6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Türev işlem sözleşmesinde basiretli tacirin irade sakatlığı ve gabin iddiası

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/5340 E. 2022/2391 K. · · İlk derece: İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesin

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Gerekçe özeti

Halka açık anonim şirket olan bir tacir, risk faktörü yüksek türev/opsiyon işlemlerini yapmadan önce basiretli tacir gibi davranarak riskleri araştırmak ve gerekirse uzman müşavirlik almakla yükümlüdür; bu yükümlülüğü yerine getirmeyen tacir, sonradan hataya düşürüldüğü veya kandırıldığı iddiasıyla sözleşmenin irade sakatlığı ya da gabin nedeniyle iptalini isteyemez ve bu iddialar somut delille (ses kaydı, yazışma) desteklenmedikçe kabul edilmez.

Ele alınan sorunlar

Türev işlem sözleşmesinin irade sakatlığı ve gabin nedeniyle iptalinin koşulları → ret

İddia: Davacı, opsiyon işleminin yapısı ve riskleri konusunda davalı bankaca eksik ve yanlış bilgilendirildiğini ileri sürerek sözleşmenin irade sakatlığı halleri, olmazsa gabin nedeniyle feshi ve orantısızlıkların giderilmesini talep etmiştir.

Gerekçe: Risk faktörü yüksek türev işlemleri yapan davacı bir anonim şirket olup, bu tür işlemlerin daha fazla risk barındırdığını değerlendirmesi, halka açık sermaye şirketi olarak basiretli bir tacir gibi davranması, yalnızca banka görevlileriyle görüşmeyle yetinmeyip mali müşavir ve konunun uzmanı hukukçulardan müşavirlik alması mümkünken bunu yapmaması karşısında, benzer işlemlerde hataya düşürüldüğü veya kandırıldığı iddialarında bulunması mümkün değildir. Yapılan bilirkişi incelemelerinde tespit edilen ses kayıtları ve e-mail yazışmalarına göre de davacının kandırıldığı, hataya düşürüldüğü veya yanlış yönlendirildiği konusunda herhangi bir bulguya rastlanmadığından, irade sakatlığı ve gabin iddiaları yerinde değildir. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

Riskli türev işlemlerinde tacirin araştırma ve öngörü yükümlülüğü ile irade sakatlığı/gabin iddiasının somut delil gerektirmesi yönünden emsal niteliğindedir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
türev / opsiyon işlemi irade sakatlığı gabin basiretli tacir genel işlem koşulu

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2020/5340 E.  ,  2022/2391 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 21.12.2017 tarih ve 2014/207 E- 2017/1495 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 20.02.2020 tarih ve 2018/1208 E- 2020/227 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 22.03.2022 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı.

Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalı banka ile türev işlemler sözleşmesi yaptıklarını, müvekkilinin opsiyon işleminin yapısı ve riskleri konusunda davalı tarafça eksik ve yanlış bilgilendirildiğini ileri sürerek, sözleşmenin irade sakatlığı halleri sebebiyle iptaline karar verilmesini, bu hallerden herhangi biri sebebiyle iptal kararı verilmemesi halinde müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitini, yargılama esnasında icra tehdidi altında ödenen paranın istirdatına karar verilmesini, bu taleplerinin de kabul edilmemesi halinde gabin sebebiyle sebebiyle sözleşmenin feshini ve sözleşmedeki orantısızlıkların giderilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

İlk derece mahkemesince, taraflar arasında imzalanan tezgah üstü türev işlemler sözleşmesinin çerçeve sözleşme niteliğinde olduğu, dava konusu işlemlerin bu çerçeve sözleşmeye dayanarak imzalanan işlem teyit formlarıyla gerçekleştirildiği, davacının bir anonim şirket olduğu, risk faktörü yüksek türev işlemleri yapma konusunda karara ulaşmadan önce bu tür işlemlerdeki risk faktörünü değerlendirmesi, ticari hayatta sıradan yatırım araçlarına göre daha fazla kazanç getiren işlemlerin sıradan yatırımlara göre bünyesinde daha fazla risk barındırdığını bilmesi gerektiği, halka açık bir sermaye şirketi olan davacının basiretli bir tacir gibi davranması gerektiği, dava konusu işlemler konusunda sadece banka görevlileri ile yaptığı görüşmelerle yetinmemesi, benzer işlemler yönünden yapılan uygulamaları değerlendirmesi gerektiği, davacı şirketin mali yapısı ve organizasyon gücü dikkate alındığında mali müşavirlerden ve/veya konunun uzmanı hukukçulardan müşavirlik hizmeti almasının mümkün bulunduğu, sıfatı itibariyle benzer işlemlerde hataya düşürüldüğü, kandırıldığı yönünde iddialarda bulunmasının mümkün olmadığı, kaldı ki yapılan bilirkişi incelemelerinde tespit edilen ses kayıtlarına, e-mail yazışmalarına göre davacının banka tarafından kandırıldığı, hataya düşürüldüğü, yanlış yönlendirildiği konularında herhangi bir bulguya da rastlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş;

bu karara karşı davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince, Türev İşlemler Sözleşmesinin bir çerçeve sözleşmesi niteliğinde olduğu, genel işlem koşulları içerdiği, dava konusu işlemlere esas teşkil eden hususların ise çerçeve sözleşmeye dayanarak imzalanan ve opsiyon işlem teyit formu başlığı taşıyan formlarda düzenlenmiş olduğu, bu formların bireysel sözleşme niteliği taşıdığı, o halde davacının TBK 20-21 m. uyarınca genel işlem koşullarının yazılmamış sayılmasına yönelik talebinin bireysel sözleşme niteliğindeki İşlem Teyit Formları yönünden dikkate alınmayacağı, Türev İşlemler Sözleşmesine ilişkin olarak ise davacının hangi genel işlem koşulunun menfaatine aykırı olduğunu belirtmediği, davacının sözleşmenin bütününe yönelik soyut nitelikteki iddiasına itibar edilmediği, halka açık bir anonim şirket olan davacı şirketin, basiretli davranması, böyle bir sözleşmeyi imzalamadan ve işlemleri yapmadan önce sözleşme içeriğini bilmesi, gerekli araştırmaları yapması, riskleri öğrenmesi ve öngörmesi gerekmekte olup, davalı banka tarafından aldatıldığı, yanıltıldığı veya tecrübesizliğinden yararlanıldığı yönündeki iddiaları inandırıcı bulunmadığı, taraflar arasında geçen telefon görüşmelerinin incelenmesi sonucu davacı temsilcisinin yapılan opsiyon sözleşmesi ile ilgili gerekli bilgi ve tecrübeye sahip olduğunun, ayrıca yıllık 20 -22 milyon TL veya USD civarında işlemleri kapsayacak şekilde limit dahilinde işlem yapabilme düşüncesinde olduğunun, yine davalının davacıya yönelik aldatma, yanıltma ve gabin gibi bir durumun hasıl olduğuna dair kanaate varılmadığı, görüşmenin başlarında tarafların karşılıklı olarak muhtelif vadelerdeki sözleşmeler konusunda mutabakat sağlandıktan sonra bu sözleşmelerin toplam tutarının 7.000.000 USD ettiğini bu rakamı iki tarafın da telaffuz ederek teyit ettiklerinin, her biri 1 milyon USD'lik 7 sözleşme üzerinde mutabakat sağlandığının tespit edildiği, davacının iddialarının ispatı için tanık beyanının yeterli olmayacağı ve davanın tarafı olmayan kişilerin (davalı banka yetkilisi olmayan şahısların) isticvabının da mümkün olmayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 24/03/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/766167400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/1208 E. 2020/227 K.

Türev işlemler sözleşmesinde aldatma/yanılma iddiası ve basiretli tacir

Gerekçe özeti

Çerçeve niteliğindeki türev işlemler sözleşmesine dayanılarak imzalanan bireysel işlem teyit formları, genel işlem koşulu denetimine değil bireysel sözleşme hükümlerine tabidir; çerçeve sözleşmenin hangi genel işlem koşulunun menfaate aykırı olduğu somutlaştırılmadan ileri sürülen soyut iddialar kabul görmez. Sözleşmenin davacıya tesliminin ispatlanamadığı hallerde aldatma/yanılma nedenine dayalı hak düşürücü süre, davacının sözleşme içeriğinden fiilen haberdar olduğu tarihten işletilir. Halka açık bir anonim şirketin, riskli türev işlemlere girişmeden önce basiretli tacir gibi davranarak sözleşme içeriğini araştırması, riskleri öngörmesi ve gerektiğinde uzman desteği alması beklenir; bu ölçü karşısında bankaca aldatıldığı, yanıltıldığı veya tecrübesizliğinden yararlanıldığı iddiaları, somut delillerle (ses kayıtları, yazışmalar, bilirkişi tespitleri) desteklenmedikçe inandırıcı bulunmaz. Bu tür ihtilaflarda tanık beyanı tek başına yeterli ispat aracı değildir ve davanın tarafı olmayan kişilerin isticvabı talep edilemez.

Emsal değeri

Kararın, çerçeve sözleşme ile bu sözleşmeye dayanan bireysel işlem teyit formları arasındaki ayrımı ve genel işlem koşulu denetiminin hangi işlemler yönünden uygulanacağını netleştiren gerekçesi ile halka açık anonim şirketlerin türev işlemlerde basiretli tacir yükümlülüğü kapsamında değerlendirilmesine ilişkin gerekçesi, benzer türev işlem uyuşmazlıklarında bölgesel emsal değeri taşımaktadır.

Kavramlar: türev işlemler sözleşmesi çerçeve sözleşme genel işlem koşulu aldatma yanılma gabin hak düşürücü süre basiretli tacir isticvap bilirkişi raporu

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/1208

KARAR NO 2020/227

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

MAHKEMESİ İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 21/12/2017

NUMARASI 2014/207 2017/1495

DAVA

Sözleşmenin İptali-Feshi-Uyarlanması(Türev İşlemler

Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 20/02/2020

Davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü.

DAVA

Davacı vekili, davalı bankanın 2013 yılı Şubat ayında müvekkilini telefonla arayarak bir opsiyon anlaşması teklif ettiğini, bu görüşmede müvekkiline satın aldığı döviz kadar döviz satmak zorunda kalacağının, opsiyon hakkını kullanarak döviz almadığı sürece bankanın da opsiyon hakkını kullanamayacağının ve müvekkilinin bankaya döviz satmak zorunda kalmayacağının bildirildiğini, bu görüşmeden kısa bir süre sonra banka personelinin müvekkilinin adresine gelerek sunulan teklife ilişkin sözleşmeyi getirdiğini, ancak acelesi olduğunu bildirmesi üzerine müvekkili şirket yetkilisinin sözleşme ve eklerini okumasına ve gerekli olabilecek görüşleri almasına izin vermeden sözleşmenin imzalanmasını sağladığını, müvekkiline sözleşmenin bir örneğinin dahi teslim edilmediğini, müvekkilinin opsiyon haklarından ikisini kullanmayı tercih ettiğini ve buna göre toplamda 84.750-TL kâr elde ettiğini ve sadece 1.450.000-USD satmak zorunda kalacağına inandığını, Mayıs-Haziran aylarında yapılan görüşmelerde ise müvekkilinin yeni teyit formu konusunda ikna edildiğini ve önceki formlarda düzenlenen işlemlerin 02.07.2013 tarihli teyit formu ile revize edildiğini ve bu yeni form ile müvekkilinin bankaya 7.000.000-USD opsiyon hakkı tanındığını farkettiğini, ancak sınırlılık ilkesi olduğunu düşünen müvekkilinin bu duruma itiraz etmediğini,2014 yılı Ocak ayında bankanın müvekkiline teminat bedelini yatırması konusunda baskı yapması üzerine müvekkilinin sözleşmeyi incelemek istediğini ve bankanın 11.01.2014 tarihli mail yoluyla bir örneğini gönderdiğini, sözleşmeyi incelediğinde teklif aşamasında açıklanan şartları içermediğini tespit ettiğini, bu arada bankanın 17.01.2014 tarihli ihtarnamesinin ulaştığını ve müvekkilinin kandırıldığını anladığını, 23.01.2014 tarihinde bankaya ihtarname gönderdiğini, ancak bankanın sözleşmenin geçersizliğini ve iptalini kabul etmediğini,öncelikle sözleşmenin kanuna uygun kurulmadığını, zira taraf iradelerinin karşılıklı ve birbirine uygun olmadığını, yine aldatma ve yanılma halleri ile gabin halinin söz konusu olduğunu, ayrıca sözleşmenin genel hüküm ve şartlarının, özel hükümlerinin, risk bildirim formlarının ve sözleşme setini tamamının genel işlem koşulu mahiyetinde olduğunu, oysa müvekkilinin bu genel işlem koşullarına ilişkin olarak bilgilendirilmediğini, aksine bankaca yanlış yönlendirildiğini, dolayısıyla bu koşulların içerik denetimine tabi tutulması gerektiğini ileri sürerek sözleşmenin aldatma aksi halde yanılma nedeniyle iptaline, aksi halde sözleşmenin feshine, aksi halde sözleşmedeki oransızlığın giderilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili, davanın 1 yıllık hak düşürücü sürede açılmadığını, zira sürenin ilk işlem tarihi olan 12.02.2013 tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğini, davaya konu türev işlemlerin yapılış anlarında hiçbir aldatmanın söz konusu olmadığını, yine türev işlemlerin birbirinden bağımsız koşul ve kapsamları olan her biri işlem özelinde ayrı bir sözleşme mahiyetindeki işlemler olduğunu, çerçeve sözleşmelerde ise ileri vadede yapılabilecek olan hiçbir işlemin esaslı unsurlarının, diğer koşul ve niteliklerinin yer almayacağını, sözleşmelerde genel tanımların yer aldığını, ileride yapılabilecek işlemlere ilişkin hiçbir vaadin yer almadığını, tüm vaat, hak ve yükümlülüklerin her bir işlem için banka ile müşteri arasında mutabakatla sağlanmakta olduğunu ve işlemin teyit formu ve dekontlarında bağıtlandığını, bir an için çerçeve sözleşmenin mevcut olmadığı düşünülse bile davacıya ait ses kayıtlarının, imzalı formların ve dekontlarla yapılan işlemlerin yok sayılamayacağını, dolayısıyla bu işlemlere genel işlem şartlarını ileri sürerek geçersizliklerini istemenin yasaya aykırı olduğunu, halka açık bir anonim şirketin okumadan anlayıp bilmeden sözleşme imzaladığı yönündeki iddiasının ciddiyetten uzak olduğunu ve iyiniyetle bağdaşmayacağını, davacının hataya düşmesinin de söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, taraflar arasında imzalanan tezgah üstü türev işlemler sözleşmesinin çerçeve sözleşme niteliğinde olduğu, dava konusu işlemlerin bu çerçeve sözleşmeye dayanarak imzalanan işlem teyit formlarıyla gerçekleştirildiği, davacının bir anonim şirket olduğu, risk faktörü yüksek türev işlemleri yapma konusunda karara ulaşmadan önce bu tür işlemlerdeki risk faktörünü değerlendirmesi, ticari hayatta sıradan yatırım araçlarına göre daha fazla kazanç getiren işlemlerin sıradan yatırımlara göre bünyesinde daha fazla risk barındırdığını bilmesi gerektiği, halka açık bir sermaye şirketi olan davacının basiretli bir tacir gibi davranması gerektiği, dava konusu işlemler konusunda sadece banka görevlileri ile yaptığı görüşmelerle yetinmemesi, benzer işlemler yönünden yapılan uygulamaları değerlendirmesi gerektiği, davacı şirketin mali yapısı ve organizasyon gücü dikkate alındığında mali müşavirlerden ve/veya konunun uzmanı hukukçulardan müşavirlik hizmeti almasının mümkün bulunduğu, sıfatı itibariyle benzer işlemlerde hataya düşürüldüğü, kandırıldığı yönünde iddialarda bulunmasının mümkün olmadığı, kaldı ki yapılan bilirkişi incelemelerinde tespit edilen ses kayıtlarına, e-mail yazışmalarına göre davacının banka tarafından kandırıldığı, hataya düşürüldüğü, yanlış yönlendirildiği konularında herhangi bir bulguya da rastlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

1- Tanık ...’in dinlenilmesi ve müvekkil şirket yetkilisi ... ile davalı banka yetkilisi ...’nın isticvabı yönündeki delillerinin dikkate alınmadığını, 2-Dosyada esasa etki edeceği kanısında oldukları basiretli tacir kavramına göre değerlendirmenin sadece müvekkil şirket yönünden yapıldığını, davalı banka açısından değerlendirmeye alınmadığını, bankanın bilgilendirme ve özen yükümlülüğüne de uygun davranmadığını, 3-Bilirkişi heyetinin ek raporuna karşı farklı bir bilirkişiden rapor alınması yönündeki taleplerinin ayrıntılı gerekçe gösterilmeden reddedildiğini, 4-Bilgisayar mühendisi bilirkişi tarafından, ses kayıtlarında herhangi bir oynama tespit edilmediği, ancak ses kayıtlarının eksik olduğu, şube ile müşteri arasında yapılan görüşmelerin ses kaydına alınmadığı, dosyada 976 ve 978 isimli görüşmelere ulaşılamadığı, dosyada önceden görüşme yapılmış bir konu üzerine görüşüldüğü ancak hangi tarafın iddiası doğrultusunda görüşmenin gerçekleştiğinin tespit edilemediği, kayıtların orijinal olmadığı, dosyadaki haberleşmeye göre, bankanın bilgilendirmeyi eksik ya da hiç yapmadığı tespit edildiği halde bilirkişi heyeti raporunda bu tespitlere yer verilmediğini, 5-Sözleşmenin müzakere aşamasında, davalı banka yetkililerinin, müvekkilini sürekli olarak yanlış yönledirdiklerini ve taleplerinde iddia ettikleri hususlarda müvekkiline gerekli güven duygusunu yansıttıklarını, sözleşmenin imzalanması, bu işlemlerin hızlı olması ve müvekkil ile herhangi bir müzakereye gidilmemesi, sözleşmenin inceletilmemesi, sözleşmenin bir suretinin müvekkiline bırakılmaması ve hatta sözleşmenin banka yetkililerince ilk aşamada imzalanmamasının iddialarını somutlaştırmakta olduğunu belirterek hükmün kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir.

GEREKÇE

Dava, taraflar arasında imzalanan Tezgah Üstü Türev İşlemleri Sözleşmesinin aldatma, aksi halde yanılma nedeniyle iptali, kabul edilmemesi halinde sözleşmenin genel işlem koşulları içermesi nedeniyle feshi, kabul edilmemesi halinde gabin nedeniyle feshi veya oransızlığın giderilmesi istemlerine ilişkindir. Davacı, davalı bankanın sözlü teklifi üzerine sözleşme imzalamaya karar verdiğini, ancak banka yetkilisinin tavrı nedeniyle sözleşmeyi okumadan imzalamak zorunda kaldığını, sözleşmenin bir suretinin dahi verilmediğini, ancak daha sonra sözleşmenin kendisine teklif edilen koşulları taşımadığını anladığını, kendisinin bu şekilde aldatıldığını ve yanıltıldığını, ayrıca tecrübesizliğinden yararlanıldığını, sözleşme ve eklerinin tamamının genel işlem koşulu mahiyetinde olduğunu ve içeriğinin denetlenmesi gerektiğini ileri sürmüş, davalı ise çerçeve sözleşmelerde ileri vadede yapılabilecek olan hiçbir işlemin esaslı unsurlarının, diğer koşul ve niteliklerinin yer almayacağını, sadece genel tanımların yer aldığını, tüm vaat, hak ve yükümlülüklerin her bir işlem için banka ile müşteri arasında mutabakatla sağlanmakta olduğunu ve işlemin teyit formu ve dekontlarla bağıtlandığını, ayrıca halka açık bir anonim şirketin okumadan anlayıp bilmeden sözleşme imzaladığı yönündeki iddiasının ciddiyetten uzak olduğunu savunmuştur.

Taraflar arasında bila tarihli Tezgah Üstü Türev İşlemleri Sözleşmesi imzalanmış ve 12.02.2013,20.02.2013 ve 02.07.2013 tarihli İşlem Teyit Formları düzenlenmiştir. Sözleşme bila tarihli ise de, dava dilekçesinde sözleşmenin 12.02.2013 tarihli form ile beraber imzalatıldığı belirtilmekle sözleşmenin de 12.02.2013 tarihli olduğu anlaşılmaktadır. Türev İşlemler Sözleşmesi bir çerçeve sözleşmesi niteliğinde olup genel işlem koşulları içerdiği söylenebilir, dava konusu işlemlere esas teşkil eden hususlar ise çerçeve sözleşmeye dayanarak imzalanan ve opsiyon işlem teyit formu başlığı taşıyan formlarda düzenlenmiştir ve bu formlar bireysel sözleşme niteliğindedir. O halde davacının TBK 20-21 m.

uyarınca genel işlem koşullarının yazılmamış sayılmasına yönelik talebi bireysel sözleşme niteliğindeki İşlem Teyit Formları yönünden dikkate alınmayacaktır. Türev İşlemler Sözleşmesine ilişkin olarak ise davacı hangi genel işlem koşulunun menfaatine aykırı olduğunu belirtmemiş olup, davacının sözleşmenin bütününe yönelik soyut nitelikteki iddiasına ise itibar edilmemiştir. Öte yandan sözleşme 12.02.2013 tarihinde imzalanmış ise de sözleşmenin davacıya teslimine dair belge sunulmadığından davacı beyanı dikkate alınarak 11.01.2014 tarihinde sözleşme içeriğinden haberdar olduğu kabul edilmiş ve buna göre davacının aldatma, yanılma gibi nedenlere dayalı davasını hak düşürücü sürede açtığı kabul edilmiştir.

Ne var ki halka açık bir anonim şirket olan davacı şirketin, basiretli davranması, böyle bir sözleşmeyi imzalamadan ve işlemleri yapmadan önce sözleşme içeriğini bilmesi, gerekli araştırmaları yapması, riskleri öğrenmesi ve öngörmesi gerekmekte olup, davalı banka tarafından aldatıldığı, yanıltıldığı veya tecrübesizliğinden yararlanıldığı yönündeki iddiaları inandırıcı bulunmamıştır. Kaldı ki, bilirkişi heyeti raporunda, taraflar arasında geçen telefon görüşmelerinin incelenmesi sonucu davacı temsilcisinin yapılan opsiyon sözleşmesi ile ilgili gerekli bilgi ve tecrübeye sahip olduğunun, ayrıca yıllık 20 -22 milyon TL veya USD civarında işlemleri kapsayacak şekilde limit dahilinde işlem yapabilme düşüncesinde olduğunun, yine davalının davacıya yönelik aldatma, yanıltma ve gabin gibi bir durumun hasıl olduğuna dair kanaate varılmadığının, görüşmenin başlarında tarafların karşılıklı olarak muhtelif vadelerdeki sözleşmeler konusunda mutabakat sağlandıktan sonra bu sözleşmelerin toplam tutarının 7.000.000 USD ettiğini bu rakamı iki tarafın da telaffuz ederek teyit ettiklerinin, her biri 1 milyon USDlik 7 sözleşme üzerinde mutabakat sağlandığının tespit edildiği belirtilmiş, rapor denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli nitelikte görülmüştür.

Bununla birlikte davacının iddialarının ispatı için tanık beyanının yeterli olmayacağı ve davanın tarafı olmayan kişilerin(davalı banka yetkilisi olmayan şahısların) isticvabının da mümkün olmayacağı açıktır. Davalı banka bir özen kurumu olup, davacı tarafça davalı bankanın özensiz davrandığına ilişkin bir husus kanıtlanamamıştır. O halde ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönünde vermiş olduğu kararda bir isabetsizlik bulunmamakta olup, açıklanan gerekçelerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 54,40-TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 35,90- TL nin mahsubu ile bakiye 18,50- TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın birer örneğinin taraflara tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 20/02/2020

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.