6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Menfi tespit

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/5671 E. 2021/3553 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Kıymetli evrak (kambiyo)

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kambiyo takibi nakden kaydı talil yazılı delille ispat takipsizlik kararı karine şirket merkezi mahkemesi borçlu olunmadığının tespiti yemin delili ispat külfeti muvazaa bedelsizlik yemin ikrar ispat yükü bono geçersizlik taşıyan ilk derece kararının kaldırılması menfi tespit cy/cy kaydı ibraz

Atıf yapılan mevzuat: HMK · TTK

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının senedin sonradan düzenlendiği ve davalıya borçlu olmadığı şeklindeki iddiasını yazılı delille ispat edemediği ve yemin deliline de başvurmadığı, davalı ve dava dışı ... hakkındaki ceza soruşturmasının da takipsizlikle sonuçlandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

-/-

İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, menfi tespit davasında ispat yükünün kural olarak alacaklı tarafta olduğu ancak bu kuralın uygulanabilmesi için borçlunun hukuki ilişkiyi inkar etmesinin ve borcun hiç doğmadığını ileri sürmesinin gerektiği, menfi tespit davasını açan borçlunun, kendisinden talep edilen alacağın ve bunun dayandığı hukuki ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip başka bir nedenle aradaki hukuki ilişkinin geçersiz olduğunu ya da sona erdiğini ileri sürmesi halinde ise ispat yükünün yer değiştirip borçluya ait olacağı, bonoda nakden kaydı varsa bu kaydın karine olarak paranın verildiği anlamını taşıyacağı ve aksini iddia eden tarafın bunu ispatla mükellef olduğu, somut olayda, hukuki ilişkiyi inkar etmeyip, borcun muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunu iddia eden ve bonodaki nakden kaydını talil eden davacının ispat külfetini üzerine aldığı ancak bu iddialarını yazılı delille ispat edemediği ve hatırlatılmasına rağmen yemin deliline de başvurmadığı ancak davalının ceza soruşturmasında verdiği ifadesinde, şirket eski yetkilisine şirket kurulmadan önce 100.000.- TL verdiğini, şirket kurulduktan sonraki tarihlerde ise yine ... 'ye 120.000.- TL daha verdiğini belirttiği, bu hale göre, davacı şirketi şirket kurulmadan önce verildiği sabit olan 100.000.- TL’den sorumlu tutmanın mümkün olmadığı ancak şirketin kuruluşundan sonra verilen tutardan davacı şirketin sorumlu olduğu gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, davanın kısmen kabulüne, davacının icra takibine dayanak teşkil eden 220.000,00 TL meblağlı kambiyo senedinden dolayı davalıya 120.000,00 TL borcu olduğunun, bakiye kısım yönünden ise borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.

Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.

1- Dava, kambiyo takibine konu edilen bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup, bölge adliye mahkemesince yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Davacı, davacı şirketin yetkilisi olan ... ’nin 04.12.2015 tarihli genel kurul kararıyla azledildiğini, akabinde şirket genel kurulunca 05.01.2016 tarihinde alınan kararla, şirket merkezinin Konya’dan Bursa’ya taşınmasına karar verildiğini, bu kararın kendisine zarar vermek amacıyla alındığını düşünen ... ’nin azlinden sonra sırf şirkete ve ortaklarına zarar vermek amacıyla davaya konu bonoyu geriye dönük olarak keşide edip akrabası olan davalıya verdiğini, şirketle davalı arasında bono verilmesini gerektirir bir ticari ilişki bulanmayıp, şirketin borçlu bulunmadığını iddia etmiş; davalı ise, davacı şirketin kurulmasından önce şirkete ortak olmak amacıyla ... ’ye 100.000.- TL verdiğini, ancak kendisinin değil başka bir şahsın şirkete ortak yapıldığını, şirket kurulduktan sonra ... ’nin şirket işlerinde kullanılmak üzere kendisinden borç istediğini, bunun üzerine ...’e 120.000.- TL daha borç verdiğini, davaya konu bonoyu verdiği bu borçlara karşılık olarak aldığını ve gerçek bir alacağı bulunduğunu savunmuş ve zikredilen tutardaki paraları ...’e verdiğine dair bir takım banka dekontlarını dosyaya ibraz etmiştir.

Davacı, işbu davada da ileri sürdüğü iddialara dayalı olarak davalı ve ... hakkında suç duyurusunda bulunmuş olup, Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adı geçenler hakkında soruşturma başlatılmış, soruşturma kapsamında adı geçenlerin ifadesi alınmıştır. Davacı senedin bedelsiz olduğunu ispata yarar başkaca bir delil ortaya koyamamışsa da, zikredilen soruşturma dosyasına delil olarak dayanmıştır. Şirketin eski müdürü olan ... , soruşturma dosyasında yer alan 30.05.2016 tarihli ifadesinde; ..., ... ve yabancı ortaklarıyla beraber davacı şirketi kurduklarını ve şirketin yetkilisinin de kendisi olduğunu, şirket kurulmadan önce şirket işlerinde kullanmak üzere kuzeni olan davalıdan borç istediğini, davalının da ortak kuzenleri olan bir şahıstan 100.000.- TL borç aldığını ve bunu kendisinin banka hesabına yatırdığını, birkaç ay sonra davalıdan yine borç para istediğini ve davalının da kendisine 120.000.- TL daha borç verdiğini, kendisinin de bunlara karşılık 220.000.- TL’lik senet imzalayarak davalıya verdiğini, davalı tarafından verilen paraların kendisinin banka hesabına yatırıldığını ve şirket kayıtlarında da kendisinin koyduğu sermaye olarak gözüktüğünü beyan etmiş, davalı da savcılıktaki ifadesinde, huzurdaki davadaki savunmasıyla örtüşür şekilde 100.000.- TL’yi şirket kurulmadan önce şirkete ortak olmak amacıyla, 120.000.- TL’yi şirket kurulduktan sonra ...’e verdiğini ifade etmiştir.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davaya konu bono her ne kadar şirket yetkilisi tarafından şirket adına keşide edilerek davalıya verilmişse de şirketin bonodan dolayı davalıya borçlu olmadığı anlaşılmaktadır. Zira davalı tarafından ...’e verilen 100.000.- TL’nin şirketin kurulmasından önce verildiği sabit olup, bu husus hem davalının hem de ... ’nin kabulündedir. Bu nedenle şirketin kurulmasından önce ...’e verilen bu paradan dolayı şirketin borçlu bulunmadığı sabittir. Şirketin kurulmasından sonra verilen 120.000.- TL’nin ise şirkete değil ...’e verildiği anlaşılmaktadır. Zira ... savcılıktaki ifadesinde, davalı tarafından verilen bu paraların şirket kayıtlarında kendisinin şirkete koyduğu sermaye olarak gözüktüğünü beyan etmiş olup, parayı şirket için değil kendisi için aldığını ikrar etmiştir. Nitekim, davalı tarafından sunulan dekontlardan da 120.000.- TL’nin şirkete değil, ...’in şahsına ödendiğini anlaşılmaktadır. Bu itibarla, bölge adliye mahkemesince, belirtilen hususlar gözetilerek, davanın tümüyle kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/13611 E. 2013/20814 K.

    Sonuç: 🔶 iki emsal

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2020/5671 E.  ,  2021/3553 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 25.12.2018 tarih ve 2016/266 E. - 2018/862 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nce verilen 16.01.2020 tarih ve 2019/446 E. - 2020/57 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalı tarafından müvekkili aleyhine bonoya dayalı olarak takip başlatılmışsa da, müvekkilinin davalıya borçlu olmadığını zira davacı şirketin ve dava dışı Alpmac Makine... A.Ş.’nin aynı tarihte kurulduğunu ve kurucu ortaklarının da aynı kişiler olduğunu, her iki şirkete de kurucu ortaklardan ... ’nin müdür olarak atandığını, kurucuların Alpmac Makine A.Ş tarafından imal edilecek makinelerin davacı şirket aracılığıyla ihraç edilmesini amaçladıklarını ancak kurucular arasındaki ilişkilerin ... ’den kaynaklanan sebeplerle bir süre sonra bozulduğunu ve ...’in davacı şirketin müdürlüğünden azledildiğini, davacı şirket genel kurulu tarafından 04.01.2016 tarihinde alınan kararla, şirket merkezinin Bursa’ya taşınmasına karar verildiğini, bu karardan memnun olmayan ...’in sırf davacı şirketi ve ortaklarını zarara uğratmak amacıyla geriye yönelik olarak tanzim ettiği bonoyu akrabası olan davalıya verdiğini, davalıyla aralarında bononun verilmesini gerektirir bir ticari ilişki bulunmadığını ileri sürerek, müvekkilinin davaya konu senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin davacı şirketin kuruluş aşamasında şirkete ortak olmak amacıyla ... ’ye 100.000.- TL verdiğini, akabinde de ... tarafından talep edilmesi üzerine şirket işlerinde kullanılmak üzere 120.000.- TL daha borç verdiğini ve verdiği bu paralara karşılık davaya konu senedi aldığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının senedin sonradan düzenlendiği ve davalıya borçlu olmadığı şeklindeki iddiasını yazılı delille ispat edemediği ve yemin deliline de başvurmadığı, davalı ve dava dışı ... hakkındaki ceza soruşturmasının da takipsizlikle sonuçlandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

-/-

İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, menfi tespit davasında ispat yükünün kural olarak alacaklı tarafta olduğu ancak bu kuralın uygulanabilmesi için borçlunun hukuki ilişkiyi inkar etmesinin ve borcun hiç doğmadığını ileri sürmesinin gerektiği, menfi tespit davasını açan borçlunun, kendisinden talep edilen alacağın ve bunun dayandığı hukuki ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip başka bir nedenle aradaki hukuki ilişkinin geçersiz olduğunu ya da sona erdiğini ileri sürmesi halinde ise ispat yükünün yer değiştirip borçluya ait olacağı, bonoda nakden kaydı varsa bu kaydın karine olarak paranın verildiği anlamını taşıyacağı ve aksini iddia eden tarafın bunu ispatla mükellef olduğu, somut olayda, hukuki ilişkiyi inkar etmeyip, borcun muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunu iddia eden ve bonodaki nakden kaydını talil eden davacının ispat külfetini üzerine aldığı ancak bu iddialarını yazılı delille ispat edemediği ve hatırlatılmasına rağmen yemin deliline de başvurmadığı ancak davalının ceza soruşturmasında verdiği ifadesinde, şirket eski yetkilisine şirket kurulmadan önce 100.000.- TL verdiğini, şirket kurulduktan sonraki tarihlerde ise yine ...

'ye 120.000.- TL daha verdiğini belirttiği, bu hale göre, davacı şirketi şirket kurulmadan önce verildiği sabit olan 100.000.- TL’den sorumlu tutmanın mümkün olmadığı ancak şirketin kuruluşundan sonra verilen tutardan davacı şirketin sorumlu olduğu gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, davanın kısmen kabulüne, davacının icra takibine dayanak teşkil eden 220.000,00 TL meblağlı kambiyo senedinden dolayı davalıya 120.000,00 TL borcu olduğunun, bakiye kısım yönünden ise borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.

Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.

1- Dava, kambiyo takibine konu edilen bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup, bölge adliye mahkemesince yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Davacı, davacı şirketin yetkilisi olan ... ’nin 04.12.2015 tarihli genel kurul kararıyla azledildiğini, akabinde şirket genel kurulunca 05.01.2016 tarihinde alınan kararla, şirket merkezinin Konya’dan Bursa’ya taşınmasına karar verildiğini, bu kararın kendisine zarar vermek amacıyla alındığını düşünen ... ’nin azlinden sonra sırf şirkete ve ortaklarına zarar vermek amacıyla davaya konu bonoyu geriye dönük olarak keşide edip akrabası olan davalıya verdiğini, şirketle davalı arasında bono verilmesini gerektirir bir ticari ilişki bulanmayıp, şirketin borçlu bulunmadığını iddia etmiş; davalı ise, davacı şirketin kurulmasından önce şirkete ortak olmak amacıyla ... ’ye 100.000.- TL verdiğini, ancak kendisinin değil başka bir şahsın şirkete ortak yapıldığını, şirket kurulduktan sonra ...

’nin şirket işlerinde kullanılmak üzere kendisinden borç istediğini, bunun üzerine ...’e 120.000.- TL daha borç verdiğini, davaya konu bonoyu verdiği bu borçlara karşılık olarak aldığını ve gerçek bir alacağı bulunduğunu savunmuş ve zikredilen tutardaki paraları ...’e verdiğine dair bir takım banka dekontlarını dosyaya ibraz etmiştir.

Davacı, işbu davada da ileri sürdüğü iddialara dayalı olarak davalı ve ... hakkında suç duyurusunda bulunmuş olup, Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adı geçenler hakkında soruşturma başlatılmış, soruşturma kapsamında adı geçenlerin ifadesi alınmıştır. Davacı senedin bedelsiz olduğunu ispata yarar başkaca bir delil ortaya koyamamışsa da, zikredilen soruşturma dosyasına delil olarak dayanmıştır. Şirketin eski müdürü olan ... , soruşturma dosyasında yer alan 30.05.2016 tarihli ifadesinde; ..., ... ve yabancı ortaklarıyla beraber davacı şirketi kurduklarını ve şirketin yetkilisinin de kendisi olduğunu, şirket kurulmadan önce şirket işlerinde kullanmak üzere kuzeni olan davalıdan borç istediğini, davalının da ortak kuzenleri olan bir şahıstan 100.000.- TL borç aldığını ve bunu kendisinin banka hesabına yatırdığını, birkaç ay sonra davalıdan yine borç para istediğini ve davalının da kendisine 120.000.- TL daha borç verdiğini, kendisinin de bunlara karşılık 220.000.- TL’lik senet imzalayarak davalıya verdiğini, davalı tarafından verilen paraların kendisinin banka hesabına yatırıldığını ve şirket kayıtlarında da kendisinin koyduğu sermaye olarak gözüktüğünü beyan etmiş, davalı da savcılıktaki ifadesinde, huzurdaki davadaki savunmasıyla örtüşür şekilde 100.000.- TL’yi şirket kurulmadan önce şirkete ortak olmak amacıyla, 120.000.- TL’yi şirket kurulduktan sonra ...’e verdiğini ifade etmiştir.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davaya konu bono her ne kadar şirket yetkilisi tarafından şirket adına keşide edilerek davalıya verilmişse de şirketin bonodan dolayı davalıya borçlu olmadığı anlaşılmaktadır. Zira davalı tarafından ...’e verilen 100.000.- TL’nin şirketin kurulmasından önce verildiği sabit olup, bu husus hem davalının hem de ... ’nin kabulündedir. Bu nedenle şirketin kurulmasından önce ...’e verilen bu paradan dolayı şirketin borçlu bulunmadığı sabittir. Şirketin kurulmasından sonra verilen 120.000.- TL’nin ise şirkete değil ...’e verildiği anlaşılmaktadır. Zira ... savcılıktaki ifadesinde, davalı tarafından verilen bu paraların şirket kayıtlarında kendisinin şirkete koyduğu sermaye olarak gözüktüğünü beyan etmiş olup, parayı şirket için değil kendisi için aldığını ikrar etmiştir.

Nitekim, davalı tarafından sunulan dekontlardan da 120.000.- TL’nin şirkete değil, ...’in şahsına ödendiğini anlaşılmaktadır. Bu itibarla, bölge adliye mahkemesince, belirtilen hususlar gözetilerek, davanın tümüyle kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ

Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 12/04/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Dava; kambiyo senedi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece; dava konusu bononun davacı tarafından keşide edildiği bedelin nakden alındığı kaydını içerdiği, soyut borç ikrarı niteliğini ve bono unsurlarını taşıyan belgeye dayalı alacağın bulunmadığı iddiasının aynı güçte yazılı delil ile kanıtlanması gerektiği, davacının bu yönde bir ispat vasıtası sunamadığı gerekçesiyle dava reddedilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise davalının ceza soruşturması sırasındaki ifadesine göre 100.000 TL'nın şirket kurulmadan önce şirketin yetkilisine verildiği, bu tutardan şirketin sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Daire çoğunluğu, bonodaki tutarın şirkete değil, şahsi olarak şirket temsilcisi ... 'ye borç olarak verildiği, bu durumda şahsi borç için şirket unvanı kullanılarak düzenlenen bonodan dolayı şirketin sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın tümüyle kabulü gerektiğine işaret edilerek karar bozulmuştur.

Uyuşmazlık, kambiyo senedi unsurlarını taşıyan dava konusu bono nedeniyle açılan eldeki davada ispat kuralının ne olduğu noktasında toplanmaktadır.

TTK'nın 645. maddesine göre; kıymetli evrak içerdiği hak senetten ayrı olarak ileri sürülemez.

HMK'nın 201. maddesi gereğincede senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler tanıkla ispat olunamaz.

Somut olay bakımından alacağın ispat yükü altında olan davalı, yazılı delil olan ve soyut borç ikrarı taşıyan bono ile alacağını ispatlamıştır. Senedin dayanağı borç ilişkisinin senedin tanziminden önce oluşması alacağın varlığını ortadan kaldırmaz. Olsa olsa şirketin kendi yöneticisine karşı açacağı bir sorumluluk davasının konusunu oluşturabilir.

O halde; HMK 201.maddesine uygun olarak ispat yükü kendine düşen davacının, borcun olmadığı yönündeki iddiası yazılı delil ile kanıtlanamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekir iken, yazılı gerekçesiyle kısmen kabul kararı verilmesi doğru olmadığı gibi sayın çoğunluğun daha da ileri giderek davanın kabulü yönündeki bozma gerekçesi oluşturması yolundaki görüşüne katılmıyorum.

MUHALEFET ŞERHİ

İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf kanun yolu başvurusu üzerine HMK 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK 369/1 ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerinde bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davacının temyiz isteminin kabulü ile kararın bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/667064200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.