6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Taşınır rehninin asıl borcu teminine yönelik olması ve kefalet borcunu güvence altına almaması

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/3247 E. 2021/6232 K. · · İlk derece: İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari satım

Gerekçe özeti

Asıl borçlu tarafından tesis edilen taşınır rehni asıl borcun teminatı olup müteselsil kefilin kefaletten kaynaklanan borcunu güvence altına almadığından, rehnin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan tahsilat kefalet borcundan düşülmez; kaldı ki dava tarihinden sonra yapılan ve borcun tamamını karşılamayan bu tahsilat, tahsilde tekerrür etmeme kaydıyla yürütülen ilamsız takip tutarından doğrudan mahsup edilemez.

Ele alınan sorunlar

Rehinli takipteki tahsilatın müteselsil kefilin sorumluluğuna etkisi → kabul

İddia: Davalı, davanın itirazdan itibaren altı aylık süre içinde açılmadığını, rehnin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takipte araç satış bedelinin kefalet limitinin üzerinde olduğunu, kefalet için eş rızasının alınmadığını ve temerrüt faiz oranının fahiş olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir.

Gerekçe: Davalı tarafından tesis edilen taşınır rehni, asıl borcun temini niteliğinde olup davalının kefaletten kaynaklanan borcunun teminatı değildir; bu nedenle rehinli takipteki tahsilat kefalet borcundan düşülmez. Ayrıca rehnin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takipte dava tarihi itibariyle tahsil edilen tutar dava konusu alacağın tamamını karşılamaya yetmemekte; bu tahsilat dava konusu icra takibinden sonra yapıldığından doğrudan takip tutarından düşülmesi mümkün değildir. Rehinli dosyadaki ödeme tarihi itibariyle ilamsız icra dosyasında kapak hesabı yapıldığında davalının kefalet limitine yakın bir tutar bulunacağı ve icra takibinin tahsilde tekerrür etmeme kaydıyla yapıldığı dikkate alındığında, ödeme borcun tamamını karşılamamaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Asıl borcu teminen tesis edilen taşınır rehninin kefalet borcunu güvence altına almaması ve rehinli takipteki tahsilatın kefil borcundan düşülmemesi bakımından emsal değer taşır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
müteselsil kefalet taşınır rehni asıl borcun teminatı itirazın iptali tahsilde tekerrür etmeme kaydı kapak hesabı kefalet limiti

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2020/3247 E.  ,  2021/6232 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 28.11.2017 tarih ve 2016/1035 E. - 2017/944 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 24.10.2019 tarih ve 2018/1503 E. - 2019/1316 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davacı ile ile dava dışı HTM Turkey Yapı Malz. Kimy. Zem. Uyg. ve Oto Yık. Sist.San. Tic. Ltd. Şti. arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinin davalı tarafından müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, borcun ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibine davalının itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın itirazdan itibaren 6 aylık süre içinde açılmamış olması nedeniyle reddi gerektiğini, ayrıca icra takibinin müvekkilinin kefil olarak imzaladığı araç kredi sözleşmesinden kaynaklandığını, krediye konu araçlardaki rehnin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takipte araçların satılmasıyla elde edilen satış bedelinin müvekkilinin kefalet limitinin üzerinde olduğunu, kaldı ki müvekkilinin kefaleti için eş rızasının alınmadığını, talep edilen temerrüt faiz oranının ise fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk derece mahkemesince iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının dava dışı şirketin davacı bankadan kullandığı ticari krediye müteselsil kefil olduğu, dava dışı şirketin ticari krediyi ödememesi nedeniyle hesabın kat edildiği ve müteselsil kefil olan davalı hakkında icra takibi yapıldığı, bankacı bilirkişi tarafından yapılan inceleme sonucunda düzenlenen raporda davacı bankanın dava dışı asıl borçlu şirketten takip tarihi itibariyle 324.937,83 TL asıl alacak olmak üzere toplam 342.030,87 TL alacaklı olduğu, davalının genel kredi sözleşmesine kefaletinden dolayı borcunun 250.000,00 TL olduğu tespit edilmiş olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir.

Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince, davalı hakkında başlatılan rehnin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takip dosyasında işbu dava tarihi itibariyle tahsil edilen tutarın dava konusu alacağın tamamını karşılamaya yetmediğinin açık olduğu, bu tahsilatın davaya konu icra takibinden sonra yapılan bir tahsilat olması sebebiyle tahsil edilen tutarın doğrudan bu takip tutarından düşülmesinin mümkün olmadığı, rehinli icra dosyasında ödeme tarihi olan 18.02.2016 tarihi itibariyle ilamsız icra dosyasında kapak hesabı yapıldığında ise davalının kefalet limitine yakın bir rakamın bulunacağı, bu durumda ödemenin borcun tamamını karşılamaya yetmediği, ayrıca icra takibinin de tahsilde tekerrür etmeme kaydıyla yapıldığı dikkate alındığında, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Karara karşı davalı vekilince temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına, davalı tarafından tesis edilen taşınır rehninin asıl borcun temini niteliğinde olup davalının kefaletten kaynaklanan borcunun teminatı olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 12.808,13 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 15/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/715241600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/1503 E. 2019/1316 K.

Kefil hakkında icra takibinde kefalet limiti ve rehin ilişkisi

Gerekçe özeti

Genel kredi sözleşmesine müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imza koyan ve kefalet tarihinde asıl borçlu ticari işletmenin ortağı olan kişinin kefaleti için TBK 584/3 uyarınca eş rızası aranmaz; bu husus kefil olduğu tarihten sonra şirket hisselerini devretmiş olmasından da etkilenmez. Rehinle güvence altına alınan bir alacakta, rehin teslime bağlı taşınır rehni niteliğinde değilse, alacaklı tahsilde tekerrür etmeme kaydıyla eş zamanlı olarak hem rehnin paraya çevrilmesi yoluyla hem de müteselsil kefil aleyhine ilamsız icra takibi yürütebilir. Ancak hüküm kurulmadan önce rehinli takip sonucu satış gerçekleşmişse, satış bedelinin alacağı tamamen karşılayıp karşılamadığının ve buna bağlı olarak kefilin sorumlu olduğu bakiye borcun tespiti gerekir; tahsilat alacağın tamamını karşılamaya yetmiyorsa kefilin kefalet limiti kapsamındaki sorumluluğu devam eder.

Emsal değeri

Ticari işletme ortağı/yöneticisi tarafından verilen kefaletlerde TBK 584/3 uyarınca eş rızasının aranmayacağı ve teslime bağlı olmayan taşınır rehni ile güvence altına alınmış alacaklarda alacaklının rehin paraya çevrilmeden müteselsil kefile başvurabileceği, ancak hüküm öncesi rehinli satış gerçekleşmişse satış bedelinin alacağı karşılayıp karşılamadığının tespit edilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmeler bakımından bölgesel ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: itirazın iptali müteselsil kefalet kefalet limiti eş rızası hak düşürücü süre rehnin paraya çevrilmesi tahsilde tekerrür etmeme kaydı teslime bağlı taşınır rehni hesabın kat edilmesi temerrüt faizi

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/1503

KARAR NO 2019/1316

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 28/11/2017

NUMARASI 2016/1035 E.- 2017/944 K.

DAVA

İtirazın İptali (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 24/10/2019

Davanın kabulune yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü.

DAVA

Davacı vekili, müvekkili ile dava dışı ...San. Tic.Ltd. Şti. arasında akdedilen Genel Kredi Sözleşmesinin davalı tarafından müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, sözleşme uyarınca kullandırılan kredilere ilişkin borcun ödenmemesi üzerine hesap kat edilerek borçlulara ihtarname gönderildiğini, ancak ödeme yapılmadığını, alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibinin davalının haksız itirazı ile durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili, öncelikle bu davanın itirazdan itibaren 6 aylık süre içinde açılmamış olması nedeniyle reddi gerektiğini, ayrıca icra takibinin müvekkilinin kefil olarak imzaladığı araç kredi sözleşmesinden kaynaklandığını, krediye konu araçlardaki rehnin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takipte araçların satılmasıyla elde edilen satış bedelinin müvekkilinin kefalet limitinin üzerinde olduğunu, kaldı ki müvekkilinin kefaleti için eş rızasının alınmadığını, talep edilen temerrüt faiz oranının ise fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacı bankanın dava dışı asıl borçlu şirketten takip tarihi itibariyle 324.937,83- TL asıl alacak olmak üzere toplam 342.030,87- TL alacaklı olduğu, davalının ise borcun kefalet limiti olan 250.000-TL’lik kısmından sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

1- Davanın itirazdan itibaren 6 aylık sürede açılmadığını,2-Dava konusu icra takibinin müvekkilinin kefil olarak imzaladığı araç kredi sözleşmesinden kaynaklandığını, krediye konu araçlardaki rehnin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takipte araçların satılmasıyla elde edilen satış bedelinin müvekkilinin kefalet limitinin üzerinde olduğunu,3-Müvekkilinin kefaleti için eş rızasının alınmadığını,4-Talep edilen temerrüt faiz oranının fahiş olduğunu belirterek hükmün kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir.

GEREKÇE

Dava, Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklanan nakdi alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vâki itirazın iptali istemine ilişkindir. İİK 67.m. uyarınca iş bu davanın, itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren 1 yıllk hak düşürücü sürede açılması gerekmekte olup, icra dosyası kapsamında itirazın tebliğine ilişkin belgeye rastlanılmadığından davanın hak düşürücü sürede açıldığı kabul edilmiştir. Dosya kapsamında mevcut delillerden, davacı banka ile dava dışı ...San. Tic.Ltd. Şti. arasında akdedilen 20.06.2013 tarihli 250.000-TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesinin davalı tarafından müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığı, sözleşmedeki limit artışında ise davalının imzasının bulunmadığı, 20.07.2015 tarihi itibariyle hesap kat edilerek borçlulara ihtarname gönderildiği, tüm borçluların 04.08.2015 tarihi itibariyle temerrüde düşürüldükleri ve 28.08.2015 tarihi itibariyle ilamsız icra takibi başlatıldığı tespit edilmiştir.TBK’nun 584/1 m.

uyarınca kefalet için eş rızası aranmış ise de, 28/03/2013 tarihli 6455 sayılı yasanın 77.m. ile yapılan değişiklik ile anılan maddeye bir fıkra(584/3) eklenerek, ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler için eşin rızasının aranmayacağı kabul edilmiş olup, o halde kefalet tarihinde asıl borçlu şirket ortağı olduğu anlaşılan davalının eş rızasının alınmamış olmasının kefaletinin geçerliliğine bir etkisi bulunmadığı gibi, kefil olduğu tarihten sonra asıl borçlu şirketteki hisselerini devretmiş olmasının da bir etkisi bulunmamaktadır. Konusunda uzman bankacı bilirkişi tarafından banka kayıtları üzerinde inceleme yapılarak davacı bankanın fiilen uyguladığı ve Merkez Bankasına gönderdiği yazıda bildirdiği akdi faiz oranının %27 olması nedeniyle sözleşme hükmü uyarınca %54 temerrüt faiz oranının uygun olduğu, buna göre takip tarihi itibariyle davacı bankanın asıl borçludan 324.937,83-TL asıl alacak olmak üzere toplam 342.030,87-TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir.Öte yandan, TBK’nun “Müteselsil Kefalet” başlıklı 586.m.

“Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir.Alacak, teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvenceye alınmışsa, rehnin paraya çevrilmesinden önce kefile başvurulamaz. Ancak, alacağın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla tamamen karşılanamayacağının önceden hâkim tarafından belirlenmesi veya borçlunun iflas etmesi ya da konkordato mehli verilmesi hâllerinde, rehnin paraya çevrilmesinden önce de kefile başvurulabilir.” şeklinde düzenlenmiştir.Somut olayda, bilirkişi incelemesi ile asıl borçluya taksitli ticari araç kredisi kullandırıldığı ve çek karnesi verildiği, takibe konu borcun bu kredilerden kaynaklandığı tespit edilmiş, dava konusu icra takip dosyasında yer alan ödeme emrinde, bu alacağın 212.748-TL’lik kısmı için İstanbul ....İcra Müdürlüğü’nün ...

E. sayılı dosyası üzerinden rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçilmiş olması nedeniyle asıl borçlunun kalan 140.703,24-’den sorumlu olduğu, davalı kefilin ise kefalet limiti olan 250.000-TL’den sorumlu olduğu belirtilmiş ve tahsilde tekerrür etmeme kaydıyla ödeme talebinde bulunulmuştur. Araç üzerindeki rehin teslime bağlı taşınır rehni niteliğinde olmadığından (Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 02.11.2015 tarihli 2015/10002 E., 2015/11357 K. sayılı emsal kararı), davacı bankanın aynı anda tahsilde tekerrür etmeme kaydıyla hem rehnin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi, hem de kefil hakkında ilamsız icra takibi yapmasına engel bir durum söz konusu değildir. Öte yandan iş bu davaya konu icra takibinde “tahsilde tekerrür etmeme” kaydı bulunmakta ise de ilk derece mahkemesince hüküm verilmeden önce, rehinli takibe konu araçların satıldığı tarafların kabulünde olup, bu durumda satış bedellerinin banka alacağını tamamen karşılamaya yeterli olup olmadığının, buna bağlı olarak davalı kefilin sorumlu olduğu bir borcun kalıp kalmadığının tespiti gerekir(Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 27.02.2018 tarihli 2016/19814 E., 2018/1011 K.

sayılı emsal kararı).Söz konusu rehinli icra takip dosyası incelendiğinde ise, 05.08.2015 tarihinde, toplam 334.622,49-TL alacağın şimdilik 212.748-TL’sinin tahsili amacıyla 2 adet rehinli araç üzerinden icra takibi başlatıldığı, dosya kapsamında mevcut İst. Anad. ....İcra Dairesi’nin ... Tlmt. Sayılı 22.03.2016 tarihli yazısında, 18.02.2016 tarihinde araçlardan birinin 34.050-TL ve diğerinin 132.000-TL bedelle satıldığının, ihalenin kesinleştiğinin belirtildiği, 18.04.2016 tarihli icra kapak hesabına göre tahsil edilen(ele geçen) 162.744,89-TL mahsup edildiğinde bakiye borcun 176.428,34-TL olduğunun belirtildiği görülmüştür.O halde iş bu dava tarihi itibariyle tahsil edilen tutarın dava konusu alacağın tamamını karşılamaya yetmediği açıktır, bu tahsilat davamıza konu icra takibinden sonra yapılan bir tahsilat olduğu için, tahsil edilen tutarın doğrudan bu takip tutarından düşülmesi mümkün değildir, ödeme tarihi olan 18.02.2016 tarihi itibariyle ilamsız icra dosyasında kapak hesabı yapıldığında ise davalının kefalet limitine yakın bir rakamın bulunacağı ortadadır.

Bu durumda ödemenin borcun tamamını karşılamaya yetmediği, ayrıca icra takibinin de tahsilde tekerrür etmeme kaydıyla yapıldığı dikkate alındığında, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığı sonuç ve kanaatine varılmış olup, açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle;Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 17.077,50- TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 4.269,37- TL harcın mahsubu ile bakiye 12.808,13- TLnin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,Davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, hükümden sonra davacı gider avansından karşılanan 56-TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,Gerekçeli kararın birer örneğinin taraflara tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.

24/10/2019

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.