Borçlu olmadığının tespiti
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/2626 E. 2022/6486 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': 'bir yıllık', 'kanun': ['6098/39']}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
teminat senedi↗ menfi tespit davası↗ bloke↗ bedelsizlik↗ şikayet↗ tespit davası↗ ihtiyati tedbir↗ kötü niyet tazminatı↗ garantörlük↗ tbk 99↗ hak düşürücü süre↗ bono↗ vade↗ kötü niyet↗ ıslah↗ çek↗ dosya masrafı↗ menfi tespit↗ dava sebebi↗ teminat↗ hmk 353(1)b-2↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre, dava konusu bononun davalının kabulünde olduğu üzere kendisine ait evin ...'ya devri karşılığında teminat olarak verildiği, ...nın söz konusu davalıya ait konutun satın alınması için Garanti Bankası ... Şubesinden 150.000,00 TL konut kredisi kullandığı, bu krediden masraflar düşüldükten sonra kalan 146.000,00 TL için davalı satıcı adına banka tarafından bloke çek düzenlendiği ve daha sonra bu tutarın 02.10.2007 tarihli dekont ile davalıya ödendiği, dava konusu bononun karşılığında satış bedeli bankadan kullanılan kredi ile ödendiği, senedin bedelsiz kaldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının İzmir 16. İcra Müdürlüğünün 2010/3447 Esas sayılı takibinin konusu 10/12/2007 tanzim 01/01/2008 vade tarihli 120.000 TL bedelli davacı tarafından keşide edilen bono nedeniyle ve bu bonoya dayalı girişilen söz konusu icra takibi nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, İİK 72/5 maddesi gereğince davacı yönünden icranın eski hale iadesine, davalının kötü niyeti subuta ermediğinden kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hükme karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilince ıslah dilekçesi adı altında verilen dilekçenin davalının teminat senedi olduğuna ilişkin beyanının kabulü mahiyetinde olduğu, davacı tarafça senedin tehdit ve baskı altında verildiği iddiasının devam ettiği, dava konusu senedin tehdit ve zorla alınması nedeniyle 2011 yılında şikayette bulundukları ve hazırlık soruşturmasının devam ettiği belirtilmiş olmasına göre tehdidin etkisinin 2011 yılı itibariyle kalktığının kabulü gerektiği, senedin tehditle alındığına ilişkin davanın 2013 yılında açıldığı, bu haliyle TBK 39. maddede öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu, davanın reddine karar verilmesi gerektiği, davalı vekilince cevap dilekçesi ile kötü niyet tazminatı talep edilmiş olmakla, kötü niyet tazminatı konusunda dosya incelendiğinde, ihtiyati tedbir kararının verildiği ve bu kararın davacı tarafından teminatın yatırılarak alınıp icraya konulduğu, menfi tespit davası davalı alacaklı lehine sonuçlandığına göre, kötü niyet tazminatına da hükmetmek gerektiği gerekçesiyle davacı istinafı yönüyle davacı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine, davalı istinafı yönüyle; davalı vekilinin istinaf talebinin 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b-2 maddesi gereğince esastan kabulüne, İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06/03/2018 tarih ve 2016/54 Esas-2018/229 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, davanın reddine, takibe konu alacağın %40 oranında (67.939,06 TL) kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava, tehdit hukuki sebebine dayalı olarak açılmış iken davacı tarafından 03.06.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile bononun teminat olarak verildiği belirtilerek davanın hukuki nedeni ıslah edilmiştir. Mahkemece ıslah dilekçesi dikkate alınmış, bononun teminat olarak verildiği hukuki nedenine dayalı inceleme yapılarak karar verilmiştir. Ancak istinaf mahkemesince davacının ıslahı ve İlk Derece Mahkemesinin bu yöndeki kabulü göz ardı edilerek tehdit hukuki nedenine dayalı menfi tespit istemine ilişkin hüküm kurulmuş olup, bu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Buna göre, istinaf mahkemesince davacının ıslah ile dava hukuki nedenini değiştirdiği dikkate alınarak bononun teminat amacıyla verilip verilmediği hususu üzerinde durulmak suretiyle inceleme yapılması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/2626 E. , 2022/6486 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 06.03.2018 tarih ve 2016/54 E. - 2018/229 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine-esastan kabulüne dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nce verilen 24.12.2020 tarih ve 2018/1763 E. - 2020/1427 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin oğlu ...' nın mimar olan oğlunun borç para aldığı kişilerin tefeci olduklarının anlaşıldığını, oğlunu ölümle tehdit ettiklerini, zorla elinden çek ve senetler aldıklarını, müvekkilinin oğlu bu şekilde baskı altında iken müvekkilini arayarak zor kullananların istediği senedi vermesini söylediğini, bunun üzerine müvekkilinin bu kişilerden ...' ın eşi olduğu anlaşılan davalının lehdar olduğu 10/12/2007 tanzim tarihli, 01/10/2008 vadeli, 120.000-TL bedelli bir adet bonoyu imzalayarak verdiğini, daha sonra senedin müvekkilin oğlu ..., davalının eşi ... ve müvekkilinin gelini ... tarafından da ayrı ayrı ciro edildiğini, söz konusu senedin gerçek bir borcu içermediğini, bu hususta suç duyurusunda bulunulduğunu ileri sürerek davalı tarafından başlatılan İzmir 16.
İcra Dairesinin 2010/3447 Esas sayılı takibinde borçlu olmadığının tespitini, davalının % 40 oranında tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, sonrasında dava konusu senedin teminat senedi olduğunu ve bedelsiz kaldığını belirterek dava sebebini ıslah etmiştir.
Davalı vekili, davacının takipten haberdar olduğunu, senedin tanzim tarihinden bu yana altı yıl geçtiğini, tehdit ya da cebirin söz konusu olmadığını, bononun teminat bonosu olduğunu savunarak davanın reddini, davacı aleyhine % 40 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre, dava konusu bononun davalının kabulünde olduğu üzere kendisine ait evin ...'ya devri karşılığında teminat olarak verildiği, ...nın söz konusu davalıya ait konutun satın alınması için Garanti Bankası ... Şubesinden 150.000,00 TL konut kredisi kullandığı, bu krediden masraflar düşüldükten sonra kalan 146.000,00 TL için davalı satıcı adına banka tarafından bloke çek düzenlendiği ve daha sonra bu tutarın 02.10.2007 tarihli dekont ile davalıya ödendiği, dava konusu bononun karşılığında satış bedeli bankadan kullanılan kredi ile ödendiği, senedin bedelsiz kaldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının İzmir 16. İcra Müdürlüğünün 2010/3447 Esas sayılı takibinin konusu 10/12/2007 tanzim 01/01/2008 vade tarihli 120.000 TL bedelli davacı tarafından keşide edilen bono nedeniyle ve bu bonoya dayalı girişilen söz konusu icra takibi nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, İİK 72/5 maddesi gereğince davacı yönünden icranın eski hale iadesine, davalının kötü niyeti subuta ermediğinden kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hükme karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilince ıslah dilekçesi adı altında verilen dilekçenin davalının teminat senedi olduğuna ilişkin beyanının kabulü mahiyetinde olduğu, davacı tarafça senedin tehdit ve baskı altında verildiği iddiasının devam ettiği, dava konusu senedin tehdit ve zorla alınması nedeniyle 2011 yılında şikayette bulundukları ve hazırlık soruşturmasının devam ettiği belirtilmiş olmasına göre tehdidin etkisinin 2011 yılı itibariyle kalktığının kabulü gerektiği, senedin tehditle alındığına ilişkin davanın 2013 yılında açıldığı, bu haliyle TBK 39. maddede öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu, davanın reddine karar verilmesi gerektiği, davalı vekilince cevap dilekçesi ile kötü niyet tazminatı talep edilmiş olmakla, kötü niyet tazminatı konusunda dosya incelendiğinde, ihtiyati tedbir kararının verildiği ve bu kararın davacı tarafından teminatın yatırılarak alınıp icraya konulduğu, menfi tespit davası davalı alacaklı lehine sonuçlandığına göre, kötü niyet tazminatına da hükmetmek gerektiği gerekçesiyle davacı istinafı yönüyle davacı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine, davalı istinafı yönüyle;
davalı vekilinin istinaf talebinin 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b-2 maddesi gereğince esastan kabulüne, İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06/03/2018 tarih ve 2016/54 Esas-2018/229 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, davanın reddine, takibe konu alacağın %40 oranında (67.939,06 TL) kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava, tehdit hukuki sebebine dayalı olarak açılmış iken davacı tarafından 03.06.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile bononun teminat olarak verildiği belirtilerek davanın hukuki nedeni ıslah edilmiştir. Mahkemece ıslah dilekçesi dikkate alınmış, bononun teminat olarak verildiği hukuki nedenine dayalı inceleme yapılarak karar verilmiştir. Ancak istinaf mahkemesince davacının ıslahı ve İlk Derece Mahkemesinin bu yöndeki kabulü göz ardı edilerek tehdit hukuki nedenine dayalı menfi tespit istemine ilişkin hüküm kurulmuş olup, bu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Buna göre, istinaf mahkemesince davacının ıslah ile dava hukuki nedenini değiştirdiği dikkate alınarak bononun teminat amacıyla verilip verilmediği hususu üzerinde durulmak suretiyle inceleme yapılması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 29/09/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/847306500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz