6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Tıbbi kötü uygulama sonucu ölümde hekim, hastane ve sigorta şirketinin sorumluluğu

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2022/697 E. 2025/861 K. · · İlk derece: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TazminatdiğerKesin

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Sigorta

Davacının nitelemesi: Ölüm Sebebiyle Açılan Tıbbi Kötü Uygulama Davası mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor

Sınır kaydı: sınır-aday → 4 (haksız fiil) — Sınır Cetveli / Negatif Alan

Gerekçe özeti

Ceza mahkemesinin illiyet bağı bulunmadığına dayanan beraat kararı, kusurun takdirine ve zararın belirlenmesine ilişkin bir değerlendirme niteliğinde olduğundan hukuk hakimini bağlamaz; hukuk hakimi uygun illiyet bağını kendi bilirkişi delillerine göre bağımsız olarak değerlendirir. Tıbbi kötü uygulama davalarında, komplikasyonun kendisi öngörülemez olsa da ortaya çıkan komplikasyonun yönetiminde tıp kurallarına uyulmaması hekimin kusuruna, gerekli donanımın bulundurulmaması ise sağlık kuruluşunun kusuruna esas alınır; tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası sigortacısı, poliçenin olay tarihini kapsaması halinde poliçe limiti dahilinde müteselsilen sorumludur. Destekten yoksun kalma tazminatı hesabında bakiye ömür süresinin belirlenmesinde TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosunun kullanılması, ülkemize özgü güncel veri içermesi nedeniyle usule uygundur. Sigorta poliçesinin maddi-manevi tazminat, yargılama giderleri ve faizi kapsayan kombine tek sorumluluk üst sınırının hüküm fıkrasında açık ve infazda tereddüde yer bırakmayacak şekilde gösterilmesi gerekir; bu husus eksikse hükmün bu yönden düzeltilmesi gerekir.

Ele alınan sorunlar

Ceza mahkemesi beraat kararının hukuk davasına etkisi → ret

İddia: Davalı hekim ve tıp merkezi vekilleri, ceza yargılamasında hekimin beraat ettiğini, ölüm ile tedavi arasında illiyet bağı bulunmadığının tespit edildiğini, bu nedenle kusur ve sorumluluğun bulunmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: TBK 74. madde uyarınca hukuk hakimi kural olarak ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değildir. Beraat kararı bir maddi olguyu (suçun sanık tarafından işlenmediğinin kesin tespiti) ortaya koyuyorsa hukuk hakimini bağlar; ancak kusurun takdiri, zararın miktarı ve illiyet bağının değerlendirilmesine ilişkin kararlar hukuk hakimini bağlamaz. Uygun illiyet bağı hukuki sonuçları olan hukuki bir kavramdır ve bunun tespiti hakimin görevidir; bilirkişi ve Adli Tıp Kurumu'nun görevi ise hakimin bilemeyeceği teknik hususlarda görüş bildirmektir. Ceza hukukundaki illiyet bağı kavramı dar tutulurken, özel hukukta kolaylaştırma ve ihtimali artırma kavramlarıyla genişletilmiştir; bu nedenle hukuk hakimi ceza hakiminin illiyet bağı bulunmadığına ilişkin kabulü ile bağlı değildir. Somut olayda ceza mahkemesi hekim hakkında illiyet bağını kesin olarak belirleyemediğinden CMK 223/2-(e) maddesine göre (suçun sabit olmaması nedeniyle) beraat kararı vermiştir; CMK 223/2-(b) maddesine göre suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması nedeniyle beraat verilmemiştir. Bu nedenle ceza mahkemesinin illiyet bağına ilişkin değerlendirmesi hukuk hakimini bağlamaz ve ceza davasının sonucu bu davanın sonucuna etkili değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Hekim, hastane ve sigorta şirketinin kusur ve sorumluluğu → ret

İddia: Davalı hekim ve tıp merkezi, tıbbi müdahalenin tıp kurallarına uygun yapıldığını, ölümün komplikasyon sonucu meydana geldiğini ve kusurlarının bulunmadığını; davalı sigorta şirketi ise poliçenin olay tarihini kapsamadığını ve sorumlu olmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu ve Adli Tıp 3. Üst Kurulu raporlarında, muayene bulgularına göre verilen tedavinin tanıya uygun olduğu, alerji öngörülemez bir komplikasyon olsa da anafilaktik reaksiyon ortaya çıktığında yapılması gereken tedavinin (adrenalin, sıvı tedavisi, histamin antagonistleri, kortikosteroidler, monitörizasyon, O2 tedavisi) uygulanmaması nedeniyle komplikasyon yönetiminin tıp kurallarına uygun olmadığı ve hekimin bu yönüyle hatalı/kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Mahkemece alınan iki hekim ve bir tazminat hesap uzmanından oluşan bilirkişi heyeti raporuna göre, hekimin CPR konusunda yetkin olmaması, alerji potansiyeli olan ilaçları birbirine karıştırarak enjekte ettirmesi ve nöbet tuttuğu sağlık tesisindeki malzemenin varlığını sorgulamaması nedeniyle asli kusurlu olduğu; davalı tıp merkezinin ise CPR uygulaması için gerekli donanımı bulundurmadığı için tali kusurlu olduğu belirlenmiştir. Buna göre davalı hekimin tıbbi müdahalesinin hatalı olması nedeniyle kusurlu ve sorumlu olduğu, davalı tıp merkezinin gerekli donanımı bulundurmaması nedeniyle kusurlu olmasının yanı sıra hekimin kusurundan da sorumlu bulunduğu, davalı sigorta şirketinin de olay tarihini kapsayan tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçesi düzenlemesi nedeniyle davacıların zararından sorumlu tutulmasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasında yaşam tablosu seçimi → ret

İddia: Davalı sigorta şirketi ve tıp merkezi vekilleri, desteğin bakiye ömür hesabında TRH 2010 tablosunun somut olaya uygun olmadığını, PMF 1931 tablosu ve %10 artırım-%10 iskonto formülünün uygulanması gerektiğini, kalan ömür süresinin hatalı belirlendiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Tazminat hesabında hak sahipleri ve desteğin bakiye ömürlerinin belirlenmesi gerekir. Gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir tespit olduğundan gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle yapılan bilimsel çalışmalar sonucu hazırlanan ve ülkemize özgü güncel verileri içeren TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosunun kullanılması genel yargı uygulaması ile kabul edilmiştir. Bu nedenle somut olayda tazminata esas bakiye ömür süresinin belirlenmesinde TRH 2010 yaşam tablosunun kullanılmasında ve buna göre hesaplanan destekten yoksun kalma tazminatında hata bulunmamaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Manevi tazminat miktarlarının azlığı/fahişliği → ret

İddia: Davacılar hükmedilen manevi tazminat miktarlarının düşük olduğunu; davalılar ise fahiş olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: TBK 56. madde hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adıyla hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek, zarar görenin zenginleşmeyeceği, zarar sorumlusunun fakirleşmeyeceği ve mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 tarihli 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir edilecek manevi tazminatı etkileyecek özel hal ve şartlar gösterilmiştir; hakim bu hususları karar yerinde objektif ölçülere göre göstermelidir. Ölüm olayı nedeniyle davacıların manevi zarara uğradığı açık olup, davacılar lehine hükmedilen manevi tazminat miktarları fahiş veya eksik sayılacak düzeyde olmayıp somut duruma uygun bulunmuştur.

Gerekçe kaynağı: özgün

İhtiyari dava arkadaşları için ayrı ayrı vekalet ücreti takdiri → ret

İddia: Davalı sigorta şirketi vekili, manevi tazminat bakımından davacılar lehine ayrı ayrı vekalet ücreti takdirinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: İhtiyari dava arkadaşı olan davacılar lehine hükmedilen manevi tazminat miktarı bakımından, her bir davacının açtığı dava birbirinden bağımsız olduğundan davacılar lehine hükmedilen manevi tazminat miktarına göre ayrı ayrı vekalet ücreti verilmesi yerindedir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Sigorta poliçesi sorumluluk üst sınırının hüküm fıkrasında açıkça gösterilmemesi → kabul

İddia: Davalı sigorta şirketi vekili, poliçe teminatının maddi-manevi tazminat, yargı giderleri ve hükmolunacak faizi kapsayan kombine tek limit (400.000-TL) olduğunu, kararda poliçe teminatının bu şekilde açıklanmadığını, sadece 'poliçe teminatı ile sınırlıdır' ibaresi yazıldığını ve bunun infazda tereddüde yol açacağını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davalı sigorta şirketinin düzenlediği poliyede sigortacının olay başına toplam sorumluluk limitinin 400.000-TL olduğu ve poliçe özel şartlarına göre bu teminat tutarının maddi, manevi tazminat, yargılama giderleri ve hükmolunacak faiz tutarlarını kapsadığı düzenlenmiştir. İlk derece mahkemesi kararının gerekçe kısmında ve hüküm fıkrasında sigorta şirketinin poliçe limiti dahilinde ve temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu olduğu yazılmış, ancak maddi ve manevi tazminat, yargılama giderleri ile hükmolunacak faiz tutarları için poliçe sorumluluk limitinin toplam üst sınırının içerik ve miktar itibariyle açıkça yazılmamış olması ve limitin sadece tazminatlar bakımından belirtilmiş olması kararın infazında tereddüte yol açacak niteliktedir. Bu nedenle istinaf başvurusu haklı görülmüş, kararın kaldırılması ve yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından yeniden karar verilerek diğer kısımların aynen tekrar edilmesi ve sigorta şirketinin, maddi ve manevi tazminat, yargılama giderleri ile hükmolunacak faiz tutarları için hükmedilen tutarlardan poliçe sorumluluk limiti olan 400.000-TL'yi geçmemek kaydıyla sorumlu tutulmasına karar verilmiştir.

Gerekçe kaynağı: düzeltme

Emsal değeri

Kararın; (i) ceza mahkemesinin illiyet bağı bulunmadığına dayalı beraat kararının hukuk hakimini bağlamayacağı yönündeki TBK 74 değerlendirmesi, (ii) komplikasyon yönetiminde tıp kurallarına uyulmamasının hekim kusuru sayılacağı yönündeki tespiti ve (iii) tıbbi kötü uygulama sorumluluk sigortası poliçesinin kombine tek sorumluluk limitinin hüküm fıkrasında açıkça gösterilmesi gerektiği yönündeki tespiti, benzer tıbbi kötü uygulama ve sigorta sorumluluğu davalarında bölgesel ikna edici emsal değeri taşımaktadır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tıbbi kötü uygulama zorunlu mali sorumluluk sigortası destekten yoksun kalma tazminatı manevi tazminat uygun illiyet bağı ceza mahkemesi kararının hukuk hakimini bağlamaması TRH 2010 yaşam tablosu poliçe sorumluluk limiti müteselsil sorumluluk ihtiyari dava arkadaşlığı

Atıf yapılan mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) — 6098 sayılı TBK 49/16098 sayılı TBK 51/16098 sayılı TBK 536098 sayılı TBK 55/16098 sayılı TBK 56/26098 sayılı TBK 74 · 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) — CMK 223/2-(e)CMK 223/2-(b) · 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu — 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu Ek 12/2 · 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) — TCK 257/2TCK 85/1TCK 2/3TCK 6/1-c

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2022/697

KARAR NO 2025/861

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 30/12/2021

NUMARASI 2019/18 Esas - 2021/958 Karar

DAVA

Maddi ve Manevi Tazminat (Ölüm Sebebiyle Açılan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 29/05/2025

Davanın kısmen kabulüne-reddine ilişkin kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacılar vekili, müvekkillerin murisi ...'ın rahatsızlığı nedeniyle davalı şirketin işlettiği tıp merkezine başvurduğunu,hatalı tedavi sonucu aynı tarihte yaşamını yitirdiğini, ceza soruşturması kapsamında alınan ATK 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 20/04/2017 tarihli raporunda, ölümün tedavi için verilen antibiyotiğe (Novosef) karşı gelişen anafilaktik reaksiyon sonucu meydana geldiğini; müteveffanın 08/08/2016'tarihinde üst solunum yolları şikayetleriyle tıp merkezine geldiği, bulgulara verilen ilaçların konulan tanıya uygun olduğunu, tedavi öncesi kişinin alerjisi olduğuna dair bilgi verilmediğinden ortaya çıkan anafilaktik reaksiyonun öngörülebilir bir durum olmadığını, ancak anafilaktik reaksiyonun ortaya çıkması üzerine kişiye yapılması gereken tedavinin (adrenalin, sıvı tedavisi, histamin antagonistleri, kortikosteroidler, monitörizasyon, O2 tedavisi...) yapılmamış olması nedeniyle davalı hekimin kusurlu olduğunun tespit edildiğini;

hekimin kusurundan davalı şirketin de müteselsil sorumlu olduğunu; olaya ilişkin Gaziosmanpaşa 19. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2018/83 esas sayılı dosyasında ceza davası görüldüğü; müteveffanın 12/01/1958 doğum tarihli işçi emeklisi olduğunu,kendisine ait araçla nakliyecilik yaptığını, aylık gelirinin ortalama net 10.000-12.000-TL civarında bulunduğunu, onun ölümüyle eşi davacı ...'ın destekten yoksun kaldığını, ...'in ev hanımı olup, müteveffanın desteği dışında geliri bulunmadığını; diğer müvekkillerinin müteveffanın çocukları ve torunu olduğunu, olay sebebiyle müvekkillerinin acı ve elem içinde olduklarını; diğer davalı sigorta şirketinin davalı doktor ve özel sağlık kuruluşu için 11/09/2015-11/09/2016 tarihleri arasında geçerli ...

nolu tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçesi düzenlediğini, 07/05/2019 tarihli başvurunun yanıtsız bırakıldığını, limiti aşmamak kaydıyla sigorta şirketinin de tazminattan sorumlu olduğunu ileri sürerek, HMKnın 107'deki belirsiz alacak davası kapsamında müvekkili eş ... için şimdilik 1.000-TL destekten yoksun kalma tazminatı; eş ... için 200.000-TL, davacı iki çocuk ... ve ... için 80.000-TL (her biri için 40.000-TL) ve torun ... için ise 20.000-TL olmak üzere, toplam 300.000-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiz işletilerek davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

TALEP ARTIRIM

Davacı vekili 08/12/2021 tarihli dilekçesiyle, belirsiz alacak davası kapsamında dava dilekçesinde davacı eş ... için talep ettikleri 1.000-TL destekten yoksun kalma tazminatı talep miktarını 251.433,60-TL daha artırarak, toplam 252.433,60-TL'nin olay tarihinden itibaren yasal faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

CEVAP

1-Davalı ...Sigorta vekili,müvekkilince düzenlenen sigorta poliçesinin olay tarihi itibariyle vadesinin dolduğunu; talebin zamanaşımına uğradığını; hekimin sorumluluğunun doğabilmesi için gerçekleştirilen teşhis ve tedavi yöntemlerinde tıbbi standardın uygulanmamış olması gerektiğini, tıbbi standardın uygulandığı yerde müdahale tıp biliminin gereklerine uygun ise hekimin sorumluluğundan bahsedilemeyeceğini; tazminat taleplerinin fahiş olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.2- Davalı ... ... Ltd. Şti. vekili, müvekkili tıp merkezi tarafından tüm yükümlülüklerin yerine getirildiğini, müteveffaya gerekli müdahale ve işlemlerin yapıldığını, vefatın tıbbi uygulama hatası sonucu değil komplikasyon olarak geliştiğini, bu nedenle hekimin kusurundan ve müvekkilinin sorumluluğundan söz edilemeyeceğini;

davacıların tazminat taleplerinin haksız ve yüksek olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.3- Davalı ... vekili, talebin zamanaşımına uğradığını, ceza davasının bekletici yapılması gerektiğini, müteveffaya yapılan tıbbi müdahalede özen yükümlülüğüne aykırı veya haksız fiil oluşturabilecek bir işlem bulunmadığını, hastada gelişen rahatsızlığın tıbbi uygulama hatasından kaynaklı olmadığını,müdahalelerin tıbbi standartlara uygun gerçekleştirildiğini, ölüm ile tedavi arasında illiyet bağı bulunmadığını ve tazminat miktarlarının yüksek olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece davaya konu tıbbi müdahale sonrası meydana gelen anafilaktif reaksiyon sonrası hatalı tıbbi uygulama neticesinde davacıların murisinin kurtarılamayarak vefat ettiği, davalı hastanede davalı hekim tarafından yapılan tıbbi müdahalenin hatalı olması nedeniyle davalı hekimin kusurlu ve sorumlu olduğu, davalı hastanenin de gerekli donanımı bulundurmaması nedeniyle kusurlu olmasının yanı sıra davalı hekimi istihdam edenin sorumluluğu kapsamında sorumlu olduğu, davalı sigorta şirketinin davalı hekimin gerçekleştirdiği tıbbi müdahale ve eylemleri olay tarihi (08/08/2016) itibariyle kapsayan tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçesinin bulunması ve manevi tazminatın poliçe kapsamında olması nedeniyle poliçe limiti dahilinde sorumlu olduğu bu haliyle davalıların davacıların murisinin vefatı nedeniyle davacıların uğradığı manevi zarardan dolayı müteselsilen sorumlu oldukları;

bu haliyle tedavinin vefat ile sonuçlanması,tarafların kusur oranı ve sorumlulukları,sosyal ve ekonomik durumu, müteveffa ve davacıların yaşı, ülkenin ekonomik koşulları, paranın alım gücü birlikte değerlendirilerek olay ve vefatın davacılarda yarattığı elem ve ızdırabın ağırlığı ve manevi tazminatın belirlenmesine ilişkin tüm ilke ve kuralların dikkate alındığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 252.433,60-TL maddi tazminatın 08/08/2016 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte (davalı ...Sigorta için poliçe limiti dahilinde ve 07/05/2019 tarihinden işleyecek yasal faizinden sorumlu olmak kaydıyla) davalılardan tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla müteselsilen alınarak davacı eş ...'a verilmesine;

davacı eş ... için 50.000-TL, davacı çocuk ... için 20.000-TL, davacı çocuk ... için 20.000-TL ve davacı torun ... için 8.000-TL manevi tazminatın 08/08/2016 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte (davalı ...Sigorta için poliçe limiti dahilinde ve 07/05/2019 tarihinden işleyecek yasal faizinden sorumlu olmak kaydıyla) davalılardan tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla müteselsilen tahsiline, fazla istemlerin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

1- Davacılar vekili, maddi zararın eksik hesaplandığını ve hükmedilen manevi tazminat miktarlarının da düşük olduğunu belirterek, hükmün kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

2- Davalı ...Sigorta vekili, rizikonun kamu davasının açıldığı 05/02/2018 tarihinde gerçekleştiğini, o tarihte doktorun ... Sigorta tarafından tanzim edilen 03/10/2017-2018 vadeli ... nolu tıbbi kötü uygulamaya ilişkin mali sorumluluk sigorta poliçesiyle sigortalı olduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin sorumlu olmadığını, bilirkişinin de aynı yönde görüş ifade ettiğini; sigorta alanında uzmanlığı olmayan bilirkişiden rapor alındığını; davalı doktorun ceza yargılamasında beraat ettiğini, zarar ile eylem arasında illiyet bağı bulunmadığını, Adli Tıp 3. Üst Kurulu'nun 21.11.2019/277 nolu raporunda da doktorun kusuru bulunmadığının belirtildiğini; davalı hastanenin sorumluluk poliçesi olup olmadığının sorgulanması gerektiğini;

kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkili nezdindeki poliçe teminatı olan 400.000-TL teminatın içinde maddi-manevi tazminat, yargı giderleri ve hükmolunacak faizin de bulunduğunu; yani 400.000-TL limitin kombine tek limit olduğunu, bu husus gerekçe kısmının 7. sayfasında da belirtildiğini, fakat kararda poliçe teminatı tespit edilmeden yalnızca ''poliçe teminatı ile sınırlıdır'' ibaresi yazıldığını, teminatın ne kadar olduğunun açıklanmadığını, sorumlu tutulan kısmın açık, net, tereddüt oluşturmayacak şekilde belirtilmesi gerektiğini; Anayasa Mahkemesi’nin 2019/40 esas 2020/40 karar sayılı ve 17/07/2020 tarihli kararına göre TRH 2010 yaşam tablosu ve teknik faizle hesaplama yapıldığını, ancak kararın 01/05/2016 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar ZMMS Genel Şartlarına ilişkin olduğunu ve somut olayda dikkate alınamayacağını, bakiye ömrün PMF 1931 tablosuna göre belirlenmesi ve %10 artırım - %10 iskonto formülünün uygulanması gerektiğini, Yargıtay'da ve ...'da o yaşam tablosunun mevzuat gereği zorunlu olarak uygulandığını;

kalan ömür süresinin hatalı belirlendiğini, PMF yaşam tablosuna göre kalan ömür süresinin 14 yıl; TDH 2010 tablosuna göre 16 yıl olmasına rağmen raporda 18 yıl olarak kabul edildiğini; mütevaffanın gelirinin %50'sinin eşine verecek olması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, pay oranlarına itiraz ettiklerini; destek iddiasının ispatının gerektiğini; hesaplamanın fahiş ve hatalı olduğunu, kalan ömür süresi hatalı olmakla birlikte, pasif dönemin ... olmadan net asgari ücret üzerinden yapılması gerektiğini; manevi tazminat tutarının fahiş olduğunu; temerrüt tarihinin hatalı belirlendiğini; yargı giderlerinin hatalı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.3- Davalı ...

Şti. Vekili,müteveffaya gerekli ve tam müdahalenin yapıldığını, derhal 112 Acilin çağrıldığını, ATK Morg İhtisas Dairesi'nin otopsi raporunda "kişinin ölümünün kalp damar hastalığı sonucu meydana geldiği" bildirilmiş ise de, daha sonraki 20/04/2017 tarihli 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun raporunda ölümün antibiyotiğe (novases) karşı gelişen anaflaktik reaksiyon sonucu olduğunun belirlendiğini; ölüm nedeninin tıbbi uygulama hatası olmayıp komplikasyon olduğunu; ceza davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, zira doktor hakkındaki mahkumiyet kararının istinaf mahkemesince kaldırılarak beraat kararı verildiğini; bilirkişi raporundaki tıbbi müdahale kusur değerlendirmesinin yerinde olmadığını, müvekkilinin statüsü göz önüne alındığında gerekli tıbbi donanım ve yeterliliğe sahip olduğunu, diğer davalı hekimin gerekli tıbbi tüm müdahaleyi yapmasına rağmen müteveffanın kurtarılamadığını, ölümün tıbbi müdahale hatası sonucu değil gelişen kalp krizine bağlı komplikasyon sebebiyle gerçekleştiğini,hekim hakkında beraat kararı verildiğinden müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, ATK 3.

Üst Kurulu'nun 21.11.2019/277 nolu raporu dikkate alındığında tıbbi müdahalede hata bulunmadığını, 31/05/2021 tarihli bilirkişi raporundaki kusur değerlendirmesiyle 21/11/2017 tarihli Adli Tıp raporunun çelişki arz ettiğini, ATKndan yeniden rapor alınması gerektiğini; tazminat hesabı hatalı olduğunu, Anayasa Mahkemesi’nin 2019/40 E., 2020/40 K. sayılı ve 17/07/2020 tarihli kararına göre TRH 2010 yaşam tablosu ve teknik faizle hesaplama yapıldığını, ancak kararın 01/05/2016 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar ZMMS Genel Şartlarına ilişkin olduğunu ve somut olayda dikkate alınamayacağını, bakiye ömrün PMF 1931 tablosuna göre belirlenmesi ve %10 artırım - %10 iskonto formülünün uygulanması gerektiğini, Yargıtay'da ve ...'da o yaşam tablosunun mevzuat gereği zorunlu olarak uygulandığını;

hesap bilirkişi raporunda kalan ömür süresinin hatalı belirlendiğini, PMF yaşam tablosuna göre kalan ömür süresinin 14 yıl; TDH 2010 tablosuna göre 16 yıl olmasına rağmen raporda 18 yıl olarak kabul edildiğini; somut olay ve müteveffanın ölüm nedeni dikkate alındığında manevi tazminat tutarlarının fahiş olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.4- Davalı ... vekili, hükme esas alınan raporun dosyadaki bilgilere ve daha önceki raporlara aykırı olacak şekilde müvekkilinin kusurlu olarak değerlendirildiğini, çelişkiler giderilmeden verilen kararın hatalı olduğunu; müvekkilinin, müteveffanın komplikasyon neticesinde kalp krizi geçirdiğini anladığı anda hemen mavi kod vererek 112 Acil ekibine haber verdiğini, bir hekimin kendi uzmanlık alanını aşan bir durumla karşılaştığı ve çalıştığı hastanenin yeterli donanıma (teşhis, tedavi, tedavi sonrası hizmetler vb.) sahip olmaması durumunda hiç beklemeden hastanın daha uygun bir sağlık kurumuna nakledilmesi için gerekli işlemleri başlatması gerektiğini, olayda da böyle hareket edildiğini;

müteveffanın acil katında değil de servis katında olması, yapılması gereken adrenalin gibi ilaçların acil katında bulunması, ilaçların gelme süresi ve 112 Acil ekibinin tıp merkezine gelmesi birlikte değerlendirildiğinde, müvekkiline atfedilecek bir kusur bulunmadığını; olay anında hemşire ile müvekkili doktorun hastanın başında olduğunu, hastanın durumunun bir anda kötüleştiğini, güçleri yetmediğinden hastayı yere indiremediklerini, hastaya yatak üzerinde kalp masajı yapılarak müdahale etmekten başka çare kalmadığını, sert zeminde kalp masajı yapılmadığı tespitinde bunların gözetilmediğini; müteveffanın aniden kötüleşmesi üzerine CPR uygulandığını;donanım eksikliğinin kuruma ait bir kusur olduğunu, tespit edilen bir aykırılık var ise Sağlık Bakanlığı'nın bu tıp merkezinin çalışmasına sınırlamalar ve gerekirse geçici hizmet yasağı getirmiş olması gerektiğini;

ceza davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini,ölüm ile tedavi arasında illiyet bağı olmadığını; donanım eksikliğinin müvekkiline kusur olarak izafe edildiğini; tazminat miktarından kimin ne kadar ne oranda sorumlu olduğunun belirtilmesi gerektiğini; bilirkişinin Yargıtay 17. HD'nin bir kararına atıf yaparak hesaplama yönteminin TRH-2010 tablosuna göre yapılacağını ifade ettiğini, ancak mantık hatası yapıldığını, o kararın davaya konusu olaya uygun olmadığını, Yargıtay'ın diğer dairelerinin ise PMF-1931 Yaşam Tablosunu kullanmaya devam ettiğini ve TRH-2010 Yaşam Tablosu kullanılarak yapılan hesaplamaları bozma nedeni saydıklarını, dolayısıyla bakiye ömür süreleri, hesaplamaların AGİ olmadan net tutarlar üzerinden yapılmaması neticesinde tazminat miktarının da fazla çıktığını ve tazminat peşin olarak belirlendiğinden indirim yapılması gerektiğini belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, davalı şirketin sahibi olduğu sağlık kuruluşunda diğer davalı doktorun müdahale ettiği davacıların murisinin tıbbi müdahale hatası veya yetersizliğinden öldüğü ileri sürülerek davalı doktorun sigortalısı olduğu tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi sigortacısı davalı sigorta şirketinden ve diğer davalılardan müteselsilen tahsili istemiyle açılan maddi ve manevi tazminat davasıdır. 6098 sayılı TBK'nın haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin düzenlendiği 49/1 maddesinde kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin, bu zararı gidermekle yükümlü olduğu; 51/1 maddesinde hâkimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği;

53. maddesinde ölüm hâlinde uğranılan zararlardan birinin ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradığı kayıplar olduğu; 55/1 maddesinde destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı; "Manevi tazminat" başlıklı 56.2 maddesinde ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebileceği;

74. maddesinde (birinci fıkra) hâkimin, zarar verenin kusuru olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı olmadığı, (ikinci fıkra) aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararının da, hukuk hâkimini bağlamayacağı düzenlenmiştir. Somut olayda davacı ...'ın eşi,1983 doğumlu ... ile 1982 doğumlu ...'ın babası ve 21/03/2016 doğumlu ...'ın dedesi 12/01/1958 doğumlu murisin 08/08/2016 tarihinde davalı şirket tarafından işletilen Tıp Merkezi'nde vefat etmiştir.Davalı sigorta şirketi ise davalı hekimin, 11/09/2015-11/09/2016 tarihleri arasında geçerli olan tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinin sigortacısıdır.Hekimin tıbbi müdahalelerinden kaynaklı risklere karşı davalı ...Sigorta AŞ tarafından düzenlenen poliçe ile poliçe limitinin olay başına 400.000-TL olduğu ve poliçe özel şartlarına göre teminat tutarının maddi, manevi tazminat, yargılama giderleri ve hükmolunacak faiz tutarlarını kapsadığı anlaşılmıştır.

Gaziosmanpaşa 19. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2018/83 esas ve 2019/98 karar sayılı dosyasında,davalı hekim aleyhine görevinin gereğine aykırı hareket ederek kişilerin zararına sebebiyet vermek suçundan açılan davada mahkemece 07/02/2019 tarihli kararla, müteveffanın 08/08/2016 tarihinde burun akıntısı, hapşırık, öksürük şikayetleriyle tıp merkezine geldiği, müteveffanın muayene bulgularına göre tedavisinin yapıldığı, tedavi sırasında müteveffaya antibiyotik olarak novesef etken maddesini içeren ilaç verildiği, müteveffanın novosef etken maddesine olan alerjisi sonucunda gelişen anaflatik reaksiyon yaşaması nedeniyle vefat ettiğinin belirlendiği, alerjik reaksiyon sonucunda müteveffanın fenalaşmasına rağmen tedaviyi yapan hekimin reaksiyonun önüne geçmek ve müteveffayı yaşatmak için "Adrenalin, sıvı tedavisi, histamin antagonistleri, kortikosteroidler, monitörizasyon, O2 tedavisi" gibi neticeyi önleyebilecek tedavi uygulamadığı, sanığın bu suretle gerekli önlemleri almayıp yapılması gereken tedavileri yapmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle, sanığın TCK 257/2 maddeye uygun suçtan 3 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, kararın ertelenmesine karar verilmiş;

kararın istinafı üzerine, İstanbul BAM 13. CD'nin 2019/778 esas, 2020/100 karar sayılı ve 16/01/2020 tarihli ilamıyla, şüphelinin özel sağlık kuruluşunda pratisyen hekim olarak çalıştığı, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun Ek 12/2 maddesinde özel sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personelin, bu görevleriyle bağlantılı olarak kendilerine karşı işlenen suçlar bakımından TCK'nın uygulanmasında kamu görevlisi sayılacağının düzenlendiği, başka bir deyişle bu madde kapsamına giren görevlilerin görevleriyle bağlantılı olarak kendi işledikleri suçlarda TCK'nın 2/3. maddesine aykırı olarak kıyasa yol açacak şekilde TCK'nın 6/1-c maddesinin de aleyhe yorumlanamayacağı, kanunilik ilkesi gereği kanunla belirlenmesi gereken özel hastane çalışanlarının ceza hukuku anlamında hukuki statülerinin, yorum yoluyla kamu görevlisi olarak nitelendirilemeyeceği, bu durumda sanığın sadece kamu görevlileri tarafından işlenebilen özgü suç niteliğindeki görevi kötüye kullanma suçunun faili olamayacağı, isnat olunan eylemin sübutu halinde sanık hakkında TCK'nın 85/1.

maddesindeki taksirle ölüme neden olma suçunun oluşacağı sonucuna varılarak; müteveffa geldiğinde serum takılmak üzere servise alındığı, serum takılmadan önce hastada aşırı terleme ve bulantı şikayetleri başladığı, çok kısa süre sonra fenalaştığı, kalp ritminin alınamadığı, derhal 112 servisine haber verilerek kalp masajına başlandığı, 112 servisinin gelmesiyle hastanın 112'ye devredildiği, yaklaşık bir saat civarında resusitasyon sonucunda cevap alınamadığı ve sonucunda hayatını kaybettiği ileri sürülen olayda, Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulu'nun 21.11.2019/277 sayılı raporuna göre, muayene bulgularına göre verilen ilaçların konulan tanıya uygun olduğu, tedavi öncesi kişinin alerjisi olduğuna dair bilgi verilmediğinden dolayı ortaya çıkan anafilaktik reaksiyonun ilaç öngörülebilir bir komplikasyon olmadığı, ancak anafilaktik reaksiyonun ortaya çıkması üzerine kişiye yapılması gereken tedavinin (adrenalin, sıvı tedavisi, histamin antagonistleri, kortikosteroidler, monitörizasyon, O2 tedavisi...) yapılmamış olması nedeniyle komplikasyon yönetiminin tıp kurallarına uygun olmadığı, bu nedenle doktor sanığın tıbben hatalı olduğu, ancak zamanında uygun müdahale edilmiş ve tedavisi verilmiş olması halinde de kişinin kurtulmasının kesin olmadığı belirtilmesi nedeniyle tedavi ile meydana gelen ölüm neticesi arasında nedensellik bağı kesin olarak belirlenemediğinden şüphelinin beraatine karar verilmesi gerektiğinden kararın kaldırılmasına,eylemin sübutu halinde TCK'nın 85 maddesinde yazılı taksirle ölüme sebebiyet suçunu oluşturacağı ancak alınan ATK Raporunda da belirtildiği üzere sanığın tıbben hatalı olmasına rağmen yapılan hata ile meydana gelen ölüm sonucunda her türlü şüpheden uzak, kesin bir illiyet bağı bulunmadığı, bu nedenle sanığın müsnet suçu işlediğinin sabit olmadığından beraatine karar verilmiştir.

Bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 5. CD'nin 2021/12523 esas, 2024/2917karar sayılı ve 18/03/2024 tarihli ilamıyla;cezanın üst sınırı gözetilerek kararın temyizi mümkün olmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmiştir. Ölüm olayı ile ilgili olarak ATK 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 20/04/2017 tarihli raporunda, müteveffanın muayene bulgularına göre tedavisinin yapıldığı, verilen ilaçların konulan tanıya uygun olduğu, tedavi öncesi kişinin allerjisi olduğuna dair bilgi verilmediğinden dolayı ortaya çıkan anafilaktik reaksiyonun ilaç öngörülebilir bir komplikasyon olmadığı, ancak anafilaktik reaksiyonun ortaya çıkması üzerine kişiye yapılması gereken tedavinin (adrenalin, sıvı tedavisi, histamin antagonistleri, kortikosteroidler, monitörizasyon,O² tedavisi...) yapılmamış olması nedeniyle hekimin kusurlu olduğu belirtilmiştir.

İstanbul BAM 13. CD tarafından alınan, ATK Üçüncü Üst Kurulu'nun 21/11/2019 tarihli 277 karar sayılı raporunda da, muayene bulgularına göre tedavisinin yapıldığı, verilen ilaçların konulan tanıya uygun olduğu, tedavi öncesi kişinin allerjisi olduğuna dair bilgi verilmediğinden dolayı ortaya çıkan anafilaktik reaksiyonun ilaç öngörülebilir bir komplikasyon olmadığı, ancak anafilaktik reaksiyonun ortaya çıkması üzerine kişiye yapılması gereken tedavinin (adrenalin, sıvı tedavisi, histamin antagonistleri, kortikosteroidler, monitörizasyon, O² tedavisi...) yapılmamış olması nedeniyle komplikasyon yönetiminin tıp kurallarına uygun olmadığı, bu nedenle hekimin hatalı olduğu, ancak zamanında uygun müdahale edilmiş ve tedavisi verilmesi halinde de kişinin kurtulmasının kesin olmadığı belirtilmiştir.Mahkemece alınmış iki hekim ve bir tazminat hesap uzmanından oluşan 31/05/2021 tarihli bilirkişi heyet raporuna göre,murisin ölüm olayında davalı hekimin kardiyopulmoner resusitasyon (CPR) konusunda yetkin olmaması, allerji (anaflaksi) potansiyeli olan bir çok ilacı birbirine karıştırarak müteveffaya enjekte ettirmesi ve nöbet tutacağı sağlık tesisindeki malzemenin varlığını sorgulamaması yüzünden asli kusurlu olduğu, diğer davalı şirket de CPR uygulaması esnasında elzem ilaç ve malzemenin içinde bulunduğu ...

donanımını bulundurmadığı için tali kusurlu olduğu görüşü belirtilmiştir.Eldeki davada öncelikle davalıların murisin ölümü nedeniyle ceza mahkemesi kararının bu davaya etkisi incelenmelidir. TBK'nın 74. maddesi uyarınca, hukuk hakimi kural olarak ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değildir. Söz konusu madde irdelenirken Ceza Mahkemesinin “delil yetersizliğine dayanan beraat kararının” hukuk hakimini bağlamayacağı ancak beraat kararı bir maddi olguyu tespit ediyorsa bu kararın hukuk hakimini bağlayacağı, beraat kararı suçun sanıklar tarafından işlenmediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayanıyorsa, bu kararın hukuk hakimini bağlayacağı, bundan başka kusurun takdiri ve zararın miktarını tayini hususundaki kararın hukuk hakimini bağlamayacağı düzenlenmiştir.(Turgut Uygur-Borçlar Kanunu C.1 s.844).

Ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. (Yargıtay HGK'nın 2012/4-800 esas, 2013/322 karar sayılı ve 06/03/2013 tarihli ilamı) Uygun illiyet bağı, hukuki sonuçları olan hukuki bir kavramdır. Uygun illiyet bağının olup olmadığını belirlemek hakimin görevidir. Bilirkişilerin ve Adli Tıp Kurumu'nun yetkisi uygun illiyet bağının belirlenebilmesi için zorunlu olan ve hakimin bilemeyeceği çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde görüşlerini açıklamaktır. Diğer taraftan, ceza hukukunda kabul edilen illiyet bağı ile özel hukuktaki uygun illiyet bağı kavramları aynı nitelikte değildir.

Ceza hukukunda oldukça dar tutulurken, hukuki sorumlulukta kolaylaştırma ve ihtimali önemli ölçüde artırma kavramlarıyla genişletilmiştir. Bu nedenle hukuk hakimi, ceza hakiminin illiyet bağı bulunmadığına ilişkin kabulü ile bağlı değildir (Yargıtay 17 HD'nin 2015/1604 esas, 2015/11066karar sayılı,22/10/2015 tarihli ilamı).Buna göre somut olayda ceza mahkemesince şüpheli hekim hakkında illiyet bağı kesin olarak belirlenemediğinden CMK'nın 223/2, (e) maddesine göre sanığın müsnet suçu işlediği sabit olmadığından beraat kararı verilmiştir. Buna göre ceza mahkemesinin illiyet bağına ilişkin değerlendirmesi hukuk hakimini bağlamayacağından ve sanık hakkında CMK'nın 223/2, (b) maddesine göre suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması nedeniyle beraat kararı verilmediğinden söz konusu ceza davasının sonucu işbu davanın sonucuna etkili bulunmamıştır.Davalı şirkete ait tıp merkezinde çalışan davalı hekim tarafından yapılan tıbbi müdahalenin hatalı olması nedeniyle davalı hekimin kusurlu ve sorumlu olduğu, davalı hastanenin de gerekli donanımı bulundurmaması nedeniyle kusurlu olmasının yanı sıra davalı hekimin kusurundan da sorumlu bulunduğu,davalı sigorta şirketinin de 08/08/2016 tarihini kapsayan tıbbi kötü uygulamalara teminat sağlayan poliçe düzenlemesi nedeniyle davacıların zararından davalıların sorumlu tutulmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.Desteğin bakiye ömür hesabında TRH 2010 tablosu kullanılarak hesaplama yapılmıştır.

Tazminat hesabında hak sahipleri ve desteğin bakiye ömürlerinin belirlenmesi gerekir. Gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir tespit olduğundan, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle yapılan bilimsel çalışmalar sonucu TRH 2010 adı verilen "Ulusal Mortalite Tablosu" hazırlanmış olup bu tablonun ülkemize özgü ve güncel verileri içerir nitelikte olduğu genel yargı uygulaması ile kabul edildiğinden, somut olayda tazminata esas bakiye ömür süresinin belirlenmesinde TRH 2010 yaşam tablosunun kullanılmasında ve bunun sonucunda davacı eş Yeter için 252.433,60-TL destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanmasında hata bulunmamaktadır.Davacılar lehine hükmedilen manevi tazminat miktarlarına, davacı taraf düşük, davalı taraflar vekili yüksek olduğunu ileri sürmüştür.

TBK'nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Hükmedilecek manevi tazminat zarar görenin zenginleşmeyeceği, zarar sorumlusunun fakirleşmeyeceği, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.Anılan ilkelere göre değerlendirildiğin de ölüm olayı nedeniyle davacıların manevi zarara uğradığı açık olup davacılar lehine hükmedilen manevi tazminat miktarları fahiş veya eksik sayılacak düzeyde olmayıp somut duruma uygun bulunmuştur.

Ayrıca ihtiyari dava arkadaşı olan davacılar lehine hükmedilen manevi tazminat miktarı bakımından ,her bir davacının açtığı dava birbirinden bağımsız olduğundan davacılar lehine hükmedilen manevi tazminat miktarına göre ayrı ayrı vekalet ücreti verilmesi yerindedir.Davalı ...Sigorta vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedeni yerinde değildir.Ancak, davalı ...Sigorta'nın düzenlediği 11/09/205 tarihli poliçede sigortacının olay başına toplam 400.000-TL olduğu ve poliçe özel şartlarına göre teminat tutarının maddi, manevi tazminat, yargı giderleri ve hükmolunacak faiz tutarlarını kapsadığı düzenlenmiştir. Mahkemece kararın gerekçe kısmında ve hüküm fıkrasında, davalı ...Sigorta'nın poliçe limiti dahilinde ve temerrüt tarihi olan 07/05/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizinden sorumlu olduğu yazılmıştır.

Fakat maddi ve manevi tazminat, yargılama giderleri ile hükmolunacak faiz tutarları için poliçe sorumluluk limitinin toplam üst sınırı olan 400.000-TL'nin içerik ve miktar itibariyle açıkça yazılmamış olması ve limitin sadece tazminatlar bakımından yazılması kararın infazında tereddüte yol açacak niteliktedir. Davalı sigorta şirketinin bu konuya ilişkin istinaf nedeni haklı bulunmuştur Açıklanan nedenlerle, davacılar, davalı ... ... Ltd. Şti.,davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; davalı ...Sigorta'nın sorumluluk üst sınırının hüküm fıkrasında açıkça gösterilmemesi teminat limitini aşan bir miktar sorumlu tutulmasına yol açabileceğinden istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına ,yapılan hata nedeniyle yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından, yeniden karar verilerek kararın diğer kısımlarının tekrarına, davalı sigorta şirketinin poliçe limiti ile sorumlu tutulmasına karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davacılar vekili, davalı ... ... Ltd. Şti. vekili ve davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı ... Şirketi vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/18 Esas - 2021/958 Karar sayılı 30/12/2021 tarihli kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi gereği KALDIRILMASINA; "Davanın kısmen kabulüne;a) Davacı ...'ın destekten yoksun kalması nedeniyle 252.433,60-TL maddi tazminat ile 50.000-TL manevi tazminatın 08/08/2016 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte (davalı ... Şti.'nin maddi ve manevi tazminat, yargılama giderleri ile hükmolunacak faiz tutarları için hükmedilen tutarlardan poliçe sorumluluk limiti 400.000-TL'yi geçmemek üzere ve temerrüt tarihi olan 07/05/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizinden sorumlu olmak kaydıyla) davalılardan tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,davacı ...'ın fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine ,b) Diğer davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne ;

davacı ... lehine 20.000-TL,Davacı ... lehine 20.000-TL,Davacı ... lehine 8.000-TL manevi tazminatın 08/08/2016 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte (davalı ... Sigorta Şti.'nin maddi ve manevi tazminat, yargılama giderleri ile hükmolunacak faiz tutarları için hükmedilen tutarlardan poliçe sorumluluk limitinin üst sınırı olan 400.000-TL'yi geçmemek üzere ve temerrüt tarihi olan 07/05/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu olmak kaydıyla) davalılardan tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla müteselsilen alınarak davacılara ayrı ayrı verilmesine ,davacıların fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin ayrı ayrı reddine,İlk derece yargılamasına ilişkin olarak ;"Alınması gereken 23.938,11-TL karar harcından mahkeme veznesine yatırılan 1.028,07-TL peşin harç ve 4.294-TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 5.322,07‬-TL harcın mahsubu ile kalan ‬18.616,04‬-TL'nin davalılardan müteselsilen alınarak Hazine'ye ödenmesine, Davacılar tarafından yatırılan ‬5.366,47-TL peşin harçların davalılardan (davalı ...

Şti.'nin 400.000-TL limiti aşmamak kaydıyla müteselsilen alınarak davacılara ödenmesine, Davacılar tarafından yapılan 3.000-TL bilirkişi ücreti ve 551-TL posta masrafı olmak üzere toplam 3.551-TL yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 2.252,56-TL'sinin davalılardan (davalı ... Sigorta Şti nin poliçe limiti 400.000-TL'yi geçmemek üzere) müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, kalanın davacılar üzerinde bırakılmasına,Davalı ... ... Ltd. Şti. tarafından yapılan 38-TL yargı giderinin davanın reddi oranında hesaplanan 13,89-TL'sinin davacılardan alınarak davalı ... ... Ltd. Şti.'ye verilmesine, kalanın üzerinde bırakılmasına,1.320-TL arabuluculuk ücretinin davanın kabul ve ret oranı gözönünde bulundurularak 482,66-TL'sinin davacılardan, 837,34-TL'sinin davalılardan alınarak Hazine'ye ödenmesine,Davacı ...

lehine hükmedilen maddi tazminat bakımından takdir olunan 26.120,35-TL vekalet ücretinin davalılardan (davalı ... Şti. bakımından poliçe limiti 400.000-TL'yi geçmemek üzere) müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine,Davacı ... lehine hükmedilen manevi tazminat bakımından takdir olunan 7.300-TL, Davacı ... lehine hükmedilen manevi tazminata ilişkin olarak 5.100-TL, Davacı ... lehine hükmedilen manevi tazminata ilişkin olarak 5.100-TL, Davacı ... lehine 5.100-TL vekalet ücretinin davalılardan (davalı ... Şti. bakımından poliçe limiti 400.000-TL'yi geçmemek üzere) müteselsilen alınarak davacılara ayrı ayrı ödenmesine ,Davacıların reddedilen manevi tazminat istekleri bakımından davalılar vekilleri için takdir olunan 7.300-TL vekalet ücretinin davacı ...'dan, 5.100-TL vekalet ücretinin davacı ...'dan, 5.100-TL vekalet ücretinin davacı ...'tan 5.100-TL vekalet ücretinin davacı ...'dan ayrı ayrı alınarak davalılara ödenmesine, Davacılardan alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile kalan 534,7‬0-TL harcın davacılardan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davalılar...

Ltd. Şti, ...'dan alınması gereken 23.938,11-TL istinaf karar harcından her iki davalı tarafından peşin yatırılan 11.969,04-TL harcın mahsubu ile kalan 11.969,07‬-TL harcın her iki davalıdan müteselsilen alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davalı ...Sigorta tarafından yatırılan 5.984,52‬-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde davalı ... Şti.'ye iadesine,Davacılar tarafından yapılan 117,50-TL istinaf yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 75-TL'sinin davalılardan (davalı ... Şti.'nin poliçe limiti 400.000-TL'yi geçmemek üzere) müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacılar üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.

29/05/2025

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/73259 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.