Tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/7488 E. 2023/1750 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
isticvap↗ takibin durdurulması↗ hükümsüzlüğün tespiti↗ kefalet sözleşmesi↗ ba formu↗ eş rızası↗ kefalet↗ kötü niyet tazminatı↗ muvafakat↗ genel kredi sözleşmesi↗ kefil↗ kötü niyet↗ esastan ret↗ kredi sözleşmesi↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ yükleten (shipper)↗ ibraz↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının muvafakatnamelerdeki imzalara yönelik herhangi bir itirazının bulunmadığı, her iki muvafakatin dava konusu kredi sözleşmelerinin tarihlerini içerdiği ve bankada düzenlendiğinin açıkça yazılı olduğu, bu hususların aksinin davacı tarafça yazılı belgeyle kanıtlanamadığı, takibin durdurulmaması nedeniyle koşulları oluşmadığından davalı bankanın tazminat isteminin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin kredi sözleşmelerini kendisine formalite icabı olduğu söylendiği için imzaladığını, müvekkilinin eşinden sözleşme imzalanırken bankada alınan bir muvafakat bulunmadığını, müvekkilinin eşinden imza da talep edilmediğini, müvekkilinin kefil olduğu an itibariyle eşinden usulüne uygun bir şekilde alınmış yazılı rıza bulunmadığını, müvekkilinin kefaleti ile ilgili eş muvafakatına ilişkin formun müvekkiline davalı banka çalışanı tarafından e-posta yolu ile gönderildiğini, bu e-posta dökümünü dosyaya ibraz ettiklerini, müvekkilinin eşinin kefalet sözleşmesinin imzalandığı anda bankada olması hâlinde aynı tarihli e-postanın müvekkiline gönderilmesine gerek bulunmayacağını, ayrıca müvekkilinin eşinin Historical Traffic Search (HTS) kayıtlarının araştırılması hâlinde kefalet tarihinde davalı bankaya gitmediğinin anlaşılacağını, diğer davalının isticvap edilmesi ve tanıkların dinlenmesi hâlinde iddialarının sübuta ereceğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu 08.05.2015 tarihli ve 20.09.2017 tarihli genel kredi sözleşmelerindeki davacının kefaletine ilişkin hükümlerin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü ve devamı maddelerinde öngörülen şekil koşullarının tamamını içerdiği, muvafakatnamelerdeki imzaların davacının eşi ... 'e ait olduğunun davacının da kabulünde olduğu, her iki muvafakat metninin dava konusu genel kredi sözleşmelerinin tarihlerini içerdiği ve muvafakat metinlerinin bankada düzenlendiğinin açıkça yazıldığı, aksinin kesin delillerle davacı tarafından ispatlanamadığı, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının kefil sıfatıyla imzaladığı genel kredi sözleşmelerindeki kefaletinin ve eş rızasının hukuken geçerli olup olmadığı hususuna ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6098 sayılı Kanun'un 583 ve 584 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/3663 E. 2022/7076 K.
Ortak:kefalet sözleşmesi · eş rızası · kefalet · muvafakat · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin «kredi sözleşmelerini» kendisine formalite icabı olduğu söylendiği için imzaladığını, müvekkilinin eşinden sözleşme imzalanırken bankada alınan bir «muvafakat» bulunmadığını, müvekkilinin eşinden imza da talep edilmediğini, müvekkilinin «kefil» olduğu an itibariyle eşinden usulüne uygun bir şekilde alınmış yazılı «rıza» bulunmadığını, müvekkilinin «kefaleti» ile ilgili eş muvafakatına ilişkin «formun» müvekkiline davalı banka çalışanı tarafından e-posta yolu ile gönderildiğini, bu e-posta dökümünü dosyaya «ibraz» ettiklerini, müvekkilinin eşinin «kefalet sözleşmesinin» imzalandığı anda bankada olması hâlinde aynı tarihli e-postanın müvekkiline gönderilmesine gerek bulunmayacağını, ayrıca müvekkilinin eşinin Historical Traffic Search (HTS) kayıtlarının araştırılması hâlinde kefalet tarihinde davalı bankaya gitmediğinin anlaşılacağını, diğer davalının «isticvap» edilmesi ve tanıkların dinlenmesi hâlinde iddialarının sübuta ereceğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu 08.05.2015 tarihli ve 20.09.2017 tarihli «genel kredi sözleşmelerindeki» davacının «kefaletine» ilişkin hükümlerin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü ve devamı maddelerinde öngörülen şekil koşullarının tamamını içerdiği, «muvafakatnamelerdeki» imzaların davacının eşi ... 'e ait olduğunun davacının da kabulünde olduğu, her iki muvafakat metninin dava konusu genel kredi sözleşmelerinin tarihlerini içerdiği ve muvafakat metinlerinin bankada düzenlendiğinin açıkça yazıldığı, aksinin «kesin» delillerle davacı tarafından ispatlanamadığı, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun es …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının «kefil» sıfatıyla imzaladığı «genel kredi sözleşmelerindeki» «kefaletinin» ve eş rızasının hukuken geçerli olup olmadığı hususuna ilişkindir.
Benzer bu karardaDava, «genel kredi sözleşmesinde» «kefil» olan davalının, «kefalet sözleşmesinde» «eşinin rızası» bulunmaması nedeniyle kefaletin geçerli olmadığı iddaisına dayanan «menfi tespit» istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacının kullanılan krediden sorumluluğuna esas «kredi sözleşmesinin» eki niteliğindeki 15.04.2014 tarihli eş «rıza» belgesindeki imzanın davacının eşinin eli ürünü olmadığı, «kefalete» ilişkin eş rızası bulunmadığından kefaletin «geçersiz» olduğu, daha sonra borcun yapılandırılması «sebebi» ile 05.05.2016 tarihinde alınan ve inkar edilmeyen eş rıza belgesindeki imzanın başlangıçtaki geçersizliği telafi etmesi, geçerli hale getirmesi de mümkün olmadığı, TBK’nın 584/1. maddesine göre eş rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şart olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, davacının «genel kredi sözleşmesindeki» kefaletten dolayı borçlu olmadığının tespitine, davacının «kötüniyet tazminatı» isteminin reddine karar verilmiştir.
… arar vermesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, diğer taraftan, kredi borcunun yapılandırması üzerine davacının eşi ...'dan 05.05.2016 tarihinde yeni bir «muvafakatname» alındığı, bu belgedeki «imzaya itiraz» edilmediği, 05.05.2016 tarihli kredi yeniden «yapılandırma protokolü» yeni bir «kredi sözleşmesi» niteliğinde olmadığından TBK’nın 584/1. maddesi gereği 15.04.2014 tarihli kredi sözleşmesi ve davacının aynı tarihli «kefaletine» ilişkin bu eş rızasının sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmesi gerektiği, 15.04.2014 tarihli eş rızasındaki imzanın davacının eşi ...'a ait olmadığı böylece davacının kefaletinin geçerli olmadığı, bu nedenle davalının, 05.05.2016 tarihli belgenin kefaleti geçerli kıldığı iddiasının baştaki «geçersizliği» ortadan kaldırmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:eşin rızası · yapılandırma protokolü · imzaya itiraz · hakkın kötüye kullanılması · kötüniyet tazminatı · protokol · geçersizlik · kötüniyet
Benzer bu kararda… arar vermesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, diğer taraftan, kredi borcunun yapılandırması üzerine davacının eşi ...'dan 05.05.2016 tarihinde yeni bir «muvafakatname» alındığı, bu belgedeki «imzaya itiraz» edilmediği, 05.05.2016 tarihli kredi yeniden «yapılandırma protokolü» yeni bir «kredi sözleşmesi» niteliğinde olmadığından TBK’nın 584/1. maddesi gereği 15.04.2014 tarihli kredi sözleşmesi ve davacının aynı tarihli «kefaletine» ilişkin bu eş rızasının sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmesi gerektiği, 15.04.2014 tarihli eş rızasındaki imzanın davacının eşi ...'a ait olmadığı böylece davacının kefaletinin geçerli olmadığı, bu nedenle davalının, 05.05.2016 tarihli belgenin kefaleti geçerli kıldığı iddiasının baştaki «geçersizliği» ortadan kaldırmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacının kullanılan krediden sorumluluğuna esas «kredi sözleşmesinin» eki niteliğindeki 15.04.2014 tarihli eş «rıza» belgesindeki imzanın davacının eşinin eli ürünü olmadığı, «kefalete» ilişkin eş rızası bulunmadığından kefaletin «geçersiz» olduğu, daha sonra borcun yapılandırılması «sebebi» ile 05.05.2016 tarihinde alınan ve inkar edilmeyen eş rıza belgesindeki imzanın başlangıçtaki geçersizliği telafi etmesi, geçerli hale getirmesi de mümkün olmadığı, TBK’nın 584/1. maddesine göre eş rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şart olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, davacının «genel kredi sözleşmesindeki» kefaletten dolayı borçlu olmadığının tespitine, davacının «kötüniyet tazminatı» isteminin reddine karar verilmiştir.
Davacının «kefalet sözleşmesini» imzaladığı sırada eşi ...'un, kefalet sözleşmesine «rıza» gösterdiğine dair geçerli bir imzası yoksa da daha sonra davalı banka ile yapılan 05.05.2016 tarihli yeniden «yapılandırma protokolü» sırasında alınan 05.05.2016 tarihli belgede davacının eşinin davalı banka ile yaptığı sözleşmeye muvavafakat ettiğini beyan etmesi karşısında sözleşmenin başlagıcındaki eş rızasına dair imza eksikliğini ileri sürmesi TMK'nın 2. maddesi anlamında «hakkın kötüye kullanılması» olup, mahkemece bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış kararın bu nedenle bozu …
Dava, «genel kredi sözleşmesinde» «kefil» olan davalının, «kefalet sözleşmesinde» «eşinin rızası» bulunmaması nedeniyle kefaletin geçerli olmadığı iddaisına dayanan «menfi tespit» istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/6182 E. 2021/4784 K.
Ortak:kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının «kefil» sıfatıyla imzaladığı «genel kredi sözleşmelerindeki» «kefaletinin» ve eş rızasının hukuken geçerli olup olmadığı hususuna ilişkindir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin «kredi sözleşmelerini» kendisine formalite icabı olduğu söylendiği için imzaladığını, müvekkilinin eşinden sözleşme imzalanırken bankada alınan bir «muvafakat» bulunmadığını, müvekkilinin eşinden imza da talep edilmediğini, müvekkilinin «kefil» olduğu an itibariyle eşinden usulüne uygun bir şekilde alınmış yazılı «rıza» bulunmadığını, müvekkilinin «kefaleti» ile ilgili eş muvafakatına ilişkin «formun» müvekkiline davalı banka çalışanı tarafından e-posta yolu ile gönderildiğini, bu e-posta dökümünü dosyaya «ibraz» ettiklerini, müvekkilinin eşinin «kefalet sözleşmesinin» imzalandığı anda bankada olması hâlinde aynı tarihli e-postanın müvekkiline gönderilmesine gerek bulunmayacağını, ayrıca müvekkilinin eşinin Historical Traffic Search (HTS) kayıtlarının araştırılması hâlinde kefalet tarihinde davalı bankaya gitmediğinin anlaşılacağını, diğer davalının «isticvap» edilmesi ve tanıkların dinlenmesi hâlinde iddialarının sübuta ereceğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu 08.05.2015 tarihli ve 20.09.2017 tarihli «genel kredi sözleşmelerindeki» davacının «kefaletine» ilişkin hükümlerin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü ve devamı maddelerinde öngörülen şekil koşullarının tamamını içerdiği, «muvafakatnamelerdeki» imzaların davacının eşi ... 'e ait olduğunun davacının da kabulünde olduğu, her iki muvafakat metninin dava konusu genel kredi sözleşmelerinin tarihlerini içerdiği ve muvafakat metinlerinin bankada düzenlendiğinin açıkça yazıldığı, aksinin «kesin» delillerle davacı tarafından ispatlanamadığı, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun es …
Benzer bu karardaİstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, 818 sayılı B.K’da «kefaletin» geçerliliğine ilişkin herhangi bir «şekil şartı» öngörülmemiş iken, 6098 sayılı TBK'nın 583.maddesine göre, geçerli bir kefaletten söz edilebilmesi için, «kefilin» sorumlu olacağı miktarın ve «kefalet tarihinin» açıkça gösterilmesinin zorunlu olduğu, ayrıca kefilin eşinin rızasının alınması gerektiği, takip dayanağı «genel kredi sözleşmesinde» sözleşme limiti yazılı olup, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde imzalanmış olması halinde geçerli olduğu aksi halde TBK’nın 583. maddesinde yazılı şartları taşımadığından dolayı «geçersiz» olduğu, bu husustaki «ispat yükünün» davacıda olduğu, takibin dayanağı olan sözleşmede tarih bulunmadığı, bu boşluğun davalı lehine yorumlanması gerektiği, davacının sözleşmenin TBK’nın yürürlüğünden …
Bölge adliye mahkemesinin, davaya konu «genel kredi sözleşmesinin» 818 sayılı BK’nın yürürlükte olduğu dönemde imzalanmış olması halinde davalının «kefaletinin» geçerli olduğuna ilişkin gerekçesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, sözleşmede «kefil» olan davalının sorumlu olduğu miktarın ve «kefalet tarihinin» yazılı olmaması nedeniyle TBK'nun 583. maddesi veya BK'nın 484. maddesi hükmü gereğince kefaletin geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:kefalet tarihi · şekil şartı · ispat yükü · bilirkişi incelemesi · geçersizlik · eksik inceleme
Benzer bu karardaİstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, 818 sayılı B.K’da «kefaletin» geçerliliğine ilişkin herhangi bir «şekil şartı» öngörülmemiş iken, 6098 sayılı TBK'nın 583.maddesine göre, geçerli bir kefaletten söz edilebilmesi için, «kefilin» sorumlu olacağı miktarın ve «kefalet tarihinin» açıkça gösterilmesinin zorunlu olduğu, ayrıca kefilin eşinin rızasının alınması gerektiği, takip dayanağı «genel kredi sözleşmesinde» sözleşme limiti yazılı olup, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde imzalanmış olması halinde geçerli olduğu aksi halde TBK’nın 583. maddesinde yazılı şartları taşımadığından dolayı «geçersiz» olduğu, bu husustaki «ispat yükünün» davacıda olduğu, takibin dayanağı olan sözleşmede tarih bulunmadığı, bu boşluğun davalı lehine yorumlanması gerektiği, davacının sözleşmenin TBK’nın yürürlüğünden …
Bu itibarla, bölge adliye mahkemesince, banka kayıtları üzerinden «bilirkişi incelemesi» yaptırılarak, asıl borçluyla imzalanan «genel kredi sözleşmesinin» hangi tarihte banka kayıtlarına işlendiği, kredi sözleşmesi sebebiyle ilgili kurumlara vergi ve bu gibi adlar altında yapılan ödemelerin hangi tarihte yapıldığı, asıl borçluya 23.01.2012 tarihinde kullandırıldığı hususunda uyuşmazlık bulunmayan kredinin davaya konu genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılıp kullandırılmadığı hususlarının tespit edilmesi ve bu suretle genel kredi sözleşmesinin hangi tarihte imzalandığı belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken «eksik incelemeye» dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, sözleşmede «kefil» olan davalının sorumlu olduğu miktarın ve «kefalet tarihinin» yazılı olmaması nedeniyle TBK'nun 583. maddesi veya BK'nın 484. maddesi hükmü gereğince kefaletin geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/7488 E. , 2023/1750 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
HÜKÜM
Esastan ret
Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka ile davalı ... arasında imzalanan 08.05.2015 tarihli, 500.000,00 TL bedelli ve 20.09.2017 tarihli, 1.000.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmelerini müvekkilinin kefil sıfatıyla imzaladığını, ancak müvekkilinin prosedür ve formalite gereği sözleşmelere imza attığını, ayrıca kefil olunan tarihte müvekkili eşinden usulüne uygun eş rızasının alınmadığını, kefaletnamenin yasal unsurları taşımadığını ve geçerli olmadığını ileri sürerek müvekkilinin kefaletinin hükümsüzlüğünün tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı .... vekili cevap dilekçesinde; müvekkili banka ile asıl borçlu diğer davalı arasında imzalanan genel kredi sözleşmeleri kapsamında kullandırılan kredinin ödenmemesi nedeniyle alacağın tahsili amacıyla sözleşmeleri kefil sıfatıyla imzalayan davacı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davacının eşi tarafından müvekkili bankaya usulüne uygun muvafakat verildiğini, kefalet sözleşmesinin geçerli olduğunu savunarak davanın reddi ile davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
2.Diğer davalı, davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının muvafakatnamelerdeki imzalara yönelik herhangi bir itirazının bulunmadığı, her iki muvafakatin dava konusu kredi sözleşmelerinin tarihlerini içerdiği ve bankada düzenlendiğinin açıkça yazılı olduğu, bu hususların aksinin davacı tarafça yazılı belgeyle kanıtlanamadığı, takibin durdurulmaması nedeniyle koşulları oluşmadığından davalı bankanın tazminat isteminin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin kredi sözleşmelerini kendisine formalite icabı olduğu söylendiği için imzaladığını, müvekkilinin eşinden sözleşme imzalanırken bankada alınan bir muvafakat bulunmadığını, müvekkilinin eşinden imza da talep edilmediğini, müvekkilinin kefil olduğu an itibariyle eşinden usulüne uygun bir şekilde alınmış yazılı rıza bulunmadığını, müvekkilinin kefaleti ile ilgili eş muvafakatına ilişkin formun müvekkiline davalı banka çalışanı tarafından e-posta yolu ile gönderildiğini, bu e-posta dökümünü dosyaya ibraz ettiklerini, müvekkilinin eşinin kefalet sözleşmesinin imzalandığı anda bankada olması hâlinde aynı tarihli e-postanın müvekkiline gönderilmesine gerek bulunmayacağını, ayrıca müvekkilinin eşinin Historical Traffic Search (HTS) kayıtlarının araştırılması hâlinde kefalet tarihinde davalı bankaya gitmediğinin anlaşılacağını, diğer davalının isticvap edilmesi ve tanıkların dinlenmesi hâlinde iddialarının sübuta ereceğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu 08.05.2015 tarihli ve 20.09.2017 tarihli genel kredi sözleşmelerindeki davacının kefaletine ilişkin hükümlerin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü ve devamı maddelerinde öngörülen şekil koşullarının tamamını içerdiği, muvafakatnamelerdeki imzaların davacının eşi ... 'e ait olduğunun davacının da kabulünde olduğu, her iki muvafakat metninin dava konusu genel kredi sözleşmelerinin tarihlerini içerdiği ve muvafakat metinlerinin bankada düzenlendiğinin açıkça yazıldığı, aksinin kesin delillerle davacı tarafından ispatlanamadığı, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının kefil sıfatıyla imzaladığı genel kredi sözleşmelerindeki kefaletinin ve eş rızasının hukuken geçerli olup olmadığı hususuna ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6098 sayılı Kanun'un 583 ve 584 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/892682500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz