6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Tacir, ithal malına düşen gümrük yükünü bilmediğini ileri süremez

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/2947 E. 2021/4246 K. · · İlk derece: İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesin

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari satım

Gerekçe özeti

Yurt dışından ithal edilecek malın satımında alıcı tacir, mala tahakkuk edecek gümrük vergisi ve diğer vergilerden sorumlu olduğunu bilmediğini tacir sıfatı gereği ileri süremez; hata veya hile ispatlanamadıkça bu gerekçeyle sözleşmeden dönemez, dönerse borçlu temerrüdüne düşen taraf olur ve ödediği bedelin iadesini isteyemez.

Ele alınan sorunlar

Tacirin gümrük yükümlülüğünü bilmediği iddiası ve sözleşmeden dönme → ret

İddia: Davacı, ithal edilecek araca tahakkuk eden gümrük vergisi ve diğer vergileri yüksek bularak sözleşmeden döndüğünü, ödediği bedelin iadesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Yurt dışından ithal edilecek araca gümrük vergisi, KDV vb. vergilerin tahakkuk edeceğini ve bunlardan alıcının sorumlu olduğunu, tacir sıfatını taşıyan davacı bilmediğini ileri süremez; sözleşme kurulurken yanıldığı veya davalının hilesine uğradığı ispatlanamamıştır. Bu durumda davacının sözleşmeden dönmesi haklı olmayıp borçlu temerrüdüne düşen sözleşen konumundadır; satış bedelinin iadesi istemi ve buna dayalı itirazın iptali talebi yerinde değildir (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi).

Emsal değeri

Tacirin basiret yükümlülüğü gereği ithal mala düşen gümrük yüklerini bilme ödevi ve haksız dönmenin sonucu bakımından emsal.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
basiretli tacir hata / hile sözleşmeden dönme borçlu temerrüdü

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2020/2947 E.  ,  2021/4246 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 11.12.2017 tarih ve 2013/316 E- 2017/884 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 18.04.2019 tarih ve 2018/389 E- 2019/572 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanun'un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle

dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davacı şirket ile davalı şirket arasındaki ticari ilişkiden dolayı davalı şirketin hesabına 38.000 USD ödendiğini, ödemenin karşılığında ticari emtianın alınmadığını, söz konusu tutarın davalının kayıtlarında mevcut olduğuna dair davalının 20.04.2013 tarihli mutabakat mektubu verdiğini, müvekkili şirketin ticari emtianın alımından vazgeçtiğini, ödenen 38.000 USD’nin iadesini istediğini, yapılan şifahi ve e-posta görüşmelerinin netice vermediğini, bunun üzerine davalı şirket aleyhine ilamsız takip başlatıldığını, davalı tarafın itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptalini talep etmiştir.

Davalı vekili, davacının siparişi üzerine 1950 model Cadillac marka otomobilin satışı için anlaştıklarını, davalının yurt dışında yaptığı araştırmalar sonunda aracı koleksiyon değerinin çok altında bir bedelle temin ettiğini ancak davacının, aracın gümrük işlemleri tamamlanması aşamasında gümrük vergisini yüksek bularak aracı satın almaktan vazgeçtiğini, aracın gümrükte daha fazla bekletilmesi durumunda araca el konularak millileştirilmesi söz konusu olacağından, davalı tarafından tekrar transit ithalat yolu ile Kıbrıs'a gönderildiğini, burada bir depoda tutulduğunu, davacı tarafa da aracı buradan alabilecekleri konusunda bilgi verildiğini, şahsa özel tasarlanmış araç için davalının gümrük işlemleri masrafları, ardiye masrafları, lojistik şirketi masrafları gibi masraflar yaptığını, aracın ithal edildiği firmaya ödemede bulunduğunu, ticari satım sözleşmesinin davacı tarafça tek taraflı olarak feshedilemeyeceğini, davalının bu sözleşme ilişkisine güvenerek ithalat ve izin işlemlerini yürütüp sonuçlandırdığını, bir takım masraflar yaptığını, mal için verilen diğer cazip teklifleri kaçırdığını, davacının TTK’nın 21.maddesi gereğince basiretli bir tacir gibi davranmak zorunda olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, yapılan yargılama, toplanan delilere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava konusu aracın gümrük beyannamesi tarihindeki vergilerinin 43.619,64 USD olduğu, yine araç satıcısına ödenen 20.000,00 USD'de dikkate alındığında aracın maliyetinin 63.619,64 USD olduğu, davalının aldığı meblağ 38.000 USD dikkate alındığında aracın maliyetinin bile karşılanmadığının anlaşıldığı, taraflar arasında aksine bir anlaşma olmadığına göre araç maliyeti vergi miktarları hayatın olağan akışına göre, dava konusu aracın gümrük vergisi ve diğer giderlerin davacıya ait olduğu, davacı tarafın tacir olduğu da dikkate alındığında, dava konusu araca ait gümrük vergisi vs. giderlerin yaklaşık maliyetlerini bilmesi gerektiği, davalının dosyaya yansıyan bir hilesi de görülmediğinden davacının davasının haksız olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karara karşı, davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.

Bölge adliye mahkemesince dava konusu klasik oto satış sözleşmesi gereği davacının yurt dışından ithal edilmesi söz konusu olan dava konusu araca gümrük vergisi, KDV vb. vergilerin tahakkuk ettirileceği ve bu vergiden kendisinin (alıcının) sorumlu bulunduğunu bilmediğini tacir sıfatı gereği ileri süremeyeceği, davacının sözleşme kurulurken yanılmasının ve/veya davalının hilesine uğramasının davacı tarafından ispatlanamadığı, davacının, davalı tarafından kabul edilmeyen, sözleşmeden dönmesinin haklı bulunmadığı, davacının borçlu temerrüdü nedeniyle sözleşmeyi ihlal eden sözleşen durumunda olduğundan satış bedelinin iadesi istemine ilişkin isteminin yerinde olmadığı, bu nedenle icra takibine borçlunun itirazı haklı olup davacının itirazın iptali talebinin reddine ilişkin hükümde isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 14,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 29.04.2021

tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/670217500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/389 E. 2019/572 K.

Tescilsiz araç satışında sözlü satış sözleşmesinin geçerliliği

Gerekçe özeti

Trafik siciline henüz tescil edilmemiş araçların satışı için kanunda bir şekil şartı öngörülmediğinden, bu tür araçların satışına ilişkin sözlü sözleşmeler TBK 12. madde gereği geçerlidir. Yurt dışından ithal edilecek bir aracın gümrük vergisi ve benzeri masraflarının satış bedeline dahil olmadığını ve bu masraflardan alıcının sorumlu olduğunu bilmediğini, tacir sıfatı taşıyan alıcı basiretli tacir yükümlülüğü gereği ileri süremez; bu konuda yanıltıldığı veya hileye uğradığı iddiası ispatlanmadıkça sözleşmeden dönme haklı sayılmaz ve teslim almaktan kaçınan taraf borçlu temerrüdüne düşmüş sayılarak ödenen bedelin iadesini talep edemez.

Emsal değeri

Trafik siciline henüz tescil edilmemiş araçların satışında, 2918 sayılı KTK'nun 20/2-d maddesindeki resmi şekil zorunluluğunun uygulanmayacağı ve tescilsiz araç satışının sözlü sözleşme ile de geçerli şekilde yapılabileceği yönündeki tespit, bölgesel ikna edici emsal değeri taşımaktadır.

Kavramlar: tescilsiz araç satışı sözlü satış sözleşmesi mutlak butlan şekil şartı hile aydınlatma yükümlülüğü basiretli tacir borçlu temerrüdü alacaklı temerrüdü ardiyeye tevdi itirazın iptali

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/389

KARAR NO 2019/572

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 11/12/2017

NUMARASI 2013/316 Esas 2017/884 Karar

DAVA

İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 18/04/2019

Davanın reddine ilişkin hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasındaki ticari ilişkiden dolayı davalı şirketin .. Bankası Ortaklar Cad.Şubesindeki ... no.lu hesabına 38.000.- USD ödendiğini, ödemenin karşılığında ticari emtianın alınmadığını, söz konusu tutarın davalının kayıtlarında mevcut olduğuna dair davalının 20.04.2013 tarihli mutabakat mektubu verdiğini, müvekkili şirketin ticari emtianın alımından vazgeçtiğini, ödenen 38.000- USD’nin iadesini istediğini, yapılan şifahi ve e-posta görüşmelerinin netice vermediğini, bunun üzerine davalı şirket aleyhine İstanbul ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile ilamsız takip başlatıldığını, davalı tarafın itirazı üzerine takibin durduğunu;

itirazın iptaline, takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının siparişi üzerine 1950 model Cadillac marka otomobilin satışı için anlaştıklarını, müvekkili şirketçe 09.11.2012 tarihinde gümrük beyannamesi ile ..... adlı firmadan ithal edildiğini, bu esnada davacı tarafından satış bedeli 38.000- usd’nin müvekkili hesabına gönderildiğinin teyit edilmesi talebi üzerine mutabakat mektubunun iyi niyetle imzalandığını, müvekkilinin yurt dışında yaptığı araştırmalar sonunda aracı koleksiyon değerinin çok altında bir bedelle temin ettiğini ancak davacının, aracın gümrük işlemleri tamamlanması aşamasında gümrük vergisini yüksek bularak aracı satın almaktan vazgeçtiğini, aracın gümrükte daha fazla bekletilmesi durumunda araca el konularak millileştirilmesi söz konusu olacağından, müvekkili tarafından tekrar transit ithalat yolu ile Kıbrıs'a gönderildiğini , davacı tarafa da aracı buradan alabilecekleri konusunda bilgi verildiğini, aracın emanet sözleşmesi ile ....

Ltd. şirketinin garajında davacı adına bekletildiğini,şahsa özel tasarlanmış araç için müvekkilinin gümrük işlemleri masrafları , ardiye masrafları, lojistik şirketi masrafları gibi masraflar yaptığını, aracın ithal edildiği firmaya ödemede bulunduğunu, müvekkilinin belgeleyeceği zararlarının davacının ödediği tutarın üzerinde olduğunu,6098 sayılı B.K.mad.106’daki “Yapma veya verme edimi gereği gibi kendisine önerilen alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş olur.” hükmüne göre davacının alacaklı temerrüdüne düştüğünü, 107.madde de ise alacaklının temerrüdü halinde borçlu, hasar ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere, teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir.Tevdi yerini, ifa yerindeki hâkim belirler.

Bununla birlikte ticari mallar, hâkim kararı olmadan da bir ardiyeye tevdi edilebilir" hükmüne yer verildiğini,aracın da ticari mal kapsamında olup hâkim kararına gerek duyulmadan ardiyeye sevk edildiğini, kaldı ki malı teslim almak sadece bir hak değil aynı zamanda bir yükümlülük olup bu durumda davacının bu yükümlülüğünü ihlal etmesinin “borçlu temerrüdü” hükümlerinin uygulanması sonucunu doğurduğunu,müvekkilinin seçimlik haklardahn davacı alacaklıdan gecikmiş edimi olan malın teslim alınması ve mala ait verginin ödenmesini istediğini, aynca TBK mad.111’de “Borçlunun kusuru olmaksızın, alacağın kime ait olduğunda veya alacaklının kimliğinde duraksama sebebiyle ya da alacaklıdan kaynaklanan diğer kişisel bir sebeple borç, alacaklıya veya temsilcisine ifa edilemezse borçlu, alacaklının temerrüdünde olduğu gibi, tevdi ya da sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir.” hükmüne yer verildiğini,ticari satım sözleşmesinin davacı tarafça tek taraflı olarak feshedilemeyeceğini, müvekkilinin bu sözleşme ilişkisine güvenerek ithalat ve izin işlemlerini yürütüp sonuçlandırdığını, bir takım masraflar yaptığını, mal için verilen diğer cazip teklifleri kaçırdığını, kaldı ki sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin esas olup yükümlülüklerin iyi niyet kuralı çerçevesinde yerine getirilmesinin gerektiğini, fesih hakkının yasaya, sözleşmeye ve iyi niyet kurallanna uygun kullanılması gerektiğini, aksi takdirde karşı tarafın zararlarından sorumlu olunacağını, ithal edilen malın vergisinin alıcıya ait olduğunu, verginin yüksek oluşunun, sözleşmenin ifasını imkânsızlaştıran bir neden olarak ileri sürülemeyeceğini, kaldı ki AŞ olan davacının TTK’nun 21.maddesi gereğince basiretli bir tacir gibi davranmak zorunda olduğunu, davacının sözleşmeden dönme ötesinde, satıma ilişkin tüm işlemleri sona erip teslim aşamasına gelen malın herhangi bir ayıba ilişkin hiçbir gerekçe olmadan iadesinin de yasal mevzuat uyannca mümkün olmadığını itirazlarının haklı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; taraflar arasında, davacının talebi üzerine 1950 model Cadillac marka otomobilin alımı hususunda yazılı olmayan bir satış sözleşmesi olduğu, taraflar arasında kurulan sözleşmede aracın ithalinde ödenmesi gereken vergilerin davacıdan talep edilen 38.000-USD'ye dahil olup olmadığına yönelik bir açıklık bulunmadığının anlaşıldığı, dava konusu aracın gümrük beyannamesi tarihindeki vergilerinin karşılığının 43.619,64- usd olduğu, yine araç satıcısına ödenen 20.000-usd dikkate alındığında aracın maliyetinin 63.619,64-usd olduğu, davalının aldığı meblağ 38.000-usd dikkate alındığında aracın maliyetinin bile karşılanmadığı, taraflar arasında aksine bir anlaşma olmadığına göre, araç maliyeti vergi miktarları hayatın olağan akışına göre, dava konusu aracın gümrük vergisi ve diğer giderlerin davacıya ait olduğu, davacı tarafın tacir olduğuda dikkate alındığında, dava konusu araca ait gümrük vergisi vs.

giderlerin yaklaşık maliyetlerini bilmesi gerektiği, davalının hilesi de görülmediğinden davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili; taraflar arasındaki anlaşmanın müvekkili şirketin hile yoluyla aldatılması neticesinde yapıldığından müvekkilinin sözleşme ile bağlı olmadığını, müvekkili şirketin satım işlemlerine ilişkin olarak aydınlatılmadığını, davalının sırf araç satışını gerçekleştirebilmek için hileli davranışlar ile müvekkili şirketi aldattığını, 6098 sayılı BK’nun 36.maddesinde, yanılmanın esaslı olmaması halinde dahi sözleşmenin diğer tarafınca hileli davranışlarla sözleşmenin kurulmasına yönlendirilmiş olması halinde yanılan tarafın sözleşme ile bağlı olmayacağının düzenlendiğini,hileli davranışlarla irade beyanı açıklamasına yönlendirme fiilinin aldatma olarak değerlendirildiğini, davalının aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davranışının tek başına müvekkili şirketin yanıltılması yoluyla sözleşmenin kurulduğunun açık bir göstergesi olduğunu, davalının sözleşme görüşmeleri sırasında veya daha önce, dürüstlük kuralı uyarınca açıklaması gereken bir hususu açıklamaması, aracın gümrük vergileri ve diğer masraflarına ilişkin uyarıda bulunmamasının aldatma kastı ile hareket ettiğini gösterdiğini, ;

davalının da tacir olduğu ve basiretli tacir olarak satış bedeline eklenecek tutarları açıklama yükümlülüğü bulunması gerektiğinin mahkemece göz ardı edildiği satım sözleşmesinden 13/11/2012 tarihinde cayma iradesinin davalıya ulaşmasından 5 ay sonra 20/04/2013 tarihinde davalının mutabakat metni imzalamasının açıkça sözleşmeden dönme iradesinin kabul edildiği anlamını taşıdığını, aracın piyasa fiyatının tespit edilmediğini, bilirkişi raporuna itiraz doğrultusunda aracın piyasa fiyatının belirlenmesi için yazılan müzekkere cevabında aracın görülmeden piyasa değerlemesinin yapılamayacağı şeklinde cevap verilmişse de daha sonra alınan raporlarda bilirkişilerin aracın değerini neye göre belirlediğinin tespit edilemediğini,aracın teslim alınmasına ilişkin usulüne uygun bir bildirim yapılmadığı ve hatta aracın nerede olduğunun müvekkili şirket tarafından tespit edilemediği düşünüldüğünde mahkemece verilen kararın hakkaniyete uygun düşmediğini belirterek kararın kaldırılarak davanın kabulüne ve haksız itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Taraflar arasındaki dava, sözlü klasik otomobil satış sözleşmesinden kaynaklı araç bedelinin iadesine ilişkin ilamsız icra takibine itirazın iptaline ilişkindir.

Davacı vekili, davalı tarafça ithal edilecek klasik otomobilin satışı konusunda davalı ile müvekkililin anlaştıklarını, araç bedeli olarak davalı satıcıya 09.11.2012 tarihinde banka kanalıyla 38.000 USD gönderdiğini, davalı tarafın aydınlatma yükümlülüğüne aykırı olarak hileli davranışlarla kendilerini yanıltıp, anahtar teslimi 38.000-usd toplam satış bedeli belirlenen araç için müvekkilinden 90.000-TL daha vergi ve gümrük masrafları adı altında para talep etmesi üzerine müvekkilinin satış sözleşmesinden caydığını ve ödediği satış bedelinin iadesini talep ettiğini, talebin yerine getirilmemesi üzerine başlattıkları ilamsız icra takibine, davalı tarafın haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürmüş,davalı taraf ise, davacıya karşı hileli bir davranışlarının veya yanıltmalarının söz konusu olmadığını, davacının basiretli bir tacir olarak alım satım vergileri ile gümrük vergi ve masraflarının alıcıya ait olduğunu bilmesi gerektiğini,davacının talebi üzerine ithal ettikleri aracı gerekçesiz olarak teslim almayan davacının alacaklı ve borçlu temerrüdüne düştüğünü,aracın ithali için gümrük işlemleri ve diğer masrafları ile lojistik şirketi masrafları yaptıklarını ve aracın ithal edildiği firmaya ödemede bulunulduğunu, haksız olarak sözleşmeyi fesheden davacının, davalının bu zararlarını ödemek zorunda olduğunu ve bu zararların toplamının davacı tarafça ödenen satış bedelinden daha fazla olduğunu, davacının sözleşmeden dönmesini kabul etmediklerini ileri sürerek davanın reddine ve davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.Mahkemece benimsenen bilirkişi raporları doğrultusunda yukarıdaki gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.

2918 Sayılı Yasanın 20/2-d maddesi uyarınca; trafik sicilinde kayıtlı bulunan araçların devir ve satışına yönelik sözleşmelerin resmi şekilde yapılması zorunludur. Resmi şekilde yapılmayan satış sözleşmeleri geçersizdir. Sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 6098 TBK’nun 29/II. maddesine göre; kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, ön sözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır.Kanunen öngörülen şekil şartına aykırılığın yaptırımı TBK’nun 12. maddesinin gereği mutlak butlandır. (kesin hükümsüzlüktür.) Mutlak butlan halinde yapılan hukuki işlem/ sözleşme başlangıçtan itibaren geçersiz işlem olup, zaman içerisinde geçerlilik kazanamayacağı gibi hukuki sonuç da doğurmayacaktır.

Mutlak butlan (kesin hükümsüzlük) taraflarca ileri sürülmese dahi hakim tarafından re’sen nazara alınır. (Eren, F.:Borçlar Hukuku Genel Hükümler;

12. Baskı, 2010, s. 299,300; Oğuzman, M.K; Öz M. Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 10. Baskı, Cilt:1, 2012, s.155 vd.)2918 Sayılı KTK'nun 3.maddesi tescilsiz araçlarda araç sahibi olarak; aracı sahiplik belgesi ile satın alan, taşıt alım vergisini ödemiş ve elinde teknik belge ile karayolu uygunluk belgesi bulunan kişi olarak tanımlamaktadır. Tescile tabi ve ancak tescil edilmemiş aracın yetkili satıcıdan alındığı sahiplik belgesi olan fatura ile ispat edilebilir. Bu fatura, yetkili satıcı tarafından araç alıcısı adına düzenlenen belgedir. Araç mülkiyeti bu faturanın düzenlenmesi ile alıcısına geçer. Bu şekilde araç maliki (sahibi)olan kişiler tescili zorunlu ve ilk tescili yapılacak araçlarını satın alma tarihinden itibaren üç ay içinde yönetmelikte belirtilen bilgi ve belgeleri sağlayarak tescil ettirmek zorundadır.(2918 Sayılı KTK'nun md.20/a-1) Tescil için başvuran araç sahibi;

sahiplik belgesi, taşıt alım vergisi belgesi, teknik belge (karayolları uygunluk belgesi)sunmak zorundadır.(Karayolları Trafik Yönetmeliği md.31/a-2) Mülkiyetin nakli için ayrıca zilyetliğin alıcıya devri koşul değildir. Bu şekilde araç sahibi olan kişi aracını trafik siciline tescil ettirmekle yükümlüdür.(Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 25.12.2012 tarih, 2012/11839 esas, 2012/ 14804 karar sayılı ilamı) .Bu açıklamalardan da açıkça anlaşıldığı üzere,2918 Sayılı Yasanın 20/2-d maddesi gereği, trafik sicilinde kayıtlı bulunan araçların satış sözleşmesinin resmi şekilde yapılması gerektiği yönünde geçerlilik şekli öngörülmüş ancak henüz somut olaydaki gibi henüz trafik siciline kayıt edilmemiş araçların satışı yönünden herhangi bir şekil şartı öngörülmemiştir.TBK.nun 12.maddesi gereği,sözleşmelerin geçerliliği ,kanunlarda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir.

TBK.nun 209 maddesi gereği,taşınır satışı ,Türk Medeni Kanunu uyarınca taşınmaz sayılanlar dışında kalan ve diğer kanunlarda taşınır olarak belirtilen şeylerin satışıdır. Somut uyuşmazlıkta satış sözleşmesinin konusu tescilsiz araç olup taşınır niteliğinde olduğu ve kanunda aksine bir şekil şartı(yazılı şekil veya resmi şekil) öngörülmediğinden tescilsiz araç satışının sözlü sözleşme ile de yapılabileceği açıktır. Bu durumda taraflar arasındaki tescilsiz araç satışına ilişkin sözlü satış sözleşmesinin geçerli olduğu uyuşmazlık konusu değildir.Somut uyuşmazlıkta; taraflarca 09.11.2012 tarihli tarihli sözlü satış sözleşmesi yapıldığı, davalı tarafından ithalat işlemleri yapılarak gümrüğe getirilen aracın vergilerini çok bulan davacı tarafından teslim alınmayarak sözleşmeden dönüldüğü, aracın gümrükte daha fazla bekletilmesi durumunda araca elkonulup millileştirilmesi gündeme geleceğinden davalının aracı TBK 107/2 maddesi gereği temerrüde düşen davacı adına ardiyeye tevdi ettiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda belirtilen yasal hükümler ve açıklamalar çerçevesinde;dava konusu klasik oto satış sözleşmesi gereği davacının yurt dışından ithal edilmesi söz konusu olan dava konusu araca gümrük vergisi KDV vb vergilerin tahakkuk ettirileceği ve bu vergiden kendisinin (alıcının) sorumlu bulunduğunu bilmediğini tacir sıfatı gereği ileri süremeyeceği, davacının sözleşme kurulurken yanılmasının ve/veya davalının hilesine uğramasının davacı tarafından ispatlanamadığı, davacının dönmesinin davalı tarafından kabul edilmediği, davacının sözleşmeden dönmesinin haklı bulunmadığı, davacının borçlu temerrüdü nedeniyle sözleşmeyi ihlal eden sözleşen durumunda olduğundan satış bedelinin iadesi istemine ilişkin isteminin yerinde olmadığı, bu nedenle icra takibine borçlunun itirazı haklı olup davacının itirazın iptali talebinin reddine ilişkin hükümde isabetsizlik görülmediğinden,davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle:

Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

Alınması gereken 44,40- TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 35,90- TL harcın mahsubu ile bakiye 8,50- TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, hükümden sonra davalı yan gider avansından karşılanan 14,-TL posta masrafının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,

Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,

HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 18/04/2019

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.