Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | İstirdat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/3910 E. 2022/9322 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hukuki güvenlik ilkesi↗ genel zamanaşımı↗ hmk 297↗ güveni kötüye kullanma↗ zamanaşımı başlangıcı↗ haksız fiil sorumluluğu↗ zamanaşımı defi↗ ceza zamanaşımı↗ 3095 sayılı kanun↗ haksız eylem↗ hakkın kötüye kullanılması↗ sermaye artırımı↗ ba formu↗ müteselsil sorumluluk↗ hisse senedi↗ tazminat davası↗ zamanaşımı def'i↗ pay defteri↗ hisse devir sözleşmesi↗ istinaf incelemesi↗ oy yasağı↗ kazanılmış hak↗ dürüstlük kuralı↗ olumsuz oy↗ ifa↗ garantörlük↗ tbk 99↗ def'i↗ hak düşürücü süre↗ alacak davası↗ içtihadı birleştirme kararı↗ istirdat↗ ihbar↗ ortaklık ilişkisi↗ haksız fiil↗ sulh↗ yönetim kurulu kararı↗ taahhütname↗ taşıyan↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ kusur↗ zamanaşımı↗ ibraz↗ temsil↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları ile de kabul edildiği üzere davalı tarafından zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığından zamanaşımı def'inin reddi gerektiği, kar vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği ancak faiz garantisi ile şirketlere ortak olunmayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kar garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, yetkili kurumlardan da para toplama faaliyeti için izin alınmadığı bu nedenlerle taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığı tespit olunmuş, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "Hisse Senedi Talep Formu" ve "Hisse Devir Kabul Sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, hisse devir edenin her ne kadar şirket ile bağı olmasa dahi devir hususundaki tek etkinin davalıların eylemi olduğu, davacının vaki zararından ötürü haksız fiil hükümleri çerçevesinde davalıların sorumlu olduğunun belirlendiği, davalı ...'ın söz konusu haksız fiiliden sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 20.385,21 Euro'nun dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/A maddesi gereği işleyecek faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Karara karşı davalılar vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesinde, alacak davası yasal süre içerisinde açılmış olduğundan ilk derece mahkemesince zamanaşımı def’inin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş olup, davacı tarafından sunulan davalı şirketin antetli kağıdıyla düzenlenen ve davalı şirket temsilcisinin imzasını taşıyan ve inkar edilmeyen iştirak taahhütnamesi belgesi düzenlenerek davacıdan bu belgede belirtilen ve tahsil olunan meblağ karşılığında davacıya hisse senedi verildiği, bu belgeler karşılığında para tahsil ettikleri, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak dosya kapsamından alınan bilirkişi kök heyet raporunda belirlendiği üzere davalı şirketin pay defterinde nominal değeri 1 TL olan 90 adet pay sahibi ortak gibi gösterdikleri, bu parayı muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri böylelikle haksız fiilde bulundukları anlaşılmış olup, davalı şirket yönetim kurulu başkanı olan davalı ... gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemi hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğu anlaşıldığından kararda isabetsizlik bulunmamakla birlikte mahkemece gerekçe kısmında taraflar arasında ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği tespit edilmiş ise de, bu talebe ilişkin olumlu veya olumsuz herhangi bir hüküm kurulmamış olması HMK'nın 297/2. maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine, 20.385,21 Euro'nun dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/A maddesi gereği işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
(1) Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın istirdatı istemine ilişkindir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. İçtihadı Birleştirme Kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı, aydınlatıcı, yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı soyut kararlardır. Bu itibarla, off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup, zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir.
Bir hakkın belli bir süre içinde ileri sürülememesi sebebiyle dava yoluyla elde edilebilme imkanının kalmaması veya kanunda öngörülen sürenin geçmesi sonucu bir hakkın kullanılmasının mümkün olmaması zamanaşımı kurumunu ifade etmektedir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lügatı, C. I, Ankara 2021, s. 1244). Zamanaşımı, borçluya borcunu ödememe imkanını veren, ayrıca alacaklıyı alacağını zamanında istemeye teşvik eden bir kurumdur. Başka bir deyişle zamanaşımı kurumu, hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olarak alacaklıyı, alacağını zamanında ileri sürmeye zorlamaktadır. Zira alacaklının alacağını kanunda öngörülen süre içerisinde ileri sürmeyip hareketsiz kalması, alacağın tahsili için ciddi bir iradeye sahip olunmadığı hususunda borçluda bir güven uyandırır.
Zamanaşımı bir maddi hukuk kurumu olmadığından borcu sona erdiren değil; var olan bir hakkın talep edilmesini engelleyen bir savunma aracıdır. Bu niteliği itibari ile de zamanaşımı alacağın varlığını değil, talep edilebilirliğini ortadan kaldırır. Başka bir deyişle kanunun öngördüğü zamanaşımı süresinin dolması, hakkın varlığını sona erdirmemekte fakat dava yoluyla hakkın ileri sürülmesi durumunda borçlunun bir karşı hakka (defi hakkına) dayanarak ileri sürülen hakkı sürekli olarak engellemesi söz konusu olmaktadır. Borçlu, zamanaşımı defini ileri sürerek alacak hakkının zamanaşımına uğradığı için edimi ifa etmek zorunda olmadığım ifade etmektedir. Bununla birlikte eğer davalı zamanaşımı defini ileri sürmezse; hakim bu durumu re’sen nazara alamayacak ve şartlar mevcutsa alacağa hükmedebilecektir. Ancak zamanaşımı defini ileri süren tarafın bu hakkını dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir. Aksi halde hakkın kötüye kullanılması söz konusu olur. Başka bir deyişle borçlunun zamanaşımı defini ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı olmadığı sürece hakkın kötüye kullanılması yasağı gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s. 65).
Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu haklarının zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması; uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması; ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi; hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi; hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, Mehmet: Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010. s. 16.)
818 sayılı BK, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı TBK’nın 647. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış; 6098 sayılı TBK ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5/1. maddesi; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. Buna göre, 818 sayılı BK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Haksız fiilden doğan tazminat davasının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ve başlangıçları 818 sayılı BK’nın 60. maddesinde genel zamanaşımı hükümlerinden ayrı olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve başlangıçlarının düzenlendiği 818 sayılı BK’nın 60. maddesinin ilk iki fıkrası;
“Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.
Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde düzenleme içermektedir.
Görüldüğü üzere 818 sayılı BK’nın 60. maddesinde haksız fiillerle ilgili olarak üç farklı zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bunlardan ilki zarar görenin zararı ve faili (sorumlu kişiyi) öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık zamanaşımı süresidir. Bir yıllık sürenin işlemeye başlaması açısından “öğrenme” ölçütü esas alınmış; bu ölçüt hem zarar hem de fail açısından aranmıştır. Bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresi, bu iki husustan hangisi daha sonra öğrenilmişse o hususun öğrenilme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Başka bir deyişle bu iki hususun birlikte gerçekleşmesi gerekmekte olup sadece birinin öğrenilmesi zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli olmamaktadır. Bir yıllık zamanaşımı sürenin başlangıcı öğrenme gibi sübjektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “nispi zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır.
Öte yandan bir yıllık sürenin başlaması bakımından zararın öğrenilmiş sayılması için zararın varlığını, niteliğini ve temel unsurlarını belirleyecek bilgilerin dava açacak derecede öğrenilmiş olması yeterlidir.
818 sayılı BK’nın 60. maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden ikincisi ise bir yıllık nispi zamanaşımı süresini, herhalde zarar verici fiilin gerçekleştiği (vuku bulduğu) tarihten itibaren on yıl ile sınırlandıran on yıllık zamanaşımı süresidir. On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı objektif nitelikte olan zarar verici fiilin gerçekleştiği tarihtir. Bununla birlikte eğer zarar verici fiil süregelen bir nitelik taşıyorsa on yıllık zamanaşımı süresinin de fiilin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlaması gerekir. On yıllık zamanaşımı sürenin başlangıcı haksız fiilin gerçekleştiği (veya tamamlandığı) tarih gibi objektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “mutlak zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. On yıl içinde zarar ve sorumlu kişi öğrenilemediği için bir yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamamış olsa dahi, haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmişse tazminat davası açma hakkı zamanaşımına uğrar. Buna karşılık on yıllık süre içinde zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre dolmuşsa artık azami nitelikteki on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin bir önemi kalmaz, bir yıllık süre dolduğunda zamanaşımı gerçekleşmiş olur (Havutçu, Ayşe: Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşımı Sürelerinin Başlangıcı, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2012, C.12, s. 58.)
Görüldüğü üzere bir yıllık zamanaşımı süresi ile on yıllık zamanaşımı süresi arasındaki en önemli fark; sürelerin başlama anlarıdır. Bir yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlarken, on yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Zararın sonradan meydana gelmesi de sürenin işlemeye başladığı anı değiştirmemektedir.
818 sayılı BK’nın 60. maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden bir diğeri ise ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre, cezayı gerektiren haksız fiiller bakımından, ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse, tazminat talepleri için de bu zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Ancak haksız fiillere ceza kanunlarındaki zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız fiilin cezalandırılabilir olması ve bu fiil için ceza kanunlarında öngörülen zamanaşımının haksız fiillere uygulanan nispi veya mutlak zamanaşımından uzun olması gerekmektedir. Buradaki ceza kanunlarındaki zamanaşımı ifadesinden anlaşılması gereken ise ceza kanunlarındaki dava zamanaşımıdır. Zira 818 sayılı BK’nın 60/2. maddesinin düzenlenme amacı, ceza yargılaması yapılabildiği sürece, aynı fiilden kaynaklanan zararların tazmininin istenebilmesidir. Bir fiilin ceza yargılamasına konu olup olmamasında belirleyici olan süre ise dava zamanaşımı süresidir.
Haksız fiil olarak nitelendirilen davranışlar içerdikleri hukuka aykırılık ve kusur unsurlarına bağlı olarak ceza kanunlarına göre de suç teşkil edebilirler. Dolayısıyla, aynı davranış hem ceza yargılamasının hem de tazminat davasının konusunu oluşturabilir. 818 sayılı BK’nın 60/2. maddesindeki düzenlenme ile fail, hukuka aykırı bir fiilinden dolayı ceza kanunlarına göre cezalandırılabildiği sürece bu fiil nedeniyle uğranılan zararın telafisi de failden istenebilir. Gerçekten de fail için daha ağır sonuçlar doğuran ceza yargılamasına izin verilirken, aynı fiil nedeniyle faile karşı tazminat davası açılamaması yerinde olmayacaktır.
Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız fiilin faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet karan verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. Bu nedenle tazminat davasına bakan hakim, zamanaşımı defi ile karşılaştığında, davanın esasına girmeden önce, fiilin cezayı gerektirir bir fiil olup olmadığını ceza hukuku ilkelerine göre kendisi değerlendirecek, fiilin suç niteliğinde olduğu kanaatine ulaşırsa ceza zamanaşımını dikkate alacaktır (Tekinay, S. Sulhi Akman, Sermet Burcuoğlu, Haluk Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 723.)
Hemen belirtilmelidir ki ceza davası zamanaşımı süresinin başlangıcı 818 sayılı BK hükümlerine göre değil, ceza kanunu hükümlerine göre belirlenir. Buna göre ceza davası zamanaşımının uygulandığı durumlarda, zamanaşımı süresi, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (veya fiilin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Ceza kanunu hükümleri, sadece ceza davasının zamanaşımının süresi ve başlangıç noktası bakımından uygulanacak olup, zamanaşımın durması ve kesilmesine ilişkin nedenler ve sonuçları hakkında 818 sayılı BK hükümleri uygulanacaktır (Antalya, O. Gökhan: Borçlar Hukuku Genel […] IJ, İstanbul 2017, s. 515).
Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda, artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda, ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi, bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise, bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (Tekinay- Akman- Burcuoğlu- Altop, s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde, zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir.
Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere, davalı şirket hakkında düzenlenen SPK raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, sermaye artırım kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı, Yimpaş Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kâr ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, hisse devir sözleşmelerinde bazı kişilerin ortaklık pay defterinde gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisinin de bulunduğu sanıklar hakkında Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2006/253 Esas sayılı davasında ihraç edilecek hisse senetlerinin SPK'ya kaydettirilmesi aşaması tamamlanmadan halka arz işlemine başlandığı, pay bedellerinin usulsüz tahsil edildiği belirlenerek mahkumiyet kararı verilmiş, karar Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 13/06/2007 tarihli ilamı ile onanmış, Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2006/121 Esas sayılı dosyasında SPK'dan izin alınmadan hisse senetleriyle ilgili aracılık faaliyetinde bulunulduğu iddiasıyla dava açılmış, sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararları Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin ilamı ile zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmış, yine usulüne uygun olarak defterlerin tutulmaması nedeniyle davalı şirket yöneticisi hakkında mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır. Yine, davalı şirket yöneticileri hakkında Yozgat 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2009/188 Esas 2011/475 Karar sayılı dosyasında davalı şirket yöneticileri hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan İsviçre Federal Soruşturma Hakimliği'nce yapılan ihbar üzerine kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda davalı şirket yöneticilerinin İsviçre'de bulunan Yimpaş […]G.’ye ait paraları davalı şirkete ve Yimpaş grubu şirketlerine aktardıklarından bahisle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan netice itibariyle 5 yıl hapis ve 2.500 TL adli para cezası verildiği, kararın temyiz edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 17/01/2012 tarihli tebliğnamesine göre hükmün onanmasının talep edildiği, ancak Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 28/03/2012 tarih ve 2012/721 Esas 2012/33114 Karar sayılı bozma ilamı ile zamanaşımı nedeniyle kararın bozulduğu ve tüm sanıklar hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği ve kararın bu şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Bu itibarla, davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı def’inde bulunulduğu, işbu davada zamanaşımı yönünden davacı lehine bir kazanılmış hak oluşmadığı, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Yasa'nın 102/4 ve 104/2. maddeleri uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu ve dosyaya ibraz edilen Hisse Senedi Devir ve Kabul Sözleşmesinin 07.04.1999 tarihini içerdiği, bu tarih ile dava tarihi arasında zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilerek, mahkemece zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
(2) Bozma sebep ve şekline göre davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/7302 E. 2022/9348 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · ba formu · hisse senedi · zamanaşımı def'i · pay defteri · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince yapılan «istinaf incelemesinde», «alacak davası» yasal süre içerisinde açılmış olduğundan ilk derece mahkemesince «zamanaşımı def»’inin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş olup, davacı tarafından sunulan davalı şirketin antetli kağıdıyla düzenlenen ve davalı şirket «temsilcisinin» imzasını «taşıyan» ve inkar edilmeyen iştirak «taahhütnamesi» belgesi düzenlenerek davacıdan bu belgede belirtilen ve tahsil olunan meblağ karşılığında davacıya «hisse senedi» verildiği, bu belgeler karşılığında para tahsil ettikleri, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak dosya kapsamından alınan bilirkişi kök heyet raporunda belirlendiği üzere davalı şirketin «pay defterinde» nominal değeri 1 TL olan 90 adet pay sahibi ortak gibi gösterdikleri, bu parayı muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri böylelikle «haksız fiilde» bulundukları anlaşılmış olup, davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ... gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğu anlaşıldığından kararda isabetsizlik bulunmamakla birlikte mahkemece gerekçe kısmında taraflar arasında «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği tespit edilmiş ise de, bu talebe ilişkin olumlu veya «olumsuz» herhangi bir hüküm kurulmamış olması HMK'nın 297/2. maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, …
Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları ile de kabul edildiği üzere davalı tarafından «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralı» ile bağdaşmadığından zamanaşımı def'inin reddi gerektiği, kar vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği ancak faiz «garantisi» ile şirketlere ortak olunmayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kar garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, yetkili kurumlardan da para toplama faaliyeti için izin alınmadığı bu nedenlerle taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı tespit olunmuş, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "Hisse Senedi Talep Formu" ve "Hisse Devir Kabul Sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, hisse devir edenin her ne kadar şirket ile bağı olmasa dahi devir hususundaki tek etkinin davalıların eylemi olduğu, davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde davalıların sorumlu olduğunun belirlendiği, davalı ...'ın söz konusu haksız fiiliden sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 20.385,2 …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, bozma öncesi yapılan yargılama neticesinde Yimpaş Yozgat İhtiyaç A.Ş. yönünden kurulan "1.«265»,96 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan Yimpaş Yozgat İhtiyaç A.Ş.'den alınarak davacıya verilmesine" ilişkin hükmün, bozma sebepleri dışında bırakılması, bu haliyle «kesin» hüküm halini alması sebebiyle anılan davalı hakkında aynı hükmün tekrarıyla beraber yeniden hüküm tesisine yer olmadığına dair hüküm kurulduğu, diğer davalı bakımından, taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının vaki zararından «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabul, kısmen reddine, davalılardan Yimpaş İhtiyaç A.Ş. yönünden bozma öncesinde kurulan 1.265,96 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile davalılardan Yimpaş İhtiyaç A.Ş.’den alınarak davacıya verilmesine ilişkin karar kesinleştiğinden aynı hükmün tekrarı ile bu konuda tekrardan hüküm tesisine ye …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile, neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Aksi halde «hakkın kötüye kullanılması» söz konusu olur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hükmün kesinleşmesi · i̇i̇k 265 · yasal faiz · kesin hüküm
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, bozma öncesi yapılan yargılama neticesinde Yimpaş Yozgat İhtiyaç A.Ş. yönünden kurulan "1.«265»,96 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan Yimpaş Yozgat İhtiyaç A.Ş.'den alınarak davacıya verilmesine" ilişkin hükmün, bozma sebepleri dışında bırakılması, bu haliyle «kesin» hüküm halini alması sebebiyle anılan davalı hakkında aynı hükmün tekrarıyla beraber yeniden hüküm tesisine yer olmadığına dair hüküm kurulduğu, diğer davalı bakımından, taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının vaki zararından «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabul, kısmen reddine, davalılardan Yimpaş İhtiyaç A.Ş. yönünden bozma öncesinde kurulan 1.265,96 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile davalılardan Yimpaş İhtiyaç A.Ş.’den alınarak davacıya verilmesine ilişkin karar kesinleştiğinden aynı hükmün tekrarı ile bu konuda tekrardan hüküm tesisine ye …
A.Ş. hakkında daha önce verilen «hükmün kesinleşmiş» olmasına göre davalılar vekilinin davalı Yimpaş İhtiyaç Mad.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/3912 E. 2022/9258 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · zamanaşımı def'i · pay defteri · oy yasağı · dürüstlük kuralı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları ile de kabul edildiği üzere davalı tarafından «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralı» ile bağdaşmadığından zamanaşımı def'inin reddi gerektiği, kar vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği ancak faiz «garantisi» ile şirketlere ortak olunmayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kar garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, yetkili kurumlardan da para toplama faaliyeti için izin alınmadığı bu nedenlerle taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı tespit olunmuş, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "Hisse Senedi Talep Formu" ve "Hisse Devir Kabul Sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, hisse devir edenin her ne kadar şirket ile bağı olmasa dahi devir hususundaki tek etkinin davalıların eylemi olduğu, davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde davalıların sorumlu olduğunun belirlendiği, davalı ...'ın söz konusu haksız fiiliden sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 20.385,2 …
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan «istinaf incelemesinde», «alacak davası» yasal süre içerisinde açılmış olduğundan ilk derece mahkemesince «zamanaşımı def»’inin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş olup, davacı tarafından sunulan davalı şirketin antetli kağıdıyla düzenlenen ve davalı şirket «temsilcisinin» imzasını «taşıyan» ve inkar edilmeyen iştirak «taahhütnamesi» belgesi düzenlenerek davacıdan bu belgede belirtilen ve tahsil olunan meblağ karşılığında davacıya «hisse senedi» verildiği, bu belgeler karşılığında para tahsil ettikleri, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak dosya kapsamından alınan bilirkişi kök heyet raporunda belirlendiği üzere davalı şirketin «pay defterinde» nominal değeri 1 TL olan 90 adet pay sahibi ortak gibi gösterdikleri, bu parayı muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri böylelikle «haksız fiilde» bulundukları anlaşılmış olup, davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ... gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğu anlaşıldığından kararda isabetsizlik bulunmamakla birlikte mahkemece gerekçe kısmında taraflar arasında «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği tespit edilmiş ise de, bu talebe ilişkin olumlu veya «olumsuz» herhangi bir hüküm kurulmamış olması HMK'nın 297/2. maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, …
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile, neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Ancak «zamanaşımı» defini ileri süren tarafın bu hakkını «dürüstlük kuralına» aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hakkaniyet · istinaf yoluna başvurulabilirlik
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, «zamanaşımı» itirazında bulunulduğu, zamanaşımına yönelik itirazın değerlendirilmesinde, sürenin başlangıç tarihi olarak taraflar arasındaki sözleşmenin tarihinin esas alınması halinde «hakkaniyet» olgusundan uzaklaşılacağı kanaatinin oluştuğu, yüksek kâr vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde ikraz sözleşmeleri de dikkate alınarak davalıların sorumlu olduğu, davacı tarafça davaya dayanak teşkil eden belgedeki meblağın da mahkemece dava tarihine göre hesap edildiği, taraflar arasında bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ...'ın söz konusu haksız fiilden sorumlu olduğu, Yimpaş grubu şirketlerinin bir kül halinde değerlendirileceği gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespitine, 50.000 DM'nin dava tarihi karşılığı olan 25.564,59 Euro'nun dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi gereği işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, hükme karşı davalılar vekili tarafından «istinaf yoluna başvurulmuştur».
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | İstirdat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/3908 E. 2022/9321 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · ba formu · hisse senedi · zamanaşımı def'i · pay defteri · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti, İstirdat
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince yapılan «istinaf incelemesinde», «alacak davası» yasal süre içerisinde açılmış olduğundan ilk derece mahkemesince «zamanaşımı def»’inin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş olup, davacı tarafından sunulan davalı şirketin antetli kağıdıyla düzenlenen ve davalı şirket «temsilcisinin» imzasını «taşıyan» ve inkar edilmeyen iştirak «taahhütnamesi» belgesi düzenlenerek davacıdan bu belgede belirtilen ve tahsil olunan meblağ karşılığında davacıya «hisse senedi» verildiği, bu belgeler karşılığında para tahsil ettikleri, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak dosya kapsamından alınan bilirkişi kök heyet raporunda belirlendiği üzere davalı şirketin «pay defterinde» nominal değeri 1 TL olan 90 adet pay sahibi ortak gibi gösterdikleri, bu parayı muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri böylelikle «haksız fiilde» bulundukları anlaşılmış olup, davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ... gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğu anlaşıldığından kararda isabetsizlik bulunmamakla birlikte mahkemece gerekçe kısmında taraflar arasında «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği tespit edilmiş ise de, bu talebe ilişkin olumlu veya «olumsuz» herhangi bir hüküm kurulmamış olması HMK'nın 297/2. maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, …
Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları ile de kabul edildiği üzere davalı tarafından «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralı» ile bağdaşmadığından zamanaşımı def'inin reddi gerektiği, kar vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği ancak faiz «garantisi» ile şirketlere ortak olunmayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kar garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, yetkili kurumlardan da para toplama faaliyeti için izin alınmadığı bu nedenlerle taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı tespit olunmuş, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "Hisse Senedi Talep Formu" ve "Hisse Devir Kabul Sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, hisse devir edenin her ne kadar şirket ile bağı olmasa dahi devir hususundaki tek etkinin davalıların eylemi olduğu, davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde davalıların sorumlu olduğunun belirlendiği, davalı ...'ın söz konusu haksız fiiliden sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 20.385,2 …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… , Yimpaş A.Ş.'nin Yimpaş Gıda Sanayi A.Ş.'nin hissesini 10.07.2000 tarihinde 9.000 DM karşılığı devrettiği, kâr vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği, ancak faiz «garantisi» ile şirketlere ortak olunmayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kâr garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, bu eylemin para toplama amacı dışında başka bir amaca hizmet etmediği, yetkili kurumlardan da para toplama faaliyeti için izin alınmadığı, bu nedenlerle taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı tespit olunduğu, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kâr vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde sorumlu olduğu, davacının toplamda ödediği 9.719,66 Euro'yu talep edebileceği, taraflar arasında bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığı gerekç …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile, neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Aksi halde «hakkın kötüye kullanılması» söz konusu olur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kamu düzenine aykırılık · kamu düzeni
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda davalı şirketin «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davacının ödediği bedelin tahsilini davalıdan talep edebileceği belirtildikten sonra gerekçede taraflar arasında «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği tespit edilmiş ise de, bu talebe ilişkin olumlu veya «olumsuz» herhangi bir hüküm kurulmadığı, bu durumun ise gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşmasına sebep olup HMK'nun 297/2. maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin ortak olunmadığının tespiti talebi hakkında karar verilmemiş olmakla davalılar vekilinin istinaf başvurusunun «kamu düzenine aykırılık» da gözetilerek kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine, 9.719,66 Euro'nun d …
4 benzer karar daha
-
İstirdat | Menfi tespit | İade
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2048 E. 2023/141 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · ceza zamanaşımı · hakkın kötüye kullanılması · müteselsil sorumluluk · pay defteri · oy yasağı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince yapılan «istinaf incelemesinde», «alacak davası» yasal süre içerisinde açılmış olduğundan ilk derece mahkemesince «zamanaşımı def»’inin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş olup, davacı tarafından sunulan davalı şirketin antetli kağıdıyla düzenlenen ve davalı şirket «temsilcisinin» imzasını «taşıyan» ve inkar edilmeyen iştirak «taahhütnamesi» belgesi düzenlenerek davacıdan bu belgede belirtilen ve tahsil olunan meblağ karşılığında davacıya «hisse senedi» verildiği, bu belgeler karşılığında para tahsil ettikleri, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak dosya kapsamından alınan bilirkişi kök heyet raporunda belirlendiği üzere davalı şirketin «pay defterinde» nominal değeri 1 TL olan 90 adet pay sahibi ortak gibi gösterdikleri, bu parayı muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri böylelikle «haksız fiilde» bulundukları anlaşılmış olup, davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ... gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğu anlaşıldığından kararda isabetsizlik bulunmamakla birlikte mahkemece gerekçe kısmında taraflar arasında «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği tespit edilmiş ise de, bu talebe ilişkin olumlu veya «olumsuz» herhangi bir hüküm kurulmamış olması HMK'nın 297/2. maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, …
Başka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin Yimpaş Verwaltungs GmbH şirketi üzerinden yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemleri nedeniyle davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde müşterek ve «müteselsilen sorumlu» olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının ve kurulan yatırım ilişkisinin «hükümsüzlüğünün tespitine», 130.000 DM (66.467,94 euro) karşılığı 220.148,46 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
… Yapılması Hakkında Kanun'un (7194 sayılı Kanun) 41 inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, davacının iradesini fesada uğratan haller bulunmadığı gibi «haksız fiilin» şartlarının da mevcut olmadığını, ortada geçerli bir şirket ortaklığı bulunduğunu, «zamanaşımı» ve hak düşürücü sürelerin geçtiğini, «ceza zamanaşımının» uygulanamayacağını, davalı ...’ın sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:faiz başlangıç tarihi · hükümsüzlüğün tespiti · uyuşmazlık konusu · kâr payı · eksik inceleme · avans faizi
Benzer bu kararda2.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin «zamanaşımına» uğradığını, davacının müvekkili şirket nezdinde bir ortaklığının bulunmadığını, Türkiye'de kurulu bulunan şirketlerden herhangi bir gerekçeyle ortaklık «payının» iadesini istemesinin mümkün olmadığını, «haksız fiilin» şartlarının oluşmadığını, müvekkilleri hakkında ilgili suçlardan verilmiş herhangi bir mahkumiyet kararının bulunmadığını, Mahkemece «eksik inceleme» ile karar verildiğini, ...'ın «uyuşmazlık konusu» olayda herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını bildirerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin Yimpaş Verwaltungs GmbH şirketi üzerinden yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemleri nedeniyle davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde müşterek ve «müteselsilen sorumlu» olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının ve kurulan yatırım ilişkisinin «hükümsüzlüğünün tespitine», 130.000 DM (66.467,94 euro) karşılığı 220.148,46 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «faiz başlangıç tarihi» yönünden kararın hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «faiz başlangıç tarihi» yönünden kararın hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
-
Yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğü | İstirdat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/699 E. 2022/9621 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · ba formu · müteselsil sorumluluk · hisse senedi · zamanaşımı def'i · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince yapılan «istinaf incelemesinde», «alacak davası» yasal süre içerisinde açılmış olduğundan ilk derece mahkemesince «zamanaşımı def»’inin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş olup, davacı tarafından sunulan davalı şirketin antetli kağıdıyla düzenlenen ve davalı şirket «temsilcisinin» imzasını «taşıyan» ve inkar edilmeyen iştirak «taahhütnamesi» belgesi düzenlenerek davacıdan bu belgede belirtilen ve tahsil olunan meblağ karşılığında davacıya «hisse senedi» verildiği, bu belgeler karşılığında para tahsil ettikleri, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak dosya kapsamından alınan bilirkişi kök heyet raporunda belirlendiği üzere davalı şirketin «pay defterinde» nominal değeri 1 TL olan 90 adet pay sahibi ortak gibi gösterdikleri, bu parayı muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri böylelikle «haksız fiilde» bulundukları anlaşılmış olup, davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ... gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğu anlaşıldığından kararda isabetsizlik bulunmamakla birlikte mahkemece gerekçe kısmında taraflar arasında «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği tespit edilmiş ise de, bu talebe ilişkin olumlu veya «olumsuz» herhangi bir hüküm kurulmamış olması HMK'nın 297/2. maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, …
Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları ile de kabul edildiği üzere davalı tarafından «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralı» ile bağdaşmadığından zamanaşımı def'inin reddi gerektiği, kar vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği ancak faiz «garantisi» ile şirketlere ortak olunmayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kar garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, yetkili kurumlardan da para toplama faaliyeti için izin alınmadığı bu nedenlerle taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı tespit olunmuş, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "Hisse Senedi Talep Formu" ve "Hisse Devir Kabul Sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, hisse devir edenin her ne kadar şirket ile bağı olmasa dahi devir hususundaki tek etkinin davalıların eylemi olduğu, davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde davalıların sorumlu olduğunun belirlendiği, davalı ...'ın söz konusu haksız fiiliden sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 20.385,2 …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre, taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kâr vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde müşterek ve «müteselsilen sorumlu» olduğu, davacı tarafça davaya dayanak teşkil eden belgedeki meblağın da doğru bir şekilde hesap edildiği, davalı şirketin en «son» bozma ilamında açıklanan kanun kapsamına girmediği gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında kurulan yatırım ilişkisinin «hükümsüzlüğünün tespitine», davacının alacak talebi yönünden 25.000,00 DM karşılığı 29.672,83 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan müşterek ve müteselsilen t …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile, neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Aksi halde «hakkın kötüye kullanılması» söz konusu olur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hükümsüzlüğün tespiti · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre, taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kâr vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde müşterek ve «müteselsilen sorumlu» olduğu, davacı tarafça davaya dayanak teşkil eden belgedeki meblağın da doğru bir şekilde hesap edildiği, davalı şirketin en «son» bozma ilamında açıklanan kanun kapsamına girmediği gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında kurulan yatırım ilişkisinin «hükümsüzlüğünün tespitine», davacının alacak talebi yönünden 25.000,00 DM karşılığı 29.672,83 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan müşterek ve müteselsilen t …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/7319 E. 2022/9619 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · ba formu · müteselsil sorumluluk · hisse senedi · zamanaşımı def'i · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince yapılan «istinaf incelemesinde», «alacak davası» yasal süre içerisinde açılmış olduğundan ilk derece mahkemesince «zamanaşımı def»’inin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş olup, davacı tarafından sunulan davalı şirketin antetli kağıdıyla düzenlenen ve davalı şirket «temsilcisinin» imzasını «taşıyan» ve inkar edilmeyen iştirak «taahhütnamesi» belgesi düzenlenerek davacıdan bu belgede belirtilen ve tahsil olunan meblağ karşılığında davacıya «hisse senedi» verildiği, bu belgeler karşılığında para tahsil ettikleri, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak dosya kapsamından alınan bilirkişi kök heyet raporunda belirlendiği üzere davalı şirketin «pay defterinde» nominal değeri 1 TL olan 90 adet pay sahibi ortak gibi gösterdikleri, bu parayı muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri böylelikle «haksız fiilde» bulundukları anlaşılmış olup, davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ... gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğu anlaşıldığından kararda isabetsizlik bulunmamakla birlikte mahkemece gerekçe kısmında taraflar arasında «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği tespit edilmiş ise de, bu talebe ilişkin olumlu veya «olumsuz» herhangi bir hüküm kurulmamış olması HMK'nın 297/2. maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, …
Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları ile de kabul edildiği üzere davalı tarafından «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralı» ile bağdaşmadığından zamanaşımı def'inin reddi gerektiği, kar vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği ancak faiz «garantisi» ile şirketlere ortak olunmayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kar garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, yetkili kurumlardan da para toplama faaliyeti için izin alınmadığı bu nedenlerle taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı tespit olunmuş, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "Hisse Senedi Talep Formu" ve "Hisse Devir Kabul Sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, hisse devir edenin her ne kadar şirket ile bağı olmasa dahi devir hususundaki tek etkinin davalıların eylemi olduğu, davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde davalıların sorumlu olduğunun belirlendiği, davalı ...'ın söz konusu haksız fiiliden sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 20.385,2 …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre, taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde müşterek ve «müteselsilen sorumlu» olduğu, davacı tarafça davaya dayanak teşkil eden belgedeki meblağın da doğru bir şekilde hesap edildiği, davalı şirketin en «son» bozma ilamında açıklanan yasa kapsamına girmediği gerekçesiyle davanın kabulü ile taraflar arasında bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespitine, yapılan yatı …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile, neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Aksi halde «hakkın kötüye kullanılması» söz konusu olur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre, taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde müşterek ve «müteselsilen sorumlu» olduğu, davacı tarafça davaya dayanak teşkil eden belgedeki meblağın da doğru bir şekilde hesap edildiği, davalı şirketin en «son» bozma ilamında açıklanan yasa kapsamına girmediği gerekçesiyle davanın kabulü ile taraflar arasında bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespitine, yapılan yatı …
-
Ortaklık ilişkisinin kuruluşunun tespiti | Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | İstirdat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/3913 E. 2022/9259 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · ba formu · hisse senedi · zamanaşımı def'i · pay defteri · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince yapılan «istinaf incelemesinde», «alacak davası» yasal süre içerisinde açılmış olduğundan ilk derece mahkemesince «zamanaşımı def»’inin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş olup, davacı tarafından sunulan davalı şirketin antetli kağıdıyla düzenlenen ve davalı şirket «temsilcisinin» imzasını «taşıyan» ve inkar edilmeyen iştirak «taahhütnamesi» belgesi düzenlenerek davacıdan bu belgede belirtilen ve tahsil olunan meblağ karşılığında davacıya «hisse senedi» verildiği, bu belgeler karşılığında para tahsil ettikleri, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak dosya kapsamından alınan bilirkişi kök heyet raporunda belirlendiği üzere davalı şirketin «pay defterinde» nominal değeri 1 TL olan 90 adet pay sahibi ortak gibi gösterdikleri, bu parayı muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri böylelikle «haksız fiilde» bulundukları anlaşılmış olup, davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ... gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğu anlaşıldığından kararda isabetsizlik bulunmamakla birlikte mahkemece gerekçe kısmında taraflar arasında «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği tespit edilmiş ise de, bu talebe ilişkin olumlu veya «olumsuz» herhangi bir hüküm kurulmamış olması HMK'nın 297/2. maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, …
Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları ile de kabul edildiği üzere davalı tarafından «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralı» ile bağdaşmadığından zamanaşımı def'inin reddi gerektiği, kar vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği ancak faiz «garantisi» ile şirketlere ortak olunmayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kar garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, yetkili kurumlardan da para toplama faaliyeti için izin alınmadığı bu nedenlerle taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı tespit olunmuş, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "Hisse Senedi Talep Formu" ve "Hisse Devir Kabul Sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, hisse devir edenin her ne kadar şirket ile bağı olmasa dahi devir hususundaki tek etkinin davalıların eylemi olduğu, davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde davalıların sorumlu olduğunun belirlendiği, davalı ...'ın söz konusu haksız fiiliden sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 20.385,2 …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince, davalı şirketlere kâr vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği, ancak faiz «garantisi» ile şirketlere ortak olunmayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kâr garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, bu eylemin para toplama amacı dışında başka bir amaca hizmet etmediği, yetkili kurumlardan da para toplama faaliyeti için izin alınmadığı, bu nedenlerle taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı tespit olunduğu, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kâr vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespitine, 5.112,92 Euro'nun dava ta …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile, neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Aksi halde «hakkın kötüye kullanılması» söz konusu olur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/3910 E. , 2022/9322 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Yozgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 14.02.2019 tarih ve 2016/277 E- 2019/156 K. sayılı kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nce verilen 25.11.2020 tarih ve 2019/729 E- 2020/1229 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin de içinde bulunduğu Yimpaş Grubu ve yöneticileri tarafından Avrupa'da doksanlı yıllardan itibaren "yatırılan paraların istendiği her an geri çekilebileceği ve karşılığında yüksek oranlarda faiz verileceği" garantisine inanarak "... Hisse Senedi Devir Kabul Sözleşmesi" adında belge karşılığında 20.385,21 Euro parayı (39.870,00 DM) davalı şirkete verdiğini ve kendisine karşılığında davalıya ait 90 adet hisse senedi teslim edildiğini, davalı tarafın vaadini yerine getirmediğini, paraların davacıya iade edilmediğini, davalıların eylemleri nedeniyle nitelikli dolandırıcılık, izinsiz halka arz, kanuna aykırı aracılık faaliyeti gibi suçlamalarla ceza davaları açıldığını, davalı tarafça yapılan para toplama işleminin hukuka ve SPK mevzuatına aykırı olduğunu, müvekkilinin davalı şirketlerin ortağı olmadığını, kurduğu sistemle haksız kazanç sağlayan hem davalı şirketin hem de şirketin yönetim kurulu başkanı olan davalı ...'ın müvekkilinin zararından müteselsilen sorumlu olduğunu ileri sürerek müvekkili ile davalı şirket arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitine, müvekkilinden tahsil edilen 20.385,21 Avro'nun (39.870,00 DM) tahsil tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/A maddesi uyarınca işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili, davacının davalı şirketin ortaklar pay defterinde kayıtlı ortak olup, cetvellerinde gösterildiğini, davacının müvekkili şirkette nominal bedeli 1,00 TL olan 90 adet hissesinin bulunduğunu, davacının hisselerini müvekkili şirketin önceki ortaklarından olan Nihat Mol isimli şahıstan devraldığını, müvekkili şirketin bu devir işlemine onay verdiğini, hisse bedelleri müvekkili şirketçe tahsil edilmediğinden şirket muhasebe kayıtlarında hisse devir bedelinin gösterilmesinin söz konusu olmadığını, ortakların sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyeceklerini, şirketin de kendi hisselerini iktisap edemeyeceğini, 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu, BK'nın 146. maddesindeki sürenin geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları ile de kabul edildiği üzere davalı tarafından zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığından zamanaşımı def'inin reddi gerektiği, kar vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği ancak faiz garantisi ile şirketlere ortak olunmayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kar garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, yetkili kurumlardan da para toplama faaliyeti için izin alınmadığı bu nedenlerle taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığı tespit olunmuş, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "Hisse Senedi Talep Formu" ve "Hisse Devir Kabul Sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, hisse devir edenin her ne kadar şirket ile bağı olmasa dahi devir hususundaki tek etkinin davalıların eylemi olduğu, davacının vaki zararından ötürü haksız fiil hükümleri çerçevesinde davalıların sorumlu olduğunun belirlendiği, davalı ...'ın söz konusu haksız fiiliden sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 20.385,21 Euro'nun dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/A maddesi gereği işleyecek faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Karara karşı davalılar vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesinde, alacak davası yasal süre içerisinde açılmış olduğundan ilk derece mahkemesince zamanaşımı def’inin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş olup, davacı tarafından sunulan davalı şirketin antetli kağıdıyla düzenlenen ve davalı şirket temsilcisinin imzasını taşıyan ve inkar edilmeyen iştirak taahhütnamesi belgesi düzenlenerek davacıdan bu belgede belirtilen ve tahsil olunan meblağ karşılığında davacıya hisse senedi verildiği, bu belgeler karşılığında para tahsil ettikleri, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak dosya kapsamından alınan bilirkişi kök heyet raporunda belirlendiği üzere davalı şirketin pay defterinde nominal değeri 1 TL olan 90 adet pay sahibi ortak gibi gösterdikleri, bu parayı muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri böylelikle haksız fiilde bulundukları anlaşılmış olup, davalı şirket yönetim kurulu başkanı olan davalı ...
gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemi hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğu anlaşıldığından kararda isabetsizlik bulunmamakla birlikte mahkemece gerekçe kısmında taraflar arasında ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği tespit edilmiş ise de, bu talebe ilişkin olumlu veya olumsuz herhangi bir hüküm kurulmamış olması HMK'nın 297/2. maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine, 20.385,21 Euro'nun dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/A maddesi gereği işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
(1) Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın istirdatı istemine ilişkindir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. İçtihadı Birleştirme Kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı, aydınlatıcı, yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı soyut kararlardır. Bu itibarla, off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup, zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir.
Bir hakkın belli bir süre içinde ileri sürülememesi sebebiyle dava yoluyla elde edilebilme imkanının kalmaması veya kanunda öngörülen sürenin geçmesi sonucu bir hakkın kullanılmasının mümkün olmaması zamanaşımı kurumunu ifade etmektedir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lügatı, C. I, Ankara 2021, s. 1244). Zamanaşımı, borçluya borcunu ödememe imkanını veren, ayrıca alacaklıyı alacağını zamanında istemeye teşvik eden bir kurumdur. Başka bir deyişle zamanaşımı kurumu, hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olarak alacaklıyı, alacağını zamanında ileri sürmeye zorlamaktadır. Zira alacaklının alacağını kanunda öngörülen süre içerisinde ileri sürmeyip hareketsiz kalması, alacağın tahsili için ciddi bir iradeye sahip olunmadığı hususunda borçluda bir güven uyandırır.
Zamanaşımı bir maddi hukuk kurumu olmadığından borcu sona erdiren değil; var olan bir hakkın talep edilmesini engelleyen bir savunma aracıdır. Bu niteliği itibari ile de zamanaşımı alacağın varlığını değil, talep edilebilirliğini ortadan kaldırır. Başka bir deyişle kanunun öngördüğü zamanaşımı süresinin dolması, hakkın varlığını sona erdirmemekte fakat dava yoluyla hakkın ileri sürülmesi durumunda borçlunun bir karşı hakka (defi hakkına) dayanarak ileri sürülen hakkı sürekli olarak engellemesi söz konusu olmaktadır. Borçlu, zamanaşımı defini ileri sürerek alacak hakkının zamanaşımına uğradığı için edimi ifa etmek zorunda olmadığım ifade etmektedir. Bununla birlikte eğer davalı zamanaşımı defini ileri sürmezse;
hakim bu durumu re’sen nazara alamayacak ve şartlar mevcutsa alacağa hükmedebilecektir. Ancak zamanaşımı defini ileri süren tarafın bu hakkını dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir. Aksi halde hakkın kötüye kullanılması söz konusu olur. Başka bir deyişle borçlunun zamanaşımı defini ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı olmadığı sürece hakkın kötüye kullanılması yasağı gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
65) .
Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu haklarının zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması; uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması; ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi; hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi; hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, Mehmet: Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010.
s.
16. )
818 sayılı BK, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı TBK’nın 647. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış; 6098 sayılı TBK ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5/1. maddesi; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. Buna göre, 818 sayılı BK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Haksız fiilden doğan tazminat davasının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ve başlangıçları 818 sayılı BK’nın 60. maddesinde genel zamanaşımı hükümlerinden ayrı olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve başlangıçlarının düzenlendiği 818 sayılı BK’nın 60. maddesinin ilk iki fıkrası;
“Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.
Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde düzenleme içermektedir.
Görüldüğü üzere 818 sayılı BK’nın 60. maddesinde haksız fiillerle ilgili olarak üç farklı zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bunlardan ilki zarar görenin zararı ve faili (sorumlu kişiyi) öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık zamanaşımı süresidir. Bir yıllık sürenin işlemeye başlaması açısından “öğrenme” ölçütü esas alınmış; bu ölçüt hem zarar hem de fail açısından aranmıştır. Bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresi, bu iki husustan hangisi daha sonra öğrenilmişse o hususun öğrenilme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Başka bir deyişle bu iki hususun birlikte gerçekleşmesi gerekmekte olup sadece birinin öğrenilmesi zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli olmamaktadır.
Bir yıllık zamanaşımı sürenin başlangıcı öğrenme gibi sübjektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “nispi zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır.
Öte yandan bir yıllık sürenin başlaması bakımından zararın öğrenilmiş sayılması için zararın varlığını, niteliğini ve temel unsurlarını belirleyecek bilgilerin dava açacak derecede öğrenilmiş olması yeterlidir.
818 sayılı BK’nın 60. maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden ikincisi ise bir yıllık nispi zamanaşımı süresini, herhalde zarar verici fiilin gerçekleştiği (vuku bulduğu) tarihten itibaren on yıl ile sınırlandıran on yıllık zamanaşımı süresidir. On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı objektif nitelikte olan zarar verici fiilin gerçekleştiği tarihtir. Bununla birlikte eğer zarar verici fiil süregelen bir nitelik taşıyorsa on yıllık zamanaşımı süresinin de fiilin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlaması gerekir. On yıllık zamanaşımı sürenin başlangıcı haksız fiilin gerçekleştiği (veya tamamlandığı) tarih gibi objektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “mutlak zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır.
On yıl içinde zarar ve sorumlu kişi öğrenilemediği için bir yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamamış olsa dahi, haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmişse tazminat davası açma hakkı zamanaşımına uğrar. Buna karşılık on yıllık süre içinde zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre dolmuşsa artık azami nitelikteki on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin bir önemi kalmaz, bir yıllık süre dolduğunda zamanaşımı gerçekleşmiş olur (Havutçu, Ayşe: Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşımı Sürelerinin Başlangıcı, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2012, C.12, s.
58. )
Görüldüğü üzere bir yıllık zamanaşımı süresi ile on yıllık zamanaşımı süresi arasındaki en önemli fark; sürelerin başlama anlarıdır. Bir yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlarken, on yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Zararın sonradan meydana gelmesi de sürenin işlemeye başladığı anı değiştirmemektedir.
818 sayılı BK’nın 60. maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden bir diğeri ise ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre, cezayı gerektiren haksız fiiller bakımından, ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse, tazminat talepleri için de bu zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Ancak haksız fiillere ceza kanunlarındaki zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız fiilin cezalandırılabilir olması ve bu fiil için ceza kanunlarında öngörülen zamanaşımının haksız fiillere uygulanan nispi veya mutlak zamanaşımından uzun olması gerekmektedir. Buradaki ceza kanunlarındaki zamanaşımı ifadesinden anlaşılması gereken ise ceza kanunlarındaki dava zamanaşımıdır. Zira 818 sayılı BK’nın 60/2.
maddesinin düzenlenme amacı, ceza yargılaması yapılabildiği sürece, aynı fiilden kaynaklanan zararların tazmininin istenebilmesidir. Bir fiilin ceza yargılamasına konu olup olmamasında belirleyici olan süre ise dava zamanaşımı süresidir.
Haksız fiil olarak nitelendirilen davranışlar içerdikleri hukuka aykırılık ve kusur unsurlarına bağlı olarak ceza kanunlarına göre de suç teşkil edebilirler. Dolayısıyla, aynı davranış hem ceza yargılamasının hem de tazminat davasının konusunu oluşturabilir. 818 sayılı BK’nın 60/2. maddesindeki düzenlenme ile fail, hukuka aykırı bir fiilinden dolayı ceza kanunlarına göre cezalandırılabildiği sürece bu fiil nedeniyle uğranılan zararın telafisi de failden istenebilir. Gerçekten de fail için daha ağır sonuçlar doğuran ceza yargılamasına izin verilirken, aynı fiil nedeniyle faile karşı tazminat davası açılamaması yerinde olmayacaktır.
Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız fiilin faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet karan verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. Bu nedenle tazminat davasına bakan hakim, zamanaşımı defi ile karşılaştığında, davanın esasına girmeden önce, fiilin cezayı gerektirir bir fiil olup olmadığını ceza hukuku ilkelerine göre kendisi değerlendirecek, fiilin suç niteliğinde olduğu kanaatine ulaşırsa ceza zamanaşımını dikkate alacaktır (Tekinay, S. Sulhi Akman, Sermet Burcuoğlu, Haluk Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s.
723.)
Hemen belirtilmelidir ki ceza davası zamanaşımı süresinin başlangıcı 818 sayılı BK hükümlerine göre değil, ceza kanunu hükümlerine göre belirlenir. Buna göre ceza davası zamanaşımının uygulandığı durumlarda, zamanaşımı süresi, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (veya fiilin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Ceza kanunu hükümleri, sadece ceza davasının zamanaşımının süresi ve başlangıç noktası bakımından uygulanacak olup, zamanaşımın durması ve kesilmesine ilişkin nedenler ve sonuçları hakkında 818 sayılı BK hükümleri uygulanacaktır (Antalya, O. Gökhan: Borçlar Hukuku Genel […] IJ, İstanbul 2017, s. 515).
Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda, artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda, ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi, bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise, bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır.
(Tekinay- Akman- Burcuoğlu- Altop, s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde, zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir.
Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere, davalı şirket hakkında düzenlenen SPK raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, sermaye artırım kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı, Yimpaş Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kâr ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, hisse devir sözleşmelerinde bazı kişilerin ortaklık pay defterinde gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisinin de bulunduğu sanıklar hakkında Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2006/253 Esas sayılı davasında ihraç edilecek hisse senetlerinin SPK'ya kaydettirilmesi aşaması tamamlanmadan halka arz işlemine başlandığı, pay bedellerinin usulsüz tahsil edildiği belirlenerek mahkumiyet kararı verilmiş, karar Yargıtay 7.
Ceza Dairesi'nin 13/06/2007 tarihli ilamı ile onanmış, Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2006/121 Esas sayılı dosyasında SPK'dan izin alınmadan hisse senetleriyle ilgili aracılık faaliyetinde bulunulduğu iddiasıyla dava açılmış, sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararları Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin ilamı ile zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmış, yine usulüne uygun olarak defterlerin tutulmaması nedeniyle davalı şirket yöneticisi hakkında mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır. Yine, davalı şirket yöneticileri hakkında Yozgat 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2009/188 Esas 2011/475 Karar sayılı dosyasında davalı şirket yöneticileri hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan İsviçre Federal Soruşturma Hakimliği'nce yapılan ihbar üzerine kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda davalı şirket yöneticilerinin İsviçre'de bulunan Yimpaş […]G.’ye ait paraları davalı şirkete ve Yimpaş grubu şirketlerine aktardıklarından bahisle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan netice itibariyle 5 yıl hapis ve 2.500 TL adli para cezası verildiği, kararın temyiz edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 17/01/2012 tarihli tebliğnamesine göre hükmün onanmasının talep edildiği, ancak Yargıtay 15.
Ceza Dairesi'nin 28/03/2012 tarih ve 2012/721 Esas 2012/33114 Karar sayılı bozma ilamı ile zamanaşımı nedeniyle kararın bozulduğu ve tüm sanıklar hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği ve kararın bu şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Bu itibarla, davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı def’inde bulunulduğu, işbu davada zamanaşımı yönünden davacı lehine bir kazanılmış hak oluşmadığı, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Yasa'nın 102/4 ve 104/2. maddeleri uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu ve dosyaya ibraz edilen Hisse Senedi Devir ve Kabul Sözleşmesinin 07.04.1999 tarihini içerdiği, bu tarih ile dava tarihi arasında zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilerek, mahkemece zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
(2) Bozma sebep ve şekline göre davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin zamanaşımına ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden davalılara iadesine, 21.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/875371200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz