Kesin haciz sırasındaki borç ikrarı bedelsizliği önler; ikrarı aşan kısımda ispat külfeti alacaklıdadır
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/6290 E. 2021/5240 K. · · İlk derece: İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Çek davacı defterlerinde ödeme kaydıyla muhasebeleştirilmişse borç ödeme amacıyla verildiği kabul edilir; teminat iddiası HMK 200 uyarınca senetle ispatlanmalı, ticari defter tek başına yetmez. Kesinleşmiş icra takibindeki haciz sırasında yapılan borç ikrarı ve ödeme taahhüdü (kesin haciz ihtiyati hacizden farklı olarak baskı ortamı sayılmaz) o miktar yönünden bedelsizliği önler; ikrarı aşan kısımda ise ispat külfeti alacaklıda olup HMK 222 uyarınca davalı defterleri istenerek eksiksiz inceleme yapılmadan ret kararı verilemez.
Ele alınan sorunlar
İkrar ve ödeme taahhüdüyle karşılanan 130.000 TL yönünden menfi tespit istemi → ret
İddia: Davacı, icra takibine dayanak çekin ticari ilişkinin teminatı olarak verildiğini, haciz baskısı altında borç kabulünde bulunduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Bilirkişi raporuna göre çek, davacı defterlerinde davalı hesabına ödeme kaydıyla muhasebeleştirildiğinden borç ödeme amacıyla verildiğinin kabulü gerekir; çekin teminat olduğu iddiası HMK 200 uyarınca senetle ispatlanmalıdır ve davacının kendi ticari defterleri tek başına bu iddiayı ispata yeterli değildir. Kesinleşmiş icra takibindeki haciz esnasında davacı temsilcisinin 130.000 TL'lik borcu kabul ve ödeme taahhüdü beyanı resmi makam önünde ikrar niteliğindedir; kesin haciz ortamı ihtiyati hacizden farklı olarak bir baskı ortamı sayılmadığından bu miktar yönünden bedelsizlikten söz edilemez ve menfi tespit isteminin reddi isabetlidir.
Gerekçe kaynağı: özgün
İkrarı aşan 35.000 TL yönünden eksik inceleme → kabul
Gerekçe: Çek borç ödeme amacıyla verildiğine göre, davacı temsilcisinin borç kabulü ve ödeme taahhüdüyle karşılanmayan 35.000 TL yönünden ispat külfeti davalı üzerindedir. Bu miktar yönünden taraf delilleri eksiksiz incelenmeden davanın reddi isabetli değildir; mahkemece HMK 222 uyarınca davalı şirkete defterlerini sunması için ihtarlı süre verilerek, taraf defterleri ile davalının çekin iade edildiğine dair maildeki beyanı da değerlendirilerek taraflar arasındaki asıl ilişkideki borç-alacak durumunu tespit edecek bilirkişi raporu alındıktan sonra karar verilmelidir; eksik araştırmaya dayalı ret bu nedenle bozmayı gerektirir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Kesin haciz sırasındaki borç ikrarının bağlayıcılığı ile ikrarı aşan kısımda ispat külfetinin dağılımı yönünden emsaldir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
menfi tespit↗ çekin bedelsizliği↗ borç ikrarı↗ ispat külfeti↗ senetle ispat (HMK 200)↗ ticari defterlerle ispat (HMK 222)↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/6290 E. , 2021/5240 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12.HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 17.04.2018 tarih ve 2016/1148 E- 2018/314 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 07.05.2020 tarih ve 2018/2489 E- 2020/465 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; davalının müvekkile toplam 456.170,41 TL tutarında 9 adet fatura kestiğini, bu faturalar karşılığında çek ve banka havaleleri ile toplam 452.873,77 TL tutarında davalı şirkete ödeme yapıldığı halde davalıya teminat olarak verilen 165.000.-TL bedelli çekinde takibe konulduğunu, müvekkilince haciz baskısı altında 130.000.-TL ödeme taahhüdünde bulunulduğunu, daha sonra da 10.000.-TL ödeme yapıldığını, davalıya 6.703,36 TL tutarında fazla ödeme yaptığını ileri sürerek icra takibi ve dava konusu çek nedeniyle borçlu bulunmadıklarının tespiti ile fazla ödenen 6.703,36 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; davacı şirket aleyhine 165.000.-TL bedelli çekin tahsili için icra takibi başlatıldığını ve takibin kesinleştiğini, haciz işlemi sırasında davacı şirket yetkilisi 217.8841,45 TL'lik borcun 130.000.-TL'sini kabul edilerek taksitler halinde ödeyeceğini taahhüt ettiğini, davacının fazladan ödediğini iddia ettiği 6.703,36 TL'nin haciz sırasında vermiş olduğu ödeme taahhüdü gereği ilk taksit olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; davacı yan kayıtlarında takip tarihi itibari ile halen 3.296,57 TL’lik borcun davalı alacaklıya ödenmesi gerektiği, ancak çek bedeli kadar borcun kayıtlarda görünmediği, icrai haciz esnasında davacı şirket yetkilisinin borcu kabul ettiğini ve ödeme taahhüdünü yazan icra zaptını imzaladığını, kesin haciz sırasındaki borç kabulü ve ödeme taahhüdünün bulunması durumunda artık bedelsizlikten bahsedilemeyeceği, kesin haciz ortamının bir haciz baskısı olmadığı, haciz baskısının ancak ihtiyati haciz gibi durumlarda söz konusu olacağı, davacının yetkili temsilcisinin borcu ikrarı ve ödeme taahhüdünde bulunmasının davacı şirketi kesin olarak bağlayıcı olacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesinde; haciz sırasında davacı şirket yetkilisi takibe konu borcun 130.000.-TL’lik kısmına yönelik beyanı resmi makamlar önünde ikrar ile borcun kabulü niteliğinde olduğundan davacı vekilinin şirket yetkilisinin beyanının haciz baskısı altında geçersiz olduğu yönündeki iddiası yerinde görülmediği, davaya konu çekin üzerinde teminat ya da bu anlama gelecek herhangi bir ibare bulunmadığı, davacı ticari defterine göre takip tarihi itibarıyla davalıya borçlu olup, çekin teminat senedi olduğuna ilişkin herhangi bir kayıt içermediği, davacı defterleri tek başına teminat iddiasını ispatı için yeterli olmadığı, davacının ticari defterlerine çekin davalıya ödeme olarak kaydedilmesi sonra da çekin davalının elinde bulunduğu halde iade edilmiş gibi kaydedilmesi de çekin teminat çeki olduğunu göstermediği anlaşılmakla çekin teminat amacıyla verildiği iddiasının HMK’nın 200.
maddesi ispatlanamadığı, davacının 10.000.-TL ödemeyi davaya konu takip için yaptığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, icra takibine dayanak çek nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti ve istirdat istemine ilişkindir.
Somut olayda; her ne kadar davacı vekili tarafından icra takibine dayanak çekin taraflar arasındaki ticari ilişkinin teminatı olarak verildiği ileri sürülmüşse de; dosyaya sunulan bilirkişi raporunda, icra takibine dayanak çekin davacı defterlerinde davalı hesabına ödeme kaydıyla muhasebeleştirildiğinin tespit edildiği anlaşılmakla, çekin borç ödeme amacıyla davalıya verildiğinin kabulü ile kesinleşen icra takibindeki haciz esnasında davacı temsilcisinin 130.000.-TL'lik borcun kabulü ve ödeme taahhüdü beyanı dikkate alınarak, bu miktar yönünden menfi tespit isteminin reddine kararı verilmesi isabetlidir.
Ancak, davacı temsilcisinin 130.000.-TL'lik borcu kabul ve ödeme taahüdünü aşan 35.000.-TL yönünden yeterli inceleme ve araştırma yapılmadan davanın reddine karar verilmesi isabetli değildir. Zira, davaya konu çek taraflar arasındaki ticari ilişki için borç ödeme amacıyla davalıya verildiğine göre, davacı temsilcisinin borcu kabul ve ödeme taahüdüyle karşılanmayan 35.000.- TL yönünden ispat külfetinin davalı üzerinde olduğu da gözetilerek taraf delilleri eksiksiz incelenerek karar verilmelidir. Bu durumda; mahkemece, 6100 sayılı HMK'nın 222. maddesi uyarınca davalı şirkete defterlerini sunması için ihtarlı süre verilerek, davalının defterlerini sunması halinde, taraf defterleri ile davalı yetkilisinin davacıya gönderdiği maildeki çekin iade edildiği beyanı da değerlendirilerek taraflar arasıdaki asıl ilişkide borç-alacak durumunu tespit edecek bilirkişi raporu dosyaya kazandırıldıktan sonra neticesine göre karar verilmesi gerekirken;
eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak davanın bu miktar yönünden de reddine karar verilmesi isabetli olmamış bu nedenle bölge adliye mahkemesi kararının davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz istemlerinin reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 21.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/695133800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz