6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Tek satıcılık ilişkisinde denkleştirme tazminatı ve kâr mahrumiyeti talebi

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2022/37 E. 2024/1693 K. · · İlk derece: İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Tazminatistinaf başvurusunun esastan reddiKesinlik belirsiz

★ Emsal

bayilik (acente-kıyas)

Gerekçe özeti

Tek satıcılık gibi tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinde denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için TTK 122 uyarınca sözleşmenin sona ermesi, yeni müşteriler sayesinde sözleşme sona erdikten sonra da üreticinin önemli menfaatler elde etmesi, distribütörün ücret kaybına uğraması ve denkleştirmenin hakkaniyete uygun olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir; yeni müşteri çevresi oluşturulduğunun ve bu çevreden üreticinin yararlanmaya devam ettiğinin ispatı davacı distribütöre aittir, bu ispatlanamazsa denkleştirme tazminatı talebi reddedilir. Buna karşılık, üreticinin distribütöre tek satıcılık hakkının tanınmayacağını ve başka distribütörlerle çalışılacağını bildirmesi üzerine distribütörün dava açarak sözleşmeyi sonlandırması, distribütör yararına haklı fesih olarak değerlendirilebilir ve bu durumda distribütör kâr mahrumiyetinden kaynaklanan zararının tazminini talep edebilir.

Ele alınan sorunlar

Devralan şirkete husumet itirazı → ret

İddia: Davalı, uyuşmazlığa konu ticari faaliyetin dava dilekçesinin tebliğinden önce başka bir şirkete devredildiğini, bu nedenle kendisine husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davacının davasını devirden önceki olgulara dayandırdığı ve zararların oluştuğunu ileri sürdüğü tarihler itibariyle davalının bahsettiği devrin henüz gerçekleşmediği dikkate alındığında, davalıya husumet yöneltilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Denkleştirme tazminatı talebi - önemli menfaat koşulunun ispatı → ret

İddia: Davacı vekili, denkleştirme tazminatının reddine dayanak oluşturan faturaların delil niteliğinin bulunmadığını, ticari defterlerin sunulmadığını, mahkemenin dayandığı ek bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını ve denkleştirme tazminatı ölçütünün hatalı belirlendiğini, üreticinin tek satıcının oluşturduğu portföyü başka bir distribütörle kullanabileceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

Gerekçe: TTK'nın 122. maddesi hükümleri, maddenin 5. fıkrasına göre hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır. Denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için aranan koşullar; sözleşmenin sona ermesi, yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde edilmesi, distribütörün ücret kaybına uğraması ve denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olmasıdır; bu şartlar kümülatiftir. Yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle önemli menfaatler elde edildiğini ispat yükü davacı üzerindedir; davalı ise denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispatla yükümlüdür. Ayrıca denkleştirme tazminatı istenebilmesi için sözleşmenin distribütörden kaynaklanan haklı bir sebeple feshedilmemiş olması gerekir. Somut olayda taraflar arasındaki distribütörlük ilişkisinin tek satıcılık olarak fiilen devam ettiği kabul edilmekle birlikte, davacı tarafından sunulan listelerin davalı tarafından sunulan faturalarla karşılaştırılması sonucunda, davacının sözleşme döneminde satış yaptığı müşterilerin, davalının sözleşmenin feshinden sonra satış yaptığı müşterilerden farklı olduğu tespit edilmiştir. Davacı, sözleşme boyunca oluşturduğu müşteri çevresini davalı firmaya naklettiğini ve bu çevreden davalının yararlanmaya devam ettiğini ispat edememiştir. Dolayısıyla davalının sözleşmenin sona ermesinden sonra önemli menfaat elde etmesi koşulunun gerçekleştiği ispatlanamadığından denkleştirme tazminatı talebinin reddi doğrudur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Kâr mahrumiyeti talebi ve haklı fesih değerlendirmesi → ret

İddia: Davalı vekili, sözleşmenin kendisi tarafından feshedilmediğini, ortada haklı fesih bulunmadığını, davacının 22/12/2014-04/05/2015 tarihleri arasında mal almaya ve satış yapmaya devam ettiğini, bu nedenle kâr mahrumiyetinin bulunmadığını, kabule göre de 6 aylık sürenin esas alınmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür. Davacı vekili ise mahrum kalınan kârın daha yüksek bir tutar olarak belirlenmesi gerektiğini, ikinci bilirkişi raporuna itibar edilmesinin gerekçesinin açıklanmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Taraflar arasında 1998 yılında yazılı sözleşme ile tek satıcılık olarak başlayıp 1999 yılı sonundan itibaren fiilen devam eden ticari ilişki bulunmaktadır. Davalının davacıya başka distribütörlerle çalışmaya başlayacaklarına ve davacının tek satıcılık hakkının bulunmadığına ilişkin gönderdiği e-postalar üzerine eldeki dava açılmıştır. Davalı tarafından gönderilen e-postalarda sözleşmenin feshine ilişkin bir irade açıklaması bulunmamakla birlikte, davalının Kasım-Aralık 2014 döneminde başka distribütörlerle de çalışmaya başlayacağına dair açıklamaları dikkate alındığında, davacının sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme hakkı kazandığı ve eldeki davayı açarak sözleşmeyi haklı nedenle sonlandırdığı sonucuna varılmaktadır. Bu durumda sözleşme, davalıdan kaynaklanan sebeplerle davacı tarafından haklı olarak sonlandırıldığından davacı kâr mahrumiyetinden kaynaklanan zararının tazminini isteyebilir. Her iki bilirkişi heyeti raporunda kâr mahrumiyeti süresi 6 ay olarak belirlenmiştir; davacıya mal verilmeye devam edildiği ileri sürülse de bilirkişi hesaplaması alışverişin sonlandığı tarihten itibaren gerçekleşmesi muhtemel kâr kaybı olarak yapılmış ve bu husus 15/05/2019 tarihli raporda gerekçelendirilmiştir; davalının aksi yöndeki istinaf nedenleri bu itibarla yerinde görülmemiştir. Aynı raporda oransal yaklaşımın daha somut verilere dayandığı değerlendirilerek mahrum kalınan kâr tutarının 563.944-TL olarak kabulü ve mahkemece bu raporun hükme esas alınması isabetlidir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Dava dilekçesinde talep edilmeyen faizin ıslahla istenebilmesi → ret

İddia: Davalı vekili, dava dilekçesinde faiz talep edilmediğinden ıslah yoluyla faiz talep edilemeyeceğini, kabule göre de faize ıslah tarihinden itibaren hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davanın başlangıcında faiz talep etmeyen davacının ıslah ile faiz talep etmesine engel bulunmadığı dikkate alındığında, mahkemece HMK'nın 305/A maddesi çerçevesinde ek kararla faize hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Davanın reddedilen kısmı için davalı lehine vekalet ücreti → ret

İddia: Davalı vekili, alacağın reddedilen kısmı yönünden müvekkili lehine 88.752,96-TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken 45.247,20-TL vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/3 maddesi uyarınca, maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda karşı taraf vekili yararına tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücretin, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemeyeceği düzenlenmiştir. Davadaki taleplerin maddi tazminata ilişkin olduğu ve davanın reddedilen kısmı için davalı yararına takdir edilecek vekalet ücretinin, davanın kabul edilen kısmı için davacı lehine hükmedilen vekalet ücretini geçemeyeceği dikkate alındığında davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedeni haklı görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Tek satıcılık sözleşmelerinde denkleştirme tazminatının TTK 122 kapsamındaki kümülatif şartlarının (özellikle üreticinin yeni müşteri çevresinden sözleşme sonrasında önemli menfaat elde etmesi ve bunun ispat yükünün davacıda olması) uygulanışı ile üreticinin tek satıcılık hakkını tanımama beyanı üzerine distribütörün dava açarak sözleşmeyi haklı feshinin kabulü yönünden BAM'ın bölgesel ikna edici emsal değeri taşıyan bir değerlendirmesidir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
denkleştirme tazminatı tek satıcılık sözleşmesi TTK 122 önemli menfaat kâr mahrumiyeti haklı fesih husumet ispat yükü ıslah

Atıf yapılan mevzuat: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) — TTK 122TTK 122/5 · 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) — HMK 305/A

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2022/37

KARAR NO 2024/1693

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 29/09/2021

NUMARASI 2015/629 Esas - 2021/687 Karar

DAVA

Tazminat

Davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen kararın davacı ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; müvekkili ile davalılardan ... ile organik bağı bulunan ... firması ile Narva markalı otomobil ampullerinin Türkiye'deki münhasır satış ve dağıtımı için anlaşmaya varıldığını, 09/01/1998 tarihli sözleşme uyarınca müvekkilinin Türkiye'de tek yetkili satıcı kılındığını, ... nin 2011 yılı sonlarında tamamen davalı ...'in kontrolü altına girdiğini ve tüm faaliyetlerinin ... tarafından yürütüldüğünü, bu tarih sonrasında da müvekkilinin .... marka ürünlerin tek yetkili satıcısı olarak hareket ettiğini, davalıların bu hususta hiçbir itirazının olmadığını, tek yetkili satıcılık sözleşmesi sonrasında ürünlerin tanıtımı, müşteri çevresi oluşturulması amacıyla pek çok işlem yapıldığını, bu şekilde müşterilere ürünün tanıtımının sağlandığını, davalı tarafından müvekkiline 2014 yılı Kasım ayında gönderilen 2014/2015 yılı politikalarını bildiren iletide 2015 yılında yeni distribütörlerin atanacağının ve bu firmalarla görüşme halinde olunduğunun açıklandığını, müvekkili tarafından davalıya ...

tarihli ihtar mektubu gönderildiğini ve ihtilafın dostane biçimde çözülmesinin istenildiğini, davalının 26/11/2014 tarihli cevabi yazısında ise ...'in genel yaklaşımı içerisinde tek bir distribütöre münhasırlık sağlanmadığını ve sözleşmeden haberdar olmadıklarının ifade edildiğini, 22/12/2014 tarihli bir diğer mektupta ise sözleşmenin geçerli olmadığının, bu nedenle münhasırlık tanınmayacağının ve başka şirketlerle distribütörlük ilişkisi içine girildiğinin beyan edildiğini, bu şekilde müvekkilinin münhasır yetkisinin ihlal edilerek sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak sonlandırıldığını ve müvekkilinin bu nedenle zarara uğradığını, müvekkilinin müşterilerinin atanan diğer distribütörlerin düşürdüğü fiyatlar ile müvekkili fiyatları arasındaki farkları iade fatura olarak müvekkiline kestiklerini, bunun sonucunda müvekkilinin zarara uğradığını, yapılacak bilirkişi incelemesi ile müspet zararın tespit edileceğini, ayrıca ...

marka otomobil ampullerinin Türkiye pazarında tanıtımı, pazarlanması ve bilinirliğinin arttırılmasını sağladıklarını, fesih karşısında ileride elde edilecek kârdan mahrum bırakıldıklarını, davalıların ise sözleşmenin sona ermesinden sonra da oluşturulan müşteri çevresinden yararlanacağını, sözleşmenin haksız olarak sona erdirilmesi nedeniyle müşterilerden elde edilecek ücret isteme hakkının kaybedildiğini, TTK'nın 122. maddesi kapsamında müvekkilinin son 5 yıllık ciro ortalamasında hesaplanacak portföy tazminatının en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsili gerektiğini, dayanak 1998 tarihli sözleşmenin 1 yıllığına düzenlenmiş gibi görülse de ticari ilişkinin 2014 yılı sonuna kadar devam ettiğini, tarafların sözleşmenin sona erdiğine dair bir kayıt öne sürmediğini, dolayısıyla taraflar arasında ihtilaf oluşuncaya kadar tek satıcılık hakkının korunduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000-TL denkleştirme tazminatı ile 10.000-TL mahrum kalınan kâr ve 10.000-TL diğer maddi zararlar olmak üzere toplam 30.000-TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; uyuşmazlığa konu ticari faaliyetin dava dilekçesinin müvekkiline tebliğinden önce müvekkili tarafından ... unvanlı şirkete resmi olarak devredildiğini, husumete ilişkin müvekkilinin herhangi bir ticari faaliyetinin bulunmadığını, davanın gerçek muhatabının ... olduğunu, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, tek satıcılık sözleşmesinin taraflarca mutabık kalınması üzerine 31/12/1999 tarihinde sona erdiğini, yürürlükte ve geçerli yazılı bir sözleşme olmadığını, sözleşmenin uzatılabilmesinin tarafların üzerinde mutabık kalacağı başka bir yazılı sözleşme ile mümkün kılındığını, bu hususun sözleşmede açıkça hüküm altına alındığını, fakat sözleşmenin yazılı bir mutabakat ile yenilenmediğini, sözleşmenin devam ettiğinin ispatının davacı yükümlülüğünde olduğunu, tarafların ticaret yapmaya devam etmesinin davacının tek satıcılık sıfatına sahip olduğu anlamına gelmediğini, davacının tek satıcı olmadığını 2004 yılından itibaren bilfiil bildiğini, müvekkilinin sözleşmeye aykırı şekilde davranmadığını, taraflar arasında sözleşme sonrasında şifaen kurulan ticari ilişkinin müvekkili tarafından feshedilmediğini, davacının Türkiye'deki diğer distribütörler ve diğer iş ortakları veya başka markalarla çalışan rakipleriyle giriştiği ticari rekabeti kaldıramadığını, müvekkilinin bu duruma bir etkisi olmadığını, müvekkilinin Türkiye'de yer alan tüm iş ortaklarına adil bir yaklaşım sergilediğini, müvekkilinin iş ortaklarının satış fiyatlarına karışmadığını, davacının iade faturalarını almasında müvekkilinin bir sorumluluğunun olmadığını, davacının kendi belirlediği fiyat politikasından kaynaklandığını, davacının denkleştirme tazminatı hak etmek için aranan yasal şartları taşımadığını, ortada tek satıcılık sözleşmesinin bulunmadığını, yine sözleşmenin sona ermesi ile davacının ücret talep etme hakkını kaybettiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; davalı ... tarafından uyuşmazlığa konu olan otomobil ampullerinin satış ve dağıtımına ilişkin her tür ticari faaliyetin dava dilekçesinin tebliğinden önce ... isimli firmaya devredildiğini, bu nedenle kendisine husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürmüş ise de ... tarafından devir olgusunun kronolojik olarak ve maddi anlamda dava konusu uyuşmazlık ile ilgisinin bulunmadığı yönünde beyanda bulunulduğu, zararın gerçekleştiği iddia edilen tarih ve davanın açıldığı tarih itibariyle davalının bahsettiği devrin henüz gerçekleşmediği sabit olduğundan davalının husumet itirazının yerinde olmadığı, davacı ile ... arasında 1998 yılında imzalanan sözleşme ile davacıya ... markalı ürünlerin Türkiye'de satışı konusunda münhasır yetki tanındığı, sözleşmenin süresinin 1999 yılında sona erdiği, iş bu sözleşmenin davacıya tek satıcılık yetkisi verdiği, sözleşme süresi dolduktan sonra sözleşmedeki hüküm bulunmasına rağmen tarafların tekrar yazılı bir onay yahut sözleşme yapmadıkları, ancak süre sona erdikten sonra da ticari ilişkinin devam ettiği, davacının sözleşme süresi dolduktan sonraki dönemde de tek satıcı sıfatıyla hareket ettiğini iddia ettiği, davalı tarafın ise bu iddiayı kabul etmediği, davacının gerek tek satıcı sıfatıyla hareket ettiği dönemde gerekse sonraki dönemde dava dışı ...

tarafından dava konusu ürünlerin ithal edilip davacının kazandırdığını iddia ettiği ve yeni müşteri olarak belirttiği şirketlere ürün satışı yaptığının ... tarafından dosyaya beyan edildiği, ... firması tarafından 1985 yılından itibaren dava konusu ... markalı ürünlerin ithalinin yapılıp satış yaptığı gözetildiğinde sözleşme süresinin bitiminden sonraki dönemde davacının davalı ile arasındaki ilişkinin tek satıcılık ilişkisi olarak değerlendirilemeyeceği, bunun yanı sıra taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra davalının Türkiye'de satış yaptığı firmaların da davacının sözleşme döneminde satış yaptığı ve davalıya kazandırdığı firmalardan farklı olduğu, dolayısıyla davalının sözleşmenin sona ermesinden sonra önemli menfaat elde etmesi koşulunun gerçekleşmediği, TTK'nın 122.

maddesindeki koşullar oluşmadığından davacının denkleştirme tazminatı talep edemeyeceği, davacının dava dilekçesinde maddi zarar adı altında talep ettiği diğer hususlara ilişkin iddiasını ispata yarar delil sunmadığı, davacının bir diğer talebi ise mahrum kalınan kâra ilişkin olup, alınan her iki bilirkişi heyeti raporunda da davacının kâr mahrumiyeti talebinde bulunabileceğinin belirtildiği, taraflar arasında 1998 yılında yazılı sözleşme ile başlayıp 1999 yılı sonrasında fiili olarak devam eden belirsiz süreli hale gelen ticari ilişkide davalının davacıya gönderdiği e-postalar ile başka distribütörlerle çalışmaya başlayacaklarını, davacının tek satıcılık hakkını tanımadıklarını beyan etmeleri karşısında davacının akdi ilişkiyi haklı olarak feshetme hakkını kazandığı, dava öncesinde bu yönde hiçbir irade beyanı ortaya konulmadığından açılan dava ile fesih hakkının kullanıldığının kabul edilmesi gerektiği, dolayısıyla 6 aylık mahrum kalınan kar talebinde bulunabileceği, ikinci bilirkişi heyeti tarafından yapılan hesaplamanın gerekçeli ve denetlenebilir nitelikte olduğu gerekçesiyle davanın ıslah edilen haliyle kısmen kabulüne, 563.944-TL mahrum kalınan kârın davalı ...'den tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, fazla talebin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

1-Davacı vekili; davalının süresinde davaya cevap vermediğinden delil sunma hakkının bulunmadığını, davalı tarafın ticari defterlerini sunmadığını, faturaların delil niteliğinin bulunmadığını, mahkemenin denkleştirme tazminatının reddine dayanak oluşturan ve davalı tarafça dava dosyasına sunulan tüm belgelerin bilirkişi raporunda belirtildiğini, bu faturaların ticari davada değer taşıyabilmesi için faturaların bulunması gereken defter kayıtlarının apostilli ve tercümeleri yapılmış bir şekilde dosyaya sunulmasının gerektiğini, ancak tüm kayıtların sunulması halinde gönderilen ürünlerin tamamını karşılayıp karşılamadığının dolayısıyla denkleştirme tazminatının koşullarının oluşup oluşmadığının tespitinin mümkün olabileceğini, bilirkişinin ticari ilişkinin sona ermesinden sonra davalının Türkiyeye gönderdiği tüm ürünlerin faturalardaki ürünler olduğunu nasıl belirlediğinin belli olmadığını, hiç bir dayanağı olmayan soyut faturalar üzerinden düzenlenen ek bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını, denkleştirme tazminatı ölçütünün hatalı olduğunu, denkleştirme tazminatına hak kazanılabilmesi için davalı tarafın tek satıcının satış yaptığı şirketlere satış yapmaya devam etmesi gibi bir ölçüt bulunmadığını, müvekilinin ve müvekkilinden sonraki tek satıcının aynı şirketlere satış yapması ölçütünün doğru olmadığını, üreticinin tek satıcının oluşturduğu portföyü acente veya bir başka tek satıcıyla kullanabileceğini, müvekkili şirketin 15 yıl boyunca yeni müşteriler bulduğunun tartışmasız olduğunu, müvekkilinin bu süre içerisinde oluşturduğu satış ağının önemli menfaat niteliğinde olduğunu, ...

Oto'nun beyanında dikkate alınması gereken tek hususun satış yapılan şirketlere yönelik ikrarı olduğunu, bu şirketin dosyaya sunulan beyanında müvekkili şirkete ilişkin sunulan listelerde yer alan müşterilerin tamamına 2015 yılından sonra dava konusu ürünlerin tamamını sattığını beyan ettiğini, mahkemenin bu firmanın 1985 yılından itibaren ... markalı ürünlerin satışını yaptığına ilişkin soyut beyanının ispatlanmış delil gibi kabul edilmesinin de doğru olmadığını, ... Oto'nun dayanaksız beyanıyla denkleştirme tazminatının koşullarının oluşmadığının kabul edilmesinin hukuk güvenliğine aykırı olduğunu, fesihten sonra davalının ürün sattığı firmaların müvekkili şirketin oluşturduğu portföydeki şirketler olduğunu, müvekkilinin oluşturduğu portföye ...

Oto firması üzerinden dağıtım yapılmaya devam edildiğini, mahrum kalınan karın 743.505-TL olarak belirlenmesi gerektiğini, mahkemece ikinci bilirkişi raporuna itibar edilmesinin gerekçesinin açıklanmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

2- Davalı vekili; davanın açıldığı tarih itibariyle devir işleminin gerçekleştiğini, şirketin bölündüğünü, bu hususun resmi kayıtlardan belli olduğunu, müvekkilinin bu dava açısından taraf ehliyeti bulunmadığını, müvekkili şirketle Lumidels firmasının tamamen farklı şirketler olduğunu, sözleşmenin müvekkili şirket tarafından feshedildiğine ilişkin davacının açık beyanına rağmen davacının açılan dava ile fesih hakkını kullandığının kabulünün davacının talep ve iddiaları ile bağdaşmadığını, davacının kendisinin haklı fesih gerçekleştirdiğine yönelik bir iddiasının bulunmadığını, bunun dışında yerel mahkemenin bir taraftan ayrıntılı ve haklı gerekçelerle 1999 yılından itibaren ortada tek satıcılık ilişkisi bulunmadığını kabul ederken diğer taraftan müvekkili şirket tarafından davacının tek satıcılık hakkının tanınmadığı şeklindeki bir kabul ile haklı fesih sebeplerinin oluştuğunu ifade ettiğini, bu şekilde çelişki doğduğunu, sürenin 1999 yılında sona erdiğini, sözleşmenin yazılı şekilde uzatılmadığını, bu durumda davacının taleplerinin yerinde olmadığını, kâr mahrumiyetinden söz edilemeyeceğini, ayrıca müvekkili tarafından feshedilen bir sözleşme bulunmadığını, ortada ne davacı ne de müvekkili şirket tarafından yapılan fesih varken mahrum kalınan kâra hükmedilmesinin dayanağının bulunmadığını, ayrıca davacının talebine konu olmayan bir döneme ilişkin kâr mahrumiyetine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, fesih tarihinden itibaren 6 aylık kar kaybı hesaplandığını, ancak 22/12/2014-04/05/2015 tarihleri arasında da davacının müvekkilinden 6.408.611,66-TL daha mal aldığını ve bu ürünlerin satışına devam edip kar sağladığını, bu nedenle davacının 07/05/2018 tarihli bilirkişi raporunda açıkça tespit edildiği gibi herhangi bir kâr mahrumiyetinin bulunmadığını, kabule göre de 6 aylık sürenin esas alınmasının hatalı olduğunu, TTK'nın 121/2 uyarınca 3 ay önceden ihbarda bulunulmak suretiyle sözleşmenin feshedilebileceğini, davacının ıslah yolu ile yaptığı faiz talebinin reddi gerektiğini, davacının faiz talebi ile 23/11/2021 tarihli ek kararın verildiğini, davacının dava dilekçesinde faiz talebi bulunmadığını, dava dilekçesinde talep edilmeyen faizin ıslahla istenemeyeceğini, kabule göre de faize ıslah tarihinden itibaren hükmedilmesi gerektiğini, alacağın reddedilen kısmı yönünden müvekkili lehine 88.752,96-TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken 45.247,20-TL vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, denkleştirme tazminatı ödenmesi ve kar mahrumiyeti ile diğer maddi zararlarının tazmini istemine ilişkindir. Davacı vekili, davalılardan ... ile organik bağı bulunan ... firması ile aralarında ... markalı otomobil ampullerinin Türkiye'deki münhasır satış ve dağıtımı için sözleşme bulunduğunu, 09/01/1998 tarihli sözleşme uyarınca müvekkilinin Türkiye'de tek yetkili satıcı kılındığını, ...'nın 2011 yılı sonlarında tamamen diğer davalının kontrolü altına girdiğini ve tüm faaliyetlerinin ... tarafından yürütüldüğünü, bu tarihten sonra da müvekkilinin tek satıcı olarak hareket ettiğini, davalının bu hususta itirazının olmadığını, ancak davalının 2014 yılı Kasım ayında gönderilen iletide 2015 yılında yeni distribütörlerin atanacağı ve bu firmalarla görüşme halinde olunduğunun açıklandığını, yine devamında müvekkilinin münhasırlığının inkar edilerek başka şirketlerle distribütörlük ilişkisi içine girildiğini ve sözleşmenin haksız ve hukuka aykırı olarak sonlandırıldığını belirterek müvekkilinin davalıya edindirdiği müşteri çevresinden davalının yararlanmaya devam edeceğini, müvekkilinin ileride elde edilecek kardan mahrum bırakıldığını belirterek denkleştirme tazminatı ile kar kaybı ve diğer maddi zararların tazmini talebinde bulunmuştur.

Davalı ise ... ile davacı arasındaki sözleşmenin 31/12/1999 tarihinde sona erdiğini, yazılı bir mutabakat bulunmadığından davacının tek satıcı sıfatına sahip olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. TTK'nın acentelere ilişkin "Denkleştirme istemi" başlıklı 122. maddesi hükümlerinin, maddenin 5. fıkrasına göre hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacağı kabul edilmiştir. TTK'nın 122. maddesi uyarınca distrübütörün denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için aranan koşullar; sözleşmenin sona ermesi, yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da "önemli menfaatler" elde edilmesi, distribütörün ücret kaybına uğraması, denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olmasıdır.

Denkleştirme talebi için kanunun aradığı şartlar kümülatiftir. Bu bağlamda, öncelikle yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü davacı üzerindedir. Buna mukabil davalı, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır (Yargıtay 11 HD 2016/2170 E.- 2017/2780 K. sayılı ve 10/05/2017 tarihli ilamı). Denkleştirme tazminatı istenebilmesi için ayrıca sözleşmenin distribütörden kaynaklanan haklı bir sebeple feshedilmemiş olması gerekmektedir. Somut olayda; davacının davasını devirden önceki olgulara dayandırdığı ve ileri sürdüğü zararların oluştuğunu belirttiği tarihler itibariyle davalının bahsettiği devrin henüz gerçekleşmediği dikkate alındığında davalı ...'e husumet yöneltilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Davacı ve ... arasında "münhasır satış ve distribütörlük anlaşması" başlığı altında 09/01/1998 tarihinde 1999 yılı sonuna kadar geçerli olmak üzere sözleşme imzalandığı, davacının "..."marka otomotiv lambaları için Türkiye'de satış sonrası piyasa münhasır distribütörü olarak tayin edildiği, bu tarihten sonra da taraflar arasında distribütörlük ilişkisinin devam ettiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bahsi geçen 09/01/1998 tarihli sözleşmede, sürenin sonunda bu sözleşmenin geçerlilik süresinin uzatılmasının arzu edilmesi halinde iki tarafın yazılı onayının sözleşmeye ekleneceği ve yeterli olacağı düzenlenmiştir. 1999 yılı sonrasında tarafların yazılı bir irade açıklaması bulunmamakta ise de taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin devam ettiği, davalının Türkiye'deki satışlarını davacı üzerinden gerçekleştirdiği, aksinin davalı tarafından ispat edilemediği, taraflar arasındaki distribütörlük ilişkisinin tek satıcılık olarak fiilen devam ettiği sonucuna varılmaktadır.

Ancak somut olayda denkleştirme tazminatına hak kazanılabilmesi için davalının, davacının bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etmesi gerekir. Davacı tarafça, cevap dilekçesini süresinde ibraz etmeyen davalının delil sunamayacağı ileri sürülmekte ise de yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini, bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü davacı üzerindedir Davacı tarafından sunulan listelerin davalı tarafından sunulan faturalarla karşılaştırılması sonucunda davacının sözleşme döneminde satış yaptığı müşterilerin, davalının sözleşmenin feshinden sonra satış yaptığı müşterilerden farklı olduğu tespit edilmiştir.

Davacı, sözleşme boyunca kendisi için oluşturduğu müşteri çevresini davalı firmaya naklettiğini, kendisinin oluşturduğu müşteri çevresinden davalının yararlanmaya devam ettiğini ispat edememiştir. Dolayısıyla davalının sözleşmenin sona ermesinden sonra önemli menfaat elde etmesi koşulunun gerçekleştiği ispatlanamadığından denkleştirme tazminatı talebi yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacının bir diğer talebi ise mahrum kalınan kâra ilişkindir. Yukarıda da belirtildiği üzere taraflar arasında 1998 yılında yazılı sözleşme ile tek satıcılık olarak başlayıp, 1999 yılının sonundan itibaren ise fiilen devam eden ticari ilişki bulunmaktadır. Davalının davacıya başka distribütörlerle çalışmaya başlayacaklarına, davacının tek satıcılık hakkının bulunmadığına ilişkin gönderilen e-postalar üzerine eldeki dava açılmıştır.

Her ne kadar davacı, dava dilekçesinde sözleşmenin davalının 22/12/2014 tarihli e-postası ile feshedildiğini ileri sürmüş ise de davalı tarafından gönderilen e-postalarda sözleşmenin feshine ilişkin bir irade açıklaması bulunmamaktadır. Bununla birlikte davalı şirketin Kasım ve Aralık 2014 döneminde davalıya gönderdiği e-postalarda başka distribütörlerle de çalışamaya başlayacaklarına dair açıklamalarda bulunduğu dikkate alındığında davalının sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme hakkı kazandığı ve eldeki davayı açarak sözleşmeyi haklı nedenle sonlandırdığı sonucuna varılmaktadır. Bu durumda sözleşme, davalıdan kaynaklanan sebeplerle davacı tarafından haklı olarak sonlandırıldığından davacı davalıdan kâr mahrumiyetinden kaynaklanan zararının tazmini isteyebilir.

Her iki bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen raporda davacının kâr mahrumiyetine uğrayacağı süre 6 ay olarak belirlenmiştir. Her ne kadar davacıya mal verilmeye devam edildiği, bu nedenle davacının kârdan mahrum kalmadığı ileri sürülmekte ise de taraflar arasındaki alışverişin nihayet bulduğu, bilirkişi heyeti tarafından hesaplamanın, alışverişin sonlandığı tarihten itibaren gerçekleşmesi muhtemel kar kaybı olarak yapıldığı, 15/05/2019 tarihli bilirkişi heyeti raporunda bu hususun gerekçesinin açıklandığı, buna göre taraflar arasındaki alışverişin sona erdiği tarihten itibaren davacının 6 aylık süre ile kârdan mahrum kalacağı kabul edilerek hesaplama yapıldığı dikkate alındığında davalı tarafça ileri sürülen aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.

Bahsi geçen bilirkişi heyeti raporunda oransal yaklaşımın daha somut verilere dayandığı dikkate alınarak, davacı yanın mahrum kaldığı kâr tutarının 563.944-TL olarak kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Bu yönüyle mahkemece kâr mahrumiyeti hesabı konusunda 15/05/2019 tarihli bilirkişi raporunu hükme esas almasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Her ne kadar dava dilekçesinde faiz talep edilmediğinden ıslah yolu ile faiz talep edilemeyeceği ileri sürülmüş ise de davanın başlangıcında faiz talep etmeyen davacının ıslah ile faiz talep etmesine engel bulunmadığı (Yarg.

15. HD.'nin 28/06/2016 tarih, 2016/1046-3719 sayılı içtihadı) dikkate alındığında mahkemece HMK'nın 305/A maddesi çerçevesinde ek kararla faize hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Bunun dışında karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/3 maddesi uyarınca; maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücretin, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemeyeceği düzenlenmiştir. Her ne kadar davalı tarafça davanın reddedilen kısmı için müvekkili yararına 88.752,96-TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de davadaki taleplerin maddi tazminata ilişkin olduğu, anılan düzenleme uyarınca davanın reddedilen kısmı için davalı yararına takdir edilecek vekalet ücretinin, davanın kabul edilen kısmı için davacı lehine hükmedilen vekalet ücretini geçemeyeceği dikkate alındığında davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedeni haklı görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen kararında isabetsizlik bulunmadığından, taraf vekillerinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından 59,30-TL peşin alınan harcın mahsubu ile kalan 368,3‬0-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Alınması gereken 38.523,01-TL istinaf karar harcından ödenen 9.630,75‬-TL peşin harcın mahsubu ile kalan 28.892,26‬-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Taraflarca yapılan istinaf yargı giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, HMK'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.

21/11/2024

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/76306 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.