İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/5953 E. 2023/2901 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
limit artırım sözleşmesi↗ katılma yoluyla istinaf↗ hesap kat ihtarnamesi↗ cari hesap alacağı↗ kat ihtarnamesi↗ bankacılık işlemleri↗ kefalet limiti↗ hesap kat↗ ibraname↗ cari hesap↗ ibra↗ müteselsil kefil↗ kefalet↗ kötü niyet tazminatı↗ rücu↗ genel kredi sözleşmesi↗ temlik↗ kefil↗ kötü niyet↗ bilirkişi incelemesi↗ esastan ret↗ geçersizlik↗ iflas↗ kredi sözleşmesi↗ taahhütname↗ ihtarname↗ harç↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ yetkisizlik kararı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ dava sebebi↗ eksik inceleme↗ teminat↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI :2015/1096 E., 2017/648 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı (temlik alan) vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı (temlik alan) vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı (temlik veren) vekili dava dilekçesinde; davacı ile dava dışı İnci Teks. Ürün. San. Tic. A.Ş. arasında imzalanan 27.12.2007 ve 14.10.2010 tarihli genel kredi sözleşmelerinde davalının müşterek ve müteselsil kefil olduğunu, davacı tarafından davalıya hesap özetlerinin gönderildiğini ancak itiraz edilmediğini, kredi borcunun ödenmemesi üzerine davalıya hesap kat ihtarnamesi gönderildiğini, ihtarnameye rağmen ödeme yapılmaması üzerine başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; icra takibinin yetkisiz icra müdürlüğünde başlatıldığını, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, 17.12.2007 tarihli genel kredi sözleşmesinde kefillerin yalnızca imzasının bulunduğunu, kefil olan davalının sorumlu olduğu miktarın belirtilmediğini, bu nedenle geçersiz olduğunu, 14.10.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinde davalının kefil olmadığını, hesap kat ihtarnamesinin davalıya gönderilmediğini, takipte talep edilen faiz oranının fahiş olduğunu savunarak davanın reddini ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile genel kredi sözleşmelerinin incelenmesinden davalının 27.12.2007 tarihli genel kredi sözleşmesinde kefil olarak imzasının bulunduğu, 14.10.2010 tarihli kredi sözleşmesinde imzasının bulunmadığı, davacının konusu kredinin davacının imzası bulunmayan 14.10.2010 tarihli kredi kapsamında kullandırılan krediden kaynaklandığı, davalının kefaleti bulunmayan sözleşmeden kaynaklanan kredi borcundan sorumluluğunun bulunmadığı, kötü niyet tazminatının koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın ve davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı (temlik alan) vekili ve katılma yoluyla davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu, bilirkişi raporunda açıkça borçlu ve kefilin borçtan tam sorumlu olduğunu, sözleşmenin giriş bölümünde yer alan kredi limitinin aynı zamanda kefalet limiti olduğunu, kefilin sözleşme kapsamında sorumluluğunun farklı bir anlaşma olmadıkça son bulmayacağını tespit edildiğini, cari hesap alacağına dayalı alacaklar kapsamında taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmelerinin kesin ve süresiz olduğu ve kredinin bir tarihte sıfırlanmış olsa dahi geçerliliğini kaybetmeyeceğine ve kefalet ilişkisinin son bulmayacağını, kefaletten kurtulmanın ancak bankanın vereceği ibraname mümkün olacağının sözleşme şartları gereği olduğunu, banka ile davalılar arasında düzenlenen iki ayrı genel kredi sözleşmesini davalı şirket tarafından müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını ve bu sözleşmelere istinaden kredi kullandırıldığını, banka ve davalılar arasında imzalanan 2007 tarihli genel kredi sözleşmelerinin 23 üncü ve devamı maddelerinde, kefiller sözleşmenin amacını bilerek, cari hesap alacak ve borç bakiyelerinden, kefaletten rücu olmadıkça sorumlu olacağını ve tek taraflı rücunun bile sözleşme kapsamında geçerli olmayacağını beyan, kabul ve taahhüt ettiklerini, kefillerin, sözleşme kapsamında taraflar açısından doğumu ve doğacak bütün sorumlulukları sözleşmenin imzalaması sırasında bilmekte olduklarını, kredi sözleşmelerinin süresiz olarak akdedildiğini, kullandırılan kredinin cari hesap alacağı niteliğinde olup genel kredi sözleşmelerinin birbirinin devamı ve ayrılmaz bir parçası niteliğinde olduğunu, kredinin kapanıp tekrar yeni kredi kullandırımı niteliğinde bir işlem söz konusu olmadığını, kullandırılan kredi limitinin arttırılması amacıyla imzalanmış kredi sözleşmeleri söz konusu olduğunu, kredi sözleşmelerinin birbirinin ayrılmaz bir parçası olduğu ve imzalanan kredi limit artırımlarının önceki tarihli imzalanmış genel kredi sözleşmesi kapsamındaki taahhütlerin aynen devam edeceği, teminatlar ve sair koşulların aynen devam edeceği, sonraki işlemlerin önceki işlemin bir devamı olacağı açıkça ifade edildiğini ve bu durumun da davalı tarafından beyan, kabul ve taahhüt edildiğini, bilirkişi raporunda kredinin sıfırlanması ve bağımsız bir kredi sözleşmesi yapılması halinde sözleşmeler arasında atıf yapılmasını gerektiğinden bahisle dava konusu sözleşmeyi incelediğini ve gerekli atfın 2010 tarihli sözleşmede mevcut olduğunu ayrıca ve açıkça tespit ettiğini, bu nedenle sözleşmeler birbirinin ayrılmaz bir parçası olduğunu, kefaletin süresiz olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin bilirkişi raporu kapsamında da tespit edilen bu hususları göz ardı ettiğini, dava dışı asıl borçlu ile davalı kefilin birbirleri ile organik bağlı 2 şirket olduğu ve itirazın kötü niyetli olduğunu, davaya esas teşkil eden sözleşmenin 2007 tarihli sözleşme olduğunu, 2010 tarihli sözleşmenin varlığı ve amacı 2007 tarihli sözleşme ve kefalet teminatı olduğunu, ortada ibra yokken asli sözleşmeyi yokmuş gibi sayarak karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek İlk derece Mahkemesi kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2.Davalı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın, davalının 14.10.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinde imzası bulunmadığını bilmesine karşın dava konusu alacağı kötü niyetli olarak icra takibi başlattığını ve dava açtığını bu nedenle, İlk Derece Mahkemesinin kötü niyet tazminatının reddine dair verdiği kararın kaldırılarak kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hükme esas alınan bilirkişi raporunda, net bir şekilde borcun hangi krediden kaynaklandığı belirtilmemekle birlikte "kullandırılan kredinin 2010 tarihli sözleşmeye istinaden kullandırıldığı düşünülmektedir" beyanı ile rapor düzenlendiği, somut olayda, dava konusu edilen kredi borcunun hangi sözleşmeden kaynaklı olduğu tespit edilmeden kefilin sorumluluğunun belirlenemeyeceği, başlatılan takibe konu alacağın hangi kredi sözleşmesinden kaynaklandığı icra dosyası kapsamından anlaşılamadığı, 2007 tarihinde kullandırılan kredilere ilişkin borcun ödenmiş olması ve yeni kullandırılan kredinin 2010 yılındaki kredi sözleşmesinden sonra kullandırılmış olması nedeniyle ve bilirkişinin icra takibine konu alacağın 2010 yılında kullandırılan krediden kaynaklandığı yönünde tespitte bulunmuş olması karşısında icra takibine konu borcun 2010 yılında kullandırılan sözleşmeden kaynaklandığının kabul edilmesi gerektiği, söz konusu sözleşmede davalının kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığı, 2010 yılında imzalanan kredi sözleşmesinin 2007 tarihli kredi sözleşmelerinin limit artırımı sözleşmesi olduğu veya 2007 yılındaki kredi sözlemesine bağlı sözleşme olduğu hususunun davacı tarafından ispat edilemediği, davalının kefil olduğu 2007 tarihli sözleşme nedeniyle kullandırılan kredi borcunun sona ermesinden sonra temlik eden banka ile davalı borçlu şirket arasında yeniden farklı tarihli kredi sözleşmesinin imzalandığı, davalının bu sözleşmeye kefil olmaması nedeniyle kefalet sorumluluğunun bulunmadığı, davalı tarafından davacı alacaklının kötü niyeti ispatlanamadığından davalı taraf lehine kötü niyet tazminatına hükmedilemeyeceği gerekçesiyle taraf vekillerinin isitnaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı (temlik alan) vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istenmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istenmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, icra takibine konu kredi borcunun hangi sözleşmeden kaynaklandığı, davalının kefaletinin icra takibine kredi borcunu kapsayıp kapsamadığı, davacının icra takibinde kötü niyetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi
3. Değerlendirme
1. İlk Derece Mahkemesince harç istisnası bulunan davacı aleyhine harca hükmedilmesi doğru olmamış kararın bu nedenle re'sen bozulması gerekmiştir.
2. Dava genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Kabule göre İlk Derece Mahkemesince 2007 tarihli kredi sözleşmesi borcunun ödendiği dava konusu kredinin 2010 tarihli kredi sözleşmesinden kaynaklandığı ve bu sözleşmede davalının kefaleti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de Mahkemece banka kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmadan karar verilmiştir. Davacı vekili kredi sözleşmesinin bir an için sıfırlanmasının kredi borcunu sona erdirmeyeceğini, kullandırılan kredinin limitinin arttırılması amacıyla yeni kredi sözleşmesi düzenlendiğini, 2010 tarihli kredi sözleşmesinin 2007 tarihli kredi sözleşmesine teminat teşkil etmek üzere yapıldığını iddia ettiğine göre bu durumda Mahkemece deliller eksiksiz olarak toplanıp bu yönden banka kayıtları üzerinde bankacılık işlemlerinde uzman bilirkişiye inceleme yaptırılıp, davacının takip konusu yaptığı alacağın davalının kefil olduğu sözleşme kapsamında kalıp kalmadığı saptanarak alacak borç durumunun tespit edilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5770 E. 2024/2119 K.
Ortak:cari hesap · müteselsil kefil · kefalet · kötü niyet tazminatı · genel kredi sözleşmesi · temlik · kefil · kötü niyet · İtirazın iptali, İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «genel kredi sözleşmelerinin» incelenmesinden davalının 27.12.2007 tarihli genel kredi sözleşmesinde «kefil» olarak imzasının bulunduğu, 14.10.2010 tarihli kredi sözleşmesinde imzasının bulunmadığı, davacının konusu kredinin davacının imzası bulunmayan 14.10.2010 tarihli kredi kapsamında kullandırılan krediden kaynaklandığı, davalının «kefaleti» bulunmayan sözleşmeden kaynaklanan kredi borcundan sorumluluğunun bulunmadığı, «kötü niyet tazminatının» koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın ve davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu, bilirkişi raporunda açıkça borçlu ve «kefilin» borçtan tam sorumlu olduğunu, sözleşmenin giriş bölümünde yer alan kredi limitinin aynı zamanda «kefalet limiti» olduğunu, kefilin sözleşme kapsamında sorumluluğunun farklı bir anlaşma olmadıkça «son» bulmayacağını tespit edildiğini, «cari hesap alacağına» dayalı alacaklar kapsamında taraflar arasında imzalanan «genel kredi sözleşmelerinin» «kesin» ve süresiz olduğu ve kredinin bir tarihte sıfırlanmış olsa dahi geçerliliğini kaybetmeyeceğine ve kefalet ilişkisinin son bulmayacağını, kefaletten kurtulmanın ancak bankanın vereceği «ibraname» mümkün olacağının sözleşme şartları gereği olduğunu, banka ile davalılar arasında düzenlenen iki ayrı genel kredi sözleşmesini davalı şirket tarafından «müteselsil kefil» sıfatıyla imzalandığını ve bu sözleşmelere istinaden kredi kullandırıldığını, banka ve davalılar arasında imzalanan 2007 tarihli genel kredi sözleşmelerinin 23 üncü ve devamı maddelerinde, kefiller sözleşmenin amacını bilerek, cari hesap alacak ve borç bakiyelerinden, kefaletten «rücu» olmadıkça sorumlu olacağını ve tek taraflı rücunun bile sözleşme kapsamında geçerli olmayacağını beyan, kabul ve «taahhüt» ettiklerini, kefillerin, sözleşme kapsamında taraflar açısından doğumu ve doğacak bütün sorumlulukları sözleşmenin imzalaması sırasında bilmekte olduklarını, kredi sözleşmelerinin süresiz olarak akdedildiğini, kullandırılan kredinin cari hesap alacağı niteliğinde olup genel kredi sözleşmelerinin birbirinin devamı ve ayrılmaz bir parçası niteliğinde olduğunu, kredinin kapanıp tekrar yeni kredi kullandırımı niteliğinde bir işlem söz konusu olmadığını, kullandırılan kredi limitinin arttırılması amacıyla imzalanmış kredi sözleşmeleri söz konusu olduğunu, kredi sözleşmelerinin birbirinin ayrılmaz bir parçası olduğu ve imzalanan kredi limit artırımlarının önceki tarihli imzalanmış genel kredi sözleşmesi kapsamındaki taahhütlerin aynen devam edeceği, «teminatlar» ve sair koşulların aynen devam edeceği, sonraki işlemlerin önceki işlemin bir devamı olacağı açıkça ifade edildiğini ve bu durumun da davalı tarafından beyan, kabul ve taahhüt edildiğini, bilirkişi raporunda kredinin sıfırlanması ve bağımsız bir kredi sözleşmesi yapılması halinde sözleşmeler arasında atıf yapılmasını gerektiğinden bahisle dava konusu sözleşmeyi incelediğini ve gerekli atfın 2010 tarihli sözleşmede mevcut olduğunu ayrıca ve açıkça tespit ettiğini, bu nedenle sözleşmeler birbirinin ayrılmaz bir parçası olduğunu, kefaletin süresiz olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin bilirkişi raporu kapsamında da tespit edilen bu hususları göz ardı ettiğini, dava dışı asıl borçlu ile davalı kefilin birbirleri ile organik bağlı 2 şirket olduğu ve itirazın kötü niyetli olduğunu, davaya esas teşkil eden sözleşmenin 2007 tarihli sözleşme olduğunu, 2010 tarihli sözleşmenin varlığı ve amacı 2007 tarihli sözleşme ve kefalet teminatı olduğunu, ortada «ibra» yokken asli sözleşmeyi yokmuş gibi sayarak karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek İlk derece Mahkemesi kararın kaldırılarak davanın kabulüne …
… n kullandırıldığı düşünülmektedir" beyanı ile rapor düzenlendiği, somut olayda, dava konusu edilen kredi borcunun hangi sözleşmeden kaynaklı olduğu tespit edilmeden «kefilin» sorumluluğunun belirlenemeyeceği, başlatılan takibe konu alacağın hangi «kredi sözleşmesinden» kaynaklandığı icra dosyası kapsamından anlaşılamadığı, 2007 tarihinde kullandırılan kredilere ilişkin borcun ödenmiş olması ve yeni kullandırılan kredinin 2010 yılındaki kredi sözleşmesinden sonra kullandırılmış olması nedeniyle ve bilirkişinin icra takibine konu alacağın 2010 yılında kullandırılan krediden kaynaklandığı yönünde tespitte bulunmuş olması karşısında icra takibine konu borcun 2010 yılında kullandırılan sözleşmeden kaynaklandığının kabul edilmesi gerektiği, söz konusu sözleşmede davalının kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığı, 2010 yılında imzalanan kredi sözleşmesinin 2007 tarihli kredi sözleşmelerinin «limit artırımı sözleşmesi» olduğu veya 2007 yılındaki kredi sözlemesine bağlı sözleşme olduğu hususunun davacı tarafından ispat edilemediği, davalının kefil olduğu 2007 tarihli sözleşme nedeniyle kullandırılan kredi borcunun sona ermesinden sonra «temlik» eden banka ile davalı borçlu şirket arasında yeniden farklı tarihli kredi sözleşmesinin imzalandığı, davalının bu sözleşmeye kefil olmaması nedeniyle «kefalet» sorumluluğunun bulunmadığı, davalı tarafından davacı alacaklının «kötü niyeti» ispatlanamadığından davalı taraf lehine «kötü niyet tazminatına» hükmedilemeyeceği gerekçesiyle taraf vekillerinin isitnaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaŞti. arasında imzalanan 09.03.2010 tarihli sözleşmede davalının «kefalet» imzası nedeniyle bu sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerden kaynaklanan davacı alacağından «müteselsil kefil» olarak sorumlu ise de yapılan «bilirkişi incelemesinde» takibe ve davaya konu edilen UU2010041200112 nolu borçlu «cari hesap» kredisinin riskinin 31.01.2013 tarihi itibariyle sıfırlandığı, 23.05.2013 tarihinde davalının imzası bulunmayan 2.250.000,00 TL limitli «genel kredi sözleşmesinin» imzalanmasından sonra aynı kredi hesabından 30.05.2013 tarihinde davacı banka tarafından 300.000,00 TL ödeme yapıldığı ve kredi hesap hareketlerinin devam ettiği tespit edilmiş olmakla sadece tek bir sözleşmenin imzalanmış olması durumunda riskin sıfırlanması kefaleti sona erdirmeyecek olmakla birlikte ikinci bir sözleşmenin imzalanması ve ikinci sözleşmenin imza tarihine kadar daha önce sıfırlanmış olan riskten kredi kullandırılmadığı hususu dikkate alındığında takibe konu kredinin davalının kefalet imzası bulunmayan 23.05.2013 tarihli ikinci sözleşmeye istinaden kullandırılmış olduğu, davalının imzası bulunmayan kredi sözleşmesine dayalı olarak kullandırılan krediye ilişkin sorumluluğundan söz edilemeyeceği bu kapsamda davalıdan takibe konu nakit alacağın tahsili talebinin yerinde olmadığı, davalının kefil sıfatı ile imzaladığı 09.03.2010 tarihli sözleşmede kefilin gayri nakit alacağın «depo» edilmesinden sorumlu olacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığından ve yine takibe konu edilen «çek» yapraklarının ikinci sözleşmenin imzalanmasından önce asıl borçluya verildiği hususu davacı tarafça kanıtlanamadığından davalının takibe konu gayri nakit alacağın …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; alacaklı tarafından yapılan icra takibinde yer alan 09.03.2010 tarihli, «genel kredi sözleşmesinde» yer alan borcun asıl muhatabının müvekkili olmadığını, müvekkilinin anılan krediden kaynaklı borcunun da bulunmadığını, müvekkili tarafından alacaklı «ihtarname» keşide edildiğini ve müvekkilinin şirket hisselerini devrettiğini ve «kefaletini» sona erdirdiğini davacıya bildirdiğini, müvekkilinin hisselerini devrettikten sonra, önceden imzalanan kredi sözleşmesinden kaynaklı olarak hiçbir borcu ve kefaleti kalmadığını, ilgili firmaya ve ortaklarına 01.07.2012 tarihinden sonraki kullandırılmış olan kredili «mevduat hesabı», şirket kredi kartı, eşit taksitli kredi ve her ne ad olursa olsun kredi niteliğindeki kullandırımlarında müvekkilinin herhangi bir şahsi kefaleti bulunmadığını savunarak davanın reddini ve «kötü niyet tazminatına» karar verilmesini istemiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu «kredi sözleşmesi» «cari hesap» şeklinde işleyen bir kredi sözleşmesi olup herhangi bir tarihte sıfırlanması ile kredi sözleşmesinin sona ermesinin mümkün olmadığını, davalının «kefil» olarak imzaladığı kredi sözleşmesinin feshedilerek sonlandırılmadığını, davalının bankaya «ihtarname» keşide ederek «çerçeve sözleşmesi» niteliğindeki işbu kredi «sözleşmesindeki sorumluluğundan kurtulamayacağını», davalının kefil sıfatıyla imzalamış olduğu cari hesap niteliğindeki «genel kredi sözleşmesinden» ve daha sonra bu çerçeve sözleşmeye dayanarak imzalanan diğer sözleşmelerden kaynaklanan borçlardan dolayı kefil olarak sorumluluğunun devam ettiğini, davalı borçlu tarafından genel kredi sözleşmesinde alacaklı olan bankaya borçlu şirketteki hisselerini devrettiği için kredi sözleşmelerindeki müşterek kefillikten vazgeçtiğine dair gönderilen ihtarnamenin hukuki olarak hiçbir sonuç doğurmadığını, söz konusu ihtarnamenin sonuç doğurabilmesi için «temlik» alınan banka veya müvekkili tarafından kabul edilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddini istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:sözleşmesel sorumluluk · gayri nakdi kredi · çerçeve sözleşme · kat ihtarı · sorumluluktan kurtulma · depo kararı · mevduat hesabı · ihtar
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı somut olayda dava konusu ilamsız icra takibinde takip talebinde borcun «sebebi» olarak 09.03.2010 tarihli «genel kredi sözleşmesine» Sungurlu Noterliği'nin 15.12.2015 tarihli «kat ihtarına» ve banka kayıtlarına dayanıldığına göre, öncelikle takip konusu kredi alacağının takipte borcun sebebi olarak gösterilen 09.03.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinden doğup doğmadığının belirlenmesi gerektiği, ilk Derece Mahkemesince yargılama sırasında alınan denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunan bilirkişi ek raporunda belirlendiği üzere davalının «kefalet» imzasının atılı bulunduğu 09.03.2010 tarihli genel kredi sözleşmesine istinaden kullandırılan dava konusu UU2010041200112 nolu borçlu «cari hesap» kredisinin riskinin 31.01.2013 tarihi itibariyle sıfırlanmış olduğu, 23.05.2013 tarihinde 2.250.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinin imzalanmasından sonra aynı kredi hesabından 30.05.2013 tarihinde 300.000,00 TL ödeme yapıldığı, bilahare kullandırım ve tahsilatların devam etmiş olduğu, sadece bir sözleşmenin olması durumunda riskin sıfırlanması kefaleti sona erdirmeyecek olmakla birlikte ikinci sözleşmenin imza tarihine kadar daha önce sıfırlanmış olan riskten kredi kullandırılmadığı dikkate alındığında takibe konu kredinin davalının imzasının bulunmadığı 23.05.2013 tarihli ikinci sözleşmeye istinaden kullandırıldığının kabulü gerektiği, bu durumda takip konusu nakdi kredi alacağının takipte borcun sebebi olarak bildirilen 09.03.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinden doğmadığının somut bir şekilde belirlendiği, nitekim davacı istinaf dilekçesinde, davalının «kefil» sıfatıyla imzalamış olduğu cari hesap niteliğindeki genel kredi sözleşmesinden ve daha sonra bu «çerçeve sözleşmeye» dayanarak imzalanan diğer sözleşmelerden kaynaklanan borçlardan dolayı kefil olarak sorumluluğunun devam ettiğini ileri sürmüş olmakla esasen davalının kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığı genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan krediden de sorumlu olduğu ifade edildiği, ayrıca davacı banka tarafından takipte, takip konusu «çek» yapraklarının iade edilmemesinden doğan 13.400,00 TL bedelli «gayri nakdi kredi» alacağının «depo» edilmesi de istendiği, oysa davalının kefalet imzasının bulunduğu takipte borcun sebebi olarak gösterilen 09.03.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinde davalı kefil …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu «kredi sözleşmesi» «cari hesap» şeklinde işleyen bir kredi sözleşmesi olup herhangi bir tarihte sıfırlanması ile kredi sözleşmesinin sona ermesinin mümkün olmadığını, davalının «kefil» olarak imzaladığı kredi sözleşmesinin feshedilerek sonlandırılmadığını, davalının bankaya «ihtarname» keşide ederek «çerçeve sözleşmesi» niteliğindeki işbu kredi «sözleşmesindeki sorumluluğundan kurtulamayacağını», davalının kefil sıfatıyla imzalamış olduğu cari hesap niteliğindeki «genel kredi sözleşmesinden» ve daha sonra bu çerçeve sözleşmeye dayanarak imzalanan diğer sözleşmelerden kaynaklanan borçlardan dolayı kefil olarak sorumluluğunun devam ettiğini, davalı borçlu tarafından genel kredi sözleşmesinde alacaklı olan bankaya borçlu şirketteki hisselerini devrettiği için kredi sözleşmelerindeki müşterek kefillikten vazgeçtiğine dair gönderilen ihtarnamenin hukuki olarak hiçbir sonuç doğurmadığını, söz konusu ihtarnamenin sonuç doğurabilmesi için «temlik» alınan banka veya müvekkili tarafından kabul edilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddini istemiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; alacaklı tarafından yapılan icra takibinde yer alan 09.03.2010 tarihli, «genel kredi sözleşmesinde» yer alan borcun asıl muhatabının müvekkili olmadığını, müvekkilinin anılan krediden kaynaklı borcunun da bulunmadığını, müvekkili tarafından alacaklı «ihtarname» keşide edildiğini ve müvekkilinin şirket hisselerini devrettiğini ve «kefaletini» sona erdirdiğini davacıya bildirdiğini, müvekkilinin hisselerini devrettikten sonra, önceden imzalanan kredi sözleşmesinden kaynaklı olarak hiçbir borcu ve kefaleti kalmadığını, ilgili firmaya ve ortaklarına 01.07.2012 tarihinden sonraki kullandırılmış olan kredili «mevduat hesabı», şirket kredi kartı, eşit taksitli kredi ve her ne ad olursa olsun kredi niteliğindeki kullandırımlarında müvekkilinin herhangi bir şahsi kefaleti bulunmadığını savunarak davanın reddini ve «kötü niyet tazminatına» karar verilmesini istemiştir.
Şti. arasında imzalanan 09.03.2010 tarihli sözleşmede davalının «kefalet» imzası nedeniyle bu sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerden kaynaklanan davacı alacağından «müteselsil kefil» olarak sorumlu ise de yapılan «bilirkişi incelemesinde» takibe ve davaya konu edilen UU2010041200112 nolu borçlu «cari hesap» kredisinin riskinin 31.01.2013 tarihi itibariyle sıfırlandığı, 23.05.2013 tarihinde davalının imzası bulunmayan 2.250.000,00 TL limitli «genel kredi sözleşmesinin» imzalanmasından sonra aynı kredi hesabından 30.05.2013 tarihinde davacı banka tarafından 300.000,00 TL ödeme yapıldığı ve kredi hesap hareketlerinin devam ettiği tespit edilmiş olmakla sadece tek bir sözleşmenin imzalanmış olması durumunda riskin sıfırlanması kefaleti sona erdirmeyecek olmakla birlikte ikinci bir sözleşmenin imzalanması ve ikinci sözleşmenin imza tarihine kadar daha önce sıfırlanmış olan riskten kredi kullandırılmadığı hususu dikkate alındığında takibe konu kredinin davalının kefalet imzası bulunmayan 23.05.2013 tarihli ikinci sözleşmeye istinaden kullandırılmış olduğu, davalının imzası bulunmayan kredi sözleşmesine dayalı olarak kullandırılan krediye ilişkin sorumluluğundan söz edilemeyeceği bu kapsamda davalıdan takibe konu nakit alacağın tahsili talebinin yerinde olmadığı, davalının kefil sıfatı ile imzaladığı 09.03.2010 tarihli sözleşmede kefilin gayri nakit alacağın «depo» edilmesinden sorumlu olacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığından ve yine takibe konu edilen «çek» yapraklarının ikinci sözleşmenin imzalanmasından önce asıl borçluya verildiği hususu davacı tarafça kanıtlanamadığından davalının takibe konu gayri nakit alacağın …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/955 E. 2013/1851 K.
Ortak:kefalet limiti · müteselsil kefil · kefalet · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaİstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu, bilirkişi raporunda açıkça borçlu ve «kefilin» borçtan tam sorumlu olduğunu, sözleşmenin giriş bölümünde yer alan kredi limitinin aynı zamanda «kefalet limiti» olduğunu, kefilin sözleşme kapsamında sorumluluğunun farklı bir anlaşma olmadıkça «son» bulmayacağını tespit edildiğini, «cari hesap alacağına» dayalı alacaklar kapsamında taraflar arasında imzalanan «genel kredi sözleşmelerinin» «kesin» ve süresiz olduğu ve kredinin bir tarihte sıfırlanmış olsa dahi geçerliliğini kaybetmeyeceğine ve kefalet ilişkisinin son bulmayacağını, kefaletten kurtulmanın ancak bankanın vereceği «ibraname» mümkün olacağının sözleşme şartları gereği olduğunu, banka ile davalılar arasında düzenlenen iki ayrı genel kredi sözleşmesini davalı şirket tarafından «müteselsil kefil» sıfatıyla imzalandığını ve bu sözleşmelere istinaden kredi kullandırıldığını, banka ve davalılar arasında imzalanan 2007 tarihli genel kredi sözleşmelerinin 23 üncü ve devamı maddelerinde, kefiller sözleşmenin amacını bilerek, cari hesap alacak ve borç bakiyelerinden, kefaletten «rücu» olmadıkça sorumlu olacağını ve tek taraflı rücunun bile sözleşme kapsamında geçerli olmayacağını beyan, kabul ve «taahhüt» ettiklerini, kefillerin, sözleşme kapsamında taraflar açısından doğumu ve doğacak bütün sorumlulukları sözleşmenin imzalaması sırasında bilmekte olduklarını, kredi sözleşmelerinin süresiz olarak akdedildiğini, kullandırılan kredinin cari hesap alacağı niteliğinde olup genel kredi sözleşmelerinin birbirinin devamı ve ayrılmaz bir parçası niteliğinde olduğunu, kredinin kapanıp tekrar yeni kredi kullandırımı niteliğinde bir işlem söz konusu olmadığını, kullandırılan kredi limitinin arttırılması amacıyla imzalanmış kredi sözleşmeleri söz konusu olduğunu, kredi sözleşmelerinin birbirinin ayrılmaz bir parçası olduğu ve imzalanan kredi limit artırımlarının önceki tarihli imzalanmış genel kredi sözleşmesi kapsamındaki taahhütlerin aynen devam edeceği, «teminatlar» ve sair koşulların aynen devam edeceği, sonraki işlemlerin önceki işlemin bir devamı olacağı açıkça ifade edildiğini ve bu durumun da davalı tarafından beyan, kabul ve taahhüt edildiğini, bilirkişi raporunda kredinin sıfırlanması ve bağımsız bir kredi sözleşmesi yapılması halinde sözleşmeler arasında atıf yapılmasını gerektiğinden bahisle dava konusu sözleşmeyi incelediğini ve gerekli atfın 2010 tarihli sözleşmede mevcut olduğunu ayrıca ve açıkça tespit ettiğini, bu nedenle sözleşmeler birbirinin ayrılmaz bir parçası olduğunu, kefaletin süresiz olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin bilirkişi raporu kapsamında da tespit edilen bu hususları göz ardı ettiğini, dava dışı asıl borçlu ile davalı kefilin birbirleri ile organik bağlı 2 şirket olduğu ve itirazın kötü niyetli olduğunu, davaya esas teşkil eden sözleşmenin 2007 tarihli sözleşme olduğunu, 2010 tarihli sözleşmenin varlığı ve amacı 2007 tarihli sözleşme ve kefalet teminatı olduğunu, ortada «ibra» yokken asli sözleşmeyi yokmuş gibi sayarak karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek İlk derece Mahkemesi kararın kaldırılarak davanın kabulüne …
A.Ş. arasında imzalanan 27.12.2007 ve 14.10.2010 tarihli «genel kredi sözleşmelerinde» davalının müşterek ve «müteselsil kefil» olduğunu, davacı tarafından davalıya hesap özetlerinin gönderildiğini ancak itiraz edilmediğini, kredi borcunun ödenmemesi üzerine davalıya «hesap kat ihtarnamesi» gönderildiğini, ihtarnameye rağmen ödeme yapılmaması üzerine başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptalini ve «icra inkar tazminatına» karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «genel kredi sözleşmelerinin» incelenmesinden davalının 27.12.2007 tarihli genel kredi sözleşmesinde «kefil» olarak imzasının bulunduğu, 14.10.2010 tarihli kredi sözleşmesinde imzasının bulunmadığı, davacının konusu kredinin davacının imzası bulunmayan 14.10.2010 tarihli kredi kapsamında kullandırılan krediden kaynaklandığı, davalının «kefaleti» bulunmayan sözleşmeden kaynaklanan kredi borcundan sorumluluğunun bulunmadığı, «kötü niyet tazminatının» koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın ve davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece de benimsendiği üzere, kredi borçlusu, borcun tamamından, «müteselsil kefiller» ise «kefalet limiti» ve kendi «temerrütlerinin» sonuçlarıyla sınırlı olmak üzere borçtan sorumludurlar.
Dava, banka «kredi sözleşmesinden» kaynaklandığı iddia olunan alacağın asıl borçlu ve müteselsil kefillerden tahsiline ilişkindir.
Bu itibarla, mahkemece, davanın niteliği gereği asıl borçlu ve «kefiller» yönünden borç miktarının dava tarihi itibariyle ayrı ayrı belirlenip davadan sonra kefillerin kendilerinin sorumluluk miktarı kadar ödemede bulunmaları halinde, kendileri yönünden borcun sona ereceği, borçlunun «kısmi ödeme» yapması halinde ise kefillerin sorumluluklarının önceden olduğu gibi devam edeceği ilke olarak kabul edilip, mülga BK'nun 84'ncü maddesinin aksine bir kabul ve uygulamanın bulunup bulunmadığı da araştırılmak suretiyle, raporu hükme esas alınan bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, davadan sonra yapılan ödemelerin öncelikle faiz alacağından «mahsup» edilmesine ilişkin genel kuralın aksine gerekçeleri gösterilmeden, ana para borcundan mahsup edilmesi ve kredi borçlusu tarafından yapılan kısmi ödemelerin kefil d …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kısmi ödeme · mahsup · temerrüt faizi · temerrüt
Benzer bu kararda… e davalı kefillerin herhangi bir borçlarının bulunmadığı gerekçesiyle, davalı ... yönünden davanın kısmen kabulü ile 93,61 TL alacağın dava tarihinden itibaren %135 «temerrüt faizi» ve %5 BSMV’si ile birlikte tahsiline, davalılar ... ve ... yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Bu itibarla, mahkemece, davanın niteliği gereği asıl borçlu ve «kefiller» yönünden borç miktarının dava tarihi itibariyle ayrı ayrı belirlenip davadan sonra kefillerin kendilerinin sorumluluk miktarı kadar ödemede bulunmaları halinde, kendileri yönünden borcun sona ereceği, borçlunun «kısmi ödeme» yapması halinde ise kefillerin sorumluluklarının önceden olduğu gibi devam edeceği ilke olarak kabul edilip, mülga BK'nun 84'ncü maddesinin aksine bir kabul ve uygulamanın bulunup bulunmadığı da araştırılmak suretiyle, raporu hükme esas alınan bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, davadan sonra yapılan ödemelerin öncelikle faiz alacağından «mahsup» edilmesine ilişkin genel kuralın aksine gerekçeleri gösterilmeden, ana para borcundan mahsup edilmesi ve kredi borçlusu tarafından yapılan kısmi ödemelerin kefil d …
Mahkemece de benimsendiği üzere, kredi borçlusu, borcun tamamından, «müteselsil kefiller» ise «kefalet limiti» ve kendi «temerrütlerinin» sonuçlarıyla sınırlı olmak üzere borçtan sorumludurlar.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/5953 E. , 2023/2901 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/356 Esas, 2021/500 Karar.
HÜKÜM/KARAR Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2015/1096 E., 2017/648 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı (temlik alan) vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı (temlik alan) vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı (temlik veren) vekili dava dilekçesinde; davacı ile dava dışı İnci Teks. Ürün. San. Tic. A.Ş. arasında imzalanan 27.12.2007 ve 14.10.2010 tarihli genel kredi sözleşmelerinde davalının müşterek ve müteselsil kefil olduğunu, davacı tarafından davalıya hesap özetlerinin gönderildiğini ancak itiraz edilmediğini, kredi borcunun ödenmemesi üzerine davalıya hesap kat ihtarnamesi gönderildiğini, ihtarnameye rağmen ödeme yapılmaması üzerine başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; icra takibinin yetkisiz icra müdürlüğünde başlatıldığını, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, 17.12.2007 tarihli genel kredi sözleşmesinde kefillerin yalnızca imzasının bulunduğunu, kefil olan davalının sorumlu olduğu miktarın belirtilmediğini, bu nedenle geçersiz olduğunu, 14.10.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinde davalının kefil olmadığını, hesap kat ihtarnamesinin davalıya gönderilmediğini, takipte talep edilen faiz oranının fahiş olduğunu savunarak davanın reddini ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile genel kredi sözleşmelerinin incelenmesinden davalının 27.12.2007 tarihli genel kredi sözleşmesinde kefil olarak imzasının bulunduğu, 14.10.2010 tarihli kredi sözleşmesinde imzasının bulunmadığı, davacının konusu kredinin davacının imzası bulunmayan 14.10.2010 tarihli kredi kapsamında kullandırılan krediden kaynaklandığı, davalının kefaleti bulunmayan sözleşmeden kaynaklanan kredi borcundan sorumluluğunun bulunmadığı, kötü niyet tazminatının koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın ve davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı (temlik alan) vekili ve katılma yoluyla davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu, bilirkişi raporunda açıkça borçlu ve kefilin borçtan tam sorumlu olduğunu, sözleşmenin giriş bölümünde yer alan kredi limitinin aynı zamanda kefalet limiti olduğunu, kefilin sözleşme kapsamında sorumluluğunun farklı bir anlaşma olmadıkça son bulmayacağını tespit edildiğini, cari hesap alacağına dayalı alacaklar kapsamında taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmelerinin kesin ve süresiz olduğu ve kredinin bir tarihte sıfırlanmış olsa dahi geçerliliğini kaybetmeyeceğine ve kefalet ilişkisinin son bulmayacağını, kefaletten kurtulmanın ancak bankanın vereceği ibraname mümkün olacağının sözleşme şartları gereği olduğunu, banka ile davalılar arasında düzenlenen iki ayrı genel kredi sözleşmesini davalı şirket tarafından müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını ve bu sözleşmelere istinaden kredi kullandırıldığını, banka ve davalılar arasında imzalanan 2007 tarihli genel kredi sözleşmelerinin 23 üncü ve devamı maddelerinde, kefiller sözleşmenin amacını bilerek, cari hesap alacak ve borç bakiyelerinden, kefaletten rücu olmadıkça sorumlu olacağını ve tek taraflı rücunun bile sözleşme kapsamında geçerli olmayacağını beyan, kabul ve taahhüt ettiklerini, kefillerin, sözleşme kapsamında taraflar açısından doğumu ve doğacak bütün sorumlulukları sözleşmenin imzalaması sırasında bilmekte olduklarını, kredi sözleşmelerinin süresiz olarak akdedildiğini, kullandırılan kredinin cari hesap alacağı niteliğinde olup genel kredi sözleşmelerinin birbirinin devamı ve ayrılmaz bir parçası niteliğinde olduğunu, kredinin kapanıp tekrar yeni kredi kullandırımı niteliğinde bir işlem söz konusu olmadığını, kullandırılan kredi limitinin arttırılması amacıyla imzalanmış kredi sözleşmeleri söz konusu olduğunu, kredi sözleşmelerinin birbirinin ayrılmaz bir parçası olduğu ve imzalanan kredi limit artırımlarının önceki tarihli imzalanmış genel kredi sözleşmesi kapsamındaki taahhütlerin aynen devam edeceği, teminatlar ve sair koşulların aynen devam edeceği, sonraki işlemlerin önceki işlemin bir devamı olacağı açıkça ifade edildiğini ve bu durumun da davalı tarafından beyan, kabul ve taahhüt edildiğini, bilirkişi raporunda kredinin sıfırlanması ve bağımsız bir kredi sözleşmesi yapılması halinde sözleşmeler arasında atıf yapılmasını gerektiğinden bahisle dava konusu sözleşmeyi incelediğini ve gerekli atfın 2010 tarihli sözleşmede mevcut olduğunu ayrıca ve açıkça tespit ettiğini, bu nedenle sözleşmeler birbirinin ayrılmaz bir parçası olduğunu, kefaletin süresiz olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin bilirkişi raporu kapsamında da tespit edilen bu hususları göz ardı ettiğini, dava dışı asıl borçlu ile davalı kefilin birbirleri ile organik bağlı 2 şirket olduğu ve itirazın kötü niyetli olduğunu, davaya esas teşkil eden sözleşmenin 2007 tarihli sözleşme olduğunu, 2010 tarihli sözleşmenin varlığı ve amacı 2007 tarihli sözleşme ve kefalet teminatı olduğunu, ortada ibra yokken asli sözleşmeyi yokmuş gibi sayarak karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek İlk derece Mahkemesi kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2.Davalı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın, davalının 14.10.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinde imzası bulunmadığını bilmesine karşın dava konusu alacağı kötü niyetli olarak icra takibi başlattığını ve dava açtığını bu nedenle, İlk Derece Mahkemesinin kötü niyet tazminatının reddine dair verdiği kararın kaldırılarak kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hükme esas alınan bilirkişi raporunda, net bir şekilde borcun hangi krediden kaynaklandığı belirtilmemekle birlikte "kullandırılan kredinin 2010 tarihli sözleşmeye istinaden kullandırıldığı düşünülmektedir" beyanı ile rapor düzenlendiği, somut olayda, dava konusu edilen kredi borcunun hangi sözleşmeden kaynaklı olduğu tespit edilmeden kefilin sorumluluğunun belirlenemeyeceği, başlatılan takibe konu alacağın hangi kredi sözleşmesinden kaynaklandığı icra dosyası kapsamından anlaşılamadığı, 2007 tarihinde kullandırılan kredilere ilişkin borcun ödenmiş olması ve yeni kullandırılan kredinin 2010 yılındaki kredi sözleşmesinden sonra kullandırılmış olması nedeniyle ve bilirkişinin icra takibine konu alacağın 2010 yılında kullandırılan krediden kaynaklandığı yönünde tespitte bulunmuş olması karşısında icra takibine konu borcun 2010 yılında kullandırılan sözleşmeden kaynaklandığının kabul edilmesi gerektiği, söz konusu sözleşmede davalının kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığı, 2010 yılında imzalanan kredi sözleşmesinin 2007 tarihli kredi sözleşmelerinin limit artırımı sözleşmesi olduğu veya 2007 yılındaki kredi sözlemesine bağlı sözleşme olduğu hususunun davacı tarafından ispat edilemediği, davalının kefil olduğu 2007 tarihli sözleşme nedeniyle kullandırılan kredi borcunun sona ermesinden sonra temlik eden banka ile davalı borçlu şirket arasında yeniden farklı tarihli kredi sözleşmesinin imzalandığı, davalının bu sözleşmeye kefil olmaması nedeniyle kefalet sorumluluğunun bulunmadığı, davalı tarafından davacı alacaklının kötü niyeti ispatlanamadığından davalı taraf lehine kötü niyet tazminatına hükmedilemeyeceği gerekçesiyle taraf vekillerinin isitnaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı (temlik alan) vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istenmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istenmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, icra takibine konu kredi borcunun hangi sözleşmeden kaynaklandığı, davalının kefaletinin icra takibine kredi borcunu kapsayıp kapsamadığı, davacının icra takibinde kötü niyetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi
3. Değerlendirme
1. İlk Derece Mahkemesince harç istisnası bulunan davacı aleyhine harca hükmedilmesi doğru olmamış kararın bu nedenle re'sen bozulması gerekmiştir.
2. Dava genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Kabule göre İlk Derece Mahkemesince 2007 tarihli kredi sözleşmesi borcunun ödendiği dava konusu kredinin 2010 tarihli kredi sözleşmesinden kaynaklandığı ve bu sözleşmede davalının kefaleti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de Mahkemece banka kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmadan karar verilmiştir. Davacı vekili kredi sözleşmesinin bir an için sıfırlanmasının kredi borcunu sona erdirmeyeceğini, kullandırılan kredinin limitinin arttırılması amacıyla yeni kredi sözleşmesi düzenlendiğini, 2010 tarihli kredi sözleşmesinin 2007 tarihli kredi sözleşmesine teminat teşkil etmek üzere yapıldığını iddia ettiğine göre bu durumda Mahkemece deliller eksiksiz olarak toplanıp bu yönden banka kayıtları üzerinde bankacılık işlemlerinde uzman bilirkişiye inceleme yaptırılıp, davacının takip konusu yaptığı alacağın davalının kefil olduğu sözleşme kapsamında kalıp kalmadığı saptanarak alacak borç durumunun tespit edilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/950131100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz