İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/8223 E. 2023/2042 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ticari ve iktisadi bütünlük↗ 674 sayılı khk↗ iktisadi bütünlük kararı↗ arabuluculuk son tutanağı↗ son tutanak↗ olağanüstü hal↗ feragat nedeniyle davanın reddi↗ arabuluculuk başvurusu↗ kayyım tayini↗ fatura alacağı↗ arabuluculuk↗ kayyım atanması↗ borca itiraz↗ icra hukuk mahkemesi↗ icra inkâr tazminatı↗ avukatlık asgari ücret tarifesi↗ kayyım↗ davadan feragat↗ kötüniyet tazminatı↗ ticaret sicili müdürlüğü↗ maktu vekalet ücreti↗ vekâlet ücreti↗ şikayet↗ yargılama giderleri↗ kötü niyet tazminatı↗ tmsf↗ iptal davası↗ hak düşürücü süre↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ anonim şirket↗ kötü niyet↗ usulden reddi↗ feragat↗ hukuki yarar↗ ticaret sicili↗ haciz↗ fatura↗ iflas↗ sulh↗ kötüniyet↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ dava sebebi↗ vekalet ücreti↗ temsil↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2019/419 E., 2020/402 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin alacağının tahsili için Gaziantep İcra Müdürlüğünün 2018/63335 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline karar verilmesini istemiş, 28.05.2020 tarihli dilekçesi ile de davalı tarafın cevap dilekçesinde davacı tarafından açılan icra dosyasına müvekkilince herhangi bir borca itiraz dilekçesi sunulmadığını, müvekkilinin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun (5411 sayılı Kanun) 134 üncü maddesine istinaden ticari ve iktisadi bütünlük kapsamına alındığını, bu nedenle borçlu şirket hakkında haciz, tedbir vesaire uygulanamayacağından icra memurlarınca dosya takibi hususunda durdurma kararı verilmiş olduğunu, bilahare bu karara karşı alacaklı tarafından Gaziantep 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/374 E. sayılı dosyaya yapılan şikayet başvurusunun 17.09.2019 tarihli karar ile reddedilmiş olduğunu, zira icra dosyasının zaten kesinleşmiş olduğunu beyan ettiğini, böylelikle davalının alacağı zaten kabul etmiş olduğunu, 17.09.2019 tarihli red kararının tefhiminden önce, itirazın iptali davasını açmak için kanunda öngörülmüş bulunan bir yıllık süreyi kaçırmamak adına, İcra Müdürlüğünün 29.05.2018 tarihli durdurma kararından itibaren bir yıl içerisinde, 29.05.2019 tarihinde arabuluculuğa başvurararak, 18.06.2019 tarihinde Arabuluculuk Son Tutanağı’nın düzenlenmesine müteakip aynı tarihte bu itirazın iptali davasını açtıklarını, yani, huzurda görülen davayı bahsi geçen İcra Hukuk Mahkemesi kararından önce açmak durumunda kaldıklarını, zira, İcra Hukuk Mahkemesinin ne yönde karar vereceğini bilmediklerini, dolayısıyla davanın açıldığı tarihte hukuki yararın mevcut olduğunu, bu nedenle bu davayı açmakta kötüniyetli olmadıklarını beyan ederek davadan feragat ettiklerini ve feragat beyanlarının aleyhlerine vekâlet ücretine hükmedilmeksizin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete daha önce atanan kayyımların görev ve yetkilerinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredildiğini, öncelikle hak düşürücü süre yönüyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın geç açıldığını, davacının iddialarının asılsız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davasından feragat ettiği gerekçesiyle davanın feragat nedeniyle reddine, vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın feragat nedeniyle reddedildiğini ancak lehlerine vekalet ücretine ve kötüniyet tazminatına hükmedilmediğini, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu icra dosyasına herhangi bir itiraz dilekçesi sunmadıklarını, müvekkili şirketin TMSF'nin oluru ile 5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesine istinaden Ticari ve İktisadi Bütünlük kapsamına alınmasına karar verildiğini, icra memurluğunca ticari ve iktisadi bütünlük kararı gereğince takip işlemlerinin durdurulmasına karar verildiğini, davacı tarafın durdurma kararına karşı İcra Hukuk Mahkemesinde şikayet yoluna gittiğini, davacının şikayetinin reddine karar verildiğini, eldeki davanın ise vekalet ücreti ve icra inkâr tazminatı elde etmek amacıyla kötü niyetli olarak açıldığını, ancak davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedileceğini anlayan davacı tarafın davasından feragat ettiğini, dava reddedildiğine göre müvekkili lehine vekâlet ücreti ve kötü niyet tazminatı ödenmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile itirazın iptali davasının reddi halinde borçlu lehine hükmedilecek tazminat kötü niyet tazminatı olup, borçlu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için, icra takibinin haksız olmasının yanında takip alacaklısının da kötü niyetli olması gerektiği, somut olayda davacı alacaklının kötü niyetli olduğunu gösteren herhangi bir delil bulunmadığından mahkemece davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı, İlk Derece Mahkemesince davanın feragat nedeniyle reddedilmesi üzerine davacının yargılama giderleri ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulması ve davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği, davacı tarafın, davalının Gaziantep İcra Müdürlüğünün 2018/63335 E. sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine davalı tarafından haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürdüğü, davalı tarafın ise borca itiraz etmediklerini savunduğu, irazın iptali davası açılabilmesi için öncelikle icra takibine karşı yapılmış geçerli bir itirazın olması gerektiği, davalı taraf borca itiraz etmediğinden davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı gözetilerek karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; feragat nedeniyle davanın reddine karar verilerek, müvekkil şirket lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin kanuna aykırı olduğunu Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 6 ncı ve 13 üncü maddeleri gereğince vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, ayrıca davacı kötü niyetli olduğu halde kötü niyet tazminatına hükmedilmediğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, fatura alacağının tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, davacının kötü niyetli olup olmadığı ile davalı lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilip hükmedilemeyeceği hususları uyuşmazlık konusudur.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ve 309 uncu maddesi, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesi, 5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi, 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
Dava, fatura alacağının tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalının icra takip dosyasına vermiş olduğu itiraz dilekçesinde davalı Naksan Plastik Enerji Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketine Gaziantep 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/5555 D.İş sayılı kararı ile TMSF'ye devredildiğini, işbu davaya vermiş olduğu cevap dilekçesinde ise, davalı Naksan Plastik Enerji Sanayi ve Ticaret Anonim Şirket yönetimine Gaziantep 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/5027 D.İş kararı ile Kayyım Heyeti atandığı, Gaziantep 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/5555 D.İş sayılı kararı ile daha önce atanan kayyımların görev ve yetkilerinin TMSF'ye devredildiğini belirtmiştir. Gerek İlk Derece Mahkemesi'nce gerekse Bölge Adliye Mahkemesince davalının bu yöndeki itirazları üzerinde durulmamış, davalı şirkete kayyım atanıp atanmadığı veya TSMF'ye devredilip devredilmediği, başka bir deyişle davalı şirketin hali hazırdaki hukuki durumunun belirlenmediği anlaşılmıştır. Öte yandan icra takibi ile davanın, davalı şirkete kayyım tayin edildiği veya TMSF'ye devredildikten sonra açıldığından davalı tarafın hukuki durumu da belirlenmediğinden davaya cevap veren vekilin davada davalı şirketin mi yoksa TMSF'nin mi vekili olduğu hususu da değerlendirmeksizin karar verildiği görülmüştür. Bu durumda, Mahkemece öncelikle 674 sayılı KHK'nın 19 uncu maddesi ile Sulh Ceza Hakimlikleri Kararlarının birlikte değerlendirerek, ayrıca; ilgili ticaret sicil müdürlüğünden davalı şirketin 674 sayılı KHK tarihinden sonraki dönem için TMSF'ce yapılan işlemlerinde olduğu tüm belgeler getirtilmek suretiyle, davalı şirkete kayyım atanması veya TSMF'ye devredilmiş olduğunun tespit edilmesi durumunda davalıyı temsile yetkili olan kişi veya kurumlara tebliği sonrasında oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken bu konularda hiç bir araştırma yapılmaksızın yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın re'sen bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Kararın kaldırılması | İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/55 E. 2023/3309 K.
Ortak:iktisadi bütünlük kararı · kayyım · ticaret sicili müdürlüğü · ticaret sicili · temsil
İncelediğiniz karardaBu durumda, Mahkemece öncelikle 674 sayılı KHK'nın 19 uncu maddesi ile Sulh Ceza Hakimlikleri Kararlarının birlikte değerlendirerek, ayrıca; ilgili «ticaret sicil müdürlüğünden» davalı şirketin 674 sayılı KHK tarihinden sonraki dönem için TMSF'ce yapılan işlemlerinde olduğu tüm belgeler getirtilmek suretiyle, davalı şirkete «kayyım atanması» veya TSMF'ye devredilmiş olduğunun tespit edilmesi durumunda davalıyı «temsile» yetkili olan kişi veya kurumlara tebliği sonrasında oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken bu konularda hiç bir araştırma yapılmaksızın yazılı olduğu şeki …
… e karar verilmesini istemiş, 28.05.2020 tarihli dilekçesi ile de davalı tarafın cevap dilekçesinde davacı tarafından açılan icra dosyasına müvekkilince herhangi bir «borca itiraz» dilekçesi sunulmadığını, müvekkilinin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun (5411 sayılı Kanun) 134 üncü maddesine istinaden ticari ve «iktisadi bütünlük» kapsamına alındığını, bu nedenle borçlu şirket hakkında «haciz», tedbir vesaire uygulanamayacağından icra memurlarınca dosya takibi hususunda durdurma kararı verilmiş olduğunu, bilahare bu karara karşı alacaklı tarafından Gazia …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete daha önce atanan «kayyımların» görev ve yetkilerinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredildiğini, öncelikle «hak düşürücü süre» yönüyle davanın «usulden reddine» karar verilmesi gerektiğini, davanın geç açıldığını, davacının iddialarının asılsız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Benzer bu kararda… rtilen usullere uygun olarak yürütüldüğü, taraflarca gösterilen hükme etki edecek delillerin usulüne uygun olarak toplandığı, toplanan delillere göre davacı tarafça «satım sözleşmesine» konu bedelin davalı tarafa peşinen ödendiği, fakat «teslim tarihinin» ödeme tarihinden ileri bir tarih olarak belirlendiği, bu durumda satım işlemine konu malların teslim edildiğine ilişkin «ispat yükünün» davalı tarafta olduğu, davalı tarafın satım sözleşmesine konu malları teslim ettiğini ispatlayacak herhangi bir delil sunmadığı, davalı şirkete «kayyım» atanmış olması ve akabinde şirketin yönetiminin TMSF'ye devredilmesinin ve davalı şirket hakkında ticari ve «iktisadi bütünlük» kararı verilmesinin davalı şirketin borcunu ortadan kaldırılacak bir husus olmadığı, buna göre mahkemece delillerin takdirinde ve yasa kurallarının olaya uygulanmasında bir isabetsizlik görülmediği, kararda «kamu düzenine» aykırı herhangi bir husus bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar v …
Sulh Ceza Hakimliği'nin 2016/5555 D.iş sayılı kararı ile daha önce atanan «kayyımların» görev ve yetkileri TMSF'ye devredildiğini, alacaklı görünen tarafla hukuki ilişkimiz ihtilaflı olup takibe dayanak borç için alacaklı görünen şirketle «mutabakat» sağlanamadığını, bu sebeple takibe dayanak borcun gerçek bir borç olup olmadığı şüpheli olduğunu, müvekkili şirket TMSF'ye devredildiğinden TMSF incelemesi dolayıs …
Davalı şirketin hazineye intikali sonucunda şirketi «temsilen» hareket eden vekilin vekillik görevinin sona ereceği, ve davanın Maliye Hazinesine karşı yöneltilip yargılamaya devam edilmesi gerektiği açıktır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:teslim tarihi · ihtar tebliği · mutabakat · ticari faiz · ara karar · kesin süre · satım sözleşmesi · icra takibine itiraz
Benzer bu kararda… emesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davaya konu edilen satım işleminde dosyada yer alan fiyat teklif formundan anlaşılacağı üzere davacı tarafça «satım sözleşmesine» konu bedelin davalı tarafa peşinen ödendiği fakat «teslim tarihinin» ödeme tarihinden ileri bir tarih olarak belirlendiği bu durumda satım işlemine konu malların teslim edildiğine ilişkin «ispat yükünün» davalı tarafta olduğu, mahkemece 4 nolu celse 1 nolu «ara» karar uyarınca davalı tarafa davaya konu edilen satım sözleşmesine ilişkin malları teslim ettiğine dair delilleri «ibraz» etmesi için 2 haftalık «kesin süre» verildiği, davalı tarafça verilen kesin süreye rağmen satıma konu malların teslim edildiğine ilişkin herhangi bir delil ibraz edilemediğinin anlaşılması karşısında davaya konu «asıl alacak» miktarı olan 112.500,00 TL'ye davacı tarafından davalıya gönderilen «ihtarın tebliğinden» 3 gün sonrası olan 29.08.2016 tarihinden icra takip tarihi olan 04.04.2017 tarihine kadar işleyecek «ticari faiz» ile birlikte toplam takibin 119.051,02 TL yönünden devamına, fazlaya dair istemin reddine ayrıca asıl alacak miktarı olan 112.500,00 TL üzerinden hesap edilecek %20 «icra inkar tazminatının» da davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
… rtilen usullere uygun olarak yürütüldüğü, taraflarca gösterilen hükme etki edecek delillerin usulüne uygun olarak toplandığı, toplanan delillere göre davacı tarafça «satım sözleşmesine» konu bedelin davalı tarafa peşinen ödendiği, fakat «teslim tarihinin» ödeme tarihinden ileri bir tarih olarak belirlendiği, bu durumda satım işlemine konu malların teslim edildiğine ilişkin «ispat yükünün» davalı tarafta olduğu, davalı tarafın satım sözleşmesine konu malları teslim ettiğini ispatlayacak herhangi bir delil sunmadığı, davalı şirkete «kayyım» atanmış olması ve akabinde şirketin yönetiminin TMSF'ye devredilmesinin ve davalı şirket hakkında ticari ve «iktisadi bütünlük» kararı verilmesinin davalı şirketin borcunu ortadan kaldırılacak bir husus olmadığı, buna göre mahkemece delillerin takdirinde ve yasa kurallarının olaya uygulanmasında bir isabetsizlik görülmediği, kararda «kamu düzenine» aykırı herhangi bir husus bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar v …
Sulh Ceza Hakimliği'nin 2016/5555 D.iş sayılı kararı ile daha önce atanan «kayyımların» görev ve yetkileri TMSF'ye devredildiğini, alacaklı görünen tarafla hukuki ilişkimiz ihtilaflı olup takibe dayanak borç için alacaklı görünen şirketle «mutabakat» sağlanamadığını, bu sebeple takibe dayanak borcun gerçek bir borç olup olmadığı şüpheli olduğunu, müvekkili şirket TMSF'ye devredildiğinden TMSF incelemesi dolayıs …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sözleşmeden kaynaklanan mal «tesliminin» gerçekleşmediği iddiasıyla ödenen bedelin iadesine ilişkin başlatılan «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/3472 E. 2022/4489 K.
Ortak:kayyım
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete daha önce atanan «kayyımların» görev ve yetkilerinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredildiğini, öncelikle «hak düşürücü süre» yönüyle davanın «usulden reddine» karar verilmesi gerektiğini, davanın geç açıldığını, davacının iddialarının asılsız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/5555 D.İş sayılı kararı ile daha önce atanan «kayyımların» görev ve yetkilerinin TMSF'ye devredildiğini belirtmiştir.
Gerek İlk Derece Mahkemesi'nce gerekse Bölge Adliye Mahkemesince davalının bu yöndeki itirazları üzerinde durulmamış, davalı şirkete «kayyım» atanıp atanmadığı veya TSMF'ye devredilip devredilmediği, başka bir deyişle davalı şirketin hali hazırdaki hukuki durumunun belirlenmediği anlaşılmıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2589 E. 2023/2902 K.
Ortak:iktisadi bütünlük kararı · kayyım atanması · kayyım · dava şartı
İncelediğiniz karardaBu durumda, Mahkemece öncelikle 674 sayılı KHK'nın 19 uncu maddesi ile Sulh Ceza Hakimlikleri Kararlarının birlikte değerlendirerek, ayrıca; ilgili «ticaret sicil müdürlüğünden» davalı şirketin 674 sayılı KHK tarihinden sonraki dönem için TMSF'ce yapılan işlemlerinde olduğu tüm belgeler getirtilmek suretiyle, davalı şirkete «kayyım atanması» veya TSMF'ye devredilmiş olduğunun tespit edilmesi durumunda davalıyı «temsile» yetkili olan kişi veya kurumlara tebliği sonrasında oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken bu konularda hiç bir araştırma yapılmaksızın yazılı olduğu şeki …
… e karar verilmesini istemiş, 28.05.2020 tarihli dilekçesi ile de davalı tarafın cevap dilekçesinde davacı tarafından açılan icra dosyasına müvekkilince herhangi bir «borca itiraz» dilekçesi sunulmadığını, müvekkilinin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun (5411 sayılı Kanun) 134 üncü maddesine istinaden ticari ve «iktisadi bütünlük» kapsamına alındığını, bu nedenle borçlu şirket hakkında «haciz», tedbir vesaire uygulanamayacağından icra memurlarınca dosya takibi hususunda durdurma kararı verilmiş olduğunu, bilahare bu karara karşı alacaklı tarafından Gazia …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete daha önce atanan «kayyımların» görev ve yetkilerinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredildiğini, öncelikle «hak düşürücü süre» yönüyle davanın «usulden reddine» karar verilmesi gerektiğini, davanın geç açıldığını, davacının iddialarının asılsız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Benzer bu kararda… unu'nun 133 üncü ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi uyarınca «kayyım atanmasına» karar verildiğini, kayyım olarak atanan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından şirketin satılmasına karar verildiğini, söz konusu uyuşmazlıkta adli yargının «görevli» olduğunu, söz konusu şirketin TMSF tarafından devralınmadığını, TMSF’nin idare kayyımı olduğunu, satış kararı alamayacağını, şirketin satışına ilişkin ihalenin usu …
İş sayılı kararı ile davacıların ortağı oldukları davalı şirkete dava dışı TMSF'nin «yönetim kayyımı» atandığı, davalı şirkete yönetim kayyımı olarak atanan dava dışı TMSF kararı ile davalı şirketin ticari ve «iktisadi bütünlüğünün» oluşturulmasına ve satışına karar verildiği, söz konusu bütünlüğün 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134 üncü maddesi ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturan Mahcuzların Satışına İlişkin Yönetmelik kapsamında kapalı zarf ve açık arttırma usullerinin birlikte uygulanması suretiyle satışa çıkartıldığı, TMSF "Yeşildağ Hayvancılık Ticari ve İktisadi Bütünlüğü" Satış Komisyonu Başkanlığı tarafından «ilan» edildiği, iptali istenen ihaleyi TMSF'nin düzenlediği, ihale kararının da yine TMSF tarafından alındığı, dolayısıyla iptali istenen kararın davalı şirket tarafından alınmış bir karar olmadığı, anılan karar TMSF tarafından alındığından davanın TMSF'ye karşı yöneltilmesi gerekeceği, diğer yandan kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade beyanıyla kurulan «idari işlemler», idari eylemler ve idari «sözleşmelerden doğan» uyuşmazlıklar sebebiyle açılan davalar idari yargının «görev alanına» girdiği, davalının davada «pasif husumet ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… ğını, ihale sonucunda davalı şirketin yapacağı devir işlemlerinin iptali olduğunu, devir işlemlerini yapmaya davalının yetkili olduğunu, bu nedenle davalının davada «husumet ehliyetinin» bulunduğunu, TMSF'nin 5271 sayılı Kanunu'nun 133 üncü maddesi ve 674 sayılı KHK’nın 19 uncu maddesi kapsamında, «kayyım atanmasına» karar verildiğini, TMSF tarafından alınan satış kararı alındığını, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayyımın işlemlerine karşı «görevli» mahkemeye 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, bu maddeler uyarınca davanın adli yargının …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:genel kurul yetkisi · yönetim kayyımı · idari işlem · dava dilekçesinin tebliği · pasif husumet ehliyeti · sözleşmeden doğan dava · husumet ehliyeti · pasif husumet
Benzer bu karardaİş sayılı kararı ile davacıların ortağı oldukları davalı şirkete dava dışı TMSF'nin «yönetim kayyımı» atandığı, davalı şirkete yönetim kayyımı olarak atanan dava dışı TMSF kararı ile davalı şirketin ticari ve «iktisadi bütünlüğünün» oluşturulmasına ve satışına karar verildiği, söz konusu bütünlüğün 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134 üncü maddesi ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturan Mahcuzların Satışına İlişkin Yönetmelik kapsamında kapalı zarf ve açık arttırma usullerinin birlikte uygulanması suretiyle satışa çıkartıldığı, TMSF "Yeşildağ Hayvancılık Ticari ve İktisadi Bütünlüğü" Satış Komisyonu Başkanlığı tarafından «ilan» edildiği, iptali istenen ihaleyi TMSF'nin düzenlediği, ihale kararının da yine TMSF tarafından alındığı, dolayısıyla iptali istenen kararın davalı şirket tarafından alınmış bir karar olmadığı, anılan karar TMSF tarafından alındığından davanın TMSF'ye karşı yöneltilmesi gerekeceği, diğer yandan kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade beyanıyla kurulan «idari işlemler», idari eylemler ve idari «sözleşmelerden doğan» uyuşmazlıklar sebebiyle açılan davalar idari yargının «görev alanına» girdiği, davalının davada «pasif husumet ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta davalının «pasif husumet ehliyeti» olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
CEVAP Davalı vekiline dava «dilekçesi tebliğ» edilmemiştir.
… ğını, ihale sonucunda davalı şirketin yapacağı devir işlemlerinin iptali olduğunu, devir işlemlerini yapmaya davalının yetkili olduğunu, bu nedenle davalının davada «husumet ehliyetinin» bulunduğunu, TMSF'nin 5271 sayılı Kanunu'nun 133 üncü maddesi ve 674 sayılı KHK’nın 19 uncu maddesi kapsamında, «kayyım atanmasına» karar verildiğini, TMSF tarafından alınan satış kararı alındığını, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayyımın işlemlerine karşı «görevli» mahkemeye 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, bu maddeler uyarınca davanın adli yargının …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/8223 E. , 2023/2042 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/765 Esas, 2021/1328 Karar
HÜKÜM
Esas hakkında yeniden hüküm kurulması
İLK DERECE MAHKEMESİ Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2019/419 E., 2020/402 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin alacağının tahsili için Gaziantep İcra Müdürlüğünün 2018/63335 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline karar verilmesini istemiş, 28.05.2020 tarihli dilekçesi ile de davalı tarafın cevap dilekçesinde davacı tarafından açılan icra dosyasına müvekkilince herhangi bir borca itiraz dilekçesi sunulmadığını, müvekkilinin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun (5411 sayılı Kanun) 134 üncü maddesine istinaden ticari ve iktisadi bütünlük kapsamına alındığını, bu nedenle borçlu şirket hakkında haciz, tedbir vesaire uygulanamayacağından icra memurlarınca dosya takibi hususunda durdurma kararı verilmiş olduğunu, bilahare bu karara karşı alacaklı tarafından Gaziantep 2.
İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/374 E. sayılı dosyaya yapılan şikayet başvurusunun 17.09.2019 tarihli karar ile reddedilmiş olduğunu, zira icra dosyasının zaten kesinleşmiş olduğunu beyan ettiğini, böylelikle davalının alacağı zaten kabul etmiş olduğunu, 17.09.2019 tarihli red kararının tefhiminden önce, itirazın iptali davasını açmak için kanunda öngörülmüş bulunan bir yıllık süreyi kaçırmamak adına, İcra Müdürlüğünün 29.05.2018 tarihli durdurma kararından itibaren bir yıl içerisinde, 29.05.2019 tarihinde arabuluculuğa başvurararak, 18.06.2019 tarihinde Arabuluculuk Son Tutanağı’nın düzenlenmesine müteakip aynı tarihte bu itirazın iptali davasını açtıklarını, yani, huzurda görülen davayı bahsi geçen İcra Hukuk Mahkemesi kararından önce açmak durumunda kaldıklarını, zira, İcra Hukuk Mahkemesinin ne yönde karar vereceğini bilmediklerini, dolayısıyla davanın açıldığı tarihte hukuki yararın mevcut olduğunu, bu nedenle bu davayı açmakta kötüniyetli olmadıklarını beyan ederek davadan feragat ettiklerini ve feragat beyanlarının aleyhlerine vekâlet ücretine hükmedilmeksizin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete daha önce atanan kayyımların görev ve yetkilerinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredildiğini, öncelikle hak düşürücü süre yönüyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın geç açıldığını, davacının iddialarının asılsız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davasından feragat ettiği gerekçesiyle davanın feragat nedeniyle reddine, vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın feragat nedeniyle reddedildiğini ancak lehlerine vekalet ücretine ve kötüniyet tazminatına hükmedilmediğini, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu icra dosyasına herhangi bir itiraz dilekçesi sunmadıklarını, müvekkili şirketin TMSF'nin oluru ile 5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesine istinaden Ticari ve İktisadi Bütünlük kapsamına alınmasına karar verildiğini, icra memurluğunca ticari ve iktisadi bütünlük kararı gereğince takip işlemlerinin durdurulmasına karar verildiğini, davacı tarafın durdurma kararına karşı İcra Hukuk Mahkemesinde şikayet yoluna gittiğini, davacının şikayetinin reddine karar verildiğini, eldeki davanın ise vekalet ücreti ve icra inkâr tazminatı elde etmek amacıyla kötü niyetli olarak açıldığını, ancak davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedileceğini anlayan davacı tarafın davasından feragat ettiğini, dava reddedildiğine göre müvekkili lehine vekâlet ücreti ve kötü niyet tazminatı ödenmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile itirazın iptali davasının reddi halinde borçlu lehine hükmedilecek tazminat kötü niyet tazminatı olup, borçlu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için, icra takibinin haksız olmasının yanında takip alacaklısının da kötü niyetli olması gerektiği, somut olayda davacı alacaklının kötü niyetli olduğunu gösteren herhangi bir delil bulunmadığından mahkemece davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı, İlk Derece Mahkemesince davanın feragat nedeniyle reddedilmesi üzerine davacının yargılama giderleri ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulması ve davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği, davacı tarafın, davalının Gaziantep İcra Müdürlüğünün 2018/63335 E.
sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine davalı tarafından haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürdüğü, davalı tarafın ise borca itiraz etmediklerini savunduğu, irazın iptali davası açılabilmesi için öncelikle icra takibine karşı yapılmış geçerli bir itirazın olması gerektiği, davalı taraf borca itiraz etmediğinden davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı gözetilerek karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; feragat nedeniyle davanın reddine karar verilerek, müvekkil şirket lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin kanuna aykırı olduğunu Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 6 ncı ve 13 üncü maddeleri gereğince vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, ayrıca davacı kötü niyetli olduğu halde kötü niyet tazminatına hükmedilmediğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, fatura alacağının tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, davacının kötü niyetli olup olmadığı ile davalı lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilip hükmedilemeyeceği hususları uyuşmazlık konusudur.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ve 309 uncu maddesi, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesi, 5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi, 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
Dava, fatura alacağının tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalının icra takip dosyasına vermiş olduğu itiraz dilekçesinde davalı Naksan Plastik Enerji Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketine Gaziantep 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/5555 D.İş sayılı kararı ile TMSF'ye devredildiğini, işbu davaya vermiş olduğu cevap dilekçesinde ise, davalı Naksan Plastik Enerji Sanayi ve Ticaret Anonim Şirket yönetimine Gaziantep 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/5027 D.İş kararı ile Kayyım Heyeti atandığı, Gaziantep 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/5555 D.İş sayılı kararı ile daha önce atanan kayyımların görev ve yetkilerinin TMSF'ye devredildiğini belirtmiştir. Gerek İlk Derece Mahkemesi'nce gerekse Bölge Adliye Mahkemesince davalının bu yöndeki itirazları üzerinde durulmamış, davalı şirkete kayyım atanıp atanmadığı veya TSMF'ye devredilip devredilmediği, başka bir deyişle davalı şirketin hali hazırdaki hukuki durumunun belirlenmediği anlaşılmıştır.
Öte yandan icra takibi ile davanın, davalı şirkete kayyım tayin edildiği veya TMSF'ye devredildikten sonra açıldığından davalı tarafın hukuki durumu da belirlenmediğinden davaya cevap veren vekilin davada davalı şirketin mi yoksa TMSF'nin mi vekili olduğu hususu da değerlendirmeksizin karar verildiği görülmüştür. Bu durumda, Mahkemece öncelikle 674 sayılı KHK'nın 19 uncu maddesi ile Sulh Ceza Hakimlikleri Kararlarının birlikte değerlendirerek, ayrıca; ilgili ticaret sicil müdürlüğünden davalı şirketin 674 sayılı KHK tarihinden sonraki dönem için TMSF'ce yapılan işlemlerinde olduğu tüm belgeler getirtilmek suretiyle, davalı şirkete kayyım atanması veya TSMF'ye devredilmiş olduğunun tespit edilmesi durumunda davalıyı temsile yetkili olan kişi veya kurumlara tebliği sonrasında oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken bu konularda hiç bir araştırma yapılmaksızın yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın re'sen bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının re'sen BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/947211500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz