının sonucu itibariyle isabetli bulunduğu, bu nedenle davalı vekilinin zamanaşımına dayalı istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği, ıslahın süresinde yapıldığı, davacının ıslah iradesinin, ıslah dilekçesiyle (terditli olarak ıslah beyanı içeren dilekçesiyle) ortaya çıkmış olup davalı vekilinin ıslahın süresinde olmadığına dair istinaf nedeninin yerinde görülmediği, asıl davada davalı vekilinin, ıslahla artırılan kısım yönünden temerrüt faizinin ıslah tarihinden itibaren yürütülmesi gerektiğini ileri sürdüğü, dosyanın yapılan incelemesinde, davacının, asıl davaya konu komisyon alacağı için düzenlediği faturayı da tebliğ etmek suretiyle Kadıköy 26. Noterliğinin 06.05.2016 tarihli, 09363 yevmiye sayılı ihtarnamesiyle alacağını talep ettiği ve yedi günlük ödeme süresi verdiği, davalı Akdeniz vekilinin bu ihtara karşı düzenlediği Kadıköy 32. Noterliğinin 11.05.2016 tarihli, 14203 yevmiye sayılı cevabi ihtarnamesiyle cevap verdiği ve bu alacak iddiasına karşı koyduğu, bu durumda davalının, davacının komisyon alacağı yönünden yedi günlük ödeme süresinin sonunda 18.05.2016 tarihi itibariyle mütemerrit olduğunun kabulü gerektiği, davanın ise bu tarihten sonra açıldığı, davalının temerrüdü dava ve ıslahtan önce gerçekleştiğinden temerrüt faizinin başlangıcı yönünden ıslah tarihinin bir öneminin olmadığı, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alındığında, sözleşmenin acentelik ilişkisi niteliğinde olduğu, bu nedenle davalı vekilinin, taraflar arasındaki ilişkinin acentelik ilişkisi olmadığı, simsarlık ilişkisi olduğu yönündeki istinaf nedeninin yerinde görülmediği, sözleşmenin 8.1 maddesinde sözleşme süresinin bir yıl olarak belirlendiği, yine aynı sözleşme hükmü uyarınca sözleşme süresi sonunda tarafların ancak yazılı olarak anlaşmaya varmak suretiyle sözleşmeyi uzatabileceklerinin düzenlendiği, davalı vekilinin, bu hükme göre sözleşmenin yazılı olarak yenilenmediğini ileri sürerek süreli sözleşmenin 29.01.2013 tarihinde kendiliğinden sona erdiğinin kabulü gerektiğini ileri sürdüğü, davalının davacıya gönderdiği anlaşılan Kadıköy 32. Noterliğinin 29.01.2016 tarihli fesih ihtarının içeriği dikkate alındığında, davalı tarafından taraflar arasındaki 29.01.2012 tarihli sözleşmenin 29.01.2016 tarihi itibariyle feshedildiğinin bildirildiği gözetildiğinde, sözleşmenin bu tarihe kadar davalı yanca da benimsendiği ve uygulandığı sonucuna ulaşıldığı, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedenlerinin de yerinde görülmediği, yine davalı tarafından gönderilen fesih ihtarı içeriğinde haklı bir neden ileri sürülmediği gibi feshin haklı nedene dayalı yapıldığı da kanıtlanmadığından, Mahkemece taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedildiğine dair İlk Derece Mahkemesinin karar ve gerekçesi tespiti de isabetli olup davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedenlerinin de yerinde görülmediği, taraflar arasındaki sözleşmenin 6. maddesinde her bireysel satış için satış bedeli üzerinden net %6 oranında komisyon bedeli ödeneceği kararlaştırıldığı, davalının her bir taşınmaz satışı için farklı oranların kabul edildiğini, buna dair 02.07.2015 ve 03.12.2014 tarihli belgelerin mevcut olduğunu ileri sürdüğü, Mahkeme gerekçesinde söz konusu belgelerin tartışıldığı, iş bu belgelerin taraflar arasındaki komisyon oranının değiştirildiğini kanıtlamayacağı, kaldı ki komisyon oranının sonradan değiştirildiğine dair davacı yanca imzalanmış bir belge veya başkaca bir kanıt sunulmadığı gerekçesiyle dava kısmen kabul edilmiş olup bu gerekçeler benimsendiğinden, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenlerinin de yerinde görülmediği, davacının talep edebileceği bakiye komisyon alacak tutarının 15.215.700,62 USD olduğunun belirlendiği, bu tutar esas alınarak ve dava tarihindeki kur üzerinden hesaplama yapılarak davacının alacağı TL olarak hesaplanmış ve buna göre kurulan hükmün isabetli olduğu sonucuna varıldığı, davalı vekili savunmasında ve istinafında, komisyon hesabına esas alınan satış sayısının belirlenmesinde bu satışlara davacının aracılık edilip edilmediğinin dikkate alınmadığını, davalının bu satışlara aracılık ettiğini ayrıca kanıtlaması gerektiğini ileri sürdüğü, oysa, davalı tarafından sunulan 02.07.2015 tarihli belgede davalı tarafın, davacının aracılığıyla satılan taşınmaz sayısının, hükme esas alınan sayıdan daha yüksek olduğunu kabul ettiği, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde yer verildiği üzere, davalının delil olarak sunduğu ve nazara alınmasını talep ettiği 02.07.2015 tarihli belgede 2189 adet taşınmazın satışı için komisyon hesabı yapılması gerektiği ileri sürdüğü, ancak Mahkemece komisyon alacağı hesabında nazara alınan taşınmaz sayısının 2064 adetle sınırlı olarak yapıldığı, üstelik esas alınan satışların üçüncü kişi Emlak Konut GYO'nun kayıtlarıyla da teyit edildiği gözetildiğinde, davalı vekilinin sözleşmede belirtilen bölgede ve bölge vatandaşlarına satış yapılıp yapılmadığının dikkate alınmadığı, taşınmazların niteliğinin araştırılmadığı, sözleşmenin 4.1 ve 6.2 maddeleri kapsamında komisyon ücretinden ayrık tutulan satışlar olup olmadığının değerlendirilmediği, bu taşınmazların satışına davacının aracılık edip etmediğinin araştırılmadığı yönündeki istinaf nedenlerinin de yerinde görülmediği, davalı tarafından 02.07.2015 tarihli belge ile komisyon hesabına konu olabileceği belirtilen taşınmazların sayısı dikkate alındığında ve bilirkişiler tarafından komisyon alacağına esas alınan satışların taksitli satış olmadığı, satış vaadi ile satılan taşınmazlar olmadığı yönündeki tespitleri dikkate alındığında ve davalı vekilinin bazı taşınmazlar yönünden satış bedellerinin tahsil edilmediğine, bazı satışların taksitli olduğuna dair savunması yönünden herhangi bir kanıt sunulmadığı gözetildiğinde, davalı vekilinin aksi yönündeki istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği, asıl davaya yönelik olarak davacı vekilinin istinaf başvurusunun değerlendirilmesi bölümünde açıklandığı üzere davacının dava dilekçesinde her iki kalem alacağını TL olarak talep ettiği, böylece seçim hakkını TL yönünde kullandığı dikkate alındığında, dava tarihindeki kurun esas alınarak alacağın TL olarak ve TL faiziyle hüküm altına alınması isabetli olup aksi yöndeki davalı istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, asıl davada davalı vekili reddedilen komisyon alacağı ve portföy tazminatı tutarları yönünden lehlerine tayin edilen yargılama gideri niteliğindeki vekâlet ücretinin eksik ve yanlış tayin edildiğini ileri sürerek kararı istinaf ettiği, davacı vekilince 19.12.2019 tarihli bedel artırım dilekçesinde 5,8752 TL kur karşılığı gösterilerek 15.233.605,70 USD komisyon alacağı talep edildiği, yine aynı kur gösterilerek 11.759.502,36 USD portföy tazminatı alacağı talep edildiği ve harçlandırıldığı, buna göre davacının bedel artırım dilekçesinde gösterdiği kura göre komisyon alacak talebi 89.500.480,20 TL olup Mahkemece 46.336.373,09 TL'lik bölümü yönünden kabul kararı verilmiş, bu durumda reddedilen komisyon alacak tutarının 43.164.107,11 TL olduğunun hesaplandığı, bu tutar üzerinden karar tarihindeki AAÜT esaslara göre davalı lehine 520.266,07 TL nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken gerekçeli kararın 8 nolu bendinde 7.888,42 TL vekâlet ücretine hükmedildiği anlaşılmakla, davalı vekilinin bu yöndeki istinafı haklı görüldüğü ve kararın bu yönden düzeltilmesi gerektiği, denkleştirme tazminatının tümüyle reddedildiği, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde denkleştirme tazminatının, açıkça "tazminat" olduğunun belirtildiği, karar tarihinde yürürlülükte bulunan AAÜT uyarınca tümüyle reddedilen portföy tazminatı talebi yönünden maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi isabetli olup aksi yöndeki davalı istinafının yerinde olmadığı, İlk Derece Mahkemesinin yargılama giderlerini taraflara dağıtırken yanlış oran esas aldığı anlaşıldığından, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedeninin de haklı bulunduğu ve kararın bu yönden düzeltildiği,
Birleşen davada davacı vekilinin, birleşen davaya yönelik istinaf nedenlerinin incelenmesinde: sözleşmeye göre, birleşen davanın davalısı tarafından yapılacak pazarlama faaliyetlerinin masraflarının kendisine (davalı ...’e) ait olduğu sözleşme hükmü olduğu, sözleşmede, davacı Akdeniz tarafından yapılacak pazarlama giderlerinin davalı ...'e ait olacağına dair bir hüküm bulunmadığı, birleşen davada davacı Akdeniz vekili, birleşen davaya konu masrafların davalı ...'in isteği üzerine ve cari hesapta Orient'in alacağından düşülmek üzere yapıldığını ileri sürmüşse de buna dair bir belge ve kanıt sunmadığı, yani, bu masrafların davalı ... adına ve onun isteğiyle yapıldığına dair iddianın kanıtlanmadığı, İlk Derece Mahkemesince alınan 10.02.2021 tarihli bilirkişi raporu içeriğinde, davacının 18.488.956,39 TL pazarlama faaliyeti altında yaptığını ileri sürdüğü harcamalara ilişkin olarak defterlerinde somut bir kayıt olmadığı, bu hususta taraflar arasında mutabakat belgesi bulunduğunun ileri sürülmediği gibi kanıtlanmadığı, yansıtma faturası da düzenlenmediğinin belirlendiği, bu nedenlerle, kanıtlanamayan birleşen davanın reddi yönündeki İlk Derece Mahkemesi kararı isabetli olup aksi yöndeki istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği gerekçesiyle birleşen dava yönünden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl dava yönünden, asıl davada davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin asıl davaya ilişkin istinafa konu kararının kaldırılarak, asıl davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına, asıl davanın kısmen kabulü ile 46.336.373,09 TL bakiye komisyon alacağının, dava tarihi olan 26.07.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin komisyon alacağı talebinin reddine, davacının portföy tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesinin, asıl davadaki bakiye komisyon alacağının USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı üzerinden hüküm kurulamayacağı yönündeki kararının, kendi kabulüne ve savunduğu ilkeye dahi aykırı olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu maddesinin yanlış okunduğunu, davacının dava açılmadan önce gönderdiği ihtarname ile alacağını USD olarak isteyip bu şekilde seçimlik hakkını USD olarak kullandığını, Bölge Adliye Mahkemesinin ilk tercihin USD olarak kullandığını yok saymasının yerinde olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesinin kararındaki “TBK’nın 99/2. maddesi uyarınca, döviz alacağı olan bir alacaklıya, seçimlik haklar verilmiştir. Buna göre alacaklı, alacağının aynen (tahsil tarihindeki kur üzerinden) tahsilini talep edebileceği gibi vade tarihindeki kur üzerinden TL karşılığının ödenmesini isteyebilir.” şeklindeki ifadeler, 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu maddesinin yanlış okunduğunu da gösterdiğini, anılan bu maddedeki “aynen” kavramının, “tahsil/fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden TL” anlamında olmadığını, bu iki kavramın farklı olduğunun maddenin içeriğinden rahatlıkla tespit edilebileceğini, bu yanlış okuma sonucu, bu davadaki “fiili ödeme günündeki TL” üzerinden olan taleplerinin “aynen ABD doları ödenmesi” talebi şeklinde anlamlandırıldığını ve taleplerinin bu sebeple reddedildiğini, bunun sebebinin Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez'in görüşü olduğunu, asıl davadaki bakiye komisyon alacağı ile ilgili talep ettikleri gibi USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı üzerinden hüküm kurulması gerekirken dava tarihindeki kur üzerinden TL olarak hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, İlk Derece Mahkemesince eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak kabul edilmesinin doğru olduğunu, alacağın belirlenmesi mümkün olmadığından eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, belirsiz alacak davasında alacak miktarının değer olarak belirtilebileceğini, bu durumda yabancı para ve TL tartışmasının söz konusu olamayacağını, zira dava açılırken yabancı para karşılığının da değer kapsamında TL olarak belirtilebileceğini, daha sonra yapılacak talep artırımının bu bakımdan kısıtlanmadığını, belirsiz alacak davasında 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu maddesinin uygulanmayacağını, davalının talep artırım dilekçesine bu yönde bir itirazı olmadığını, çok sonra itirazların ileri sürüldüğünü, davalının süresinden sonra yaptığı itirazın dikkate alınmayacağını, dava dilekçesindeki talebin TL, talep artırım dilekçesindeki talebin de fiili ödeme günündeki TL olduğunu, bu bakımdan talepte bir değişiklik olmadığını, bu konudaki değerlendirmenin yanlış olduğunu, tüm bu açıklamalar dikkate alındığında, bir an için davadaki talep artırımının ıslah gibi işleme tabi tutulacağı kabul edilse ve seçimlik haklar ile ilgili olduğu düşünülse dahi, ıslah ile seçimlik haklar da değiştirilebileceğinden, sayın Mahkemenin bu konudaki aksi yöndeki görüşünün de hukuka aykırı olduğunun açık olduğunu, öte yandan kabul etmemekle birlikte dava tarihindeki kurun esas alınmasının doğru olmadığını, tamamlama harcının talep artırım tarihindeki kura göre alındığını, eğer TL üzerinden hüküm kurulacaksa bile talep artırım tarihindeki kur esas alınarak belirlenen miktara dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiğini, esas olarak USD'nin fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden talep edilmesinin doğru olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin kısmi dava görüşünün isabetsiz olduğunu, belirsiz alacak davasının istisnai olmadığını, esasen kısmi dava açanın davasının kısmi dava olduğunu açıkça yazması gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesinin reddedilen komisyon ücreti ile ilgili İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırarak davalı lehine hükmettiği fahiş vekâlet ücretinin de kanuna ve hukukun temel ilkelerine aykırı olduğunu, davalı lehine hükmedilen vekâlet ücretinde talep artırım tarihindeki kurun esas alınmasının doğru olmadığını, bu sebeple Bölge Adliye Mahkemesinin davalı yararına hükmettiği vekâlet ücreti ve yargılama giderinin yanlış olduğunu, asıl davada portföy tazminatı talebinin reddinin yerinde olmadığını, sözleşmenin hemen feshinden kısa bir süre sonra yapılan satışların davacının geliştirdiği müşteri çevresine yapılan satışlar olduğunun açık olduğunu, davalının, bu karinenin aksine herhangi bir delil sunmadığını, 27.002.947,11 USD’lik satışın da az bir satış miktarı olmadığını, dosyada, sözleşmenin sona ermesinden sonra davacının Körfez ülke vatandaşlarına başka bir marka ile ilgili tanıtım ve pazarlama yaptığına dair bir delil olmadığını, sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, bilirkişi raporunda portföy tazminatı hesabı yapıldığını, hukuki mütalaanın açık olduğunu belirterek öncelikle, 18.12.2019 tarihli talep artırım dilekçesinde belirtildiği şekilde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere; 15.233.605,70 USD bakiye komisyon alacağının, dava tarihinden fiili ödeme gününe kadar işleyecek şekilde, Devlet Bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranındaki faizi ile birlikte, fiili ödeme tarihindeki T.C. Merkez Bankasının efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığının davalıdan tahsiline ve davacıya ödenmesine, 11.759.502,36 USD portföy tazminatının, dava tarihinden fiili ödeme gününe kadar işleyecek şekilde, Devlet Bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranındaki faizi ile birlikte, fiili ödeme tarihindeki T.C. Merkez Bankasının efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığının davalıdan tahsiline ve davacıya ödenmesine şeklinde karar oluşturulacak şekilde kararın bozulmasını, bu talebin kabul edilmemesi hâlinde ve bir an için davacının bakiye komisyon alacağının USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı değil de TL üzerinden hükme bağlanması gerektiği kabul edilirse talep artırım tarihi olan 18.12.2019 tarihindeki kur olan 5,8752 üzerinden yapılacak hesaplama ile yukarıda belirtilen ve bilirkişi raporu ile tespit edilen bakiye komisyon alacağının (15.233.605,70 USD) ve portföy tazminatının (11.759.502,36 USD) hüküm altına alınmasına ve bu alacaklara dava tarihinden itibaren ticari (avans) faizine hükmedilmesine imkan sağlayacak şeklinde karar oluşturulacak şekilde kararın bozulmasını, bu talep de kabul görmez ise talep artırım tarihi olan 18.12.2019 tarihindeki kur olan 5,8752 üzerinden yapılacak hesaplama ile yukarıda belirtilen ve bilirkişi raporu ile tespit edilen bakiye komisyon alacağının (15.233.605,70 USD) ve portföy tazminatının (11.759.502,36 USD) hüküm altına alınmasına ve bu alacaklara talep artırım tarihinden itibaren ticari (avans) faizine hükmedilmesine imkan sağlayacak şeklinde karar oluşturulacak şekilde kararın bozulmasını, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu tespit edilerek bu sebeple de kararın bozulmasını, asıl davada davalı lehine hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama gideri paylaşımı bakımından da kararın bozulmasını, her halükarda, asıl davadaki davacının tüm taleplerinin kabulüne yönelik olarak kararın bozulmasını, temyiz dilekçesinin baş kısmında ifade edilen hukuki konulara açıklama getirilmesini istemiştir.
2.Asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının davasının hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın kısmi dava nitelemesi doğru olup bu nitelemeden sonra kısmi davada zamanaşımı itirazının değerlendirilmesi ve aynı zamanda dosyada ıslah hükümlerinin uygulanıp uygulanmadığının incelenerek karar oluşturulması gerektiğini, tüm alacağa faizin haksız olarak dava tarihinden başlatıldığını, zamanaşımının dikkate alınmadığını, buna göre komisyon alacağının satış tarihlerine göre zamanaşımına uğradığını, kısmi davanın tüm alacak için zamanaşımını kesmediğini, öte yandan 2013 yılından itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, bu hususta feshe ilişkin (2016 tarihi) gerekçenin doğru olmadığını, 2016 yılındaki ihtarın farklı olduğunu, sözleşmenin 2013 yılında sona erdiğini, bu durumda zamanaşımının 2013 yılından itibaren başlaması gerektiğini, ıslahın yok hükmünde sayılması gerektiğini, ıslah hakkının bir haftalık sürede kullanılmadığını, davacının kısmi ıslahı süresinde yapmadığını, satış tarihlerine göre zamanaşımının gerçekleştiğini, simsarlık sözleşmesi olduğundan zamanaşımının bir yıl olduğunu, davacının iddiasını ispat edemediğini, karşı tarafın ticari defterlerinin incelenmesinin dikkate alınmadığını, davacının komisyon alacağına hak kazandığını ispat edemediğini, ispat yükünün ters çevrildiğini, kayıtların davacının aracılık ettiğine karine teşkil etmediğini, tüm Körfez ülkelerine yapılan satışların kapsama alındığını, davacının belgelerinin dikkate alınmaması gerektiğini, ortada acentelik sözleşmesi olmadığını, simsarlık sözleşmesi bulunduğunu, yine tek satıcılık sözleşmesi olmadığını, davacının beyanlarının bile bu konuda çelişkili olduğunu, komisyon hesabının yanlış yapıldığını, sözleşme maddelerinin yanlış yorumlanmadığını, sözleşmenin 2013 yılında sona erdiğini, 2013 yılından sonraki satışların somut etkinliğe göre belirlenmesi gerektiğini, dosyada ek rapor olmamasına rağmen böyle bir açıklama yapılmasının doğru olmadığını, bu da eksik inceleme olduğunu gösterdiğini, bilirkişilerin tüm maddeleri dikkate almadan inceleme yaptığını, böyle bir davada tek rapor ile hüküm kurulmasının doğru olmadığını, davacı tarafından tanıtım ve pazarlama yükümlülüğünün yerine getirilmediğini, gazete haberlerinin yeterli olmadığını, sözleşmede belirtilen bölgede, bölge vatandaşlarına aracılık faaliyeti ile satışların yapılıp yapılmadığı araştırılması yapılmadığını, zira sözleşmede açıkça, sözleşme konusu bölgedeki tüm satışlardan değil, davacının fiilen aracılık ettiği satışlardan dolayı aracılık ücreti ödeneceğinin hükme bağlandığını, taşınmazların niteliklerinin değerlendirilmediğini, eksik rapor ile hüküm kurulduğunu, sözleşmede banka, yatırım fonları ve benzeri kişilere yapılacak satışların sözleşme kapsamı dışında bırakıldığı açıkça belirtilmiş olup bu hususta da yine bilirkişilerce herhangi bir inceleme yapılmadığını, bilirkişilerin toplu satış incelemelerini detaylı şekilde yapmadığını, peşin satış yönünden tüm satışların tek tek irdelenmediğini, sözleşmede tüzel kişi ifadesinin yer almadığını, bu şirketlerin bazılarının Türkiye bölgesinde kurulu olduğunu, komisyon hesabına dahil edilmemesi gereken bazı satışların komisyon hesabına dahil edildiğini, (bu hususta temyiz dilekçesinde açıkça belirtme yapılmış), şirket isminin aynı olmasının toplu satışın önüne geçmeyeceğini, satış bedeli ödenmeyen satışların dahi dikkate alındığını, Körfez ülkesi vatandaşlarının kurduğu şirketlerin hesaplamaya dahil edilmemesi gerektiğini, incelemenin her bakımdan eksik olduğunu, %6 oranı dışında farklı oranların uygulandığına dair belgelerin dosyada olduğunu, bu oranların her iki tarafın kabulünde olduğuna dair imzaların bulunduğunu, buna rağmen %6 oranının dikkate alınmasının doğru olmadığını, söz konusu oranın %6 olmadığını, %3-4 olması gerektiğini, müvekkili tarafından Mahkemeye sunulan kayıt ve belgelere itibar edilmediğini, komisyon hesabının yanlış yapıldığını, davacının alacaklı değil, borçlu olduğunu, komisyon alacağının TL bazında yapılması gerektiğini, USD üzerinden hesaplama yapılsa bile satış tarihinin belirlenerek o kura göre hesaplama yapılması gerektiğini, Türk vatandaşının kurduğu şirkete yapılan satışın hesaba dahil edildiğini, bilirkişi raporunda açıkça davaya konu komisyon alacaklarına yönelik değerlendirmeyi ve hesaplamaların tamamını dava dışı Emlak Konut GYO A.Ş. kayıtlarını esas alarak yaptığını, kayıtların sadece satışlara ilişkin olup bu satışların sözleşmede belirtilen hususlar kapsamında gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin incelenmesi hususunun bilirkişi görevi olduğunu, ancak bilirkişinin görevini yerine getirmeyerek kolaya kaçmak suretiyle satışların bireysel satış olup olmadığı, satışları gerçekleştiren vatandaşların bölge vatandaşı olup olmadığı, taksitli satış olup olmadığı, çek, bono gibi unsurların olup olmadığı, aracılık faaliyetleri kapsamında söz konusu satışların gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği hususlarını incelenmeden raporunu oluşturduğunu, bilirkişileri hukuki yorum yaptığını, birleşen dava bakımından gerekli incelemenin yapılmadığını, (bu hususta bilirkişi raporunda yapılan tespitler temyiz dilekçesinde açıklanmış), bu hususta bilirkişi incelemesinin yetersiz ve yanlı olduğunu, yanlış yorumlar içerdiğini, itirazlarının dikkate alınmadığını, birleşen davaya konu ettikleri faturaların defterlerinde kayıtlı olduğunu, birleşen davalarının red gerekçesinin isabetli olmadığını, aynı durumun asıl dava için de söz konusu olduğunu, asıl dava bakımından da ihtarname göndermelerinden sonra asıl davanın açıldığını, asıl dava davacısının kendi defterleri ile dahi yaptığı pazarlama faaliyetlerine ilişkin masrafları ortaya koyamadığını, karşı tarafa Türk şirketlerine tanınmayan üstünlüklerin sağlandığını, excel tablolarının dikkate alındığını, kebir defteri incelemesi yapılmadığını, bağımsız denetim raporlarının tam olarak sunulmadığını, bilirkişi raporunun kendi içinde çelişkili olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl dava, taraflar arasındaki tek yetkili (acente) sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle bakiye komisyon alacağı ve denkleştirme tazminatı alacağının tahsiline, birleşen dava ise birleşen dava davacısının davalı nam ve hesabına yaptığı masrafların tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi.
3. […] Birleşen İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/30 E., 2020/117 K. sayılı dosyası bakımından;
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Birleşen davada temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekilince temyiz dilekçesinde birleşen davaya ilişkin olarak ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B. Asıl dava bakımından;
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik tüm, asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.6102 sayılı Kanun'un "Denkleştirme istemi" başlıklı 122 nci maddesi, "(1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. (2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır. (3) Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. (4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir. (5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır." düzenlemesini içermekte olup anılan bu hükümde denkleştirme tazminatı talep koşulları belirlenmiştir. Somut olayda davacının tek yetkili aracı acente olduğu, inhisar (tekel) koşulu ile süreklilik koşulunun sağlandığı, davalının sözleşmeyi feshinin haksız olduğu, fesih ihtarnamesinden sonra davalı şirketin Körfez ülkeleri vatandaşlarına 27.002.947,11 USD tutarında satış yaptığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince, bu satışların davacının getirdiği müşterilere yapılıp yapılmadığının belli olmadığı, davacının fesih ihtarından sonra Körfez ülkeleri vatandaşlarına başka şirketler adına satış faaliyeti için pazarlama faaliyeti yürütülebileceği, davacının davalıya devrettiği müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmediği, davalının da önemli ölçüde menfaat elde etmeye devam ettiğinin ispatlanamadığı, hakkaniyetin denkleştirme tazminatını gerektirmediği sonucuna varılarak davacının denkleştirme tazminatı istemi reddedilmiş ve İlk Derece Mahkemesinin bu gerekçesi Bölge Adliye Mahkemesince de benimsenmişse de, dosya içeriği çerçevesinde davacının tek yetkili aracı acente olması, sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedilmesi, fesih ihtarından sonra davalı şirketin Körfez ülkeleri vatandaşlarına 27.002.947,11 USD tutarında satış yaptığının belirlenmesi ve daha önce yapılan satışlar bakımından davacının Körfez ülkelerinde tanıtım yaptığının ve belirli bir portföy oluşturduğunun anlaşılması karşısında 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde aranılan portföy tazminatı istenilme şartlarının oluştuğu gözetilip anılan maddede öngörülen düzenlemeler çerçevesinde bir değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
3.Bölge Adliye Mahkemesince, davacının bedel artırım dilekçesinde gösterdiği kura göre komisyon alacak talebinin 89.500.480,20 TL olduğu, İlk Derece Mahkemesince 46.336.373,09 TL'lik bölüm yönünden kabul kararı verildiği, bu durumda reddedilen komisyon alacak tutarının 43.164.107,11 TL olduğu, bu tutar üzerinden karar tarihindeki AAÜT esaslara göre davalı lehine 520.266,07 TL nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken gerekçeli kararın (8) numaralı bendinde 7.888,42 TL vekâlet ücretine hükmedildiğinin anlaşıldığı, davalı vekilinin bu yöndeki istinafının haklı görüldüğü, kararın bu yönden düzeltilmesi gerektiği, somut olayda davacının her iki alacak kalemi yönünden harçlandırılmış toplam talebinin 158.589.908,47 TL olduğu, bu talebin 46.336.373,09 TL'lik kısmının kabul edildiği, fazla talebin reddedildiği, bu durumda davacının davadaki haklılık oranının %29,20 olduğu, yaptığı giderlerin bu orana tekabül eden kısmını karşı taraftan talep edebileceği, İlk Derece Mahkemesinin yargılama giderlerini taraflara dağıtırken yanlış oran esas aldığının anlaşıldığı, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedeninin de haklı bulunduğu ve kararın bu yönden de düzeltildiği belirtilerek davalı yararına vekâlet ücreti ve yargılama gideri takdir edilmiş ise de, davada reddedilen kısımlar bakımından dava tarihindeki kurun esas alınması ve buna göre davalı yararına vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi gerektiğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu yönden de bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/4875 E. 2021/4698 K.
Ortak:acentelik ilişkisi · portföy tazminatı · acentelik · fesih · kâr kaybı · dosya masrafı · kusur · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda… rlanan uzman görüşünün de ekli olduğunu, Mahkemenin ret gerekçesinin dosyadaki delillere, kanuna, emsal Yargıtay kararlarına, bu konudaki karinelere ve özellikle de «hakkaniyete» aykırı olduğunu, -Davalı tarafın, davacının rakip başka firmalara da aracılık hizmeti verdiği iddiasının ise ispata muhtaç kaldığını, sırf davacının dava dilekçesinde kendini tanıtırken uluslararası gayrimenkul firmalarının projelerinin tanıtımı, pazarlanması faaliyetlerinde bulunduğuna dair beyanı ile davacının davalı ile rekabet hâlinde olan firmalara aynı tarih ve bölgede hizmet verdiği sonucunun çıkarılamayacağını, -Mahkemenin, «portföy tazminatını» değerlendirirken bu konudaki bilirkişi tespitlerini de göz ardı ettiğini, bilirkişi raporunda sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedilmesinin, davacının dört yıllık süredeki tanıtımı faaliyeti sonrasında yapılan yüksek satış tutarı, sözleşmenin feshinden hemen sonra Körfez ülkeleri vatandaşlarına davalının 27.002.947,11 USD gibi yüksek bir tutarda satış yaptığı gerekçe gösterilerek portföy tazminatı hesabı yapıldığını, Mahkemenin yukarıda özetlenen hatalı gerekçelerinin, bilirkişi raporunun bu konudaki doğru gerekçelerini çürütemediğini, dolayısıyla bilirkişi raporundaki gerekçeler ve yapılan portföy tazminatı hesabının hukuka, emsal Yargıtay kararlarına ve hakkaniyete uygun, Mahkemenin aksi yöndeki düşüncesinin ise hatalı olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, «acentenin» denkleştirme talebinde bulunabilmesi için sözleşmenin sona ermesinde acentelik veren tarafın kusurlu bulunmasının şart olmadığını, ancak sözleşmenin acentenin «kusuru» ile sona ermemiş olması gerektiğini, -Bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin asıl davaya dair istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek asıl davaya ilişkin kararın kaldırılmasına, 15.233.605,70 USD bakiye «komisyon alacağının», dava tarihinden fiili ödeme gününe kadar işleyecek şekilde Devlet bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli «mevduat hesabına» ödediği en yüksek faiz oranındaki faizi ile birlikte fiili ödeme tarihindeki T.C.
2.Asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının, asıl davada artırılan talep sonucuna göre daha önce yatırdığı «yabancılık teminatının» artırılması gerektiğini, asıl davada, alacak iddiasının kabulü anlamına gelmemek kaydıyla iddia edilen alacağın konusu ve içeriği irdelendiğinde, davanın «belirsiz alacak davası» olarak açılamayacağı ortada iken İlk Derece Mahkemesinin hatalı bir karar verdiğini, davacının bedel artırım olarak nitelendirdiği dilekçesinin bedel artırım değil, «ıslah» dilekçesi olduğunu, davacının söz konusu dilekçe ile faiz ve para birimini değiştirmek istemiş olup söz konusu dilekçenin bedel artırım olarak nitelendirilmesinin kabul edilemeyeceğini, söz konusu dilekçenin ıslah olarak nitelendirilmesi gerekmekte olup sonrasında ıslah hükümlerince süresinde ve hukuki şartlarda yapılmayan ıslahın yok hükmünde sayılması gerektiğini, yine alacağın kabulü anlamına gelmemek kaydıyla asıl davada davacının alacak tercihini TL cinsinden yana kullanmakla artık alacağını USD cinsinden talep edemeyeceğini, davacı tarafından açılan dava TL cinsinden açılmış olup ıslah dilekçesi ya da bedel artırım ile yabancı bir para birimi üzerinden talepte bulunulmasının mümkün olmadığını, Mahkemenin bu konudaki değerlendirmesinin isabetli olduğunu, söz konusu dilekçenin ıslah olduğu ortada olup bu hususun davanın da belirsiz alacak davası olmayıp kısmi dava olduğunu ortaya koyduğunu, alacağın «zamanaşımına» uğradığını, -Eğer davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı kabul edilirse, bu kez öncelikle davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı dikkate alınarak «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle asıl davanın «usulden reddine» karar verilmesi gerektiğini, yine asıl davanın belirsiz alacak davası olduğuna kanaat getirilse dahi işbu davanın belirsiz alacak davası çeşitlerinden kısmi eda- külli «tespit davası» olduğu dikkate alınarak «faiz başlangıç tarihin» de buna göre belirlenmesi gerektiğini, -Asıl davada verilen bedel artırım dilekçesinin ıslah dilekçesi olduğu kabul edilerek öncelikle ıslah dilekçesinin usulüne uygun olmadığından yok hükmünde olduğuna karar verilmesi gerektiğini, aksine bir görüş olması hâlinde ise ıslah dilekçesi tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini, bu hukuki talep de dikkate alınmadığında bakiye «komisyon alacağının» kabulü anlamına gelmemek kaydıyla davanın kısmi dava olarak açıldığının kabulü ile birlikte öncelikle ıslah dilekçesinin yok hükmünde olduğuna aksi bir düşünce olması hâlinde ise faiz başlangıç tarihinin ıslah dilekçe tarihinin esas alınmasına karar verilmesi gerektiğini, -Davacının istinaf başvuru dilekçesinde 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu madde incelemesi yaparken bir takım hukuki değeri olmayan, dayanaksız ve kafa karıştırma adına iddialarda bulunduğunu, bu hususların kabulünün mümkün olmadığını, -Müvekkili şirket tarafından 26.01.2012 tarihli sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini, Mahkemece «sözleşmenin feshinin» haksız olduğuna kanaat getirilmesinin hukuken kabul edilemez olduğunu ve reddi gerektiğini, -Portföy tazminatına hak kazandığına ilişkin «ispat külfeti» davacı tarafta olup davacı tarafından bu hususun ispat edilemediğini, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında «olumsuz» bir durum söz konusu olmayıp «hakkaniyet» ilkesine aykırılık bulunmadığını, -Taraflar arasındaki sözleşmenin sona ermesinden sonra müvekkilinin, davacı tarafından sağlanan yeni müşteriler sayesinde önemli bir menfaat elde etmediğini, davacının ücret «kaybına» sebep olmadığını, Mahkemenin "Davalının önemli ölçüde menfaat elde etmeye devam ettiğinin ispatlanmadığı, davacının «fesih» ihtarından sonra körfez ülkeleri vatandaşlarına başka şirketler adına satış faaliyeti için pazarlama faaliyetini yürütebileceğini, davacının davalıya devrettiği müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmediği" yorumlarıyla müvekkilinin önemli bir menfaat elde ettiğini ispat külfetinin davacıda olduğunu ve davacının herhangi bir ücret kaybına uğramadığı gerekçesi ile «portföy tazminatını» reddetmesinin yerinde olduğunu, -Asıl davada reddedilen komisyon alacağı ve portföy tazminatı tutarları üzerinden müvekkili lehine tayin edilen «yargılama gideri» niteliğinin ve vekâlet ücretinin eksik ve yanlış hesaplandığını, reddedilen her iki kalem alacak üzerinden ayrı ayrı «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi gerektiğini, vekâlet ücreti hesabında hata edilerek eksik ücrete hükmedildiğini, yargılama giderlerine de yanlış hükmedilmiş olduğunu, -Birleşen davada müvekkili tarafından yapılan pazarlama faaliyeti giderlerinin talep edildiğini, müvekkilinin yaptığı bu giderlerden davalının sorumlu olduğunu, müvekkilinin bu harcamaları davalının isteği ve ödeyeceğini bildirmesi üzerine yaptığını, birleşen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verildiği belirterek İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu asıl ve birleşen davalara ilişkin usul ve yasaya aykırı kararının kaldırılmasına ve asıl davadaki tüm taleplerin reddine, birleşen davanın kabulüne, karşı tarafın «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesini istemiştir.
Noterliğinin 29.01.2016 tarihli «fesih» «ihtarının» içeriği dikkate alındığında, davalı tarafından taraflar arasındaki 29.01.2012 tarihli sözleşmenin 29.01.2016 tarihi itibariyle feshedildiğinin bildirildiği gözetildiğinde, sözleşmenin bu tarihe kadar davalı yanca da benimsendiği ve uygulandığı sonucuna ulaşıldığı, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedenlerinin de yerinde görülmediği, yine davalı tarafından gönderilen fesih ihtarı içeriğinde haklı bir neden ileri sürülmediği gibi feshin haklı nedene dayalı yapıldığı da kanıtlanmadığından, Mahkemece taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedildiğine dair İlk Derece Mahkemesinin karar ve gerekçesi tespiti de isabetli olup davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedenlerinin de yerinde görülmediği, taraflar arasındaki sözleşmenin 6. maddesinde her bireysel satış için satış bedeli üzerinden net %6 oranında «komisyon bedeli» ödeneceği kararlaştırıldığı, davalının her bir taşınmaz satışı için farklı oranların kabul edildiğini, buna dair 02.07.2015 ve 03.12.2014 tarihli belgelerin mevcut olduğunu ileri sürdüğü, Mahkeme gerekçesinde söz konusu belgelerin tartışıldığı, iş bu belgelerin taraflar arasındaki komisyon oranının değiştirildiğini kanıtlamayacağı, kaldı ki komisyon oranının sonradan değiştirildiğine dair davacı yanca imzalanmış bir belge veya başkaca bir kanıt sunulmadığı gerekçesiyle dava kısmen kabul edilmiş olup bu gerekçeler benimsendiğinden, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenlerinin de yerinde görülmediği, davacının talep edebileceği bakiye komisyon alacak tutarının 15.215.700,62 USD olduğunun belirlendiği, bu tutar esas alınarak ve dava tarihindeki kur üzerinden hesaplama yapılarak davacının alacağı TL olarak hesaplanmış ve buna göre kurulan hükmün isabetli olduğu sonucuna varıldığı, davalı vekili savunmasında ve istinafında, komisyon hesabına esas alınan satış sayısının belirlenmesinde bu satışlara davacının aracılık edilip edilmediğinin dikkate alınmadığını, davalının bu satışlara aracılık ettiğini ayrıca kanıtlaması gerektiğini ileri sürdüğü, oysa, davalı tarafından sunulan 02.07.2015 tarihli belgede davalı tarafın, davacının aracılığıyla satılan taşınmaz sayısının, hükme esas alınan sayıdan daha yüksek olduğunu kabul ettiği, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde yer verildiği üzere, davalının delil olarak sunduğu ve nazara alınmasını talep ettiği 02.07.2015 tarihli belgede 2189 adet taşınmazın satışı için komisyon hesabı yapılması gerektiği ileri sürdüğü, ancak Mahkemece «komisyon alacağı» hesabında nazara alınan taşınmaz sayısının 2064 adetle sınırlı olarak yapıldığı, üstelik esas alınan satışların «üçüncü kişi» Emlak Konut GYO'nun kayıtlarıyla da teyit edildiği gözetildiğinde, davalı vekilinin sözleşmede belirtilen bölgede ve bölge vatandaşlarına satış yapılıp yapılmadığının dikkate alınmadığı, taşınmazların niteliğinin araştırılmadığı, sözleşmenin 4.1 ve 6.2 maddeleri kapsamında komisyon ücretinden ayrık tutulan satışlar olup olmadığının değerlendirilmediği, bu taşınmazların satışına davacının aracılık edip etmediğinin araştırılmadığı yönündeki istinaf nedenlerinin de yerinde görülmediği, davalı tarafından 02.07.2015 tarihli belge ile komisyon hesabına konu olabileceği belirtilen taşınmazların sayısı dikkate alındığında ve bilirkişiler tarafından komisyon alacağına esas alınan satışların taksitli satış olmadığı, satış vaadi ile satılan taşınmazlar olmadığı yönündeki tespitleri dikkate alındığında ve davalı vekilinin bazı taşınmazlar yönünden satış bedellerinin tahsil edilmediğine, bazı satışların taksitli olduğuna dair savunması yönünden herhangi bir kanıt sunulmadığı gözetildiğinde, davalı vekilinin aksi yönündeki istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği, asıl davaya yönelik olarak davacı vekilinin istinaf başvurusunun değerlendirilmesi bölümünde açıklandığı üzere davacının dava dilekçesinde her iki kalem alacağını TL olarak talep ettiği, böylece «seçim hakkını» TL yönünde kullandığı dikkate alındığında, dava tarihindeki kurun esas alınarak alacağın TL olarak ve TL faiziyle hüküm altına alınması isabetli olup aksi yöndeki davalı istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, asıl davada davalı vekili reddedilen komisyon alacağı ve «portföy tazminatı» tutarları yönünden lehlerine tayin edilen «yargılama gideri» niteliğindeki vekâlet ücretinin eksik ve yanlış tayin edildiğini ileri sürerek kararı istinaf ettiği, davacı vekilince 19.12.2019 tarihli bedel artırım dilekçesinde 5,8752 TL kur karşılığı gösterilerek 15.233.605,70 USD komisyon alacağı talep edildiği, yine aynı kur gösterilerek 11.759.502,36 USD portföy tazminatı alacağı talep edildiği ve harçlandırıldığı, buna göre davacının bedel artırım dilekçesinde gösterdiği kura göre komisyon alacak talebi 89.500.480,20 TL olup Mahkemece 46.336.373,09 TL'lik «bölümü» yönünden kabul kararı verilmiş, bu durumda reddedilen komisyon alacak tutarının 43.164.107,11 TL olduğunun hesaplandığı, bu tutar üzerinden karar tarihindeki AAÜT esaslara göre davalı lehine 520.«266»,07 TL nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken gerekçeli kararın 8 nolu bendinde 7.888,42 TL vekâlet ücretine hükmedildiği anlaşılmakla, davalı vekilinin bu yöndeki istinafı haklı görüldüğü ve kararın bu yönden düzeltilmesi gerektiği, denkleştirme tazminatının tümüyle reddedildiği, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde denkleştirme tazminatının, açıkça "tazminat" olduğunun belirtildiği, karar tarihinde yürürlülükte bulunan AAÜT uyarınca tümüyle reddedilen portföy tazminatı talebi yönünden maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi isabetli olup aksi yöndeki davalı istinafının yerinde olmadığı, İlk Derece Mahkemesinin yargılama giderlerini taraflara «dağıtırken» yanlış oran esas aldığı anlaşıldığından, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedeninin de haklı bulunduğu ve kararın bu yönden düzeltildiği, Birleşen davada davacı vekilinin, birleşen davaya yönelik istinaf nedenlerinin incelenmesinde: sözleşmeye göre, birleşen davanın davalısı tarafından yapılacak pazarlama faaliyetlerinin «masraflarının» kendisine (davalı ...’e) ait olduğu sözleşme hükmü olduğu, sözleşmede, davacı Akdeniz tarafından yapılacak pazarlama giderlerinin davalı ...'e ait olacağına dair bir hüküm bulunmadığı, birleşen davada davacı Akdeniz vekili, birleşen davaya konu masrafların davalı ...'in isteği üzerine ve cari hesapta Orient'in alacağından düşülmek üzere yapıldığını ileri sürmüşse de buna dair bir belge ve kanıt sunmadığı, yani, bu masrafların davalı ... adına ve onun isteğiyle yapıldığına dair iddianın kanıtlanmadığı, İlk Derece Mahkemesince alınan 10.02.2021 tarihli bilirkişi raporu içeriğinde, davacının 18.488.956,39 TL pazarlama faaliyeti altında yaptığını ileri sürdüğü harcamalara ilişkin olarak «defterlerinde» somut bir kayıt olmadığı, bu hususta taraflar arasında «mutabakat belgesi» bulunduğunun ileri sürülmediği gibi kanıtlanmadığı, «yansıtma faturası» da düzenlenmediğinin belirlendiği, bu nedenlerle, kanıtlanamayan birleşen davanın reddi yönündeki İlk Derece Mahkemesi kararı isabetli olup aksi yöndeki istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği gerekçesiyle birleşen dava yönünden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl dava yönünden, asıl davada davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin asıl davaya ilişkin istinafa konu kararının kaldırılarak, asıl davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına, asıl davanın kısmen kabulü ile 46.336.373,09 TL bakiye komisyon alacağının, dava tarihi olan 26.07.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve avans esasına göre hesaplanacak «temerrüt faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin komisyon alacağı talebinin reddine, davacının portföy tazminatı talebinin reddine karar veril …
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasındaki ilişkinin aracı «acentecilik ilişkisi» olarak değerlendirildiği, davacı faaliyetinin davalı şirketin Almanya'da bulunan faaliyetleri ile sınırlı olduğu, işbu nedenle MÖHUK 24. maddesine göre taraflar arasındaki hukuki ilişkiye Alman yasalarının uygulanması gerektiği, Almanya TK 89. maddesi hükmüne göre davacı tarafın «kusuru» olmadan davalı tarafça taraflar arasındaki sözleşmenin tek taraflı olarak davalı şirketin Almanya'da kendi bürosunu kurması sebebiyle feshedildiği, davacının Alman TK 89. maddesi hükmüne göre ticari ilişki süresince acentenin temin ettiği yeni müşteriler nedeniyle davalının sözleşme ilişkisinin sona ermesinin ardından da yarar sağlayacağı, bu nedenle davacının Alman TK 89/b maddesi hükmü gereğince «son» 5 yıllık ticari ilişki kapsamında davalıdan sağladığı gelirin yıllık ortalamasının 1 yıllık tutarı üzerinden hesaplanan 39.422,31-Euro denkleştirme («portföy) tazminatı» alacağını hak ettiği, yine Alman TK'nun 89. maddesine göre 5 yıldan fazla süren «belirsiz süreli sözleşmenin» tek taraflı ve süre verilmeden feshedilmiş olması sebebiyle davacının işbu ticari ilişki kapsamında sağladığı 6 aylık döneme ilişkin «kazanç kaybını» davalıdan talep edebileceği, yapılan hesaplamaya göre bu kapsamda davacının 24.638,94-Euro «yoksun kalınan» kâr kaybını davalıdan talep edebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
2- Dava, «acentelik ilişkisinin» süresinden önce «son» bulması nedeniyle denkleştirme («portföy) tazminatı» ve «mahrum kalınan» kar bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
… akla birlikte, Alman Ticaret Kanunu 89. maddesi uyarınca, sözleşme ilişkisinin 6 aylık bir bildirim süresi verilerek feshedilmesi gerekirken, davalı tarafça yapılan «fesih» bildiriminde sadece 1 aylık süre verilerek sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin anlaşılması nedeniyle, bu durumda mahkemece eksik kalan 5 ay yönünden «mahrum kalınan» kâr hesabı yapılması gerekirken, 6 aylık süre için hesap yapılması doğru olmamış, kararın temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:belirsiz süreli sözleşme · mahrum kalınan kâr · kazanç kaybı · yoksun kalınan kâr · kâr mahrumiyeti · oy yasağı
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasındaki ilişkinin aracı «acentecilik ilişkisi» olarak değerlendirildiği, davacı faaliyetinin davalı şirketin Almanya'da bulunan faaliyetleri ile sınırlı olduğu, işbu nedenle MÖHUK 24. maddesine göre taraflar arasındaki hukuki ilişkiye Alman yasalarının uygulanması gerektiği, Almanya TK 89. maddesi hükmüne göre davacı tarafın «kusuru» olmadan davalı tarafça taraflar arasındaki sözleşmenin tek taraflı olarak davalı şirketin Almanya'da kendi bürosunu kurması sebebiyle feshedildiği, davacının Alman TK 89. maddesi hükmüne göre ticari ilişki süresince acentenin temin ettiği yeni müşteriler nedeniyle davalının sözleşme ilişkisinin sona ermesinin ardından da yarar sağlayacağı, bu nedenle davacının Alman TK 89/b maddesi hükmü gereğince «son» 5 yıllık ticari ilişki kapsamında davalıdan sağladığı gelirin yıllık ortalamasının 1 yıllık tutarı üzerinden hesaplanan 39.422,31-Euro denkleştirme («portföy) tazminatı» alacağını hak ettiği, yine Alman TK'nun 89. maddesine göre 5 yıldan fazla süren «belirsiz süreli sözleşmenin» tek taraflı ve süre verilmeden feshedilmiş olması sebebiyle davacının işbu ticari ilişki kapsamında sağladığı 6 aylık döneme ilişkin «kazanç kaybını» davalıdan talep edebileceği, yapılan hesaplamaya göre bu kapsamda davacının 24.638,94-Euro «yoksun kalınan» kâr kaybını davalıdan talep edebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
3- Ayrıca, tazminat hukukunda geçerli olan zenginleşme «yasağı» uyarınca, ancak zararı giderecek ölçüde tazminat talep edilebilecek olup, «mahrum kalınan» kâr hesabı yapılırken 5 aylık süre içerisinde davacı tarafın yapmaktan kurtulduğu «masrafların» da tespit edilip hesaptan düşülmesi gerekirken, bu hususta herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmaması da doğru olmamış, bozulmasını gerektirmiştir.
2- Dava, «acentelik ilişkisinin» süresinden önce «son» bulması nedeniyle denkleştirme («portföy) tazminatı» ve «mahrum kalınan» kar bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
… akla birlikte, Alman Ticaret Kanunu 89. maddesi uyarınca, sözleşme ilişkisinin 6 aylık bir bildirim süresi verilerek feshedilmesi gerekirken, davalı tarafça yapılan «fesih» bildiriminde sadece 1 aylık süre verilerek sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin anlaşılması nedeniyle, bu durumda mahkemece eksik kalan 5 ay yönünden «mahrum kalınan» kâr hesabı yapılması gerekirken, 6 aylık süre için hesap yapılması doğru olmamış, kararın temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/2660 E. , 2023/5199 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/1243 Esas, 2022/160 Karar
HÜKÜM
Kısmen kabul, esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2016/874 E., 2021/441 K.
Taraflar arasındaki asıl komisyon ve portföy tazminatı, birleşen alacak davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince birleşen dava yönünden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl dava yönünden, asıl davada davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin asıl davaya ilişkin istinafa konu kararının kaldırılarak asıl davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına, asıl davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, taraf vekillerinin temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 19.09.2023 günü hazır bulunan asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili Avukat.....n ve Avuka...... ile asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili Avukat ........ ve Avukat.....dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında 29.01.2012 tarihinde Akdeniz İnşaat ve Eğitim Hizmetleri Uluslararası Gayrimenkul Paz. ve Satış Org. Yurtdışı Temsilciliği Anlaşması imzalandığını, sözleşme ile bölge olarak tanımlanan tüm Körfez ülkelerinde müvekkilinin yetkili tek temsilci olduğunu, bu kapsamda müvekkilinin Körfez ülkelerinde büyük müşteri kitlesi yaratarak binlerce gayrimenkul satışının yapılmasını sağladığını, ancak davalının basiretli ve dürüst tacir ilkesine aykırı olarak taraflar arasındaki sözleşmeyi Kadıköy 32. Noterliğinin 29.01.2016 tarihli ve 3428 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile hiçbir sebep göstermeksizin feshettiğini, davalının ihtarnamedeki iddialarının aksine müvekkilinin davalıya herhangi bir borcunun bulunmadığı gibi aksine sözleşmeden kaynaklanan bakiye komisyon alacağı, portföy tazminatı alacağı, her türlü tazminat ile diğer yasal alacaklarının bulunduğunu, müvekkilinin sözleşmede belirtilen Körfez ülkelerindeki vatandaşlara Maslak 1453, My World Europe, My Home Maslak My Office 212, Bakırköy 46 gibi projelerin ve Yeniköy arsasının satışı sebebiyle toplam 2291 bağımsız bölüm satışını gerçekleştirdiğini ve 2.066.949.479,87 TL satış cirosu sağladığını, ancak davalının sözleşmeye aykırı bir şekilde, satış hasılatı üzerinden %6 oranında komisyon ödemesi gerekirken bunun altında komisyon oranını hesap ederek müvekkilinin alacağını tenkis etmeye çatıştığını, satışlar haricinde kalan toplu gayrimenkul satışlarının gerçekleştiği hâlde bu satışların müvekkiline bildirilen rakamlara eklenmediğini, hile ile gizlendiğini, iş bu gayrimenkul satımı nedeniyle müvekkiline ödenmesi gereken komisyon bedellerinin de haksız bir şekilde ödenmediğini, bu sebeple Kadıköy 26.
Noterliğinin 16.02.2016 tarihli ve 3700 yevmiye sayılı cevabi ihtarnamesinin gönderildiğini, iş bu cevabi ihtarnameye karşılık davalı tarafndan Kadıköy 32. Noterliğinin 22.02.2016 tarih ve 5999 yevmiye sayılı cevabi ihtarnamesiyle taleplerin kabul edilmediğini, bunun üzerine sözleşmeden kaynaklanan komisyon alacağı sebebiyle müvekkili tarafından 26.04.2016 tarihli ve 72 sayılı, 35.326.968,69 USD bedelli fatura aslının Kadıköy 26. Noterliğinin 06.05.2016 tarihli ve 9363 sayılı ihtarnamesi ile davalıya tebliğ edildiğini, ancak davalının Kadıköy 32. Noterliğinin 11.05.2016 tarih ve 14203 sayılı ihtarnamesi ile bunu iade ettiğini, müvekkilinin 29.01.2012 tarihli sözleşmeden kaynaklanan alacağının tahsili amacıyla davalı aleyhine iş bu davayı açtığını iddia ederek sözleşmenin ve her türlü ticari ilişkinin davalı tarafça haksız ve hukuka aykırı şekilde feshi sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak şimdilik 500.000,00 TL komisyon alacağının ve 500.000,00 TL protföy tazminatı alacağının avans faizleriyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; taraf şirketler arasında 12.09.2011 tarihli sözleşmenin imzalandığını, davacının projelerinin pazarlanması, tanıtımı ve satış görüşmeleri yapılmasına ilişkin imzalanan bu sözleşmeden sonra davacı tarafından gerçekleştirilen konut projelerinin Körfez ülkelerinde tanıtımı ve pazarlanması hususunda 29.01.2012 tarihli simsarlık sözleşmesinin imzalandığını, devam eden süreçte davalının komisyon alacağı yönünden niza çıktığını, davalı şirketin komisyon alacağından dolayı Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/874 E. sayılı dosyasıyla dava açtığını, sözleşmede bütün tanıtım ve organizasyon masraflarının simsarda olacağının düzenlendiğini, her ne kadar karşı taraf bu sözleşmeyi temsilcilik sözleşmesi olarak ifade etmekte ise de ortada açıkça bir simsarlık sözleşmesi bulunduğunu, sözleşmenin aksine tanıtım ve organizasyon masraflarının karşı tarafın yetkilisi...'ın talebi üzerine müvekkili şirket tarafından karşılandığını, davalı simsar şirket tarafından Türkiye'ye getirilen yabancı uyruklu müşterilerin otel, konaklama, yeme içme ve araç kiralama bedelleri ile Dubai, Katar gibi yurt dışında yapmış bulunduğu faaliyetlere ilişkin masrafları müvekkilinin karşıladığını, bu harcamaların davalının isteği üzerine yapıldığını, davalının bu harcamaları müvekkiline ödeyeceğini bildirdiğini, bu harcamalara ilişkin faturaları müvekkilinin ödediğini, bu masraflardan davalının sorumlu olduğunu, bu alacaklarına, karşı tarafın alacaklarına takas ve mahsup haklarının bulunduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 139 uncu maddesi uyarınca takas ve mahsup şartlarının mevcut olduıunu, bu alacakların sözleşmeden kaynaklandığını, sözleşme gereği karşı tarafça yapılacak harcamaların onun isteği ile müvekkili tarafından karşılandığını iddia ederek 18.488.956,39 TL masrafın davalıdan tahsiline, karşı tarafın İstanbul Anadolu 3.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/874 E. sayılı dosyasında (ana davada) bir alacağı çıkarsa bu alacaktan takas ve mahsubuna karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının Ras Al Khaimah Serbest ticaret bölgesinde kurulan bir şirket olduğundan teminat göstermesi gerektiğini, müvekkili ile davacı firma sahibi ve yetkilisi olan Halil Demirhan ve kendisinin hakim ortağı Orient Uluslararası Dan. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında dava konusu 29.01.2012 tarihli sözleşmenin imzalandığını, sözleşmenin niteliği itibariyle gayrimenkul simsarlığı sözleşmesi olduğunu, sözleşmenin konu başlıklı 2. maddesinde görüleceği üzere, davacının davalı tarafından gerçekleştirilen projelerinin tanıtım ve pazarlamasını yaparak sözleşmenin önce ve sonrasında müşteri ile bağlantı kurulmasını sağlayacağı ve aracılık faaliyeti sonunda gerçekleşen her bireysel satış için komisyon ücretine hak kazanacağının düzenlendiğini, davacının defalarca dava dilekçesinde müvekkilinin tek yetkili temsilci ve satıcı olduğunu belirtmesine rağmen taraflar arasındaki ilişkinin izah edildiği şekilde nitelendirilmesinin mümkün olmadığını, davacının müvekkilinin projelerindeki bağımsız bölümleri kendi nam ve hesabına satmadığını, sözleşmenin 4.
maddesi uyarınca projelerin tanıtımı ile pazarlamasını yaptığını, müşteriler ile bağlantı kurmak suretiyle satış öncesi ve sonrasında taraflar arasındaki koordinasyonu sağladığını, kendi faaliyeti sonucunda gerçekleşen bireysel daire satışları sebebiyle komisyon ücreti ödendiği göz önüne alındığında davacının tek satıcı olmadığını, yine davacının acente olarak nitelendirilmesinin de mümkün olmadığını, dava dilekçesinde yer verilen davacının Körfez ülkelerinde tanınan ve saygın bir firma olduğu ve taraflar arasındaki sözleşmenin davacının portföy yaratma gücünden faydalanma gayesi ile imzalandığı iddiasının mesnetsiz olduğunu, davacı şirketin... tarafından mezkur sözleşmenin imzalanmasından hemen önce kurulduğunu, bu nedenle Körfez ülkelerinde tanınan saygın bir firma olmadığını, davacı şirket hakkında içerisinde Ağaoglu Şirketler Grubu ibaresi geçmeyen tek bir haberin dahi bulunmadığını, davacı şirket yetkilisinin 2006 yılında Türkiye'de kurulan mezkur şirketin müvekkili ile imzalanacak sözleşme nedeniyle elde edilecek gelir göz önüne alındığında Dubai' de davacı şirketin kurularak işlemleri hu şirket üzerinden yaptığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 5.l, 5.2, 5.3 ve 5.4 maddesinde yer alan hükümleri davacının yerine getirmediğini, sözü edilen faaliyetlerin ve işlemlerin tamamının davacı şirket hesabına müvekkili tarafından yerine getirildiğini, davacı şirketin müvekkiline faaliyetleri sonrasında gerçekleştirilen kayda değer bir tanıtım ve pazarlama faaliyetinin bulunmadığını, sözleşmenin davacının iddia ettiği gibi haksız olarak feshedilmediğini, taraflar arasındaki sözleşmenin süresinin bir yıl olduğunu ve süre uzatılmasına ilişkin yazılı bir anlaşmaya varılmadığını, müvekkilinin 20.01.2016 talihli ihtarnameyi davacının etik ve iyi niyet kurallarından uzak davranışları ve kendilerince de ikrar edildiği üzere, müvekkili şirket projelerinin pazarlamasını yaptıkları ülkelerde aynı sektörde faaliyet gösteren rakip şirket projelerini de pazarlamak suretiyle sözleşme konusu amacın gerçekleşmesini engelleyecek şekilde hareket ettiğini, müvekkil şirket kaynaklarını rakip şirketlerin menfaatinde kullanmaktan çekinmediğini, davacı ortaklarının şirket olanaklarını kullanarak Yalova'da Körfez ülkelerine dönük proje yapıp satmaları ve müvekkili şirketi temsile yetkiliymiş gibi hareket etmeye devam etmeleri sebebiyle ihtarnamenin çekildiğini ve durumun kamuoyunun bilgisine sunulmasının zorunlu hâle geldiğini, davacı tarafın müvekkili nezdinde doğmuş, ancak ödenmemiş herhangi bir komisyon alacağının bulunmadığını, davacının Körfez ülkeleri vatandaşlarına müvekkilinin projelerinden bir kısmının sattığını, Yeniköy arsası da dahil 2.066.949.476,87 TL satış cirosu sağladığını bildirdiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 6.2.
maddesi uyarınca davacının kendi aracılık faaliyeti neticesinde gerçekleşen satışlar nedeniyle komisyon ödemesine hak kazanacağını, davacının kendisine ödenmeyen bir alacağının olmadığını, davacının iddia ettiği diğer bir hususun ise sözleşmeye aykırı şekilde komisyon alacağının %6 oranının altında belirlenerek alacaklarının tenkis edildiği olduğunu, ancak davacının davalı tarafından kendisine yapılan avans ödemelerinden kaynaklanan borcunu kapatmak amacıyla münferit bazı pazarlama faaliyetlerine girişmesinin, sona eren sözleşme kapsamında ele alınamayacağını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, sözleşmenin sona erdiği 29.01.2013 tarihinden sonra davacının aracılık ettiği ve bu aracılık sonucunda gerçekleşen bireysel satışların bulunduğunun varsayılmasına karşın mezkur satışların bıı satışlardan doğduğu iddia edilen komisyon bedellerinin sözleşme dahilinde ve sözleşmeyle belirlenen %6 oranı üzerinden değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, davacının iddia ettiği hususlardan bir diğerinin ise müvekkiline gerçekleştirilen toplu gayrimenkul satışlarının kendilerine bildirilen rakamlara eklendiğini, hile ile gizlenen toplu satışlara ilişkin komisyon bedellerinin haksız bir şekilde ödenmediği olduğunu, ancak toplu satışların sözleşmenin konusunu oluşturmadığından komisyon bedeli dahil hiçbir ödeme yapılmayacağının kararlaştırıldığını, bu nedenle davacının mesnetsiz iddialarına itibar edilmeyeceğini, davacının davalının komisyon ücretini düşük ödemek adına doğrudan kendi namına düşük bedellerle gayrimenkul satışı gerçekleştirdiğini, sonrasında yüksek bedelle satıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının müvekkili nezdinde hiçbir hak ve alacağının bulunmadığı gibi müvekkiline milyonlarca lira borcunun olduğunu, davacı şirket yetkilileri ile müvekkili şirket yetkilileri arasında şahsi yakınlık sebebiyle soyut ve mesnetsiz faturalar düzenlenerek avans niteliğinde ödemeler alındığını, sözleşmenin 4.
maddesinde belirtilen sözleşmesel faaliyetleri kapsamında gerçekleşen harcamaların davacı tarafından ödenmediğini, bu harcamaların müvekkili tarafından davacı hesabına ödenmek zorunda kalındığını, yapılan incelemeler neticesinde cari hesap bakiyesinin kapatılmamış olması ve alacaklarını aşar şekilde faturalar tanzim edilmesinin ve bu yolla alınan avans ödemeleri sebebiyle 29.01.2016 tarihli ihtarname ile davacı şirket, şirket sahibi ile kardeşi ...'ın ve aralarında organik bağ bulunan Orient Uluslararası Dan. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne ödenmeyen alacakların bir an evvel ödenmesi hususunun ihtar edildiğini, bu nedenle müvekkili şirket alacakları için takas mahsup talebinde bulunduğunu, sonuç itibariyle davacının sözleşmenin komisyon bedeli, temsilcinin aracılık ettiği ve bu aracılık sonucu gerçekleşen her bireysel satışı için şeklindeki 6.2 madde karşısında, komisyon ücretine hak kazanması için satışa aracılık etmesi ve bu aracılık faaliyetinin satış işlemiyle sonuçlanmasının şart olduğunu, davacının bu satışlardan pay alma peşinde olduğunu, müvekkili şirketin yönetim kurulu başkanı Ali Ağaoğlu'nun iyi niyetini ve güvenini istismar ederek hak edilen komisyon ücretlerinin çok üzerinde avans mahiyetinde ödemeler aldıklarını savunarak müvekkilinin davacıya yaptığı fazla ödemelerin, kendileri hesabına yapılan ödemeler ile sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle her türlü istirdat talep, tazminat ve dava hakkı sakkı kalmak kaydıyla haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; birleşen davanın kasıtlı olarak açıldığını, birleşen davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, birleşen davada davacı tarafın taleplerinin zamanaşımına uğradığını, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, müvekkilinin 12.09.2011 tarihli protokolün tarafı olmadığını, ...ye husumet yöneltilmesinin de mümkün olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davanın, taraflar arasındaki tek yetkili (acente) sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle bakiye komisyon alacağı ve denkleştirme tazminatı alacağının tahsiline, birleşen davanın ise birleşen dava davacısının davalı nam ve hesabına yaptığı masrafların tahsili istemine ilişkin olduğu, asıl davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu, davacının dava dilekçesinde davaya konu alacağını TL olarak talep etmesi nedeniyle alacağın TL'ye dönüştüğü ve bundan sonra USD olarak talep etme imkanının kalmadığı, davacının komisyon alacağının dava tarihindeki kur üzerinden TL olarak belirlendiği, portföy tazminatı için yasada aranan koşulların bulunmadığı, birleşen davada ise davacının yaptığını iddia ettiği pazarlama giderlerinden davalının sorumlu olduğunun kanıtlanmadığı gerekçeleriyle toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporları ışığında asıl davadaki komisyon alacağı talebinin kısmen kabulüne, asıl davada denkleştirme tazminatı (portföy tazminatı) talebinin reddine, birleşen davanın ise bütünüyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; asıl davadaki bakiye komisyon alacağı ile ilgili olarak talep ettikleri gibi USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı üzerinden hüküm kurulması gerekirken dava tarihindeki kur üzerinden TL olarak hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, Mahkemenin gerekçesinde de belirtildiği üzere, bu davada bakiye komisyon alacağının tutarının kesin olarak belirlenebilmesi için dava dışı Emlak Konut’tan müzekkere ile davaya konu satışlar ile ilgili bilgiler istendiğini ve bilirkişilerin hem dava dışı Emlak Konut’un hem de davalının kayıtlarını incelemek suretiyle bakiye komisyon alacağını kesin olarak belirleyebildiğini, davacının davadan önce bakiye komisyon alacağı ile ilgili davalıya gönderdiği 26.04.2016 tarihli faturasında belirtilen 35.326.968,69 USD tutarındaki bakiye komisyon alacağı, tahminen ve yaklaşık olarak hesaplamışsa da davalının bu faturaya hemen itiraz ettiğini ve bilirkişi raporunda davacının 15.233.605,70 USD bakiye komisyon alacağı olduğunun hesaplandığını, görüldüğü gibi davacının bakiye komisyon alacağını kendi kayıtlarına göre kesin olarak hesaplayamadığının gerek bilirkişi raporundaki hesaplamalar ve gerekse davalının bu konudaki itirazı ile ortada olduğunu, kaldı ki davacının davaya konu satışlarla ilgili pazarlıklara ve nihai satış tutarlarına doğrudan vakıf olamadığı için ve Emlak Konut ve davalı kayıtlarına da erişemediği için bakiye komisyon tutarını kendisinin kesin bir şekilde hesaplayabilmesinin mümkün olamadığının açıkça ortada olduğunu ve bu durumun Mahkemenin gerekçeli kararında da tespit ve teyit edildiğini, sözleşmenin uygulaması sırasında dahi davacının, davalının verdiği satış bilgileri üzerine fatura kesebildiğini, davacının o aşamada da doğrudan komisyon hesaplaması yapabilmesinin mümkün olamadığını, davacının kestiği son bakiye komisyon faturasından eınin olmadığı için bu konudaki alacağını icra takibi ve olası bir itiraz halinde itirazın iptali davası şeklinde yürütmeyi uygun görmediğini ve bakiye komisyon alacağının belirlenmesi için işbu davayı açmayı hukuken daha doğru bulduğunu, Mahkemenin iş bu davayı belirsiz alacak davası olarak nitelendirmesinden sonra bu tür bir davadaki talep artırımını, kısmi davalardaki ıslah işlemi şeklinde değerlendirmesi ve bu kapsamda işbu davadaki talep artırımdaki USD'nin fiili ödeme günündeki TL karşılığı talebi hakkında yanlış değerlendirme yapmasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, belirsiz alacak davasında 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu maddesinin uygulanamayacağını, uygulanırsa belirsiz alacak davasının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 nci maddesindeki tanımına aykırılık oluşturacağını, hukuken bu çelişkiye izin verilemeyeceğini,
-Davalının, 18.12.2019 tarihli talep artırım dilekçesine karşı verdiği 27.12.2019 tarihli itiraz dilekçesinde, talep artırımının USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı şeklinde yapılmasına hiçbir itirazda bulunmadığını, itirazların zamanaşımı ve davanın belirsiz alacak davası olmadığı konularına ilişkin olduğunu, davalının bu konudaki itirazlarına talep artırımından çok uzun süre sonra aldığı uzman görüşlerinden sonra başladığını, bilindiği gibi 6100 sayılı Kanun uygulamasında, talep artırımı ve ıslah dilekçeleri karşı tarafa gönderildikten sonra bu konudaki itirazların iki haftalık süre içinde bildirilmesi gerektiğini, bu davada da davalının iki haftalık süre içinde talep artırımı ile ilgili itiraz dilekçesini sunduğunu, ancak o dilekçede talep artırımının USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı şeklinde yapılmasına hiçbir itirazda bulunmadığını, dolayısıyla Mahkemenin kabulünün aksine, davalının bu konuda süresinde yaptığı kanuna uygun bir itiraz olmadığını, savunmanın değiştirilmesi ile ilgili yasak maddeleri kapsamında davalının süresinden sonra bu konuda yaptığı itirazların dikkate alınamayacağını, tüm bu açıklamalar dikkate alındığında, bir an için davadaki talep artırımının ıslah gibi işleme tabi tutulacağı kabul edilse ve 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu maddesindeki seçimlik haklar ile ilgili olduğu düşünülse dahi ıslah ile seçimlik haklar da değiştirilebileceğinden, Mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinin de kabul edilemez olduğunu,
-Tüm bunlardan ayrı olarak Mahkemenin talep artırımındaki rakamı çevirdiği kurun da hatalı olduğunu, bir an için davacının bakiye komisyon alacağının USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı değil de TL üzerinden hükme bağlanması gerektiği kabul edilmesi hâlinde de davacının USD olan alacağının hangi tarihteki kurun esas alınarak TL’ye çevrileceği ve hüküm altına alacağının doğru tespit edilmesi gerektiğini, Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, dava tarihinin 26.07.2016 ve bilirkişi raporunda tespit edilen bakiye komisyon tutarı üzerinden davadaki talep artırım tarihinin 18.12.2019 olduğunu, Mahkemenin herhangi bir hukuki dayanağı olmaksızın dava tarihi olan 26.07.2016 tarihindeki USD kuru olan 3,0453’ü esas alarak bilirkişi raporunda hesaplanan bakiye komisyon tutarı 15.215.700,62 USD'nin 46.336.373,09 TL olduğunu belirterek bu tutar üzerinden hüküm kurduğunu, tamamlama harcının da tamamlama tarihindeki kurdan hesaplandığını, Mahkemenin bakiye komisyon ile ilgili dava tarihindeki kuru esas almasının hiçbir hukuki dayanağı olmadığını ve gerekçede de bunun sebebinin belirtilmediğini, bu davada bakiye komisyon alacağı bakımından eğer TL olarak hüküm kurulacak ise talep artırım tarihindeki kur dikkate alınarak alacağın TL’ye çevrilmesi ve bu konudaki alacağın tümüne dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini, taraflar arasındaki ticari ilişkinin USD üzerinden yürütüldüğünün bilirkişi raporunda da tespit edildiğini, dolayısıyla işbu davadaki talep artırımının USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı olarak talep edilmesinin esas bakımından da kanuna ve emsal Yargıtay kararlarına uygun olduğunu,
-Asıl davadaki portföy (denkleştirme) tazminatı talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, çünkü 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinde düzenlenen portföy (denkleştirme) tazminatının hakkaniyet ilkesine dayalı olduğunu, ayrıca bu madde yorumlanırken emsal Yargıtay uygulamaları ve kabullerinin ve karinelerin de gözden uzak tutulmaması gerektiğini, Mahkemenin bu konudaki yorumunun açıklanan tüm bu hususlara aykırı olduğunu, bu konuyla ilgili Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyeleri olan Prof. Dr. Hamdi Yasaman ve Prof. Dr. H. Murat Devecioğlu tarafından hazırlanan uzman görüşünün de ekli olduğunu, Mahkemenin ret gerekçesinin dosyadaki delillere, kanuna, emsal Yargıtay kararlarına, bu konudaki karinelere ve özellikle de hakkaniyete aykırı olduğunu,
-Davalı tarafın, davacının rakip başka firmalara da aracılık hizmeti verdiği iddiasının ise ispata muhtaç kaldığını, sırf davacının dava dilekçesinde kendini tanıtırken uluslararası gayrimenkul firmalarının projelerinin tanıtımı, pazarlanması faaliyetlerinde bulunduğuna dair beyanı ile davacının davalı ile rekabet hâlinde olan firmalara aynı tarih ve bölgede hizmet verdiği sonucunun çıkarılamayacağını,
-Mahkemenin, portföy tazminatını değerlendirirken bu konudaki bilirkişi tespitlerini de göz ardı ettiğini, bilirkişi raporunda sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedilmesinin, davacının dört yıllık süredeki tanıtımı faaliyeti sonrasında yapılan yüksek satış tutarı, sözleşmenin feshinden hemen sonra Körfez ülkeleri vatandaşlarına davalının 27.002.947,11 USD gibi yüksek bir tutarda satış yaptığı gerekçe gösterilerek portföy tazminatı hesabı yapıldığını, Mahkemenin yukarıda özetlenen hatalı gerekçelerinin, bilirkişi raporunun bu konudaki doğru gerekçelerini çürütemediğini, dolayısıyla bilirkişi raporundaki gerekçeler ve yapılan portföy tazminatı hesabının hukuka, emsal Yargıtay kararlarına ve hakkaniyete uygun, Mahkemenin aksi yöndeki düşüncesinin ise hatalı olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, acentenin denkleştirme talebinde bulunabilmesi için sözleşmenin sona ermesinde acentelik veren tarafın kusurlu bulunmasının şart olmadığını, ancak sözleşmenin acentenin kusuru ile sona ermemiş olması gerektiğini,
-Bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin asıl davaya dair istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek asıl davaya ilişkin kararın kaldırılmasına, 15.233.605,70 USD bakiye komisyon alacağının, dava tarihinden fiili ödeme gününe kadar işleyecek şekilde Devlet bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranındaki faizi ile birlikte fiili ödeme tarihindeki T.C. Merkez Bankasının efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığının davalıdan tahsiline, 11.759.502,36 ABD doları portföy tazminatının dava tarihinden fiili ödeme gününe kadar işleyecek şekilde Devlet bankalarının USD ile açılmış hir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranındaki faizi ile birlikte fiili ödeme tarihindeki T.C.
Merkez Bankasının efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığının davalıdan tahsiline, bu talebin kabul edilmemesi hâlinde ve bir an için davacının bakiye komisyon alacağının USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı değil de TL üzerinden hükme bağlanması gerektiği kabul edilirse, talep artırım tarihi olan 18.12.2019 tarihindeki kur olan 5,8752 üzerinden yapılacak hesaplama ile yukarıda belirtilen ve bilirkişi raporu ile tespit edilen bakiye komisyon alacağının (15.233.605.70 USD) ve portföy tazminatının (11.759.502,36 USD) hüküm altına alınmasına ve bu alacaklara dava tarihinden itibaren ticari (avans) faizi yürütülmesine, bu talep de kabul görmediği takdirde, talep artırım tarihi olan 18.12.2019 tarihindeki kur olan 5,8752 üzerinden yapılacak hesaplama ile yukarıda belirtilen ve bilirkişi raporu ile tespit edilen bakiye komisyon alacağının (15.233.605,70 USD) ve portföy tazminatının (11.759.502,36 USD) hüküm altına alınmasına ve bu alacaklarına talep artırım tarihinden itibaren ticari (avans) faizi yürütülmesine, yargılama giderlerinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini istemiştir.
2.Asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının, asıl davada artırılan talep sonucuna göre daha önce yatırdığı yabancılık teminatının artırılması gerektiğini, asıl davada, alacak iddiasının kabulü anlamına gelmemek kaydıyla iddia edilen alacağın konusu ve içeriği irdelendiğinde, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı ortada iken İlk Derece Mahkemesinin hatalı bir karar verdiğini, davacının bedel artırım olarak nitelendirdiği dilekçesinin bedel artırım değil, ıslah dilekçesi olduğunu, davacının söz konusu dilekçe ile faiz ve para birimini değiştirmek istemiş olup söz konusu dilekçenin bedel artırım olarak nitelendirilmesinin kabul edilemeyeceğini, söz konusu dilekçenin ıslah olarak nitelendirilmesi gerekmekte olup sonrasında ıslah hükümlerince süresinde ve hukuki şartlarda yapılmayan ıslahın yok hükmünde sayılması gerektiğini, yine alacağın kabulü anlamına gelmemek kaydıyla asıl davada davacının alacak tercihini TL cinsinden yana kullanmakla artık alacağını USD cinsinden talep edemeyeceğini, davacı tarafından açılan dava TL cinsinden açılmış olup ıslah dilekçesi ya da bedel artırım ile yabancı bir para birimi üzerinden talepte bulunulmasının mümkün olmadığını, Mahkemenin bu konudaki değerlendirmesinin isabetli olduğunu, söz konusu dilekçenin ıslah olduğu ortada olup bu hususun davanın da belirsiz alacak davası olmayıp kısmi dava olduğunu ortaya koyduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını,
-Eğer davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı kabul edilirse, bu kez öncelikle davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı dikkate alınarak hukuki yarar yokluğu nedeniyle asıl davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, yine asıl davanın belirsiz alacak davası olduğuna kanaat getirilse dahi işbu davanın belirsiz alacak davası çeşitlerinden kısmi eda- külli tespit davası olduğu dikkate alınarak faiz başlangıç tarihin de buna göre belirlenmesi gerektiğini,
-Asıl davada verilen bedel artırım dilekçesinin ıslah dilekçesi olduğu kabul edilerek öncelikle ıslah dilekçesinin usulüne uygun olmadığından yok hükmünde olduğuna karar verilmesi gerektiğini, aksine bir görüş olması hâlinde ise ıslah dilekçesi tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini, bu hukuki talep de dikkate alınmadığında bakiye komisyon alacağının kabulü anlamına gelmemek kaydıyla davanın kısmi dava olarak açıldığının kabulü ile birlikte öncelikle ıslah dilekçesinin yok hükmünde olduğuna aksi bir düşünce olması hâlinde ise faiz başlangıç tarihinin ıslah dilekçe tarihinin esas alınmasına karar verilmesi gerektiğini,
-Davacının istinaf başvuru dilekçesinde 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu madde incelemesi yaparken bir takım hukuki değeri olmayan, dayanaksız ve kafa karıştırma adına iddialarda bulunduğunu, bu hususların kabulünün mümkün olmadığını,
-Müvekkili şirket tarafından 26.01.2012 tarihli sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini, Mahkemece sözleşmenin feshinin haksız olduğuna kanaat getirilmesinin hukuken kabul edilemez olduğunu ve reddi gerektiğini,
-Portföy tazminatına hak kazandığına ilişkin ispat külfeti davacı tarafta olup davacı tarafından bu hususun ispat edilemediğini, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olumsuz bir durum söz konusu olmayıp hakkaniyet ilkesine aykırılık bulunmadığını,
-Taraflar arasındaki sözleşmenin sona ermesinden sonra müvekkilinin, davacı tarafından sağlanan yeni müşteriler sayesinde önemli bir menfaat elde etmediğini, davacının ücret kaybına sebep olmadığını, Mahkemenin "Davalının önemli ölçüde menfaat elde etmeye devam ettiğinin ispatlanmadığı, davacının fesih ihtarından sonra körfez ülkeleri vatandaşlarına başka şirketler adına satış faaliyeti için pazarlama faaliyetini yürütebileceğini, davacının davalıya devrettiği müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmediği" yorumlarıyla müvekkilinin önemli bir menfaat elde ettiğini ispat külfetinin davacıda olduğunu ve davacının herhangi bir ücret kaybına uğramadığı gerekçesi ile portföy tazminatını reddetmesinin yerinde olduğunu,
-Asıl davada reddedilen komisyon alacağı ve portföy tazminatı tutarları üzerinden müvekkili lehine tayin edilen yargılama gideri niteliğinin ve vekâlet ücretinin eksik ve yanlış hesaplandığını, reddedilen her iki kalem alacak üzerinden ayrı ayrı nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, vekâlet ücreti hesabında hata edilerek eksik ücrete hükmedildiğini, yargılama giderlerine de yanlış hükmedilmiş olduğunu,
-Birleşen davada müvekkili tarafından yapılan pazarlama faaliyeti giderlerinin talep edildiğini, müvekkilinin yaptığı bu giderlerden davalının sorumlu olduğunu, müvekkilinin bu harcamaları davalının isteği ve ödeyeceğini bildirmesi üzerine yaptığını, birleşen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verildiği belirterek İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu asıl ve birleşen davalara ilişkin usul ve yasaya aykırı kararının kaldırılmasına ve asıl davadaki tüm taleplerin reddine, birleşen davanın kabulüne, karşı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davada davacı vekilinin, asıl davaya yönelik istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde: asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun, sadece asıl davaya yönelik olduğunu, birleşen dava hakkında verilen hükme karşı bir istinaf başvurusu olmadığını, somut olayda İlk Derece Mahkeme gerekçesinde de isabetli şekilde yer verildiği üzere fesih ihtarnamesinden sonra davalı şirketin Körfez ülkeleri vatandaşlarına 27.002.947,11 USD tutarında satış yaptığı tespit edilmişse de, bu satışların davacının daha önce kazandırdığı müşterilere yapıldığı kanıtlanmadığı gibi davacının taraflar arasındaki sözleşmenin feshinden sonra Körfez ülkeleri vatandaşlarına başka şirketler adına satış faaliyeti için pazarlama faaliyeti yürütülebilme imkanının bulunduğu, bu kapsamda davacının davalıya ait taşınmazların satışında kullandığı müşteri portföyünden gelir elde etme imkanını kaybettiğinin söylenemeyeceği, işin mahiyeti itibariyle davalının da bu müşteri çevresinden önemli ölçüde menfaat elde etmeye devam ettiğinin, yani daha önce davacı aracılığı ile satış yapılan müşterilere fesihten sonra da davalı tarafından başka satışlar yapıldığının kanıtlanmadığı, bu koşullar gerçekleşmeden sadece hakkaniyetin denkleştirme tazminatı ödenmesini gerektirmediği kanaatine varıldığından, denkleştirme tazminatı isteminin reddine dair İlk Derece Mahkemesi kararı isabetli olup aksi yöndeki istinaf nedenlerinin yerinde görülmediğini, davacının, dava dilekçesinde gerek komisyon alacağını gerekse portföy tazminatı alacağını TL olarak istediği, yani, 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen seçim hakkını dava dilekçesiyle kullandığı ve dava tarihi itibariyle tüm alacağını TL'ye dönüştürdüğü, bundan sonra herhangi bir usul işlemiyle (bedel artırımı ya da ıslah dilekçesiyle) bundan dönülmesi ve alacağın tekrar döviz alacağına dönüştürülmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle davacının, alacağın döviz olarak ya da tahsil tarihindeki kur üzerinden tahsil kararı verilmesi yönündeki taleplerinin yerinde olmadığı, aynı şekilde davacı, dava tarihinde alacağını TL'ye dönüştürdüğüne göre talep artırımı ya da ıslah yoluyla davaya konu edeceği bakiye alacağını da dava tarihinde TL'ye dönüştüğünün kabulü gerektiğinden davacı vekilinin talep artırım/ıslah tarihindeki döviz kurunun esas alınması gerektiği yönündeki istinaf nedeninin de yerinde görülmediği, asıl davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerektiği,
Asıl davada davalı vekilinin, asıl davaya yönelik istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde: asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekilinin, hem asıl davada verilen hükmü hem de birleşen davada verilen hükmü istinaf ettiği, asıl dava yönünden davacı tarafından dava şartı niteliğindeki yabancılık teminatının davanın başında yatırıldığı ve dava şartının tamamlandığı, yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verildiği, davalı vekilinin teminata yönelik istinaf nedeninin yerinde görülmediği, dava dilekçesinde bu konuda bir açıklık bulunmadığı sürece davanın, kısmi dava kabul edileceği, nitekim dava dilekçesinde fazlaya ilişkin dava ve talep haklarının saklı tutulmuş olmasının da davanın kısmi dava olduğunu ortaya koyduğu, İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinde de belirtildiği üzere, belirsiz alacak davası açma koşullarının bulunduğu durumlarda da kısmi dava açılmasının mümkün olduğu, davacının kanunun kendisine verdiği belirsiz alacak davası açma imkanını kullanmadığı, davanın tüm talepler yönünden kısmi dava olduğu, bu nedenlerle, İlk Derece Mahkemesinin davayı belirsiz alacak davası olarak nitelendirmesi usul ve yasaya aykırı bulunduğundan asıl davada davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedenlerinin yerinde olduğu, karar gerekçesinin düzeltilmesi gerektiği, somut olayda dava ve ıslah dilekçelerinin tarihleri dikkate alındığında, beş yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği anlaşıldığından, davalı vekilinin zamanaşımı def'inin reddine dair İlk Derece Mahkemesi kararının sonucu itibariyle isabetli bulunduğu, bu nedenle davalı vekilinin zamanaşımına dayalı istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği, ıslahın süresinde yapıldığı, davacının ıslah iradesinin, ıslah dilekçesiyle (terditli olarak ıslah beyanı içeren dilekçesiyle) ortaya çıkmış olup davalı vekilinin ıslahın süresinde olmadığına dair istinaf nedeninin yerinde görülmediği, asıl davada davalı vekilinin, ıslahla artırılan kısım yönünden temerrüt faizinin ıslah tarihinden itibaren yürütülmesi gerektiğini ileri sürdüğü, dosyanın yapılan incelemesinde, davacının, asıl davaya konu komisyon alacağı için düzenlediği faturayı da tebliğ etmek suretiyle Kadıköy 26.
Noterliğinin 06.05.2016 tarihli, 09363 yevmiye sayılı ihtarnamesiyle alacağını talep ettiği ve yedi günlük ödeme süresi verdiği, davalı Akdeniz vekilinin bu ihtara karşı düzenlediği Kadıköy 32. Noterliğinin 11.05.2016 tarihli, 14203 yevmiye sayılı cevabi ihtarnamesiyle cevap verdiği ve bu alacak iddiasına karşı koyduğu, bu durumda davalının, davacının komisyon alacağı yönünden yedi günlük ödeme süresinin sonunda 18.05.2016 tarihi itibariyle mütemerrit olduğunun kabulü gerektiği, davanın ise bu tarihten sonra açıldığı, davalının temerrüdü dava ve ıslahtan önce gerçekleştiğinden temerrüt faizinin başlangıcı yönünden ıslah tarihinin bir öneminin olmadığı, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alındığında, sözleşmenin acentelik ilişkisi niteliğinde olduğu, bu nedenle davalı vekilinin, taraflar arasındaki ilişkinin acentelik ilişkisi olmadığı, simsarlık ilişkisi olduğu yönündeki istinaf nedeninin yerinde görülmediği, sözleşmenin 8.1 maddesinde sözleşme süresinin bir yıl olarak belirlendiği, yine aynı sözleşme hükmü uyarınca sözleşme süresi sonunda tarafların ancak yazılı olarak anlaşmaya varmak suretiyle sözleşmeyi uzatabileceklerinin düzenlendiği, davalı vekilinin, bu hükme göre sözleşmenin yazılı olarak yenilenmediğini ileri sürerek süreli sözleşmenin 29.01.2013 tarihinde kendiliğinden sona erdiğinin kabulü gerektiğini ileri sürdüğü, davalının davacıya gönderdiği anlaşılan Kadıköy 32.
Noterliğinin 29.01.2016 tarihli fesih ihtarının içeriği dikkate alındığında, davalı tarafından taraflar arasındaki 29.01.2012 tarihli sözleşmenin 29.01.2016 tarihi itibariyle feshedildiğinin bildirildiği gözetildiğinde, sözleşmenin bu tarihe kadar davalı yanca da benimsendiği ve uygulandığı sonucuna ulaşıldığı, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedenlerinin de yerinde görülmediği, yine davalı tarafından gönderilen fesih ihtarı içeriğinde haklı bir neden ileri sürülmediği gibi feshin haklı nedene dayalı yapıldığı da kanıtlanmadığından, Mahkemece taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedildiğine dair İlk Derece Mahkemesinin karar ve gerekçesi tespiti de isabetli olup davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedenlerinin de yerinde görülmediği, taraflar arasındaki sözleşmenin 6.
maddesinde her bireysel satış için satış bedeli üzerinden net %6 oranında komisyon bedeli ödeneceği kararlaştırıldığı, davalının her bir taşınmaz satışı için farklı oranların kabul edildiğini, buna dair 02.07.2015 ve 03.12.2014 tarihli belgelerin mevcut olduğunu ileri sürdüğü, Mahkeme gerekçesinde söz konusu belgelerin tartışıldığı, iş bu belgelerin taraflar arasındaki komisyon oranının değiştirildiğini kanıtlamayacağı, kaldı ki komisyon oranının sonradan değiştirildiğine dair davacı yanca imzalanmış bir belge veya başkaca bir kanıt sunulmadığı gerekçesiyle dava kısmen kabul edilmiş olup bu gerekçeler benimsendiğinden, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenlerinin de yerinde görülmediği, davacının talep edebileceği bakiye komisyon alacak tutarının 15.215.700,62 USD olduğunun belirlendiği, bu tutar esas alınarak ve dava tarihindeki kur üzerinden hesaplama yapılarak davacının alacağı TL olarak hesaplanmış ve buna göre kurulan hükmün isabetli olduğu sonucuna varıldığı, davalı vekili savunmasında ve istinafında, komisyon hesabına esas alınan satış sayısının belirlenmesinde bu satışlara davacının aracılık edilip edilmediğinin dikkate alınmadığını, davalının bu satışlara aracılık ettiğini ayrıca kanıtlaması gerektiğini ileri sürdüğü, oysa, davalı tarafından sunulan 02.07.2015 tarihli belgede davalı tarafın, davacının aracılığıyla satılan taşınmaz sayısının, hükme esas alınan sayıdan daha yüksek olduğunu kabul ettiği, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde yer verildiği üzere, davalının delil olarak sunduğu ve nazara alınmasını talep ettiği 02.07.2015 tarihli belgede 2189 adet taşınmazın satışı için komisyon hesabı yapılması gerektiği ileri sürdüğü, ancak Mahkemece komisyon alacağı hesabında nazara alınan taşınmaz sayısının 2064 adetle sınırlı olarak yapıldığı, üstelik esas alınan satışların üçüncü kişi Emlak Konut GYO'nun kayıtlarıyla da teyit edildiği gözetildiğinde, davalı vekilinin sözleşmede belirtilen bölgede ve bölge vatandaşlarına satış yapılıp yapılmadığının dikkate alınmadığı, taşınmazların niteliğinin araştırılmadığı, sözleşmenin 4.1 ve 6.2 maddeleri kapsamında komisyon ücretinden ayrık tutulan satışlar olup olmadığının değerlendirilmediği, bu taşınmazların satışına davacının aracılık edip etmediğinin araştırılmadığı yönündeki istinaf nedenlerinin de yerinde görülmediği, davalı tarafından 02.07.2015 tarihli belge ile komisyon hesabına konu olabileceği belirtilen taşınmazların sayısı dikkate alındığında ve bilirkişiler tarafından komisyon alacağına esas alınan satışların taksitli satış olmadığı, satış vaadi ile satılan taşınmazlar olmadığı yönündeki tespitleri dikkate alındığında ve davalı vekilinin bazı taşınmazlar yönünden satış bedellerinin tahsil edilmediğine, bazı satışların taksitli olduğuna dair savunması yönünden herhangi bir kanıt sunulmadığı gözetildiğinde, davalı vekilinin aksi yönündeki istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği, asıl davaya yönelik olarak davacı vekilinin istinaf başvurusunun değerlendirilmesi bölümünde açıklandığı üzere davacının dava dilekçesinde her iki kalem alacağını TL olarak talep ettiği, böylece seçim hakkını TL yönünde kullandığı dikkate alındığında, dava tarihindeki kurun esas alınarak alacağın TL olarak ve TL faiziyle hüküm altına alınması isabetli olup aksi yöndeki davalı istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, asıl davada davalı vekili reddedilen komisyon alacağı ve portföy tazminatı tutarları yönünden lehlerine tayin edilen yargılama gideri niteliğindeki vekâlet ücretinin eksik ve yanlış tayin edildiğini ileri sürerek kararı istinaf ettiği, davacı vekilince 19.12.2019 tarihli bedel artırım dilekçesinde 5,8752 TL kur karşılığı gösterilerek 15.233.605,70 USD komisyon alacağı talep edildiği, yine aynı kur gösterilerek 11.759.502,36 USD portföy tazminatı alacağı talep edildiği ve harçlandırıldığı, buna göre davacının bedel artırım dilekçesinde gösterdiği kura göre komisyon alacak talebi 89.500.480,20 TL olup Mahkemece 46.336.373,09 TL'lik bölümü yönünden kabul kararı verilmiş, bu durumda reddedilen komisyon alacak tutarının 43.164.107,11 TL olduğunun hesaplandığı, bu tutar üzerinden karar tarihindeki AAÜT esaslara göre davalı lehine 520.266,07 TL nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken gerekçeli kararın 8 nolu bendinde 7.888,42 TL vekâlet ücretine hükmedildiği anlaşılmakla, davalı vekilinin bu yöndeki istinafı haklı görüldüğü ve kararın bu yönden düzeltilmesi gerektiği, denkleştirme tazminatının tümüyle reddedildiği, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde denkleştirme tazminatının, açıkça "tazminat" olduğunun belirtildiği, karar tarihinde yürürlülükte bulunan AAÜT uyarınca tümüyle reddedilen portföy tazminatı talebi yönünden maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi isabetli olup aksi yöndeki davalı istinafının yerinde olmadığı, İlk Derece Mahkemesinin yargılama giderlerini taraflara dağıtırken yanlış oran esas aldığı anlaşıldığından, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedeninin de haklı bulunduğu ve kararın bu yönden düzeltildiği,
Birleşen davada davacı vekilinin, birleşen davaya yönelik istinaf nedenlerinin incelenmesinde: sözleşmeye göre, birleşen davanın davalısı tarafından yapılacak pazarlama faaliyetlerinin masraflarının kendisine (davalı ...’e) ait olduğu sözleşme hükmü olduğu, sözleşmede, davacı Akdeniz tarafından yapılacak pazarlama giderlerinin davalı ...'e ait olacağına dair bir hüküm bulunmadığı, birleşen davada davacı Akdeniz vekili, birleşen davaya konu masrafların davalı ...'in isteği üzerine ve cari hesapta Orient'in alacağından düşülmek üzere yapıldığını ileri sürmüşse de buna dair bir belge ve kanıt sunmadığı, yani, bu masrafların davalı ... adına ve onun isteğiyle yapıldığına dair iddianın kanıtlanmadığı, İlk Derece Mahkemesince alınan 10.02.2021 tarihli bilirkişi raporu içeriğinde, davacının 18.488.956,39 TL pazarlama faaliyeti altında yaptığını ileri sürdüğü harcamalara ilişkin olarak defterlerinde somut bir kayıt olmadığı, bu hususta taraflar arasında mutabakat belgesi bulunduğunun ileri sürülmediği gibi kanıtlanmadığı, yansıtma faturası da düzenlenmediğinin belirlendiği, bu nedenlerle, kanıtlanamayan birleşen davanın reddi yönündeki İlk Derece Mahkemesi kararı isabetli olup aksi yöndeki istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği gerekçesiyle birleşen dava yönünden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl dava yönünden, asıl davada davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin asıl davaya ilişkin istinafa konu kararının kaldırılarak, asıl davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına, asıl davanın kısmen kabulü ile 46.336.373,09 TL bakiye komisyon alacağının, dava tarihi olan 26.07.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin komisyon alacağı talebinin reddine, davacının portföy tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesinin, asıl davadaki bakiye komisyon alacağının USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı üzerinden hüküm kurulamayacağı yönündeki kararının, kendi kabulüne ve savunduğu ilkeye dahi aykırı olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu maddesinin yanlış okunduğunu, davacının dava açılmadan önce gönderdiği ihtarname ile alacağını USD olarak isteyip bu şekilde seçimlik hakkını USD olarak kullandığını, Bölge Adliye Mahkemesinin ilk tercihin USD olarak kullandığını yok saymasının yerinde olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesinin kararındaki “TBK’nın 99/2. maddesi uyarınca, döviz alacağı olan bir alacaklıya, seçimlik haklar verilmiştir.
Buna göre alacaklı, alacağının aynen (tahsil tarihindeki kur üzerinden) tahsilini talep edebileceği gibi vade tarihindeki kur üzerinden TL karşılığının ödenmesini isteyebilir.” şeklindeki ifadeler, 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu maddesinin yanlış okunduğunu da gösterdiğini, anılan bu maddedeki “aynen” kavramının, “tahsil/fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden TL” anlamında olmadığını, bu iki kavramın farklı olduğunun maddenin içeriğinden rahatlıkla tespit edilebileceğini, bu yanlış okuma sonucu, bu davadaki “fiili ödeme günündeki TL” üzerinden olan taleplerinin “aynen ABD doları ödenmesi” talebi şeklinde anlamlandırıldığını ve taleplerinin bu sebeple reddedildiğini, bunun sebebinin Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez'in görüşü olduğunu, asıl davadaki bakiye komisyon alacağı ile ilgili talep ettikleri gibi USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı üzerinden hüküm kurulması gerekirken dava tarihindeki kur üzerinden TL olarak hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, İlk Derece Mahkemesince eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak kabul edilmesinin doğru olduğunu, alacağın belirlenmesi mümkün olmadığından eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, belirsiz alacak davasında alacak miktarının değer olarak belirtilebileceğini, bu durumda yabancı para ve TL tartışmasının söz konusu olamayacağını, zira dava açılırken yabancı para karşılığının da değer kapsamında TL olarak belirtilebileceğini, daha sonra yapılacak talep artırımının bu bakımdan kısıtlanmadığını, belirsiz alacak davasında 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu maddesinin uygulanmayacağını, davalının talep artırım dilekçesine bu yönde bir itirazı olmadığını, çok sonra itirazların ileri sürüldüğünü, davalının süresinden sonra yaptığı itirazın dikkate alınmayacağını, dava dilekçesindeki talebin TL, talep artırım dilekçesindeki talebin de fiili ödeme günündeki TL olduğunu, bu bakımdan talepte bir değişiklik olmadığını, bu konudaki değerlendirmenin yanlış olduğunu, tüm bu açıklamalar dikkate alındığında, bir an için davadaki talep artırımının ıslah gibi işleme tabi tutulacağı kabul edilse ve seçimlik haklar ile ilgili olduğu düşünülse dahi, ıslah ile seçimlik haklar da değiştirilebileceğinden, sayın Mahkemenin bu konudaki aksi yöndeki görüşünün de hukuka aykırı olduğunun açık olduğunu, öte yandan kabul etmemekle birlikte dava tarihindeki kurun esas alınmasının doğru olmadığını, tamamlama harcının talep artırım tarihindeki kura göre alındığını, eğer TL üzerinden hüküm kurulacaksa bile talep artırım tarihindeki kur esas alınarak belirlenen miktara dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiğini, esas olarak USD'nin fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden talep edilmesinin doğru olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin kısmi dava görüşünün isabetsiz olduğunu, belirsiz alacak davasının istisnai olmadığını, esasen kısmi dava açanın davasının kısmi dava olduğunu açıkça yazması gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesinin reddedilen komisyon ücreti ile ilgili İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırarak davalı lehine hükmettiği fahiş vekâlet ücretinin de kanuna ve hukukun temel ilkelerine aykırı olduğunu, davalı lehine hükmedilen vekâlet ücretinde talep artırım tarihindeki kurun esas alınmasının doğru olmadığını, bu sebeple Bölge Adliye Mahkemesinin davalı yararına hükmettiği vekâlet ücreti ve yargılama giderinin yanlış olduğunu, asıl davada portföy tazminatı talebinin reddinin yerinde olmadığını, sözleşmenin hemen feshinden kısa bir süre sonra yapılan satışların davacının geliştirdiği müşteri çevresine yapılan satışlar olduğunun açık olduğunu, davalının, bu karinenin aksine herhangi bir delil sunmadığını, 27.002.947,11 USD’lik satışın da az bir satış miktarı olmadığını, dosyada, sözleşmenin sona ermesinden sonra davacının Körfez ülke vatandaşlarına başka bir marka ile ilgili tanıtım ve pazarlama yaptığına dair bir delil olmadığını, sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, bilirkişi raporunda portföy tazminatı hesabı yapıldığını, hukuki mütalaanın açık olduğunu belirterek öncelikle, 18.12.2019 tarihli talep artırım dilekçesinde belirtildiği şekilde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere;
15. 233.605,70 USD bakiye komisyon alacağının, dava tarihinden fiili ödeme gününe kadar işleyecek şekilde, Devlet Bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranındaki faizi ile birlikte, fiili ödeme tarihindeki T.C. Merkez Bankasının efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığının davalıdan tahsiline ve davacıya ödenmesine, 11.759.502,36 USD portföy tazminatının, dava tarihinden fiili ödeme gününe kadar işleyecek şekilde, Devlet Bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranındaki faizi ile birlikte, fiili ödeme tarihindeki T.C. Merkez Bankasının efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığının davalıdan tahsiline ve davacıya ödenmesine şeklinde karar oluşturulacak şekilde kararın bozulmasını, bu talebin kabul edilmemesi hâlinde ve bir an için davacının bakiye komisyon alacağının USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı değil de TL üzerinden hükme bağlanması gerektiği kabul edilirse talep artırım tarihi olan 18.12.2019 tarihindeki kur olan 5,8752 üzerinden yapılacak hesaplama ile yukarıda belirtilen ve bilirkişi raporu ile tespit edilen bakiye komisyon alacağının (15.233.605,70 USD) ve portföy tazminatının (11.759.502,36 USD) hüküm altına alınmasına ve bu alacaklara dava tarihinden itibaren ticari (avans) faizine hükmedilmesine imkan sağlayacak şeklinde karar oluşturulacak şekilde kararın bozulmasını, bu talep de kabul görmez ise talep artırım tarihi olan 18.12.2019 tarihindeki kur olan 5,8752 üzerinden yapılacak hesaplama ile yukarıda belirtilen ve bilirkişi raporu ile tespit edilen bakiye komisyon alacağının (15.233.605,70 USD) ve portföy tazminatının (11.759.502,36 USD) hüküm altına alınmasına ve bu alacaklara talep artırım tarihinden itibaren ticari (avans) faizine hükmedilmesine imkan sağlayacak şeklinde karar oluşturulacak şekilde kararın bozulmasını, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu tespit edilerek bu sebeple de kararın bozulmasını, asıl davada davalı lehine hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama gideri paylaşımı bakımından da kararın bozulmasını, her halükarda, asıl davadaki davacının tüm taleplerinin kabulüne yönelik olarak kararın bozulmasını, temyiz dilekçesinin baş kısmında ifade edilen hukuki konulara açıklama getirilmesini istemiştir.
2.Asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının davasının hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın kısmi dava nitelemesi doğru olup bu nitelemeden sonra kısmi davada zamanaşımı itirazının değerlendirilmesi ve aynı zamanda dosyada ıslah hükümlerinin uygulanıp uygulanmadığının incelenerek karar oluşturulması gerektiğini, tüm alacağa faizin haksız olarak dava tarihinden başlatıldığını, zamanaşımının dikkate alınmadığını, buna göre komisyon alacağının satış tarihlerine göre zamanaşımına uğradığını, kısmi davanın tüm alacak için zamanaşımını kesmediğini, öte yandan 2013 yılından itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, bu hususta feshe ilişkin (2016 tarihi) gerekçenin doğru olmadığını, 2016 yılındaki ihtarın farklı olduğunu, sözleşmenin 2013 yılında sona erdiğini, bu durumda zamanaşımının 2013 yılından itibaren başlaması gerektiğini, ıslahın yok hükmünde sayılması gerektiğini, ıslah hakkının bir haftalık sürede kullanılmadığını, davacının kısmi ıslahı süresinde yapmadığını, satış tarihlerine göre zamanaşımının gerçekleştiğini, simsarlık sözleşmesi olduğundan zamanaşımının bir yıl olduğunu, davacının iddiasını ispat edemediğini, karşı tarafın ticari defterlerinin incelenmesinin dikkate alınmadığını, davacının komisyon alacağına hak kazandığını ispat edemediğini, ispat yükünün ters çevrildiğini, kayıtların davacının aracılık ettiğine karine teşkil etmediğini, tüm Körfez ülkelerine yapılan satışların kapsama alındığını, davacının belgelerinin dikkate alınmaması gerektiğini, ortada acentelik sözleşmesi olmadığını, simsarlık sözleşmesi bulunduğunu, yine tek satıcılık sözleşmesi olmadığını, davacının beyanlarının bile bu konuda çelişkili olduğunu, komisyon hesabının yanlış yapıldığını, sözleşme maddelerinin yanlış yorumlanmadığını, sözleşmenin 2013 yılında sona erdiğini, 2013 yılından sonraki satışların somut etkinliğe göre belirlenmesi gerektiğini, dosyada ek rapor olmamasına rağmen böyle bir açıklama yapılmasının doğru olmadığını, bu da eksik inceleme olduğunu gösterdiğini, bilirkişilerin tüm maddeleri dikkate almadan inceleme yaptığını, böyle bir davada tek rapor ile hüküm kurulmasının doğru olmadığını, davacı tarafından tanıtım ve pazarlama yükümlülüğünün yerine getirilmediğini, gazete haberlerinin yeterli olmadığını, sözleşmede belirtilen bölgede, bölge vatandaşlarına aracılık faaliyeti ile satışların yapılıp yapılmadığı araştırılması yapılmadığını, zira sözleşmede açıkça, sözleşme konusu bölgedeki tüm satışlardan değil, davacının fiilen aracılık ettiği satışlardan dolayı aracılık ücreti ödeneceğinin hükme bağlandığını, taşınmazların niteliklerinin değerlendirilmediğini, eksik rapor ile hüküm kurulduğunu, sözleşmede banka, yatırım fonları ve benzeri kişilere yapılacak satışların sözleşme kapsamı dışında bırakıldığı açıkça belirtilmiş olup bu hususta da yine bilirkişilerce herhangi bir inceleme yapılmadığını, bilirkişilerin toplu satış incelemelerini detaylı şekilde yapmadığını, peşin satış yönünden tüm satışların tek tek irdelenmediğini, sözleşmede tüzel kişi ifadesinin yer almadığını, bu şirketlerin bazılarının Türkiye bölgesinde kurulu olduğunu, komisyon hesabına dahil edilmemesi gereken bazı satışların komisyon hesabına dahil edildiğini, (bu hususta temyiz dilekçesinde açıkça belirtme yapılmış), şirket isminin aynı olmasının toplu satışın önüne geçmeyeceğini, satış bedeli ödenmeyen satışların dahi dikkate alındığını, Körfez ülkesi vatandaşlarının kurduğu şirketlerin hesaplamaya dahil edilmemesi gerektiğini, incelemenin her bakımdan eksik olduğunu, %6 oranı dışında farklı oranların uygulandığına dair belgelerin dosyada olduğunu, bu oranların her iki tarafın kabulünde olduğuna dair imzaların bulunduğunu, buna rağmen %6 oranının dikkate alınmasının doğru olmadığını, söz konusu oranın %6 olmadığını, %3-4 olması gerektiğini, müvekkili tarafından Mahkemeye sunulan kayıt ve belgelere itibar edilmediğini, komisyon hesabının yanlış yapıldığını, davacının alacaklı değil, borçlu olduğunu, komisyon alacağının TL bazında yapılması gerektiğini, USD üzerinden hesaplama yapılsa bile satış tarihinin belirlenerek o kura göre hesaplama yapılması gerektiğini, Türk vatandaşının kurduğu şirkete yapılan satışın hesaba dahil edildiğini, bilirkişi raporunda açıkça davaya konu komisyon alacaklarına yönelik değerlendirmeyi ve hesaplamaların tamamını dava dışı Emlak Konut GYO A.Ş.
kayıtlarını esas alarak yaptığını, kayıtların sadece satışlara ilişkin olup bu satışların sözleşmede belirtilen hususlar kapsamında gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin incelenmesi hususunun bilirkişi görevi olduğunu, ancak bilirkişinin görevini yerine getirmeyerek kolaya kaçmak suretiyle satışların bireysel satış olup olmadığı, satışları gerçekleştiren vatandaşların bölge vatandaşı olup olmadığı, taksitli satış olup olmadığı, çek, bono gibi unsurların olup olmadığı, aracılık faaliyetleri kapsamında söz konusu satışların gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği hususlarını incelenmeden raporunu oluşturduğunu, bilirkişileri hukuki yorum yaptığını, birleşen dava bakımından gerekli incelemenin yapılmadığını, (bu hususta bilirkişi raporunda yapılan tespitler temyiz dilekçesinde açıklanmış), bu hususta bilirkişi incelemesinin yetersiz ve yanlı olduğunu, yanlış yorumlar içerdiğini, itirazlarının dikkate alınmadığını, birleşen davaya konu ettikleri faturaların defterlerinde kayıtlı olduğunu, birleşen davalarının red gerekçesinin isabetli olmadığını, aynı durumun asıl dava için de söz konusu olduğunu, asıl dava bakımından da ihtarname göndermelerinden sonra asıl davanın açıldığını, asıl dava davacısının kendi defterleri ile dahi yaptığı pazarlama faaliyetlerine ilişkin masrafları ortaya koyamadığını, karşı tarafa Türk şirketlerine tanınmayan üstünlüklerin sağlandığını, excel tablolarının dikkate alındığını, kebir defteri incelemesi yapılmadığını, bağımsız denetim raporlarının tam olarak sunulmadığını, bilirkişi raporunun kendi içinde çelişkili olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl dava, taraflar arasındaki tek yetkili (acente) sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle bakiye komisyon alacağı ve denkleştirme tazminatı alacağının tahsiline, birleşen dava ise birleşen dava davacısının davalı nam ve hesabına yaptığı masrafların tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi.
3. […] Birleşen İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/30 E., 2020/117 K. sayılı dosyası bakımından;
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Birleşen davada temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekilince temyiz dilekçesinde birleşen davaya ilişkin olarak ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B. Asıl dava bakımından;
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik tüm, asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.6102 sayılı Kanun'un "Denkleştirme istemi" başlıklı 122 nci maddesi, "(1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. (2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz.
Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır. (3) Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. (4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir. (5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır." düzenlemesini içermekte olup anılan bu hükümde denkleştirme tazminatı talep koşulları belirlenmiştir.
Somut olayda davacının tek yetkili aracı acente olduğu, inhisar (tekel) koşulu ile süreklilik koşulunun sağlandığı, davalının sözleşmeyi feshinin haksız olduğu, fesih ihtarnamesinden sonra davalı şirketin Körfez ülkeleri vatandaşlarına 27.002.947,11 USD tutarında satış yaptığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince, bu satışların davacının getirdiği müşterilere yapılıp yapılmadığının belli olmadığı, davacının fesih ihtarından sonra Körfez ülkeleri vatandaşlarına başka şirketler adına satış faaliyeti için pazarlama faaliyeti yürütülebileceği, davacının davalıya devrettiği müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmediği, davalının da önemli ölçüde menfaat elde etmeye devam ettiğinin ispatlanamadığı, hakkaniyetin denkleştirme tazminatını gerektirmediği sonucuna varılarak davacının denkleştirme tazminatı istemi reddedilmiş ve İlk Derece Mahkemesinin bu gerekçesi Bölge Adliye Mahkemesince de benimsenmişse de, dosya içeriği çerçevesinde davacının tek yetkili aracı acente olması, sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedilmesi, fesih ihtarından sonra davalı şirketin Körfez ülkeleri vatandaşlarına 27.002.947,11 USD tutarında satış yaptığının belirlenmesi ve daha önce yapılan satışlar bakımından davacının Körfez ülkelerinde tanıtım yaptığının ve belirli bir portföy oluşturduğunun anlaşılması karşısında 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde aranılan portföy tazminatı istenilme şartlarının oluştuğu gözetilip anılan maddede öngörülen düzenlemeler çerçevesinde bir değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
3.Bölge Adliye Mahkemesince, davacının bedel artırım dilekçesinde gösterdiği kura göre komisyon alacak talebinin 89.500.480,20 TL olduğu, İlk Derece Mahkemesince 46.336.373,09 TL'lik bölüm yönünden kabul kararı verildiği, bu durumda reddedilen komisyon alacak tutarının 43.164.107,11 TL olduğu, bu tutar üzerinden karar tarihindeki AAÜT esaslara göre davalı lehine 520.266,07 TL nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken gerekçeli kararın (8) numaralı bendinde 7.888,42 TL vekâlet ücretine hükmedildiğinin anlaşıldığı, davalı vekilinin bu yöndeki istinafının haklı görüldüğü, kararın bu yönden düzeltilmesi gerektiği, somut olayda davacının her iki alacak kalemi yönünden harçlandırılmış toplam talebinin 158.589.908,47 TL olduğu, bu talebin 46.336.373,09 TL'lik kısmının kabul edildiği, fazla talebin reddedildiği, bu durumda davacının davadaki haklılık oranının %29,20 olduğu, yaptığı giderlerin bu orana tekabül eden kısmını karşı taraftan talep edebileceği, İlk Derece Mahkemesinin yargılama giderlerini taraflara dağıtırken yanlış oran esas aldığının anlaşıldığı, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedeninin de haklı bulunduğu ve kararın bu yönden de düzeltildiği belirtilerek davalı yararına vekâlet ücreti ve yargılama gideri takdir edilmiş ise de, davada reddedilen kısımlar bakımından dava tarihindeki kurun esas alınması ve buna göre davalı yararına vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi gerektiğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu yönden de bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca birleşen dava bakımından ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden asıl davada davalı, birleşen davada davacıya yükletilmesine,
2.Asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik tüm, asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,
3.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl davada davalı-birleşen davada davacıdan alınarak asıl davada davacı-birleşen davada davalıya verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden asıl davada davalı-birleşen davada davacıya yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde asıl davada davacı-birleşen davada davalıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/954481300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz