6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Şirketin mali durumunun zayıflığı tek başına aldatma iddiasını ispatlamaz

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/1473 E. 2022/7208 K. · · İlk derece: İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesin

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Gerekçe özeti

Hisse devir sözleşmesinin aldatma nedeniyle iptalinde, aldatmayı ispat yükü bunu ileri süren tarafındadır; şirketin zarar etmesi veya mali durumunun zayıf olması tek başına TBK 36 anlamında aldatmanın varlığını göstermez, kasten yanıltıldığına dair delil aranır. Sonucu doğru olmakla birlikte davanın yanlış hukuki nedene (aşırı yararlanma) dayandırılması hâlinde karar kaldırılarak dava ispatlanamadığından reddedilir.

Ele alınan sorunlar

Aldatma (hile) nedeniyle hisse devrinin iptali istemi → ret

İddia: Davacılar, şirketin yüksek kâr elde ettiği söylenerek ve bilgisizliklerinden yararlanılarak, borç içindeki şirkete aldatma suretiyle ortak yapıldıklarını ileri sürerek hisse devir sözleşmelerinin iptali ile verilen paranın iadesini talep etmiştir.

Gerekçe: Davacıların şirketlerin mali durumuna ilişkin olarak kasten aldatıldıklarına dair delil bulunmadığı gibi, istemelerine rağmen mali duruma ilişkin kayıt ve belgelerin verilmediği, gizlendiği ya da gerçeğe aykırı belge verildiği yönünde de delil yoktur. Şirketlerin zarar eder durumda ve mali durumlarının zayıf olması, başlı başına aldatma iddiasının varlığını kabule yeterli değildir; bu nedenle somut olayda TBK'nın 36. maddesi anlamında aldatmadan söz edilemez. İlk derece kararı sonucu itibariyle doğru ise de davanın "aşırı yararlanma" hukuksal nedenine dayanılarak nitelendirilmesi isabetli olmadığından, karar kaldırılıp asıl ve birleşen dava ispatlanamadığından reddedilir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

Ortaklığa alınmada aldatma iddiasının ispat ölçütü ve mali zayıflığın tek başına aldatmaya karine oluşturmadığı yönünden emsal değeri taşır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hile (aldatma) aşırı yararlanma ispat yükü hukuki nitelendirme

Atıf yapılan mevzuat: TBK — TBK 36

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2021/1473 E.  ,  2022/7208 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12.HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 19.07.2018 tarih ve 2014/503 E- 2018/844 K. sayılı kararın asıl ve birleşen davada davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne-reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 01.12.2020 tarih ve 2018/2034 E- 2020/1264 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi asıl ve birleşen davada davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 18.10.2022 günü hazır bulunan davacı ... - birleşen davada da davacı ... vekili Av....ile asıl davada davalı ..., asıl ve birleşen davada davalı ...

vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Asıl ve birleşen davada davacılar vekili, müvekkillerinin cerrah olduğunu, davalının kendisini Aristo Sağlık Hizmetleri ve Pleksus Medikal unvanlı şirketlerin sahibi olarak tanıttığını, şirketin yüksek kârlar elde ettiğini söyleyerek müvekkillerinin bilgisizliklerinden yararlandığını ve müvekkillerini şirkete ortak yaptığını ve fakat şirketin borç içinde olduğunu ileri sürerek hisse devir sözleşmelerinin iptali ile verilen paranın iadesini talep etmiştir.

Asıl ve birleşen davada davalılar vekili, müvekkillerinin aldatma gibi bir kasıtlarının olmadığını, şirketin mali durumu ve demirbaşlarının şirket defterlerinde göründüğünü, davacıların şirket ortağı olarak şirket lehine hiç bir girişimde bulunmadıklarını savunarak davaların reddini istemiştir.

İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı uyarınca davacıların her ikisinin de doktor ve cerrah oldukları, şirket hisselerini devir almadan önce şirketlerin faaliyet gösterdikleri kliniklerde bizzat operasyon yaptıkları, piyasanın içinde bulunmaları nedeniyle deneyimsizlik gerekçesine dayanmakta iyi niyetli olmadıkları, şirket hisselerini devir almadan önce her iki şirketin ticari defter ve kayıtlarını uzman muhasebeci vasıtasıyla incelemelerinin mümkün olduğu, davacıların şirket hisselerini devir aldıktan sonra kendi müşteri portföylerini de getirerek iş oranını arttırmaları beklenirken bu hususta kendilerinden bekleneni yerine getirmedikleri sonuçta oluşan zarar durumundan davacıların da sorumlu bulundukları gerekçesiyle ispatlanamayan asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince, davacılarca kendilerinin şirketlerin mali durumuna ilişkin olarak aldatılması suretiyle şirketlere ortak olmalarının sağlandığı ileri sürülmüşse de, bu hususta iddiayı kanıtlamaya yeterli ve elverişli bir delil bulunmadığı, şirketin mali durumuna ilişkin olarak kasten davalılarca aldatıldıklarına dair delil bulunmadığı gibi istemelerine rağmen şirketlerin mali durumuna ilişkin kayıt ve belgelerin davalılarca verilmediği, gizlendiği, ya da gerçeğe aykırı kayıt ve belge verildiği yönünde de delil olmadığı, şirketlerin zarar eder durumda, mali durumlarının zayıf olması, başlı başına aldatma iddiasının varlığını kabule yeterli olmadığı, bu nedenle somut olayda TBK'nın 36.

maddesi anlamında aldatmadan söz edilmesi mümkün bulunmadığı, her ne kadar ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş olması sonucu itibariyle doğru ise de, davanın yanlış nitelendirilerek "aşırı yararlanma" hukuksal nedenine dayanılarak karar verilmiş olmasının isabetli olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davada; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun gerekçe yönünden kabulüne, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/503 Esas-2018/844 Karar sayılı ve 19/07/2018 tarihli hükmünün, HMK'nın 353(1)b-2 maddesi gereği kaldırılmasına, asıl ve birleşen davanın ispatlanamadığından reddine karar verilmiştir.

Kararı, asıl ve birleşen davada davacılar vekili temyiz etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen davada davacılardan alınarak davalı ...'e verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 42,80 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl ve birleşen davada davacılardan alınmasına, 20/10/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/842008600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/2034 E. 2020/1264 K.

Hile iddiasıyla hisse devir sözleşmesinin iptali talebinin ispat yetersizliği

Gerekçe özeti

Hile (aldatma) hukuksal nedenine dayanan sözleşme iptali taleplerinde, taraflardan birinin şirketin mali durumuna ilişkin olarak kasıtlı biçimde yanlış bilgi verdiğinin veya gerçeğe aykırı belge sunduğunun somut delillerle ispatlanması gerekir; şirketin mali durumunun zayıf ya da zarar eder nitelikte olması, tek başına aldatma karinesi oluşturmaz. Devralan tarafın, ortaklık öncesinde mali durumu uzman aracılığıyla inceletme imkânı varken bunu kullanmaması ve karşı tarafın bilgi/belge verilmesini engellediğine ya da gerçeğe aykırı belge sunduğuna dair delil bulunmaması hâlinde, TBK 36. madde anlamında aldatmadan söz edilemez.

Emsal değeri

Şirket hisse devri sözleşmelerinde, devralanın mali durumu inceletme imkânına sahip olup bunu kullanmaması hâlinde ve gerçeğe aykırı belge/bilgi verildiğine dair delil bulunmaması durumunda hile (TBK 36) iddiasının ispat edilmiş sayılamayacağı yönündeki değerlendirme, benzer hisse devri/ortaklık uyuşmazlıklarında hile iddialarının ispat standardı açısından ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: hile (aldatma) TBK 36 hisse devir sözleşmesi aşırı yararlanma (gabin) ispat yükü illiyet bağı aldatma kastı

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/2034

KARAR NO 2020/1264

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 19/07/2018

NUMARASI 2014/503 Esas 2018/844 Karar

DAVA

Sözleşmenin İptali

BİRLEŞEN İSTANBUL 23. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN

2014/98 ESAS 2014/210 KARAR SAYILI DOSYASI

DAVA

Sözleşmenin İptali

İSTİNAF KARAR TARİHİ 01/12/2020

İlk derece mahkemesince verilen hükmün asıl ve birleşen davada davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; plastik cerrah olan müvekkilinin iki kez ameliyatını yaptığı davalı ...'nın, müvekkiline kendisini ... ünvanlı şirketlerin sahibi olarak tanıttığını, yaklaşık bir yıl sonra arkadaşı ... davalı ...'nın doktor ortak aradığını söylediğini, ardından şirketlerin mali durumunu gösteren belgeler ile demirbaş listelerinin kendisine ulaştırıldığını, davalılar ile yapılan görüşmelerde şirketlerin yüksek cirolar elde ettiği, karının her yıl arttığının beyan edildiğini, hukuk ve muhasebe bilgisi bulunmayan, tıp doktoru müvekkilinin davalı ... ile aralarındaki dostluk ilişkisine güvenerek söz konusu şirketlere ortak olduğunu, Beşiktaş .... Noterliğinin 04.09.2012 tarihli hisse devir sözleşmeleri ile her iki şirketin %20 payının davalılar tarafından müvekkiline satıldığını, devir bedeli olarak davalı ...'nın hesabına 137.500-TL gönderildiğini, ancak şirket muhasebe kayıtlarının uzman muhasebeci tarafından incelenmesi sonucunda her iki şirketin zarar ettiğinin tespit edildiğini, davalıların beyanları ile gösterdikleri dayanak belgelerin birbirini tutmadığını, müvekkilinin davalıların aldatıcı beyanları ve gerçeğe aykırı belgelere güvenerek, davalıların aldatması sonucunda şirketlere ortak olduğunu, bu nedenle sözleşmelerin BK'nın 28.

maddesi gereğince geçersiz olduğunu belirterek, her iki şirketin hisse devrine ilişkin sözleşmelerin iptali ile devir bedeli olarak müvekkili tarafından davalı ...'ya verilen 137.500- TL'nin faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

CEVAP

Davalılar vekili; yapılan devrin tamamen davacı tarafın bilgisi ve kontrolü dahilinde olduğunu, davacının hiç bir zaman şirkete gelmediğini, davacının ortak olmasından kısa süre önce şirketin taşındığını, şirketin karının düşmesinde taşınmanın da etkili olduğunu, davacı taraf ile beraber bir kısım hisselerin de ... tarafından satın alındığını, ancak bu iki şahsın da şirkete hiç gelmediklerini, bu şahısların şirketin faaliyetlerine katılmadıkları gibi şirketin gelirlerinin artmasına da katkılarının bulunmadığını, her iki şirketin muhasebe kayıtları açık olup davacının tamamen kendi iradesiyle şirketlere ortak olduğunu, müvekkillerinin davacının iradesinin sakatlanmasına yönelik bir eylemi bulunmadığını, şirketin mali kayıtlarının açık olduğunu, davacının istediği anda bunu denetleyebilecek durumda olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

BİRLEŞEN DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin plastik cerrah olduğunu, iş gereği tanıştığı davalının kendisini ... unvanlı şirketlerin sahibi olarak tanıttığını, şirketlerine doktor ortak arandığını söylediğini, ardından şirketlerin mali durumunu gösteren belgeler ile demirbaş listelerinin kendisine ulaştırıldığını, davalı ile yapılan görüşmelerde şirketlerin yüksek cirolar elde ettiği, karının her yıl arttığının beyan edildiğini, hukuk ve muhasebe bilgisi bulunmayan müvekkilinin ibraz edilen belgelere güvenerek söz konusu şirketlere ortak olduğunu, Beşiktaş .... Noterliğinin 04.09.2012 tarihli hisse devir sözleşmeleri ile her iki şirketin %20 payının davalı tarafından müvekkiline satıldığını, devir bedeli olarak davalının hesabına 75.000-USD gönderildiğini, ancak şirket muhasebe kayıtlarının uzman muhasebeci tarafından incelenmesi sonucunda her iki şirketin zarar ettiğinin tespit edildiğini, davalının beyanları ile gösterdikleri dayanak belgelerin birbirini tutmadığını, müvekkilinin davalının aldatıcı beyanları ve gerçeğe aykırı belgelere güvenerek şirketlere ortak olduğunu, bu nedenle sözleşmelerin BK'nın 28.

maddesi gereğince geçersiz olduğunu belirterek, her iki şirketin hisse devrine ilişkin sözleşmelerin iptali ile devir bedeli olan 75.000-USD'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

BİRLEŞEN DAVA CEVAP

Davalı vekili; devrin tamamen davacı tarafın bilgisi ve kontrolü dahilinde gerçekleştiğini, davacının hiç bir zaman şirkete gelmediğini, davacının ortak olmasından kısa süre önce şirketin taşındığını, şirketin karının düşmesinde taşınmanın da etkili olduğunu, davacı taraf ile beraber bir kısım hisselerin de ... tarafından satın alındığını, ancak bu iki şahsın da şirkete hiç gelmediklerini, şirketin faaliyetlerine katılmadıkları gibi şirketin gelirlerinin artmasına da katkılarının bulunmadığını, davacının ortak olmasından bir iki ay sonra Amerika'ya yerleştiğini, vadettiği hiçbir şeyi yerine getirmediğini, her iki şirketin muhasebe kayıtları açık olup davacının tamamen kendi iradesiyle şirketlere ortak olduğunu, müvekkilinin davacının iradesinin sakatlanmasına yönelik bir eylemi bulunmadığını, şirketin mali kayıtlarının açık olduğunu, davacının istediği anda bunu denetleyebilecek durumda olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; davacıların her ikisinin de doktor ve cerrah oldukları, şirket hisselerini devir almadan önce şirketlerin faaliyet gösterdikleri kliniklerde bizzat operasyon yaptıkları, dolayısıyla davacıların doktor ve cerrah olarak piyasanın içinde bulunmaları nedeniyle deneyimsizlik gerekçesine dayanmalarının mümkün olmadığı, meslekleri itibariyle davacıların şirketlerin ticari defter ve kayıtlarını devir sözleşmesi yapmadan önce bizzat incelemelerinin beklenemeyeceği, ancak şirket hisselerini devir almadan önce her iki şirketin ticari defter ve kayıtlarını uzman muhasebeci vasıtasıyla incelemelerinin mümkün olduğu, ancak davacıların şirket hisse devri sözleşmesini yapmadan önce ticari defter ve kayıtlarını inceleme, demirbaşları kontrol etme gibi taleplerinin olmadığı, davacıların bu konuda davalılarca engellendikleri, defter ibrazından kaçınıldığı hususlarının da ispatlanamadığı, davacıların şirket hisselerini devir aldıktan sonra kendi müşteri portföylerini de getirerek iş oranını arttırmaları, devirden sonra daha yoğun olarak klinik mesailerine devam etmeleri gerektiği, şirketler zaten zor durumda olmasalar davacıların ortak olarak şirkete alınmalarının söz konusu olmayacağının davalılarca savunulduğu, bu savunmanın da hayatın olağan akışına uygun bulunduğu, beklenen bu gelişmeler olmadığı için zaten durağan olan şirket faaliyetlerinin devirden sonra zarar eder duruma geldiğinin tespit edildiği, oluşan zarar durumundan davacıların da bekleneni verememeleri nedeniyle sorumlu oldukları, davacıların oluşan zararı önceki ortaklara yükleyerek kendi ihmallerini düşüncesizlik ve hata ile açıklamalarının dürüstlük kuralına aykırı olduğu gerekçesiyle, her iki davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

İstinaf yoluna başvuran davacılar vekili; davalıların müvekkilleriyle yaptıkları görüşmelerde demirbaş listeleri, kar-zarar tabloları gösterilerek şirketlerin her geçen yıl yüksek ciro elde ederek kar ettiğinin ısrarla beyan ve taahhüt edildiğini, müvekkillerinin de söz konusu belgelere ve davalı ile olan dostluk ilişkisine güvenerek şirketlere ortak olduklarını, ortak olduktan sonra şirket kayıtlarının incelenmesinde her iki şirketin de zarar ettiğinin ortaya çıktığını, davalıların kasıtlı olarak müvekkillerini aldattıklarını, TBK'nın 36. maddesi gereğince taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltmişse, aldatılan taraf için sözleşmenin bağlı sayılamayacağını, davacıların da gerçeğe aykırı belgelerle aldatıldığını, müvekkillerinin ortak olma öncesinde şirket kayıtlarını incelemek istediklerini, bunun üzerine kendilerine gerçeğe aykırı belgeler verildiğini, müvekkillerinin zor durumdaki şirketlerin mali durumunu düzeltmek için değil, hileli davranışlara itibar ederek yüksek karlardan pay almak amacıyla ortak olduklarını, şirketlerin davacıların çalışmamaları nedeniyle zarar etmediğini belirterek, kararın kaldırılarak davaların kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE

Dava, aldatma (hile) hukuksal nedenine dayalı olarak hisse devir sözleşmesinin iptali ile sözleşme gereğince ödenen bedelin iadesi istemine ilişkindir. 6098 sayılı TBK'nın 36. maddesine göre, taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir.Madde hükmünden de anlaşılacağı üzere; aldatma, bir kişide yanlış fikir ve kanaat meydana getirmek veya mevcut bir yanlış fikrin devamını sağlamak, karşı tarafın bir hukuki işlem yapmasını sağlamak amacıyla her türlü hareket ve söylenen sözler ile bir kimsenin hukuki işlem yapmasını sağlamak için onun kasten yanıltılmasıdır. Hile halinde bir kimse, karşı tarafı sözleşme yapmasını sağlamak için sözleri veya davranışları ile onda yanlış bir kanaat uyandırmakta veya karşı tarafta olan yanlış kanaati güçlendirerek, bu kanaatin devamını sağlamaktadır.

Yani hile, fiili olarak karşı tarafa yanlış beyanlarda bulunarak aldatmak şeklinde gerçekleşebileceği gibi, sözleşme yapılmadan önce açıklama yapılması gereken konularda sessiz kalmak suretiyle de gerçekleşebilmektedir. Aldatmadan söz edebilmek için gerekli unsurlar; aldatma eylemi, aldatma kastının bulunması, zarar ve aldatma ile zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Hile eylemi, sözleşmenin karşı tarafınca veya bu kişinin bilgisi kapsamında üçüncü kişi tarafından aldatıcı hareketlerle gerçekleşmektedir. Karşı tarafı aldatmaya yönelmiş bir eylem olmadan açıklanan irade beyanı her ne kadar yanılgı içerse de, aldatma kastı bulunmadığından hile eylemi gerçekleşmemiş kabul edilecek ve sözleşmenin hileye dayanarak iptal edilebilmesi ihtimali gündeme gelmeyecektir.

Aldatma kastından söz edebilmek için ise, eylemi gerçekleştiren kimse yaptığı şeyin doğru olmadığını bilmeli ve karşı tarafı kandırma kastıyla hareket etmelidir. İlave olarak da yapılan hukuki işlem ile gerçekleştirilen eylem arasında illiyet bağı bulunmazsa, hileden söz edebilmek mümkün değildir. Somut olayda; davalıların ortağı bulundukları şirket hisselerinin davacılara 04.09.2012 tarihli hisse devir sözleşmeleriyle devrinin gerçekleştirildiği, davacılar tarafından hisse devir bedeli olarak davalılara her iki davacı tarafından ayrı ayrı 75.000-USD devir bedeli ödendiği, davacılarca şirketlerin mali durumuna ilişkin olarak kendilerinin aldatılması suretiyle ortak olmalarının sağlandığının ileri sürüldüğü, yaptırılan bilirkişi incelemeleri sonucunda her iki şirketin de mali durumları zayıf olup zarar ettiklerinin tespit edildiği anlaşılmaktadır.Davacılarca kendilerinin şirketlerin mali durumuna ilişkin olarak aldatılması suretiyle şirketlere ortak olmalarının sağlandığı ileri sürülmüşse de, bu hususta iddiayı kanıtlamaya yeterli ve elverişli bir delil bulunmamaktadır.

Her ikisi de doktor olarak aynı sektörde çalışan davacıların, şirketlerin mali durumuna ilişkin olarak kasten davalılarca aldatıldıklarına dair delil bulunmadığı gibi, istemelerine rağmen şirketlerin mali durumuna ilişkin kayıt ve belgelerin davalılarca verilmediği, gizlendiği, ya da gerçeğe aykırı kayıt ve belge verildiği yönünde de delil yoktur. Dolayısıyla her iki davacı da ortak olmadan önce şirketlerin mali durumuna ilişkin olarak uzman kişilerden yardım alarak bilgi sahibi olabilecek iken, bunun yapılmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu şirketlerin zarar eder durumda, mali durumlarının zayıf olması, başlı başına aldatma iddiasının varlığını kabule yeterli değildir. Bu nedenle somut olayda, TBK'nın 36.

maddesi anlamında aldatmadan söz edilmesi mümkün değildir. Bu itibarla; her ne kadar ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş olması sonucu itibariyle doğru ise de, davanın yanlış nitelendirilerek "aşırı yararlanma" hukuksal nedenine dayanılarak karar verilmiş olması isabetsizdir. Açıklanan nedenlerle; dosyada toplanacak başkaca delil ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus da bulunmadığından, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun gerekçe yönünden kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Asıl ve bileşen dava da; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun gerekçe yönünden KABULÜNE; İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/503 Esas-2018/844 Karar sayılı ve 19/07/2018 tarihli hükmünün, HMK.'nun 353(1)b-2 maddesi gereği KALDIRILMASINA; "Asıl ve birleşen davanın ispatlanamadığından REDDİNE"İlk Derece yargılamasına ilişkin olarak; Asıl davada; alınması gereken 54,40-TL harcın peşin yatırılan 2.348,20 TL harçtan mahsubu ile 2.293,80-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,Birleşen davada; alınması gereken 54,40-TL harcın peşin alınan 2.632,10 TL harçtan mahsubu ile 2.577,70-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,Asıl ve birleşen davada davacılarca yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,Davalılar tarafından yapılan toplam 77-TL yargılama giderinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine,Asıl davada;

davalılar vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince 13.750,-TL nispi vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine, Birleşen davada; davalı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince 15.080-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine"Asıl ve birleşen davada; davacılardan ayrı ayrı alınması gereken 54,40'ar TL istinaf karar harcından, peşin yatan 35,90'ar TL harcın mahsubu ile bakiye 18,50'şer TL'nin ayrı ayrı davacılardan alınarak hazineye gelir kaydına,İstinaf yoluna başvuran davacılar tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 01/12/2020

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.