Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/4489 E. 2023/3911 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Görevli mahkeme
- görev/görevsizlik
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
külli halefiyet↗ kapitalizasyon↗ süre hesabı↗ zamanaşımının kesilmesi↗ uzamış ceza zamanaşımı↗ bankacılık işlemi↗ tüketici işlemi↗ zamanaşımı başlangıcı↗ halefiyet↗ kusur sorumluluğu↗ haksız fiil sorumluluğu↗ ceza zamanaşımı↗ 3095 sayılı kanun↗ haksız eylem↗ usuli kazanılmış hak↗ mevduat hesabı↗ rehin↗ maddi hata↗ hakem kararı↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ ikrar↗ eş rızası↗ dava şartı yokluğu↗ tazminat davası↗ zamanaşımı def'i↗ muacceliyet↗ hisse devir sözleşmesi↗ kazanılmış hak↗ dolandırıcılık↗ tmsf↗ garantörlük↗ tbk 99↗ def'i↗ tüzel kişilik↗ hak düşürücü süre↗ uyuşmazlık konusu↗ kefil↗ içtihadı birleştirme kararı↗ usulden reddi↗ temerrüt faizi↗ haksız fiil↗ görevsizlik kararı↗ iş mahkemesi görev alanı↗ iflas↗ sulh↗ harç↗ taşıyan↗ kusur↗ dava sebebi↗ cy/cy kaydı↗ avans faizi↗ temerrüt↗ zamanaşımı↗ kesin hüküm↗ husumet↗ i̇i̇k 72/son↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece 17.09.2015 tarih, 2014/2248 E. ve 2015/1480 K. sayılı karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacılar tarafından Yurt Bank A.Ş. Merkez Şubesinde açılan off shore hesabına yatırılan paranın davalıdan istenip istenemeyeceği noktasında toplandığı, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (6502 sayılı Kanun) kapsamında tüketici işleminden söz etmenin mümkün bulunmadığı, davaya genel mahkemede bakılması gerektiği gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
B. Birinci Bozma Kararı
Dairemizin 26.09.2016 tarih, 2016/7873 E. ve 2016/7492 K. sayılı kararıyla davanın açıldığı 29.12.2014 tarihi itibariyle 6502 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu, davacının ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket etmesi nedeniyle tüketici, dava konusu bankacılık işleminin de tüketici işlemi sayıldığı, davaya bakma hususunda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu hususu gözetilerek işin esasına girilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece 02.11.2017 tarih, 2017/436 E., 2017/1043 K. sayılı karar ile TMSF bünyesinde bulunan Ege Bank A.Ş., Yurt Ticaret ve Kredi Bankası A.Ş., Tütüncüler Bankası Yaşar Bank A.Ş., Bank […]A.Ş., Ulusal […]A.Ş.'nin devir ve birleşme suretiyle Sümerbank A.Ş. bünyesinde birleştirildiği, daha sonra Sümerbank A.Ş.'nin hisselerinin 09.08.2001 tarihinde TMSF ile Oyak Bank A.Ş. arasında akdedilen hisse devir sözleşmesi ile Oyak Bank'a devredildiği, 18.06.2007 tarihli hisse devir sözleşmesi ile Oyak'ın daha önce TMSF'den aldığı hisselerin İng Bank A.Ş.'ye devredildiği, Yurtbank A.Ş.'nin eylem ve işlemlerinden en son bankayı devir alan İngbank A.Ş. sorumlu olduğundan, TMSF'ye husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davanın husumetten reddine karar verilmiş, karar davacılar vekili tarafından temyiz etmiştir.
D. İkinci Bozma Kararı
Dairemizin 13.05.2019 tarih, 2018/2130 E. ve 2019/3677 K. sayılı kararıyla uyuşmazlık konusu hesabın açılmasını teşvik eden Yurtbank A.Ş.’nin 22.12.1999 tarihinde TMSF’ye devir olunduğu, 26.01.2001 tarihinde ise Sümerbank A.Ş. ile devren birleştirildiği, yine TMSF ile Oyakbank A.Ş. (sonraki unvanı Ing Bank) arasında yapılan 09.08.2001 tarihli hisse devir sözleşmesi ile külli halefiyet prensipleri çerçevesinde bu banka ile birleştirildiği, anılan sözleşmenin 6.13 maddesi uyarınca bankanın devir tarihinden önceki döneme ait olması kaydıyla, devir alan bankanın maruz kalabileceği her türlü taleplerden doğacak tüm yükümlülükten ve bunlara ilişkin olarak mahkemelere intikal etmiş bulunan dava, takip ve benzer işlemlerin sonuçlarından TMSF’nin sorumlu olacağı kararlaştırıldığından işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesinin isabetli olmadığı gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
E. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan deliller ve aldırılan bilirkişi raporuyla paranın yatırıldığı Yurt Bank A.Ş. yöneticileri hakkında "Off Shore hesapları üzerinden banka vasıta kılınmak suretiyle dolandırıcılık" suçundan İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.11.2006 tarih, 2005/102 E., 2005/100 K. sayılı kararı ile mahkumiyet hükmü kurulduğu, bu kararın Yargıtay 7. Ceza Dairesince 19.10.2006 tarihli karar ile onanarak kesinleştiği, davacılar tarafından 25.11.1999 tarihinde 16.000,00 TL'nin Yurt Security Off Shore Bank Ltd.'nin Yurtbank A.Ş.'nde bulunan bankalar mevduatı hesabına yatırıldığı, yatırılan paranın geri alınamadığının dava dosyasına sunulan banka kayıtlarından anlaşıldığı, uyuşmazlık konusu hesabın açılmasını teşvik eden Yurtbank A.Ş.’nin 22.12.1999 tarihinde TMSF’ye devir olunduğu, 26.01.2001 tarihinde ise Sümerbank A.Ş. ile devren birleştirildiği, yine TMSF ile Oyakbank A.Ş. (sonraki unvanı Ing Bank) arasında yapılan 09.08.2001 tarihli hisse devir sözleşmesi ile külli halefiyet prensipleri çerçevesinde bu banka ile birleştirildiği, anılan sözleşmenin 6.13 maddesi uyarınca bankanın devir tarihinden önceki döneme ait olması kaydıyla, devir alan bankanın maruz kalabileceği her türlü taleplerden doğacak tüm yükümlülükten ve bunlara ilişkin olarak mahkemelere intikal etmiş bulunan dava, takip ve benzer işlemlerin sonuçlarından TMSF’nin sorumlu olacağı kararlaştırıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 16.000,00 TL'nin 25.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 2 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın öncelikle husumetten reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusu paranın Off Shore Bank'a gönderilmesinin üzerinden 10 yıldan fazla bir zaman geçtiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, hak düşürücü sürenin geçtiğine yönelik itirazlarının dikkate alınmadığını, bilirkişi raporuna karşı itirazları dikkate alınmaksızın hüküm tesis edildiğini, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada müvekkilinin suçtan zarar gören olarak müdahil konumunda olduğunu, bankanın hakim ortağının istismarı nedeniyle bankanın faydalanıcı değil, mağdur durumunda olduğunu, davacının parasını yatıracağı finans kuruluşu hakkında gerekli araştırmayı yapmak suretiyle tedbirli bir tutum içerisine girmesi gerekirken, kendisinden beklenen bu özeni göstermemiş olmasından ya da riske girmesinden bankanın sorumlu tutulamayacağı, davacının müterafik kusurunun tartışılmadığı, davalı bankanın Yurt Security Off Shore Limited nezdindeki mevduatlar için herhangi bir garantisi bulunmadığını, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla yerel mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi halinde talep edilecek faizin yanlış değerlendirildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, bankacılık işleminden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi, 3095 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin ikinci fıkrası.
3. Değerlendirme
1.Dava, davalı ...'nin külli halefi olduğu Yurtbank A.Ş’de bulunan davacılar mevduatının, davacıların iradesi fesada uğratılarak Off-Shore hesabına gönderildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
Dairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin görev alanı itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin rızası veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü dolandırıcılık teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının mevduat hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55 inci, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda zamanaşımıyla ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle zamanaşımı def’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak son zamanlarda bu tür davalarda zamanaşımının başlangıcı konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda içtihadın birleştirilmesi talep edilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun’da düzenlenen ve 41 inci maddesinde ifadesini bulan haksız fiil sorumluluğu, kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır. Kusur sorumluluğuna dayanan haksız fiil BK'nın 41 inci maddesinde “Mesuliyet Şartı” başlığı altında; “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlâka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” şeklinde ifade edilmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49 uncu maddesinde de benzer bir düzenlemeye gidilerek kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Gerek BK'nın 41 inci maddesi gerekse TBK'nın 49 uncu maddesi, hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren kimsenin bu zararı tazmine mecbur olduğunu belirtmektedir. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Haksız fiil nedeniyle zarar gören kişinin alacak hakkı kanunda belirtilen süreler içinde talep ve takip edilmediği taktirde zamanaşımına uğrar. Bu durumda zarardan dolayı sorumlu tutulan kişilerin borçları zamanaşımı nedeniyle son bulur. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60 ıncı maddesinde “Müruru zaman” başlığı altında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur.Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir” şeklinde düzenlenmiş olan zamanaşımı 6098 sayılı TBK’nın 72 nci maddesinde düzenlenmiş ve kısa olan bir yıllık zamanaşımı süresi iki yıla çıkarılmıştır. Haksız fiilden doğan gerek maddi gerekse manevi tazminat davaları, zarar gören tarafın zararı ve haksız fiil sorumlusunun kim olduğunu öğrenmesinden itibaren başlar. Her ne kadar kanun “zarar ve failine ıttıla” demişse de “fail” sözcüğünden “sorumlu kişi” anlaşılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demekte, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartları öğrenmiş olması demektir. Tazminat hesabına yarayacak bütün ayrıntıların bilinmesi gerekmez (Akman, Sermet/Burcuoğlu, Halûk/Altop, Atillâ/ Tekinay, Selâhattin Sulhi: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler,7. Bası, İstanbul 1993, s.717-718). Zamanaşımı süresi konusunda ayrık hüküm bulunsa da zamanaşımını durduran, kesen sebepler, zamanaşımı sürelerinin hesabına ilişkin konularda kanunun zamanaşımına ilişkin genel hükümleri uygulanmaktadır (Kılıçoğlu, Ahmet Mithat: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005, s. 345). Borçlar Kanunu’nun 128 inci maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin özel niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Borçlar Kanunumuz, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir (Kılıçoğlu, s.651). Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) ise, borçlunun veya alacaklının ya da hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için, zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa, zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler BK’nın 133 üncü (TBK m. 154) maddesinde gösterilmiştir. Borçlar Kanunu’nun 133 üncü maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde. 2 - Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili ile, alacaklının bir fiili ile, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, def’î dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup, davanın niteliği önem arzetmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hâkimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60 ıncı maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) konuya ilişkin 49 ve 72 nci maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir. Haksız fiillerin bir kısmı, sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir; haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus 07.12.1955 tarihli ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Buna göre, anılan mevzuat uyarınca ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan özel kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda BK'nın 60 ıncı (TBK'nın 72 nci) maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarihli ve 2013/4-36 E. 2013/1457 K.). Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise; eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK’daki bir yıllık süreden daha kısa ise, o zaman yine BK’nın 60 ıncı maddesinin birinci paragrafındaki süre (TBK m. 72) olaya uygulanacak; ceza kanunundaki zamanaşımı süresi BK’nın 60 ıncı maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha uzun ise, o zaman bu uzun süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nın 66 ncı (mülga 765 sayılı TCK’nın 102 nci maddesine) göre belirlenecektir.
Yeri gelmişken usulî kazanılmış hak kurumuna kısaca değinilmesi gerekmektedir. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup bu noktada bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukukî esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğacağı gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme, kesinleşen bu kısımlar yönünden yeniden inceleme yaparak aksine karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararı). Ancak Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması, uygulanması gereken kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi, görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ile bozma kararının maddi hataya dayanması hâllerinde usulî kazanılmış hak oluşması mümkün değildir.
Özetle, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., 2022/2 K. sayılı kararı gereğince, mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihi esas alınarak, daha önceden temyiz incelemesinden geçmiş dosyalar bakımından içtihadı birleştirme kararının, usuli kazanılmış hakkın istisnalarından biri olduğu gözetilerek, zamanaşımına ilişen temyiz itirazları konusunda bir değerlendirme yapılması dava konusu olay bakımından ceza mahkemesince banka yöneticilerinin eyleminin dolandırıcılık olarak nitelendirildiği gözetilerek uzamış ceza zamanaşımı süresinin bu suça göre belirlenmesi ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa olması halinde her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresinin esas alınması, zamanaşımı durduran ve kesen sebeplerden davacı tarafça daha önce açılmış olan bir dava bulunması halinde zamanaşımı süresinin, o davanın kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıl olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlığa gelindiğinde davalının zamanaşımını ileri sürdüğü, davacının bankaya 1999 yılında para yatırdığı ve aynı yıl paranın off-shore hesabına aktarıldığı, işbu davanın ise 2014 yılında 10 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı, bu itibarla davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru olmadığı anlaşıldığından mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2. Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/940 E. 2022/8272 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · rehin · hakem kararı · ikrar · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55 inci, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133 üncü maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
… karar ile onanarak kesinleştiği, davacılar tarafından 25.11.1999 tarihinde 16.000,00 TL'nin Yurt Security Off Shore Bank Ltd.'nin Yurtbank A.Ş.'nde bulunan bankalar «mevduatı hesabına» yatırıldığı, yatırılan paranın geri alınamadığının dava dosyasına sunulan banka kayıtlarından anlaşıldığı, «uyuşmazlık konusu» hesabın açılmasını teşvik eden Yurtbank A.Ş.’nin 22.12.1999 tarihinde TMSF’ye devir olunduğu, 26.01.2001 tarihinde ise Sümerbank A.Ş. ile devren birleştirildiği, yine TMSF ile Oyakbank A.Ş. (sonraki unvanı Ing Bank) arasında yapılan 09.08.2001 tarihli «hisse devir sözleşmesi» ile «külli halefiyet» prensipleri çerçevesinde bu banka ile birleştirildiği, anılan sözleşmenin 6.13 maddesi uyarınca bankanın devir tarihinden önceki döneme ait olması kaydıyla, devir alan bankanın maruz kalabileceği her türlü taleplerden doğacak tüm yükümlülükten ve bunlara ilişkin olarak mahkemelere intikal etmiş bulunan dava, takip ve benzer işlemlerin sonuçlarından TMSF’nin sorumlu olacağı kararlaştırıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 16.000,00 TL'nin 25.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 2 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre işleyecek değişen oranlarda «avans faizi» ile davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336, maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:husumet itirazı · güven kurumu
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının alacağını Yurt Security Off-Shore Ltd.’den tahsil edemeyeceğinin anlaşılması ile «zamanaşımının» başlayacağı nazara alındığında da yapılan hesaplamaya göre alacağın zamanaşımına uğramadığı, davacının Yurtbank A.Ş.'ne 12.000.- TL’yi 06.12.1999 tarihinde vadeli olarak yatırdığı, 21.12.1999 tarihinde bankaya TMSF tarafından el konulduğu, bankanın daha sonra Sümerbank ile, Sümerbank'ın Oyakbank ile, Oyakbank'ın ise davalı ... ile birleştirilmesine karar verildiği, bu nedenle davalının söz konusu mevduattan sorumlu olduğu, «husumet itirazının» yerinde görülmediği, ceza mahkemesince verilen kararda kesinleşen olgulara göre paraların Balkaner Grubu şirketlerine kredi olarak verilmesinin bankacılık teknik ve usullerine uygun davranış olmadığı, davalı bankanın bir «güven kurumu» olması nedeniyle kendisine duyulan güvene bağlı olarak kendi şirketleri için çıkar sağlamak amacıyla davacıyı yönlendirdiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 12.000. …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/3082 E. 2022/7649 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · rehin · hakem kararı · ikrar · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55 inci, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133 üncü maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
… karar ile onanarak kesinleştiği, davacılar tarafından 25.11.1999 tarihinde 16.000,00 TL'nin Yurt Security Off Shore Bank Ltd.'nin Yurtbank A.Ş.'nde bulunan bankalar «mevduatı hesabına» yatırıldığı, yatırılan paranın geri alınamadığının dava dosyasına sunulan banka kayıtlarından anlaşıldığı, «uyuşmazlık konusu» hesabın açılmasını teşvik eden Yurtbank A.Ş.’nin 22.12.1999 tarihinde TMSF’ye devir olunduğu, 26.01.2001 tarihinde ise Sümerbank A.Ş. ile devren birleştirildiği, yine TMSF ile Oyakbank A.Ş. (sonraki unvanı Ing Bank) arasında yapılan 09.08.2001 tarihli «hisse devir sözleşmesi» ile «külli halefiyet» prensipleri çerçevesinde bu banka ile birleştirildiği, anılan sözleşmenin 6.13 maddesi uyarınca bankanın devir tarihinden önceki döneme ait olması kaydıyla, devir alan bankanın maruz kalabileceği her türlü taleplerden doğacak tüm yükümlülükten ve bunlara ilişkin olarak mahkemelere intikal etmiş bulunan dava, takip ve benzer işlemlerin sonuçlarından TMSF’nin sorumlu olacağı kararlaştırıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 16.000,00 TL'nin 25.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 2 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre işleyecek değişen oranlarda «avans faizi» ile davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pasif husumet ehliyeti · husumet ehliyeti · pasif husumet · taraf ehliyeti · havale
Benzer bu karardaŞti. hesabına «havale» edilmiş gösterilmesine rağmen Yurtbank A.Ş. bünyesinde kaldığı,Yurt Bank A.Ş.'nin külli halefi Oyak Bank olmakla beraber bu bankanın hisse değişikliği sonrası unvanının İNG Bank olarak değiştiği, bu nedenle Yurtbank A.Ş.'nin davacının mevduatından sorumlu olduğunun kabulü gerektiğinden külli halefi sıfatı ile davalı ...Ş.'nin «pasif husumet ehliyetinin» bulunduğu ve davacı mevduatından sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmn kabulüyle toplam 7.117,95 TL asıl alacağın 1.517,95 TL'sinin 26/11/1999, 5.600,00 TL'sin …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/3231 E. 2022/9108 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · rehin · hakem kararı · ikrar · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55 inci, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133 üncü maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
… karar ile onanarak kesinleştiği, davacılar tarafından 25.11.1999 tarihinde 16.000,00 TL'nin Yurt Security Off Shore Bank Ltd.'nin Yurtbank A.Ş.'nde bulunan bankalar «mevduatı hesabına» yatırıldığı, yatırılan paranın geri alınamadığının dava dosyasına sunulan banka kayıtlarından anlaşıldığı, «uyuşmazlık konusu» hesabın açılmasını teşvik eden Yurtbank A.Ş.’nin 22.12.1999 tarihinde TMSF’ye devir olunduğu, 26.01.2001 tarihinde ise Sümerbank A.Ş. ile devren birleştirildiği, yine TMSF ile Oyakbank A.Ş. (sonraki unvanı Ing Bank) arasında yapılan 09.08.2001 tarihli «hisse devir sözleşmesi» ile «külli halefiyet» prensipleri çerçevesinde bu banka ile birleştirildiği, anılan sözleşmenin 6.13 maddesi uyarınca bankanın devir tarihinden önceki döneme ait olması kaydıyla, devir alan bankanın maruz kalabileceği her türlü taleplerden doğacak tüm yükümlülükten ve bunlara ilişkin olarak mahkemelere intikal etmiş bulunan dava, takip ve benzer işlemlerin sonuçlarından TMSF’nin sorumlu olacağı kararlaştırıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 16.000,00 TL'nin 25.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 2 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre işleyecek değişen oranlarda «avans faizi» ile davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
… ma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının alacağını dava dışı off shore bankasından tahsil etme olanağının kalmadığının anlaşıldığı andan itibaren «zamanaşımı» süresi işlemeye başlayacağından somut olayda zamanaşımı süresinin geçmediği, banka yöneticisinin Off Shore hesapları üzerinden banka vasıta kılınmak suretiyle «dolandırıcılık» suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün kesinleştiği, yöneticiler tarafından davacı ve onun durumundaki diğer off shore hesabı açtıranların iradelerinin fesata uğratıldığı, bu suretle off shore hesaplarına para yatıran kişilerin haksız ve hukuka aykırı bir fiile maruz bırakıldıkları, «derdest» davanın bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 36.547,00 USD'nin 25.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince devlet bankalarınca USD ile açılmış 1 yıl vadeli «mevduat hesabına» ödediği en yüksek faiz oranı ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:feri müdahil · derdestlik
Benzer bu kararda… ma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının alacağını dava dışı off shore bankasından tahsil etme olanağının kalmadığının anlaşıldığı andan itibaren «zamanaşımı» süresi işlemeye başlayacağından somut olayda zamanaşımı süresinin geçmediği, banka yöneticisinin Off Shore hesapları üzerinden banka vasıta kılınmak suretiyle «dolandırıcılık» suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün kesinleştiği, yöneticiler tarafından davacı ve onun durumundaki diğer off shore hesabı açtıranların iradelerinin fesata uğratıldığı, bu suretle off shore hesaplarına para yatıran kişilerin haksız ve hukuka aykırı bir fiile maruz bırakıldıkları, «derdest» davanın bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 36.547,00 USD'nin 25.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince devlet bankalarınca USD ile açılmış 1 yıl vadeli «mevduat hesabına» ödediği en yüksek faiz oranı ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili, davalı vekili ve «feri müdahil» vekilleri temyiz etmiştir.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/655 E. 2022/7206 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · rehin · hakem kararı · ikrar · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55 inci, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133 üncü maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
… karar ile onanarak kesinleştiği, davacılar tarafından 25.11.1999 tarihinde 16.000,00 TL'nin Yurt Security Off Shore Bank Ltd.'nin Yurtbank A.Ş.'nde bulunan bankalar «mevduatı hesabına» yatırıldığı, yatırılan paranın geri alınamadığının dava dosyasına sunulan banka kayıtlarından anlaşıldığı, «uyuşmazlık konusu» hesabın açılmasını teşvik eden Yurtbank A.Ş.’nin 22.12.1999 tarihinde TMSF’ye devir olunduğu, 26.01.2001 tarihinde ise Sümerbank A.Ş. ile devren birleştirildiği, yine TMSF ile Oyakbank A.Ş. (sonraki unvanı Ing Bank) arasında yapılan 09.08.2001 tarihli «hisse devir sözleşmesi» ile «külli halefiyet» prensipleri çerçevesinde bu banka ile birleştirildiği, anılan sözleşmenin 6.13 maddesi uyarınca bankanın devir tarihinden önceki döneme ait olması kaydıyla, devir alan bankanın maruz kalabileceği her türlü taleplerden doğacak tüm yükümlülükten ve bunlara ilişkin olarak mahkemelere intikal etmiş bulunan dava, takip ve benzer işlemlerin sonuçlarından TMSF’nin sorumlu olacağı kararlaştırıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 16.000,00 TL'nin 25.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 2 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre işleyecek değişen oranlarda «avans faizi» ile davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336, maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:havale
Benzer bu kararda… kendilerine ait şirketlere usulsüz kredi olarak verilmek suretiyle tüketildiği, alacağın Yurtbank Offshore Ltd’den tahsil edilmesinin mümkün olmadığı, uyuşmazlığın «havale» görünümlü mevduat toplamak olarak değerlendirilmesi gerektiği, davalı bankanın külli halef olarak sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 4.500,00 TL'nin 26/10/1999 tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/2803 E. 2022/8304 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · rehin · hakem kararı · ikrar · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55 inci, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133 üncü maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
… karar ile onanarak kesinleştiği, davacılar tarafından 25.11.1999 tarihinde 16.000,00 TL'nin Yurt Security Off Shore Bank Ltd.'nin Yurtbank A.Ş.'nde bulunan bankalar «mevduatı hesabına» yatırıldığı, yatırılan paranın geri alınamadığının dava dosyasına sunulan banka kayıtlarından anlaşıldığı, «uyuşmazlık konusu» hesabın açılmasını teşvik eden Yurtbank A.Ş.’nin 22.12.1999 tarihinde TMSF’ye devir olunduğu, 26.01.2001 tarihinde ise Sümerbank A.Ş. ile devren birleştirildiği, yine TMSF ile Oyakbank A.Ş. (sonraki unvanı Ing Bank) arasında yapılan 09.08.2001 tarihli «hisse devir sözleşmesi» ile «külli halefiyet» prensipleri çerçevesinde bu banka ile birleştirildiği, anılan sözleşmenin 6.13 maddesi uyarınca bankanın devir tarihinden önceki döneme ait olması kaydıyla, devir alan bankanın maruz kalabileceği her türlü taleplerden doğacak tüm yükümlülükten ve bunlara ilişkin olarak mahkemelere intikal etmiş bulunan dava, takip ve benzer işlemlerin sonuçlarından TMSF’nin sorumlu olacağı kararlaştırıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 16.000,00 TL'nin 25.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 2 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre işleyecek değişen oranlarda «avans faizi» ile davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336, maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:inançlı işlem · işlemiş faiz · havale · asıl alacak
Benzer bu kararda… Shore Bank Ltd'.e 15.11.1999 tarihinde 9.437,78 TL yatırdığı, hesap açılış tarihinin 15.11.1999 olduğu, hesap açılış tarihinden itibaren yatırılan miktar üzerinden «avans faizi» uygulanabileceği, davalı bankanın külli halef sıfatıyla Yurtbank A.Ş'nin «inançlı işlem» nedeniyle görünüşte «havale» yaptıran mevduat sahibine karşı sanki mevduatı kabul etmiş gibi sorumlu tutulması gerektiği, bankanın bilerek davacıyı off shore hesaba yönlendirdiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 9.437,78 TL «asıl alacak», 48.420,21 TL «işlemiş faiz» olmak üzere toplam 57.857,99 TL'nin, asıl alacağa dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 2/2. maddesi uyarınca avans esasına göre işleyecek ve hesaplanacak …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/2392 E. 2022/7397 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · rehin · hakem kararı · ikrar · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55 inci, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133 üncü maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
… karar ile onanarak kesinleştiği, davacılar tarafından 25.11.1999 tarihinde 16.000,00 TL'nin Yurt Security Off Shore Bank Ltd.'nin Yurtbank A.Ş.'nde bulunan bankalar «mevduatı hesabına» yatırıldığı, yatırılan paranın geri alınamadığının dava dosyasına sunulan banka kayıtlarından anlaşıldığı, «uyuşmazlık konusu» hesabın açılmasını teşvik eden Yurtbank A.Ş.’nin 22.12.1999 tarihinde TMSF’ye devir olunduğu, 26.01.2001 tarihinde ise Sümerbank A.Ş. ile devren birleştirildiği, yine TMSF ile Oyakbank A.Ş. (sonraki unvanı Ing Bank) arasında yapılan 09.08.2001 tarihli «hisse devir sözleşmesi» ile «külli halefiyet» prensipleri çerçevesinde bu banka ile birleştirildiği, anılan sözleşmenin 6.13 maddesi uyarınca bankanın devir tarihinden önceki döneme ait olması kaydıyla, devir alan bankanın maruz kalabileceği her türlü taleplerden doğacak tüm yükümlülükten ve bunlara ilişkin olarak mahkemelere intikal etmiş bulunan dava, takip ve benzer işlemlerin sonuçlarından TMSF’nin sorumlu olacağı kararlaştırıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 16.000,00 TL'nin 25.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 2 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre işleyecek değişen oranlarda «avans faizi» ile davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55. maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:güven kurumu
Benzer bu kararda… 336 maddesinden kaynaklandığı ve davacının zararının parasını off shore bankasından tahsil etme olanağının kalmadığının anlaşıldığı andan itibaren doğması nedeniyle «zamanaşımı» süresinin bu tarihiten başlayacağı, davacının, Yurtbanka yatırdığı mevduatın Yurt Bank Security Off-Shore Ltd. adlı paravan bankaya aktarıldığı, ancak fiilen bu hesaba gönderilmeyip bankanın uhdesinde kaldığı, davacının «güven kurumu» olan bir bankaya inanarak, inançlı bir işlem yaptığı ancak bankanın müşterisini zarara uğrattığı, banka ile Off-shore arasında organik bir bağ olduğu Yurtbank. yön …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/216 E. 2022/7394 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · rehin · hakem kararı · ikrar · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55 inci, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133 üncü maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
… karar ile onanarak kesinleştiği, davacılar tarafından 25.11.1999 tarihinde 16.000,00 TL'nin Yurt Security Off Shore Bank Ltd.'nin Yurtbank A.Ş.'nde bulunan bankalar «mevduatı hesabına» yatırıldığı, yatırılan paranın geri alınamadığının dava dosyasına sunulan banka kayıtlarından anlaşıldığı, «uyuşmazlık konusu» hesabın açılmasını teşvik eden Yurtbank A.Ş.’nin 22.12.1999 tarihinde TMSF’ye devir olunduğu, 26.01.2001 tarihinde ise Sümerbank A.Ş. ile devren birleştirildiği, yine TMSF ile Oyakbank A.Ş. (sonraki unvanı Ing Bank) arasında yapılan 09.08.2001 tarihli «hisse devir sözleşmesi» ile «külli halefiyet» prensipleri çerçevesinde bu banka ile birleştirildiği, anılan sözleşmenin 6.13 maddesi uyarınca bankanın devir tarihinden önceki döneme ait olması kaydıyla, devir alan bankanın maruz kalabileceği her türlü taleplerden doğacak tüm yükümlülükten ve bunlara ilişkin olarak mahkemelere intikal etmiş bulunan dava, takip ve benzer işlemlerin sonuçlarından TMSF’nin sorumlu olacağı kararlaştırıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 16.000,00 TL'nin 25.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 2 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre işleyecek değişen oranlarda «avans faizi» ile davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336, maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
Ankara ...Şubesi'ne «mevduat hesabı» açtırdığı, aynı tarihte banka çalışanlarınca Yurtbank Security Off Shore Ltd. nezdinde hesap açılacağı konusunda davacının yazılı talimatının alındığı, davacının iradesinin bu noktada yanıltıldığı, zira İstanbul 8.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:havale
Benzer bu kararda… iği ile bu durumun subuta erdiği, bankaya ... tarafından el konulduğu tarih itibarı ile tüm bu mevduatların banka bünyesinde olduğunun belirlendiği, yapılan işlemin «havale» görünümlü mevduat toplama niteliğinde bulunduğu anlaşılmakla, bankada bulunan ve Off Shore hesabına aktarılmayan ve davacıya geri ödenmeyen paranın 08/12/1999 tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalı bankadan alınarak davacıya verilmesi gerektiğinden, 6.665,23 TL'nin 08/12/1999 tarihinden itibaren Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilerine uygulanan en yüksek «avans faizi» ile davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/3475 E. 2022/7924 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · rehin · hakem kararı · ikrar · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55 inci, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133 üncü maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
… karar ile onanarak kesinleştiği, davacılar tarafından 25.11.1999 tarihinde 16.000,00 TL'nin Yurt Security Off Shore Bank Ltd.'nin Yurtbank A.Ş.'nde bulunan bankalar «mevduatı hesabına» yatırıldığı, yatırılan paranın geri alınamadığının dava dosyasına sunulan banka kayıtlarından anlaşıldığı, «uyuşmazlık konusu» hesabın açılmasını teşvik eden Yurtbank A.Ş.’nin 22.12.1999 tarihinde TMSF’ye devir olunduğu, 26.01.2001 tarihinde ise Sümerbank A.Ş. ile devren birleştirildiği, yine TMSF ile Oyakbank A.Ş. (sonraki unvanı Ing Bank) arasında yapılan 09.08.2001 tarihli «hisse devir sözleşmesi» ile «külli halefiyet» prensipleri çerçevesinde bu banka ile birleştirildiği, anılan sözleşmenin 6.13 maddesi uyarınca bankanın devir tarihinden önceki döneme ait olması kaydıyla, devir alan bankanın maruz kalabileceği her türlü taleplerden doğacak tüm yükümlülükten ve bunlara ilişkin olarak mahkemelere intikal etmiş bulunan dava, takip ve benzer işlemlerin sonuçlarından TMSF’nin sorumlu olacağı kararlaştırıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 16.000,00 TL'nin 25.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 2 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre işleyecek değişen oranlarda «avans faizi» ile davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336, maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu «ikrar» ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya «rehin» yahut «kefil» verdiği takdirde.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:güven kurumu · feri müdahil
Benzer bu kararda… tırdığı mevduatın Yurt Bank Security Off-Shore Ltd. adlı paravan bankaya aktarıldığı, mevduatın fiilen bu hesaba gönderilmeyip bankanın uhdesinde kaldığı, davacının «güven kurumu» olan bir bankaya inanarak, inançlı bir işlem yaptığı, ancak bankanın müşterisini zarara uğrattığı, banka ile off-shore bankası arasında organik bir bağ olduğu, Yur …
Kararı, davalı vekili, «feri müdahil» ... vekili ve feri müdahil OYAK vekili temyiz etmiştir. (1) Dava, davalı ING Bank A.Ş.'nin külli halefi olduğu Yurtbank A.Ş.’de bulunan davacı mevduatının, davacının iradesi fesada uğratılarak Off-Shore hesabına gönderildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/4489 E. , 2023/3911 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Tüketici Mahkemesi
SAYISI 2021/294 Esas, 2022/126 Karar
HÜKÜM
Kabul
Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin 25.11.1999 tarihinde Yurt Bank Merkez Şubesinde açtırdıkları hesaba 16.000,00 TL yatırdıklarını, aynı tarihte banka çalışanlarının kötü niyetli yönlendirmeleri nedeniyle hesaptaki paranın off shore hesabına aktarıldığı, Yurt Bank'ın 21.12.1999 tarihinde TMSF'ye devredilmesi nedeni ile davacıların yatırdıkları paraları alamadıklarını, banka yöneticileri hakkında off-shore hesapları üzerinden banka vasıta kılınmak suretiyle dolandırıcılık suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğunu, borcun TMSF tarafından üstlenildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 16.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının davasını 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) hükümlerine göre asliye ticaret mahkemesinde açmak zorunda olduğunu, açılan davanın öncelikle görev yönünden reddi gerektiğini, davacının TMSF'den herhangi bir alacağının bulunmadığını, TMSF ile Yurt Security Off Shore Limited'in farklı tüzel kişiliklere sahip kuruluşlar olduğunu, başka bir kuruluş nezdindeki alacak için davacıya husumet yöneltilmeyeceğini, alacağın zamanaşımına uğradığını ve hak düşürücü sürenin geçirildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen İlk Karar
Mahkemece 17.09.2015 tarih, 2014/2248 E. ve 2015/1480 K. sayılı karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacılar tarafından Yurt Bank A.Ş. Merkez Şubesinde açılan off shore hesabına yatırılan paranın davalıdan istenip istenemeyeceği noktasında toplandığı, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (6502 sayılı Kanun) kapsamında tüketici işleminden söz etmenin mümkün bulunmadığı, davaya genel mahkemede bakılması gerektiği gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
B. Birinci Bozma Kararı
Dairemizin 26.09.2016 tarih, 2016/7873 E. ve 2016/7492 K. sayılı kararıyla davanın açıldığı 29.12.2014 tarihi itibariyle 6502 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu, davacının ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket etmesi nedeniyle tüketici, dava konusu bankacılık işleminin de tüketici işlemi sayıldığı, davaya bakma hususunda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu hususu gözetilerek işin esasına girilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece 02.11.2017 tarih, 2017/436 E., 2017/1043 K. sayılı karar ile TMSF bünyesinde bulunan Ege Bank A.Ş., Yurt Ticaret ve Kredi Bankası A.Ş., Tütüncüler Bankası Yaşar Bank A.Ş., Bank […]A.Ş., Ulusal […]A.Ş.'nin devir ve birleşme suretiyle Sümerbank A.Ş. bünyesinde birleştirildiği, daha sonra Sümerbank A.Ş.'nin hisselerinin 09.08.2001 tarihinde TMSF ile Oyak Bank A.Ş. arasında akdedilen hisse devir sözleşmesi ile Oyak Bank'a devredildiği, 18.06.2007 tarihli hisse devir sözleşmesi ile Oyak'ın daha önce TMSF'den aldığı hisselerin İng Bank A.Ş.'ye devredildiği, Yurtbank A.Ş.'nin eylem ve işlemlerinden en son bankayı devir alan İngbank A.Ş. sorumlu olduğundan, TMSF'ye husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davanın husumetten reddine karar verilmiş, karar davacılar vekili tarafından temyiz etmiştir.
D. İkinci Bozma Kararı
Dairemizin 13.05.2019 tarih, 2018/2130 E. ve 2019/3677 K. sayılı kararıyla uyuşmazlık konusu hesabın açılmasını teşvik eden Yurtbank A.Ş.’nin 22.12.1999 tarihinde TMSF’ye devir olunduğu, 26.01.2001 tarihinde ise Sümerbank A.Ş. ile devren birleştirildiği, yine TMSF ile Oyakbank A.Ş. (sonraki unvanı Ing Bank) arasında yapılan 09.08.2001 tarihli hisse devir sözleşmesi ile külli halefiyet prensipleri çerçevesinde bu banka ile birleştirildiği, anılan sözleşmenin 6.13 maddesi uyarınca bankanın devir tarihinden önceki döneme ait olması kaydıyla, devir alan bankanın maruz kalabileceği her türlü taleplerden doğacak tüm yükümlülükten ve bunlara ilişkin olarak mahkemelere intikal etmiş bulunan dava, takip ve benzer işlemlerin sonuçlarından TMSF’nin sorumlu olacağı kararlaştırıldığından işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesinin isabetli olmadığı gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
E. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan deliller ve aldırılan bilirkişi raporuyla paranın yatırıldığı Yurt Bank A.Ş. yöneticileri hakkında "Off Shore hesapları üzerinden banka vasıta kılınmak suretiyle dolandırıcılık" suçundan İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.11.2006 tarih, 2005/102 E., 2005/100 K. sayılı kararı ile mahkumiyet hükmü kurulduğu, bu kararın Yargıtay 7. Ceza Dairesince 19.10.2006 tarihli karar ile onanarak kesinleştiği, davacılar tarafından 25.11.1999 tarihinde 16.000,00 TL'nin Yurt Security Off Shore Bank Ltd.'nin Yurtbank A.Ş.'nde bulunan bankalar mevduatı hesabına yatırıldığı, yatırılan paranın geri alınamadığının dava dosyasına sunulan banka kayıtlarından anlaşıldığı, uyuşmazlık konusu hesabın açılmasını teşvik eden Yurtbank A.Ş.’nin 22.12.1999 tarihinde TMSF’ye devir olunduğu, 26.01.2001 tarihinde ise Sümerbank A.Ş.
ile devren birleştirildiği, yine TMSF ile Oyakbank A.Ş. (sonraki unvanı Ing Bank) arasında yapılan 09.08.2001 tarihli hisse devir sözleşmesi ile külli halefiyet prensipleri çerçevesinde bu banka ile birleştirildiği, anılan sözleşmenin 6.13 maddesi uyarınca bankanın devir tarihinden önceki döneme ait olması kaydıyla, devir alan bankanın maruz kalabileceği her türlü taleplerden doğacak tüm yükümlülükten ve bunlara ilişkin olarak mahkemelere intikal etmiş bulunan dava, takip ve benzer işlemlerin sonuçlarından TMSF’nin sorumlu olacağı kararlaştırıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 16.000,00 TL'nin 25.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 2 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın öncelikle husumetten reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusu paranın Off Shore Bank'a gönderilmesinin üzerinden 10 yıldan fazla bir zaman geçtiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, hak düşürücü sürenin geçtiğine yönelik itirazlarının dikkate alınmadığını, bilirkişi raporuna karşı itirazları dikkate alınmaksızın hüküm tesis edildiğini, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada müvekkilinin suçtan zarar gören olarak müdahil konumunda olduğunu, bankanın hakim ortağının istismarı nedeniyle bankanın faydalanıcı değil, mağdur durumunda olduğunu, davacının parasını yatıracağı finans kuruluşu hakkında gerekli araştırmayı yapmak suretiyle tedbirli bir tutum içerisine girmesi gerekirken, kendisinden beklenen bu özeni göstermemiş olmasından ya da riske girmesinden bankanın sorumlu tutulamayacağı, davacının müterafik kusurunun tartışılmadığı, davalı bankanın Yurt Security Off Shore Limited nezdindeki mevduatlar için herhangi bir garantisi bulunmadığını, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla yerel mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi halinde talep edilecek faizin yanlış değerlendirildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, bankacılık işleminden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi, 3095 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin ikinci fıkrası.
3. Değerlendirme
1.Dava, davalı ...'nin külli halefi olduğu Yurtbank A.Ş’de bulunan davacılar mevduatının, davacıların iradesi fesada uğratılarak Off-Shore hesabına gönderildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
Dairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin görev alanı itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin rızası veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü dolandırıcılık teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının mevduat hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55 inci, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda zamanaşımıyla ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle zamanaşımı def’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak son zamanlarda bu tür davalarda zamanaşımının başlangıcı konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda içtihadın birleştirilmesi talep edilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun’da düzenlenen ve 41 inci maddesinde ifadesini bulan haksız fiil sorumluluğu, kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır. Kusur sorumluluğuna dayanan haksız fiil BK'nın 41 inci maddesinde “Mesuliyet Şartı” başlığı altında; “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlâka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” şeklinde ifade edilmiştir.
01. 07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49 uncu maddesinde de benzer bir düzenlemeye gidilerek kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Gerek BK'nın 41 inci maddesi gerekse TBK'nın 49 uncu maddesi, hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren kimsenin bu zararı tazmine mecbur olduğunu belirtmektedir. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Haksız fiil nedeniyle zarar gören kişinin alacak hakkı kanunda belirtilen süreler içinde talep ve takip edilmediği taktirde zamanaşımına uğrar. Bu durumda zarardan dolayı sorumlu tutulan kişilerin borçları zamanaşımı nedeniyle son bulur.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60 ıncı maddesinde “Müruru zaman” başlığı altında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur.Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir” şeklinde düzenlenmiş olan zamanaşımı 6098 sayılı TBK’nın 72 nci maddesinde düzenlenmiş ve kısa olan bir yıllık zamanaşımı süresi iki yıla çıkarılmıştır.
Haksız fiilden doğan gerek maddi gerekse manevi tazminat davaları, zarar gören tarafın zararı ve haksız fiil sorumlusunun kim olduğunu öğrenmesinden itibaren başlar. Her ne kadar kanun “zarar ve failine ıttıla” demişse de “fail” sözcüğünden “sorumlu kişi” anlaşılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demekte, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartları öğrenmiş olması demektir. Tazminat hesabına yarayacak bütün ayrıntıların bilinmesi gerekmez (Akman, Sermet/Burcuoğlu, Halûk/Altop, Atillâ/ Tekinay, Selâhattin Sulhi: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler,7. Bası, İstanbul 1993, s.717-718). Zamanaşımı süresi konusunda ayrık hüküm bulunsa da zamanaşımını durduran, kesen sebepler, zamanaşımı sürelerinin hesabına ilişkin konularda kanunun zamanaşımına ilişkin genel hükümleri uygulanmaktadır (Kılıçoğlu, Ahmet Mithat: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005, s.
345). Borçlar Kanunu’nun 128 inci maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin özel niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Borçlar Kanunumuz, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir (Kılıçoğlu, s.651). Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) ise, borçlunun veya alacaklının ya da hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır.
Zamanaşımının kesilmesi için, zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa, zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler BK’nın 133 üncü (TBK m. 154) maddesinde gösterilmiştir. Borçlar Kanunu’nun 133 üncü maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur:
1 - Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde.
2 - Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili ile, alacaklının bir fiili ile, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, def’î dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup, davanın niteliği önem arzetmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hâkimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60 ıncı maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir.
01. 07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) konuya ilişkin 49 ve 72 nci maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir. Haksız fiillerin bir kısmı, sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir; haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir.
Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus 07.12.1955 tarihli ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Buna göre, anılan mevzuat uyarınca ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan özel kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda BK'nın 60 ıncı (TBK'nın 72 nci) maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarihli ve 2013/4-36 E.
2013/1457 K.). Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise; eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK’daki bir yıllık süreden daha kısa ise, o zaman yine BK’nın 60 ıncı maddesinin birinci paragrafındaki süre (TBK m.
72) olaya uygulanacak; ceza kanunundaki zamanaşımı süresi BK’nın 60 ıncı maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha uzun ise, o zaman bu uzun süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nın 66 ncı (mülga 765 sayılı TCK’nın 102 nci maddesine) göre belirlenecektir.
Yeri gelmişken usulî kazanılmış hak kurumuna kısaca değinilmesi gerekmektedir. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup bu noktada bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukukî esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğacağı gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir.
Bozma kararına uymuş olan mahkeme, kesinleşen bu kısımlar yönünden yeniden inceleme yaparak aksine karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararı). Ancak Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması, uygulanması gereken kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi, görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ile bozma kararının maddi hataya dayanması hâllerinde usulî kazanılmış hak oluşması mümkün değildir.
Özetle, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., 2022/2 K. sayılı kararı gereğince, mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihi esas alınarak, daha önceden temyiz incelemesinden geçmiş dosyalar bakımından içtihadı birleştirme kararının, usuli kazanılmış hakkın istisnalarından biri olduğu gözetilerek, zamanaşımına ilişen temyiz itirazları konusunda bir değerlendirme yapılması dava konusu olay bakımından ceza mahkemesince banka yöneticilerinin eyleminin dolandırıcılık olarak nitelendirildiği gözetilerek uzamış ceza zamanaşımı süresinin bu suça göre belirlenmesi ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa olması halinde her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresinin esas alınması, zamanaşımı durduran ve kesen sebeplerden davacı tarafça daha önce açılmış olan bir dava bulunması halinde zamanaşımı süresinin, o davanın kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıl olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlığa gelindiğinde davalının zamanaşımını ileri sürdüğü, davacının bankaya 1999 yılında para yatırdığı ve aynı yıl paranın off-shore hesabına aktarıldığı, işbu davanın ise 2014 yılında 10 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı, bu itibarla davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru olmadığı anlaşıldığından mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2. Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 20.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/954217600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz