Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/3161 E. 2022/3537 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
sözleşmenin haklı feshi↗ tbk 179/2↗ ifaya ekli cezai şart↗ azami faiz oranı↗ asgari alım taahhüdü↗ ifaya ekli ceza↗ alım taahhüdü↗ mahrum kalınan kâr↗ cari hesap alacağı↗ sözleşmenin ihlali↗ hizmet bedeli↗ kâr mahrumiyeti↗ temerrüt tarihi↗ cari hesap↗ mevduat hesabı↗ bayilik sözleşmesi↗ cezai şart↗ tbk 99↗ fesih↗ protokol↗ ihtar↗ taahhütname↗ avans faizi↗ temerrüt↗ hmk 353(1)b-2↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre, davalının davacının üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğini ispat edemediği, ancak davalının davacıya olan borcunu vadesinde ödemediğinin ve asgari alım taahhüdüne uymadığının sabit olduğu, bu nedenle davacının yaptığı fesih ihtarının haklı nedene dayandığı ve davacı tarafından taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği sonucuna ulaşıldığı, davacının davalıya aralarındaki uzlaşma tutanağına göre 15 yıl süreli bayilik karşılığında 236.000 USD bayilik bedelinin verildiğinin sabit olduğu, fesih tarihine göre kullanılmayan bayilik hizmet süresine göre hesaplanan bayilik hizmet bedelinin 177.920,04 USD olduğu, ancak davacının talebi olan 64.428 USD ile bağlı kalındığı, bayilik sözleşmesinin 14. maddesi ile protokolün 4. maddesine dayalı 1.000 USD cezai şart talebinin de sözleşmenin davalı tarafından ihlal edilmesi nedeniyle yerinde olduğu, protokolün 3. maddesinde 1 ay içinde istasyonda akaryakıt satışına başlanılmaması halinde gecikilen her gün için mahrum kalınan kârın talep edileceğinin belirtildiği, davalının faaliyete geç başlamasının sabit olması nedeniyle 1.000 USD kâr mahrumiyeti talebinin de yerinde olduğu, davalının satış taahhütnamesindeki asgari alım şartına da riayet etmediği, davalının da geçmiş döneme ilişkin ihtirazi kayıtla bu hakkını saklı tuttuğu gerekçesiyle 1.000 USD cezai şartın da yerinde olduğu, taraf defterleri incelemesinde davacı defterlerine göre davacının alacaklı, davalı defterlerine göre davalının borçlu olduğu gerekçesiyle 23.222,20 TL cari hesap alacağı talebinin de yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 64.428,00 USD bayilik hizmet bedeli, 1.000,00 USD kâr mahrumiyeti, 1.000,00 USD sözleşmeyi ihlal nedeniyle cezai şart, 1.000,00 USD asgari alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle cezai şart olmak üzere toplam 67.428,00 USD'nin temerrüt tarihi olan 11/07/2011 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının Amerikan Doları üzerinden açılan 1 yıl vadeli mevduat hesabına uyguladığı azami faiz oranı uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 23.222,00 TL cari hesap alacağının dava tarihinden itibaren avans faizi uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesinin kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmamasına göre davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Vakıaların açıklanması taraflara ait olup hukuki nitelendirme ise hakime aittir. Davalı şirket tarafından imzalanan 31.10.2007 tarihli “Satış Taahhütnamesi” başlıklı belgede akaryakıt sözleşmesi ile ilgili olarak yıllık asgari alım taahhüdüne uymama halinde öngörülen cezai şartın, TBK 179/2 (BK 158/2) maddesindeki ifaya ekli cezai şart niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
Ayrıca, yukarıda belirtilen cezai şartın dışında taraflar arasında imzalanan 31.10.2007 tarihli bayilik anlaşmasının “Cezai Şart” başlıklı 14. maddesinde, sözleşmenin herhangi bir hükmünün kısmen veya tamamen ihlal edilmesi durumunda öngörülen 200.000 USD bedelli bir cezai şart hükmü daha belirlenmiştir.
Davacı, sözleşmenin haklı feshi halinde yukarıda belirtilen iki adet cezai şarttan ancak birini isteyebilecektir. Zira, asgari alım taahhüdüne uymama hali sözleşme hükmünün ihlali niteliğindedir. Mahkemece davacıya sözleşme ve ekleri protokol ve taahhütname uyarınca istenebilecek cezai şartlardan hangisini talep ettiği hususu açıklattırılarak, bu maddelerdeki cezai şartlardan birine ilişkin talebin kabulü gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5123 E. 2021/5399 K.
Ortak:sözleşmenin haklı feshi · ifaya ekli cezai şart · asgari alım taahhüdü · ifaya ekli ceza · alım taahhüdü · kâr mahrumiyeti · bayilik sözleşmesi · cezai şart
İncelediğiniz kararda… oruna göre, davalının davacının üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğini ispat edemediği, ancak davalının davacıya olan borcunu vadesinde ödemediğinin ve «asgari alım taahhüdüne» uymadığının sabit olduğu, bu nedenle davacının yaptığı «fesih» «ihtarının» haklı nedene dayandığı ve davacı tarafından taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» haklı nedenle feshedildiği sonucuna ulaşıldığı, davacının davalıya aralarındaki uzlaşma tutanağına göre 15 yıl süreli bayilik karşılığında 236.000 USD bayilik bedelinin verildiğinin sabit olduğu, fesih tarihine göre kullanılmayan bayilik hizmet süresine göre hesaplanan bayilik «hizmet bedelinin» 177.920,04 USD olduğu, ancak davacının talebi olan 64.428 USD ile bağlı kalındığı, bayilik sözleşmesinin 14. maddesi ile «protokolün» 4. maddesine dayalı 1.000 USD «cezai şart» talebinin de sözleşmenin davalı tarafından ihlal edilmesi nedeniyle yerinde olduğu, protokolün 3. maddesinde 1 ay içinde istasyonda akaryakıt satışına başlanılmaması halinde gecikilen her gün için «mahrum kalınan» kârın talep edileceğinin belirtildiği, davalının faaliyete geç başlamasının sabit olması nedeniyle 1.000 USD kâr mahrumiyeti talebinin de yerinde olduğu, davalının satış taahhütnamesindeki asgari alım şartına da riayet etmediği, davalının da geçmiş döneme ilişkin ihtirazi kayıtla bu hakkını saklı tuttuğu gerekçesiyle 1.000 USD cezai şartın da yerinde olduğu, taraf «defterleri» incelemesinde davacı defterlerine göre davacının alacaklı, davalı defterlerine göre davalının borçlu olduğu gerekçesiyle 23.222,20 TL «cari hesap alacağı» talebinin de yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 64.428,00 USD bayilik hizmet bedeli, 1.000,00 USD kâr mahrumiyeti, 1.000,00 USD «sözleşmeyi ihlal» nedeniyle cezai şart, 1.000,00 USD asgari alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle cezai şart olmak üzere toplam 67.428,00 USD'nin «temerrüt tarihi» olan 11/07/2011 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının Amerikan Doları üzerinden açılan 1 yıl vadeli «mevduat hesabına» uyguladığı «azami faiz oranı» uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 23.222,00 TL cari hesap alacağının dava tarihinden itibaren «avans faizi» uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davalı şirket tarafından imzalanan 31.10.2007 tarihli “Satış Taahhütnamesi” başlıklı belgede akaryakıt sözleşmesi ile ilgili olarak yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen «cezai şartın», TBK 179/2 (BK 158/2) maddesindeki «ifaya ekli cezai şart» niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
Zira, «asgari alım taahhüdüne» uymama hali sözleşme hükmünün ihlali niteliğindedir.
Benzer bu karardaDavalı şirket tarafından imzalanan “Taahhütname” başlıklı belgenin 3. bendindeki hükümde «kar mahrumiyetinden» söz edilmiş ise de ilgili bent içeriği ve yaptırım itibariyle akaryakıt sözleşmesi ile ilgili olarak yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen sözkonusu hükmün TBK 179/2 (BK 158/2) maddesindeki «ifaya ekli cezai şart» niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
Davacı vekili «bayilik sözleşmesinin haklı feshi» nedeniyle satış destek «primlerinin» iadesini, sözleşme ve «protokol» ihlali nedeniyle «cezai şartın» ve «asgari alım taahhüdünün» ihlali nedeniyle oluşan kâr «kaybının» tahsilini istemiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, asıl dava yönünden yapılan incelemede, davalının mal «alım taahhüdünde» bulunduğu ve bu taahhüde sözleşme süresince uyulmadığı, sözleşme süresince davacı tarafça yeni döneme ilişkin henüz ifaya başlanmadan önce «ihtirazi kayıt» bildirilmeksizin mal alım faturaları düzenlenmiş olduğu, «cezai şart» talebi veya eksik alım «ihtarı» ile ilgili ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin davalıya mal teminine devam edildiği, bu durumda davalıdan cezai şart talep edilemeyeceğine ilişkin haklı bir güven oluşturulduğu, davacının sözleşmeyi fesihte haklı olduğu ancak davalıdan cezai şart ve kâr «mahrumiyeti» talep edemeyeceği, taraflar arasında görülen 2011/328 esas sayılı itirazın iptali davasında taraflar arasındaki sözleşme ve «protokolde» BP tarafından Rampet ...
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:maddi anlamda kesin hüküm · prim iadesi · intifa hakkı · kar mahrumiyeti · prim alacağı · kazanç kaybı · ihtirazi kayıt · itirazın iptali davası
Benzer bu karardaŞti.’ye 2.435.000 USD satış teşvik bedelinin ödeneceğinin «taahhüt» altına alındığı, dava konusu satış teşvik bedelinin «intifa hakkı» ile ilgili olduğu hakkında hükme yer verilmediği, bu konuda bir düzenleme bulunmadığı, bu durumun akaryakıt satın alınması ile ilgili «asgari alım taahhüdüne» uyulmaması halinde «cezai şart» ödeneceği düzenlenmekle dengelendiği, satış teşvik «primine» denk cezai şart getirilmekle intifa süresinden bağımsız olarak satış teşvik primi bedelinin kararlaştırıldığının kabulü gerektiği, sözleşme devam ederken taahhüt edilenin altında eksik akaryakıt alımı ile ortaya çıkan «kazanç kaybının» cezai şartla karşılanacağının kabul ve taahhüt edildiği, satış teşvik prim bedelinin eksik kalan satış primi olmak üzere toplam 1.398.300 USD satış teşvik priminin …
Şöyle ki; Kesinleşen icra takibi ve «itirazın iptali davası», taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» devamı sırasında açılmış olup davanın hukuki «sebebinin» taraflar arasındaki işletme hakkı konulu «protokolün» “G-Özel Şartlar” başlıklı hükmünde düzenlenen, sözleşmenin yürürlükte olduğu sırada uygulanmasına yönelik hükümlere ilişkindir Asıl davadaki hukuki sebebin ise taraflar arasındaki adı geçen protokolün, aynı maddenin «son» paragrafında belirtildiği üzere «sözleşmenin feshi» halinde satış teşvik «primlerinin iade» ve «taahhüdüne» ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, asıl dava yönünden yapılan incelemede, davalının mal «alım taahhüdünde» bulunduğu ve bu taahhüde sözleşme süresince uyulmadığı, sözleşme süresince davacı tarafça yeni döneme ilişkin henüz ifaya başlanmadan önce «ihtirazi kayıt» bildirilmeksizin mal alım faturaları düzenlenmiş olduğu, «cezai şart» talebi veya eksik alım «ihtarı» ile ilgili ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin davalıya mal teminine devam edildiği, bu durumda davalıdan cezai şart talep edilemeyeceğine ilişkin haklı bir güven oluşturulduğu, davacının sözleşmeyi fesihte haklı olduğu ancak davalıdan cezai şart ve kâr «mahrumiyeti» talep edemeyeceği, taraflar arasında görülen 2011/328 esas sayılı itirazın iptali davasında taraflar arasındaki sözleşme ve «protokolde» BP tarafından Rampet ...
… , davacı ....'nin davalı bayiye, eksik ürün alınmasına rağmen çekincesiz, ihtarsız ürün vermeye devam ettiği, bayide oluşturulan güvene ve TMK 2. maddede düzenlenen «dürüstlük kuralına» aykırı olan «cezai şart» isteme koşullarının da oluşmadığı, sözleşmenin feshedildiği tarihe kadar davalıya ürün verildiği, davacı ...'nin teşvik «primlerinin iadesi», cezai şart ve kâr «kaybı» yönündeki talebinin reddinin yerinde olduğu, asıl davada davalı karşı davada davacı bayinin eksik akaryakıt alımına devam ettiği, edimini sözleşmeye uygun yerine getirmeyen davalının davranışları sonucu sözleşmenin feshinde BP'nin haklı sayılmasının yerinde olduğu, karşı davacı bayinin maddi ve manevi tazminat isteme koşullarının oluşmadığı, birleşen dava açısından taraflar arasındaki «protokolde» ödenmesi öngörülen teşvik priminde KDV’den bahsedilmediği, mahkeme kararıyla satış destek primine «mahsup» edilen 750.000,00 USD'nin KDV «dahil» olarak kabulünün gerektiği, birleşen davada davacı bayinin yaptığı KDV ödemesi içinde 750.000,00 USD'nin faturalaştırılmasıyla oluşan KDV'yi içermesi gerektiği, ba …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2799 E. 2023/6263 K.
Ortak:asgari alım taahhüdü · ifaya ekli ceza · alım taahhüdü · kâr mahrumiyeti · bayilik sözleşmesi · cezai şart · ihtar · taahhütname · Alacak
İncelediğiniz kararda… oruna göre, davalının davacının üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğini ispat edemediği, ancak davalının davacıya olan borcunu vadesinde ödemediğinin ve «asgari alım taahhüdüne» uymadığının sabit olduğu, bu nedenle davacının yaptığı «fesih» «ihtarının» haklı nedene dayandığı ve davacı tarafından taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» haklı nedenle feshedildiği sonucuna ulaşıldığı, davacının davalıya aralarındaki uzlaşma tutanağına göre 15 yıl süreli bayilik karşılığında 236.000 USD bayilik bedelinin verildiğinin sabit olduğu, fesih tarihine göre kullanılmayan bayilik hizmet süresine göre hesaplanan bayilik «hizmet bedelinin» 177.920,04 USD olduğu, ancak davacının talebi olan 64.428 USD ile bağlı kalındığı, bayilik sözleşmesinin 14. maddesi ile «protokolün» 4. maddesine dayalı 1.000 USD «cezai şart» talebinin de sözleşmenin davalı tarafından ihlal edilmesi nedeniyle yerinde olduğu, protokolün 3. maddesinde 1 ay içinde istasyonda akaryakıt satışına başlanılmaması halinde gecikilen her gün için «mahrum kalınan» kârın talep edileceğinin belirtildiği, davalının faaliyete geç başlamasının sabit olması nedeniyle 1.000 USD kâr mahrumiyeti talebinin de yerinde olduğu, davalının satış taahhütnamesindeki asgari alım şartına da riayet etmediği, davalının da geçmiş döneme ilişkin ihtirazi kayıtla bu hakkını saklı tuttuğu gerekçesiyle 1.000 USD cezai şartın da yerinde olduğu, taraf «defterleri» incelemesinde davacı defterlerine göre davacının alacaklı, davalı defterlerine göre davalının borçlu olduğu gerekçesiyle 23.222,20 TL «cari hesap alacağı» talebinin de yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 64.428,00 USD bayilik hizmet bedeli, 1.000,00 USD kâr mahrumiyeti, 1.000,00 USD «sözleşmeyi ihlal» nedeniyle cezai şart, 1.000,00 USD asgari alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle cezai şart olmak üzere toplam 67.428,00 USD'nin «temerrüt tarihi» olan 11/07/2011 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının Amerikan Doları üzerinden açılan 1 yıl vadeli «mevduat hesabına» uyguladığı «azami faiz oranı» uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 23.222,00 TL cari hesap alacağının dava tarihinden itibaren «avans faizi» uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davalı şirket tarafından imzalanan 31.10.2007 tarihli “Satış Taahhütnamesi” başlıklı belgede akaryakıt sözleşmesi ile ilgili olarak yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen «cezai şartın», TBK 179/2 (BK 158/2) maddesindeki «ifaya ekli cezai şart» niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
Zira, «asgari alım taahhüdüne» uymama hali sözleşme hükmünün ihlali niteliğindedir.
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «akaryakıt bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki «taahhütnamelerde») yer alan "yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümlerinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin ikinci fıkrası) «ifaya ekli ceza» koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğu, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Kanun'un borcun belirlenen zamanda veya yerde «ifa» edilmemesi hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, «ifaya eklenen ceza koşulu» niteliğinde olacağına dair bir «karine» koyduğu, bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanacağı, 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü «emredici» yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan tarafların, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabileceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse veya alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu istemeyeceği, taahhütnamenin 2 nci maddesinde kâr «mahrumiyetinden» söz edilmiş ise de içerdiği yaptırımlar itibari ile asgari alım taahhüdünün ihlaline ilişkin özel cezai şart düzenlemesi olduğu, somut olayda davalı şirketin başka bir şirketten petrol ürünü aldığı ileri sürülmemiş olması ve ayrıca sair bir ihlal vakıası gerçekleştirdiği ispat edilmemiş olmasına göre 2 nci maddede belirtilen ve hesap yöntemi de açıkça gösterilen cezai şartın istenebileceği gözetilerek davacının sözleşmenin ilk iki yılı içinde herhangi bir «ihtirazi kayıt» koymaksızın mal «teslim» etmek suretiyle davalıda haklı bir güven oluşturarak sözleşmeyi fiili durumda devam etme iradesini ortaya koyduğu, yine «son» dönemde de (2015) ayrıca bir «ihtar» çekmeksizin mal teslimine devam ettiği görülerek mevcut delil durumuna göre davanın tamamen reddine karar verilmesi yerinde görülmüş ise de davayı nitelendirmede hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesini doğru olmadığı, davalılardan gerçek kişi «kefil» yönünden 15.07.2013 tarihli «kefaletnamenin» 6093 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi hükmünde belirtilen «müteselsil kefalet» ibaresinin el yazısıyla yazılmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi hükmü gereğince de eş «muvafakati» alınmadığı, geçerli bir «kefalet sözleşmesinden» bahsedilemeyeceğinden bahisle reddine karar verilmesi doğru ise de dava konusu olayda davacının talebi cezai şart alacağının tahsiline ilişkin olup koşullarının oluşmadığının kabulü ile davalı şirket yönünden davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece gerekçe kısmında davacının talebinin kâr mahrumiyeti olduğu şeklinde nitelemede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği, davalılar vekilinin vekâlet ücreti yönünden istinaf istemlerine gelince; davalı şirket aleyhine açılan davanın cezai şart talep edilemeyeceği sözleşmede belirlenen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle, diğer davalı aleyhine açılan davanın ise kefalet akdinin geçerli olmaması gerekçesiyle reddedilmişken karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) 3/2 maddesi gereği hakkındaki dava ret edilen davalı şirket yararına ayrı, diğer davalı gerçek kişi yararına ayrı «vekalet ücreti takdiri» gerekirken tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kald …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «akaryakıt bayilik sözleşmesinde» (sözleşme eki «asgari alım taahhüdünde») öngörülen yıllık asgari «ürün alımı taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı «cezai şart» alacağı istemine ilişkindir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen ek «taahhütname» gereği, «asgari alım taahhüdünü» yerine getirmediğini, kâr «mahrumiyetinden» kaynaklanan alacağa karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, diğer davalının da «kefaletinin» geçerli bulunduğunu, «kefalet limitinin» belli olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:ihtirazi kayıt/çekince · ifaya eklenen ceza koşulu · ürün alım taahhütnamesi · ceza koşulu · akaryakıt bayilik sözleşmesi · müteselsil kefalet · kefalet limiti · ihtirazi kayıt
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «akaryakıt bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki «taahhütnamelerde») yer alan "yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümlerinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin ikinci fıkrası) «ifaya ekli ceza» koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğu, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Kanun'un borcun belirlenen zamanda veya yerde «ifa» edilmemesi hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, «ifaya eklenen ceza koşulu» niteliğinde olacağına dair bir «karine» koyduğu, bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanacağı, 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü «emredici» yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan tarafların, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabileceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse veya alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu istemeyeceği, taahhütnamenin 2 nci maddesinde kâr «mahrumiyetinden» söz edilmiş ise de içerdiği yaptırımlar itibari ile asgari alım taahhüdünün ihlaline ilişkin özel cezai şart düzenlemesi olduğu, somut olayda davalı şirketin başka bir şirketten petrol ürünü aldığı ileri sürülmemiş olması ve ayrıca sair bir ihlal vakıası gerçekleştirdiği ispat edilmemiş olmasına göre 2 nci maddede belirtilen ve hesap yöntemi de açıkça gösterilen cezai şartın istenebileceği gözetilerek davacının sözleşmenin ilk iki yılı içinde herhangi bir «ihtirazi kayıt» koymaksızın mal «teslim» etmek suretiyle davalıda haklı bir güven oluşturarak sözleşmeyi fiili durumda devam etme iradesini ortaya koyduğu, yine «son» dönemde de (2015) ayrıca bir «ihtar» çekmeksizin mal teslimine devam ettiği görülerek mevcut delil durumuna göre davanın tamamen reddine karar verilmesi yerinde görülmüş ise de davayı nitelendirmede hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesini doğru olmadığı, davalılardan gerçek kişi «kefil» yönünden 15.07.2013 tarihli «kefaletnamenin» 6093 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi hükmünde belirtilen «müteselsil kefalet» ibaresinin el yazısıyla yazılmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi hükmü gereğince de eş «muvafakati» alınmadığı, geçerli bir «kefalet sözleşmesinden» bahsedilemeyeceğinden bahisle reddine karar verilmesi doğru ise de dava konusu olayda davacının talebi cezai şart alacağının tahsiline ilişkin olup koşullarının oluşmadığının kabulü ile davalı şirket yönünden davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece gerekçe kısmında davacının talebinin kâr mahrumiyeti olduğu şeklinde nitelemede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği, davalılar vekilinin vekâlet ücreti yönünden istinaf istemlerine gelince; davalı şirket aleyhine açılan davanın cezai şart talep edilemeyeceği sözleşmede belirlenen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle, diğer davalı aleyhine açılan davanın ise kefalet akdinin geçerli olmaması gerekçesiyle reddedilmişken karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) 3/2 maddesi gereği hakkındaki dava ret edilen davalı şirket yararına ayrı, diğer davalı gerçek kişi yararına ayrı «vekalet ücreti takdiri» gerekirken tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kald …
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirket imzalamış olduğu «taahhütnamenin» ikinci maddesi uyarınca yıllık 525 ton beyaz ürün satın almayı taahhüt etmiş olmasına rağmen, sözleşmenin imzalanmasından sonra dosyada mevcut bilirkişi raporlarında saptandığı üzere yıllık alması gereken miktarda ürün almadığını, kâr «mahrumiyetine» ilişkin taleplerinde borcun gereği gibi «ifa» edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğunu, davadaki taleplerinin kâr mahrumiyeti olmasına rağmen Bölge Adliye Mahkemesi kararında «cezai şart» olarak değerlendirilmesinin yerinde olmadığını, müvekkili şirketin sözleşme süresi içerisinde davalı tarafa eksik ürün alımı sebebiyle «ihtarname» göndererek, eş değer ifade ile «ihtirazı kayıt (çekince») öne sürerek ürün vermeye devam ettiğini, ihtirazı kayıt (çekince) yükümlülüğünü de yerine getiren davacı müvekkilinin eksik alımlardan kaynaklı kâr mahrumiyetinin, fazlaya ilişkin her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla, sözleşme tarihinden dava tarihine kadar ödenmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesi tarafından dava tarihi itibarı ile 3 yıllık sürenin dolmadığı bu nedenle taahhütte belirtilen şekilde kâr «kaybının» talep edilemeyeceğinden bahisle davanın reddine karar verilmesininde usul ve kanuna aykırı olduğunu, diğer davalının «kefaletinin» de geçerli olduğunu, davanın reddini kabul anlamına gelmemekle birlikte davanın reddine karar verilmesi halinde davalılar vekili lehine ayrı ayrı vekâlet ücretine …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «akaryakıt bayilik sözleşmesinde» (sözleşme eki «asgari alım taahhüdünde») öngörülen yıllık asgari «ürün alımı taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı «cezai şart» alacağı istemine ilişkindir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen ek «taahhütname» gereği, «asgari alım taahhüdünü» yerine getirmediğini, kâr «mahrumiyetinden» kaynaklanan alacağa karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, diğer davalının da «kefaletinin» geçerli bulunduğunu, «kefalet limitinin» belli olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/3161 E. , 2022/3537 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 22. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 31.05.2017 tarih ve 2014/738 E- 2017/448 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi'nce verilen 31.05.2019 tarih ve 2017/3008 E- 2019/951 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, tarafların arasında 26.10.2007 tarihli protokol ve 31.10.2007 tarihli bayilik sözleşmesinin imzalandığını, davalının 31.10.2007 tarihli satış taahhütnamesi ile beher yılda 1.000 m3 beyaz ürün (benzin ve motorin) almayı taahhüt ettiğini, bu taahhüdün yerine getirilmemesi halinde eksik kalan beher m3 beyaz ürün için 45 USD cezai şart ödemeyi kabul ettiğini, aradaki anlaşma gereğince davacı tarafından davalıya fatura karşılığında ayrı ödeme işlemleriyle toplam 236.000,00 USD bayilik hizmet bedelinin ödendiğini, protokolün 3.1.1 maddesindeki hükme aykırı olarak davalının bir ay içerisinde akaryakıt satışına başlamadığını, 24 saat ve aralıksız surette çalıştırılarak davacıdan mal alıp tüketiciye satma yükümlülüğün de yerine getirmediğini, akaryakıt bedellerini de zamanında ödemediğini, bu nedenle davalı hakkında icra takibinin başlatıldığını, davalının protokol, bayilik sözleşmesi ve satış taahhüdüne açıkça aykırı davrandığını belirterek, bu nedenle bayilik hizmet bedeli olarak davalıya ödenen 236.000,00 USD'den şimdilik 64.428,00 USD tutarındaki kısmının ödendiği tarihlerden itibaren, 200.000,00 USD cezai şartın şimdilik 1.000,00 USD tutarındaki kısmının, istasyonun faaliyete geçmesindeki gecikme nedeniyle oluşan kâr mahrumiyeti alacağı olan 121.973,00 USD'den şimdilik 1.000,00 USD tutarındaki kısmının, asgari mal alımı taahüdünü yerine getirmemesi nedeniyle 32.962,50 USD cezai şartın şimdilik 1.000,00 USD tutarındaki kısmının temerrüt tarihi olan 10.07.2011 tarihinden itibaren en yüksek faizi ile birlikte tahsili ile davalının cari hesap borcu olan 23.222,00 TL'nin dava tarihinden itibaren en yüksek oranda faizi ve KDV'si ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, bayilik sözleşmesi ve ekindeki protokolde bayilik hizmet bedelinin iade edileceğine dair hüküm bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla iade için aranacak şartların gerçekleşmediğini, davacının üzerine düşen edimleri yerine getirmemesi nedeniyle sözleşmenin ifa edilemediğini, öncelikle ve aciliyetle yapılması lazım gelen işlerin de davacı tarafından uzun süre yerine getirilmediğini, bu nedenle işyerinin ancak 05.06.2008 tarihinde faal hale gelebildiğini, davacıya yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığını, davacının kusur ve eylemi nedeniyle geç başlayan ve satış taahhütnamesini yerine getiremeyen davalıdan cezai şart talep edilemeyeceğini, davacının temin ettiği ürünlerin ulusal marker seviyesinin geçersiz olması nedeniyle işyerinin mühürlendiğini, bu şartlar altında davalının üzerine düşen edimleri yerine getirmesinin beklenemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre, davalının davacının üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğini ispat edemediği, ancak davalının davacıya olan borcunu vadesinde ödemediğinin ve asgari alım taahhüdüne uymadığının sabit olduğu, bu nedenle davacının yaptığı fesih ihtarının haklı nedene dayandığı ve davacı tarafından taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği sonucuna ulaşıldığı, davacının davalıya aralarındaki uzlaşma tutanağına göre 15 yıl süreli bayilik karşılığında 236.000 USD bayilik bedelinin verildiğinin sabit olduğu, fesih tarihine göre kullanılmayan bayilik hizmet süresine göre hesaplanan bayilik hizmet bedelinin 177.920,04 USD olduğu, ancak davacının talebi olan 64.428 USD ile bağlı kalındığı, bayilik sözleşmesinin 14.
maddesi ile protokolün 4. maddesine dayalı 1.000 USD cezai şart talebinin de sözleşmenin davalı tarafından ihlal edilmesi nedeniyle yerinde olduğu, protokolün 3. maddesinde 1 ay içinde istasyonda akaryakıt satışına başlanılmaması halinde gecikilen her gün için mahrum kalınan kârın talep edileceğinin belirtildiği, davalının faaliyete geç başlamasının sabit olması nedeniyle 1.000 USD kâr mahrumiyeti talebinin de yerinde olduğu, davalının satış taahhütnamesindeki asgari alım şartına da riayet etmediği, davalının da geçmiş döneme ilişkin ihtirazi kayıtla bu hakkını saklı tuttuğu gerekçesiyle 1.000 USD cezai şartın da yerinde olduğu, taraf defterleri incelemesinde davacı defterlerine göre davacının alacaklı, davalı defterlerine göre davalının borçlu olduğu gerekçesiyle 23.222,20 TL cari hesap alacağı talebinin de yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 64.428,00 USD bayilik hizmet bedeli, 1.000,00 USD kâr mahrumiyeti, 1.000,00 USD sözleşmeyi ihlal nedeniyle cezai şart, 1.000,00 USD asgari alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle cezai şart olmak üzere toplam 67.428,00 USD'nin temerrüt tarihi olan 11/07/2011 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının Amerikan Doları üzerinden açılan 1 yıl vadeli mevduat hesabına uyguladığı azami faiz oranı uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 23.222,00 TL cari hesap alacağının dava tarihinden itibaren avans faizi uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesinin kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmamasına göre davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Vakıaların açıklanması taraflara ait olup hukuki nitelendirme ise hakime aittir. Davalı şirket tarafından imzalanan 31.10.2007 tarihli “Satış Taahhütnamesi” başlıklı belgede akaryakıt sözleşmesi ile ilgili olarak yıllık asgari alım taahhüdüne uymama halinde öngörülen cezai şartın, TBK 179/2 (BK 158/2) maddesindeki ifaya ekli cezai şart niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
Ayrıca, yukarıda belirtilen cezai şartın dışında taraflar arasında imzalanan 31.10.2007 tarihli bayilik anlaşmasının “Cezai Şart” başlıklı 14. maddesinde, sözleşmenin herhangi bir hükmünün kısmen veya tamamen ihlal edilmesi durumunda öngörülen 200.000 USD bedelli bir cezai şart hükmü daha belirlenmiştir.
Davacı, sözleşmenin haklı feshi halinde yukarıda belirtilen iki adet cezai şarttan ancak birini isteyebilecektir. Zira, asgari alım taahhüdüne uymama hali sözleşme hükmünün ihlali niteliğindedir. Mahkemece davacıya sözleşme ve ekleri protokol ve taahhütname uyarınca istenebilecek cezai şartlardan hangisini talep ettiği hususu açıklattırılarak, bu maddelerdeki cezai şartlardan birine ilişkin talebin kabulü gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 28/04/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, davacının eksik ürün alımı ve geç işe başlama nedeniyle doğan kâr mahrumiyetinin tahsili istemine ilişkindir. Bunun yanında davacının sözleşme uyarınca istemiş olduğu cezai şart ifaya ekli cezai şarttır. TBK 180. madde uyarınca alacaklının uğradığı zarar kararlaştırılan cezai şartı aşıyorsa borçlunun kusurlu olduğunu kanıtlayarak bakiye zararını isteyebilir. Somut olayda, davacının uğramış olduğu zarar, cezai şarttan az olduğundan cezai şart dışında kâr mahrumiyeti adı altında bir zarar isteme olanağı bulunmamaktadır. Kararın bu gerekçe ile bozulması gerekmektedir. Bu nedenle çoğunluğun bu kısma ilişkin bozma gerekçelerine katılmıyorum.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/790172900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz