Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/5284 E. 2021/4287 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Görevli mahkeme
- görev/görevsizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
fon kurulu kararı↗ 6183 sayılı kanun↗ idari işlem↗ menfi tespit davası↗ usuli kazanılmış hak↗ ara karar↗ tespit davası↗ kazanılmış hak↗ tmsf↗ ihtiyati haciz↗ kamu düzeni↗ iptal davası↗ tüzel kişilik↗ yetki↗ haciz↗ menfi tespit↗ kesin hüküm↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma ve alınan bilirkişi raporları değerlendirilerek davanın kabulü ile TMSF Fon Kurulu'nun 26.11.2015 tarih ve 2015/280 sayılı kararından dolayı davacıların borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
(1) Dava menfi tespit istemine ilişkin olup, Dairemizce davalının esasa yönelik temyiz itirazları incelenmeden önce 19.11.2020 tarihli ara kararı ile, davacıların, davalı idarenin tek yanlı işlemi ile aslında borçlu sıfatıyla sorumlu olmadıkları bir borçtan dolayı 4389 sayılı yasanın 15/7-b maddesi gereğince “edinen” sıfatıyla sorumlu olduklarına karar verilmiş olması nedeniyle bu borcun, borç ilişkisine taraf olmayan kişilerden istenmesine yönelik olarak yapılan işlemlerin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla açılan işbu davada adli yargının görevli olmayıp, idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle 2247 s. ..... Kanun’un 20. md. gereğince yargı yerinin belirtilmesi için, 1. Dava dosyasının temyiz incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesi’nin vereceği karara kadar ertelenmesine, 2. Dava dosyasının 2247 sayılı kanunun 20. maddesi gereğince Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine, 3. Dairemizin Uyuşmazlık Mahkemesi’ne iş bu başvurusu hakkında, halen karar düzeltme incelemesinde olduğu ifade edilen Danıştay 13. Dairesi’nin 2018/2904 esas ve 2019/802 karar sayılı ve 14.03.2019 tarihli onama kararı ile ilgisi nedeniyle Danıştay 13. Dairesi Başkanlığı’na bilgi verilmesine, …” karar verilmiştir.
Başvuru üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 01.03.2021 tarihli, 2020/711 esas ve 2021/108 karar sayılı ilamı ile, “…TMSF'nin kamu tüzel kişiliği yapısı tartışmasızdır. Ayrıca davacılar vekilinin dosyada mevcut hem adli hem de idari yargıda açtığı dava dilekçeleri incelendiğinde, sonuç kısımları hariç her iki yargı kolunda aynı dilekçelerin verildiği görülmektedir. Yargı kolu gözetilerek, adli yargıda davacıların borçlu olmadıklarının tespitine ilişkin menfi tespit davası, idari yargıda ise kurum işlemine karşı iptal davası açılmıştır. Ancak her iki yargı kolunda, idari yetki kullanarak tesis edilen TMSF Fon Kurulu'nun 26.11.2015 tarihli ve 2015/280 sayılı kararı davaya konu edilmiştir. Davacılar vekili, dava dilekçelerinde 4389 sayılı Kanun'un ek 6. maddesinde dayandıklarını belirtmemiştir. TMSF tarafından dava konusu işlem çerçevesinde 6183 sayılı Kanun uyarınca uygulanan ihtiyati haciz kararları uyarınca düzenlenen ödeme emirlerine karşı idari yargıya açılan davaların ret kararlarıyla sonuçlandığı dava dosyaları içeriğinden sabittir. Ortada hukuka uygunluğu denetlenmesi gereken tek yanlı bir idari işlem bulunmaktadır. Ek 6. maddedeki şartların oluşup oluşmadığı ve Kurum işleminin hukuka uygun olup olmadığı Danıştay On Üçüncü Dairesinin yukarıda yer verilen 05.05.2017 tarihli ve E. 2016/4396, K. 2017/1368 sayılı ilamında ayrıntılı biçimde değerlendirilmiş olup, aksi durumun tespiti halinde idare mahkemesi kararının esastan değil görev yönünden bozma konusu yapılacağı açıktır. Tüm bu sebeplerle ve TMSF'nin 26.11.2015 tarihli ve 2015/280 karar sayılı işleminin idari niteliği tartışmasız olduğundan davanın görüm ve çözümünde idari yargının görevli olduğu sonucuna ulaşılmıştır…” gerekçeleriyle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.11.2020 tarihli ve E. 2020/5284 sayılı ara kararıyla yaptığı başvurunun kabulüne, davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğuna oy çokluğuyla kesin olarak karar verilmiştir. Bu durumda, mahkemelerin görevi kamu düzenine ilişkin olmakla Dairemizce evvelce verilen kararın usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı gözetilerek somut uyuşmazlık bakımından adli yargı görevli olmayıp, idari yargının görevli olması nedeniyle ilk derece mahkemesi kararının resen bozulması gerekmiştir.
(2) Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/12995 E. 2010/4256 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/768 E. 2015/6358 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ıslah
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kabulü ile, 9.100 TL'nin dava tarihinden itibaren ve 7.280 TL'nin «ıslah» tarihinden tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline dair verilen kararın davalı vekilince temyizi üzerine karar dairemizce bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/5284 E. , 2021/4287 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 24.01.2019 tarih ve 2016/1199-2019/23 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 17.11.2020 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı ... vekili Av. ... ile diğer altı davacılar vekili Av. ... ve davalı TMSF vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davalı TMSF'nin ülkenin tüm bankalarına, tapu sicil müdürlüklerine ve davacıların varlıklarının bulunabileceği yerlere 27.11.2015 günü, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun'un 13., 62. ve 79. maddeleri uyarınca ihtiyati haciz uygulandığını belirten yazılar gönderdiğini, davacıların tamamının Fona devredilmiş herhangi bir bankanın hissedarı ya da hakim ortağı olmadığı gibi yine yönetimi Fona devredilmiş herhangi bir bankadan kredi de kullanmadıklarını, davacı gerçek kişilerin kurmuş oldukları Kablonet A.Ş. hisselerinin %44'ünün Avrupa Amerika Holding A.Ş. tarafından satın alınması karşılığında davacıların para edindiğini, davacı şirketin Kablonet A.Ş.'ne sözleşme karşılığında verdiği hizmet ve işler için Kablonet A.Ş.'nden bedeller tahsil ettiğini, bankadan kredi kullanan ticari şirketlerin yaptırdığı iş ve hizmetin karşılığını ödemesinin hileli bir davranış olmadığı gibi kredi müşterisi olan ticari şirketle iş yapan gerçek ve tüzel kişilerin Fon alacağı borçlusu sayılamayacağını, borcun kaynağı ve doğumu açısından da davacılardan dava konusu tutarın talep edilmesinin hukuka uygun olmadığını ileri sürerek;
davalı tarafından 6183 sayılı Kanun’un 13., 62. ve 79. maddeleri gereğince uygulanan ihtiyati haciz nedeniyle davacı gerçek kişilerin her birinin 17.255.567,00 TL, davacı tüzel kişinin 51.977.462,00 TL davalıya borçlu olmadığının ve davalının, davacılardan mülga 4389 sayılı kanunun 15/7-b maddesi ile 5411 sayılı kanunun 134. maddesi kapsamında talep edebileceği fon alacağının bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı Teknotel A.Ş. (Eski Unvanı Ere Enerji)’nin Türk Telekom A.Ş. ile imzaladığı 24.04.1997 ve 18.02.1998 tarihli sözleşmelerden doğan haklarını sözleşmeden hemen sonra kurulan ve davacı şirket ile aynı ortaklık yapısına sahip dava dışı Kablonet A.Ş.'ne aralarında yaptıkları taşeronluk sözleşmesi ile devrettiğini, daha sonra Kablonet A.Ş. tarafından İktisat Bankası TAŞ.'den çeşitli krediler kullanılarak davacı şirketin hesabına aktarıldığını, Kablonet A.Ş.’ne kullandırıldıktan sonra davacı şirkete aktarılan bu kredilere ilişkin davacı şirket ile ortakları davacı gerçek kişilerin şahsi kefaletleri dahi alınmadığı, kredilerin teminatsız ve kefilsiz olarak kullandırıldığı, bu nedenle davacı şirkete aktarılan bu kredilerin daha sonra Fon alacağına dönüştüğünü, bu kredilerden, mülga 4389 sayılı Bankalar Yasası'nın 15/7-b ve 5411 sayılı Bankacılık Yasasının 134.
maddesi gereğince davacı şirketin "edinen" sıfatıyla sorumlu olduğunu, davacı gerçek kişiler yönünden ise dava dışı Kablonet A.Ş.'nin ortakları davacı gerçek kişilerin, şirketteki %44'lük paylarını, krediyi veren banka hâkim ortağı Avrupa Amerika Holding A.Ş. ile aralarında yaptıkları 14.07.2000 tarihli sözleşme ile adı geçen şirkete sattıklarını, adı geçen şirketin Trade Deposit Bank Ltd'den kullandığı 22.500.000,00 USD kredinin ise davacı gerçek kişilerin hesabına aktarıldığını, söz konusu bankanın Fona devri nedeniyle kullandırılan bu kredinin de Fon alacağına dönüşmesi nedeniyle davacı gerçek kişilerin de anılan yasa gereği "edinen" sıfatıyla sorumlu olduklarını, davacıların sorumluluğuna ilişkin TMSF Fon Kurulu'nun 26.11.2015 tarih ve 2015/280 karar sayılı kararının alındığını, Fon alacağının amme alacağı olması nedeniyle davacılar hakkında 6183 sayılı yasa gereği takip başlatıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma ve alınan bilirkişi raporları değerlendirilerek davanın kabulü ile TMSF Fon Kurulu'nun 26.11.2015 tarih ve 2015/280 sayılı kararından dolayı davacıların borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
(1) Dava menfi tespit istemine ilişkin olup, Dairemizce davalının esasa yönelik temyiz itirazları incelenmeden önce 19.11.2020 tarihli ara kararı ile, davacıların, davalı idarenin tek yanlı işlemi ile aslında borçlu sıfatıyla sorumlu olmadıkları bir borçtan dolayı 4389 sayılı yasanın 15/7-b maddesi gereğince “edinen” sıfatıyla sorumlu olduklarına karar verilmiş olması nedeniyle bu borcun, borç ilişkisine taraf olmayan kişilerden istenmesine yönelik olarak yapılan işlemlerin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla açılan işbu davada adli yargının görevli olmayıp, idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle 2247 s. ..... Kanun’un 20. md. gereğince yargı yerinin belirtilmesi için, 1. Dava dosyasının temyiz incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesi’nin vereceği karara kadar ertelenmesine, 2.
Dava dosyasının 2247 sayılı kanunun 20. maddesi gereğince Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine, 3. Dairemizin Uyuşmazlık Mahkemesi’ne iş bu başvurusu hakkında, halen karar düzeltme incelemesinde olduğu ifade edilen Danıştay 13. Dairesi’nin 2018/2904 esas ve 2019/802 karar sayılı ve 14.03.2019 tarihli onama kararı ile ilgisi nedeniyle Danıştay 13. Dairesi Başkanlığı’na bilgi verilmesine, …” karar verilmiştir.
Başvuru üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 01.03.2021 tarihli, 2020/711 esas ve 2021/108 karar sayılı ilamı ile, “…TMSF'nin kamu tüzel kişiliği yapısı tartışmasızdır. Ayrıca davacılar vekilinin dosyada mevcut hem adli hem de idari yargıda açtığı dava dilekçeleri incelendiğinde, sonuç kısımları hariç her iki yargı kolunda aynı dilekçelerin verildiği görülmektedir. Yargı kolu gözetilerek, adli yargıda davacıların borçlu olmadıklarının tespitine ilişkin menfi tespit davası, idari yargıda ise kurum işlemine karşı iptal davası açılmıştır. Ancak her iki yargı kolunda, idari yetki kullanarak tesis edilen TMSF Fon Kurulu'nun 26.11.2015 tarihli ve 2015/280 sayılı kararı davaya konu edilmiştir. Davacılar vekili, dava dilekçelerinde 4389 sayılı Kanun'un ek 6.
maddesinde dayandıklarını belirtmemiştir. TMSF tarafından dava konusu işlem çerçevesinde 6183 sayılı Kanun uyarınca uygulanan ihtiyati haciz kararları uyarınca düzenlenen ödeme emirlerine karşı idari yargıya açılan davaların ret kararlarıyla sonuçlandığı dava dosyaları içeriğinden sabittir. Ortada hukuka uygunluğu denetlenmesi gereken tek yanlı bir idari işlem bulunmaktadır. Ek 6. maddedeki şartların oluşup oluşmadığı ve Kurum işleminin hukuka uygun olup olmadığı Danıştay On Üçüncü Dairesinin yukarıda yer verilen 05.05.2017 tarihli ve E. 2016/4396, K. 2017/1368 sayılı ilamında ayrıntılı biçimde değerlendirilmiş olup, aksi durumun tespiti halinde idare mahkemesi kararının esastan değil görev yönünden bozma konusu yapılacağı açıktır.
Tüm bu sebeplerle ve TMSF'nin 26.11.2015 tarihli ve 2015/280 karar sayılı işleminin idari niteliği tartışmasız olduğundan davanın görüm ve çözümünde idari yargının görevli olduğu sonucuna ulaşılmıştır…” gerekçeleriyle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.11.2020 tarihli ve E. 2020/5284 sayılı ara kararıyla yaptığı başvurunun kabulüne, davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğuna oy çokluğuyla kesin olarak karar verilmiştir. Bu durumda, mahkemelerin görevi kamu düzenine ilişkin olmakla Dairemizce evvelce verilen kararın usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı gözetilerek somut uyuşmazlık bakımından adli yargı görevli olmayıp, idari yargının görevli olması nedeniyle ilk derece mahkemesi kararının resen bozulması gerekmiştir.
(2) Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün resen BOZULMASINA, (2) nolu bent uyarınca davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, 20.05.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/669815400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz