6102TTK Türk Ticaret Kanunu

İnançlı işlemin delil başlangıcı ve tanıkla ispatı; devredilen payların iadesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/3724 E. 2022/7665 K. · · İlk derece: 5. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesin

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Gerekçe özeti

İnançlı işlem kural olarak yazılı delille ispatlanırsa da, devralanın gönderdiği e-posta ve telefon mesajları delil başlangıcı niteliğindeyse ve tanık beyanlarıyla doğrulanıyorsa inançlı işlem ispatlanmış sayılır; devralan bedeli ödediğini belgeyle kanıtlayamazsa devredilen payların iadesine karar verilir.

Ele alınan sorunlar

İnançlı işlem iddiasının delil başlangıcı ve tanıkla ispatı → kabul

İddia: Davalılar, taraflar arasında inanç sözleşmesi bulunmadığını, inanç sözleşmesinin ancak yazılı delille kanıtlanabileceğini, sunulan e-posta ve mesajların yazılı delil ya da delil başlangıcı niteliğinde olmadığını, tanık dinlenmesine muvafakatlerinin bulunmadığını savunmuştur.

Gerekçe: İnançlı işlem iddiasına ilişkin yazılı bir sözleşme sunulmamış olsa da, davacının ibraz ettiği e-posta ve telefon mesajları delil başlangıcı niteliğindedir; devralan davalı tarafından gönderilen bu yazılar hisse devrinin inançlı işlem olarak yapıldığını açıkça ve tartışmaya yer bırakmayacak biçimde ortaya koymakta ve tanık beyanlarıyla da doğrulanmaktadır. Davalı, hisse devir sözleşmesindeki yazılı kayıt dışında bedeli davacıya ödediğine dair belge ve delil sunamamıştır; bu nedenle hisselerin davacıya ait olduğunun tespiti ile iadesi gerekir (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi).

Emsal değeri

İnançlı işlemin e-posta/mesaj gibi delil başlangıcı ve tanıkla ispatı yönünden emsaldir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
inançlı işlem delil başlangıcı tanıkla ispat hisse devri ispat yükü

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2021/3724 E.  ,  2022/7665 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 12.12.2018 tarih ve 2017/155 E. - 2018/1210 K. sayılı kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 02.03.2021 tarih ve 2019/750 E. - 2021/287 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davacı ile davalı ...'nun kardeş olduğunu, diğer davalı ...'nin ise davalı ...'nun eşi olduğunu, davalı şirketin iki kardeşe babalarından miras yolu ile kaldığını, davacının ekonomik sıkıntı yaşaması üzerine şirketin ve hisselerin zarar görmemesi için payını 10/09/2012 tarihinde bedelsiz olarak davalı ...'na devrettiğini, 2014, 2015 ve 2016 yıllarında davalı ...'nun davacıya gönderdiği yazılı mesajlarla devrin davacının ekonomik sıkıntısının geçinceye kadar bedelsiz olarak ve tekrar davacıya iadesi amacıyla yapıldığının açık olduğunu, davalıların şirkete ait tek taşınmazı sattıklarını, bu nedenle şirkete kayyım atanması gerektiğini ileri sürerek şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmasına ve davaya konu devredilen şirket hisselerinin davacıya aynen iadesine karar verilmesini istemiştir.

Davalılar vekili, davacı tarafın iddiası gibi taraflar arasında bir inanç sözleşmesi bulunmadığını, inanç sözleşmesinin ancak yazılı delille kanıtlanabilmesi karşısında davacı tarafın bu nitelikte bir delil sunamadığını, tanık dinlenmesine muvafakatlerinin bulunmadığını, davacı tarafın dayandığı e-posta çıktılarının yazılı delil olma özelliğinin bulunmadığını, bu yazılarda inançlı işleme ilişkin hiçbir açıklama bulunmadığını, bu çıktıların yazılı delil başlangıcı olarak da kabul edilmeyeceğini, telefon mesajlarının müvekkili kardeş tarafından gönderilmediği gibi yazılı delil olma özelliğinin bulunmadığını, davacının borcu nedeniyle evine haciz gelmesi üzerine davacının davaya konu hisseleri satmayı teklif ettiğini, müvekkillerince bu teklifin kabul edilerek hissenin müvekkili ...

tarafından satın alındığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, 10/09/2012 tarihli hisse devir sözleşmesinde davaya konu hisse devrine ilişkin bedelin nakden ve tamamen alındığından söz edilmesine rağmen davacı tarafından inançlı işlem iddiasına yönelik olarak davacı tarafça yazılı bir sözleşme sunulmamış ise de, davacı tarafından ibraz edilen e-posta ve telefon mesajlarının delil başlangıcı niteliğinde olduğu, davalı ... Aydoğdu tarafından gönderilen yazıların hisse devrinin inançlı işlem olarak yapıldığını açıkça ve tartışmaya bir yer bırakmayacak biçimde ortaya koyduğu, davaya konu hisse devrinin inançlı işlem yoluyla devredildiğine ilişkin delil başlangıcı niteliğindeki kayıtların tanık beyanları ile doğrulandığı, davalı tarafın bu delillere karşı hisse devir sözleşmesindeki yazılı kayıt dışında cevap dilekçesinde dile getirdiği gibi davaya konu hisse bedelini davacıya ödediğine ilişkin bir belge ve delil sunamadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davaya konu hisselerin davacıya ait olduğunun tespiti ile iadesine karar verilmiştir.

Karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 383,32 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılardan alınmasına, 01/11/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/848408600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2019/750 E. 2021/287 K.

İnanç sözleşmesine dayalı hisse devrinde yazılı delil başlangıcı ile ispat

Gerekçe özeti

İnançlı işlem niteliğindeki bir hisse devrinde, tarafların imzasını taşıyan klasik anlamda yazılı bir sözleşme bulunmasa da, karşı tarafın elinden çıkmış ve devrin ileride geri alınmak kaydıyla yapıldığını ortaya koyan e-posta ve telefon mesajı gibi kayıtlar yazılı delil başlangıcı sayılabilir; bu takdirde inanç sözleşmesi tanık dahil her türlü delille ispat edilebilir. Mesajların gönderen tarafından inkar edilmemesi ve hattın kendisine ait olduğunun tartışmasız olması, yazılı delil başlangıcı kabulünü güçlendirir. Hisseyi devralanın eşi, mesaj içerikleri ve tanık beyanlarıyla inançlı işlemin tarafı olduğu anlaşılıyorsa, sözleşmenin resmi tarafı olmasa bile davada taraf sıfatını haizdir.

Emsal değeri

Elektronik posta ve telefon mesajı gibi dijital iletişim kayıtlarının, gönderenin inkar etmemesi ve hattın kendisine ait olduğunun tartışmasız olması koşuluyla inanç sözleşmesi iddiasında yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilebileceğine; ayrıca inançlı işlemin resmi sözleşme tarafı olmayan ancak işlemin fiilen tarafı olan kişinin de davada taraf sıfatını haiz olabileceğine ilişkin tespitleri nedeniyle bölgesel ölçekte ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: inanç sözleşmesi yazılı delil başlangıcı inançlı işlem taraf sıfatı denetim kayyımı yönetim kayyımı tanık beyanı

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2019/750

KARAR NO 2021/287

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 12/12/2018

NUMARA 2017/155 Esas - 2018/1210 Karar

DAVA

Devredilen Şirket Payının İadesi (İnanç Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 02/03/2021

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili, davacı ile davalı ...'nun kardeş olduğunu, diğer davalı ...'nin ise davalı ...'nun eşi olduğunu, davalı şirketin iki kardeşe babalarından miras yolu ile kaldığını, davacının ekonomik sıkıntı yaşaması üzerine şirketin ve hisselerin zarar görmemesi için payını 10/09/2012 tarihinde bedelsiz olarak davalı ...'na devrettiğini, 2014, 2015 ve 2016 yıllarında davalı ...'nun davacıya gönderdiği yazılı mesajlarla devrin davacının ekonomik sıkıntısının geçinceye kadar bedelsiz olarak ve tekrar davacıya iadesi amacıyla yapıldığının açık olduğunu, davalıların şirkete ait tek taşınmazı sattıklarını, bu nedenle şirkete kayyım atanması gerektiğini ileri sürerek şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmasına ve davaya konu devredilen şirket hisselerinin davacıya aynen iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalılar vekili; davacı tarafın iddiası gibi taraflar arasında bir inanç sözleşmesi bulunmadığını, inanç sözleşmesinin ancak yazılı delille kanıtlanabilmesi karşısında davacı tarafın bu nitelikte bir delil sunamadığını, tanık dinlenmesine muvafakatlerinin bulunmadığını, davacı tarafın dayandığı e-posta çıktılarının yazılı delil olma özelliğinin bulunmadığını, bu yazılarda inançlı işleme ilişkin hiçbir açıklama bulunmadığını, bu çıktıların yazılı delil başlangıcı olarak da kabul edilmeyeceğini, telefon mesajlarının müvekkili kardeş tarafından gönderilmediği gibi yazılı delil olma özelliğinin bulunmadığını, şirkete kayyım atanmasının şirketin ticari itibarına zarar vereceğini, davacının borcu nedeniyle evine haciz gelmesi üzerine davacının davaya konu hisseleri satmayı teklif ettiğini, müvekkillerince bu teklifin kabul edilerek hissenin müvekkili ...

tarafından satın alındığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece, 10/09/2012 tarihli hisse devir sözleşmesinde davaya konu hisse devrine ilişkin bedelin nakden ve tamamen alındığından söz edilmesine rağmen davacı tarafından inançlı işlem iddiasına yönelik olarak davacı tarafça yazılı bir sözleşme sunulmamış ise de davacı tarafından ibraz edilen e-posta ve telefon mesajlarının yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğu, davalı ... tarafından gönderilen yazıların hisse devrinin inançlı işlem olarak yapıldığını açıkça ve tartışmaya bir yer bırakmayacak biçimde ortaya koyduğu, davaya konu hisse devrinin inançlı işlem yoluyla devredildiğine ilişkin yazılı delil başlangıcı niteliğindeki kayıtların tanık beyanları ile doğrulandığı, davalı tarafın bu delillere karşı hisse devir sözleşmesindeki yazılı kayıt dışında cevap dilekçesinde dile getirdiği gibi davaya konu hisse bedelini davacıya ödediğine ilişkin bir belge ve delil sunamadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davaya konu hisselerin davacıya ait olduğunun tespiti ile iadesine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Taraflar arasında gerçek bir devir sözleşmesi bulunduğunu, inanç sözleşmesi bulunmadığını, 05/02/1947 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştime Kararı uyarınca inanç sözleşmesinin ancak yazılı delil ile kanıtlanabileceğini, davacının inanç sözleşmesini kanıtlayacak yazılı bir belge sunamadığını, kaldı ki böyle bir sözleşmenin bulunması halinde müvekkilli tarafından ödenen hisse bedelinin müvekkiline iade edilmesinin gerektiğini, e-posta çıktılarının delil veya yazılı delil başlangıcı mahiyetinde olmadığını, e-postaların dosyaya seçilerek sunulduğunu, inanç sözleşmesinin varlığına ve şartlarına ilişkin herhangi bir açıklık ihtiva etmediğini, davacı tarafça sunulan telefon mesajlarının ise müvekkili tarafından gönderilmediğini, yazılı delil olma özelliklerinin bulunmadığını, bu hususun yerel mahkemece de dikkate alınmadığını, davanın konusunu davacı ile davalı ...

arasındaki hisse devir sözleşmesinin oluşturduğunu, diğer davalı ...'ın sözleşmenin tarafı olmadığını, fakat buna rağmen mahkemece bu hususun dikkate alınmadığını, ayrıca, şirkete karar kesinleşinceye kadar denetim kayyımı atanmasının dosya kapsamına uygun düşmediğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, inanç sözleşmesine dayalı hisse devir sözleşmesi ile devredilen şirket payının iadesi istemine ilişkindir.Davalı şirketin davacı ile kardeşi davalı ...'na babalarından miras yolu ile intikal ettiği, devirden önce iki kardeşin eşit paylarla ortak oldukları, davacıya ait payın 10/09/2012 tarihli hisse devir sözleşmesi ile davalı kardeşin eşi ...'na devredildiği, devirden bugüne gerçek kişi davalıların şirketin eşit paylı ortakları oldukları dosya kapsamı ile sabittir. Davacı, ekonomik sıkıntıları nedeniyle hisselerin haczinin önlenmesi amacına yönelik olarak ileride iade edileceği kaydı ile devrinin gerçekleştiğini ve inançlı işlem gereği devrettiği davalıdan bir bedel almadığını iddia etmektedir.

Buna karşın davalı taraf devrin gerçek devir niteliğinde bulunduğunu, davacının devir bedelini aldığını ileri sürmektedir.Uyuşmazlık hisse devrinin inançlı olarak yapılıp yapılmadığı konusunda toplanmaktadır.

05. 02.1947 tarihli ve 20/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca inanç sözleşmesi ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa inanç sözleşmesi "tanık" dahil her türlü delille ispat edilebilir.

Somut olayda davacı taraf iddiasının ispatı olarak, kardeşler arasında gönderilen çok sayıda elektronik posta ile telefon mesaj kayıtlarına dayanmış, davalı taraf telefon mesajlarının davacı tarafından gönderilmediği iddiasında bulunmasına rağmen elektronik postaya ilişkin olarak inkarda bulunmamış, sadece yazılı delil başlangıcı kabul edilmeyeceği iddiasında bulunmuştur. Mahkemece, telefon mesajları yönünden mesajların içeriğine göre davalı kardeş tarafından yazılabileceği, hayatın olağan akışına göre bir başkası tarafından bu mesajların gönderilmesinin mümkün bulunmadığı ve telefon hattının davalıya ait bulunmadığının davalı tarafça iddia edilmemesi karşısında elektronik posta ile birlikte telefon mesajlarının da yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Davalı ...

ile davacı arasında, davalı ... tarafından davacıya gönderilen 16 Haziran 2015 tarihli yazıda "Sende benim gibi bir şirkete sahip olduğunu, sorumluluğu falan hatırlar faturanı alırsın", "miktarı senden hisse oranı/kira gelir oranı %15 olarak kestim ve aşağıdaki hesap çıktı", 30 Haziran 2014 tarihli yazıda "toplamda 69.389,00 daha borcumuz var Mart ayında ... TL ödememiz gerekiyor", 22/03/2014 tarihli yazıda "Slm abim, kiradan artanı gönderecektin", sözüne karşı davalı ... tarafından "daha gitmedim vergi dairesine ama şimdi 300 göndereyim artarsa artanı da gönderirim", "11.800 civarında ödeyeceğiz vergi için", "her ay gönderiyorum ya yarısını", 09/06/2014 tarihli mesajda "senin paran oğlum ne teşekkür ediyorsun", 11/06/2014 tarihli mesajda "burada akebe gidiyordu elimizden", "sermayemiz 15 bin oldu", "bu şirket aynı zamanda seninde, bunu unutma", 11/03/2015 tarihli mesajda "sadece fikrini sormak için soruyorum 3.5 USD şeklinde satış koyalım mı remaxse", 27/03/2015 tarihli mesajda "bi zahmet sende şu şirkete üç kuruşluk fayda sağlasan", 02/12/2015 tarihli mesajda "hisse devrini sen önermiştin çünkü eve haciz gelebilir değil 2 defa senin borcundan haciz geldiği için yapmıştık hatırlarsan, ....hisselerini her zaman geri alabilirsin...

", içeriğindeki kayıtların, davaya konu olan hisse devri sözleşmesinin aksine hisselerin ileride geri alınmak kaydıyla devredildiği hususunda yazılı delil başlangıcı teşkil ettiği, tanık beyanlarının davaya konu hisse devrinin inançlı işler yoluyla devredildiğine ilişkin yazılı delil başlangıcı niteliğindeki kayıtları doğrular nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.Davalılar vekili, hisse devir sözleşmesinin davacı ile davalı ... arasında yapıldığını, davalı ...'ın hisse devir sözleşmesinin tarafı olmadığını, bu nedenle davalı ...'ın davada taraf olamayacağını ileri ileri sürmüş ise de, yazılı delil başlangıcı niteliğindeki mesaj kayıtları ve bunları doğrulayan tanık beyanları karşısında şirketin diğer ortağı ve aynı zamanda hisseyi devralan davalı ...'nin eşi olan davalı ...'ın inanç sözleşmesinin tarafı olduğu ve hisse devrinin inanç sözleşmesi doğrultusunda yapıldığı dikkate alındığında davalı ...'ın davada taraf olarak yer almasında usule aykırılık bulunmamıştır.Taraflar arasındaki yazılı delil başlangıcı niteliğindeki mesaj kayıtları ve bunları doğrulayan tanık beyanları ile hisse devir sözleşmesindeki yazılı kayıt dışında cevap dilekçesinde dile getirdiği gibi davaya konu hisse bedelini davacıya ödendiğine ilişkin bir belge ve delil sunulmaması karşısında davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Davacı taraf, dava dilekçesi ile şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmasını talep etmiş olup, mahkemece davalı şirketin faal nitelikte bir şirket olmaması nedeniyle yönetim kayyımı atanmasına gerek bulunmamakla birlikte dava sonuna kadar davacının şirket ortaklığından kaynaklanan haklarının zarar görmemesi için denetim kayyımı atanmasına ilişkin tedbir niteliğindeki kararında bir yanlışlık görülmemiş, bu nedenlerden dolayı davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355.

madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK 'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Davalılardan alınması gereken 512,32- TL istinaf karar harcından davalılar tarafından peşin yatırılan 387- TL harcın mahsubu ile bakiye 125,32- TL harcın davalılardan alınarak hazineye gelir kaydına,İstinaf yoluna başvuran davalılar tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 02/03/2021

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.