Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2019/783 E. 2022/7487 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
istinafa cevap dilekçesi↗ tcmb efektif satış kuru↗ süre hesabı↗ zamanaşımının kesilmesi↗ istinaf sebebi↗ uzamış ceza zamanaşımı↗ zamanaşımı başlangıcı↗ halefiyet↗ kusur sorumluluğu↗ haksız fiil sorumluluğu↗ ceza zamanaşımı↗ tanıma↗ haksız eylem↗ usuli kazanılmış hak↗ mevduat hesabı↗ feri müdahil↗ rehin↗ maddi hata↗ hakem kararı↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ ikrar↗ eş rızası↗ tazminat davası↗ zamanaşımı def'i↗ muacceliyet↗ kazanılmış hak↗ dolandırıcılık↗ muvafakat↗ tbk 99↗ def'i↗ hak düşürücü süre↗ işlemiş faiz↗ kefil↗ içtihadı birleştirme kararı↗ fer'i müdahil↗ haksız fiil↗ iş mahkemesi görev alanı↗ havale↗ geçersizlik↗ iflas↗ sulh↗ asıl alacak↗ harç↗ taşıyan↗ yetkisizlik kararı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ kusur↗ dava sebebi↗ avans faizi↗ zamanaşımı↗ kesin hüküm↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesi’nce, davacının davalı bankanın ...Şubesi’ne 03.12.1999 tarihinde 27.000,00 USD yatırdığı, davacının mevduat alacağının davalı banka tarafından Yahya Demirel grubuna ait şirketlere usulsüz kredi olarak verilmek suretiyle tüketildiği, alacağın Egebank Off Shore Ltd. Şti. adlı bankadan tahsil edilemediği, taraflar arasında ihtilaf konusu olan olayın hukuki tanımının havale görünümlü mevduat toplamak olarak değerlendirilmesi gerektiği, Egebank A.Ş. yönetiminin Egebank Off Shore Ltd. Şti. adlı bankanın paravan bir banka olduğunu bildiği, buna rağmen bu banka adına mevduat toplamak suretiyle davacının zararına sebep olunduğu, dosyada alınan bilirkişi raporu da değerlendirildiğinde, davanın ilk açıldığı tarih olan 30.06.2014 tarihi itibariyle geçerli TCMB Efektif Satış kuru üzerinden davacının TL cinsinden asıl alacağının (27.000,00 USD x 2,1296 TL=) 57.499,20 TL, işlemiş faiz alacağının (14.706,56 USD x 2,1296 TL=) 31.319,09 TL olmak üzere toplam 88.818,29 TL'ye isabet ettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, asıl alacak olarak hesap edilen 57.499,20 TL ve işlemiş faiz alacağı olarak hesap edilen 31.319,09 TL olmak üzere toplam 88.818,29 TL'nin dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacı, davalı, fer’i müdahil ... ve OYAK vekilince istinaf olunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, her ne kadar OYAK vekilince istinafa cevap dilekçesinde sonuç kısmında kararın istinafen bozulması istenmişse de, usulünce harcı yatırılarak yapılmış bir istinaf başvurusunun bulunmadığı, dilekçede istinaf talebinde bulunulmadığı, istinafa cevap verildiğinin açıklandığı, fer’i müdahil OYAK vekilinin istinaf harçlarını yatırmadığı, bu nedenle süresinde, usulüne uygun olarak yapılmış istinaf istemi bulunmadığından fer’i müdahil OYAK vekilinin dilekçesinin istinafa beyan olarak değerlendirildiği, davalı ile fer’i müdahil ... vekillerinin istinaf nedenlerinin incelenmesinde, davacı ve benzeri durumdaki hesap sahiplerinin yatırdıkları paraların yurtdışına çıkarılmadığı, off shore şirketinin Ege Bank ... Şubesi’ndeki hesabına aktarıldığı, bir takım grup şirketlerine kredi sağlanmasında kullanıldığı, Ege bank hesabında kaldığı, böylece fona devredilme, birleşme ve ünvan değişikliği gibi süreç sonunda söz konusu mevduatın iadesinden İng Bank'ın halefiyet ilkeleri gereğince sorumlu olduğu, buna göre davacının yatırmış olduğu parayı davalı bankadan talep edebileceğinden davalı vekili ile fer’i müdahil ... vekilinin bu yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davanın süresi içinde açılması nedeniyle zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazlarının yerinde olmadığı, uyuşmazlık bankacılık işleminden kaynaklandığından fer’i müdahil ... vekilinin yüksek faize hükmedildiği yönündeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde, dava tarihinin 30.06.2014 tarihi olduğu anlaşılmakla birlikte, bu husus maddi hata niteliğinde olup HMK'nın 304. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince her zaman düzeltilebilecek maddi hata olduğu, bu hususun tek başına ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması sebebi yapılamayacağı, ilk derece mahkemesince kurulan hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda yer verilen emsal Yargıtay kararı uyarınca yapılan hesaplamaya göre davacının 03.12.1999 tarihinde 36 gün vadeli yıllık % 25 faiz oranı ile yatırmış olduğu 27.000,00 USD mevduat için hesabın açılış tarihinden dava tarihine kadar Kamu Bankalarınca USD cinsinden 1 yıl vadeli döviz tevdiat hesaplarına uygulanan en yüksek faiz oranları esas alınarak işlemiş faiz tutarının hesaplandığının anlaşıldığı, davacı vekilinin bu yöndeki istinafının yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı, davalı ve feri müdahil ... vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı, davalı ve fer’i müdahil ... vekilince temyiz edilmiştir.
(1) Dava, davalı ...Ş.'nin külli halefi olduğu Egebank A.Ş.’de bulunan davacı mevduatının, davacının iradesi fesada uğratılarak off shore hesabına gönderildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
Dairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin görev alanı itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin rızası veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü dolandırıcılık teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının mevduat hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55. maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda zamanaşımıyla ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle zamanaşımı def’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak son zamanlarda bu tür davalarda zamanaşımının başlangıcı konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda içtihadın birleştirilmesi talep edilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda düzenlenen ve 41. maddesinde ifadesini bulan haksız fiil sorumluluğu, kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır. Kusur sorumluluğuna dayanan haksız fiil BK'nın 41. maddesinde “Mesuliyet Şartı” başlığı altında; “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlâka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” şeklinde ifade edilmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49. maddesinde de benzer bir düzenlemeye gidilerek kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Gerek BK'nın 41. maddesi gerekse TBK'nın 49. maddesi, hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren kimsenin bu zararı tazmine mecbur olduğunu belirtmektedir. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Haksız fiil nedeniyle zarar gören kişinin alacak hakkı kanunda belirtilen süreler içinde talep ve takip edilmediği taktirde zamanaşımına uğrar. Bu durumda zarardan dolayı sorumlu tutulan kişilerin borçları zamanaşımı nedeniyle son bulur. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde “Müruru zaman” başlığı altında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur. Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir” şeklinde düzenlenmiş olan zamanaşımı 6098 sayılı TBK’nın 72. maddesinde düzenlenmiş ve kısa olan bir yıllık zamanaşımı süresi iki yıla çıkarılmıştır. Haksız fiilden doğan gerek maddi gerekse manevi tazminat davaları, zarar gören tarafın zararı ve haksız fiil sorumlusunun kim olduğunu öğrenmesinden itibaren başlar. Her ne kadar kanun “zarar ve failine ıttıla” demişse de “fail” sözcüğünden “sorumlu kişi” anlaşılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demekte, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartları öğrenmiş olması demektir. Tazminat hesabına yarayacak bütün ayrıntıların bilinmesi gerekmez (Akman, Sermet/Burcuoğlu, Halûk/Altop, Atillâ/ Tekinay, Selâhattin Sulhi: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler,7. Bası, İstanbul 1993,s.717-718). Zamanaşımı süresi konusunda ayrık hüküm bulunsa da zamanaşımını durduran, kesen sebepler, zamanaşımı sürelerinin hesabına ilişkin konularda kanunun zamanaşımına ilişkin genel hükümleri uygulanmaktadır (Kılıçoğlu, Ahmet Mithat: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005, s. 345). Borçlar Kanunu’nun 128. maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin özel niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Borçlar Kanunumuz, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir (Kılıçoğlu, s.651). Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) ise, borçlunun veya alacaklının ya da hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için, zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa, zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler BK’nın 133. (TBK m. 154) maddesinde gösterilmiştir. Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde. 2 - Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili ile, alacaklının bir fiili ile, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, def’î dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup, davanın niteliği önem arzetmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hâkimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) konuya ilişkin 49 ve 72. maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir. Haksız fiillerin bir kısmı, sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir; haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus 07.12.1955 tarihli ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Buna göre, anılan mevzuat uyarınca ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan özel kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda BK'nın 60. (TBK'nın 72.) maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarihli ve 2013/4-36 E. 2013/1457 K.). Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise; eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK’daki bir yıllık süreden daha kısa ise, o zaman yine BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süre (TBK m. 72) olaya uygulanacak; ceza kanunundaki zamanaşımı süresi BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha uzun ise, o zaman bu uzun süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nın 66. (mülga 765 sayılı TCK’nın 102. maddesine) göre belirlenecektir.
Yeri gelmişken usulî kazanılmış hak kurumuna kısaca değinilmesi gerekmektedir. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup bu noktada bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukukî esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğacağı gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme, kesinleşen bu kısımlar yönünden yeniden inceleme yaparak aksine karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararı). Ancak Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması, uygulanması gereken kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi, görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ile bozma kararının maddi hataya dayanması hâllerinde usulî kazanılmış hak oluşması mümkün değildir.
Yine yargılamada davalının yanında feri müdahil sıfatıyla yer alan ... ve OYAK’ın durumundan bahsetmekte de yarar bulunmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 68. maddesinde (HUMK m. 57) feri müdahilin, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunma vasıtalarını ileri sürebileceği, onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usûl işlemleri yapabileceği düzenlenmiştir. HMK'nın 68. maddesinde de belirtildiği üzere, feri müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket eder, yani, onun yardımcısıdır; hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verildiğinden, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma yetkisi de doğal olarak bu tarafa aittir. Nitekim Yargıtay ancak asıl taraf temyiz etmişse, müdahilinde kararı temyiz edebileceği yönünden kararlar vermektedir. (Hukuk Genel Kurulu’nun, 26.11.2014 tarihli, 1329, 985 K sayılı ilamı) Feri müdahilin asıl tarafla birlikte hareket etmesi, onun yaptığı usul işlemlerinin asıl tarafın işlemlerine aykırı olmamasını gerektirir. Buna karşılık feri müdahil, yanında katıldığı tarafın lehine olan işlemleri yaparken her defasında onun ön onayını almak zorunda değildir. Bilakis, o, yanında katıldığı tarafından dava takip yetkisini kullanarak usul işlemlerini yapar;yanında katıldığı taraf ise bu işlemi geçersiz kılabilir. Aksi takdirde fer’i müdahilin yaptığı işlemler asıl taraf için sonuç doğurur. Asıl tarafın yararına aykırı işlemler ile dava üzerinde tasarruf sonucunu doğurabilecek işlemler fer'i müdahil tarafından yapılamaz (HMK 68/1.c.2). (Pekcanıtez Hakan/Özekes, Muhammet/Akkan, Mine/Korkmaz, Hülya Taş: Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt I, İstanbul 2017, s.732). Fer’i müdahil lehine katıldığı tarafında da hazır olduğu duruşmada davayı veya savunmayı değiştirir(veya genişletir) şekilde beyanlarda bulunur ve lehine müdahalede bulunulan taraf buna itiraz etmezse, bu beyanlar lehine müdahale edilen tarafça yapılmış sayılır. Karşı taraf, müdahilin yaptığı ve lehine müdahale edilen tarafın da zımnen benimsediği bu davayı değiştirmeye veya savunmayı genişletmeye zımnen veya açıkça muvafakat ederse, bununla dava değiştirilmiş veya savunma genişletilmiş olur. (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. IV, s.3470). Nitekim Dairemizin 28.01.1975 tarih 3828 /482 E.K sayılı kararında da müdahilin iltihak ettiği tarafın yardımcısı olarak davalının savunma sebeplerini izah ederek kanıtlayabileceği gibi hasmın muvafakati halinde müşterek amaç ve yarar için genişletilebileceği veya değiştirilebileceği, cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen zamanaşımı savunması için de durumun müdahil yönünden aynı nitelikte olduğu, müdahilin müşterek amaca uygun olarak davaya iltihak ettikten sonra, zamanaşımı savunmasını ileri sürebileceği ve hasmın zımnen kabulü ifade edecek bir zaman geçtikten sonra tevsi itirazında bulunursa bu itirazın mahkemece nazara alınmayarak zamanaşımı itirazının (savunmasının) incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Özetle, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 Tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı gereğince, mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihi esas alınarak, daha önceden temyiz incelemesinden geçmiş dosyalar bakımından içtihadı birleştirme kararının, usuli kazanılmış hakkın istisnalarından biri olduğu gözetilerek, zamanaşımına ilişen temyiz itirazları konusunda bir değerlendirme yapılması ve davalı tarafça zamanaşımı hususunda bir temyiz sebebi ileri sürülmemiş olsa dahi, feri müdahil tarafından temyiz nedeni olarak getirilmek kaydıyla davalı yönünden zamanaşımı incelemesinin yapılması, dava konusu olay bakımından ceza mahkemesince banka yöneticilerinin eyleminin dolandırıcılık olarak nitelendirildiği gözetilerek uzamış ceza zamanaşımı süresinin bu suça göre belirlenmesi ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa olması halinde her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresinin esas alınması, zamanaşımı durduran ve kesen sebeplerden davacı tarafça daha önce açılmış olan bir dava bulunması halinde zamanaşımı süresinin, o davanın kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıl olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlığa gelindiğinde, davacı yanın davalı bankanın ...Şubesi’ne 03.12.1999 tarihinde yatırdığı 27.000,00 USD’nin davalı bankanın ... Şubesi’ndeki Egebank Off-Shore Ltd. Şti. hesabına alacak geçirildiği, davacının yatırdığı toplam 27.000,00 USD için aynı tarihte davalı bankanın ...Şubesi tarafından davacıya Egebank Off-Shore Ltd. hesap cüzdanı verildiği, iş bu davanın ise 30.06.2014 tarihinde açıldığı anlaşılmış olmakla, 10 yıllık zamanaşımı süresi dolan işbu davada zamanaşımı sebebiyle ret kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
(2) Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin tüm, davalı vekili ile fer’i müdahil ... vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/2719 E. 2022/8790 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · feri müdahil · rehin · maddi hata · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz kararda… ında kullanıldığı, Ege bank hesabında kaldığı, böylece fona devredilme, birleşme ve ünvan değişikliği gibi süreç sonunda söz konusu mevduatın iadesinden İng Bank'ın «halefiyet» ilkeleri gereğince sorumlu olduğu, buna göre davacının yatırmış olduğu parayı davalı bankadan talep edebileceğinden davalı vekili ile fer’i müdahil ... vekilinin bu yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davanın süresi içinde açılması nedeniyle «zamanaşımı» ve «hak düşürücü süre» itirazlarının yerinde olmadığı, uyuşmazlık bankacılık işleminden kaynaklandığından fer’i müdahil ... vekilinin yüksek faize hükmedildiği yönündeki «istinaf sebebinin» yerinde olmadığı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde, dava tarihinin 30.06.2014 tarihi olduğu anlaşılmakla birlikte, bu husus «maddi hata» niteliğinde olup HMK'nın 304. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince her zaman düzeltilebilecek maddi hata olduğu, bu hususun tek başına ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması sebebi yapılamayacağı, ilk derece mahkemesince kurulan hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda yer verilen emsal Yargıtay kararı uyarınca yapılan hesaplamaya göre davacının 03.12.1999 tarihinde 36 gün vadeli yıllık % 25 faiz oranı ile yatırmış olduğu 27.000,00 USD mevduat için hesabın açılış tarihinden dava tarihine kadar Kamu Bankalarınca USD cinsinden 1 yıl vadeli döviz tevdiat hesaplarına uygulanan en yüksek faiz oranları esas alınarak «işlemiş faiz» tutarının hesaplandığının anlaşıldığı, davacı vekilinin bu yöndeki istinafının yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı, davalı ve «feri müdahil» ... vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Dairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55. maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Kararı, davalı vekili ile «feri müdahil» TMSF vekili temyiz etmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:akdi faiz oranı · akdi faiz · karar verilmesine yer olmadığına
Benzer bu kararda… ığı 70.000 DEM tutarlı mevduatın Off Shore hesabına aktarılmış gibi gösterildiği, paranın gerçekte Kıbrıs'ta mukim Ege Bank Off Shore Ltd.’ye gönderilmediği, olayın «havale» görünümlü mevduat toplama olarak değerlendirildiği, Ege Bank yöneticileri hakkında açılan ceza davası her ne kadar «zamanaşımı» nedeni ile ortadan kaldırılmış olsa da banka yöneticilerinin Ege Bank ismini kullanmak suretiyle kişilerden mevduat topladıkları, sözkonusu eylemlerinin banka aracı kılınmak suretiyle «dolandırıcılık» olarak kabul edilmesi gerektiği, Ege Bank çalışanlarının ise davacıyı yönlendirme ve ikna suretiyle parasının Off-Shore hesabına aktarılmasını sağladıkları, bu nedenle davalı bankanın ödenmeyen mevduattan dolayı davacıya karşı BK.’nın 41. ve 55. maddelerine göre sorumlu olduğu, davacının asıl davada tercih hakkını kullanıp TL üzerinden talep ettiği, birleşen davada alacağı yabancı para üzerinden talep edemeyeceği gerekçesiyle asıl dava yönünden karar kesinleştiğinden yeniden karar «verilmesine yer olmadığına», birleşen davanın kısmen kabulüne, 87.098,15 TL'nin 26.11.1999 tarihinden itibaren %26 «akdi faiz oranının» aşılmamak koşulu ile değişen oranlardaki avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/2664 E. 2022/8303 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · feri müdahil · rehin · maddi hata · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz kararda… ında kullanıldığı, Ege bank hesabında kaldığı, böylece fona devredilme, birleşme ve ünvan değişikliği gibi süreç sonunda söz konusu mevduatın iadesinden İng Bank'ın «halefiyet» ilkeleri gereğince sorumlu olduğu, buna göre davacının yatırmış olduğu parayı davalı bankadan talep edebileceğinden davalı vekili ile fer’i müdahil ... vekilinin bu yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davanın süresi içinde açılması nedeniyle «zamanaşımı» ve «hak düşürücü süre» itirazlarının yerinde olmadığı, uyuşmazlık bankacılık işleminden kaynaklandığından fer’i müdahil ... vekilinin yüksek faize hükmedildiği yönündeki «istinaf sebebinin» yerinde olmadığı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde, dava tarihinin 30.06.2014 tarihi olduğu anlaşılmakla birlikte, bu husus «maddi hata» niteliğinde olup HMK'nın 304. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince her zaman düzeltilebilecek maddi hata olduğu, bu hususun tek başına ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması sebebi yapılamayacağı, ilk derece mahkemesince kurulan hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda yer verilen emsal Yargıtay kararı uyarınca yapılan hesaplamaya göre davacının 03.12.1999 tarihinde 36 gün vadeli yıllık % 25 faiz oranı ile yatırmış olduğu 27.000,00 USD mevduat için hesabın açılış tarihinden dava tarihine kadar Kamu Bankalarınca USD cinsinden 1 yıl vadeli döviz tevdiat hesaplarına uygulanan en yüksek faiz oranları esas alınarak «işlemiş faiz» tutarının hesaplandığının anlaşıldığı, davacı vekilinin bu yöndeki istinafının yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı, davalı ve «feri müdahil» ... vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Dairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55. maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336, maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda düzenlenen ve 41. maddesinde ifadesini bulan «haksız fiil sorumluluğu», kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kesinlik sınırı · alacak davası · cy/cy kaydı
Benzer bu kararda… larak yapılan yargılama neticesinde, davanın zaman aşımı süresi içinde açıldığı, dosyadan alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere Egebank A.Ş. hesap ekstre «kaydına» göre 23.11.1999 tarihinde 001741 fiş nosu ile hesaptaki paranın geçici hesaplardan offshore hesaplarına devir edilen açıklaması ile hesabına alacak geçtiği, dava d …
Karar, davalı vekili, fer’i müdahil ... ve fer’i müdahil OYAK vekilince temyiz edilmiştir. (1) Asıl dava bakımından; Karar tarihinde yürürlükte bulunan HUMK'nın 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5219 sayılı Kanun ile değişik 427/2. maddesi hükmüne göre, miktar veya değeri 1.000,00 TL'yi geçmeyen taşınır mal ve «alacak davalarına» ilişkin nihai kararlar kesindir.
Mahkemece asıl davada davanın kabulüne karar verilen 1.000,00 USD (dava tarihindeki TL karşılığı 2.172,00 TL) davalı yönünden karar tarihi itibariyle «kesinlik sınırının» altında kaldığından davalı vekili, fer’i müdahil ... vekili ve fer’i müdahil OYAK vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. (2) Birleşen dava ba …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/2589 E. 2022/7646 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · feri müdahil · rehin · maddi hata · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz kararda… ında kullanıldığı, Ege bank hesabında kaldığı, böylece fona devredilme, birleşme ve ünvan değişikliği gibi süreç sonunda söz konusu mevduatın iadesinden İng Bank'ın «halefiyet» ilkeleri gereğince sorumlu olduğu, buna göre davacının yatırmış olduğu parayı davalı bankadan talep edebileceğinden davalı vekili ile fer’i müdahil ... vekilinin bu yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davanın süresi içinde açılması nedeniyle «zamanaşımı» ve «hak düşürücü süre» itirazlarının yerinde olmadığı, uyuşmazlık bankacılık işleminden kaynaklandığından fer’i müdahil ... vekilinin yüksek faize hükmedildiği yönündeki «istinaf sebebinin» yerinde olmadığı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde, dava tarihinin 30.06.2014 tarihi olduğu anlaşılmakla birlikte, bu husus «maddi hata» niteliğinde olup HMK'nın 304. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince her zaman düzeltilebilecek maddi hata olduğu, bu hususun tek başına ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması sebebi yapılamayacağı, ilk derece mahkemesince kurulan hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda yer verilen emsal Yargıtay kararı uyarınca yapılan hesaplamaya göre davacının 03.12.1999 tarihinde 36 gün vadeli yıllık % 25 faiz oranı ile yatırmış olduğu 27.000,00 USD mevduat için hesabın açılış tarihinden dava tarihine kadar Kamu Bankalarınca USD cinsinden 1 yıl vadeli döviz tevdiat hesaplarına uygulanan en yüksek faiz oranları esas alınarak «işlemiş faiz» tutarının hesaplandığının anlaşıldığı, davacı vekilinin bu yöndeki istinafının yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı, davalı ve «feri müdahil» ... vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Dairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55. maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336, maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda düzenlenen ve 41. maddesinde ifadesini bulan «haksız fiil sorumluluğu», kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/3760 E. 2022/7921 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · rehin · maddi hata · hakem kararı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55. maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
… ında kullanıldığı, Ege bank hesabında kaldığı, böylece fona devredilme, birleşme ve ünvan değişikliği gibi süreç sonunda söz konusu mevduatın iadesinden İng Bank'ın «halefiyet» ilkeleri gereğince sorumlu olduğu, buna göre davacının yatırmış olduğu parayı davalı bankadan talep edebileceğinden davalı vekili ile fer’i müdahil ... vekilinin bu yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davanın süresi içinde açılması nedeniyle «zamanaşımı» ve «hak düşürücü süre» itirazlarının yerinde olmadığı, uyuşmazlık bankacılık işleminden kaynaklandığından fer’i müdahil ... vekilinin yüksek faize hükmedildiği yönündeki «istinaf sebebinin» yerinde olmadığı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde, dava tarihinin 30.06.2014 tarihi olduğu anlaşılmakla birlikte, bu husus «maddi hata» niteliğinde olup HMK'nın 304. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince her zaman düzeltilebilecek maddi hata olduğu, bu hususun tek başına ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması sebebi yapılamayacağı, ilk derece mahkemesince kurulan hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda yer verilen emsal Yargıtay kararı uyarınca yapılan hesaplamaya göre davacının 03.12.1999 tarihinde 36 gün vadeli yıllık % 25 faiz oranı ile yatırmış olduğu 27.000,00 USD mevduat için hesabın açılış tarihinden dava tarihine kadar Kamu Bankalarınca USD cinsinden 1 yıl vadeli döviz tevdiat hesaplarına uygulanan en yüksek faiz oranları esas alınarak «işlemiş faiz» tutarının hesaplandığının anlaşıldığı, davacı vekilinin bu yöndeki istinafının yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı, davalı ve «feri müdahil» ... vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararlan ile saptanan) teşvik ve çabalan sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336, maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda düzenlenen ve 41. maddesinde ifadesini bulan «haksız fiil sorumluluğu», kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zimmet · dahili dava
Benzer bu kararda… ırdığı 160.000 Alman Markı tutarının 15.11.1999 tarihinde Egebank Off Shore Ltd. hesabına aktarıldığı, yatırılan mevduatın banka yönetiminin ...'ye devri sonrası da «dahil» davacıya ödenmediği, Egebank A.Ş.'nin 21.12.1999 tarihinde 4389 sayılı Bankalar Kanun'u madde 14/3-4 hükümleri kapsamında ...'ye devredildiği, davacının durumu ...'nin el koymasıyla birlikte öğrendiği, dönemin Egebank yöneticileri hakkında Off Shore Ltd. ve Egebank A.Ş. ile ilgili olarak açılan ceza davalarında söz konusu eylemlerin «dolandırıcılık» ve «zimmet» suçu oluşturduğuna dair mahkeme kararlarının bulunduğu, davacının dava konusu mevduatını tahsil edememesinden davalı bankanın da sorumlu olduğu gerekçesiyle davanı …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/2578 E. 2022/7718 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · feri müdahil · rehin · maddi hata · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz kararda… ında kullanıldığı, Ege bank hesabında kaldığı, böylece fona devredilme, birleşme ve ünvan değişikliği gibi süreç sonunda söz konusu mevduatın iadesinden İng Bank'ın «halefiyet» ilkeleri gereğince sorumlu olduğu, buna göre davacının yatırmış olduğu parayı davalı bankadan talep edebileceğinden davalı vekili ile fer’i müdahil ... vekilinin bu yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davanın süresi içinde açılması nedeniyle «zamanaşımı» ve «hak düşürücü süre» itirazlarının yerinde olmadığı, uyuşmazlık bankacılık işleminden kaynaklandığından fer’i müdahil ... vekilinin yüksek faize hükmedildiği yönündeki «istinaf sebebinin» yerinde olmadığı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde, dava tarihinin 30.06.2014 tarihi olduğu anlaşılmakla birlikte, bu husus «maddi hata» niteliğinde olup HMK'nın 304. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince her zaman düzeltilebilecek maddi hata olduğu, bu hususun tek başına ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması sebebi yapılamayacağı, ilk derece mahkemesince kurulan hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda yer verilen emsal Yargıtay kararı uyarınca yapılan hesaplamaya göre davacının 03.12.1999 tarihinde 36 gün vadeli yıllık % 25 faiz oranı ile yatırmış olduğu 27.000,00 USD mevduat için hesabın açılış tarihinden dava tarihine kadar Kamu Bankalarınca USD cinsinden 1 yıl vadeli döviz tevdiat hesaplarına uygulanan en yüksek faiz oranları esas alınarak «işlemiş faiz» tutarının hesaplandığının anlaşıldığı, davacı vekilinin bu yöndeki istinafının yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı, davalı ve «feri müdahil» ... vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Dairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55. maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55. maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Kararı, davalı vekili, «feri müdahil» ... vekili ve feri müdahil OYAK vekili temyiz etmiştir. (1) Dava, davalı ...Ş'nin külli halefi olduğu Egebank A.Ş’de bulunan davacı mevduatının, davacının iradesi fesada uğratılarak Off-Shore hesabına gönderildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/2753 E. 2022/7647 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · halefiyet · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · feri müdahil · rehin · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz kararda… ında kullanıldığı, Ege bank hesabında kaldığı, böylece fona devredilme, birleşme ve ünvan değişikliği gibi süreç sonunda söz konusu mevduatın iadesinden İng Bank'ın «halefiyet» ilkeleri gereğince sorumlu olduğu, buna göre davacının yatırmış olduğu parayı davalı bankadan talep edebileceğinden davalı vekili ile fer’i müdahil ... vekilinin bu yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davanın süresi içinde açılması nedeniyle «zamanaşımı» ve «hak düşürücü süre» itirazlarının yerinde olmadığı, uyuşmazlık bankacılık işleminden kaynaklandığından fer’i müdahil ... vekilinin yüksek faize hükmedildiği yönündeki «istinaf sebebinin» yerinde olmadığı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde, dava tarihinin 30.06.2014 tarihi olduğu anlaşılmakla birlikte, bu husus «maddi hata» niteliğinde olup HMK'nın 304. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince her zaman düzeltilebilecek maddi hata olduğu, bu hususun tek başına ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması sebebi yapılamayacağı, ilk derece mahkemesince kurulan hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda yer verilen emsal Yargıtay kararı uyarınca yapılan hesaplamaya göre davacının 03.12.1999 tarihinde 36 gün vadeli yıllık % 25 faiz oranı ile yatırmış olduğu 27.000,00 USD mevduat için hesabın açılış tarihinden dava tarihine kadar Kamu Bankalarınca USD cinsinden 1 yıl vadeli döviz tevdiat hesaplarına uygulanan en yüksek faiz oranları esas alınarak «işlemiş faiz» tutarının hesaplandığının anlaşıldığı, davacı vekilinin bu yöndeki istinafının yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı, davalı ve «feri müdahil» ... vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Dairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55. maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
… sında kullanıldığı, EgeBank hesabında kaldığı, böylece fona devredilme, birleşme ve unvan değişikliği gibi süreç sonunda söz konusu mevduatın iadesinden ING Bank'ın «halefiyet» ilkeleri gereğince sorumlu olduğu, buna göre davacının yatırmış olduğu parayı davalı bankadan talep edebileceği, davalı tarafın sorumluluğunun BK.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/3076 E. 2022/7415 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · rehin · maddi hata · hakem kararı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55. maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
… ında kullanıldığı, Ege bank hesabında kaldığı, böylece fona devredilme, birleşme ve ünvan değişikliği gibi süreç sonunda söz konusu mevduatın iadesinden İng Bank'ın «halefiyet» ilkeleri gereğince sorumlu olduğu, buna göre davacının yatırmış olduğu parayı davalı bankadan talep edebileceğinden davalı vekili ile fer’i müdahil ... vekilinin bu yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davanın süresi içinde açılması nedeniyle «zamanaşımı» ve «hak düşürücü süre» itirazlarının yerinde olmadığı, uyuşmazlık bankacılık işleminden kaynaklandığından fer’i müdahil ... vekilinin yüksek faize hükmedildiği yönündeki «istinaf sebebinin» yerinde olmadığı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde, dava tarihinin 30.06.2014 tarihi olduğu anlaşılmakla birlikte, bu husus «maddi hata» niteliğinde olup HMK'nın 304. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince her zaman düzeltilebilecek maddi hata olduğu, bu hususun tek başına ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması sebebi yapılamayacağı, ilk derece mahkemesince kurulan hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda yer verilen emsal Yargıtay kararı uyarınca yapılan hesaplamaya göre davacının 03.12.1999 tarihinde 36 gün vadeli yıllık % 25 faiz oranı ile yatırmış olduğu 27.000,00 USD mevduat için hesabın açılış tarihinden dava tarihine kadar Kamu Bankalarınca USD cinsinden 1 yıl vadeli döviz tevdiat hesaplarına uygulanan en yüksek faiz oranları esas alınarak «işlemiş faiz» tutarının hesaplandığının anlaşıldığı, davacı vekilinin bu yöndeki istinafının yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı, davalı ve «feri müdahil» ... vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336, maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda düzenlenen ve 41. maddesinde ifadesini bulan «haksız fiil sorumluluğu», kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/941 E. 2022/7491 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · mevduat hesabı · rehin · maddi hata · hakem kararı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55. maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
… ında kullanıldığı, Ege bank hesabında kaldığı, böylece fona devredilme, birleşme ve ünvan değişikliği gibi süreç sonunda söz konusu mevduatın iadesinden İng Bank'ın «halefiyet» ilkeleri gereğince sorumlu olduğu, buna göre davacının yatırmış olduğu parayı davalı bankadan talep edebileceğinden davalı vekili ile fer’i müdahil ... vekilinin bu yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davanın süresi içinde açılması nedeniyle «zamanaşımı» ve «hak düşürücü süre» itirazlarının yerinde olmadığı, uyuşmazlık bankacılık işleminden kaynaklandığından fer’i müdahil ... vekilinin yüksek faize hükmedildiği yönündeki «istinaf sebebinin» yerinde olmadığı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde, dava tarihinin 30.06.2014 tarihi olduğu anlaşılmakla birlikte, bu husus «maddi hata» niteliğinde olup HMK'nın 304. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince her zaman düzeltilebilecek maddi hata olduğu, bu hususun tek başına ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması sebebi yapılamayacağı, ilk derece mahkemesince kurulan hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda yer verilen emsal Yargıtay kararı uyarınca yapılan hesaplamaya göre davacının 03.12.1999 tarihinde 36 gün vadeli yıllık % 25 faiz oranı ile yatırmış olduğu 27.000,00 USD mevduat için hesabın açılış tarihinden dava tarihine kadar Kamu Bankalarınca USD cinsinden 1 yıl vadeli döviz tevdiat hesaplarına uygulanan en yüksek faiz oranları esas alınarak «işlemiş faiz» tutarının hesaplandığının anlaşıldığı, davacı vekilinin bu yöndeki istinafının yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı, davalı ve «feri müdahil» ... vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararlan ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336, maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı def»’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda düzenlenen ve 41. maddesinde ifadesini bulan «haksız fiil sorumluluğu», kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:husumet itirazı · güven kurumu · davadan feragat · temerrüt faizi · feragat · temerrüt · husumet
Benzer bu karardaŞirketi’ni kendi bünyesinde bir şirketmiş gibi göstererek bu hükmü ihlal ettiği, davalı bankanın her ne kadar Egebank Offshore Ltd. adına açılan hesaplara «havale» etmiş gibi göstererek kayden bir transfer gerçekleştirmiş ise de Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen kararla kesinleşen olgulara göre bu paraların Demirel Grubu şirketlerine kredi olarak verilmiş olması eyleminin bankacılık teknik ve usullerine uygun davranış olmadığı, davalı bankanın bir «güven kurumu» olması nedeniyle kendisine duyulan güvene bağlı olarak kendi şirketleri için çıkar sağlamak amacıyla davacıyı yönlendirdiği, Egebank A.Ş.'ye 21.12.1999 tarihinde el konulduğu, davacının yatırdığı paraya karşılık davacıya ödeme yapıldığına dair herhangi bir makbuz ve belgeye rastlanmadığı, davacının alacağının zaman aşımına uğramadığı, bilirkişi tarafından hesaplanan davacı alacağından davalının sorumlu olduğu, davalının davacıya karşı olan sorumluluğu akdi ilişkiden kaynaklanmaması nedeniyle hüküm altına alınan miktarlara 'hesaba yatırıldığı tarihlerden itibaren «temerrüt faizi» işletilmesi gerektiği, davacı ... yönünden, «davadan feragat» edildiğinden davanın bu davacı yönünden feragat nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın davacı ... yönünden feragat nedeniyle reddine, dav …
… rbank'ın Oyakbank ile sonrasında ise Oyakbank'ın davalı ING Bank ile birleştirilmesine karar verildiği, bu nedenle davalının söz konusu mevduattan sorumlu olduğu ve «husumet itirazının» yerinde olmadığı, paranın 30.000,00 USD’lik kısmının Egebank Off Shore Ltd. şirketine gönderilmek üzere geçici hesaba alındığı, bu konuda taraflar arasında ihtilaf …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2019/783 E. , 2022/7487 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 12. Tüketici Mahkemesince verilen 09.01.2018 tarih ve 2017/282 E- 2018/3 K. sayılı kararın davacı vekili, davalı vekili ile feri müdahiller vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 08.11.2018 tarih ve 2018/439 E- 2018/1283 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili, davalı vekili ile feri müdahil ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Ege Bank A.Ş. ...Şubesi’ne 03.12.1999 tarihinde 27.000,00 USD tutarındaki parayı % 25 faiz üzerinden yatırdığını, sonrasında banka görevlileri tarafından paranın off shore hesabına aktarıldığını, Ege Bank hakkındaki olumsuz haberlerden sonra ... tarafından paranın ödeneceğinin söylendiğini, ancak tarafına herhangi bir ödeme yapılmadığını, bankanın haksız işlemleri sebebiyle mağdur olduğunu iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 03.12.1999 tarihinde davalı bankaya yatırılan 27.000,00 USD alacağın % 25 faizine karşılık gelen 27.000,00 USD'nin eklenmesi suretiyle toplam 54.000,00 USD alacağın Türk Lirası karşılığı olan 114.000,00 TL’nin dava tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek bankaların ...
Bankası’na bildirmiş olduğu en yüksek faiz oranı ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davadan dolayı sorumlu tutulamayacağını, ...'nin hisselerini OYAK'a devrettiğini, bu nedenle hisse devrinden önceki işlemlerden dolayı husumetin sadece ...'ye yöneltilebileceğini, müvekkili banka yönünden davanın husumet yönünden reddedilmesi gerektiğini, zamanaşımı ve yetki itirazlarının olduğunu, hak düşürücü sürelerin geçtiğini, davanın OYAK'a ve ...'ye ihbarını talep ettiklerini savunarak reddini istemiştir.
Fer’i Müdahil ... vekili, Ege Bank'ın önce Sümerbank A.Ş.'ye daha sonra OYAK Bank'a devredildiğini, davalı banka ile Ege Bank Off Shore Ltd. Şti.'nin farklı şirketler olduğunu, dolayısıyla davalı sıfatlarının bulunmadığını, zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazlarının bulunduğunu, müvekkili kuruma yöneltilen davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, olayda ...'nin herhangi bir kusur ya da sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Fer’i Müdahil OYAK vekili, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce, davacının davalı bankanın ...Şubesi’ne 03.12.1999 tarihinde 27.000,00 USD yatırdığı, davacının mevduat alacağının davalı banka tarafından Yahya Demirel grubuna ait şirketlere usulsüz kredi olarak verilmek suretiyle tüketildiği, alacağın Egebank Off Shore Ltd. Şti. adlı bankadan tahsil edilemediği, taraflar arasında ihtilaf konusu olan olayın hukuki tanımının havale görünümlü mevduat toplamak olarak değerlendirilmesi gerektiği, Egebank A.Ş. yönetiminin Egebank Off Shore Ltd. Şti. adlı bankanın paravan bir banka olduğunu bildiği, buna rağmen bu banka adına mevduat toplamak suretiyle davacının zararına sebep olunduğu, dosyada alınan bilirkişi raporu da değerlendirildiğinde, davanın ilk açıldığı tarih olan 30.06.2014 tarihi itibariyle geçerli TCMB Efektif Satış kuru üzerinden davacının TL cinsinden asıl alacağının (27.000,00 USD x 2,1296 TL=) 57.499,20 TL, işlemiş faiz alacağının (14.706,56 USD x 2,1296 TL=) 31.319,09 TL olmak üzere toplam 88.818,29 TL'ye isabet ettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, asıl alacak olarak hesap edilen 57.499,20 TL ve işlemiş faiz alacağı olarak hesap edilen 31.319,09 TL olmak üzere toplam 88.818,29 TL'nin dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacı, davalı, fer’i müdahil ...
ve OYAK vekilince istinaf olunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, her ne kadar OYAK vekilince istinafa cevap dilekçesinde sonuç kısmında kararın istinafen bozulması istenmişse de, usulünce harcı yatırılarak yapılmış bir istinaf başvurusunun bulunmadığı, dilekçede istinaf talebinde bulunulmadığı, istinafa cevap verildiğinin açıklandığı, fer’i müdahil OYAK vekilinin istinaf harçlarını yatırmadığı, bu nedenle süresinde, usulüne uygun olarak yapılmış istinaf istemi bulunmadığından fer’i müdahil OYAK vekilinin dilekçesinin istinafa beyan olarak değerlendirildiği, davalı ile fer’i müdahil ... vekillerinin istinaf nedenlerinin incelenmesinde, davacı ve benzeri durumdaki hesap sahiplerinin yatırdıkları paraların yurtdışına çıkarılmadığı, off shore şirketinin Ege Bank ...
Şubesi’ndeki hesabına aktarıldığı, bir takım grup şirketlerine kredi sağlanmasında kullanıldığı, Ege bank hesabında kaldığı, böylece fona devredilme, birleşme ve ünvan değişikliği gibi süreç sonunda söz konusu mevduatın iadesinden İng Bank'ın halefiyet ilkeleri gereğince sorumlu olduğu, buna göre davacının yatırmış olduğu parayı davalı bankadan talep edebileceğinden davalı vekili ile fer’i müdahil ... vekilinin bu yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davanın süresi içinde açılması nedeniyle zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazlarının yerinde olmadığı, uyuşmazlık bankacılık işleminden kaynaklandığından fer’i müdahil ... vekilinin yüksek faize hükmedildiği yönündeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde, dava tarihinin 30.06.2014 tarihi olduğu anlaşılmakla birlikte, bu husus maddi hata niteliğinde olup HMK'nın 304.
maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince her zaman düzeltilebilecek maddi hata olduğu, bu hususun tek başına ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması sebebi yapılamayacağı, ilk derece mahkemesince kurulan hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda yer verilen emsal Yargıtay kararı uyarınca yapılan hesaplamaya göre davacının 03.12.1999 tarihinde 36 gün vadeli yıllık % 25 faiz oranı ile yatırmış olduğu 27.000,00 USD mevduat için hesabın açılış tarihinden dava tarihine kadar Kamu Bankalarınca USD cinsinden 1 yıl vadeli döviz tevdiat hesaplarına uygulanan en yüksek faiz oranları esas alınarak işlemiş faiz tutarının hesaplandığının anlaşıldığı, davacı vekilinin bu yöndeki istinafının yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı, davalı ve feri müdahil ...
vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı, davalı ve fer’i müdahil ... vekilince temyiz edilmiştir.
(1) Dava, davalı ...Ş.'nin külli halefi olduğu Egebank A.Ş.’de bulunan davacı mevduatının, davacının iradesi fesada uğratılarak off shore hesabına gönderildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
Dairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin görev alanı itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin rızası veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü dolandırıcılık teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının mevduat hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55.
maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda zamanaşımıyla ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle zamanaşımı def’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak son zamanlarda bu tür davalarda zamanaşımının başlangıcı konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda içtihadın birleştirilmesi talep edilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda düzenlenen ve 41. maddesinde ifadesini bulan haksız fiil sorumluluğu, kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır. Kusur sorumluluğuna dayanan haksız fiil BK'nın 41. maddesinde “Mesuliyet Şartı” başlığı altında; “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlâka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” şeklinde ifade edilmiştir.
01. 07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49. maddesinde de benzer bir düzenlemeye gidilerek kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Gerek BK'nın 41. maddesi gerekse TBK'nın 49. maddesi, hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren kimsenin bu zararı tazmine mecbur olduğunu belirtmektedir. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Haksız fiil nedeniyle zarar gören kişinin alacak hakkı kanunda belirtilen süreler içinde talep ve takip edilmediği taktirde zamanaşımına uğrar. Bu durumda zarardan dolayı sorumlu tutulan kişilerin borçları zamanaşımı nedeniyle son bulur.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde “Müruru zaman” başlığı altında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur. Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir” şeklinde düzenlenmiş olan zamanaşımı 6098 sayılı TBK’nın 72.
maddesinde düzenlenmiş ve kısa olan bir yıllık zamanaşımı süresi iki yıla çıkarılmıştır. Haksız fiilden doğan gerek maddi gerekse manevi tazminat davaları, zarar gören tarafın zararı ve haksız fiil sorumlusunun kim olduğunu öğrenmesinden itibaren başlar. Her ne kadar kanun “zarar ve failine ıttıla” demişse de “fail” sözcüğünden “sorumlu kişi” anlaşılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demekte, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartları öğrenmiş olması demektir. Tazminat hesabına yarayacak bütün ayrıntıların bilinmesi gerekmez (Akman, Sermet/Burcuoğlu, Halûk/Altop, Atillâ/ Tekinay, Selâhattin Sulhi: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler,7.
Bası, İstanbul 1993,s.717-718). Zamanaşımı süresi konusunda ayrık hüküm bulunsa da zamanaşımını durduran, kesen sebepler, zamanaşımı sürelerinin hesabına ilişkin konularda kanunun zamanaşımına ilişkin genel hükümleri uygulanmaktadır (Kılıçoğlu, Ahmet Mithat: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005, s. 345). Borçlar Kanunu’nun 128. maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin özel niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Borçlar Kanunumuz, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir (Kılıçoğlu, s.651). Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir.
Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) ise, borçlunun veya alacaklının ya da hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için, zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa, zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler BK’nın 133. (TBK m. 154) maddesinde gösterilmiştir. Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur:
1 - Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde.
2 - Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili ile, alacaklının bir fiili ile, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, def’î dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup, davanın niteliği önem arzetmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hâkimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir.
01. 07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) konuya ilişkin 49 ve 72. maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir. Haksız fiillerin bir kısmı, sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir; haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir.
Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus 07.12.1955 tarihli ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Buna göre, anılan mevzuat uyarınca ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan özel kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda BK'nın 60.
(TBK'nın 72.) maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarihli ve 2013/4-36 E. 2013/1457 K.). Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise; eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK’daki bir yıllık süreden daha kısa ise, o zaman yine BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süre (TBK m.
72) olaya uygulanacak; ceza kanunundaki zamanaşımı süresi BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha uzun ise, o zaman bu uzun süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nın 66. (mülga 765 sayılı TCK’nın 102. maddesine) göre belirlenecektir.
Yeri gelmişken usulî kazanılmış hak kurumuna kısaca değinilmesi gerekmektedir. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup bu noktada bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukukî esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğacağı gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir.
Bozma kararına uymuş olan mahkeme, kesinleşen bu kısımlar yönünden yeniden inceleme yaparak aksine karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararı). Ancak Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması, uygulanması gereken kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi, görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ile bozma kararının maddi hataya dayanması hâllerinde usulî kazanılmış hak oluşması mümkün değildir.
Yine yargılamada davalının yanında feri müdahil sıfatıyla yer alan ... ve OYAK’ın durumundan bahsetmekte de yarar bulunmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 68. maddesinde (HUMK m.
57) feri müdahilin, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunma vasıtalarını ileri sürebileceği, onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usûl işlemleri yapabileceği düzenlenmiştir. HMK'nın 68. maddesinde de belirtildiği üzere, feri müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket eder, yani, onun yardımcısıdır; hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verildiğinden, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma yetkisi de doğal olarak bu tarafa aittir. Nitekim Yargıtay ancak asıl taraf temyiz etmişse, müdahilinde kararı temyiz edebileceği yönünden kararlar vermektedir. (Hukuk Genel Kurulu’nun, 26.11.2014 tarihli, 1329, 985 K sayılı ilamı) Feri müdahilin asıl tarafla birlikte hareket etmesi, onun yaptığı usul işlemlerinin asıl tarafın işlemlerine aykırı olmamasını gerektirir.
Buna karşılık feri müdahil, yanında katıldığı tarafın lehine olan işlemleri yaparken her defasında onun ön onayını almak zorunda değildir. Bilakis, o, yanında katıldığı tarafından dava takip yetkisini kullanarak usul işlemlerini yapar;yanında katıldığı taraf ise bu işlemi geçersiz kılabilir. Aksi takdirde fer’i müdahilin yaptığı işlemler asıl taraf için sonuç doğurur. Asıl tarafın yararına aykırı işlemler ile dava üzerinde tasarruf sonucunu doğurabilecek işlemler fer'i müdahil tarafından yapılamaz (HMK 68/1.c.2). (Pekcanıtez Hakan/Özekes, Muhammet/Akkan, Mine/Korkmaz, Hülya Taş: Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt I, İstanbul 2017, s.732). Fer’i müdahil lehine katıldığı tarafında da hazır olduğu duruşmada davayı veya savunmayı değiştirir(veya genişletir) şekilde beyanlarda bulunur ve lehine müdahalede bulunulan taraf buna itiraz etmezse, bu beyanlar lehine müdahale edilen tarafça yapılmış sayılır.
Karşı taraf, müdahilin yaptığı ve lehine müdahale edilen tarafın da zımnen benimsediği bu davayı değiştirmeye veya savunmayı genişletmeye zımnen veya açıkça muvafakat ederse, bununla dava değiştirilmiş veya savunma genişletilmiş olur. (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. IV, s.3470). Nitekim Dairemizin 28.01.1975 tarih 3828 /482 E.K sayılı kararında da müdahilin iltihak ettiği tarafın yardımcısı olarak davalının savunma sebeplerini izah ederek kanıtlayabileceği gibi hasmın muvafakati halinde müşterek amaç ve yarar için genişletilebileceği veya değiştirilebileceği, cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen zamanaşımı savunması için de durumun müdahil yönünden aynı nitelikte olduğu, müdahilin müşterek amaca uygun olarak davaya iltihak ettikten sonra, zamanaşımı savunmasını ileri sürebileceği ve hasmın zımnen kabulü ifade edecek bir zaman geçtikten sonra tevsi itirazında bulunursa bu itirazın mahkemece nazara alınmayarak zamanaşımı itirazının (savunmasının) incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Özetle, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 Tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı gereğince, mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihi esas alınarak, daha önceden temyiz incelemesinden geçmiş dosyalar bakımından içtihadı birleştirme kararının, usuli kazanılmış hakkın istisnalarından biri olduğu gözetilerek, zamanaşımına ilişen temyiz itirazları konusunda bir değerlendirme yapılması ve davalı tarafça zamanaşımı hususunda bir temyiz sebebi ileri sürülmemiş olsa dahi, feri müdahil tarafından temyiz nedeni olarak getirilmek kaydıyla davalı yönünden zamanaşımı incelemesinin yapılması, dava konusu olay bakımından ceza mahkemesince banka yöneticilerinin eyleminin dolandırıcılık olarak nitelendirildiği gözetilerek uzamış ceza zamanaşımı süresinin bu suça göre belirlenmesi ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa olması halinde her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresinin esas alınması, zamanaşımı durduran ve kesen sebeplerden davacı tarafça daha önce açılmış olan bir dava bulunması halinde zamanaşımı süresinin, o davanın kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıl olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlığa gelindiğinde, davacı yanın davalı bankanın ...Şubesi’ne 03.12.1999 tarihinde yatırdığı 27.000,00 USD’nin davalı bankanın ... Şubesi’ndeki Egebank Off-Shore Ltd. Şti. hesabına alacak geçirildiği, davacının yatırdığı toplam 27.000,00 USD için aynı tarihte davalı bankanın ...Şubesi tarafından davacıya Egebank Off-Shore Ltd. hesap cüzdanı verildiği, iş bu davanın ise 30.06.2014 tarihinde açıldığı anlaşılmış olmakla, 10 yıllık zamanaşımı süresi dolan işbu davada zamanaşımı sebebiyle ret kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
(2) Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin tüm, davalı vekili ile fer’i müdahil ... vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekili ile fer’i müdahil ... vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı vekili ile fer’i müdahil ... vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harçlarının istekleri halinde temyiz eden davacı ve davalıya iadesine, 27/10/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/849758200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz