Genel kredi sözleşmesinde kefaletin geçerliliği ve arabuluculuk yaptırımı
İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2022/1284 E. 2025/384 K. · · İlk derece: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
İtirazın iptaliistinaf başvurusunun kabulü ve ilk derece kararının kaldırılmasıKesin
★ Emsal
Davacının nitelemesi: Kefalet mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor
Gerekçe özeti
Bir genel kredi sözleşmesine dayalı olarak birden fazla tarihte kredi kullandırılmış olması, bu kullandırımların ayrı bir kredi sözleşmesi teşkil ettiği anlamına gelmez; kefil sözleşmede belirtilen tek limitten sorumludur. Kefalet sözleşmesinin geçerliliği için (eski BK 484 döneminde) yazılı şekil ve kefalet limitinin gösterilmesi yeterlidir, kefilin el yazısı zorunlu değildir. TBK 599 uyarınca kefaletten dönme hakkı, ancak borç doğmadan önce kullanılabilir; borç doğduktan sonra yapılan bildirim kefaleti sona erdirmez. Arabuluculuk ilk toplantısına geçerli mazeret göstermeksizin katılmayan taraf, davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın yargı giderlerinin yarısından sorumlu tutulur ve karşı taraf lehine tarifeye göre belirlenen vekalet ücretinin yarısına hükmedilir; bu konudaki usul değişiklikleri derhal uygulanır ve karar tarihinde yürürlükte olan hüküm esas alınır.
Ele alınan sorunlar
Kefalet sözleşmesinin geçerliliği ve kefalet limitine ilişkin itiraz → ret
İddia: Davalı, 24.12.2010 tarihli kredinin ana para tutarının 30.000-TL olduğunu, dosyaya sunulan 07.02.2011 ve 14.02.2011 tarihli kredilerle ilgisinin bulunmadığını, sözleşmedeki kefalet limiti yazılarının kendisine ait olmayıp bilgisi dışında doldurulduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Sunulan kredi kullandırım belgeleri ve ödeme planları ile bilirkişi raporundan, taraflarca imzalanan 24.12.2010 tarihli 500.000-TL limitli tek bir genel kredi sözleşmesine dayalı olarak asıl borçlu şirkete üç ayrı tarihte kredi kullandırıldığı, bu nedenle davalının ileri sürdüğü diğer tarihli ödeme planlarının ayrı bir kredi sözleşmesi niteliğinde olmadığı anlaşılmıştır. Genel kredi sözleşmesinde davalının kefalet limiti 500.000-TL olup davalının iddia ettiği gibi 30.000-TL değildir. Sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 484. maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması ve kefilin sorumlu olduğu kefalet limitinin gösterilmesi yeterlidir; kefalet yazılarının kefilin el yazısı ile yazılması zorunluluğu yoktur. Bu nedenle davalının, ilgisiz kredi geri ödeme planlarına dayalı itirazı ile kefalet limitindeki yazıların kendisine ait olmadığı ve bilgisi dışında doldurulduğu yönündeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Hisse devri nedeniyle kefaletten dönme itirazı → ret
İddia: Davalı, asıl borçlu şirketteki hisselerini 31.10.2011 tarihinde devrettiğini ve bu durumu 01.11.2011 tarihli ihtarname ile davacıya bildirdiğini, bu nedenle kefaletten sorumlu olmaması gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: TBK'nın 599. maddesi uyarınca, gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun mali durumunun kefalet sözleşmesinden sonra önemli ölçüde bozulması veya kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğunun ortaya çıkması hâlinde kefilin, borç doğmadığı sürece yazılı bildirimde bulunarak kefaletten dönebileceği düzenlenmiştir. Somut olayda takip ve dava konusu krediler, davalının bildirim tarihi olan 01.11.2011'den önce kullandırılmış olup, bildirim tarihi itibariyle asıl borçlu alacaklı bankaya borçlu durumdadır. Kefaletten dönmenin diğer koşulları da gerçekleşmemiştir. Bu nedenle davalının bu husustaki istinaf nedeni de yerinde değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
İcra inkar tazminatına hükmedilmesi → ret
İddia: Davalı, alacağın yargılamaya muhtaç olduğunu, itirazının kötüniyetli olmadığını, bu nedenle icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan takip ve dava konusu alacak likit nitelikte olup, davalı da itirazında haksız bulunduğundan mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesi yerindedir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Arabuluculuk ilk toplantısına katılmama nedeniyle yargı gideri ve vekalet ücreti sorumluluğu → kabul
İddia: Davalı, davacının arabuluculuk ilk toplantısına mazeretsiz katılmadığını, bu nedenle davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi ve yargılama giderlerinden davacının sorumlu tutulması gerektiğini, ilk derece mahkemesinin yargı giderlerini kendisine yükletmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: 6325 sayılı HUAK'ın 18/A-11 maddesi, ilk toplantıya geçerli mazeret olmaksızın katılmayan tarafın, davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargı giderlerinin yarısından sorumlu tutulacağını ve bu taraf lehine tarifeye göre belirlenen vekalet ücretinin yarısına hükmedileceğini düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesinin 2023/160 E., 2024/77 K. sayılı ve 14/03/2024 tarihli kararıyla fıkranın bir kısmı iptal edilmiş, iptal kararı Resmi Gazete'de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girecek şekilde karara bağlanmış; ancak bu yürürlük tarihinden önce 07/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanunun 25. maddesiyle aynı fıkra, mazeretsiz katılmayan tarafın karşı tarafın yargılama giderlerinin yarısından sorumlu olacağı ve bu taraf lehine tarifeye göre belirlenen vekalet ücretinin yarısına hükmedileceği şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Bu değişiklik usul hükmü niteliğinde olduğundan derhal uygulanması gerekmekte olup, Dairenin karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan değişen kanun hükmünün uygulanması zorunludur. Somut olayda davacı vekilinin, toplantı tarihinde şehir dışında olacağı yönündeki mazeretinin kabul edilebilir bir dayanağı bulunmadığından, davacı arabuluculuk ilk toplantısına mazeretsiz katılmamış sayılmıştır. Bu durumda davacının, davalının ödemekle yükümlü olduğu yargı giderlerinin yarısından sorumlu tutulması ve davacı lehine tarifeye göre belirlenen vekalet ücretinin yarısına hükmedilmesi gerekmektedir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Genel kredi sözleşmelerinde kefalet limitinin yazılı olarak gösterilmesinin yeterliliği, kefaletten dönme hakkının borç doğmadan önce kullanılması gerektiği ve arabuluculuk ilk toplantısına katılmama yaptırımına ilişkin usul değişikliklerinin derhal uygulanacağı yönündeki tespitler bakımından bölgesel ikna edici emsal değeri taşımaktadır.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kefalet↗ genel kredi sözleşmesi↗ müteselsil kefalet↗ kefalet limiti↗ kefaletten dönme↗ itirazın iptali↗ icra inkar tazminatı↗ arabuluculuk ilk toplantısına katılmama↗ usul hükmünün derhal uygulanması↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2022/1284
KARAR NO 2025/384
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 09/03/2022
NUMARASI 2020/127 Esas 2022/169 Karar
DAVA
İtirazın İptali
İSTİNAF KARAR TARİHİ 11/03/2025
Davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
Davacı vekili; müvekkili ile dava dışı ... San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında 24.12.2010 tarihinde imzalanan genel kredi sözleşmesini davalının müteselsil kefil olarak imzaladığını, kredi borcunun süresinde ödenmemesi üzerine hesapların kat edilerek 09.11.2012 tarihi itibariyle 109.767,37-TL kredi borcu bakiyesi tespit edildiğini, ihtarnameye rağmen borcun ödenmemesi üzerine borçlu hakkında İstanbul ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalının takibe itiraz ettiğini, davalının borçlu şirketteki hissesini devretmesinin davalının kefil sıfatını değiştirmediğini belirterek, davalının itirazının iptali ile davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili; kredinin 24.12.2010 tarihli sözleşmeye dayalı olduğu belirtilmişse de, dosyaya krediyle ilgili olmayan 07.02.2011 ve 14.02.2011 tarihli geri ödeme planlarının sunulduğunu, bu kredilerle müvekkilinin ilgisinin bulunmadığını, müvekkilinin kefil olarak imzaladığı kredinin 24.12.2010 tarihli kredi olup ana para tutarının 30.000-TL olduğunu, sözleşmedeki miktar kısmının müvekkilinin bilgisi dışında doldurulduğunu, imzanın müvekkiline ait olmasına rağmen kefil olunan miktar kısımlarındaki yazıların müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin kredi borçlusu şirketteki hisselerini 31.10.2011 tarihinde devrederek bu durumu da 01.11.2011 tarihli ihtarname ile davacıya bildirdiğini, davacının arabuluculuk görüşmelerine katılmaması nedeniyle yargı giderlerinden davacının sorumlu olduğunu belirterek, davanın reddi ile davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece; davalı kefalet yazılarına itiraz etmiş ise de, sözleşmenin imzalandığı 24/12/2010 tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 484. maddesi uyarınca kefaletin geçerli olabilmesi için adi yazılı şekil ve belli bir miktarı içermesinin kafi olduğu, 6098 sayılı yasanın 583/1 maddesinde öngörülen nitelikli şekil şartlarının bulunmadığı, kaldı ki davalının da imzayı ikrar ettiği, diğer yandan 818 sayılı kanun döneminde kefalet limiti yazılmamış olsa bile bu tutarın anlaşılabilir olması mümkünse kefilliğin geçerli sayıldığı, somut olayda imza kefile ait olduğuna göre sözleşme ve sorumluluğun geçerli olduğu, sözleşmenin 19. maddesinde bankaca kredilere uygulanan en yüksek faiz oranının %50'sinin eklenmesi ile tespit edilecek bedel üzerinden temerrüt faizi uygulanacağının düzenlendiği, bankanın takip talebinde %39 oranında temerrüt faizi talep ettiği, ancak TCMB genelgesi uyarınca en yüksek faiz oranının sözleşme hükmü de nazara alınarak en fazla %30,60 olarak tespit edileceği, kat tarihinden temerrüt tarihine kadar akdi faiz, bu iki kalemin toplamına da temerrüt tarihinden itibaren %30,60 yıllık temerrüt faizi işletilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı kefil şirket hisselerinin tamamını 31/10/2011 tarihinde devrettiğini beyan etmişse de, sözleşme tarihi daha eski olup, bakiye borcun davalının imzasının bulunduğu krediden kaynaklandığı, devir tarihinden sonra kullandırılan ve açılan kredilerin takip konusu alacak ile ilgili olmadığı, hisse devrinin kefaleten sorumluluğu tek başına ortadan kaldırmayacağı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının kısmen iptaline, takibin 18.741,25-TL asıl alacak, 118.769,13-TL işlemiş faiz, 5.488,61-TL BSMV ile 11.353,41-TL masraf olmak üzere toplam 154.352,40-TL alacak üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %30,60 oranında temerrüt faizi ve faizin %5'i BSMV işletilmek suretiyle devamına, fazla istemin reddine, 30.870,48-TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ
Davalı vekili; davacı taraf arabuluculuk görüşmelerine katılmadığından, davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi ve yargılama giderlerinden davacının sorumlu tutulması gerektiğini, buna rağmen mahkemece yargı giderlerinin müvekkiline yükletilmesinin hatalı olduğunu, davacı banka tarafından dava ve takibe konu kredinin 24.12.2010 tarihli genel kredi sözleşmesine dayalı olduğu belirtilmişse de, dosyaya 24.12.2010 tarihli krediyle ilgisi olmayan 07.02.2011 ve 14.02.2011 tarihli kredilerin geri ödeme planlarının sunulduğunu, müvekkilinin bu kredilerden sorumlu olmadığını, müvekkilinin kefil olarak imzaladığı kredi 24.12.2010 tarihli KOSGEB destek kredisi olup, ilgili kredi ana para tutarının 30.000-TL olduğunu, geri ödeme planından da anlaşılacağı üzere son iki taksit hariç kredinin ödendiğini, 24.12.2010 tarihli sözleşme ana para tutarı 30.000-TL olup 500.000-TL olmadığını, 24.12.2010 tarihli kredide mevcut kefil imzası müvekkiline ait olmasına rağmen kefalet miktarı kısımlarındaki yazıların müvekkiline ait olmadığını, 30.000-TL kredi çekildiği düşüncesiyle müvekkiline sözleşme imzalatıldığını, daha sonra sözleşmedeki miktarın müvekkilinin bilgisi ve onayı dışında doldurulduğunu, müvekkilinin kredi borçlusu şirketteki tüm hisselerini 31.10.2011 tarihli hisse devri sözleşmesi ile devrederek 01.11.2011 tarihli ihtarname ile davacıya bildirdiğini, ayrıca alacak yargılamaya muhtaç olup, müvekkilinin itirazının kötüniyetli olduğundan bahsedilemeyeceğinden icra inkar tazminatına da hükmedilemeyeceğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Somut olayda; davacı banka ile dava dışı asıl borçlu ... arasında 24.12.2010 tarihli ve 500.000-TL limitli genel kredi sözleşmesi akdedildiği, davalının da sözleşmeyi müteselsil kefil olarak imzaladığı, şirkete kullandırılan kredilerin ödenmemesi üzerine kredi hesapları kat edilerek keşide edilen 09.11.2012 tarihli kat ihtarının davalı kefile 16.11.2012 tarihinde tebliğ edildiği, borcun ödenmemesi üzerine davalı kefil aleyhine dayanak icra takibinin başlatıldığı, davalının takibe itirazı üzerine işbu davanın açıldığı ve yapılan yargılama sonucunda mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
Sunulan kredi kullandırım belgeleri ve ödeme planları ile bilirkişi raporundan; taraflarca imzalanan 24.12.2010 tarihli 500.000-TL limitli bir adet genel kredi sözleşmesine dayalı olarak davacı banka tarafından asıl borçlu şirkete 24.12.2010 tarihinde 30.000-TL, 07.02.2011 tarihinde 49.000-TL ve 14.02.2011 tarihinde 50.000-TL kredi kullandırıldığı, bu nedenle davalının ileri sürdüğü 07.02.2011 ve 14.02.2011 tarihli ödeme planlarının ayrı bir kredi sözleşmesi niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır. Genel kredi sözleşmesinde davalının kefalet limiti 500.000-TL olup, davalının iddia ettiği gibi 30.000-TL değildir. Genel kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 484.
maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması ve kefilin sorumlu olduğu kefalet limitinin gösterilmesi yeterli olup, kefalet yazılarının kefilin el yazısı ile yazılması zorunluluğu da yoktur. Bu nedenle davalı vekilinin davalının 07.02.2011 ve 14.02.2011 tarihli kredi geri ödeme planları ile ilgisinin bulunmadığı, kefalet limitindeki yazıların müvekkiline ait olmadığı ve limitin müvekkilinin bilgi ve onayı dışında doldurulduğuna yönelik istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Kefaletten dönme başlıklı TBK'nun 599. maddesinde; gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun borcun doğumundan önceki mali durumu, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulmuşsa veya mali durumunun, kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu ortaya çıkmışsa, kefilin alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak, borç doğmadığı sürece her zaman kefalet sözleşmesinden dönebileceği hüküm altına alınmıştır.
Somut olayda davalı kefilin asıl borçlu şirketteki hisselerini 31.10.2011 tarihli hisse devri sözleşmesi ile devrederek bu hususu 01.11.2011 tarihli ihtarname ile davacı bankaya bildirdiği ileri sürülmüştür. Takip ve dava konusu krediler bu bildirim tarihinden önce kullandırılmış olup, bildirim tarihi itibariyle asıl borçlunun alacaklı bankaya borçlu durumda olduğu sabittir. Kefaletten dönmenin diğer koşulları da gerçekleşmemiştir. Bu nedenle davalı vekilinin bu hususta ileri sürdüğü istinaf nedeni de yerinde değildir. Yine genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan takip ve dava konusu alacak likit nitelikte olup, davalı da itirazında haksız bulunmakla mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesi yerindedir.6325 sayılı HUAK'ın dairemiz karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 18/A-11 maddesi;
"Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargı giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir." şeklindedir.Anayasa Mahkemesi'nin 2023/160 E, 2024/77 K. sayılı ve 14/03/2024 tarihli kararıyla, 6325 sayılı Kanunun 18/A maddesinin 11. fıkrası kısmen iptal edilmiş ve fıkranın birinci cümlesinde yer alan "... bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur." ibaresi ile fıkranın "Ayrıca bu taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmez." şeklindeki ikinci cümlesi Anayasa'ya aykırı bulunarak iptaline ve kararın RG'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Söz konusu iptal kararı 18/4/2024 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanmıştır. Bu karar yürürlüğe girmeden önce 07/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanunun 25. maddesinde 6325 sayılı Kanunun 18/A maddesinin 11. fıkrası, "Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. (Değişik ikinci cümle: 7/11/2024-7531/25 md.) Ayrıca bu taraf lehine AAÜT'ne göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir (son cümlesinde değişiklik yapılmamıştır).
Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır." şeklinde değiştirilmiştir. Söz konusu değişiklik 14/11/2024 tarihli RG'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olup, bir usül hükmü olduğundan, derhal uygulanması gerekmektedir. Bu nedenle Dairemizin karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan değişen kanun hükmünün uygulanması gerekmektedir. Buna göre somut olayda davacı vekilinin toplantı tarihinde şehir dışında olacağını mazeret olarak bildirerek arabuluculuk ilk toplantısına katılmadığı, mazeretinin kabul edilebilir bir dayanağının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mazeretsiz olarak arabuluculuk toplantısına katılmayan davacının, davalının ödemekle yükümlü olduğu yargı giderlerinin yarısından sorumlu tutulması ve lehine tarifeye göre belirlenen vekalet ücretinin yarısına hükmedilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle; davacının mazeretsiz olarak arabuluculuk ilk toplantısına katılmaması nedeniyle, davalının yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulması ve davacı lehine tarifeye göre belirlenen vekalet ücretinin yarısına hükmedilmesi gerektiğinden, davalı vekilinin bu konuda ileri sürdüğü istinaf nedeni yerinde görülmekle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak,yapılan hata nedeniyle yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç olmadığından yeniden karar verilmesini , davanın kısmen kabulüne, davalının ödemekle yükümlü olduğu yargı giderlerinin yarısından sorumlu tutulmasına ve davacı lehine tarifeye göre belirlenen vekalet ücretinin yarısına hükmedilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/127 Esas - 2022/169 Karar sayılı 09/03/2022 tarihli kararının, HMK.'nun 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın kısmen kabulü ile; İstanbul ... İcra Dairesinin ... esas sayılı icra takip dosyasına davalının itirazının kısmen iptali ile; -18.741,25 TL asıl alacak, 118.769,13 TL işlemiş faiz, 5.488,61 TL BSMSV ile 11.353,41 TL masraf olmak üzere toplam 154.352,40 TL alacağın, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %30,60 oranında temerrüt faizi ve faizin %5 BSMV'si işletilmek suretiyle ile birlikte alacağın tahsili için takibin devamına, fazla istemin reddine, Alacak niteliği itibariyle likit ve belirlenebilir olduğundan %20 icra inkar tazminatı 30.870,48 TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine," İlk derece yargılamasına ilişkin olarak;
"Alınması gereken 10.543,81-TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan 1.100-TL bilirkişi ücreti, 143-TL posta-tebligat masrafı olmak üzere 1.243-TL yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 1.017,40-TL'nin 6325 sayılı Kanunun 18/A/11. maddesi uyarınca yarısına karşılık gelen 508,70-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, Davacı lehine AAÜT gereği hesaplanan 18.613,48-TL vekalet ücretinin 6325 sayılı Kanunun 18/A/11. maddesi uyarınca yarısına karşılık gelen 9.306,74-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı lehine takdir olunan 5.135,02-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 1.320-TL arabuluculuk ücretinin haklılık oranı göz önünde bulundurularak hesaplanan 1.080,40-TL'nin 6325 sayılı Kanunun 18/A/11.
maddesi uyarınca yarısına karşılık gelen 540,20-TL'sinin davalıdan, 779,80-TL'sinin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine" Davalı tarafından yatırılan 2.636-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, Davacı tarafından yapılan 19,50-TL istinaf yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 16-TL'nin yarısı tutarında hesaplanan 8-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 50-TL istinaf yargı giderinin davanın reddi oranında hesaplanan 9-TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalanın davalı üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.11/03/2025
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/73883 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi