6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Kefile kat ihtarı tebliğ edilmezse İİK 68/b son cümlesi uygulanmaz; kefil kefalet limitiyle sorumludur

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/5575 E. 2021/4430 K. ·

OnandıKesin

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Gerekçe özeti

Müşterek borçlu müteselsil kefil, asıl borçlunun borcundan kefalet limiti ve kendi temerrüdünün sonuçlarıyla sınırlı sorumludur; hesap kat ihtarı kefile tebliğ edilemezse İİK 68/b son cümlesi kefil bakımından uygulanmaz ve kefil ancak takip tarihinde temerrüde düşer. Kat tarihinden önce kabul edilen faiz alacağı akdi faiz niteliğinde asıl alacak sayılıp kat tarihine kadar akdi faiz işletilerek hesaplanır. Alacak kefalet limitini aşıyorsa kefil, limit ve buna takip tarihinden işleyen temerrüt faizi ile sorumludur; likit alacakta icra inkar tazminatına hükmedilir.

Ele alınan sorunlar

Temyiz sınırı (davalı temyizinin miktardan reddi) → ret

Gerekçe: Bölge Adliye Mahkemesinin, miktar veya değeri temyiz sınırını (hüküm tarihi itibariyle 72.070,00 TL) geçmeyen davalara ilişkin kararları kesindir. Kabul edilen dava değeri (5.500,00 TL asıl alacak) bu sınırın altında kaldığından karar davalı yönünden kesindir; bu nedenle davalı vekilinin temyiz istemi miktardan reddedilir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Müteselsil kefilin sorumluluğunun kapsamı ve temerrüt anı → kısmi kabul

Gerekçe: Müşterek borçlu ve müteselsil kefil, asıl borçlunun borcundan kefalet limiti ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçları ile sorumludur. Kefile gönderilen hesap kat ihtarı tebliğ edilemediğinden, İİK'nın 68/b maddesinin son cümlesi kefil bakımından uygulanamaz ve kefil ancak takip tarihi itibariyle temerrüde düşürülmüş sayılır. Protokolde 30.12.1994 tarihi itibariyle asıl alacağın bulunmadığı, 3.479,00 TL faiz alacağının olduğu kabul edilmişse de, o tarihte hesap henüz kat edilmediğinden bu tutarın akdi faiz niteliğinde asıl alacak sayılması ve kat tarihine kadar akdi faiz işletilerek hesaplanması gerekir; bu tutar kefalet limitini (5.500,00 TL) aştığından kefil takip tarihi itibariyle yalnızca kefalet limitinden ve buna takip tarihinden itibaren işletilecek %125 temerrüt faizinden sorumludur. Alacak likit/belirlenebilir olduğundan %40 icra inkar tazminatına hükmedilir. Hesap kat tarihi dikkate alındığında icra takibi hak düşürücü süre dolmadan başlatıldığından kefilin sorumluluğu devam eder. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

Kefile kat ihtarı tebliğ edilememesinin temerrüde ve kefalet limitine etkisi ile İİK 68/b son cümlesinin kefil bakımından uygulanmaması yönünde emsal.

Usul tespitleri

Hak düşürücü süre
Kefile karşı icra takibinin hak düşürücü süre içinde başlatılıp başlatılmadığı hesap kat tarihi esas alınarak belirlenir; süre dolmadan başlatılan takipte kefilin sorumluluğu devam eder.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
müşterek borçlu müteselsil kefil kefalet limiti temerrüt (kat ihtarının kefile tebliği) İİK 68/b akdi faiz / temerrüt faizi icra inkar tazminatı (likit alacak) hak düşürücü süre

Atıf yapılan mevzuat: HMK — HMK 362/1-aHMK Ek 1HMK 366HMK 346/2 · İİK — İİK 68/b

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2020/5575 E.  ,  2021/4430 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12.HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 08/03/2018 tarih ve 2013/350 E- 2018/267 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine-kısmen kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 21.05.2020 tarih ve 2018/1471 E- 2020/503 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, dava dışı Toprakbank A.Ş. ile Ferpa şirketi arasında akdedilen 15.10.1992 tarihli genel kredi sözleşmesinin davalı tarafından müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, sözleşmeler uyarınca kullandırılan kredilere ilişkin borcun ödenmemesi üzerine hesap kat edilerek borçlulara 22.03.2002 tarihli ihtarname gönderildiğini, ancak ödeme yapılmadığını, alacağın önce TMSF’ye ardından müvekkiline temlik edildiğini, alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibinin davalının haksız itirazı ile durduğunu, takip tutarı 1.703.372,00 TL ise de fazla kısımdan vazgeçilerek 1.186.465,00 TL’ye yönelik dava açtıklarını ileri sürerek 1.186.465,00 TL’lik kısma ilişkin itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %40’ından aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesince, davacı vekilince sunulan protokol hükümlerine göre, krediden kaynaklanan borç aslının ödendiği, 3.479,00 TL (6 sıfır atıldığında) faiz alacağının kaldığı, protokolün 4. maddesine göre protokol hükümlerinin ihlali halinde protokolün geçersiz hale geleceği ifade edilmiş ise de protokoldeki "30/12/1994 tarihi itibariyle asıl borcun ödendiği, faiz ve eklentilerinin 3.479,00 TL olduğu" beyanının tarafları bağlayacağı, o halde 30.12.1994 tarihi itibariyle davacının, davalı kefil ve dava dışı asıl borçludan 3.479,00 TL alacaklı olduğu, davalı kefil olup kat ihtarının kendisine tebliğ edilemediği, bu nedenle temerrüdün takiple gerçekleştiği, dolayısıyla davacının takip tarihi itibariyle kefilden sadece 3.479,00 TL talep hakkına sahip olduğu, gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının kısmen iptali ile takibin 3.479,00.-TL asıl alacak yönünden devamına, fazla talebin reddine, asıl alacağa takipten itibaren yıllık %125 oranında temerrüt faizi yürütülmesine, alacağın %40'ı üzerinden 695,80.-TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Karara karşı taraf vekillerince istinaf isteminde bulunulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince, kredi sözleşmeleri uyarınca asıl borçlu şirkete krediler kullandırıldığı, borcun ödenmemesi üzerine hesabın 21.03.2002 tarihi itibariyle kat edilerek borçlulara 22.03.2002 tarihli ihtarnamenin gönderildiği, davalı kefile gönderilen ihtarın tebliğ edilemediği, İİK.'nin 4949 sayılı Kanun ile değişik 68/b maddesinin son cümlesi hükmü kefil bakımından uygulamayacağı, bu nedenle davalı kefilin takip tarihi olan 11.01.2008 tarihi itibariyle temerrüde düşürüldüğünün anlaşıldığı, müşterek borçlu ve müteselsil kefiller, asıl borçlunun borcundan kefalet limiti ve kendi temerrütlerinin hukuki sonuçları ile sorumlu olduğu, dolayısıyla somut olayda davalı kefil takip öncesinde temerrüde düşürülmediğinden takip tarihi itibariyle dava dışı asıl borçlunun toplam borcundan kefalet limiti olan 5.500.-TL dahilinde sorumlu olacağı, 22.03.2002 tarihli hesap kat ihtarında, 31.03.1994 tarihli dönemde gösterilen hesap özetine tahakkuk eden.

faiz. vs eklendiğinde 21.03.2002 tarihi itibariyle borcun 196.697,00 TL olduğunun belirtildiği, takip talebinde de bu tutarın asıl alacak olarak talep edildiği, taraflar arasında akdedilen 27.02.1995 tarihli protokol hükümlerinin yerine getirildiğine dair bilgi veya belgeye rastlanılmadığı, bu protokolde 30.12.1994 tarihi itibariyle bankanın asıl alacağın bulunmadığı, 3.479.00 TL faiz alacağının bulunduğu kabul edilmiş ise de, o tarih itibariyle hesap henüz kat edilmediğinden 3.479,00 TL akdi faizin de asıl alacak olarak kabul edilmesi ve 21.03.2002 tarihine kadar bu tutara akdi faiz işletilerek kat tarihi itibariyle asıl alacak tutarının tespiti gerektiği, bu tutarın ise davalının kefalet limitinin çok üzerinde olacağı o halde davalının takip tarihi itibariyle yalnızca 5.500,00 TL asıl alacak tutarından ve bu tutara takip tarihinden itibaren işletilecek temerrüt faizinden sorumlu olduğunun kabulü gerektiği, asıl alacağa takipten itibaren sözleşme gereğince %75 olan akdi faize 50 puan ilavesi ile %125 temerrüt faizi işletilmesi gerektiği, alacak bilinebilir, belirlenebilir nitelikte olduğundan davalı aleyhine takip tarihinde geçerli olan %40 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiği, hesap kat tarihi dikkate alındığında, somut olayda icra takibinin hak düşürücü süre dolmadan başlatıldığı, dolayısıyla davalının kefil olarak sorumluluğunun devam ettiği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile itirazın kısmen iptaline, takibin 5.500,00 TL asıl alacak üzerinden ve bu tutara takip tarihinden itibaren %125 oranında temerrüt faizi yürütülmek suretiyle devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacak likit olmakla, kabul edilen 5.500.-TL alacağın %40’ı oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.

1- HMK'nın 6763 sayılı Kanun'un 42. maddesi ile değişik 362/1-a maddesi hükmüne göre, Bölge Adliye Mahkemelerinin miktar veya değeri 40.000,00 TL'ni geçmeyen davalara ilişkin verdiği kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz. Bu miktar, HMK'nın Ek 1. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm tarihi olan 2020 yılı itibariyle 72.070,00 TL'dir. Bölge Adliye Mahkemesince, davanın kısmen kabulüne, itirazın kısmen iptali ile takibin 5.500,00 TL üzerinden devamına karar verilmiştir. Bu durumda kabul edilen dava değeri yukarıda anılan madde hükmüne göre davalı yönünden temyiz sınırının altında kalmaktadır. HMK'nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanunun 346/2.

maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bir karar verilebileceğinden davalı vekilinin temyiz isteminin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelindiğinde, İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin miktardan REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 26.05.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/691281500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/1471 E. 2020/503 K.

Müteselsil kefilin sorumluluğu kefalet limitiyle sınırlıdır ve kendi temerrüdünden itibaren işler

Gerekçe özeti

Müşterek borçlu ve müteselsil kefil, asıl borçlunun borcundan (asıl borçlunun temerrüdü dahil) kefalet limiti ve kendi temerrütünün hukuki sonuçları ile sorumludur. Hesap kat ihtarı kefile tebliğ edilemediği takdirde kefil bu tarihte değil, ancak icra takibinin kendisine tebliğ edildiği tarihte temerrüde düşürülmüş sayılır; asıl borçlu için geçerli olan İİK 68/b'nin son cümlesindeki tebliğ karinesi kefil bakımından uygulanmaz. Kefilin sorumluluğu, asıl alacağın gerçek tutarı ne olursa olsun, sözleşmede belirlenen kefalet limitiyle sınırlıdır.

Emsal değeri

Müteselsil kefilin, asıl borçluya yapılan hesap kat ihtarının kendisine tebliğ edilememesi halinde ne zaman temerrüde düşeceği ve sorumluluğunun kefalet limitiyle sınırlı olacağı hususunda emsal niteliğindedir; kararda bu noktada Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin emsal kararlarına da atıf yapılmıştır.

Kavramlar: müteselsil kefalet kefalet limiti temerrüt hesap kat ihtarı hak düşürücü süre icra inkar tazminatı kötüniyet tazminatı faize faiz yasağı

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/1471

KARAR NO 2020/503

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 08/03/2018

NUMARASI 2013/350 Esas-2018/267 Karar

DAVA

İtirazın İptali (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 21/05/2020

Davanın kısmen kabulüne yönelik hükmün taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili, dava dışı ... A.Ş. ile ... Ltd. Şti. arasında akdedilen 15.10.1992 tarihli genel kredi sözleşmesinin davalı tarafından müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, sözleşmeler uyarınca kullandırılan kredilere ilişkin borcun ödenmemesi üzerine hesap kat edilerek borçlulara 22.03.2002 tarihli ihtarname gönderildiğini, ancak ödeme yapılmadığını, alacağın önce TMSF’ye ardından müvekkiline temlik edildiğini, alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibinin davalının haksız itirazı ile durduğunu, takip tutarı 1.703.372-TL ise de fazla kısımdan vazgeçilerek 1.186.465-TL’ye yönelik dava açtıklarını ileri sürerek 1.186.465-TL’lik kısma ilişkin itirazın iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili yasal sürede davaya cevap vermemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, alınan iki bilirkişi raporunda bir takım hesaplamalar yapılmış ise de bilirkişilerce saptanan hususlar da nazara alınarak mahkemece bir değerlendirme yapıldığı, bizzat davacı vekilince sunulan protokol hükümlerine göre, GKS'den kaynaklanan borç aslının ödendiği, 3.479,00.-TL faiz alacağının kaldığı, protokolün 4.maddesine göre protokol hükümlerinin ihlali halinde protokolün geçersiz hale geleceği ifade edilmiş ise de protokoldeki "30/12/1994 tarihi itibariyle asıl borcun ödendiği, faiz ve eklentilerinin 3.479,00 TL olduğu" beyanının tarafları bağlayacağı, o halde 30/12/1994 tarihi itibariyle davacının, davalı kefil ve dava dışı asıl borçludan 3.479,00.-TL alacaklı olduğu, davalı kefil olup kat ihtarının kendisine tebliğ edilemediği, bu nedenle temerrüdün takiple gerçekleştiği, dolayısıyla davacının takip tarihi itibariyle kefilden sadece 3.479,00.-TL talep hakkına sahip olduğu, asıl alacağa takipten itibaren sözleşme gereğince %75 olan akdi faize 50 puan ilavesi ile %125 temerrüt faizi işletilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının kısmen iptali ile takibin 3.479,00.-TL asıl alacak yönünden devamına, fazla talebin reddine, asıl alacağa takipten itibaren yıllık %125 oranında temerrüt faizi yürütülmesine, alacağın %40'ı üzerinden 695,80.-TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili (katılma yoluyla)istinaf dilekçesinde özetle;

1- Temerrüt tarihine ilişkin itirazlarının dikkate alınmadığını, kat ihtarının davalıya tebliğ edildiğinin kabulünün gerektiğini, dolayısıyla 2002 yılından itibaren temerrüt faizi işletilmesi gerektiğini, 2-Geçersiz protokol hükümlerine göre karar verilmesinin doğru olmadığını, dolayısıyla protokolde belirtilen borç tutarının hükme esas alınamayacağını, protokolde gereğinin yerine getirilmemesi halinde banka kayıtları dikkate alınarak takibe geçilebileceğinin kabul edildiğini, bu hüküm gereğince 30.03.1994 tarihindeki hesap özetindeki borca sözleşmede kararlaştırılan faiz işletilerek 2002 yılında takipte talep edilen asıl alacak tutarının kat edildiğini, yine protokoldeki 2500 TL senede ilişkin olup tahsilat yapılmadığını belirterek hükmün kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

1- Davacı taleplerinin hak düşürücü süre nedeniyle sakıt olduğu hususunun dikkate alınmadığını, 2-Müvekkili aleyhine kötüniyetli olduğu kanaatiyle icra inkar tazminatına hükmedilmesinin doğru olmadığını, doğru olsa bile %20 oranında olması gerektiğini, 3-Rapora itirazları dikkate alınmaksızın hüküm kurulduğunu, taraflar arasında akdedilen Protokolde belirlenen borcun ödenmiş olduğunun tespit edildiğini, şartlarının yerine getirilmediği hususunda ispat külfetinin davacıda olduğunu, ayrıca protokoldeki borç miktarının tarafları bağlamayacağını, kaldı ki takip tarihinin 16.09.11 olarak kabul edilmesi gerektiğini, 4-Davacının icra takibinde kötüniyetli olması nedeniyle talepleri gibi kötüniyet tazminatına karar verilmesi gerektiğini belirterek hükmün kaldırılmasını ve davanın reddini, kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

GEREKÇE

Dava, Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibinde vâki itirazın kısmen iptali istemine ilişkindir. Dosya kapsamında mevcut delillerden, banka ile dava dışı ... Ltd. Şti. arasında 15.10.1992 tarihli 2.000-TL bedelli (yeni para birimi ile) Genel Kredi Sözleşmesi ve 14.12.1992 tarihli 500-TL bedelli, 15.02.1993 tarihli 500-TL, 10.05.1993 tarihli 2.500-TL ek kredi sözleşmeleri akdedildiği, davalının bu sözleşmeleri müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, bu sözleşmeler uyarınca asıl borçlu şirkete krediler kullandırıldığı, borcun ödenmemesi üzerine hesabın 21.03.2002 tarihi itibariyle kat edilerek borçlulara 22.03.2002 tarihli ihtarnamenin gönderildiği, asıl borçlu ve davalı kefile gönderilen ihtarname tebligatlarının 25.03.2002 tarihi itibariyle bila tebliğ iade edildiği, İ.İ.K'nun 4949 sayılı Yasa ile değişik 68/b maddesinin son cümlesi hükmü kredi borçlusu yönünden uygulanabilir ise de kefil bakımından uygulama yerinin bulunmadığı, buna göre asıl borçlunun 27.03.2002 tarihi, davalı kefilin ise takip tarihi olan 11.01.2008 tarihi itibariyle temerrüde düşürüldüğü tespit edilmiştir.

Öte yandan müşterek borçlu ve müteselsil kefiller, asıl borçlunun borcundan (asıl borçlunun temerrüdü dahil) kefalet limiti ve kendi temerrütlerinin hukuki sonuçları ile sorumludur (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 07.03.2017 tarihli 2016/13721 E., 2017/1838 K. sayılı ve 21.12.2016 tarihli 2016/6502 E., 2016/16085 K. sayılı emsal kararları). Dolayısıyla somut olayda davalı kefil takip öncesinde temerrüde düşürülmemiş ise de, takip tarihi itibariyle dava dışı asıl borçlunun toplam borcundan kefalet limiti olan 5.500-TL dahilinde sorumlu olacaktır. Dava konusu icra takibi 196.697-TL asıl alacak, 1.506.535-TL işlemiş faiz(21.03.2002-11.01.2008), 140-TL ihtiyati haciz vekalet ücreti olmak üzere toplam 1.703.372-TL üzerinden asıl alacağa %130 temerrüt faizi talebiyle başlatılmış, iş bu davada fazla talepten vazgeçildiği belirtilerek 1.186.465-TL’na yönelik itirazın iptali talep edilmiştir.

Bu davada talep edilen tutarın ne kadarının asıl alacak ve ne kadarının işlemiş faize yönelik olduğu açıklanmamış ise de, herhangi bir alacak kalemine ilişkin talepten açıkça vazgeçilmediğine bu tutarın 196.697-TL’sinin asıl alacağa, 140-TL’sinin ihtiyati haciz vekalet ücretine ve kalanının da işlemiş faize yönelik olduğu kabul edilmiştir.

22. 03.2002 tarihli hesap kat ihtarında, 31.03.1994 tarihli dönemde gösterilen hesap özetine tahakkuk eden. faiz. vs eklendiğinde 21.03.2002 tarihi itibariyle borcun 196.697- TL olduğu belirtilmiş, takip talebinde de bu tutar asıl alacak olarak talep edilmiştir. Dosya kapsamında mevcut ve taraflar arasında akdedilen 27.02.1995 tarihli Protokol hükümlerinin yerine getirildiğine dair bilgi veya belgeye rastlanılmamıştır, bu protokolde 30.12.1994 tarihi itibariyle bankanın asıl alacağın bulunmadığı, 3.479-TL faiz alacağının bulunduğu kabul edilmiş ise de, o tarih itibariyle hesap henüz kat edilmediğinden 3.479-TL akdi faizin de asıl alacak olarak kabul edilmesi ve 21.03.2002 tarihine kadar bu tutara akdi faiz işletilerek(faize faiz yürütülmesinin istinası olduğundan) kat tarihi itibariyle asıl alacak tutarının tespiti gerekir.

Bu tutarın ise davalının kefalet limitinin çok üzerinde olacağı açıktır, o halde davalının takip tarihi itibariyle yalnızca 5.500-TL asıl alacak tutarından ve bu tutara takip tarihinden itibaren işletilecek temerrüt faizinden sorumlu olduğunun kabulü gerekmiştir. Dava konusu genel kredi sözleşmesinin temerrüt faizini düzenleyen 44.2 m. uyarınca, temerrüt faiz oranının, yetkili mercilerce veya bankaca tespit edilmiş ....en yüksek genel kredi faiz oranına veya ileride artırıldığı takdirde bunlardan artmış en yüksek kredi faiz oranına 50 puan ilave edilmek suretiyle bulunacağı kabul edilmiştir. Dosya kapsamında mevcut banka tarafından BDDK ve TMSF’ye gönderilen 21.05.2002 tarihli faiz oranlarını gösterir yazıya göre akdi faiz oranlarının 11.02.2002-31.03.2002 arası %80, 01.04.2002 ve devamında %75 olduğu görülmüş, bilirkişilerce %75 oran esas alınarak 50 puan ilavesiyle temerrüt faiz oranının %125 olduğu tespit edilmiştir.

Alacak likit (bilinebilir, belirlenebilir) nitelikte olduğundan davalı aleyhine takip tarihinde geçerli olan %40 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön görülmediği gibi, davalı tarafça yasal sürede talep edilmeyen kötüniyet tazminatı talebi de haklı görülmemiştir. Öte yandan dava konusu hesap kat tarihi dikkate alındığında, somut olayda icra takibinin TBK 598.m. uyarınca hak düşürücü süre dolmadan başlatıldığı, dolayısıyla davalının kefil olarak sorumluluğunun devam ettiği kabul edilmiştir. O halde ilk derece mahkemesince yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ise de, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK 353(1)b-2 m.

uyarınca hükmün kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353(1)b-1 m. uyarınca ESASTAN REDDİNE, Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜNE; İstanbul 2.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/03/2018 tarihli 2013/350 E., 2018/267 K. sayılı hükmünün HMK 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın KISMEN KABULÜ ile; davalının İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasındaki vaki itirazının KISMEN İPTALİNE; takibin 5.500-TL asıl alacak üzerinden ve bu tutara takip tarihinden itibaren %125 oranında temerrüt faizi yürütülmek suretiyle devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, Alacak likit olmakla, kabul edilen 5.500- TL alacağın %40’ı oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, Davalı tarafın şartları oluşmayan kötüniyet tazminatı talebinin reddine,” İlk derece mahkemesine ilişkin olarak;

"Alınması gereken 375,70- TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan 1.300-TL bilirkişi ücreti, 98-TL tebligat müzekkere gideri olmak üzere toplam 1.398- TL yargılama giderinin kabul ve red oranı dikkate alınarak 6,48-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafça yapılan yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Davacı vekili için hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir edilen 3.400-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davalı vekili için hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir edilen 74.133,78- TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine," Davalıdan alınması gereken 237,65- TL istinaf karar harcından davalı tarafından peşin yatırılan 60,90- TL harcın mahsubu ile bakiye 176,75- TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, Davacı tarafından yatırılan 35,90-TL istinaf karar harcının davacıya iadesine, Hükümden sonra taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin takdiren üzerlerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 21/05/2020

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.