İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/2212 E. 2023/4462 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
teselsül karinesi↗ kefalet tarihi↗ geçerlilik şartı↗ müteselsil kefalet↗ ilamsız takip↗ kabul beyanı↗ kefalet sözleşmesi↗ ticari kredi↗ müşterek borçlu müteselsil kefil↗ ilamsız icra takibi↗ ticari dava niteliği↗ müteselsil sorumluluk↗ müteselsil kefil↗ yargılama giderleri↗ kefalet↗ kötü niyet tazminatı↗ genel kredi sözleşmesi↗ garantörlük↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ kefil↗ kötü niyet↗ ihbar↗ temerrüt faizi↗ geçersizlik↗ iflas↗ kredi sözleşmesi↗ taahhütname↗ ihtarname↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ dosya masrafı↗ yükleten (shipper)↗ vekalet ücreti↗ temerrüt↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI : 2020/272 E., 2021/546 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden hüküm kurularak ... yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 11.07.2023 günü günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalılar ... ve... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili bankanın ...Şubesince Özçağ Makina Tasarım Onarım İnşaat Taahhüt Ltd. Şti.'ne Genel Kredi Sözleşmesi gereğince ticari kredi kullandırıldığını, genel kredi taahhütnamesinde davalı ... Havuçcu ve ... 'ın da müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunduğunu, 04.02.2019 tarihli ihtarname ile hesabın kat edildiğini ve ihtarnamenin tüm borçlulara tebliğ edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine borçlular hakkında ilamsız takip yapıldığını, borçluların itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek itirazların iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine alacağın %20'si oranından aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkillerinin alacaklı bankaya herhangi bir borcunun bulunmadığını, zira bu icra dosyasında alacaklı konumunda bulunan Akbank A.Ş. ... Şubesindeki kredi hesabına kredi garanti fonu tarafından ödeme yapıldığını, ...'nun krediye müteselsil kefaleti bulunmadığını, el yazısı ile müteselsil sorumluluk üstlendiğinin yazılmadığını savunarak haksız davanın reddine, takibi yapmakta kötü niyetli olan davacının itiraz konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama masrafları ve vekalet ücretlerinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...'ın kefaletinin geçerli olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesindeki koşulların mevcut olduğu, davalı kefil ...'nun kefalet miktarını, müteselsil kefil olduklarına dair ibareyi el yazısı ile yazmadığı ancak sözleşmeyi imzaladığı, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesindeki koşullar mevcut değil ise de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 7 nci maddesinde ticari teselsül karinesinin düzenlendiği, buna göre, kefalet senedinde kefaletin müteselsil kefalet olduğu açıkça belirtildiği gibi ticari borçlara kefaletin müteselsil kefalet olduğunun da kabulü gerektiği, müteselsil kefalet sözcüklerinin kefillerin el yazısı ile yazılmamış olmasının kefaletlerinin müteselsil kefalet olarak yorumlanmaması sonucunu doğurmayacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, asıl alacağın %20 oranında icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin kefalet sözleşmesinde kefilliğinin müteselsil olduğuna dair el yazısı bulunmadığını, bu eksikliğin sonradan giderilemeyeceğini, ticari teselsül karinesinin aksinin özel kanun ile düzenlendiğini, 6098 sayılı Kanun'da belirtilen kefaletin geçerlilik şartlarının bulunmadığını belirterek kararın kaldırılmasını, mahkeme kararının kaldırılarak müvekkili hakkındaki davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi uyarınca kefalet tarihinin, kefil olunan miktarın ve müteselsil kefil olunması halinde bu yönde bir ibarenin kefilin kendi el yazısı ile yazılması gerektiği, oysa ki davalı ...'nun kefil olarak yer aldığı genel kredi sözleşmesinde kefaletinin müteselsil olduğu hususunun kefilin kendi el yazısı ile yazılmadığı, bu durumda kefaletinin geçersiz olduğu gerekçesiyle davalı ...'nun istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında karar verilerek, davalı ... yönünden davanın reddine, davalılar ... ve Özçağ Makina Tasarım Onarım İnş. Taah. Pet. Gıda Tarım Ürün. Paz. San. Tic. Ltd. Şti. yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi gereğince ticari teselsül karinesinin geçerli olduğunu, ticari bir krediye kefaletin müteselsil borçluluk yaratacağını, davalının da kredi sözleşmesi taahhütnamesinde kefil sıfatıyla imzasının bulunduğunu ve ödenmeyen borçlar sorumlu olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ticari kredide kefilin müteselsil kefil olduğuna dair ibarenin el yazısı ile yazılmasının şart olup olmadığı, ticari teselsül karinesinin geçerli olup olmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi, 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü ve 584 üncü maddesi.
2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.04.2022 tarihli 2019/(19)11-254 E. 2022/584 K. sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1.Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklı borcun asıl borçlu ve kefillerden tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine yapılan itirazın iptali talebine ilişkin olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalı ...'nun kefil olarak yer aldığı genel kredi sözleşmesinde kefaletinin müteselsil olduğu hususunun kefilin kendi el yazısı ile yazılmadığı, bu durumda kefaletinin geçersiz olduğu gerekçesiyle bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
2.Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir. 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde, kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu düzenlenmiştir.
6102 sayılı Kanun'un “Teselsül karinesi” başlıklı 7 nci maddesinde de, iki veya daha fazla kişinin, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olacağı düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere adi işlerde borçlular arasındaki teselsül, kural olarak ancak borçluların alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olduğunu beyan etmeleri hâlinde mümkün iken, ticarî işlerde iki veya daha fazla kimse içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticarî nitelikteki bir iş dolayısıyla alacaklıya karşı müştereken borç altına girerlerse, bu yönde bir irade açıklamaları olmasa dahi, kanunen müteselsilen sorumlu olurlar. Teselsül karinesi uyarınca müteselsil sorumluluk ticarî borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlular ile kefiller hem de kefillerin kendi arasındaki ilişkilerde de söz konusu olur. Karinenin uygulanması için, borcun ayrıca kefil bakımından da ticarî olmasına gerek yoktur. Buna göre ticarî bir borca kefalet hâlinde, dış ilişkideki sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı sürece, yani müteselsil kefalet açıkça bertaraf edilmediği takdirde, kefiller borçlu ile birlikte müteselsilen sorumlu olurlar. Dolayısıyla alacaklı bu durumda önce asıl borçluya başvurmak veya taşınmaz rehnini paraya çevirmek yoluyla takip yapmak zorunda olmaksızın alacağın tamamı için asıl borçlu ve kefillere başvurabilir. Ancak bu durumda kefil veya kefillerden temerrüt faizi istenebilmesi için, taahhüdün yerine getirilmediğinin veya ödemenin yapılmadığının ihbar edilmesi gerekir.
3. Tüm bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde; dosya içerisinde yer alan genel kredi sözleşmesinin 21 inci sayfasında davalı ...'nun kefil olarak imzası bulunmaktadır. İlgili sayfada, kefalet tutarı, kefalet tarihi, kefalet süresi el yazısı ile yazılmış olup, matbu halde de "müteslesil kefil olmayı kabul, beyan ve taahhüt eder" ifadesi yer almaktadır. Bu durumda, 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinde düzenlenen ticarî teselsül karinesi uyarınca ticarî borçlara kefaletin müteselsil kefalet olduğunun kabulü gerekir. Her ne kadar “müteselsil kefalet” sözcükleri davalının kendi el yazısı ile yazılmamış ise de, somut olaydaki ticarî iş kapsamındaki kefaletin müteselsil kefalet olmadığına ilişkin aksine sözleşmede hüküm bulunmaması ve 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesindeki özel düzenleme nedeniyle, 6098 sayılı Kanun'un müteselsil kefalete ilişkin düzenlemeleri somut olaya uygulanamayacağı gerekçesiyle davalı ...'nun da borca müteselsil kefaletinin bulunduğu gözetilerek değerlendirme yapılması gerektiğinden kararın bu yönüyle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/1914 E. 2024/7504 K.
Ortak:teselsül karinesi · kefalet tarihi · müteselsil kefalet · ilamsız takip · kabul beyanı · ticari kredi · müşterek borçlu müteselsil kefil · müteselsil sorumluluk
İncelediğiniz karardaHavuçcu ve ... 'ın da «müşterek borçlu müteselsil kefil» sıfatıyla imzası bulunduğunu, 04.02.2019 tarihli «ihtarname» ile hesabın kat edildiğini ve ihtarnamenin tüm borçlulara tebliğ edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine borçlular hakkında «ilamsız takip» yapıldığını, borçluların itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek itirazların iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine alacağın %20'si oranından aşağı olmamak üzere «icra inkar tazminatına» hükmedilmesine, «yargılama giderleri» ve «vekalet ücretinin» davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Şubesindeki kredi hesabına kredi «garanti» fonu tarafından ödeme yapıldığını, ...'nun krediye «müteselsil kefaleti» bulunmadığını, el yazısı ile «müteselsil sorumluluk» üstlendiğinin yazılmadığını savunarak haksız davanın reddine, takibi yapmakta kötü niyetli olan davacının itiraz konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere «kötü niyet tazminatına» mahkum edilmesine, yargılama «masrafları» ve «vekalet ücretlerinin» davacıya yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...'ın «kefaletinin» geçerli olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesindeki koşulların mevcut olduğu, davalı «kefil» ...'nun kefalet miktarını, «müteselsil kefil» olduklarına dair ibareyi el yazısı ile yazmadığı ancak sözleşmeyi imzaladığı, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesindeki koşullar mevcut değil ise de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 7 nci maddesinde ticari «teselsül karinesinin» düzenlendiği, buna göre, kefalet senedinde kefaletin «müteselsil kefalet» olduğu açıkça belirtildiği gibi ticari borçlara kefaletin müteselsil kefalet olduğunun da kabulü gerektiği, müteselsil kefalet sözcüklerinin kefillerin el yazısı ile yazılmamış olmasının kefaletlerinin müteselsil kefalet olarak yorumlanmaması sonucunu doğurmayacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, asıl alacağın %20 oranında «icra inkar tazminatının» davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… sinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararın da sadece davalılardan ... tarafından istinaf edildiği, diğer davalılar tarafından istinaf edilmemesi nedeniyle usulen «müktesep hak» teşkil eden hususların ve bozma kapsamı dışında kalan hususların da gözetilmesi gerektiği, uyulmasına karar verilen Dairemizin bozma ilamında da belirtildiği üzere, dosya içerisinde yer alan «genel kredi sözleşmesinin» 21 inci sayfasında davalı ...'nun «kefil» olarak imzası bulunduğu, bu sayfada «kefalet» tutarı, «kefalet tarihi», kefalet süresinin el yazısı ile yazılmış olup, matbu halde de "müteslesil kefil olmayı «kabul, beyan» ve «taahhüt» eder" ifadesinin bulunduğu, bu durumda, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 7 nci maddesinde düzenlenen ticarî «teselsül karinesi» uyarınca ticarî borçlara kefaletin «müteselsil kefalet» olduğunun kabulü gerektiği, her ne kadar “müteselsil kefalet” sözcükleri davalının kendi el yazısı ile yazılmamış ise de, somut olaydaki ticarî iş kapsamındaki kefaletin müteselsil kefalet olmadığına ilişkin aksine sözleşmede hüküm bulunmaması ve 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesindeki özel düzenleme nedeniyle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) müteselsil kefalete ilişkin düzenlemelerin somut olaya uygulanamayacağı gerekçesiyle davalı ...'nun da borca müteselsil kefaletinin bulunduğu gözetilerek değerlendirme yapılması gerektiği, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunun ayrıntılı, bilimsel ve hüküm kurmaya elverişli olması nedeniyle sözkonusu raporda ayrıntılı olarak açıklanan sebep ve hesaplamalar dikkate alındığında, davacı bankanın davalılar hakkında başlattığı dava konusu Niğde İcra müdürlüğünün 2019/3094 E. sayılı icra takibinde istenen alacaklar yönünden davalıların davacı bankaya borçlu oldukları, davalı asıl borçlu şirketle birlikte diğer davalıların da bu borçtan «müteselsil kefil» olarak birlikte borçlu ve sorumlu oldukları, bu nedenlerle davalı borçluların dava konusu icra takibine ve borca yaptıkları itirazları haksız olup yerinde olmadığı, takip ve dava konusu kredi alacağının da belli, hesaplanabilir yani niteliği itibariyle likit bir alacak olduğundan davalıların, takibin devamına karar verilen asıl alacağın %20 si oranındaki icra inkâr tazminatına da mahkum edilmelerine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, Niğde İcra Müdürlüğü'nün 2019/3094 E. sayılı icra takibine davalılar tarafından yapılan itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, takibin devamına karar verilen asıl alacağın %20'si oranındaki «icra inkar tazminatının» davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalılardan ... vekilince temyiz edilmiştir.
Havuçcu ve ... 'ın da «müşterek borçlu müteselsil kefil» sıfatıyla imzası bulunduğunu, 04.02.2019 tarihli «ihtarname» ile hesabın kat edildiğini ve ihtarnamenin tüm borçlulara tebliğ edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine borçlular hakkında «ilamsız takip» yapıldığını, borçluların itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek itirazların iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine alacağın %20'si oranından aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine, «yargılama giderleri» ve vekâlet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Niğde Şubesindeki kredi hesabına kredi «garanti» fonu tarafından ödeme yapıldığını, ...'nun krediye «müteselsil kefaleti» bulunmadığını, el yazısı ile «müteselsil sorumluluk» üstlendiğinin yazılmadığını savunarak haksız davanın reddine, takibi yapmakta kötü niyetli olan davacının itiraz konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere «kötü niyet tazminatına» mahkum edilmesine, yargılama «masrafları» ve vekâlet ücretlerinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:itirazın iptali davası · müktesep hak · mahsup · iptal davası · hukuki yarar · ibraz
Benzer bu karardaŞu halde Bölge Adliye Mahkemesince, davacının takipten sonra ancak davadan önce yapılan ödemeler bakımından «itirazın iptali davası» açmakta «hukuki yararının» bulunmadığı, davadan sonra yapılan bir ödeme varsa bu kısım yönünden ise davanın konusuz kalacağı dikkate alınarak bu cihette yapılacak inceleme ve değerlendirmenin sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın davalı «kefil» ... hakkında da yazılı biçimde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
… sinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararın da sadece davalılardan ... tarafından istinaf edildiği, diğer davalılar tarafından istinaf edilmemesi nedeniyle usulen «müktesep hak» teşkil eden hususların ve bozma kapsamı dışında kalan hususların da gözetilmesi gerektiği, uyulmasına karar verilen Dairemizin bozma ilamında da belirtildiği üzere, dosya içerisinde yer alan «genel kredi sözleşmesinin» 21 inci sayfasında davalı ...'nun «kefil» olarak imzası bulunduğu, bu sayfada «kefalet» tutarı, «kefalet tarihi», kefalet süresinin el yazısı ile yazılmış olup, matbu halde de "müteslesil kefil olmayı «kabul, beyan» ve «taahhüt» eder" ifadesinin bulunduğu, bu durumda, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 7 nci maddesinde düzenlenen ticarî «teselsül karinesi» uyarınca ticarî borçlara kefaletin «müteselsil kefalet» olduğunun kabulü gerektiği, her ne kadar “müteselsil kefalet” sözcükleri davalının kendi el yazısı ile yazılmamış ise de, somut olaydaki ticarî iş kapsamındaki kefaletin müteselsil kefalet olmadığına ilişkin aksine sözleşmede hüküm bulunmaması ve 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesindeki özel düzenleme nedeniyle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) müteselsil kefalete ilişkin düzenlemelerin somut olaya uygulanamayacağı gerekçesiyle davalı ...'nun da borca müteselsil kefaletinin bulunduğu gözetilerek değerlendirme yapılması gerektiği, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunun ayrıntılı, bilimsel ve hüküm kurmaya elverişli olması nedeniyle sözkonusu raporda ayrıntılı olarak açıklanan sebep ve hesaplamalar dikkate alındığında, davacı bankanın davalılar hakkında başlattığı dava konusu Niğde İcra müdürlüğünün 2019/3094 E. sayılı icra takibinde istenen alacaklar yönünden davalıların davacı bankaya borçlu oldukları, davalı asıl borçlu şirketle birlikte diğer davalıların da bu borçtan «müteselsil kefil» olarak birlikte borçlu ve sorumlu oldukları, bu nedenlerle davalı borçluların dava konusu icra takibine ve borca yaptıkları itirazları haksız olup yerinde olmadığı, takip ve dava konusu kredi alacağının da belli, hesaplanabilir yani niteliği itibariyle likit bir alacak olduğundan davalıların, takibin devamına karar verilen asıl alacağın %20 si oranındaki icra inkâr tazminatına da mahkum edilmelerine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, Niğde İcra Müdürlüğü'nün 2019/3094 E. sayılı icra takibine davalılar tarafından yapılan itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, takibin devamına karar verilen asıl alacağın %20'si oranındaki «icra inkar tazminatının» davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalılardan ... vekilince temyiz edilmiştir.
Somut olayda davalı, takibe konu kredi kartı borcunun dava dışı Rafiye Harım tarafından ödendiğini savunarak bir kısmı takip tarihinden önce, bir kısmı ise takip tarihinden sonraki tarihli bir takım banka dekontu «ibraz» etmiştir.
2.Öte yandan davalı «kefil» ... vekili davaya konu kredinin Kredi Garanti Fonu tarafından ödendiğini, bu ödemeyle borcun sona erdiğini savunmuş, alınan bilirkişi raporunda da Kredi Garanti Fonu tarafından 09.10.2019 tarihinde 491.523,32 TL ödeme yapıldığı tespit edilmişse de söz konusu tahsilatın davalının toplam borcundan «mahsup» edilip edilmeyeceği ve ödenen bu miktar yönünden davacının takip ve dava hakkı bulunup bulunmadığı hususlarında herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızı …
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı | Kararın kaldırılması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5751 E. 2024/2641 K.
Ortak:teselsül karinesi · kefalet tarihi · geçerlilik şartı · müteselsil kefalet · kabul beyanı · kefalet sözleşmesi · ilamsız icra takibi · ticari dava niteliği
İncelediğiniz karardaİstinaf Sebepleri Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin «kefalet sözleşmesinde» kefilliğinin müteselsil olduğuna dair el yazısı bulunmadığını, bu eksikliğin sonradan giderilemeyeceğini, ticari «teselsül karinesinin» aksinin özel kanun ile düzenlendiğini, 6098 sayılı Kanun'da belirtilen kefaletin «geçerlilik şartlarının» bulunmadığını belirterek kararın kaldırılmasını, mahkeme kararının kaldırılarak müvekkili hakkındaki davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...'ın «kefaletinin» geçerli olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesindeki koşulların mevcut olduğu, davalı «kefil» ...'nun kefalet miktarını, «müteselsil kefil» olduklarına dair ibareyi el yazısı ile yazmadığı ancak sözleşmeyi imzaladığı, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesindeki koşullar mevcut değil ise de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 7 nci maddesinde ticari «teselsül karinesinin» düzenlendiği, buna göre, kefalet senedinde kefaletin «müteselsil kefalet» olduğu açıkça belirtildiği gibi ticari borçlara kefaletin müteselsil kefalet olduğunun da kabulü gerektiği, müteselsil kefalet sözcüklerinin kefillerin el yazısı ile yazılmamış olmasının kefaletlerinin müteselsil kefalet olarak yorumlanmaması sonucunu doğurmayacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, asıl alacağın %20 oranında «icra inkar tazminatının» davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde, «kefalet sözleşmesinin» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azamî miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart old …
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu icra takip dayanağı «genel kredi sözleşmesinin» 25.07.2014 tarihli olduğu, davalıların «kefaletinin» anılan tarih ve sonraki tarihleri içerdiği, kefalet tarihleri itibariyle davalıların kefaletlerinin geçerli olup olmadığının 6098 sayılı Kanun'un 583 ve devamı maddeleri gözetilerek değerlendirileceği, buna göre, «kefalet sözleşmesi» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı gibi kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini, kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu, eşlerden birinin mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça ancak diğerinin yazılı «rızası» ile kefil olabileceği, bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması gerektiği, somut olayda, davalılar vekilinin, davalı ... ve ...'in imzası dışındaki hiç bir yazı ve tarihin bu davalıların eli ürünü olmadığını bildirdiği, adı geçen davalıların dava konusu «icra takibine itirazlarında» imza/el yazısına itiraz etmemişlerse de imza ve el yazısının açıkça kabulüne yönelik bir beyan da bulunmadığı, «sahtelik» iddiasının, açık kabul olmadığı sürece yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği, davalılar ... ve ...'in genel kredi sözleşmesindeki kefalete ilişkin el yazılarının bu davalılar eli ürünü olmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan kefaletin geçerliliğine ilişkin «şekil şartlarının» gerçekleşmediği, bu davalıların kefil sıfatıyla borçtan sorumlu tutulamayacakları gözetilerek anılan davalılar yönünden açılan davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, davalı ...'in eş rızasına ilişkin belge bulunmamakta ise de, bu davalı dava dışı asıl borçlu ...'in eşi olduğundan kefalete ilişkin ayrıca eş rızası bulunmadığının ileri sürülmesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde yer alan «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu, davalılar ... ve ...'in kefaletleri Yasa'nın aradığı şekil şartlarına uygun olduğu, kefalet türü kısmında müteselsil ibaresi yazılı değil ise de, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 7 nci maddesinde düzenlenen «teselsül karinesi» gereği ticari borçlara verilen kefaletlerde el yazısı ile «müteselsil kefalet» olduğunun ayrıca ve açıkça yazılı olmasının aranmayacağı, bu davalıların müteselsil kefil sıfatı ile davacı bankanın var ise takip tarihi itibariyle alacaklı olduğu miktardan sorumlu oldukları gözetilerek hüküm kurulması gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmediği, bilirkişi tarafından hesaplama yapıldığı, davacı banka «temerrüt tarihine» kadar işleyen «akdi faizi» «asıl alacak» ile «kapitalize» ederek kapitalize edilen toplam miktarı asıl alacak olarak nitelendirilip takip tarihinden itibaren bu şekilde tespit edilen asıl alacağa «temerrüt faizi» işletilmesini talep edebilecek ise de, dava konusu icra takibinde davacı bankanın temerrüt tarihine kadar işlemiş akdi faiz alacağını asıl alacak ile kapitalize etmeyerek ayrı kalem halinde talep ettiği, akdi faiz ile kapitalize edilmeyen asıl alacağa takip tarihinden itibaren temerrüt faizi işletilmesini istediği, bu durumda, davacı bankanın takip talebindeki talebi gözetilerek, bilirkişi tarafından işlemiş akdi faiz kaleminin ayrıca hesaplanıp asıl alacak ile kapitalize edilmemesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 26 ncı maddesine uygun olduğu, bilirkişi raporunda «akdi faiz oranı» %26, temerrüt faiz oranı ise %39 olarak tespit edildiği, anılan akdi faiz oranının bankanın fiilen uyguladığı cari faiz oranı olduğu, taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde bankaca kredilere uygulanan en yüksek faiz oranının %50'sinin ilavesi ile temerrüt faiz oranının tespit edileceğinin hükme bağlandığı, bankanın uyguladığı en yüksek cari faiz oranı %26 olduğundan temerrüt faiz oranının %39 olarak tespitinin isabetli olduğu, davalı ...'ın eşinin rızasına dair «muvafakat» belgesinde tarih yer almadığı, eş rızasının hangi tarihte alındığı belirsiz olduğundan 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi uyarınca davalı ...'ın kefaletinin «geçersiz» olduğu, bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı, davalılar ... ve ... hakkında davanın reddine karar verilen kısım ile davalı ... hakkında davacı banka icra takibi yapmakta haksız ise de, anılan davalılar yönünden kötü niyetli olarak icra takibi başlattığına ilişkin herhangi bir delil «ibraz» edilmediği, davacı tarafından icra takibine konu edilen genel kredi sözleşmesindeki kefalet yazılarının davalılar ... ve ...'e ait olmadığının sabit olduğu, kredi sözleşmesinde yer alan kefalet yazılarının davacı banka huzurunda karşılıklı olarak yazılmış olması gerektiği, davacı bankanın genel kredi sözleşmesindeki kefalet yazılarının anılan davalılara ait olup olmadığını bilebilecek durumda olması sebebiyle bu kişiler hakkında icra takibine geçmesinde kötü niyetli olduğu, takibin haksız olduğu gözetildiğinde davalılar ... ve ... lehine «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile kötü niyet tazminat taleplerinin reddinin isabetsiz olduğu, dosya içerisinde yer alan «ipotek» resmi senedinden ipoteğin dava dışı asıl borçlunun borçlarının «teminatı» olduğu, davalı kefillerin borçlarının teminatını teşkil etmediği, bu durumda, davacı banka tarafından davalılar aleyhine «ilamsız icra takibi» başlatılmasının 2004 sayılı Kanun'un 45 inci maddesine aykırılık oluşturmadığı, dava tarihinden sonra «ipoteğin paraya çevrilmesi» yoluyla başlatılan icra takip dosyasında davacı banka tarafından 964.132,12 TL tahsilat yapıldığı, dava tarihinden sonra yapılan bu ödemenin «infaz» aşamasında icra müdürlüğünce gözetilmesine karar verilmesi gerektiği, davalılar vekili davalıların kefalet iradelerinin bulunmadığı, yanıltılarak kefil sıfatıyla imzalarının alındığı yönünde istinaf itirazı ileri sürdüğü, davalıların kefalet imzalarının ve yazılarının yanıltılarak alındığına yönelik herhangi bir somut delil olmadığı, öte yandan kefalet şahsi teminat olup kefillerden birinin kefaletinin yasanın aradığı şekil koşulları nedeniyle geçersiz olmasının diğer kefillerin yükünü ağırlaştırıcı nitelikte olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılmasına, yeniden» hüküm kurulmasına, buna göre davalılar ..., ..., ... hakkında açılan davanın reddine, davalılar ... ve ...'e karşı açılan davanın kısmen kabulü ile anılan davalıla …
Davalılar ..., ..., ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; takip dosyasına sadece «ihtarname» örneğinin eklendiğini, takip dayanağı olarak gösterilen diğer belgelerin eklenmediğini ve müvekkillerine tebliğ edilmediğini, bu ndenle tüm davalılar yönünden davanın reddi gerektiğini, davacının yargılama aşamasında ise bir kısım belgeyi sunduğunu, davacının takip talebinde dayandığı belgelerden başka belgeye itirazın iptali davasında dayanamayacağını, müvekkillerinin «kefil» olma iradesi ile değil «ipotek» verme iradesiyle hareket ettiklerini, «kat ihtarının tebliği» ile davacı bankaya başvuran bir kısım müvekkillerine gerekli belgelerin verilmediğini bu sebeple de taleplere karşı ayrıntılı cevap verme haklarının «kısıtlandığını», müvekkillerine imzalatılan Genel İşlem Koşullarına İlişkin Bilgilendirme Notu ve Teslim Tutanaklarının hiçbirinde «teslim tarihinin» yer almadığını, «kredi sözleşmesinin» bir örneğinin müvekkillerine verilmediğini, müvekkili ...'in «kefaletinin» «geçersiz» olduğunu, zira 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi uyarınca «müteselsil kefil» olduğunun bu ibare ile belirtilmesi gerektiğini, ayrıca kefalet kısmında kefil olunan miktarın 2.250000,00 yazılmak suretiyle tereddüte mahal verici nitelikte olduğunu, istinaf mahkemesi «teselsül karinesi» ile ilgili çoğunluk görüşünün hukuka aykırı olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinin 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesindeki «emredici» hükmünü bertaraf edemeyeceğini, «müteselsil kefalet» olarak kabulü halinde dahi asıl borçluya başvurulup acz belgesi alınmadan kefile başvurulamayacağını, ...'in «kefalet tarihinin» 08.05.2015 olması takip konusu kredinin açılış tarihinin ise 01.08.2014 olması karşısında müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, 6098 sayılı Kanun'un 589 uncu maddesi gereği sözleşmedem açıkça kararlaştırılmamışsa kefilin sadace «kefalet sözleşmesinin» kurulmasından sonraki borçlardan sorumlu olabileceğini, kredi sözleşmesinde kefilin sözleşmenin kurulmasından önceki borçlardan sorumlu olduğuna dair bir düzenlemenin yer almadığını, bilirkişi raporunda bu yönde bir inceleme yapılmadığını, dosyada bir kısım kefiller açısından kefaletlerinin geçersiz olduğuna karar verildiğine göre 6098 sayılı Kanun'un 587 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca müvekkillerinin kefaletlerinin geçersiz olduğunu, bu hususların müvekkili ... açısından değerlendirilmediğini, müvekkillerinin ipotek verme iradesi ile hareket ettiğini, «ipoteğin paraya çevrilmesi» yoluyla başlatılan takipteki taşınmazlardan birinin de müvekkili ...'e ait olduğunu, ipotek tarihi ile kefalet olduğu belirtilen tarihlerin aynı olmasının da müvekkilinin ipotek verme amacıyla hareket ettiğini gösterdiğini, dava ile ilgili belgelerin verilmeyerek müvekkilinin «savunma hakkının kısıtlandığı» halde aleyhine «icra inkar tazminatına» hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı bankanın kötü niyetli olması «sebebi» ile lehlerine «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesi gerektiğini, kefalet imza ve yazılarının banka çalışanları huzurunda alınması gerekliliği karşısında davacının müvekkili ... ve ...'in kefaletlerinin geçersiz olduğunu bilmemesinin mümkün olmadığını, müvekkili ...'in kefaletinin de geçerli olmadığını, zira müteselsil kefil ibaresinin yer almadığını, ve 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi uyarınca eş «muvafakatinin» olmadığını, kefil olunan azami miktara ilişkin yazı kısmının eksik olduğunu, istinaf mahkemesi çoğunluk görüşündeki teselsül karinesinin bu davalı hakkında da uygu …
Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." düzenlemesine, Aynı tarihte yürürlüğe giren 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinde ise; "İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için «ticari niteliği» haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse «müteselsilen sorumlu» olurlar..." düzenlemesine yer verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:akdi faiz oranı · kapitalizasyon · hesap kat ihtarnamesi · teslim tarihi · hesap kat ihtarı · ihtar tebliği · genel işlem koşulu · kat ihtarnamesi
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, davalıların «icra takibine itirazlarında» imza/el yazısı itirazlarına yer vermediklerini, yargılama devam ederken itirazlarını değiştirip genişlettiklerini, davalı ...'in "«kefil» «kabul beyanı»" metninde «genel kredi sözleşmesini» «müteselsil kefil» sıfatıyla imzalamayı ve sözleşme hükümlerinin uygulanmasının kabul ettiğini, bu durumun 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi anlamında «kefalet sözleşmesinin» geçerliliğini gösterdiğini, kefalet sözleşmesinde yer alan imzaların davalılara ait olduğunu, «hesap kat» ihtarında davalıların müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu oldukları belirtilmesine rağmen davalıların «hesap kat ihtarnamesine» itiraz etmediklerini, davalıların haklarını kötüye kullandıklarını, davalı ... ve ...'in el yazılarının incelenmesine ilişkin Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınması gerektiği itirazlarının dikkate alınmadığını, dosyaya sunulan raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesi uyarınca ödenmeyen borcun ayrıca «ihtara» gerek olmaksızın «muaccel» olacağı, müşterinin «temerrüde» düşeceğinin hükme bağlandığını, alacağın muacceliyet tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar «temerrüt faizi» uygulanacağını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan hesaplamanın sözleşme hükümlerine uygun olmadığını, hesap kat tarihinden itibaren temerrüt faizi işletilmesi gerekirken «akdi faiz» işletildiğini, işlemiş akdi faize faiz işletme haklarının bulunduğunu, bu meblağ ve bu meblağa işleyecek faizin hüküm dışı bırakıldığını belirterek İlk Derece Mahk …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu icra takip dayanağı «genel kredi sözleşmesinin» 25.07.2014 tarihli olduğu, davalıların «kefaletinin» anılan tarih ve sonraki tarihleri içerdiği, kefalet tarihleri itibariyle davalıların kefaletlerinin geçerli olup olmadığının 6098 sayılı Kanun'un 583 ve devamı maddeleri gözetilerek değerlendirileceği, buna göre, «kefalet sözleşmesi» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı gibi kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini, kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu, eşlerden birinin mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça ancak diğerinin yazılı «rızası» ile kefil olabileceği, bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması gerektiği, somut olayda, davalılar vekilinin, davalı ... ve ...'in imzası dışındaki hiç bir yazı ve tarihin bu davalıların eli ürünü olmadığını bildirdiği, adı geçen davalıların dava konusu «icra takibine itirazlarında» imza/el yazısına itiraz etmemişlerse de imza ve el yazısının açıkça kabulüne yönelik bir beyan da bulunmadığı, «sahtelik» iddiasının, açık kabul olmadığı sürece yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği, davalılar ... ve ...'in genel kredi sözleşmesindeki kefalete ilişkin el yazılarının bu davalılar eli ürünü olmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan kefaletin geçerliliğine ilişkin «şekil şartlarının» gerçekleşmediği, bu davalıların kefil sıfatıyla borçtan sorumlu tutulamayacakları gözetilerek anılan davalılar yönünden açılan davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, davalı ...'in eş rızasına ilişkin belge bulunmamakta ise de, bu davalı dava dışı asıl borçlu ...'in eşi olduğundan kefalete ilişkin ayrıca eş rızası bulunmadığının ileri sürülmesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde yer alan «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu, davalılar ... ve ...'in kefaletleri Yasa'nın aradığı şekil şartlarına uygun olduğu, kefalet türü kısmında müteselsil ibaresi yazılı değil ise de, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 7 nci maddesinde düzenlenen «teselsül karinesi» gereği ticari borçlara verilen kefaletlerde el yazısı ile «müteselsil kefalet» olduğunun ayrıca ve açıkça yazılı olmasının aranmayacağı, bu davalıların müteselsil kefil sıfatı ile davacı bankanın var ise takip tarihi itibariyle alacaklı olduğu miktardan sorumlu oldukları gözetilerek hüküm kurulması gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmediği, bilirkişi tarafından hesaplama yapıldığı, davacı banka «temerrüt tarihine» kadar işleyen «akdi faizi» «asıl alacak» ile «kapitalize» ederek kapitalize edilen toplam miktarı asıl alacak olarak nitelendirilip takip tarihinden itibaren bu şekilde tespit edilen asıl alacağa «temerrüt faizi» işletilmesini talep edebilecek ise de, dava konusu icra takibinde davacı bankanın temerrüt tarihine kadar işlemiş akdi faiz alacağını asıl alacak ile kapitalize etmeyerek ayrı kalem halinde talep ettiği, akdi faiz ile kapitalize edilmeyen asıl alacağa takip tarihinden itibaren temerrüt faizi işletilmesini istediği, bu durumda, davacı bankanın takip talebindeki talebi gözetilerek, bilirkişi tarafından işlemiş akdi faiz kaleminin ayrıca hesaplanıp asıl alacak ile kapitalize edilmemesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 26 ncı maddesine uygun olduğu, bilirkişi raporunda «akdi faiz oranı» %26, temerrüt faiz oranı ise %39 olarak tespit edildiği, anılan akdi faiz oranının bankanın fiilen uyguladığı cari faiz oranı olduğu, taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde bankaca kredilere uygulanan en yüksek faiz oranının %50'sinin ilavesi ile temerrüt faiz oranının tespit edileceğinin hükme bağlandığı, bankanın uyguladığı en yüksek cari faiz oranı %26 olduğundan temerrüt faiz oranının %39 olarak tespitinin isabetli olduğu, davalı ...'ın eşinin rızasına dair «muvafakat» belgesinde tarih yer almadığı, eş rızasının hangi tarihte alındığı belirsiz olduğundan 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi uyarınca davalı ...'ın kefaletinin «geçersiz» olduğu, bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı, davalılar ... ve ... hakkında davanın reddine karar verilen kısım ile davalı ... hakkında davacı banka icra takibi yapmakta haksız ise de, anılan davalılar yönünden kötü niyetli olarak icra takibi başlattığına ilişkin herhangi bir delil «ibraz» edilmediği, davacı tarafından icra takibine konu edilen genel kredi sözleşmesindeki kefalet yazılarının davalılar ... ve ...'e ait olmadığının sabit olduğu, kredi sözleşmesinde yer alan kefalet yazılarının davacı banka huzurunda karşılıklı olarak yazılmış olması gerektiği, davacı bankanın genel kredi sözleşmesindeki kefalet yazılarının anılan davalılara ait olup olmadığını bilebilecek durumda olması sebebiyle bu kişiler hakkında icra takibine geçmesinde kötü niyetli olduğu, takibin haksız olduğu gözetildiğinde davalılar ... ve ... lehine «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile kötü niyet tazminat taleplerinin reddinin isabetsiz olduğu, dosya içerisinde yer alan «ipotek» resmi senedinden ipoteğin dava dışı asıl borçlunun borçlarının «teminatı» olduğu, davalı kefillerin borçlarının teminatını teşkil etmediği, bu durumda, davacı banka tarafından davalılar aleyhine «ilamsız icra takibi» başlatılmasının 2004 sayılı Kanun'un 45 inci maddesine aykırılık oluşturmadığı, dava tarihinden sonra «ipoteğin paraya çevrilmesi» yoluyla başlatılan icra takip dosyasında davacı banka tarafından 964.132,12 TL tahsilat yapıldığı, dava tarihinden sonra yapılan bu ödemenin «infaz» aşamasında icra müdürlüğünce gözetilmesine karar verilmesi gerektiği, davalılar vekili davalıların kefalet iradelerinin bulunmadığı, yanıltılarak kefil sıfatıyla imzalarının alındığı yönünde istinaf itirazı ileri sürdüğü, davalıların kefalet imzalarının ve yazılarının yanıltılarak alındığına yönelik herhangi bir somut delil olmadığı, öte yandan kefalet şahsi teminat olup kefillerden birinin kefaletinin yasanın aradığı şekil koşulları nedeniyle geçersiz olmasının diğer kefillerin yükünü ağırlaştırıcı nitelikte olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılmasına, yeniden» hüküm kurulmasına, buna göre davalılar ..., ..., ... hakkında açılan davanın reddine, davalılar ... ve ...'e karşı açılan davanın kısmen kabulü ile anılan davalıla …
Davalılar ..., ..., ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; takip dosyasına sadece «ihtarname» örneğinin eklendiğini, takip dayanağı olarak gösterilen diğer belgelerin eklenmediğini ve müvekkillerine tebliğ edilmediğini, bu ndenle tüm davalılar yönünden davanın reddi gerektiğini, davacının yargılama aşamasında ise bir kısım belgeyi sunduğunu, davacının takip talebinde dayandığı belgelerden başka belgeye itirazın iptali davasında dayanamayacağını, müvekkillerinin «kefil» olma iradesi ile değil «ipotek» verme iradesiyle hareket ettiklerini, «kat ihtarının tebliği» ile davacı bankaya başvuran bir kısım müvekkillerine gerekli belgelerin verilmediğini bu sebeple de taleplere karşı ayrıntılı cevap verme haklarının «kısıtlandığını», müvekkillerine imzalatılan Genel İşlem Koşullarına İlişkin Bilgilendirme Notu ve Teslim Tutanaklarının hiçbirinde «teslim tarihinin» yer almadığını, «kredi sözleşmesinin» bir örneğinin müvekkillerine verilmediğini, müvekkili ...'in «kefaletinin» «geçersiz» olduğunu, zira 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi uyarınca «müteselsil kefil» olduğunun bu ibare ile belirtilmesi gerektiğini, ayrıca kefalet kısmında kefil olunan miktarın 2.250000,00 yazılmak suretiyle tereddüte mahal verici nitelikte olduğunu, istinaf mahkemesi «teselsül karinesi» ile ilgili çoğunluk görüşünün hukuka aykırı olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinin 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesindeki «emredici» hükmünü bertaraf edemeyeceğini, «müteselsil kefalet» olarak kabulü halinde dahi asıl borçluya başvurulup acz belgesi alınmadan kefile başvurulamayacağını, ...'in «kefalet tarihinin» 08.05.2015 olması takip konusu kredinin açılış tarihinin ise 01.08.2014 olması karşısında müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, 6098 sayılı Kanun'un 589 uncu maddesi gereği sözleşmedem açıkça kararlaştırılmamışsa kefilin sadace «kefalet sözleşmesinin» kurulmasından sonraki borçlardan sorumlu olabileceğini, kredi sözleşmesinde kefilin sözleşmenin kurulmasından önceki borçlardan sorumlu olduğuna dair bir düzenlemenin yer almadığını, bilirkişi raporunda bu yönde bir inceleme yapılmadığını, dosyada bir kısım kefiller açısından kefaletlerinin geçersiz olduğuna karar verildiğine göre 6098 sayılı Kanun'un 587 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca müvekkillerinin kefaletlerinin geçersiz olduğunu, bu hususların müvekkili ... açısından değerlendirilmediğini, müvekkillerinin ipotek verme iradesi ile hareket ettiğini, «ipoteğin paraya çevrilmesi» yoluyla başlatılan takipteki taşınmazlardan birinin de müvekkili ...'e ait olduğunu, ipotek tarihi ile kefalet olduğu belirtilen tarihlerin aynı olmasının da müvekkilinin ipotek verme amacıyla hareket ettiğini gösterdiğini, dava ile ilgili belgelerin verilmeyerek müvekkilinin «savunma hakkının kısıtlandığı» halde aleyhine «icra inkar tazminatına» hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı bankanın kötü niyetli olması «sebebi» ile lehlerine «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesi gerektiğini, kefalet imza ve yazılarının banka çalışanları huzurunda alınması gerekliliği karşısında davacının müvekkili ... ve ...'in kefaletlerinin geçersiz olduğunu bilmemesinin mümkün olmadığını, müvekkili ...'in kefaletinin de geçerli olmadığını, zira müteselsil kefil ibaresinin yer almadığını, ve 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi uyarınca eş «muvafakatinin» olmadığını, kefil olunan azami miktara ilişkin yazı kısmının eksik olduğunu, istinaf mahkemesi çoğunluk görüşündeki teselsül karinesinin bu davalı hakkında da uygu …
CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde, takip ekinde takibe konu olarak gösterilen belgelerin eklenmediğini, borcun «sebebi» olarak gösterilmeyen belgelerin itirazın iptali davasında dikkate alınamayacağını, davalıların «kefil» olma iradelerinin bulunmadığını, kefil olunduğu iddia edilen sözleşmelerdeki imzalara kabul etmediklerini, şayet «kefalete» ilişkin sözleşmede imzaları bulunmaktaysa imzaları kabul anlamına gelmemek «kaydı» ile imzaların «genel işlem koşullarına» aykırı hareket edilerek müvekkillerinin yanıltılarak attırıldığını, eş «muvafakatlerinin» alınmaması, kefalet türünün, tarihinin, limitine dair yazıların davalıların elinden çıkmaması nedeniyle kefaletlerin «geçersiz» olduğunu, asıl borçlu ...'in davacı bankadan kullandığı kredilerin «teminatını» teşkil etmek üzere üzerlerine kayıtlı taşınmazlar üzerine «ipotek» tesis edildiğini, davalıların kefil olma iradesiyle değil, ipotek verme iradesiyle işlem yaptıklarını düşündüklerini, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 45 inci maddesine aykırı takip başlatıldığını savunarak davanın reddine ve davalılar lehine «kötü niyet tazminata» hükmedilmesini istemiştir.
-
İhtiyati haciz kararının kaldırılması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/9170 E. 2015/9977 K.
Ortak:kefalet tarihi · kefalet sözleşmesi · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi uyarınca «kefalet tarihinin», «kefil» olunan miktarın ve «müteselsil kefil» olunması halinde bu yönde bir ibarenin kefilin kendi el yazısı ile yazılması gerektiği, oysa ki davalı ...'nun kefil olarak yer aldığı «genel kredi sözleşmesinde» kefaletinin müteselsil olduğu hususunun kefilin kendi el yazısı ile yazılmadığı, bu durumda kefaletinin «geçersiz» olduğu gerekçesiyle davalı ...'nun istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında karar verilerek, davalı ... yönünden davanın reddine, davalılar ... ve Özçağ Makina Tasarım Onarım İnş.
6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde, «kefalet sözleşmesinin» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azamî miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart old …
Değerlendirme 1.Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklı borcun asıl borçlu ve kefillerden tahsili amacıyla başlatılan «ilamsız icra takibine» yapılan itirazın iptali talebine ilişkin olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalı ...'nun «kefil» olarak yer aldığı genel kredi sözleşmesinde «kefaletinin» müteselsil olduğu hususunun kefilin kendi el yazısı ile yazılmadığı, bu durumda kefaletinin «geçersiz» olduğu gerekçesiyle bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» Borçlar Kanunu Hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği, Türk Borçlar Kanunun 583. maddesine göre «kefalet sözleşmesi» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda bu sıfatla veya bu anlamda gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu, davaya konu «kredi sözleşmesinde» müteselsil kefillerin bu şartları taşımadığı, borcun likit olmadığı, alacağın yargılamayı gerektirdiği, aynı konu hakkında «itirazın iptali davası» açıldığı gerekçesiyle, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
1-Talep, ihtiyati haczin kaldırılması istemine ilişkin olup, mahkemece «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği gerekçesiyle, itiraz eden borçlular hakkında ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Ancak, talep dayanağı «genel kredi sözleşmesi» 16.10.2006 tarihli, itiraz eden borçlu kefillerin imzaladığı limit arttırım sözleşmesi ise 29.08.2007 tarihli olup TBK'nın yürürlük tarihinden evvel akdedilmiş olm …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ihtiyati hacze itiraz · itirazın iptali davası · ihtiyati haciz · iptal davası · haciz
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» Borçlar Kanunu Hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği, Türk Borçlar Kanunun 583. maddesine göre «kefalet sözleşmesi» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda bu sıfatla veya bu anlamda gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu, davaya konu «kredi sözleşmesinde» müteselsil kefillerin bu şartları taşımadığı, borcun likit olmadığı, alacağın yargılamayı gerektirdiği, aynı konu hakkında «itirazın iptali davası» açıldığı gerekçesiyle, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden borçlular tarafından «ihtiyati hacze itiraz» edilmeden önce aynı mahkemede «itirazın iptali davası» açıldığı anlaşılmaktadır.
Kararı, «ihtiyati haciz» isteyen vekili temyiz etmiştir.
1-Talep, ihtiyati haczin kaldırılması istemine ilişkin olup, mahkemece «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği gerekçesiyle, itiraz eden borçlular hakkında ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Ancak, talep dayanağı «genel kredi sözleşmesi» 16.10.2006 tarihli, itiraz eden borçlu kefillerin imzaladığı limit arttırım sözleşmesi ise 29.08.2007 tarihli olup TBK'nın yürürlük tarihinden evvel akdedilmiş olm …
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/14175 E. 2013/23542 K.
Ortak:temerrüt
İncelediğiniz karardaAncak bu durumda «kefil» veya kefillerden «temerrüt faizi» istenebilmesi için, «taahhüdün» yerine getirilmediğinin veya ödemenin yapılmadığının «ihbar» edilmesi gerekir.
Benzer bu kararda… nan faiz oranları da eklenerek belirlenecek miktarın ana para olarak kabulü ile bu şekilde belirlenecek ana para miktarı üzerinden davalı bankanın başvuru tarihinde «temerrüde» düştüğü nazara alınarak, bu miktara «temerrüt tarihi» olarak kabul edilmesi gereken başvuru tarihinden sonra «avans faizi» oranları uygulanmasına karar verilmek suretiyle davacının, davaya konu mevduat hesaplarından doğan alacağının belirlenmesi gerekirken, sadece uygulanacak faiz oran …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temerrüt tarihi · işlemiş faiz · asıl alacak · avans faizi
Benzer bu kararda… a bütün miktarın dava dışı ... tarafından çekildiği, davalı bankanın kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 218744 sayılı hesapla ilgili 67.993,02 TL «asıl alacak», 55.981,11 TL «işlemiş faiz» olarak toplam 123.974,13 TL'nin davalıdan tahsiline, asıl alacağa dava tarihinden itibaren aylık mevduat faizi işletilmesine, 407448 sayılı hesapla ilgili olarak 3 …
… nan faiz oranları da eklenerek belirlenecek miktarın ana para olarak kabulü ile bu şekilde belirlenecek ana para miktarı üzerinden davalı bankanın başvuru tarihinde «temerrüde» düştüğü nazara alınarak, bu miktara «temerrüt tarihi» olarak kabul edilmesi gereken başvuru tarihinden sonra «avans faizi» oranları uygulanmasına karar verilmek suretiyle davacının, davaya konu mevduat hesaplarından doğan alacağının belirlenmesi gerekirken, sadece uygulanacak faiz oran …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/10370 E. 2013/4938 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:işlemiş faiz · asıl alacak · avans faizi
Benzer bu kararda… a bütün miktarın dava dışı ... tarafından çekildiği, davalı bankanın kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 218744 sayılı hesapla ilgili 67.993,02 TL «asıl alacak», 55.981,11 TL «işlemiş faiz» olarak toplam 123.974,...
… , mevduat sahibinin, bankaya mevduatının tahsili için başvurduğu tarihe kadar, ilgili mevduata banka tarafından uygulanan faiz oranında, başvuru tarihinden sonra da «avans faiz» oranında olmalıdır.
Bu durumda, mahkemece, davacının davalı bankaya dava tarihinden önce başvurup başvurmadığı, başvurduysa bu tarih belirlenip, bu tarihe kadar mevduat faizi, bu tarihten sonra da «avans faiz» oranı uygulanması suretiyle alacağın belirlenerek sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/2212 E. , 2023/4462 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI 2022/182 Esas, 2022/205 Karar
HÜKÜM
... yönünden reddine, diğer davalılar yönünden kabulüne
İLK DERECE MAHKEMESİ ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI 2020/272 E., 2021/546 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden hüküm kurularak ... yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 11.07.2023 günü günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalılar ... ve... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili bankanın ...Şubesince Özçağ Makina Tasarım Onarım İnşaat Taahhüt Ltd. Şti.'ne Genel Kredi Sözleşmesi gereğince ticari kredi kullandırıldığını, genel kredi taahhütnamesinde davalı ... Havuçcu ve ... 'ın da müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunduğunu, 04.02.2019 tarihli ihtarname ile hesabın kat edildiğini ve ihtarnamenin tüm borçlulara tebliğ edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine borçlular hakkında ilamsız takip yapıldığını, borçluların itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek itirazların iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine alacağın %20'si oranından aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkillerinin alacaklı bankaya herhangi bir borcunun bulunmadığını, zira bu icra dosyasında alacaklı konumunda bulunan Akbank A.Ş. ... Şubesindeki kredi hesabına kredi garanti fonu tarafından ödeme yapıldığını, ...'nun krediye müteselsil kefaleti bulunmadığını, el yazısı ile müteselsil sorumluluk üstlendiğinin yazılmadığını savunarak haksız davanın reddine, takibi yapmakta kötü niyetli olan davacının itiraz konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama masrafları ve vekalet ücretlerinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...'ın kefaletinin geçerli olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesindeki koşulların mevcut olduğu, davalı kefil ...'nun kefalet miktarını, müteselsil kefil olduklarına dair ibareyi el yazısı ile yazmadığı ancak sözleşmeyi imzaladığı, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesindeki koşullar mevcut değil ise de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 7 nci maddesinde ticari teselsül karinesinin düzenlendiği, buna göre, kefalet senedinde kefaletin müteselsil kefalet olduğu açıkça belirtildiği gibi ticari borçlara kefaletin müteselsil kefalet olduğunun da kabulü gerektiği, müteselsil kefalet sözcüklerinin kefillerin el yazısı ile yazılmamış olmasının kefaletlerinin müteselsil kefalet olarak yorumlanmaması sonucunu doğurmayacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, asıl alacağın %20 oranında icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin kefalet sözleşmesinde kefilliğinin müteselsil olduğuna dair el yazısı bulunmadığını, bu eksikliğin sonradan giderilemeyeceğini, ticari teselsül karinesinin aksinin özel kanun ile düzenlendiğini, 6098 sayılı Kanun'da belirtilen kefaletin geçerlilik şartlarının bulunmadığını belirterek kararın kaldırılmasını, mahkeme kararının kaldırılarak müvekkili hakkındaki davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi uyarınca kefalet tarihinin, kefil olunan miktarın ve müteselsil kefil olunması halinde bu yönde bir ibarenin kefilin kendi el yazısı ile yazılması gerektiği, oysa ki davalı ...'nun kefil olarak yer aldığı genel kredi sözleşmesinde kefaletinin müteselsil olduğu hususunun kefilin kendi el yazısı ile yazılmadığı, bu durumda kefaletinin geçersiz olduğu gerekçesiyle davalı ...'nun istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında karar verilerek, davalı ... yönünden davanın reddine, davalılar ... ve Özçağ Makina Tasarım Onarım İnş. Taah. Pet. Gıda Tarım Ürün.
Paz. San. Tic. Ltd. Şti. yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi gereğince ticari teselsül karinesinin geçerli olduğunu, ticari bir krediye kefaletin müteselsil borçluluk yaratacağını, davalının da kredi sözleşmesi taahhütnamesinde kefil sıfatıyla imzasının bulunduğunu ve ödenmeyen borçlar sorumlu olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ticari kredide kefilin müteselsil kefil olduğuna dair ibarenin el yazısı ile yazılmasının şart olup olmadığı, ticari teselsül karinesinin geçerli olup olmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi, 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü ve 584 üncü maddesi.
2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.04.2022 tarihli 2019/(19)11-254 E. 2022/584 K. sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1.Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklı borcun asıl borçlu ve kefillerden tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine yapılan itirazın iptali talebine ilişkin olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalı ...'nun kefil olarak yer aldığı genel kredi sözleşmesinde kefaletinin müteselsil olduğu hususunun kefilin kendi el yazısı ile yazılmadığı, bu durumda kefaletinin geçersiz olduğu gerekçesiyle bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
2.Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir. 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde, kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu düzenlenmiştir.
6102 sayılı Kanun'un “Teselsül karinesi” başlıklı 7 nci maddesinde de, iki veya daha fazla kişinin, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olacağı düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere adi işlerde borçlular arasındaki teselsül, kural olarak ancak borçluların alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olduğunu beyan etmeleri hâlinde mümkün iken, ticarî işlerde iki veya daha fazla kimse içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticarî nitelikteki bir iş dolayısıyla alacaklıya karşı müştereken borç altına girerlerse, bu yönde bir irade açıklamaları olmasa dahi, kanunen müteselsilen sorumlu olurlar. Teselsül karinesi uyarınca müteselsil sorumluluk ticarî borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlular ile kefiller hem de kefillerin kendi arasındaki ilişkilerde de söz konusu olur. Karinenin uygulanması için, borcun ayrıca kefil bakımından da ticarî olmasına gerek yoktur.
Buna göre ticarî bir borca kefalet hâlinde, dış ilişkideki sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı sürece, yani müteselsil kefalet açıkça bertaraf edilmediği takdirde, kefiller borçlu ile birlikte müteselsilen sorumlu olurlar. Dolayısıyla alacaklı bu durumda önce asıl borçluya başvurmak veya taşınmaz rehnini paraya çevirmek yoluyla takip yapmak zorunda olmaksızın alacağın tamamı için asıl borçlu ve kefillere başvurabilir. Ancak bu durumda kefil veya kefillerden temerrüt faizi istenebilmesi için, taahhüdün yerine getirilmediğinin veya ödemenin yapılmadığının ihbar edilmesi gerekir.
3. Tüm bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde; dosya içerisinde yer alan genel kredi sözleşmesinin 21 inci sayfasında davalı ...'nun kefil olarak imzası bulunmaktadır. İlgili sayfada, kefalet tutarı, kefalet tarihi, kefalet süresi el yazısı ile yazılmış olup, matbu halde de "müteslesil kefil olmayı kabul, beyan ve taahhüt eder" ifadesi yer almaktadır. Bu durumda, 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinde düzenlenen ticarî teselsül karinesi uyarınca ticarî borçlara kefaletin müteselsil kefalet olduğunun kabulü gerekir. Her ne kadar “müteselsil kefalet” sözcükleri davalının kendi el yazısı ile yazılmamış ise de, somut olaydaki ticarî iş kapsamındaki kefaletin müteselsil kefalet olmadığına ilişkin aksine sözleşmede hüküm bulunmaması ve 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesindeki özel düzenleme nedeniyle, 6098 sayılı Kanun'un müteselsil kefalete ilişkin düzenlemeleri somut olaya uygulanamayacağı gerekçesiyle davalı ...'nun da borca müteselsil kefaletinin bulunduğu gözetilerek değerlendirme yapılması gerektiğinden kararın bu yönüyle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/954465700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz