6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Çağrı/hazır bulunma eksikliği genel kurul kararını yoklukla malul kılar

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/5560 E. 2023/2238 K. · · İlk derece: İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Gerekçe özeti

Çağrısız genel kurulda tüm pay sahiplerinin/temsilcilerinin hazır bulunması ve itiraz etmemesi kurucu şekli unsurdur; usulüne uygun çağrı yapılmadan veya pay sahibinin katılımı olmadan alınan kararlar yoklukla maluldür. Yok hükmündeki kararın yokluğunun tespitinin istenmesi hakkın kötüye kullanılması sayılmaz ve aradan geçen süre yok hükmündeki karara geçerlilik kazandırmaz; iptal edilebilirlik üç aylık hak düşürücü süreye tabiyken yokluk ve butlan süreye tabi değildir.

Ele alınan sorunlar

Çağrısız genel kurulda kurucu unsur eksikliği ve yokluk yaptırımı → kabul

İddia: Davacı: toplantılara davetin usulüne uygun yapılmadığı, hazirun cetvellerindeki imzaların kendisine ait olmadığı, yokluğun tespiti davasının herhangi bir süreye tabi olmadığı.

Gerekçe: Çağrısız genel kurul toplantısının geçerli olabilmesi için bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin toplantıda hazır bulunması ve hiçbirinin itiraz etmemesi, çağrısız genel kurulda alınacak kararların kurucu-şekli unsurudur; bu unsurun eksikliği kararı yoklukla malul kılar. Temyize konu toplantılarda hazirun cetvellerindeki imzaların davacının eli ürünü olmadığı ve usulüne uygun çağrı yapılmadığı saptandığından, davacının hazır bulunmadığı bu toplantılarda alınan kararlar yok hükmündedir. Yok hükmündeki bir kararın yokluğunun tespitinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması (TMK m.2) kapsamında değerlendirilemez; aradan zaman geçmesi yok hükmündeki karara sıhhat kazandırmaz ve dosyada icazet verildiğine dair delil de yoktur. İptal edilebilirlik karar tarihinden itibaren üç ay içinde açılacak davaya (hak düşürücü süre) tabi iken, yokluk ve butlanın tespiti süreye tabi değildir. Bu nedenle davanın kabulü gerekirken tümden reddi doğru değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Çağrısız genel kurulda katılım/çağrı eksikliğinin yokluk doğurduğu ve yoklukta hakkın kötüye kullanılması def'inin uygulanamayacağı yönünden emsal (bağlayıcı bozma).

Usul tespitleri

Hak düşürücü süre
Genel kurul kararının iptali davası karar tarihinden itibaren üç ay içinde açılmalıdır (hak düşürücü süre); butlan ve yokluğun tespiti ise süreye tabi değildir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yokluk butlan iptal edilebilirlik çağrısız genel kurul kurucu-şekli unsur hakkın kötüye kullanılması hazirun cetveli

Atıf yapılan mevzuat: 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu — 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu 3816762 sayılı Türk Ticaret Kanunu 536 · 6102 sayılı Kanun — 6102 sayılı Kanun 447 · 818 sayılı Borçlar Kanunu — 818 sayılı Borçlar Kanunu 20 · 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu — 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 27 · 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu — 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 2

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Genel kurul kararının yokluğunun tespiti | Kâr payı dağıtımı

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/5560 E. 2023/2238 K.

    Ortak: · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Genel kurul kararının yokluğunun tespiti, Kâr payı dağıtımı

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Çağrısız genel kurulda hazır bulunma kurucu unsurdur; eksikse karar yok hükmündedir

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/5560 E. 2023/2238 K.

    Ortak: · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Genel kurul kararının yokluğunun tespiti, Kâr payı dağıtımı

    Sonuç: 🔶 iki emsal

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2021/5560 E.  ,  2023/2238 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2019/829 Esas, 2021/858 Karar

HÜKÜM

Red

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2014/362 E., 2018/1144 K.

Taraflar arasındaki genel kurul kararlarının yokluğunun tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirkette babası Şakir Kaya'nın 03.11.1999 tarihinde ölümünden sonra 2000 yılından itibaren pay sahibi olarak yer aldığını, davalı şirketin sermayesinin 543.267,32 TL olduğunu, davalı şirketin babasının ölümünden sonra ilkokul mezunu müvekkilinin cahilliğinden faydalanarak notere götürmek suretiyle veya doğrudan okumasına müsaade edilmeden bir takım belgeler imzalatıldığını, müvekkilinin esasen hangi belgeleri imzaladığı ve nerede olduklarını bilmemekle beraber davalı şirketin davacıya genel kurul toplantısı gününü ve saatini usulüne uygun şekilde bildirmediğini, bu nedenlerle davacının genel kurul toplantılarına katılamadığını ve şirketin elde ettiği kârdan payını alamadığını, toplantı tutanağına sahte olarak davacının adına imzaların atıldığını belirterek 09.05.2012, 25.04.2011, 04.03.2010, 07.04.2009, 15.04.2008, 30.03.2007, 28.03.2006, 08.04.2005, 22.03.2004, 17.06.2003, 30.04.2003, 29.04.2002, 27.04.2001 ve 26.05.2000 tarihli genel kurul kararlarının mutlak butlan ile hükümsüzlüğüne karar verilerek iptaline, 2000 ile 2012 yılları arasındaki 1.000,00 TL kâr payının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 381 inci maddesi gereğince genel kurul kararlarına karşı açılacak iptal davalarının kararın alındığı tarihten itibaren 3 ay içerisinde açılması gerektiğini, bunun hak düşürücü süre olduğunu, davacının önceki yıllara ilişkin olarak 2000 ila 2010 yılları arasında yapılan tüm olağan genel kurullardan haberi olduğunu, davanın yasada öngörülen 3 aylık hak düşürücü süreden sonra açıldığını, ayrıca genel kurullarda alınan kararlarla ilgili muhalefet şerhinin de ileri sürülmediğini, müvekkili şirketin ve yöneticilerin hissedarlarına ve şirkete zarar verecek hiçbir işlem gerçekleştirmediğini, tüm hissedarların ve aile bireylerinin yapılan işlerden haberi olduğunu, davacının beyan ve iddialarının aksine kâr payı dağıtılmamasında ana sözleşmeye aykırı bir durum bulunmadığını, ayrıca noter belgelerinden de görüleceği üzere davacının çok kısa zaman aralıkları ile çok farklı imzaları kullandığını, sabit bir imzasının olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla davacı tarafın, kendisinin katılmadığı ancak katılmış gibi gösterilerek alınan genel kurul kararları ile ilgili iddiası yönünden davacının örnek imzalarının toplandığı, huzurda imzaları alınarak ve Adli Tıp Kurumundan rapor alınmak suretiyle imza sahteciliği iddiasının incelendiği ve alınan raporda asılları temin edilebilen genel kurul tutanaklarındaki imzalar ile davacının imzaları karşılaştırıldığında; davacının imzasının taklit edildiği, o yokken varmış gibi karar alındığı genel kurul toplantılarının 30.04.2003, 17.06.2003, 22.03.2004, 18.04.2005, 28.03.2006, 15.04.2008 ve 07.04.2009 tarihli genel kurul toplantıları olduğu, yoklukla butlan halinde hak düşürücü sürenin söz konusu olmayacağı, dava konusu olan diğer genel kurul kararlarında ise, bilirkişi rapor ve ek raporlarında yokluk ve/veya butlan yaptırımına tabii tutulacak bir durumun bulunmadığı, bu nedenle onlar yönünden davanın reddi gerektiği, davacının, kâr payı dağıtılması ve tahsiline de karar verilmesi talebine ilişkin ise, şirketin faaliyet ve mali durumuna nazaran kâr payı dağıtmamakta direngen hale düştüğünün kabul edilemeyeceği tespit edilmiş olup, bu talebinin de reddinin gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalı Kayalar İnş.

Tic. ve San. A.Ş.'nin 30.04.2003, 17.06.2003, 22.03.2004, 18.04.2005, 28.03.2006, 15.04.2008 ve 07.04.2009 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitine, davaya konu diğer genel kurul kararları ile ilgili talebin zamanaşımı nedeniyle reddine, davacının kâr payı dağıtılmasına ve tahsillerine ilişkin taleplerininde reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; cevap dilekçesinde belirtmiş olduğu beyan ve delilleri tekrar ederek usul ve kanuna aykırı bulduğu İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılıp davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla dava konusu butlana tabi kararların içeriğine bakıldığında, 17.06.2003 tarihli olağanüstü genel kurulda bedelsiz sermaye artışına karar verildiği, diğer tüm genel kurul kararlarının ise bilanço ve kâr zarar hesapları ile yönetim ve denetim kurulunun ibrası, şirket kârının ihtiyat olarak şirket bünyesinde bırakılması hususlarına ilişkin olduğu, kararların bu haliyle etkisi kısa bir süre devam eden, şirket veya ortaklara zarar verici nitelik taşımayan kararlardan olduğunun anlaşıldığı, davacının imzasını inkar ettiği 27.04.2001, 29.04.2002 ve 30.03.2007 tarihli toplantılara ilişkin hazirun cetvellerindeki imzanın kendisine ait olduğunun tespiti karşısında bu toplantılara katılan davacının, yokluğunda yapılan genel kurul toplantıları ve bu toplantılarda alınan kararlardan haberdar olmaması hayatın olağan akışına aykırı olup, dava tarihinin 11.02.2013 olduğu da dikkate alındığında, söz konusu genel kurul kararlarına karşı uzun yıllar sessiz kalan davacının, yıllar sonra kararların hükümsüzlüğünü ileri sürmesi bu bakımdan hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğundan, davanın tümden reddi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesinin isabetli olmadığı gerekçesiyle istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; alınan genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğu, toplantılara davetin usulüne uygun yapılmadığı, yokluğun tespiti amacıyla açılan davaların herhangi bir süreye tabi olmadığı, davacının okuma yazması olmayan bir ev hanımı olduğu, bu nedenle sonradan kararlardan haberdar olacağını beklemenin doğru olmadığı, kararlardaki imzaların davacının eli ürünü olmadığının sabit olduğu gerekçeleriyle temyiz etmiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı Kayalar İnş. Tic. ve San. A.Ş.'nin, 30.04.2003, 17.06.2003, 22.03.2004, 18.04.2005, 28.03.2006, 15.04.2008 ve 07.04.2009 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.

2. İlgili Hukuk

6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 381, 536 ncı maddeleri, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20 inci maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ikinci maddesi

3. Değerlendirme

İlk Derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulüne, davalı ...nin 30.04.2003, 17.06.2003, 22.03.2004, 18.04.2005, 28.03.2006, 15.04.2008 ve 07.04.2009 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitine, davaya konu diğer genel kurul kararları ile ilgili talebin zamanaşımı nedeniyle reddine, davacının kâr payı dağıtılmasına ve tahsillerine ilişkin taleplerinin de reddine karar verilmiş, karar yalnızca davalı vekili tarafından istinaf edilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Bu nedenle, diğer genel kurul kararlarına ve taleplere ilişkin ret kararının davacı tarafça istinaf edilmediğinden temyiz konusu uyuşmazlık, 30.04.2003 tarihli olağan, 17.06.2003 tarihli olağanüstü, 22.03.2004 tarihli olağan, 18.04.2005 tarihli olağan, 28.03.2006 tarihli olağan, 15.04.2008 ve 07.04.2009 tarihli olağan genel kurul toplantılarında alınan kararların yokluğunun tespitine ilişkindir.

Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır.

Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir.

Sermaye şirketlerinde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden iptal edilebilirlik anonim şirketlere yönelik olarak somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı Kanun'un 381 inci maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. 6762 sayılı Kanun'un 381 inci maddesi gereğince kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabilecektir. İptal davasına konu bir genel kurul kararı, şekil veya içeriği bakımından sakat olsa bile iptaline dair hüküm kesinleşinceye kadar geçerli bir karar olarak kabul edilir. Süresinde ve usulüne uygun olarak açılan bir iptal davasında verilen iptal kararı kesinleşirse, bu karar geçmişe etkili olarak hüküm doğurur.

Kararın alınmasından itibaren üç ay içinde dava açılmazsa veya açılan dava reddedilirse söz konusu aykırılık ve bu nedenle kararın iptal edilebilirliği artık ileri sürülemez.

Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, 6762 sayılı Kanun'da ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20 nci maddesinde düzenlenen butlan yaptırımı, genel kurul kararlarının butlanı hakkında da uygulanmaktadır. Bu itibarla emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı veya imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılmaktadır. Öte yandan 6102 Kanun'un 447 nci maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır.

6102 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 27 nci maddesi uygulanacak, emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır.

Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından resen göz önünde tutulur.

Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı Kanun'da ne de 6102 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez.

Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378).

Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa, farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(4721 sayılı Kanun) ikinci maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir.

Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir (Moroğlu, Erdoğan: Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2017, s. 194). Oysa yokluk durumunda, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir (Moroğlu, s.

37) .

Yokluğun bir hukukî işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır.

Anonim ve limited şirket genel kurul toplantıları, davetin belli bir prosedüre tâbi tutulup tutulmadığına göre çağrılı ve çağrısız genel kurul toplantısı şeklinde ikiye ayrılır. Hem 6762 sayılı Kanun'da hem de 6102 sayılı Kanun'da anonim ve limited şirketin genel kurul toplantılarına ortakları davet belli başlı kurallara bağlanmıştır. Kanun koyucu genel kurul toplantılarına davet şekillerinin az ortaklı şirketler açısından pratik olmayacağı düşüncesiyle her iki kanunda da çağrısız genel kurul toplantısını düzenleme ihtiyacını hissetmiştir. Limited şirketlerde çağrısız genel kurul 6762 sayılı Kanun'un 538 inci maddesinin beşinci fıkrasında;“Bütün ortaklar; aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde toplantıya çağırma hakkındaki merasime riayet etmeksizin de umumi heyet halinde

toplanabilirler. Böyle bir toplantıda bütün ortaklar hazır olmak şartiyle, umumi heyetin salahiyetine dahil olan hususlar müzakere edilerek karara bağlanabilir” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre limited şirketlerde çağrısız genel kurul toplantısının yapılabilmesi için bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin toplantıda hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması gerekir. Buradaki itiraz, doğrudan yapılacak olan çağrısız genel kurul toplantısına veya karar alınmasına ilişkin olmalıdır. Görüldüğü üzere çağrısız genel kurul toplantısı için toplantı yetersayısı bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunması şeklinde belirlenmiştir. Dolayısıyla çağrısız genel kurul toplantısına bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması, çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsurunu teşkil etmektedir.

Herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıya itiraz etmesi hâlinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığı için alınan kararlar yoklukla malûldür(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.03.2022 tarihli, 2021/11-701 E., 2022/275 K. Sayılı ilamı).

Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının itirazı üzerine temyiz konusu 30.04.2003, 17.06.2003, 22.03.2004, 18.04.2005, 28.03.2006, 15.04.2008 ve 07.04.2009 tarihli genel kurul toplantılarının hazirun cetvelleri incelenmiş ve davacı isminin karşısına atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığı sonucuna varılmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere çağrısız genel kurul toplantısında bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve toplantıya itirazda bulunmaması çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsurunu teşkil etmektedir. Ancak yapılan incelemede temyiz konusu genel kurul toplantılarına ilişkin çağrıların yapılmamış olduğu tespit edilmiştir.

Herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıya itiraz etmesi hâlinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığı için alınan kararlar yoklukla malûldür. Yok hükmünde bir genel kurul kararı karşısında bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemez. Toplantıya katılmayan pay sahibinin sonradan toplantıda alınan kararlara icazet verdiğine ilişkin bir delil de dosyada bulunmamaktadır. Bu nedenlerle Bölge adliye mahkemesince temyiz konusu genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğu ve aradan zaman geçmesi nedeniyle yok hükmündeki genel kurul kararlarının sıhhat kazanmayacağı hususu göz önüne alınarak temyiz konusu kararlar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın tümden reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.04.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK. 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK 369/1 ve 371 maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken kararın yazılı gerekçe ile bozulmasına ilişkin çoğunluk görüşüne karşıyım.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/932392800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Bozuldu

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2019/829 E. 2021/858 K.

Butlana tabi genel kurul kararının uzun süre sonra ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılmasıdır

Gerekçe özeti

Genel kurul kararının yoklukla malul (batıl) olduğunun tespiti hâlinde bu husus süreye tabi olmaksızın ileri sürülebilir; ancak batıl bir kararın uygulanmasına ve sonuçlarına uzun yıllar itirazsız rıza gösterilip, kararın etkisi kısa süreli ve taraflara zarar verici olmayan nitelikte ise (bilanço, kar-zarar hesabı, ibra gibi), yıllar sonra bu butlanın ileri sürülmesi TMK'nın 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılması sayılır ve bu durumda kararın hükümsüzlüğüne karar verilemez.

Emsal değeri

Batıl (yoklukla malul) genel kurul kararlarına karşı süre sınırı bulunmamakla birlikte, bu butlanın uzun yıllar sessiz kalındıktan sonra ve kararın etkisi kısa süreli, zarar verici olmayan nitelikte olduğu hâllerde ileri sürülmesinin TMK m.2 çerçevesinde hakkın kötüye kullanılması sayılacağı yönündeki tespit açısından emsal değer taşımaktadır.

Kavramlar: genel kurul kararının butlanı yoklukla malul karar hak düşürücü süre iptal davası hakkın kötüye kullanılması dürüstlük kuralı (TMK m.2) hazirun cetveli imza incelemesi

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2019/829

KARAR NO 2021/858

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 15/11/2018

NUMARASI 2014/362 2018/1144

DAVA

Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 03/06/2021

İlk derece mahkemesince verilen kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette babası ... 03/11/1999 tarihinden ölümünden sonra 2000 yılından itibaren pay sahibi olarak yer aldığını, davalı şirketçe babasının ölümünden sonra ilkokul mezunu müvekkilinin cahilliğinden faydalanılarak notere götürmek suretiyle veya doğrudan okumasına müsaade edilmeden bir takım belgeler imzalatıldığını, müvekkilinin esasen hangi belgeleri imzaladığı ve nerede olduklarını bilmemekle birlikte, davalı şirketin 09.05.2012 tarihinde yapılan 2011 yılı olağan genel kurul toplantısı, 25.04.2011 tarihinde yapılan 2010 yılı olağan genel kurul toplantısı, 04.03.2010 tarihinde yapılan 2009 yılı olağan genel kurul toplantısı, 07.04.2009 tarihinde yapılan 2008 yılı olağan genel kurul toplantısı, 15.04.2008 tarihinde yapılan 2007 yılı olağan genel kurul toplantısı, 30.03.2007 tarihinde yapılan 2006 yılı olağan genel kurul toplantısı, 28.03.2006 tarihinde yapılan 2005 yılı olağan genel kurul toplantısı, 08.04.2005 tarihinde yapılan 2004 yılı olağan genel kurul toplantısı, 22.03.2004 tarihinde yapılan 2003 yılı olağan genel kurul toplantısı, 30.04.2003 tarihinde yapılan 2002 yılı olağan genel kurul toplantısı, 29.04.2002 tarihinde yapılan 2001 yılı olağan genel kurul toplantısı, 27.04.2001 tarihinde yapılan 2000 yılı olağan genel kurul toplantısı, 26.05.2000 tarihinde yapılan 1999 yılı olağan genel kurul toplantısı ile 17.06.2003 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında, toplantı tarih ve saatinin müvekkiline bildirilmediğini, müvekkilinin toplantıya bu nedenle katılamadığını, şirketin elde ettiği kardan müvekkilinin payını almadığını, genel kurullarda şirket karının olağanüstü yedeklere ayrılmasına karar verildiğini, 2008, 2007, 2006, 2005, 2004, 2003, 2002, 2001, 2000 ve 1999 yıllarına ait toplantılar ve 17.06.2003 tarihli olağanüstü toplantıda müvekkilinin yokluğunda sahte imza atıldığını, anonim şirketlerin genel kurul toplantısına paydaşların TTK'ya göre usulüne uygun olarak davet edilmesi gerektiğini, babasının ölüm tarihinden beri müvekkiline hiç bir şekilde kar payı verilmediğini, bu durumun ana sözleşmeye aykırı olduğunu belirterek, müvekkilinin usulüne uygun olarak genel kurul toplantılarına çağrılmadığından ve de imzası yokluğunda sahte olarak atılmış olduğundan, 09.05.2012, 25.04.2011, 04.03.2010, 07.04.2009, 15.04.2008, 30.03.2007, 28.03.2006, 08.04.2005, 22.03.2004, 17.06.2003, 30.04.2003, 29.04.2002, 27.04.2001 ve 26.05.2000 tarihli genel kurul kararlarının mutlak butlan ile hükümsüzlüğüne karar verilerek iptaline, 2000 - 2012 yılları arasındaki 1.000-TL kar payının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; TTK'nın 381. maddesi gereğince genel kurul kararlarına karşı açılacak iptal davalarının kararın alındığı tarihten itibaren 3 ay içerisinde açılması gerektiğini, bunun hak düşürücü süre olduğunu, davacının en son 09/05/2012 tarihinde gerçekleştirilen ve 2011 yılına ait olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptalini istediğini, davacının gerek 2009 yılından önceki genel kurullara katılmış olması ve gerekse 09/05/2012 tarihinde gerçekleştirilen 2011 yılına ait olağan genel kurul toplantısı ilanı ve kendisine yapılan tebliğ ile de önceki yıllara ilişkin olarak 2000 - 2010 yılları arasında yapılan tüm olağan genel kurullardan haberi olduğunu, bu durumda davacının gerek 2000 - 2010 ve gerekse 2011 yıllarına ait genel kurul toplantıları kararları için en geç 09/08/2012 tarihinde dava açması gerekirken, 3 aylık hak düşürücü süreyi geçirdikten sonra 11/02/2013 tarihinde davayı ikame ettiğinden davanın öncelikle bu yönden reddinin gerektiğini, müvekkili şirketin ve yönetim kurulunun bugüne kadar kardeş olmaları sebebiyle hiçbir hissedarın hakkına halel getirmeyecek şekilde şirketin iştigal konuları ile ilgili işleri gerçekleştirdiğini ve kararlar aldığını, tüm hissedarların ve aile bireylerinin yapılan işlerden haberi olduğunu, davacının beyan ve iddialarının aksine kar payı dağıtılmamasında ana sözleşmeye aykırı bir durum bulunmadığını, ana sözleşmede kar payı dağıtılacağı yazılı olsa dahi, genel kurul kar payı dağıtılmamasına ve karın şirket menfaatleri için yedek akçe olarak ayrılmasına karar verebileceğini, genel kurulun alacağı bu haklı kararda hukuka aykırılık bulunmadığından davacının aksi yöndeki iddialarının da dinlenmesinin mümkün olmadığını, müvekkili şirketin 2000 yılında davacının hissedar olmasını takiben 2003 yılında yasal zorunluluklar nedeniyle sadece bir kez sermaye artırımına gittiğini, bunun da davacının yararına bir şekilde bedelsiz ve eşit oranda gerçekleştirildiğini, hal böyle iken davacının aksi yöndeki beyan ve ibdalarının gerçeği yansıtmadığı gibi, üstelik aradan geçen uzunca yıllara rağmen 2000 - 2011 yılları arası tüm genel kurullara ait kararların iptalini talep etmesinin de son derece haksız ve kötü niyetli olduğunu, ayrıca noter belgelerinden de görüleceği üzere davacının çok kısa zaman aralıkları ile çok farklı imzaları kullandığını, sabit bir imzasının olmadığını ve zaman zaman kendisini vekille temsil ettirdiğinin açıkça anlaşıldığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; davacının katılmadığı halde 30/04/2003, 17/06/2003, 22/03/2004, 08/04/2005, 28/03/2006, 15/04/2008 ve 07/04/2009 tarihli genel kurul toplantılarında adına sahte imza atıldığının tespit edildiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16/11/2016 tarihli 2005/8391 Esas 2006/11756 Karar sayılı hükmünde de belirtildiği üzere davacının bizzat katılarak oylamalarda oy kullanmış gibi ve oy kullanma görevini ifa etmiş gibi gösterilmesi halinde genel kurulun yok hükmünde olduğu, bu nedenle davacının imzasının sahte olarak atıldığı bu genel kurul kararlarının yoklukla malul olduklarının tespitine karar verilmesinin gerektiği, davalı taraf her ne kadar hak düşürücü süre itirazında bulunmuş ise de, yoklukla butlan halinde hak düşürücü sürenin söz konusu olmayacağı, dava konusu olan diğer genel kurul kararlarında ise, bilirkişi rapor ve ek raporlarında yokluk ve / veya butlan yaptırımına tabii tutulacak bir durumun bulunmadığı, bu nedenle bu kararların iptal davasına tabi olabileceği, ancak genel kurul kararlarının iptali için de hak düşürücü sürenin dava konusu diğer genel kurul kararları yönünden geçmiş bulunduğu, bu nedenle söz konusu kararlar yönünden davanın reddinin gerektiği, kaldı ki bir an için hak düşürücü süre dolmasaydı dahi, yoklukla malul olduklarına karar verilen ve davacının imzasının sahte olarak kullanıldığı kararlar dışındaki genel kurullarda alınan kararların esasen iptal sebebini de taşımadığı, Yargıtay 11.

Hukuk Dairesinin 2002/11904 Esas - 2003/5051 kararında, kar payı dağıtımının TTK'nun 533. maddesi gereğince genel kurulun yetkisinde olduğu, genel kurulca verilecek karar ile muaccel olduğu, ancak genel kurul direngen olup, kar payı dağıtmamakta direnirse o vakit şirket ortağının mahkemeden kar payı dağıtılması ve miktarı hususunda dava açabileceği hususundaki hükmü nazara alınarak, bilirkişi heyetinden şirketin finansal alanı, o finansal alandaki genel kurul tarihlerinde görülen Türkiye'deki ekonomik durum ve şirketin faaliyet alanı ve kapasitesi nazara alınarak; şirketin kar payı dağıtması gerekirken dağıtmamakta direngen hale düşüp düşmediği hususunda ek rapor alındığı, bilirkişi heyetinin ikinci ek raporunda şirketin faaliyet ve mali durumuna nazaran kar payı dağıtmamakta direngen hale düştüğünün kabul edilemeyeceği tespit edilmiş olup, bu tespitin de kabule şayan bulunduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 30/04/2003, 17/06/2003, 22/03/2004, 08/04/2005, 28/03/2006, 15/04/2008 ve 07/04/2009 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitine, diğer iptal taleplerinin zaman aşımı nedeniyle reddine, davacının kar payı alacağı isteminin de reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

İstinaf yoluna başvuran davalı vekili; karara esas alınan imza incelemesi raporlarının eksik inceleme ürünü ve hatalı olduğunu, raporlara yönelik itirazlarının değerlendirilmediğini, bu raporlarda, farklı imzalar kullandığı sabit olan ve hatta davadan çok kısa bir süre öncesine ait bir ihtarnameye noter huzurunda attığı imzaya dahi, mahkeme huzurunda bu noter belgesi gösterilip sorulduğunda, imza benim değil diyen davacının kendi imzaları arasındaki benzerlik ve farklılıkların bilirkişilerce teknik olarak incelenmediğini, davacının toplantılara katıldığı resmi belgelerle, hükümet komiseri tutanağı ile sabitken, üstelik üzerinden yıllar geçtikten sonra imzasını inkar eden kötüniyeti açık davacının, tutanaklara da değişik imza atmış olabileceğinin açık olduğunu, nitekim raporlarda davacının eli ürünü olduğu tespit edilen 2001 ve 2007 yılı genel kuruluna ait davacı imzaları ile, eli ürünü olmadığını ifade ettikleri 2006 yılı ve farklı olmasına karşın yine eli ürünü olduğunu iddia ettikleri 2002 yılı genel kurul imzaları ile eli ürünü olmadığını ifade ettikleri 2008 yılı imzaları arasında çok büyük benzerlikler bulunduğunu, raporlardaki 2001-2002-2007 yılında yapılan genel kurullara ait hazirun cetvellerindeki imzaların davacı eli ürünü olduğu, davacının 2010-2011-2012-2013 yıllarında yapılan genel kurullara ise katılmadığı ve hazirun cetvellerinde imzasının bulunmadığı yönündeki tespitlerin doğru olduğu ve bu tespitlerin, dosyada mevcut posta kayıtları ve sair delillerle sabit olması, davacının bir kısım toplantılara katıldığını, bir kısım toplantılara ise usulüne uygun çağrıya rağmen katılmadığını doğrular mahiyette olduğunu, ayrıca davacı taleplerinin MK'nın 2.

maddesine aykırı olmasına rağmen mahkemece bu hususun dikkate alınmadığını, artık bu aşamadan sonra toplantılara katılmayarak alınan kararlara hiçbir itirazda da bulunmayan davacının, imzanın kendisine ait çıkmadığı 2009 yılı ve öncesine ait genel kurullara ilişkin iptal talebinde bulunmasının, kötüniyet taşıdığını, TMK 2. maddesindeki dürüstlük kuralına da uygun olmaması sebebiyle, davacının genel kurul kararlarının iptalini isteme hakkının bulunmadığını, ayrıca davacının işbu davada bir taraftan genel kurul kararlarının iptalini talep etmesi, diğer taraftan ise kar payı dağıtılmasına karar verilmesini talep etmesinin de, davacının içinde bulunduğu çelişkiyi ve kötü niyeti gösterdiğini, yine davacının 2007 yılındaki toplantılara katıldığı ve tutanaktaki imzaların kendisine ait olduğu tespit edildiğine, yani davacı 2007 yılında yönetim kurulunu ve denetçileri yapılan işlemlerle ilgili ibra etmiş olduğuna göre, mahkemenin artık 2007 yılı öncesine ait genel kurullarla ilgili iptal kararı verememesi gerektiğini, davacının şirketteki hissesi 1,38 olup, davacının sahip olduğu pay oranı ve toplantılarda kararların diğer ortakların oybirliği ve/veya oybirliğine yakın nisaplarla alınmış olması itibariyle, genel kurullarda alınan veya alınacak kararlara bir etkisinin olmayacağının da açık olduğunu belirterek, kararın kabule ilişkin kısmının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE

Dava, davalı şirketin 09.05.2012, 25.04.2011, 04.03.2010, 07.04.2009, 15.04.2008, 30.03.2007, 28.03.2006, 08.04.2005, 22.03.2004, 17.06.2003, 30.04.2003, 29.04.2002, 27.04.2001 ve 26.05.2000 tarihli genel kurul kararlarının mutlak butlan ile hükümsüzlüğü ile 2000-2012 yılları arasındaki döneme ilişkin kar payının tahsili istemine ilişkindir.Genel kurul kararlarının tarihleri itibariyle uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 381. maddesi hükmüne göre; kanun ve esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde iptal davası açılabilir. Kararın yoklukla malul olduğu hallerde ise iptal davası herhangi bir süreye tabi olmaksızın açılabilecektir.

Somut olayda; davaya konu 30.04.2003, 17.06.2003, 22.03.2004, 08.04.2005, 28.03.2006, 15.04.2008 ve 07.04.2009 tarihli genel kurul toplantılarına ait hazirun cetvellerinde davacıya atfen atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığı tespit edilerek söz konusu genel kurul kararlarının hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. Mahkemece bu hususta ATK ve grafoloji uzmanlarından oluşan iki ayrı heyetten rapor alınmış olup, raporlar birbirini doğrular niteliktedir. Bu nedenle davalı vekilinin, itirazlarının dikkate alınmadığı ve raporların hükme esas alınamayacağı yönündeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak dava konusu karar batıl olsa da, butlan iddiasının ileri sürülmesi TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanımı niteliğinde kabul edildiği takdirde, artık kararın hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceği kabul edilmektedir.

Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2013/2104 esas 2013/19627 karar sayılı ilamında; "genel kurul kararının butlanın ileri sürülmesi herhangi bir süreye tabi olmamakla birlikte, butlana ilişkin tespit talebinin maksatlı, gayrımeşru ve icapsız olarak geciktirilmesi, örneğin bir kararın uygulanmasına ve bu uygulamanın sonuçlarına yıllarca, itirazsız rıza ve tahammül gösterilip de, sonradan butlanının ileri sürülmesi ve bir kimsenin kararın butlanını eskiden beri bilmesine rağmen buna menfaati icabı ses çıkarmayıp da ancak hesaplayamadığı sonuçlarını gördükten sonra kararın butlanının tespitini dava etmesinin hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilmesi gerektiği, doktrinde de, ortaklık dahil hiç kimsenin zararı sözkonusu olmaksızın uygulanmış olan batıl bir kararın sonradan butlanının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendiği gibi, etkisi ve önemi genellikle oldukça kısa bir süre devam eden bilanço, kar ve zarar hesabı kararının butlanının uzunca bir süre geçtikten sonra ileri sürülmesinin de çok defa hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıyacağına da işaret edildiği (Bkz.

Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu, Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, 2009 s.156-157)" belirtilmiştir.Dava konusu butlana tabi kararların içeriğine bakıldığında, 17.06.2003 tarihli olağanüstü genel kurulda bedelsiz sermaye artışına karar verildiği, diğer tüm genel kurul kararlarının ise bilanço ve kar zarar hesapları ile yönetim ve denetim kurulunun ibrası, şirket karının ihtiyat olarak şirket bünyesinde bırakılması hususlarına ilişkin olduğu, kararların bu haliyle etkisi kısa bir süre devam eden, şirket veya ortaklara zarar verici nitelik taşımayan kararlardan olduğu anlaşılmaktadır. Davacının imzasını inkar ettiği 27.04.2001, 29.04.2002 ve 30.03.2007 tarihli toplantılara ilişkin hazirun cetvellerindeki imzanın kendisine ait olduğunun tespiti karşısında bu toplantılara katılan davacının, yokluğunda yapılan genel kurul toplantıları ve bu toplantılarda alınan kararlardan haberdar olmaması hayatın olağan akışına aykırıdır.

Dava tarihinin 11.02.2013 olduğu da dikkate alındığında, söz konusu genel kurul kararlarına karşı uzun yıllar sessiz kalan davacının, yıllar sonra kararların hükümsüzlüğünü ileri sürmesi bu bakımdan hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Bu durumda davanın tümden reddi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi isabetli değildir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, belirtilen husus yeniden yargılama gerektirmediğinden kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE; İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/11/2018 Tarih 2014/362 Esas 2018/1144 Karar sayılı kararın HMK.'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın REDDİNE"İlk Derece yargılamasına ilişkin olarak; "Alınması gereken 59,30-TL karar ve ilam harcından 24,30-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 35-TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,Davalı tarafça yapılan 1.837,50-TL yargı giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davalı vekili için takdir olunan 4.080-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, Davalı tarafça yatırılan 44,40-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde iadesine, Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, davalı tarafından yapılan 44,63-TL istinaf yargı giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 03/06/2021

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.