6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Resmi şekle tabi taşınmaz devir sözleşmesinin geçersizliği cezai şartı da geçersiz kılar

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/5121 E. 2021/4758 K. · · İlk derece: 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari satım

Gerekçe özeti

Resmi şekle tabi taşınmaz satım/devir sözleşmesi bu şekle uyulmadan yapılmışsa geçersizdir; taşınmazın sonradan tapuda resmen devredilmesi bu geçersizliği gidermez. Geçersiz sözleşmede kararlaştırılan cezai şart da geçersiz olup buna dayalı talep reddedilir. Ayrıca Bölge Adliye Mahkemesinin temyiz sınırının altında kalan davalara ilişkin kararları kesin olup, bunlara yönelik temyiz istemi miktardan reddedilir.

Ele alınan sorunlar

Asıl davada temyiz sınırı (miktardan ret) → ret

Gerekçe: Bölge Adliye Mahkemesinin, miktar veya değeri temyiz sınırını (hüküm tarihi itibariyle 58.800,00 TL) geçmeyen davalara ilişkin kararları kesindir; asıl davada uyuşmazlık değeri bu sınırın altında kaldığından karar kesindir. Kesin kararların temyiz istemi hakkında Bölge Adliye Mahkemesince karar verilmesi gerekmekle birlikte Yargıtay da bu yönde karar verebileceğinden, asıl davaya yönelik temyiz istemi miktardan reddedilir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Geçersiz sözleşmeye dayalı cezai şart (birleşen dava) → ret

İddia: Birleşen dava davacısı, 31.07.2010 tarihli taşınmaz devir protokolüne aykırılık nedeniyle cezai şart alacağının bulunduğunu, tarafların edimlerini ifasından sonra dürüstlük kuralı gereği geçersizlik iddiasının ileri sürülemeyeceğini ve bu alacağın asıl davada takas-mahsuba konu edilebileceğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Taşınmaz satışına ilişkin sözleşme ve devir protokolü resmi şekilde yapılmadığından geçersizdir; taşınmazın sonradan tapuda resmi şekilde devredilmiş olması geçersiz sözleşmeye geçerlilik kazandırmaz ve resmi devir sırasında tapu siciline adi sözleşmeye/protokole ilişkin bir şerh de konulmamıştır. Geçersiz protokolde kararlaştırılan cezai şart hükmü de geçersiz olduğundan, buna dayalı birleşen davanın reddi gerekir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

Resmi şekle tabi sözleşmenin geçersizliğinin cezai şartı da geçersiz kıldığı ve sonraki tapu devrinin bu geçersizliği gidermediği yönünde emsal.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
resmi şekil şartı taşınmaz satış sözleşmesinin geçersizliği cezai şart takas-mahsup def'i temyiz sınırı / kararın kesinliği

Atıf yapılan mevzuat: HMK — HMK 362/1-aHMK Ek 1HMK 366HMK 346/2

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2020/5121 E.  ,  2021/4758 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16.03.2018 tarih ve 2014/1252 E. - 2018/269 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine,istinaf isteminin esastan reddine-kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 10.10.2019 tarih ve 2018/1419 E. - 2019/1264 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı Toksar İnşaat ve Yapı Malzemeleri San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 31.05.2021 günü hazır bulunan davacı-karşı davalı vekili Av. ... ile davalı-karşı davacı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı.

Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Asıl davada davacı vekili, taraflar arasında 2008 yılından beri mal satışına ilişkin cari hesap ilişkisi olduğunu ve bu alacağa ilişkin açılan itirazın iptali davasının kabul edildiğini, temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğini, o davada davalının davacıya talep edilen tutarın üzerinde borçlu olduğunun tespit edildiğini, bu nedenle davacının bakiye alacağının tahsili amacıyla dava konusu icra takibinin başlatıldığını, ancak davalının takas-mahsup definde bulunarak borca itiraz ettiğini, oysa davalının takas iddiasının gerçekte olmayan bir alacağa yönelik olduğunu, davalının 31.07.2010 tarihli sözleşmeye aykırı davranıldığını ileri sürerek cezai şart alacağı olduğunu ileri sürdüğünü, ancak sözleşme resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olup bu sözleşmeye dayalı cezai şart koşulunun da geçersiz olduğunu iddia ederek itirazın iptali ile takibin devamına, %20 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Asıl davada davalı vekili, taraflar arasında akdedilen 31.07.2010 tarihli gayrimenkul karşılığı pencere aksesuarı satım sözleşmesi ve bu sözleşme ile birlikte imzalanan gayrimenkul devir protokolüne aykırı davranılmış olması nedeniyle davalının 230.000,00 TL

cezai şart alacağının bulunduğunu, davacı sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürmüş ise de tarafların edimlerini yerine getirmelerinden sonra dürüstlük ve iyi niyet kuralı gereği bu yönde bir iddia ileri sürülemeyeceğini, davalının takasa konu alacağı nedeniyle davacının icra takibine konu borcunun sona erdiğini, takas-mahsup defini tekrarladıklarını, alacak davasının kabulü halinde bu davanın reddinin gerektiğini savunarak davanın reddi ile kötü niyet tazminatı istemiştir.

Birleşen davada davacı vekili, taraflar arasında akdedilen 31.07.2010 tarihli gayrimenkul karşılığı pencere aksesuarı satım sözleşmesi ile devir protokolüne aykırı davranılmış olması nedeniyle davacının 230.000,00 TL cezai şart alacağının bulunduğunu iddia ederek 230.000,00 TL cezai şart alacağının 22.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Birleşen davada davalı vekili, davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi’nce, tarafların ticari defter kayıtlarına göre takip tarihi itibariyle davacının davalıdan bakiye 25.656,12 TL alacağının bulunduğu, dolayısıyla asıl davada davacının haklı olduğu, birleşen davada ise birleşen dava davalısının taraflar arasında düzenlenen protokolün 3. ve 4. maddelerine aykırı davrandığı, birleşen dava davacısı lehine cezai şart koşullarının oluştuğu, ancak davacı tarafça talep edilen 230.000,00 TL tutarındaki cezai şartın davalı şirketin ''ekonomik mahvına'' sebebiyet vereceği sonucuna varılmakla cezai şart tutarından takdiren % 75 oranında indirim yapıldığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulü ile 57.500,00 TL tutarında cezai şartın sözleşmenin ihlal edildiği 22.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazla talebin reddine karar verilmiş, hükme karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi’nce, asıl davanın, cari hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vâki itirazın iptali istemine; birleşen davanın ise taşınmaz satım sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart alacağının tazmini istemine ilişkin olduğu, asıl davada davacının 25.656,12 TL cari hesap alacağının olduğu hususunun tarafların kabulünde olup uyuşmazlığın, birleşen davaya konu cezai şart isteminin haklı olup olmadığı, haklı ise asıl davada takas-mahsup def’ine konu edilip edilemeyeceği ve miktar olarak birleşen dava davalısının mahvına neden olup olmayacağı noktalarında toplandığı, birleşen davaya konu 31.07.2010 tarihli taşınmaz satışına ilişkin sözleşmenin ve taşınmaz devir protokolünün resmi şekilde yapılmadığı için geçerli olmadığı, taşınmazın daha sonra tapuda resmi şekilde devrinin tamamlanmış olmasının da geçersiz olan sözleşmeye geçerlilik kazandırmayacağı, öte yandan tapuda resmi şekilde yapılan devir sırasında da alıcı tarafından tapu siciline 31.07.2010 tarihli adi şekilde yapılan sözleşmeye ve protokole ilişkin bir şerh konulmadığı, bu durumda adi şekilde yapılmış ve geçersiz olan 31.07.2010 tarihli Taşınmaz Devir Protokolünün 5.

maddesi ile kararlaştırılan cezai şarta ilişkin hükmün de geçersiz olduğu, ilk derece mahkemesince geçersiz sözleşme ve geçersiz cezai şart koşuluna dayalı olarak açılan birleşen davanın reddi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle asıl dava davalısı-birleşen dava davacısı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl dava davacısı-birleşen dava davalısı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile birleşen davaya ilişkin hükmün kaldırılmasına ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, asıl dava davalısı-birleşen dava davacısı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

(1)Asıl davaya yönelik temyiz itirazları bakımından; HMK’nın 6763 sayılı Kanun'un 42. maddesi ile değişik 362/1-a maddesi hükmüne göre, Bölge Adliye Mahkemelerinin miktar veya değeri 40.000,00 TL’yi geçmeyen davalara ilişkin verdiği kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz. Bu miktar, HMK’nın Ek 1. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm tarihi itibariyle 58.800,00 TL’dir.

Dava değeri, 25.656,12 TL olan somut uyuşmazlıkta, mahkemece davanın kabul ve red olunan bölümünün, yukarıda anılan madde hükmüne göre temyiz sınırının altında kaldığı anlaşılmaktadır. HMK’nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı kanunun 346/2. maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bu yolda karar verilebileceğinden, asıl dava davalısı-birleşen dava davacısının kesin olan asıl davada verilen karara yönelik temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.

(2)Birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince; İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıdaki (1) nolu bend uyarınca asıl dava davalısı-birleşen dava davacısının asıl davaya yönelik temyiz isteminin miktardan REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, asıl dava davalısı-birleşen dava davacısının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin, asıl dava davalısı-birleşen dava davacısından alınarak asıl dava davacısı-birleşen dava davalısına verilmesine, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, istek halinde aşağıda yazılı 425,10 TL harcın temyiz eden birleşen dava yönünden-birleşen davada davacı Toksar İnşaat ve Yapı Malzemeleri San.

ve Tic. Ltd. Şti.'ye iadesine, 03.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/681392200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/1419 E. 2019/1264 K. · Diğer usuli işlem

Adi şekilde yapılan taşınmaz satış sözleşmesindeki cezai şart koşulunun geçersizliği

Gerekçe özeti

Taşınmaz satışına ilişkin sözleşmelerde resmi şekil, TBK 237 (mülga BK 213) uyarınca bir geçerlilik şartıdır; adi yazılı şekilde düzenlenen taşınmaz satım sözleşmesi ve buna bağlı devir protokolü geçersizdir. Taşınmazın sonradan resmi şekilde devrinin tamamlanmış olması, adi şekilde kurulan sözleşmeye geçerlilik kazandırmaz; resmi devir sırasında adi sözleşmeye ilişkin tapu şerhi de konulmamışsa bu sonuç değişmez. Geçersiz sözleşmenin içerdiği cezai şart koşulu da geçersiz olduğundan, bu koşula dayalı alacak talebi ve buna bağlı takas-mahsup defi reddedilir.

Emsal değeri

Taşınmaz satışına ilişkin adi şekilde düzenlenen sözleşme ve buna bağlı protokolün resmi şekil şartına uyulmaması nedeniyle geçersiz olduğu, bu geçersizliğin sözleşmede kararlaştırılan cezai şart koşulunu da kapsadığı ve sonradan resmi devrin tamamlanmasının bu geçersizliği ortadan kaldırmadığı yönündeki tespit, benzer uyuşmazlıklarda bölgesel ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: itirazın iptali cezai şart taşınmaz satım sözleşmesi resmi şekil şartı geçerlilik şartı takas-mahsup defi cari hesap alacağı

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/1419

KARAR NO 2019/1264

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 16/03/2018

NUMARASI 2014/1252 E.- 2018/269 K.

ASIL DAVA

İtirazın İptali (Ticari Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)

BİRLEŞEN DAVA

Tazminat (Ticari Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 10/10/2019

Asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü.

ASIL DAVA

Davacı vekili, taraflar arasında 2008 yılından beri mal satışına ilişkin cari hesap ilişkisi olduğunu ve bu alacağa ilişkin açılan İtirazın İptali davasının kabul edildiğini, temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğini, o davada davalının müvekkiline talep edilen tutarın üzerinde borçlu olduğunun tespit edildiğini, bu nedenle müvekkilinin bakiye alacağının tahsili amacıyla dava konusu icra takibinin başlatıldığını, ancak davalının takas-mahsup definde bulunarak borca itiraz ettiğini, oysa davalının takas iddiasının gerçekte olmayan bir alacağa yönelik olduğunu, davalının 31.07.2010 tarihli sözleşmeye aykırı davranıldığını ileri sürerek cezai şart alacağı olduğunu ileri sürdüğünü, ancak sözleşme resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olup bu sözleşmeye dayalı cezai şart koşulunun da geçersiz olduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına, %20 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

ASIL DAVAYA CEVAP

Davalı vekili, taraflar arasında akdedilen 31.07.2010 tarihli gayrimenkul karşılığı pencere aksesuarı satım sözleşmesi ve bu sözleşme ile birlikte imzalanan gayrimenkul devir protokolüne aykırı davranılmış olması nedeniyle müvekkilinin 230.000-TL cezai şart alacağının bulunduğunu, davacı sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürmüş ise de tarafların edimlerini yerine getirmelerinden sonra dürüstlük ve iyiniyet kuralı gereği bu yönde bir iddia ileri sürülemeyeceğini, müvekkilinin takasa konu alacağı nedeniyle davacının icra takibine konu borcunun sona erdiğini, takas-mahsup defini tekrarladıklarını, alacak davasının kabulü halinde bu davanın reddinin gerektiğini savunarak davanın reddini ve %20 kötüniyet tazminatıına hükmedilmesini istemiştir.

BİRLEŞEN DAVA

Davacı ... Ltd. Şti. vekili, davalı tarafça taraflar arasında akdedilen 31.07.2010 tarihli gayrimenkul karşılığı pencere aksesuarı satım sözleşmesi ile devir protokolüne aykırı davranılmış olması nedeniyle müvekkilinin 230.000-TL cezai şart alacağının bulunduğunu ileri sürerek 230.000-TL cezai şart alacağının 22.06.2012 tarihindne itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

BİRLEŞEN DAVAYA CEVAP

Davalı vekili, davalının takas iddiasının gerçekte olmayan bir alacağa yönelik olduğunu, müvekkilince daha önce açılan davada da ileri sürüldüğünü ancak mahkemece kabul edilmediğini, ayrıca sözleşme resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olup bu sözleşmeye dayalı cezai şart koşulunun da geçersiz olduğunu, yine ifa ve cezai şartın birlikte talep edilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, tarafların ticari defter kayıtlarına göre takip tarihi itibariyle davacının davalıdan bakiye 25.656,12- TL alacağının bulunduğu, dolayısıyla asıl davada davacının haklı olduğu, birleşen davada ise birleşen dava davalısının taraflar arasında düzenlenen protokolün 3 ve 4. maddelerine aykırı davrandığı, birleşen dava davacısı lehine cezai şart koşullarının oluştuğu, öte yandan davacı tarafça talep edilen 230.000- TL tutarındaki cezai şartın davalı şirketin ''ekonomik mahvına'' sebebiyet vereceği sonucuna varılmakla cezai şart tutarında takdiren % 75 oranında indirim yapıldığı gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile davalının icra takibine itirazının iptaline, birleşen davanın kısmen kabulü ile 57.500- TL tutarında cezai şartın sözleşmenin ihlal edildiği 22/06/2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazla talebin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Asıl Dava Davacısı-Birleşen Dava Davalısı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

1- Birleşen davada, müvekkili aleyhine açılan menfi tespit davasında verilen kararın 443568 nolu 50.000-TL bedelli çekin, devir protokolü uyarınca verilmiş bir çek olduğuna karine teşkil etmediğini, ayrıca bu protokolün müvekkilini zarara uğratma kastı ile düzenlendiği iddiasıyla şikayetçi olunması üzerine ceza davası açıldığını, bu davanın sonucunun bekletici mesele yapılmamasının doğru olmadığını, 2-Devir protokolü resmi şekilde düzenlenmediğinden geçersiz olup, dolayısıyla cezai şart koşulunun da geçersiz olduğunu,3-Protokolün geçerli olduğunun kabulü halinde dahi cezai şart koşullarının oluşmadığını, hem ifa hem cezai şart talep edilemeyeceğini, ayrıca kabul anlamına gelmemek üzere, cezai şart tutarında yapılan indirimin makul ve hakkaniyetli olmadığını, zira müvekkilinin ekonomik yıkım içinde olduğunun bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, dava öncesi temerrüt söz konusu olmadığı halde 22.06.2012 tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin de doğru olmadığını belirterek birleşen davaya ilişkin hükmün kaldırılmasını ve birleşen davanın reddini istemiştir.

Asıl Dava Davalısı-Birleşen Dava Davacısı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

1- Asıl davada takas definin dikkate alınmadığını, oysa takasa konu alacak nedeniyle asıl davadaki davacı alacağı sona erdiğinden asıl davanın reddinin, birleşen davanın ise takas-mahsuptan kalan kısım yönünden kabulünün gerektiğini,2-Birleşen davada cezai şart tutarında indirime gidilmesi doğru olmadığı gibi, indirim oranının da çok yüksek olduğunu, cezai şartın ancak davalının ekonomik mahvına neden olacağının tespiti halinde makul ve hakkaniyete uygun düzeyde indirilebileceğini, 3-Birleşen davada reddedilen kısım yönünden müvekkili aleyhine 16.300-TL vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını belirterek hükmün kaldırılmasını, asıl davanın reddi ile davacı aleyhine tazminata hükmedilmesini, birleşen davanın kabulünü istemiştir.

GEREKÇE

Asıl dava, cari hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vâki itirazın iptali istemine; birleşen dava ise taşınmaz satım sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart alacağının tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yukarıda açıklanan gerekçelerle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir. Asıl davada davacının 25.656,12-TL cari hesap alacağının olduğu hususu tarafların kabulünde olup; uyuşmazlık, birleşen davaya konu cezai şart isteminin haklı olup olmadığı, haklı ise asıl davada takas-mahsup def’ine konu edilip edilemeyeceği ve miktar olarak birleşen dava davalısının mahvına neden olup olmayacağı noktalarında toplanmaktadır.6098 sayılı TBK’nin 237.(818 sayılı mülga BK'nin 213.) maddesi ''Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için sözleşmenin resmi şekilde düzenlenmesi şarttır.'' hükmünü içermektedir.

Anılan hüküm bir geçerlilik şartıdır. Dolayısıyla düzenlenme anında resmi şekilde yapılmamış olan bir sözleşme geçerli kabul edilemez. (Aynı yönde HGK 01.07.2008 tarih 3589-8256 kararı) Somut olayda birleşen davaya konu 31.07.2010 tarihli taşınmaz satışına ilişkin sözleşme ve taşınmaz devir protokolü resmi şekilde yapılmadığı için geçerli değildir. Taşınmazın daha sonra tapuda resmi şekilde devrinin tamamlanmış olması da geçersiz olan sözleşmeye geçerlilik kazandırmaz. Öte yandan tapuda resmi şekilde yapılan devir sırasında da alıcı tarafından tapu siciline 31.07.2010 tarihli adi şekilde yapılan sözleşmeye ve protokole ilişkin bir şerh de konulmamıştır. Bu durumda adi şekilde yapılmış ve geçersiz olan 31.07.2010 tarihli Taşınmaz Devir Protokolünün 5.

maddesi ile kararlaştırılan cezai şarta ilişkin hüküm de geçersizdir. (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 18.12.2018 tarihli 2018/2972 E., 2018/6691 K. sayılı ve 24.10.2016 tarihli 2016/3141 E., 2016/13872 K. sayılı emsal kararları). O halde ilk derece mahkemesince geçersiz sözleşme ve geçersiz cezai şart koşuluna dayalı olarak açılan birleşen davanın reddi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ne var ki bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, HMK 353(1)b-1 m. uyarınca asıl dava davalısı-birleşen dava davacısı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, HMK 353(1)b-2 m. uyarınca asıl dava davacısı-birleşen dava davalısı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile birleşen davaya ilişkin hükmün kaldırılmasına ve birleşen davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Asıl dava davalısı-birleşen dava davacısı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353(1)b-1 m. uyarınca ESASTAN REDDİNE,Asıl dava davacısı-birleşen dava davalısı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE; Bakırköy 3.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/1252 Esas- 2018/269 Karar sayılı ve 16/03/2018 tarihli birleşen davaya ilişkin hükmünün HMK.'nun 353(1)b-2 maddesi gereği KALDIRILMASINA; "Birleşen davanın REDDİNE,”İlk Derece Yargılamasına ilişkin olarak;"Birleşen davada alınması gereken 44,40-TL harcın, 3.927,85- TL peşin harçtan mahsubu ile 3.883,45- TL fazla harcın talep halinde davacıya iadesine,Birleşen davada davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,Birleşen davada davalı tarafça yapılan yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Birleşen davada davalı vekili için AAÜT uyarınca takdir olunan 19.750- TL nispi vekalet ücretinin davacı ...Ltd.

Şti.’nden alınarak davalıya ödenmesine, Karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine"İstinaf yoluna başvuran asıl dava davalısı-birleşen dava davacısından asıl davaya ilişkin alınması gereken 1.752,56- TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 438,20- TL harcın mahsubu ile bakiye 1.314,36- TL’nin, ayrıca birleşen davaya ilişkin alınması gereken 44,40-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 35,90- TL nin mahsubu ile bakiye 8,50- TL harcın asıl dava davalısı-birleşen dava davacısından alınarak hazineye gelir kaydına,istinaf başvuru harcı olarak yatırılan 98,10-’ar TL’nin hazineye irad kaydına,İstinaf yoluna başvuran asıl dava davacısı-birleşen dava davalısı tarafından yatırılan 982- TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, istinaf başvuru harcı olarak yatırılan 98,10- TL’nin hazineye irad kaydına,Asıl dava davalısı-birleşen dava davacısı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, asıl dava davacısı-birleşen dava davalısı tarafça yapılan 56-TL istinaf yargılama giderinin asıl dava davalısı-birleşen dava davacısından alınarak kendisine ödenmesine,Gerekçeli kararın birer örneğinin taraflara tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 10/10/2019

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.