6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Geçerli rehin sözleşmesine dayanan banka tahsilatının haksız sayılamaması

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/5165 E. 2021/5367 K. · · İlk derece: 9. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesin

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Banka / kredi / finans

Gerekçe özeti

Bir şirketin, üçüncü kişilerin kredi borçları için banka ile yazılı rehin sözleşmesi akdederek mevduat hesaplarındaki varlıklarını rehin göstermesi hâlinde, borçluların muaccel borçlarını ödememesi üzerine bankanın geçerli rehin hakkına dayanarak bu hesaplardan yaptığı tahsilat haksız sayılamaz; haksızlığı iddia eden bunu ispatla yükümlüdür. Nispi harca tabi menfi tespit isteminde eksik harç kesin süre içinde tamamlanmaz ve dava yenilenmezse dava açılmamış sayılır.

Ele alınan sorunlar

Eksik nispi harcın tamamlanmaması nedeniyle menfi tespit davasının açılmamış sayılması → ret

Gerekçe: Dava dilekçesinin içeriğinden menfi tespit isteminin, tahsilat yapılan toplam tutar üzerinden nispi harca tabi olduğu anlaşıldığından davacıya eksik harcı tamamlaması için kesin süre verilmiş, ancak verilen kesin süre içinde eksik harç ikmal edilmediğinden Harçlar Kanunu 30 ve HMK 150/1 uyarınca menfi tespit istemi işlemden kaldırılmış; yasal süre içinde yenileme talebinde de bulunulmadığından menfi tespite ilişkin davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Rehin sözleşmesine dayalı tahsilatın haksızlığı ve istirdat istemi → ret

İddia: Davacı, üçüncü kişi (dava dışı şirketlerin) borçlarından dolayı hesaplarından yapılan kesintinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, rehin verme talimatı vermediğini ve SPK'ya tabi şirket olarak üçüncü kişiler lehine teminat/rehin veremeyeceğini ileri sürerek tahsil edilen tutarın istirdadını istemiştir.

Gerekçe: Davacı şirket, dava dışı iki şirketin kredi borçları için davalı banka ile yazılı rehin sözleşmeleri akdederek bankadaki bütün mevduat hesaplarındaki varlıklarını rehin göstermiş, genel kredi sözleşmelerinde rehin veren sıfatıyla kaşe ve imzası bulunmaktadır. Kredi borçlularının muaccel borçlarını ödememesi üzerine, geçerli olduğu anlaşılan rehin sözleşmeleri uyarınca davalı bankanın rehin hakkına sahip olduğu mevduat hesaplarından tahsilat yapması haklıdır; davacının bankaya hitaben yazdığı yazılardan da rehin haklarının verildiği ve borçlar ödenmeyince tahsilat yapıldığı anlaşılmaktadır. Davacı haksız tahsilat iddiasını ispatlayamadığından istirdat istemi reddedilmiştir. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

Üçüncü kişi borçları için verilen geçerli rehne dayanan banka tahsilatının haksız sayılamayacağı ve eksik nispi harç tamamlanmadığında davanın açılmamış sayılacağı yönünden emsal değeri taşır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
rehin sözleşmesi menfi tespit istirdat nispi harç / harç tamamlama açılmamış sayılma ispat yükü

Atıf yapılan mevzuat: HMK — HMK 150/1 · Harçlar Kanunu — Harçlar Kanunu 30

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2020/5165 E.  ,  2021/5367 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 20.12.2017 tarih ve 2015/580 E. - 2017/1151 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 04.11.2019 tarih ve 2018/1436 E. - 2019/1364 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 21.06.2021 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalılardan Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş. vekilleri Av. ... ile Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı.

Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davacının, davalı banka nezdinde mevcut 4 ayrı hesabından haksız olarak toplam 4.266.162,47 TL para çekildiğini, davalı bankadan işlemlere ilişkin bilgi ve belgeler temin edilip incelendiğinde davacının müteselsil borçlu/kefil/rehin veren sıfatı ile sorumlu olmadığı kanaatine varıldığını, dava dışı Yayla Denizcilik ..Ltd. Şti. ve Çakıl Denizcilik ..Ltd. Şti. borçlarından dolayı davacı hesaplarından kesinti yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının davalı bankaya rehin verme yönünde bir talimat da vermediğini, ayrıca davacının SPK’na tabi olduğunu bilen/bilmesi gereken davalı bankanın davacının istisnai haller dışında üçüncü kişiler lehine teminat, rehin, ipotek ve kefalet veremeyeceğini bilmesi gerektiği halde hukuka aykırı işlem yaptığını, belirterek rehin sözleşmesi ve genel kredi sözleşmeleri kapsamında davacının müteselsil borçlu/kefil/rehin veren sıfatları ile sorumlu olmadığının tespiti ile, davacıdan haksız ve hukuka aykırı olarak tahsil edilen tutardan şimdilik 10.000.-TL’nin kesintinin yapıldığı tarihten itibaren avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili 14.03.2016 tarihli dilekçesinde, hakları atiye kalmak kaydıyla menfi tespit taleplerinden şimdilik vazgeçtiklerini, haksız fiil nedeniyle tahsil edilmiş bedelin tahsilini talep ettiklerini belirtmiştir.

Davalı vekili, dava konusu işlemlerin davacının yazılı talep ve talimatları doğrultusunda, sözleşmeler ve taahhütlere dayalı olarak, yasa, sözleşme ve bankacılık uygulamalarına uygun olarak gerçekleştirildiğini, davacının imzalamış olduğu rehin sözleşmelerini genel kurullarında ilan ettiğini, bağımsız denetim raporlarında açıkladığını, internet yoluyla ve ticaret sicil gazetesinde de ilan ettiğini, ayrıca rehnettiği hesaplarından borçlar için tahsilat yapılması yönünde talimat verdiğini, bu tahsilatları da aynı şekilde bildirip ilan ettiğini, hesaplarına ilişkin süreçlerden her zaman haberdar olan, tahsilatı borçları için verdiği şirketlere borç-alacak kayıtlarında muhasebeleştiren ve rehin verdiği şirketlerde oluşan alacağı için bu şirketlerden senet ve teminat alan, işlemlerin üzerinden yıllarca ve son tahsilatların üzerinden 1 yıldan fazla süre geçmesine karşılık itirazda bulunmayan davacının davasının haksız olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının dava dilekçesinde harca esas değerin 10.000,00 TL olarak bildirilip, bu miktar üzerinden harç yatırılmış ise de dilekçenin 2. Sayfası ve tüm içeriğinden davalı banka tarafından tahsilat yapılan toplam 4.266.162,47 TL tutarındaki miktar yönünden rehin sözleşmesi ve Genel Kredi Sözleşmeleri kapsamında sorunlu olmadığının tespitini istediği anlaşılmakla davanın belirlenen bu miktar yönünden nispi harcın yatırılarak davanın açılması gerektiği düşüncesiyle davacı tarafa eksik harcı tamamlaması için süre verilmiş ise de verilen kesin süre içerisinde eksik harç ikmal edilmediğindan Harçlar Kanun'nun 30.

HMK 150/1. maddeleri uyarınca menfi tespite ilişkin istemin işlemden kaldırılmasına karar verildiği, yargılama sürecinde davacı tarafça yasal süreç içerisinde yenileme talebinde bulunulmadığından menfi tespite ilişkin davanın açılmamış sayılmasına karar vermek gerektiği, davacı şirketin her iki dava dışı şirketle yapılan Genel Kredi Sözleşmelerinde rehin veren sıfatıyla kaşe ve imzasının bulunduğu, davacı Mega Polietilen şirketinin dava dışı Yayla Denizcilik Şirketi ile yine dava dışı Çakıl Denizcilik Şirketinin kredi borçları için davacı banka ile yazılı şekilde akdetmiş olduğu rehin sözleşmeleri ile davalı bankada bulunan bütün mevduat hesaplarında yer alan bütün varlıklarını rehin olarak gösterdiği, kredi borçluları durumunda olan dava dışı Yayla Denizcilik şirketi ile Çakıl Denizcilik Şirketinin muacer kredi borçlarını ödememeleri üzerine kredi alacaklısı durumunda olan davalının, geçerli olduğu anlaşılan rehin sözleşmeleri uyarınca üzerinde rehin hakkına sahip olduğu davacı şirkete ait mevduat hesaplarından haklı olarak tahsilat yaptığı, rehin yükümlüsü davacı şirketin davalı bankaya hitaben yazdığı 28/05/2014 tarihli yazılardan da davacı şirket tarafından davalı bankaya dava konusu rehin haklarının verildiği ve kredi borçlularının borçlarını ödememesi üzerine davalı bankanın davacı şirkete ait mevduat hesaplarındaki varlıklardan tahsil ettiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle menfi tespit istemine ilişkin davanın açılmamış sayılmasına, haksız tahsilat nedeni ile alacak istemine ilişkin davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.

Bölge adliye mahkemesince, davacı vekilince menfi tespit davasına ilişkin açık bir istinaf nedeni ileri sürülmemiş olmakla menfi tespit davasına ilişkin hükmün kesinleştiği, davacının haksız tahsilat iddiasını ispat edemediği, ilk derece mahkemesince istirdat davasının reddi yönünde verilen kararda bir isabetsizlik görülmediği, gerekçesiyle davacının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.

Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 14,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 24.06.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/681157700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/1436 E. 2019/1364 K.

Rehin veren sıfatıyla imzalanan genel kredi sözleşmesinden sorumluluk

Gerekçe özeti

Genel kredi sözleşmesini rehin veren sıfatıyla imzalayan ve sözleşmede rehin limiti belirtilmeyen bir kişi için, sözleşmede rehnin borcun ferileriyle birlikte tamamen ödeninceye kadar devam edeceği öngörülmüşse, rehin hakkı süresiz olarak geçerlidir. Rehin veren, talimat yazısı ile rehinli hesaptan tahsilat yetkisi vermişse, bu yetkiye dayalı tahsilat hukuka aykırı sayılmaz. Genel işlem koşullarına ilişkin itiraz dilekçeler teatisi aşamasında ileri sürülmemişse ve karşı taraf muvafakat etmemişse sonradan dikkate alınmaz; ayrıca sözleşme 818 sayılı BK döneminde akdedilmişse, sonradan yürürlüğe giren TBK'nın genel işlem koşulu hükümleri o sözleşmeye uygulanmaz.

Emsal değeri

Limitsiz rehin sözleşmesinde rehnin borcun ferileriyle birlikte ödeninceye kadar süreceği ve genel işlem koşulu itirazının dilekçeler teatisi sonrası ileri sürülemeyeceği ile eski kanun döneminde akdedilen sözleşmelere sonraki kanunun genel işlem koşulu hükümlerinin uygulanmayacağı yönündeki tespitler açısından emsal niteliktedir.

Kavramlar: menfi tespit istirdat rehin sözleşmesi genel kredi sözleşmesi müteselsil borçluluk genel işlem koşulları TMK 954

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/1436

KARAR NO 2019/1364

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 20/12/2017

NUMARASI 2015/580 E.- 2017/1151 K.

DAVA

Menfi Tespit-İstirdat(Genel Kredi ve Rehin Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 04/11/2019

Davanın kısmen açılmamış sayılmasına, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü.

DAVA

Davacı vekili, müvekkilinin davalı banka nezdinde mevcut 4 ayrı hesabından haksız olarak toplam 4.266.162,47-TL para çekildiğini, davalı bankadan işlemlere ilişkin bilgi ve belgeler temin edilip incelendiğinde müvekkilinin müteselsil borçlu/kefil/rehin veren sıfatı ile sorumlu olmadığı kanaatine varıldığını, dava dışı ....Ltd. Şti. ve ...Ltd. Şti. borçlarından dolayı müvekkili hesaplarından kesinti yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin davalı bankaya rehin verme yönünde bir talimat da vermediğini, ayrıca müvekkilinin SPK’na tabi olduğunu bilen/bilmesi gereken davalı bankanın müvekkilinin istisnai haller dışında üçüncü kişiler lehine teminat, rehin, ipotek ve kefalet veremeyeceğini bilmesi gerektiği halde hukuka aykırı işlem yaptığını, bu şekilde hem müvekkilinin hem de yatırımcıların zarar görmesine neden olduğunu ileri sürerek rehin sözleşmesi ve genel kredi sözleşmeleri kapsamında müvekkilinin müteselsil borçlu/kefil/rehin veren sıfatları ile sorumlu olmadığının tespiti ile, müvekkilinden haksız ve hukuka aykırı olarak tahsil edilen tutardan şimdilik 10.000-TL’nin kesintinin yapıldığı tarihten itibaren avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili 14.03.2016 tarihli dilekçesinde, hakları atiye kalmak kaydıyla menfi tespit taleplerinden şimdilik vazgeçtiklerini belirtmiştir.

CEVAP

Davalı vekili, dava konusu işlemlerin davacının yazılı talep ve talimatları doğrultusunda, sözleşmeler ve taahhütlere dayalı olarak, yasa, sözleşme ve bankacılık uygulamalarına uygun olarak gerçekleştirildiğini, şöyle ki davacının imzalamış olduğu rehin sözleşmelerini genel kurullarında ilan ettiğini, bağımsız denetim raporlarında açıkladığını, internet yoluyla ve ticaret sicil gazetesinde de ilan ettiğini, ayrıca rehnettiği hesaplarından borçlar için tahsilat yapılması yönünde talimat verdiğini, bu tahsilatları da aynı şekilde bildirip ilan ettiğini, hesaplarına ilişkin süreçlerden her zaman haberdar olan, tahsilatı borçları için verdiği şirketlere borç-alacak kayıtlarında muhasebeleştiren ve rehin verdiği şirketlerde oluşan alacağı için bu şirketlerden senet ve teminat alan, işlemlerin üzerinden yıllarca ve son tahsilatların üzerinden 1 yıldan fazla süre geçmesine karşılık itirazda bulunmayan davacının, anlaşılamayan bir nedenle ihtilaf yaratmaya çalıştığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı vekili bila tarihli dilekçesinde, davacı tarafın menfi tespit davasını geri almasına muvafakat etmediklerini beyan etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacının menfi tespit talebine ilişkin olarak eksik harcın tamamlatılması yönünde verilen süreye rağmen harç eksikliğinin giderilmemiş olması nedeniyle dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği, yenileme talebinde de bulunulmadığı, davacının SPK ile düzenlenmiş halka açık anonim şirket olmasının bir şirketin ticari faaliyetlerine ve ticari işlemlerine doğrudan bir etkisinin olmadığı, dava dışı....Ltd. Şti. ve....Ltd. Şti. ile davalı arasında akdedilen Genel Kredi Sözleşmelerinde davacı şirketin rehin veren sıfatıyla kaşe ve imzasının bulunduğu, ayrıca dava dışı ... Ltd. Şti. borçlarına ilişkin düzenlenen Rehin Sözleşmesinde de davacının rehin veren olarak yer aldığı, yine davacı şirketin davalı bankaya hitaben yazdığı 28/05/2014 tarihli yazılardan da davacı şirket tarafından davalı bankaya dava konusu rehin haklarının verildiğinin ve kredi borçlularının borçlarını ödememesi üzerine davalı bankanın davacı şirkete ait mevduat hesaplarındaki varlıklardan tahsil ettiğinin anlaşıldığı, öte yandan davanın taraflarının her ikisinin de tacir olması nedeniyle davacının genel işlem koşullarına ilişkin itirazının dikkate alınmadığı gerekçesiyle menfi tespit davasının açılmamış sayılmasına, haksız tahsilat nedeniyle alacak istemli davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

1- ...Ltd. Şti. için rehin sözleşmesi sunulamadığını, çekilen tutarın ne kadarının bu firma borcuna mahsup edildiğinin araştırılmadığını,2-Davalı banka teyit yazılarında rehne ilişkin bir ibare bulunmadığını, çek teslim bordroları ve döküm şemasından da görüleceği üzere müvekkili adına verilen çekler tahsile verilmiş olmasına rağmen çeklerin niteliği değiştirilip çeklerin ödemelerini rehin/teminata alarak hukuka aykırı tahsil yoluna gidildiğini, bilirkişi raporunda ve gerekçeli kararda bu hususa değinilmediğini, SPK’na tabi bir şirketin rehin veremeyeceğini davalının bilmesi gerektiğini, 3-Genel kredi sözleşmesinin hiçbir sayfasında müvekkilinin imzasının bulunmadığını, sadece 19.sayfasında olduğunu, dolayısıyla teminat, rehin ve kefaletle ilgili hükümlerden dolayı sorumluluğu olmadığını,ne kadarlık tutar için rehin verildiğinin de belirsiz olduğunu, kredi limitinin belirtildiği sayfada ise imzasının olmadığını, 4-Genel kredi sözleşmelerinin TBK döneminde imzalandığını, genel işlem koşullarının ise taciler yönünden de değerlendirilmesi gerektiğini belirterek hükmün kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir.

GEREKÇE

Dava, genel kredi sözleşmesinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti ve haksız tahsil edilen tutarların istirdatı istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yukarıda açıklanan gerekçelerle menfi tespit davasının açılmamış sayılmasına, istirdat davasının reddine karar verilmiş, davacı vekilince menfi tespit davasına ilişkin açık bir istinaf nedeni ileri sürülmemiş olmakla menfi tespit davasına ilişkin hüküm kesinleşmiştir.Dosya kapsamında mevcut delillerden, davacı banka ile dava dışı ... A.Ş. arasında 12.03.2009 tarihli 5.000.000-TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesi, dava dışı ... Ltd. Şti arasında 15.05.2012 tarihli 3.000.000-TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, davacının her iki sözleşmeyi de rehin veren sıfatıyla imzaladığı, sözleşmelerin Rehne ilişkin 38.1.1.

m. ile rehnin müşterinin asaleten ve kefaleten doğmuş doğacak borçlarını kapsadığının, 38.2.1.m. ile rehin hakkının borcun ferileriyle birlikte tamamen ödeninceye kadar devam edeceğinin hüküm altına alındığı, ayrıca davalı banka, ... A.Ş. ve davacı arasında Rehin Sözleşmesi akdedildiği görülmüş olup, sözleşmelerde rehin limiti belirtilmemiş olduğundan 38.2.1.m. uyarınca borcun ferileriyle birlikte ödenmesine kadar rehnin devam ettiğinin kabulü gerekmiştir (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 15.03.2016 tarihli 2015/16648 E., 2016/4575 K. sayılı emsal kararı).Yine dosya kapsamında mevcut, davacının 10.04.2014 tarihli yazısı üzerine bankanın verdiği cevabi yazıda 31.03.2014 itibariyle davacı hesaplarındaki faizsiz bakiyenin ve blokajlı tutarın bildirildiği görülmüş, 28.05.2014 tarihli iki ayrı talimat yazısı incelendiğinde ise, davacının, dava dışı asıl borçluların davalı bankaya olan borçlarının 20.06.2014 tarihine kadar ödeyememeleri halinde kendisinin banka nezdindeki rehinli hesabından tahsil edilmesini talep ettiği görülmüştür.

Davacı şirket 10.06.2015 tarihli 2014 yılı olağan genel kurul toplantı tutanağında, ... ve ...’ın kredileri için davalı banka tarafından bloke edilen vadeli mevduatın 4266.146,48-TL’nin bu şirketlerin davalıya olan kredi bakiyelerinden mahsup edildiğinin ve bu işlemle ilgili olarak bu firmalara toplam 702.717,93-TL vade farkı tahakkuk ettirilerek şirketin kaybının önlendiği yönünde karar alındığı, bu tutanağın 23.06.2014 tarihli sicil gazetesinde ilan edildiği, ayrıca davacının SPK’na tabi olması nedeniyle 6 aylık dönemlerle internet sitesinde duyurular yaptığı, bu kapsamda 31.12.2013 tarihli ve 30.06.2014 tarihli finansal tabloları açıklayıcı notlarında, blokeli vadeli mevduatına ilişkin bilgiler verdiği görülmüştür.

Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davacının dava dışı .... A.Ş. ile ...Ltd. Şti.’nin borçları için banka lehine vermiş olduğu rehnin TMK 954 vd m. uyarınca geçerli olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.Bilirkişi kök raporunda, tarafların ilişkisinin takip edildiği açık hesapta 19.06.2014 itibariyle 1,01-TL olduğu, davacının davalı banka nezdindeki 3 ayrı katılım hesabındaki 4.266.162,48-TL’nin davacının...cari hesabına virman edildiği, bu tutarın 1.021.416,13-TL’sinin davacı ile grup şirketi olan ... , 3.244.746,35-TL’sinin ... adına tahsil edildiği, ... adına yapılan bu tahsilat ile, aynı gün davacının ...hesabına virman yaparak aynı tutarda alacak kaydettiği, aynı şekilde ...

adına yapılan tahsilatın da alacak kaydedildiği belirtilmiş olup, bu durumda davacının, tahsilatın ne kadarının ... adına yapıldığının incelenmediği yönündeki iddiasına itibar edilmediği gibi;

28. 05.2014 tarihli talimat yazısı ile rehinli hesabından tahsilat yetkisi veren davacının iş bu davada “bir kısım çekler tahsile verilmiş olmasına rağmen çeklerin niteliği değiştirilip çeklerin ödemeleri rehin/teminata alınarak hukuka aykırı tahsil edildiği” yönündeki iddiası da haklı görülmemiştir. Öte yandan davacı dilekçeler teatisi aşamasında Genel İşlem Koşullarına ilişkin bir iddiada bulunmadığından, 16.03.2017 tarihli dilekçesinde dile getirdiği ve karşı tarafça açıkça muvafakat edilmeyen bu itirazı dikkate alınamaz. Kaldı ki her iki kredi sözleşmesi de 818 sayılı BK döneminde düzenlenmiş olduğundan, daha sonra yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nın Genel İşlem Koşullarına ilişkin hükümlerinin somut olayda uygulama yeri bulunmamaktadır.O halde davacı haksız tahsilat iddiasını ispat edememiş olup, ilk derece mahkemesince istirdat davasının reddi yönünde verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle;Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 44,40-TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 35,90- TL nin mahsubu ile bakiye 8,50- TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,Gerekçeli kararın birer örneğinin taraflara tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 04/11/2019

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.